Podcast

S1E20 / Gayriihtiyari söylenenlerin bıraktığı anılar

Sote

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Çoktan kalıplaşmış dünyada başkaları için iyi niyetliyiz.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

3.595 kelime · ~18 dk okuma

Merhaba, SOTE 20. bölümüne kavuştuğumda sizlere güzel bir haberle geldim. SOTE kapak oldu. Belki bilmiyorum, görmüyorsunuzdur ama görmeyenler için ben bir kez daha söylemek istiyorum. Aslında amacım bir kez daha bunu kendim için söylemek. Türkiye'nin ilk defa podcast dergisi olarak bilinen Podi Yemek'te

Sote kapak oldu. Hani bırakın yaralmayı, kapak oldu. Bizler için çok değerli bir serüven, çok değerli bir anıdır. Ama tabii ki hani şey vardır ya, o konuda birazcık gerçekçi olayım. Bu bizlerin değil, bu hepimizin, bu sizlerin başarısı kısmına katılmak istiyorum. Ama şunu da es geçemezsiniz, benim çabalarım, benim emeklerim olmasaydı

Yani sizlerden gelen mesajlar beni şevk etmeseydi, ne bileyim işte efendime söyleyeyim, benim anlatıma arzum işte sizden, benden, bizden bir şeyler olmasaydı belki bunlar olmayacaktı. O yüzden heyecanlıyım, güzel, çok mutlu oldum böyle bir şeyle karşılaştığım için. Tabii ki gönül isterdi ki biz aslında kapaklardan kapaklara koşalım, o kapaktan bu kapağa poz verelim. Hatta bu hafta hangi kapaktayız onu bile hatırlamayalım, onu bile unutalım isterdik ama Öyle olmadı söylemenimiz. Programımız sevildi, programımız kapak oldu. Bu da şu anlama geliyor. Demek ki derdimiz sevildi, anlattığımız şey sevildi ya da belki ben çok fazla anlam yüklüyor olabilirim bu tarz şeylere. Uzun bir süre yine ayrı kaldık. Bu süreçte güzel değişiklikler oldu ve felaketler yaşadık.

Transkriptin tamamını oku

Öncelikle İzmir'den dinleyenler varsa onlara buradan büyük can sağlığı, büyük geçmiş olsun diliyorum. Fakat şu konuyu da galiba konuşmadan başlayamayacağım. Felaketler, zihniyetler doğuruyormuş gibi hissediyorum artık ister istemez. Yani deprem olduğunda, bilmiyorum sizdeki karşılığı ne? Bu arada bunun tek bir karşılığı olmayabilir. Herkesce bunun farklı bir karşılığı vardır.

Şimdi çıkıp da ben size şey demeyeceğim, benim tremvam var, ben deprem haberi duyduğum zaman kaçıyorum, gizleniyorum diyemem. Herkesin farklı bir şeyi vardır ve buna herkes tepki göstermek zorunda değil. Ben şöyle düşünüyorum, global acıların insanlarda belirli bir şeyi vardır. Mesela kimisi, atıyorum ülkeyi, ülke gündemini değiştiren bir haber aldığında bununla ilgili tepki göstermeyebilir.

Çünkü gösteremeyebilir. Bu onun canını yakıyor olabilir, üzülebilir, kendisine zaman ayırmak istiyor olabilir. Herkesin bence bu acılara karşı, toplumsal acıya karşı bir direnişi, bir serzenişi, bir eylemi oluyordur. O yüzden hiç kimse bir şey yapmıyor diye bence bunu yargılayamayız. İlla ki onda bir karşılığı vardır işte. Niye paylaşmıyorsun İzmir'deki şeyi? Diyemeyiz kimseye. Şey anlamına gelmesin. Bir insan bir şey paylaşmıyor diye o acıyı yok saydı anlamına gelmesin ki bence bizi asla ilgilendirmiyor. Bence. Ama illa bir şeye sataşacaksak, illa bir şeye karşı gireceksek deprem olduğunda düşündüğümüz ilk şey kimler orada, ne durumda, ne haldeler diye düşünürken çıkıp da birisinin bunların olma sebebi işte bak dün cumhuriyet oldu işte bugün bu olur tabii ki İzmir'de işte zina var falan. Böyle bir video çekip, böyle bir video yayınlayabilecek bir özgüvende demek istemiyorum artık. Böyle bir toplumsal rahatlık mı, genişlik mi diyeyim? Bunu konuşmak gerekiyorken niye o sanatçı tepki göstermesin? Bence mesele bu değil. Bir insan bir şey yapmıyor diye ona bir tepki gösteremeyiz. Aksine yaptığından göstermeyiz.

O arkadaşımız orada dururken ona bir şey demeyip, birisi bir şey yapmadığında ona tepki göstererek bana çok çok acımasız geliyor yani. Daha sonrasında bu olay işte Asena diye bir ablamız çıktı belki görmüşsünüz haberlerde. Bir abla çıktı sonra yakalandı. Trol hesapmış işte bir abi onu yönetiyormuş falan yazmış etmiş falan filan bir haber yakalanıyor eyvallah.

Ayda bebek kurtarıldığımda ben bir tweet attım. İşte 91 saat sonunda bir mucize işte ve böyle bir olayı, zinaya bağladığınız gibi üstelik ben bir tweet attım. Ve hiçbir beklentim yok bu tweetten atıyorum ya da şöyle anlaşılsın böyle. Ben sadece Yani o çocuğu görünce hissettiğim şey, ya bu çocuğu hani hadi her şeye geçtim, hadi seni düşünmeyenle, seninle farklı görüşte olanla çarpışıyorsun, fikrini beyan ediyorsun ama hiç bu konulardan anlamayan, daha belki kendi isteğini düzgün söyleyemeyen bir insanı bile, bir bebeği bile böyle bir şeyle suçladınız, bunun farkında mısınız demek istedim ve altına gelen yorumlar o kadar şey ki böyle şey diyor insan ya, bir dakika, bir dakika, bir durup düşünelim galiba bir sıkıntımız var.

Başkan, başka bir yerdeyiz galiba ya. Çünkü bana şey, o tweet'e atıyorum, abi yakalandılar, abi işte ortalığı geriyorsun, işte o siber suç bilmem şöyle oldu, ortalık... Gerçekten şey, inanıyor musunuz ya, bu Twitter'da mesela çıkan gündemden dolayı sadece bir kişinin Troll bir hesabı var ve bunu yayıyor ve geriye kalan bütün tarikat yıkılıyor olabilir mi ya? Ben sadece bu zihniyetten bahsediyorum. Ve bu bahsettiğim sadece bir kişi, yazılan bir tweetten değil. Bu algıda olabilirsin. Bundan bahsediyorum. Böyle bir şeyi suçluyorsun farkında mısın? Neye inandığın, neyi sevdiğin hiç önemli değil. Yani neyi suçladığının farkında mısın?

Umarım, bu şey işte bak, hep şeye geliyor konu, çok sevmeye geliyor yani. Bence yani umarım bir şeyi gözüm bu kadar kör olacak kadar çok sevmem ya. Bana bu kadar zarar verip, bu kadar beni dışarıya karşı görmezden getirecek, bu kadar kör edecek kadar sevmem bir şeyi ya. Çünkü çok kötü o. Yani hissiyatını kaybediyorsun. Yani kendi başına bir şey gelmedikçe her şeyi tek bir şeye bağlıyorsun. O kadar kötü bir şey ki dönüşü yok. Hiçbir şey anlatamıyorsun kimseye.

Umarım çevreniz her zaman, çünkü şu an galiba dileyebileceğim tek dilek bu yani. Çevrenizdeki umarım herkes sizlerle aynı görüştedir. Çünkü farklı görüşte bir insan olduğunda tartışmak tamam eyvallah güzel, her tartışma nihayet sonuca vardığında insana bir şey katıyor olabilir ama şu bir gerçek artık, karşındaki insan inandığı konu konusunda tamamen kapalıysa, konu hiçbir yere gitmiyor. En son şiddete kadar gidebiliyor konu yani. Bu çok kötü bir şey. Böyle bir toplumda yaşıyor olmak yani şimdi siyasi veya şey bir şey söylemiyorum. İnsandan bahsediyorum aslında. Çok kötü geliyor kulağa yani. Deprem olduğunda aklınıza ne geliyor ilk? Bence asıl soru bu. Yani deprem olduktan birkaç saat sonra çıkıp bir adam işte bak zina oldu işte olur dediğinde şey demeyecek miyiz yani? Bir dakika ya insan ölüyor. Bir dakika çocuklar, hayvanlar var o yıkılan binaların içinde demeyecek miyiz yani?

Buna sessiz kalınıp da... Demek istediğim şeyi anlatabiliyor muyum? Böyle şeylere sessiz kalınıp bambaşka bir yerden başka bir şeye yüklenmek. Mesela ben atıyorum iki üç gün boyunca kimse bir şey paylaşmıyor. Çok doğal. Olur, olmaz falan filan. Ondan sonra korkuyorsun tepki olarak. Tabi ki bunun bir zaman. Tabi ki bir şey paylaşma. Tabi ki şu an toplumsal bir acımız var. Bambaşka bir şey paylaşma. Mesela Gürgen Öz. Adamsın Gürgen Öz diye bir şey çıkıyor. Çok sevdiğimiz bir oyuncudur, abimizdir. Eyvallah beni ilgilendirmez ama

Şimdi gündem oluyorken Şeyh Masumbaşı'nın bilmem nereye gittiğini şey. E bu mu derdimiz yani? Abi gerçekten başkan. E o zaman şey, o zaman sen çok prim yani bu. Prim yani çıkıp oradan onun izleneceğini bilip, oradan onun şeyini alacağını bilip, arkadaşlar ne oldu biliyor musunuz? Kulübe gittik, kostüm partisi yaptık, şey oldu derdi. E o zaman senin derdin ne o?

Yani çünkü ben o an şeyi göre... Yani beni niye ilgilendirirse ben atıyorum, umarım tekrar olmaz, kötü örnek olsun diye söylüyorum. Toplumsal bir felaket yaşandı ve o Twitter'daki abi gibi hani bedenim Antalya'da ama kalbim Ege'de değil de gerçekten zihin olarak düşünüyorum yani felaketi düşünüyorsun. Ve o anda benim hiç ilgilendirmediği, beni hiç ilgilendirmeyen birisi bir kostüm partinin story hattında ben buna tepki göstereceğim, ne yapacağım, video çekeyim. Beni ilgilendirmiyor. O benim şu an derdim değil. Ama o beni ilgilendiriyorsa, o zaman kaypaklık gibi geliyor bana. Evet, galiba cümlemden şaşmayacağım ve doğru olarak bunu bir kez daha... En azından benim doğrum. Kimse katılmasa bile benim doğrum derim ve bunu savunurum yani. Felaketler, zihniyetler doğruyor. Söte girmeci bölüm başlasın bakalım. BAM BAM BARA BAM BAM BAM

Şimdi konuya şöyle girmek istiyorum. Hani şey vardır ya hayat bana şöyle gösterdi. Benim de illa herkesin hayat bana şunu göster dediği bir şey mutlaka vardır. Bir sürü vardır. Bir tane değil birçok vardır. Benim bir tanesi geçen gün aklıma geldi. Ha dedim bunu programda anlatayım.

Biz yıllar önce kendi amatör tiyatro ekibimizle oyun oynamak için şeye gittik, Kandırı Ceza Evi'ne. Tabii kendi isteğimizi değil, izinler alındı, dilekçilere falan. Böyle bir yöntmenimiz sağ olsun vesile oldu. Oynamaya gittik. Tabii mahkumlarla böyle çok sohbete giremiyorsun haliyle yani. Bir mesafe oluyor ama tabii tanışıyorsun, konuşuyorsun derken böyle bizden bir ışık hapşurunca şey vardır ya, iyi yaşa, çok yaşa, işte güzel yaşa, sen de... Dedik ki bir tane mahkum, özgür yaşa.

Mesela ben o an çok etkilenmiştim öyle bir sözden dolayı. Çünkü o zaman da ülke gündemi yine karışıktı. Şimdi konusunu açmayayım. Çok hoşuma gitti. Hem mahkumun böyle bir şey söylemesi. Acaba bir şeyleri biliyor mu? Bir şeyleri mi ima ediyor? Yoksa sadece bulunduğu durumdan dolayı mı böyle bir söz söylemek dilekte bulunuyor diye çok düşünmüştüm.

Ve etkilenmiştim yani. Dedim ki ben de böyle bir dilekte bulunabilirim insanlara karşı diye. Herkesin vardır böyle bir esinlendiği bir şey. Bu şu an itiraf ettiğim benim bilinmeyen bir yönüm değil. Meğer bu yüzdenmiş diye böyle haber alacak bir şey değil. Bir şeyin alt metnini size söylüyorum sadece şu anda. Daha sonra ben böyle zaman içerisinde... Bunu tabi kullanmaya başladım. Ben de insanlara böyle bir dilekte bulunuyorum ve çok da hoşuma gidiyor insanlara. Özgür yaşa, özgür yaşa. Ve benim için böyle ekstra bir anlamı varmış gibi hissetmiyorum yani şey olarak. Sadece aşina olduğum bir sözü söylüyormuş gibi hissediyorum. Ve insanlardan da gerçekten böyle çok nasıl diyeyim? Büyük bir reaksiyon almıyorum. Aha özgür yaşa dedi. Teşekkür ederim abi, Allah razı olsun gibi bir dönüş almıyorum yani özgür yaşa dediğimde.

O muhabbet öyle kalıyor ve tabii gel gidelim zamanla bu benim için daha da sıradan bir şey haline geldi. Ya da etrafımdaki insanlar için. Hatta hep görüştüğüm bir insanla berabersem o hapşurduğunda, özgür yaşa dediğinde ekstra bir çabaya girmiyordu o da. Bir kez daha mı be, niye olmuyor abi be diye üzülmüyorduk.

Ben bir gün bir söyleşiye gittim, bir üniversiteye. Hatırlamıyorum ama galiba Ankara'daydı. Sahneye çıktım, böyle konuşuyorum. Çok aristokrat bir yerdeyim tabii ki işte arkadaşlar diyorum. Dünya öyle bir yer ki. Yaşamak bir sincap gibiyim, hemen genco akal ses tonumla. Konuşuyoruz böyle. Derken birisi gayri ihtiyar hapşurdu. O zamanlar dönem böyle değil. Biri hapşurunca iyi dileklerde o zaman bulunabiliyoruz. Birisi hapşurdu. Ben de gayri ihtiyari bir şekilde yine aynı biçimde. özgür yaşa dedim ama hani bunu böyle söylerken sahnede herkesin gözünün içine bakıp özgür yaşasın çünkü bu toplum gibi bir yerden söylemedim böyle içimden çıktı hani özgür yaşa deyip döndüm ve ben döndüğümde birkaç saniye içinde şunu fark ettim inanılmaz bir alkış koptu ve ben anlamadım neden alkışladıklarını sonra fark ettim ki özgür yaşa dediğim için alkış almak çok güzel

özgür yaşa dediğim için çok güzel bence alkış almak ama birisi hapşurduğu için ona özgür yaşa dediğim için alkış almak o kadar kötü bir durum ki çünkü şeyi düşündüm mesela zaten anlamışsınızdır bu hikayede benim fakaplarımdan bir tanesi yani konu başlığı özgür yaşa olsa da alttaki özgürlük kısmı yani o onun gelme sebebi biraz ironik bir durum durumdan dolayı mesela benim metnim şey olsaydı böyle işte çıktım üniversiteye söyleşiye ve özgür yaşa metniyle öyle bir konuştum ki yarım saatin sonunda bütün öğrencileri alkışladılar olsa bu konuyu şu an burada anlatamazdım çünkü çok şey olurdu yani şey diyor ya sevgili Kadir Doğulu insanın kendisinin elinden bahsetmesi kadar bedbaht bir şey yok ki öyle bir cümle kullanıyor o durumda herhalde yine aynısı olacaktı o yüzden fakatım olduğu için çok rahatlıkla söyleyebiliyorum yani diyeceğim şu ki Bu kelime çok güzeldir, bu kelime çok gücüdür. Wow, ne kelime diye kullandığın kelimeler o beklediğin yerde etki yaratmaz ama hiç beklemediğin bir yerde o güzel kelime öyle bir etki yaratır ki. Dersim ki, ya başkan bu öyle bir şey değildi ya.

BAM! Tabii ki de sizlere 8 Kasım akşamı gerçekleştirilen, Zorlu PSM'deki Ketenpere adını taşıyan tek kişilik sanat gösterimden bahsetmeyecek değilim. Çünkü o ana kadarki bütün süreci burada paylaştım. Hatta belki dinleyenlerden o akşam orada olanlar da vardır. O yüzden benim için çok değerli, çok özel bir akşam olduğunu belki hissetmişsinizdir.

Çünkü şey ya, herhalde bunu burada bu kadar ilk defa rahat söyleyeceğim. Ne kadar böyle bir şeylere karşı olma çalışsan da, işte kapitalizm desen de, şimdi İstanbul'daki sahneleri kıyaslayınca zorlu PSM sahnesinde yer almak şey demek böyle galiba ya, işte varız, işte varım demek. O yüzden öyle bir his bana kendimi iyi hissettirdi. Çünkü kaşem değişti. İlk başta olan belli değil.

Soti'yi bu yüzden seviyorum. Burada her şeyi söyleyebilme özgürlüğü bana çok iyi geliyor yani gerçekten. Kaşam değişmedi bu arada ama bu en azından ihtimali bile. Çünkü dinleyenler şey demiştir şu anda. Doğru abi sonuçta zorla da çıktı değişmiştir diye. O ihtimal bile bana kendimi iyi hissettiriyor. Ama işin gerçeği şu. Yani benim öyle çok büyük bir geçmişim yok bu stand-up'la. Belki biliyorsunuz yani. Şimdi mesela birçok komedyene baktığınız zaman şey der. Mesela der ya Cem Yılmaz. İşte ben elli kişiye sahne alıyordum. Benim öyle bir sürecim olmadı.

Dersem yalan olur. Oldu. Yani oldu. Ama tabii kıyaslamak mümkün değil. Şimdi ben de şey diyemem. Cem'le ben falan diyemem tabii ki. Cem Yılmaz kaç yılını verdi bu işe ve şu an nerede? İşte ben kaç yılımı verdim. Aynı yer. Aynı yer diyorum. Pardon. Ben... Şöyle kıyaslıyorum. Yani o kötü sahneler olduğu için daha önce ve ben o zamanlar çok böyle bir şey başına geldiğinde bir daha bu olmayacak desen de böyle olmuyor canım. Onu bir kez daha alalım acaba mı diye yapıyorsun yani. Her şey de böyle soyut veya somut.

Her şeyde başıma geldi benim yani bu tarz şeyler. Ve ne zaman ne kadar çok bir şeylerden kaçmak istesem o kadar çok başıma geldi. Ondan da eminim yani başkan. Ve artık şeye geldi yani gerek yok ya ben yaşamayayım bu hayatta. Yani bir heyecan, ekstra bir lüks bana gerek yok kısmına kadar geldi ama. Bir şeyler hep deneyerek oluyor bir şeyler. Mesela şimdi işte bak Zorlu'ya baktığımda 300 kişilik kapasiteyi dolduruyorsun ve reklamı işte Zorlu PSM'yi doldurdu falan çok havalı gözüküyor ama sen bana bunun arkasını sor yani ben nerelerden geldim? O zamanlar böyle vardır ya herkesin çok fame oldu. Herkesin demeyeyim de böyle fame olduğu bir dönem var ya insanların böyle herkesin onları arzuladığı, o ne yapsa sanki doğru oymuş gibi.

Benim de öyle bir dönemim oldu ve o zamanlar inanılmaz sahne yapıyorum. Muğla'ya gidiyoruz soldatlar, İzmir soldat, iki gün üst üste gösteriler, İstanbul'da yıkılıyor falan böyle nereden teklif gelse gidiyoruz falan. Bir teklif geldi yazın bize Bodrum'dan. Tamam dedik biz de ilk Bodrum yani eğer takip eden varsa o en son ki Bodrum gösterisi değil. İlk Bodrum gösterimden bahsediyorum. Okey dedik biz de. Tabi o zaman sormuyoruz kapasiteni zaten dolduruyoruz yani kaç? 400 saymayın bile. Hani şimdiden 200 kişi ayırtın. Bu şakayı hiç beğenmedim. 200 kişi ayırtın şakası ne ya?

İnanılmaz, bunu silmeyeceğim bu şakayı. Bazen ne kadar kötü... Ya bu nazar boncuğu olsun, tamam mı? Hatta bölümün ismi olabilir ama muhtemelen olmayacak. O kadar kötü şakaydı, baş tacı yapacak değilim yani. Neyse, Bodrum sahnesi ayarlandı. Biz Bodrum'a gideceğiz. Tabi sormuyoruz, hatta Muğla'dan galiba oraya geçecektik. Muğla sold out, gece orada bitti. Gece orada bitti derken gösteri bitti, gece devam etti. Muğla'da sabah oldu. Bu detayı niye verdim onu da bilmiyorum.

Sabah oldu, biz Bodrum'a yola çıkıyoruz. Ben de yolda Gayret Diyar'ı sordum tekrardan. Bugün de ne kadar Gayret Diyar'a iş yaptım falan. Bölümün ismi böyle belli oldu. Gayret Diyar yaşayan eylemler gibi bir şey olabilir. Velhasıl biz Bodrum'a geldik. Böyle mekana girdik. Ben şok oldum. Dedim ki, mekan burası mı? Evet. Kaç kişilik burası dedim. On iki kişilik.

Yani bir kafeteryanın içerisindeyiz, toplam 6 tane masa var. Masalar 2 kişiye alabiliyor. Ben hiç bozuntuyu vermedim. Bayağı cons gibi hani sahne falan yok zaten böyle masalar arasında geziyorum. 12 kişiye. Yine soldat, oradan bakabiliriz oraya aslında bakılacak olursa. Yine 12 kişilik soldat gösterimi yaptım. Böyle masa masa gezerek. Çok farklı deneyimdi benim için.

Bir daha olsa yapar mıyım? Asla yapmam. Artık işte bunları hep şeye katıyor insana. Mesela ben desem ki sana canım ya oraya gitme orası kötü bir yer. Sen oraya gidip onun kötü olduğunu görmeden bilemezsin onun kötü olduğunu. O yüzden görmen gerekiyor. Benim için de öyle oldu. Şimdi mesela bir yer çağırdığında kapasiteniz ne? Oraya nasıl gelebiliyoruz? Nasıl geliyor insanlar? Set var mı? Şu var mı? Bu var mı? Sorularımızı soruyoruz.

Kötü insan oluyoruz bazen ama onu göze alıyoruz. Çünkü mekan iyi olsun, işimiz iyi olsun diye uğraşıyoruz. Buradan şuraya bağlayacağım şimdi. Sen bir şeyler iyi olsun diye... Boş ver başkan. Vallahi bir şey olacağı varsa oluyor. Sen gitarı kendine hazırla.

Bam! Bir keresinde size bir soru sordum ve onun cevabını almadan programı kapatmıştım. Ve hatırlamıyorum, geriye dönüp bakmayacağım. Onu herkes yok sayabilir aslında. O yüzden yeni bir soruyla gelmek istedim. Öyle bir şey yapmak istedim. Bende mesela şey vardır böyle, bir ilişkiye başladığında, bir arkadaşlıkta böyle şeyi fark edersin. Bir şey yapmadığın için suçlanmak diye bir şey vardır ya. Neden? Keşke senden bunu yapmanı beklerdim. Ya da... böyle bir şey beklerdim, bunu yapman gerekirdi. Mesela bir insan onu yapmıyorsa bu onun onu düşünmediği anlamına gelir. Demek ki o onun aklına gelmedi. Demek ki öyle bir insan değil, onu düşünmüyor. Nezaketten yoksun, ne bileyim merhametsiz, ne bileyim düşüncesiz, ne bileyim umursamaz. Bunlar burada kötü sıfatlar için kullanmıyorum bunu. Olabilir yani bir insan

Şey olabilir bazen, çok fazla merhametsiz olabilir. Ama tabi bu seviyesiyle değişir yani. Ben şeyden bahsediyorum, Beginner'dan, başlangıç seviyesinden bahsediyorum. Bir insan düşüncesizdir mesela, bayramda aramıyordur. Şey demezsin yani, beni bayramda aramanı bekler. Aramıyorsa bu adam öyle bir adam yani, bunu değiştiremezsin yani. Mesela ben de

Çok şey var öyle mesela ben arkadaşlarımla mesela atıyorum bir gün geçirdim dışarıda üç kişi dört kişi geçirdim. Günün sonunda kapıya geldiğim zaman hani bende kal demem yani ya da eve gel demem. Çünkü şey bilirim şey olarak kalacağı varsa gelir kalır zaten ben kalacağım çünkü o kadar yakınızdır. O kadar samimiyizdir. Tabii örnek veriyorum böyle bir örnek tabii ki arkadaşlarımla bana kal demedin kırıldım Sergen sana. Halbuki kal demeni beklerdim bir sohbetimiz geçmiyor. Örnek olsun diye söylüyorum.

Günaydın. Dün gece biraz kırılmıştım bu arada. Keşke kaldım hele bekledim. Saçma sapan bir şey oluyor yani. O yüzden ben bu durumu çok sevmiyorum ve birçok ilişkimde bu şeyleri konuşuyorum. Ve saçma geliyor insanlara. Bir insanı bence yapmadığı bir şey için suçlamayalım.

Aksine biz ona onu söylemediğimiz için biz suçlu olalım derim yani. Ve çok saçma geliyor. Bence saçma değil. Bence çok mantıklı bir şey yani. Bir insan bir şey yapmıyorsa demek ki o meti onda yok. O zaman benim ona onu söylemem gerekiyor. Ya da mesela ben bir şey yapmadığımda bana kızma demek ki ben öyle düşünmedim ama sen öyle düşünüyorsun. O zaman bana bunu söyle ki ben onu yapmaya kendimi meyil edeyim.

Diğer türlü bu kavgaların sonu yok yani. Benim mesela bir sürü huyum vardır. İşte bak şey kavga... Bak Kıvılcım'a bak yani. Ben değişmem. Ya gerizekalı. Mevzu senin değişmen değil. Mevzu senin aklına gelmemiş ve bunu sana söyleyen insan bunu çok kabaca söylüyor yani.

Çünkü şey eylemi yapmadın. Çünkü benim dünyamda o yapmaya dair bir şey değil. Orası bir boşluk, orayı geçiyor. Onu hiç düşünmüyorum ben. Mesela atıyorum, küs olduğun birisiyle sohbet ediyorsundur veya küs olduğun birisi bir ortama gelmiştir, onunla konuşmazsın. Onunla. Der ki sana işte eşin, partinin arkadaşın, ayıp oldu keşke konuşsaydın. Hani bunu şey dersin, bilinçli şekilde konuşma. Çünkü ne konuşacağım ben onunla ya.

Bu arada örneklerim çok basit değil mi? O kadar fark ediyorum ki örneklerin basit olduğunu. Ama ben diğer taraftayım birazcık daha böyle. Hiç aklıma gelmemiş. Bende öyle bir düşünce yetisi yok. Yapmadığım bir şeyle suçluyum diyorum ya. Kafayı yiyorum o zaman ben. Ya o zaman diyorum niye söylemedin bana bunu? Madem bu senin için önemli bir şeydi. Madem bu sendeki karşılığı bambaşka bir şeydi. Neden bu bana söylenmedi?

O yüzden arkadaşlar buradan tavsiye gibi düşünülmesi, asla tavsiye vermek istemiyorum. Ama mesela ilişkinizde sorunlar olduğunu düşünüyorsanız, ilişkinizde bitmek tükenmek bilmeyen bir kavga sirkülasyonu varsa, yani bir kavga başladığında o kavganın bir sonu olmamasından korkuyorsanız daha kavga başladığı andan itibaren, hani böyle vardır ya böyle kavganın içindeyken böyle bir şey alır seni götürür ya bu kavga şimdi bitmeyecek ya diye hep bir şey söylediğini düşünüyorsanız bunun Belirli birkaç sorun var. Bence bunlardan bir tanesi bu gibi geliyor bana. Ben bunu böyle söylüyorum diye çok mu başarılıyım? Asla değilim. Ama en azından birkaç kişiyi kurtarabilirsem ne âlâ. Bence öyle bir şey var. Onu söylemek istiyorum ben.

Bir insan bir şey yapmadığında onun neden yapmadığını değil de ne yapması gerektiğini söylersek bence ilişkiler değişecek. Buna canı gönülde inanıyorum. Şu programda kendim kullanmadığım Jet Fadıl Online Yani ben bence o yani herkesin tabii ki birçok ilişkideki değişen çok değişiyor insandan insana ama soracağım soru şuydu bu arada. Önce şunu kabul edelim. Hatalarımız ve kusurlarımız tamamıyla bizim olsalar dahi dışarıda çok fazla kabul gören şeyler değil bunlar ama önce bizim kabul etmemiz gerekiyor. Ben değişmem dediğimiz bir şey var mı? Mesela bundan sizi çok merak ediyorum. Yani sizlerin ya ben değişmem, ben böyle bir insanım.

dediğiniz şeyler varsa onları okumak istiyorum. Bence çok eğlenceli şeyler çıkacak ortaya. Bunları yorumlayabiliriz de. O yüzden 21. bölümde, yani bir sonraki bölümde bekliyorum mesajlarınızı. Twitter'dan yazabilirsiniz. Twitter, sergendeveci adresinden gelen mesajları okurum. Ben değişmem, ben şöyle bir insanım dediğiniz şeyleri mutlaka bekleyeceğim. Ben de, şimdi değil de

Ya örnek olsun diye, bu asla bu arada kendi şeyim değil. Mesela ben atıyorum, cinsel ilişkim iki saat sürüyor. Örneğin ben değil bu arada arkadaşlar. Bu tersi yani ben değişmem, ben böyle bir insanım. O yoruluyorsa yorulsun, o üzülüyorsa üzülsün, ben böyleyim diyebileceğiniz örneği baz almayın. Çünkü yarım saat boyunca oradaki cinsel ilişkideki sorunları okumak istemem.

Genel olarak yani ben de kendi şeyimi söyleyeceğim, oradan okuyabiliriz. Evet sevgili Soda Dinleyicileri, güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Bence güzel bir sohbet oldu. Umarım sizler de eğlenmişsinizdir. Bir şeylerin gitmesi, bir şeylerin düştüğü anlamına geliyor. Bu hiç her zaman da kötü bir anlama gelmesin. Bakın dolara, kötü mü oldu mesela? Öyle düşünelim.

Neyse biz şimdi Instagram'a yazıp böyle kimseyi şaşırtmadan bildiğimiz yoldan gidelim. Gitmek istemiştik gidemedik çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtık biz de. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)