Podcast

S1E18 / Acılı Arap ve paramparça aşklar

Sote

5 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Açıklama: "Ben Sote'yi yeni keşfettim" diyenlere anektod yolculuğu tadında bir bölüm ve bilinmeyen kırılganlıklarını anlatan kısım.


See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.287 kelime · ~31 dk okuma

Merhaba, bu hafta benim için çok özel bir hafta. Öyle bir haftadan sizlere merhaba diyorum. Yani şimdi yanlış bir cümle kurmak istemiyorum ama doğum günü haftam olduğu için şey yani doğum günü haftası herhalde en doğru cümle olacak. Çünkü bir ara aklım böyle kutlu domatesi gibi salak yani çok uhlevi bir yere gitti. Kendimi bir an kendi kendimi idam ipine hazırlıyordum az daha. Benim için çok güzel bir doğum günü geçti bu sene. Uzun yıllardır alışık olduğum, olmak istediğim ve herkesin böyle vardır ya doğum gününde herkes bilsin, herkes doğum gününü kutlasın. Hatta yanlış hatırlamıyorsam bunu galiba bir programda konuştuk. Doğum günleri çok güzel olduğuna dair, çünkü insanın kendisini çok özel hissettiğini, iyisiyle kötüsüyle birçok anekdotu biriktirdiğini paylaştık.

Ama mesela yaşayınca deneyimler değişiyor ve şunu anlıyorum ki aslında boş konuşuyorum. Mesela bu sene çok farklı bir şey yaptım. Neden yaptığımı bilmiyorum. Galiba depresyondayım veya psikolojim bozuk olabilir. Bu sene kimseye haber vermedim. Bir şey paylaşmadım doğum günüm diye veya atıyorum eşim, dostum, ailem biliyor olmasına rağmen atıyorum bir şey paylaştıklarında onu hikayeme eklemedim. Twitter'da paylaşmadım.

Ve böyle olunca doğal olarak dışarıdan beklediğim birçok telefonum çalmadı. Birçok yazı, birçok arkadaşlarımla çok önceden çekildiğim bir haberim olmadı. Daha sonra hikayede görünce ''Aa bizim böyle fotoğrafımız vardı değil mi ya?'' dediğim birçok fotoğrafta gün yüzüne çıkmadı. Değişik bir doğum günü oldu benim için.

Transkriptin tamamını oku

Bu sene galiba yani 4-5 yıla yakın belki daha fazla süredir en azından bu paylaşma arzusundan bahsediyorum. Ondan ziyade ilk defa bir doğum günümü böyle kendime ayırmış gibi hissettim. Bak çok şey değil yani böyle kendime döndüm ve kendimi fark ettim gibi bir şey değil. Gerçekten böyle sıradan bir doğum günü yapmak istedim. Sessiz sakin çünkü sanki üzerimde olanların yorgunluğu var arkadaşlar.

güzel bir doğum günü geçirdim ama şöyle bir şey oldu o çok güzel bir şeydi her şey bittiğinde yani doğum günü bittiğinde bundan bir gün geçtikten sonra işte doğum günümdü teşekkür ederim yine birkaç kişi mesaj attı dedikten sonra böyle doğum günümü kutlama arzusunda olmayan insanların o sahte ...arzuları geçip gerçekten doğum günümü kutlamak isteyen ve hiç tanımadığım insanların samimi mesajlarıyla... ...karşılaşmak benim için çok güzel bir deneyim ve çok güzel bir... ...ne olabilir ki yani? Çok güzel ne olabilir Sergen ya?

Yani 30 yılın sonunda neyi fark etmiş olabilirsin? Ama gerçekten samimi insanların hiç tanımadıkları belki de hiç görmedikleri birisine bu kadar güzel sevgi beslemeleri bence güzel bir şey. Dikkat ederseniz yine sizin üzerinizden kendimi öperek bir programa başlıyorum. Umarım herkes istediği gibi bir doğum günü geçirir. Bu benim istediğim bir doğum günü geçirdiğim anlamına gelmesin. Burada her şeye gülüyor olduğum, gece başımı yastığa koyduğumda her şeye ağlamıyorum anlamına da gelmesin sevgili dostlar.

Ben ama şunu tekrar belirteyim ben gerçekten hani bu şey var ya böyle bazı insanlar var işte ben doğum gününü kutlamıyorum bana sahte gibi o kafada değilim ben gerçekten özel günlerin ilişkide, arkadaşlıkta, kendi hayatında birçok birçok birçok etkenle özel günlerin kutlanmasını destekleyen bir insanım çünkü o bir yenilenmedir yani hani bence mesela benim doğum günüm yılda bir tane var ve tabii ki bunu kutlamak istiyorum bu şey değil yani ölüme bir yıl daha yaklaştım gibi düşünmüyorum bu kadar Yobaz bu kadar katı ya bu ne biliyor musun? Bu daha önce hiçbir şeyden mutlu olmamış bir insan yorumu bence. Eğer etrafınızda ben doğum günü kutlamıyorum ya diyen birisi varsa çok fazla beklentiniz olmasın veya bir yere gidecekseniz onu çağırmak gereğinde duymayabilirsiniz yani. Eğer onu çağırmak zorunda kalıyorsanız yani şöyle daha doğrusu hiç kimse gelmiyor ve ulan acaba onu mu arasam diyorsanız Çevrenizle alakalı bir sorun var demektir. Yani inanın sorun sizde. Yoksa sizin gibi düşünen ne insanlar var yani? Çünkü bir kur kafanda böyle bir cemiyet ortamı kur. En ufak cemiyete böyle kıyafetleriyle çok abartı bir şekilde gelen insanları düşün. Yani var hepimiz. Hepimiz demeyeyim de birçok insan bu şeye önem veriyoruz. Böyle özel kutlamalarda güzel gözükmeye, akılda kalıcı olmaya. Çünkü hatta belki bilirsiniz böyle birçok markanın şeyidir mesela parfümcülerin. Çok şeydir böyle işte ilk intiba, ilk kokudur ve akılda kalır falan. Bu da öyle bence. Bu tarz cemiyetler, buluşmalar, bu tarz şeyler, bu doğum günü partileri. Bunlar da mesela bence bir intibadır. İntiba ne ya? Bir irtibadır.

Yırtıbağa sanırım doğru kelime. Bu arada şu an sesimin seksiliği gerçekten seksi olma çabası değil. Şu an bu program Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece saat 3.45'te şu an yayına kayda başladı. Sesimin bu kadar kısık olmasının sebebi gerçekten şu an yan taraftan bir ses, bir rahatsızlık gelmesin diye kendimi olabildiğince kasıyorum ve bu imkansızlıkların içerisinde doğum günü konuşuyor olmak da gerçekten

Hayatta kral başka derdim yok ya dedirten cinsten yani. Evet bu hafta benim için güzel bir hafta dediğim gibi. 30 yaşıma geldim. Aslında 30 değilim ama 30 demeyi seviyorum. Belki daha önce söylemişimdir. Çünkü nereden baksanız 18 bölüm geçirdik beraber. 18 bölümün her bölümünde ne konuştuğumu hatırlayamasam da ufak ufak mutlaka birkaç şey değinmişimdir. 30 diyebilirsiniz. Çünkü bu çok geliyor bana.

Gerçekten çok geliyor. Neden yaşımın bu kadar merak edildiğini bilmiyorum ama inanılmaz şekilde merak ediliyor. Hatta şey falan var, abi iddiaya girdik ne olursa öyle, her yere baktık bulamadık ne olursa öyle falan. En son ben de merak ettim, ben de baktım, bir forumda gördüm. Birisi şey yazmış, işte 43 yaşında olan bilmem nereden mevzu, işte aktör falan gibi, aktörü ben söyledim şampuan.

Ve altına da şey var. ''Oha ya bu adam nasıl 43 yaşında?'' falan. İnanıp onun peşinden gidenler var. Benden duyun olur. Ben düz hesap 30 diyorum şu anda. Fazlası yok, eksiği var. Yani doğru mu kullandım bilmiyorum. Yani 30'un üstünde değilim ama altındayım. Ama altında olmak 30 demek iyi. Neyse bu çok takılacak bir şey değil. Ben galiba şu an beklentiyi büyütüyorum. Şuradan şunu anlayabiliriz ki insanların bu kadar merak ediyor olmasının sebebi benim buna doğru bir cevap vermiyor oluşum.

Olabilir. Neyse artık doğum haftasıyla alakalı daha herhalde konuşacak fazla bir şeyim olmayabilir. Sizlerin de umarım doğum günlerinize kadar çok güzel bir serüven, çok güzel bir macera, çok güzel bir hayat geçirirsiniz. Ve her zaman da güzel kutlayabileceğiniz bir doğum gününe vesile olur bu hayatlar diyerekten yeni bölüme yavaş yavaş ısınma turunu bitirip başlayabiliriz. Bu hafta şu konuda herhalde hemfikir olabiliriz. Twitter gündemini veya genel haberler gündemini takip ettiğimiz zaman artık

Gerçekten şunu fark ediyorum, çok çok fazla derine inmemiz gerekiyor. Herkesin bir yorumu gerekiyor. Biraz, nasıl diyeyim ya, bu kelimeyi doğru seçmem gerekiyor. Biraz sıkıcı. Sıkıcı derken, belki bu programı dinlerken biraz da böyle kafa dağıtmak gibi birkaç dakikalığına, belki bir saatliğine uzaklaşmak istiyorsunuz.

Ya da en azından ben bir şey anlatırken biraz bir şeylerden uzaklaşmak istiyor olabilirim. O yüzden bu bölümde çok fazla böyle güncel haberlerle ilgili bir şey söylemek istemiyorum. İşte Halil Sezai'nin çıkan 13 yıllık hapis isteği gibi. Yani mesela ben çok sıkıldım buna, bununla ilgili konuşmak istemiyorum. Zaten ekonomi hakkında. Geriye kalan birçok haberle alakalı bu bölümde en azından belki konuşmayabiliriz. Bu hafta ben dedim ki birazcık size kendimden bahsedeyim. 18 hafta çıkıp bir şey anlatan bir adam var. Bu adamı belki az çok tanıyorsunuz. Çünkü bana şey çok geliyor. Sote'yi yeni keşfettim, Sote'yi yeni dinlemeye başladım falan filan geliyor. Belki vardır yeni dinleyen, beni hiç tanımayan ki sanmıyorum böyle bir şey olacak ama neyse.

Ben yine de size bu hafta başımdan geçen bazı hikayeler, bazı anılarla bir anekdot yolculuğu, bir hikaye yolculuğu yapmak istiyorum. Sizlerin de eğer varsa müsaadesi. Sote 18. bölüm başlasın bakalım.

Ama tabii ki yine her ne olursa olsun birilerine dokunmadan, bir şeyleri düzeltmeye çalışmadan veya en azından bir şeylerin bencesini söylemeden bir şeylere başlayamayacağım. Şunu söylemek istiyorum. Arkadaşlar hepimiz artık hepimize sosyal medya sayesinde gördüğümüz her şey hakkında, izlediğimiz her şey veya karşımıza çıkan her şey hakkında bir yorum yapma hakkı doğdu. Yani böyle bir hakkımız var. Kimse bize

Sen buna yorum yapma hakkına sahip değilsin diyemez. Sadece o kullanıcı yorum yapma hakkını kaldırırsa yapamayız. Onun dışında sizlerin de bildiği gibi gördüğümüz her fotoğraf, her video, her görsel, her içeriğe kendimizce bir fikir beyan etme hakkına sahibiz. Fakat şöyle bir şey var, şunu bakın çok samimi söylüyorum. Diğer arkadaşlar ne düşünürler bilmiyorum. Ben sadece kendim için size söylemek istiyorum. Bence bu bir sorun olmadığı için bunu çok rahat söylüyorum size.

Şimdi size bir şey sunulduğunda ne olur? Sunulan şeyle ilgilenin arkadaşlar. Mesela bu örnek vereceğim. Ben size bir video sunduysam ve bu video işte bir esnaf veya bir ilişki kavgasıysa... ...oradaki onun gerçeklik payı, ne bileyim orada yer alan kişilerin duruma bakışları, belki işte oyunculukları, belki kurgusu yani...

Aklınıza gelebilecek içerikle alakalı her şey olabilir. Yani size sunulan her şey olabilir. Ama şunu unutmayın. Size bir video sunulduğunda, bir fotoğraf sunulduğunda size asla ve asla o kişinin kusurları, uzuvları veya kendince veya sizin gördüğünüz detayları sunulmuyor. Çünkü tabii ki sunulabilir. Tabii ki bunu hani yorumlayabilirsiniz. Çok beğendiğinizi veya beğenmediğinizi, böyle bir şey görmek istemediğinizi tabii ki belirtebilirsiniz. Ama bunun bir şeyi vardır yani üslubu. Ne yazık ki biz buradan çok uzakta olduğumuz için şu an tabii ki o konulara değinemiyorum. Umarım bir gün şeyi diyebiliriz hep beraber. Ya böyle söylemiş ama bence bu böyle söylenmemeliydi. Keşke bunu böyle söyleseydi diyebiliriz ama oralar biraz daha rivayet gibi, biraz daha distopik gibi geliyor bana. Ben şu an biraz daha yakın tarihimizden, bize biraz daha yakın olan şeyden bahsedeyim. O da şu. Mesela ben arkadaşlar yani sizce siz söylemeseniz yani siz derken herkes üstüne alınmasın o o birkaç tanesi kendini biliyor şu anda ve şuna da eminim o şu an birkaç tanesinin böyle gözlerini devirip halıya baktığına asla inanmıyorum ama ben yine söylemiş olayım. Sizce bana göz torbalarımı söylemeseniz ben göz torbalarımın olduğunu fark etmeyecek miyim? Yani mesela ben bir video paylaştım ve altına oha abi o göz altında halleri ne dediğimde ben böyle aynaya koşup

...böyle çığlık atıp ''Aaa bu kültürün hali ne?'' diyecek birisi değilim. Siz atıyorum bir aydır, iki aydır veya üç yıldır farkındaysanız... ...inanın bana ben onların çıkmaya başladığı andan itibaren verdiği reaksiyondan beri... ...farkındayım ve bu genetik bir şey. Yani... ...bu herhangi bir madde yardımıyla, herhangi bir eksiklik, uyku eksikliğiyle olan bir şey değil. Bu genetik.

aileden gelen bir gözaltı torbası var benim ve gerçekten samimi söylüyorum ben de tabii ki isterim yani ben estetik kaygısı olan bir insan değilim ama olsun isterdim ben de tabii ki sizlerin karşısında keşke daha yakışıklı daha güzel göze daha güzel gelen bir sıfatta bir görüntüde olmak isterdim ama şimdi şeye bağlamayacağım ne yapayım Allah beni böyle yaratmış diyecek değilim ama ben çok orada değilim yani herkesin kendince bir güzelliği bir görüntüsü var ben daha çok hep Hikaye kısmındayım. Herkesin anlattığı, herkesin derdi kısmındayım. O yüzden şunu istiyorum. Gerçekten benim için sorun değil arkadaşlar. Mesela ben görüyorum işte ''Abi torbacının numarası ne?'' ''Abi biraz uyusana canım sen ya.'' ''Oha oradan bir şey çıkıyor.'' falan dediğiniz zaman ben sadece bir bakıp şey diyorum. Acaba bunu komik mi sanıyor ya da atıyorum bunu paylaşıyorum arkadaşlarımla. ''Baksanıza oğlum ne yazdım ya.'' falan deyip. Acaba gülüyor mu arkadaşlar ona? Çünkü böyle bir şey varsa benden duymuş gibi ol. Bu komik değil. Neden komik değil? Çünkü çok yapıldı. Bir tek bana değil, herkese yapıldı. Torbacı'nın numarası ne?

Hani bir şaka bir kere yapıldığında çok gülündüğünde onu bin defa yapıyor olman her defasında gülünceye anlamına gelmiyor. Yani keşke yani bilmiyorum benden mi duydun şu an? Daha önceden farkında mıydın? Ben istemezdim bunun benden duyulmasını, benden bilmeni istemezdim ama gerçekten artık birisinin söylemesi gerekiyor. Mesela TikTok'da şey var, şey süpermarketler zinciri niye söylemiyorsam sanki şu an. Dünya bu programı dinliyormuş gibi değil mi? İşte bizim hatamız, kusura bakma. Her videoda görüyorum. Bir yerden sonra böyle gıcık olmaya başladım. Çünkü tamam ilk başta komikti, evet güldük, gayet tatlıydı. Ama bunu defalarca yaptığında artık bence bunun gerçekten bir şakası kalmıyor, bir esprisi kalmıyor. Bir de bak, aslında hep bencillik yapıyoruz. Hep böyle kırılgan taraftayız. Mesela atıyorum, yorum geliyor.

Gözaltına hallerine bak, birazcık uyursana canım diye. Ben bunu görüp geçebiliyorum. Arkadaşlar bazen gerçekten bakın samimi söylüyorum. Başkan, bunu nasıl söyleyeyim bilmiyorum ama şöyle bir şey var. Yorum yaptığın kişinin o yorumu nasıl kaldırabileceğini gerçekten bilmiyorsun. Yani çok kızdığımız şey var ya bizim işte bir tane influencer düşünüyor ya, selebreti. Sürekli estetik kaynaklı, estetik ve hep diyoruz yani yine mi estetik, yine mi? Ama o iç dünyasını bilemeyiz. Yani onun bilinçaltını bilemeyiz. Belki de gerçekten birçok insanın onda yarattığı ve aynı noktaya yaptığı eleştiri, Mizah olmayan ama mizah başlığı altında sığındıkları o eleştirileri yaptıktan sonra o insan etkilenebilir. Bu çok normal bir şey yani. Her insan bunu karşılayamaz. Ben şimdi şey demiyorum yani. Tamam çocuklar ben kaldırıyorum ama demiyorum. Bence yani düşünsene mesela sana kim dinliyorsa şu an mesela dinleyen kişi şu an sana söylüyorum. Şey gibi oldu değil mi? Şu an interaktif kısım böyle hani kameraya bakmış gibi oldum.

Düşünsene mesela atıyorum burnun mesela sence? Kulakların, ne bileyim yanağın daha böyle elma yanak. Ne bileyim yani düşünsene birisi sana şey diyor sürekli işte elma yanak. Ula yanaklarına bakın ya şunu. İşte kulaklara bak birader buradan çekiyor mu falan. İşte o burun senden önce girmiyor mu falan. Yani sürekli senin farkında olduğun bir uzuvuna bir eleştiri, böyle şakayla karışık bir tepki geldiğinde sen bir yerden sonra ister istemez rahatsız olursun.

Şey diyemezsin yani, abi ne yapayım ben de böyleyim, isterlerse böyle alsınlar, istemeyen izlemesin diyemezsin. Çünkü güzel gözükmek istiyorsun, güzel kalmak istiyorsun, akılda güzel bir yerdeyiz bırakmak istiyorsun. Bu herkes için geçerli değil tabii ki ama çok normal bir şey bunu yapanlar için de şey diyorum. Ama işte şey yani diyorum ya ben ne bu diğer taraf değişebilir, ne bu diğer taraf buna alışabilir. Bu sadece şeyi bilmek gerekiyor. Ben hep söylüyorum belki de yorum yaparken, yaptığımız yorumun nereye gideceğini bence bilmemiz gerekiyor. Bu yüzden arkadaşlar YouTube Aile Fitresi satıyoruz. Normalde 30 lira ama.

Bu kadar kötü bir şakayla bağlamam da bu programın gireceği vaat etmediğine dair müthiş bir kanıt oldu. Neyse söyleyeceğim şey bu kadardı. Bence bu konuda beni anladınız. Çok fazla uzatmaya gerek yok. Sizler de eğer yorum yapıyorsanız dikkat edin lan işte öyle her şeye yorum yapmayın. Ya da yorum yapıyorsanız da neye yorum yaptığınızı bilin yani. Mesela ben de bir video izleyen bir fotoğraf görüyorum. İşte böyle diyorum işte çok şık bir manzara var. Ama manzarayı kapatan, denizin önüne geçen böyle inanılmaz bir hanımefendi. Saçlar, salık, dudak, başka yerde bir şey, başka yerde. Altına şey yazıyor işte bir fotoğraf, işte kepsin geliyor, gereksiz bir kepsin. Gözlerin dalmasına uzakta falan. Onu ben de yorum atarım mesela. Gerçekten dikkat çekmemiz gereken yer manzara mı? Ya da acaba hangi manzaradan bahsediyoruz? Bak bunlar güzel şaka bence.

Bence tabii sizce olmayabilir. Tabii ki böyle bir şey yapmıyorum. Şu an burada Instagram'da yaptığım yorumları tabii ki şu an burada anlatmıyorum arkadaşlar. Öyle bir şey de yapmıyorum. Şu an bütün program konuşup konuşup en sonunda kendimi akma çalışmam. Bir yerden sonra insan her şeyi öğreniyor biliyor musunuz? Gerçekten. Bu arada Soti'ye gelen mesajlar çok güzel, çok tatlı. Teşekkür ediyorum. En son programa şeyi sormuştum ben sizlere. Sizi en çok rahatsız eden şey nedir diye sormuştum.

Hazır konuşulmuşken ben de söyleyeyim. Güzel bir manzara varken o manzaranın önüne geçip, güzelliği kapatıp, kendi güzelliğini gözümüze zorla sokmak benim hiç kaldıramadığım ve dayanamadığım şeylerden bir tanesi olabilir mi? İleride konuşuruz. Hayatta herkesin sevdiği şeyler var, peşinden koştuğu şeyler var. Bunlara hayatımız boyunca saygı duymak zorundayız. Hiç kimsenin neyi sevdiği bizi hiçbir zaman ilgilendirmez. Benim için de öyle. Belki biliyorsunuzdur ben de büyük bir Beşiktaş taraftarıyım. Beşiktaş'ı çok seviyorum ama benim Beşiktaşlı olmam, Beşiktaş'tan her zaman mutluluk aldığım, Beşiktaş'tan her zaman keyif aldığım anlamına gelmiyor.

Yani Beşiktaş'ı öyle sevdik ki zamanında, öyle şeyler yaptık ki her şeyi göze aldık ve bence bu sizlerin için de geçerli. Yani bir şeyi çok sevdiğin zaman çok kör olmamak gerekiyor, çok masum olmamak gerekiyor. Ben o zamanlarda liseye giderken işte İzmit'te yaşıyorum. Şeyi hatırlarsınız belki şimdi daha çok böyle burada futbol seferleri söylemek istiyorum. Guti Hernandez Beşiktaş'a geldiği zaman. Bilmeyenler için şöyle bir detay vereyim. Çok ünlü bir futbolcu. Yıllarca İspanya'nın Real Madrid kulübünde oynayan, kaptanlığını yapan bir futbolcu. İlk defa transfer oluyor ve Beşiktaş'a geliyor ikinci takım. İnanılmaz bir, bizim için inanılmaz bir heyecan. Biz de o zaman daha çocuğuz, liseye gidiyoruz. İzmit'ten bir arkadaşımla Guti'yi karşılamaya geldik havalimanına. Formalar falan Guti'yi karşıladık. O zaman in önü de şey yapılacak, imza töreni yapılacak. Oradan stada gittik, işte gideceğiz.

O da işte Guti'yi karşılayacağız, Guti'yi göreceğiz falan derken, biz Beşiktaş Kazan'dayız. O meydandayız. Orada böyle dolaşıyoruz. Tabii çok büyük bir kalabalık var. Böyle herkes köfte ekmekler, biralar, meşaleler. Herkes orada eğleniyor.

Biz de daha çocuğuz tabii. Oturduk Kerem'le. İşte nasıl olur, şöyle yaparız, böyle yaparız, sohbet ediyoruz derken birisi geldi yanımıza. İsmi dedi ki merhaba dedi. Ben Arap diye tanıştırdı kendisini. Bizim duymuş sohbetimizi. Nereden geldiniz? Dedik işte İzmit'ten geldik abi. Şöyle abi, böyle abi. Bize hep soru soruyor. Bizle alakalı bütün infoları topluyor.

Nereden geldiniz? Yaşlar kaç? Okuyor musunuz? Gutiye falan. Aynen. Biz de patır patır her şeyi söylüyoruz adama. Yani bildiğimiz ne varsa söylüyoruz. En son konu şeye geldi işte. Biri içiyor musunuz? İçiyoruz abi. İşte kaç paranız var? Şu kadar paramız var. Falan filan. Adam bize böyle kendini sevdirdi.

Bizi sevdi. Yani öyle bir imaj var ama şimdi adamın yani sakın farklı anlamayın beni. Nasıl diyeyim? Giyin puşum olarak aşağılamak için söylemiyorum. Sadece hikaye tanımlayın diye söylüyorum. Böyle hani takılan bir adam yani. Onu giyiyor ve geziyor. Üç gün giyiyor onu gibi bir hali var. Dedi ki ya neyse kardeşlerim ben sizi sevdim dedi. Siz dedi durun burada. Ben size iki tane guti forması getireyim. Yukarıda şu an dedi basılıyor. Ben size iki tane önden kapıp getireyim. Biz tabii çocuğuz. Aa abi Allah'ım abi şöyle. Biz nasıl heyecanlıyız?

''Ya kaç para var sizde?'' dedi. Biz de işte atıyorum. Ben dedim abi 90 liram var. Kerem dedi ki ben dedi 80 lira var falan filan. Şu kadar paramız var. Ya normalde bir tanesi 120 lira. Böyle triplerde böyle sağa sola bakıyor, sakalıyla oynuyor neyse dedi. Siz dedi verin dedi o parayı bana. Ben dedi size çözeceğim, getireceğim. Beni burada bekleyin dedi.

Biz de ah aslan abim canıma biz adama paraları verdik adam gitti biz nasıl ama nasıl Kerem'le heyecanlıyız işte Kerem diyorum işte forma gelecek kutu formasını giyeceğiz çıkarız da da işte fotoğraf çekeceğiz sen beni ben seni falan derken biz böyle yarım saat sohbet ettik. yarım saatin sonunda baktık ki kimse gelmiyor yani böyle gelen giden yok ve biz de şöyle bir durumdayız bir yere gidemiyoruz çünkü adamın telefon numarasını almadık eğer bir yere gidersek adam oraya gelirse bizi bulamazsa paramız yanacak diye korkuyoruz ya başka bir korkumuz yok temizliğe bakar mısın bizdeki tabi belli bir yerden sonra artık şey oluyorsun böyle ya hadi kalkalım yani çünkü heyecanlıyız ister istemez biz oradan böyle kalktık bir iki adım attık sağa sola döndük derken bir baktık bizim o çok sevdiğimiz Arap abimiz Başka gençlerin yanında böyle oturmuş. Onlara bir şey anlatıyor ama beden formu olarak aynı şeyleri anlatıyor. Çünkü bize bir ara dertlerinden falan bahsetti. Çünkü o sıra yakınlaştık biz onunla. Ailesinden bahsettik, kızından bahsettik, kızı varmış. Aynı aynı hareketleri yapıyor falan. Biz böyle gördük. Dedik ki, aa dedik ya daha gidemem. Tabii ki böyle demedik.

Ve biz o an anladık kandırıldığımızı ve şey yapamazdık. Çocuğuz dahi böyle gidip de paramızı ver falan diyemezdik. Yani birkaç adım ötede kandırdık çocukların yanında başka birilerini kandırabiliyorsa demek ki bu adamın güvendiği bir şey var diye düşündük. Ve dedik ki neyse hadi bu böyle olsun dedik. Beşiktaş'a feda olsun dedik ama Beşiktaş'ın hiç alakası yok bu durumla. Beşiktaş muhtemelen benimle alaka falan demiştir ama... Biz o sırada düşünürken ne yapacağımızı, zaman geldi. Sonra biz çıktık stadyuma, girdik. İşte sadece kapalı tarafı açık, Guti'yi bekliyoruz, böyle boşluklar var derken... ...böyle bir anda, biz kutuya yakınız şimdi. Kutu nedir diye birçoğunuz biliyordur da... ...işte o tribünde taraftarları bağıttıran diyeyim, böyle ateşleyen kişinin durduğu, hani tribün liderinin durduğu yerdir böyle o kutu.

Oradan böyle birdenbire o taraf böyle hareketlendi böyle bir kapının girişini gösterip işte küfürlü bir tezahürat fakat öznesi Arap adında biz bir döndük oraya Arap o sırada tribünlere girmiş. Yani aslında çok bilinen yani Jet Fadıl kültüründe bir abimiz, bir sevdiğimizmiş. Helal hoş olsun. Bize gerçekten güzel bir anı bıraktı. Bunlar çok büyük paralar, şeyler değil. Şu an benim böyle gülüp, o zaman da hatta gülmüştük. Yani olacaksa böylesi olsun. Böyle bir adama hani gurur duyacağımız bir hikayemiz olsun demiştik. Öyle oldu. Tabii o zaman şeye üzülüyorsun yani. Ulan kalkıp öğrencisin, biriktirdiğin paranla gelmişsin böyle hani sıkıştıra sıkıştıra trenle gelmişsin. Oradan atlayıp oraya biniyorsun falan böyle zar zor geçiniyorsun. Hani biriktirdiğimiz para bir umudumuz olmuştu. Guti forması belki alırız diye.

Olmamıştı ama hayat, kader öyle güzel bir şey ki belki hatırlıyorsunuzdur, belki izlemişsinizdir. Bakın yıllar sonra Beşiktaş'ın Bırakmam Seni kampanyasının canlı yayınını sundum ve bizzat başkanımızdan Beşiktaş forması hediye aldım. Aslında bunu anlatacaktım arkadaşlar. Hayır, hayır. Benim gerçekten böyle... ...kendimle alakalı gurur duyduğum, hoşlandığım... ...hani böyle şey vardır ya, hep söylerim size... ...kimse kimseye tavsiye vermesin sosyal medyada. Birazcık popüler olduğun zaman... ...hemen böyle herkese tavsiyeler vermeye, şeyine girmeye gerek yok.

Derim ya her şeyin bencesi, sencesi vardır. Yani sence doğru olan bir şey bence doğru olmayabilir. Sende işleyen şey bende işlemeyebilir. Çünkü aile yapımız farklı, kültürümüz farklı. Her şeye geçtim sosyal ekonomimiz bile farklı olabilir. Her şey farklı olabilir. O yüzden kimseye böyle doğrudan onu yapmayın arkadaşlar. Bunu yapın, bunu yapın demek çok doğru gelmez bana. Ben sadece bu hikayeyi anlattım. O da şu, şu yüzden anlattım. Şu an bir şeylere kızmayın.

Yani bu hatalar, bu yanlışlar telafisi olan şeyler. Bunlar çok böyle hasar bırakıcı şeyler değil. Hayatınızda eminim buna benzer. Yani eminim her zaman Arap tarafından dolandırılmıyorsunuzdur da. Buna benzer böyle ufak ufak hikayeler, hikayeleriniz mutlaka vardır. Bunlara çok büyük reaksiyonlar vermeye gerek olmayabilir. Çünkü hayat belki de bir şeylere hemen nülgün budur. Sen gittin ya ben çok güzelleştim.

Ya sadece diyeceğim şey o yani. Hikaye daha sonra güzelleşebiliyor. Size güzel bir anı bırakabiliyor. O yüzden hep galiba umutlu olmak gerekiyor. Hayal kurmak gerekiyor olabilir. Şu an bunları düşünürken şeyi fark ettim. Niye düşünüyorsam yani. Biliyorsunuz, anladınız bence. Anladınız, güzel. Böyle düşünürsek bir yere çıkabiliyoruz. Umarım ileride denk geldiğimizde sizlerin de anlatabileceği güzel hikayeleri vardır. Ve belki de çoktan olmuştur. O zaman geriye bir tek karşılaşmak kalıyor.

BAM BADABAM BAM BAM BAM BAM Yani şimdi ama düşününce her ne kadar böyle bir şeyi doğrudan söylemeyin, kimseye yönelim vermeyin desem de ama birazcık şöyle bir şey geliyor benim aklıma. Sadece belki de acaba kelimeleri doğru seçmek gerekiyor olabilir mi? Belki doğru kelimeler ya da herkesin kesinlikle bir şey başaracaksa, bir şey yapacaksa, bir şey isteyecekse ilk başta o kelimeyi bilmesi gerekiyor olabilir. Niye direkt kelimeyi söylemeyi böyle dolandırıyorsam? Yani şunu söyleyebilirim. İnanmak.

Yani inanın diyebilirim galiba gönül rahatlığıyla. İnanın diyebilirim. Çünkü öyle oldu yani herhalde. Gibi diye düşünüyorum, bilmiyorum ya. Şu an aslında bununla ilgili bir hikayem var mı? Yani inanmaktır ya bence işin özü. Siz de bunu biliyorsunuz yani. Mesela işte örnek vereyim, stand-up maceram benim. Şu an bakıldığımda evet farkındayım. Şu an çok iyi bir yerdeyim, biletlerim tükeniyor falan.

Yani aslında şey, çok mutluyum böyle olmasından şu an için. Yani gerçekten böyle bir şeyi hiç hayal etmedim. Ama hep böyle aklımda olur ya bazen. Saçma oldu yani şöyle. Bütün motivasyonum, ana motivasyonum bu değildi. Ama tabii ki insan aklından geçiyordu böyle bir şey olsa. İşte izliyorsun Cem Yılmaz'ı ve özeniyorsun. Ya keşke ben de yapsam diyorsun ve yıllar sonra... Tabii ki Cem Yılmaz gibi değil. Asla öyle bir şey kıyaslamıyorum. Kendimce ben de bir şeyler yapıyorum ve bu ilgi görüyor. Bu çok güzel bir şey ama hikayenin sizin bilmediğiniz tarafına dönecek olursam eğer o zaman birazcık şey diyebilirim buna güvenerek. Evet, inanmak güzel bir başlangıç diyebilirim. Çünkü bir de şu var mesela çok kırılganız bazı konularda. Mesela biz bir şeye ne kadar inansak da çevrimiz buna hemen inanmayabilir ve onların inanmadığını gördüğümüzde buna kırılıyoruz. Belki onlara kızıyoruz. Aslında bence mevzu burada şey, onları inandırmalıyız, bunun için bir şey yapmalıyız. Yani sadece bizim inanıyor olmamız...

Bizi seven, bize değer veren, yanımızda olan, eşimizin, dostumuzun da doğrudan buna inanacağı anlamına gelmiyor. Asıl mevzu bence ilk amacımız, demek ki onları da inandırmak gerekiyor. Mesela benim stand-up maceram işte ilk konuşulmaya başladım. Ben çok istedim, yaparım dedim, yapmak istiyorum dedim falan ama...

Şimdi açık konuşayım tabi annem bu konuda çok istekli değildi yani her ne olursa olsun önünü göremediği için ona kesin bir sonuç veremediğim için bir şey deneyeceğim için çok korktu yani evladı için çocuğu için çok duygusal bir konuşma gibi oldu farkındayım hatta sesim şu an titriyor annem aklıma geldi. Sizin de öyledir belki ebeveyniniz eğer hayattaysa Allah hepsine uzun ömür versin. Endişenin çocuğu için ya. Belki dinleyen bir şu an anne varsa belki daha iyi anlıyordur beni. Evladı için hep iyisini ister ya. Benimkisi de öyle oldu. O yüzden çok böyle benimle konuştu. Oğlum emin misin? Bak yapma işte gel burada şöyle yaparız, böyle yaparız. İstanbul'da nasıl yapacaksın gibi. Hep böyle bir kaygısı vardı. Ama ben hani onu hiç böyle kırmak istemedim. Tabii ki çok sinirlendiğim zamanlar oldu, çok üzüldüğüm zamanlar oldu ama...

Bundan vazgeçmedim yani, bunu yapmak istedim. Belgesel gibi olduğunu fark ettim, ona güldüm, özür dilerim ya. Neyse, şöyle ol, mesela ilk gösterim annem geldiğinde tabii ki heyecanlıydı, çok mutluydu, çok heyecanlıydı. Ama kaygılıydı mesela, onu ben görebiliyordum, bana söylemiyordu ama kaygılı olduğunu görebiliyordum. İlk gösteri bitti, güzel geçti. İkinci gösterimiz, üçüncü gösterimiz derken... Yanlış hatırlamıyorsam, yedinci gösterimizde biz turneye başlayacaktık. Ve ben şey istedim, ilk turne şehrim İzmit olmalı. Kendi memleketim İzmit'te olmalı diye düşündüm. Öyle de oldu ve tabii anneme haber verdim. Annem gösteriye bütün arkadaşlarımı çağırıyor. Hepsi davetli. Ee, protokol komple anneme ait. Ee, gösteri gününden size şu an bahsediyorum. Sabah bir kalktım, annem evde yok. ''Alo anne neredesin?'' ''Oğlum şu an kuafördeyim, hazırlanıyorum. Ben bir iki saate geleceğim. Konuşacaklarımız var.'' dedi. Gerçekten eve geldiğinde saçları fönlü, evde bir kıyafet ütülü böyle kapıya asılı... ...inanılmaz bir hazırlık var ve ben çok utandım. Çünkü ben... ...sahnede şalvar giyiyorum. Arkadaşlar, oyun gereği. Çok utandım annemin karşısına böyle çıkacağım için ve muhtemelen... Diğer arkadaşları da öyle gelebilirdi. O potansiyelde bir... Çünkü enerji alıyordum. Nitekim... Tahmin etmişsinizdir. Öyle oldu.

Gerçekten gösteriye, yani inanılmaz bir fuay alanı, inanılmaz bir şıklık. Ben kulisteyim, İbrahim sürekli işte gelip gidiyor böyle kulise, haber veriyor işte. Abi çok güzel kalabalık var, şöyle oldu, böyle oldu, şu falan. Biz tabii heyecanlıyız. Bir arayıp gitti, geri geldi kulise, çok gülerek geldi. Yani gösteriye son yarım saatimiz falan var, böyle çok gülerek geldi. Ne oldu dedim. Abi annen böyle kapıda, fuayının girişinde. İçeriye gelenlere hoş geldiniz diyerek onları karşılıyor dedi. Yani böyle bir serginin bir şeyi var, bir düğünü var galiba Eda'sıyla. Annem kapıda gelenleri karşılıyor. Ben çok güldüm. Sonra İbrahim dedim ki bir daha git yanına, sor bakalım nasılmış durum dedim. İbrahim işte gitti ve geri geldiğinde bana şöyle anlattı. Anneme soruyor, nasıl gidiyor diye soruyor. Annem diyor ki...

Oldu İbrahim oldu. Kârı çıkardık. Sonrası gösteririm. Annem hep kârını hesaplıyor artık diye. Tabii tabii ki de plus bir şaka yapmayacağım. Daha o haddi sahip değilim. Hep özendiğim şeyi şu an denemek istedim. Hoşuma gitti. Güzelmiş. İleride ileride yaparım. Şu an değil yani. Şimdi alıştırıyorum size. Isınma turu gibi düşünelim. Yani mevzu şuraya bağlayacağım. O zaman inandırmak gerekiyor demek ki. Yani inandığı zaman o inandığı zaman

Daha keyifli oluyor. Yani o da sana ortak oluyor ve işler daha güzel olabiliyor. Herkes mutlu olabiliyor. Çünkü onu kırıp başardığında ya da onu... Çok özür dilerim, kabul olsun diye söylüyorum. Onu derken her şeyi koyabilirsiniz. Annenizi, ailenizi, eşinizi. Her şeyi koyabilirsiniz. Onu ezip geçtiğinde, onu yok saydığında, yine de başardığında... ...bir taraf böyle bir kırık oluyor. Onun bir izi kalıyor. Biraz buruk oluyor. Tabii ki kimisinde çubuk geçer. Kimisi unutur, kimisi belki hiç, hiç, hiç önemsemez.

Ama yani dönüp dönüp hatırlar böyle. Ara sıra bir çıkar karşısına yani. O böyle konuyu açar. Ya işte ben ilk başladığında falan dediğinde o hatırlar yani. O ilk başladığında yoktu. Onu bilir yani. Hikaye komikti ama sonra doğru yine duygusallaştı ya. Özür dilerim. Bugün galiba çok komik olmayı beceremiyorum. Arkadaşlar üzerimde yılanıyor.

Yani şimdi konunun böyle geneli başarısız başlayıp hikayelerden sonu mutlu biten böyle Avşar film tadındaki hikayelere gidince insanın aklına gerçekten bakın bu yoktu aslında yazdığım konularda ama böyle konusu açılınca geldi çok garip. Böyle dönüp geçmişine baktığında çocukken daha çok güçsüzken böyle her şeyin çok farkında değilken bile kendince o zaman böyle başardı onun için o zaman çok özel olan bir şeyi düşündüğünde şey yapıyor böyle kendisine bence evet ya hani O inanmak dediğimiz mesele ortaya çıkıyormuş gibi geliyor. Şimdi böyle bilimsel konuşup anlatacağım hikayeyi dinleyince inanamayacaksın. Şu anlatacağım hikaye ortakuldaki aşk hikayemi yani. Başını bu kadar böyle bir illi bir ortağıyla tadında açıp hikayenin sonunda ortakuldaki ilk aşkımdan bahsedeceğim demek.

Yaşadığım hayatın ne kadar boş bir hayat olduğunu gösteriyor olabilir. Ama yok, gerçekten benim için çok özel bir hikaye. Çünkü o zamanlar... ...böyle aşka dair, hani sevgiye dair, ilk böyle... ...olgunluğunu, hissetmeye dair anılarını... ...yaşadığın zamanlar olduğu için değerli oluyor olabilir yani. Biz o zaman ortaokuldayız. Çok uzak bir hikayeye gireyim artık. Ortaokuldayız. Altıncı sınıf, yada yedinci sınıf. Özür dilerim, yedinci sınıftayız. Güzel bir sınıfımız var. Herkesin olduğu gibi. Ve belki bilirsiniz böyle sınıfımızda bir kız vardı.

Şu an gerçekten ne yapıyor, ne ediyor? Hiç, hiç bilgim yok. Umarım çok mutludur. O yüzden isim veremeyeceğim çünkü... ...dinliyorsa... ..."Aa öyle miydi ya?" diyebilir. Onu yapmak istemiyorum. Çok özel bir kızdı bizim için. Tek özelliği şu ki çok güzeldi. İnanılmaz güzeldi. Bize göre çok güzeldi. Siz belki şu an görseniz... ..."Bu muydu?" diyebilirsiniz. Belki ben de şu an diyebilirim. Bilmiyorum şu an ne halde bilmiyorum. Ama ortaokulda çok güzeldi gerçekten. O zaman isterdim görmenizi.

O yüzden mesela benim için, benimle olma şansı yoktu. Çünkü çok çok güzeldi. Onun arkadaşları, sıran arkadaşı falan olabilirdi. Onlarla konuşabilirdim ama onunla konuşmak gibi bir haddim yoktu. O kadar güçlü değildim de hayata karşı. O bir lütuftu. O bize şeydi böyle bir... İleride böyle hanımefendiler çıkacak karşımıza. Bir resmiydi.

O yüzden çok uzaktım ben ona yani. Hiç böyle hayal kuramazdım mesela onunla. Atıyorum bir doğum günü olurdu mesela sınıfta bir arkadaşımızın. Biz bilirdik yani herkes orada olacak. Sınıftaki bütün kızlar, bütün çocuklar orada olacak. Ama olmayacak. Mesela sormazdık niye gelmedi diye. Çünkü bilirdik yani orada olmamız gerekiyor. Olamaz yani. Olmaz. Çünkü olursa çok sıradan olacak bizim için. Yani böyle özel bir gayreti yoktu onun ama... ...bizce öyleydi yani. Neyse bir gün derste...

Böyle hocamız şeye karar verdi, sınıf öğretmenimiz. Oturma düzeninin değişmesine karar verdi. Bu hikayeyi uzatmayacağım çünkü muhtemelen aklınıza yanına oturduğum gelmiş olacak ama değil. O yüzden hemen kesiyorum burayı. Ben arkasına oturdum yani o cam kenarında. Ben de hemen arkasında cam kenarında oturdum. Benim için yanımda oturmaktan çok daha keyifliydi açıkçası. Seksist bir şaka yapmıyorum. Yani çünkü onun beni görme ihtimali olmadığı için çok rahattım. O yüzden çok şeydim hani. Güzel bir yerde. Yanımda olsam korkardım ara sıra acaba. Bana bakıyor mu? Aptal gibi mi gözüküyor? Hep bir kasardım kendimi.

O yüzden arkasında olmak bana çok güven veriyordu. Öyle oturduk bir süre. İşte iki ay, üç ay gibi bir süre gitti. Ve gerçekten hiç konuşmadık yani. Günaydınımız bile yok. Hani bende var, ben söylüyorum ama o duymuyor, ona gitmiyor yani. Ve ben bundan rahatsız değilim. Hani şey demiyorum, ne kadar soğuk bir insan, ne kadar işte itici... ...hiç cana yakın değil falan hiç öyle şeyden düşünmüyorum. Onunla mı seçerken şey yapıyor? Ve ben de terbiyesizlik yapmıyorum ona günaydın diyerek. Öyle bir dönemdeyiz.

Bir gün bir derste, hatırlar mısın? Şöyle dersler vardı, ben 91. jenerasyonuyum, öyle düşünün. Hoca kitapta bir şey okuyor ve okuduğu şeyi biz deftere böyle yazardık işte. Doğum haftası derdi, biz yazardık böyle doğum haftası diye. Öyle bir dersteyiz, yazıyoruz.

Derken hanımefendi, ya öndeki hanımefendi, bu arada hanımefendi demeyeyim çünkü diğerleri de hanımefendi dediğim için karışıyor, hani şeyden ayrı ötükleştirmiyorum. Hani onun olduğunu bilin diye bir şey, basit bir şey koyayım ki anlaşılsın. Tanrıça diyeyim hani ilk akla gelen. Tanrıça böyle yazarken herhalde bir hata yaptı böyle karemiyle ve bir panik yaptı, ah falan dedi, arkadaşına döndü. Silgi var mı diye sordu, o da yok dedi.

Ve hiç böyle ben onu izlerken aklıma bile gelmedi yani. Aklıma bile gelmedi. Böyle birden arkasına döndü ve bana baktı. Silgi var mı diye sordu. Ben de o an heyecanlandım. Yani çünkü yani düşünmedi bile. Ben hani acaba dönecek mi falan teklif edemedim. Böyle çat diye döndü. Göz göze geldik. Silgim var mı diye sordu ve ben kalemi bıraktım heyecandan ve elimi, iki elimi sıranın altına soktum.

Neden olduğuna dair hiçbir bilgim yok. Gerçekten bir şey diyemiyorum şu anda. Neden yaptığıma dair hiçbir bilgim yok. Elimi böyle altıma soktum, sıranın altına. Böyle kaçtığını çattı. Güldü. Hani bir şey mi yapıyorsun gibisinden munzur bir gülüş attı. Ve sırasından kalkarak... ...böyle hani hafifçe hani bakmadı ama böyle müsteşnem bir şekilde şeye baktı böyle hani... ...sıranın altına bakıyormuş gibi yaptı. Bakmadı ama böyle bakıyormuş gibi yaptı, güldü.

Yani bana şey demek istedi, ''Sen bir şey mi yapıyorsun?'' dedi. Arkadaşlar altıma işedim heyecandan biliyor musunuz? Yani...

Çok bilmiyorum ya. Bunun travması şu an hayatımda yaşıyor mu bilmiyorum. Yani oradan kalan bir iz, bir kötü bir kazınla şu an hayatımda bir etken karşılık mı? Traumatik bir karşılığı var mı? İnanın bilmiyorum şu anki hayatıma. Ama hiç pişman değilim. Yani gerçekten öyle bir an olduğu için. O an çok utandım. O çok hayra ama... ...ya o an, o göz göze gelme anımız o kadar güzeldi ki... ...çünkü ilk defa gözlerini gördüm biliyor musunuz? Yani şu... ...hikaye çok romantik gibi gelmesin kulağınıza. Yani sonunda altıma işittim. Ama çok güzeldi. Sonra... Şimdi şunu söyleyeceğim, bu kadar uzak olan kardeşiniz, yani o hanımefendiye, tanrıçaya, bu kadar uzak olan kardeşiniz, 7. sene, o sene yani sınıfın senesi bitmeden bu tanrıçayla, nasıl oldu ben de hatırlamıyorum, kız arkadaşıyla çıkmaya başladık. 3 gün sonra falan okul kapandı.

Yaz tatili oldu. Tabii o zamanlar çok sosyal çevremiz olmadığı için böyle aktif bir gezme hayatımız olmadığı için hep kendi mahallemizde takılıyoruz. Ve üç ay boyunca ben tabii ki mahallemdeydim. Hiç görmedim Tanrıçayı. Hiç buluşmadık, hiç konuşmadık. Telefonda bile konuşmadık. Sonra sekizinci sınıf başladı. Okullar başladı. Sınıfa girdik. Merhaba dedik, merhaba dedik.

Bir daha hiç konuşmadık arkadaşlar. Hiç konuşmadık bir daha. O sene hiç konuşmadık. Bir daha hiç konuşmadık. Hayatımız boyunca konuşmadık. Yani şu an... ...belki hala sevgiliyiz yani. Öyle mi düşünüyor bilmiyorum. Öyle bir beklentisi var mı? Muhtemelen yoktur ama teorik olarak şu an sevgiliyiz belki de hala. Evet. Çocuğumuz yok ona eminim. Bu hikayeyi de neden anlattım? Onu söyleyeceğim size. Bu hikayeyi anlatma sebebimde... ...arada ufak bir başarı hikayesi vardı ama çok önemli değil hikayenin genelinde.

Çok da bir başarılı hikayesi değil baktığımız zaman aslında ama işte... İnanın arkadaşlar, inanın yani inanmak çok güzel. Yani inanmak fiziksel durumlarınızı toparlamasa da onlara karşı bir yardımcı olmasa da en azından yani şey olarak gerçekçe bakarsak duruma istediğiniz şeyi yaşıyorsunuz yani görüyorsunuz. Adam olun da çişinizi tutun yani o durumlarda. Heyecan yapmayın o zaman.

Evet, varımı yoğumu anlattığım bir programında yavaş yavaş sonuna doğru gelmeye başlıyoruz. Acaba diyorum bir yandan iyi mi yapıyorum böyle anlatarak ama bence güzel oldu. Aslında bunu şey olarak kullanabilirim. Hayır, hayır insanlar benim her şeyimi, içimi bilsinler istiyorum. Traumatik yönlerimi bir...

Biz bence bunları da kullanmayı iyi bilen bir toplumumuz. Bence toplum olarak böyle başlıkları açı açı bunun sonunu getiremem. Ama bir konu var ki ona değinmek istiyorum. Belki daha önce değinmişimdir bilmiyorum ama son zamanlarda fark ettiyseniz yani ki çok da inanmıyorum. Abi fark etti misin? Artık Instagram'da çok bir şey paylaşmıyor gibi bir şey. Olmadığına eminim ama birazcık durdurdum. O günlük hayattaki o history paylaşımlarım en azından. Hani böyle vardı ya benim. Her gün güzel, onları falan böyle durdurdum. Çünkü ne kadar en başında umursamıyorsun, gözünden kaçıyor ya da görmezden geliyorsun desen de bir yerden sonra ister istemez bazı şeylere kırılabiliyorsun. O da şöyle, tamam ben çok seviyorum yani. Kendimce bir komedi yapmayı çok seviyorum, bunu paylaşmayı çok seviyorum. Ve doğal olarak size bir şey sunarken, bir şey aktarırken şey istiyorum, bunun da sevilmesini. Eğer sevildiyse daha fazla yapıyorum. Neden? Çünkü sevildiyse hani görülsün istiyorum.

Fakat yaptığın her şeyin aynı şeye takavul etmesi, sürekli oraya çıkması biraz sinir bozucu oluyor. Neyden bahsediyorum? Mesela bir şey paylaştım, güzel. Daha sonra içimden başka bir şey geliyor. Mesela birkaç gün sonra bir yazı, bir şarkı, ne bileyim bir manzara paylaşmak geliyor içimden ve gelen tepkiler gerçekten çok yorucu oluyor şey açısından. Yani madik çek işte. Her güzele koşmadım mı çek. O seriden çek. Bu komik değil ki ben buna gülmedim. Olunca böyle birazcık kırılıyorsun. Tamam teşekkür ederim ama başka bir derdim var ya. Başka bir şey anlatıyorum. Yani bak bir de şuna emin olun. Hani şey vardır ya mesela ben eğleniyorum o yüzden yapıyorum diyenler vardır. Saygı duyuyorum. Tabii ki ben de eğleniyorum. Yapmak istiyorum. Ama benim asıl daha daha baskın çıkan taraf şu oluyor bence benim için en azından. Yaptığım şeyi birileri beğeniyorsa onu yapmayı seviyorum. Onu yapmak istiyorum. Çünkü bütün kaygımız bu.

yaptığımız şeyin takdir görmesi beğenilmesi benim de öyle oluyor ve doğal olarak bazen de böyle başka bir şey söylemek istiyorum kendi içimde hani beni de bilin hani ben benim de bunu sevdiğimi Ya ben böyle bir şeyi sevdim, böyle bir şey hoşuma gitti. Sizlerle de paylaşmak istiyorum dediğimde... ...ya bu komik değil ki, madik çek ya demesi birazcık kırıcı oluyor. Birbirimizi kırmadığımız bir toplumda yaşamamız dileğiyle diye programı bitirerek duygusal bitirmek isterim. Ama zaten... ...öyle bir yere de gelmedik. Velhasıl çok uzatmaya gerek yok. Evet sevgili Sota dinleyicileri. Güzel bir bölümün daha sonuna geldik. Güzel bir sohbet oldu benim için. Umarım sizler için de öyle olmuştur. Gösteriler devam ediyor. Şu an programı dinliyorsanız eğer...

22 Ekim'de BKM Mutfak İstanbul sahnesinde gösterimiz var. 24 Ekim'de de İzmir Performance Hall'de sahnemiz var. Biletler biletiks de güzel gidiyor biletlerimiz. Yoğunluk talepler güzel. Umarım böyle birlikteliğimiz daim olur. Güzel güzel sahnelerde hep beraber eğlenmeye devam ederiz. Eğer programı dinlediğinizde tarihlerimiz Ekim'e geçtiyse başka...

Aylardaysak selamlar artık başka gösterilere diye. Umarım gelecekte her şey iyidir. En azından dinliyorsanız hala yaşıyoruzdur diye teman ediyorum. O zaman şöyle bitireyim. Güzel bir geleceğe diyerekten gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevgilin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Peki hala kaçtık biz de. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)