Podcast

S1B17 / Önce kendimi affettim sonra seni aptal yerine koyamadım.

Sote

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Biber dolmasını sevmiyorsan ve misafirlikte biber dolması varsa bunu sevmediği söyle ki, zorla biber dolması yeme. Sevmediklerini söyleyebildiğin bir toplumda var ol.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

6.809 kelime · ~34 dk okuma

Merhaba. Sote şu anda kendi çapında ilk defa bir şey deniyor. Böylelikle sınırlarımızı tadıyoruz. Onu da sizlere hemen paylaşmak istiyorum. Saatlerimiz şu an 9 ve ben yayına başladım. Eğer yetiştirebilirsem, yani siz şu anda aslında bu yayını dinliyorsunuz, yetiştirdim demektir ama size şu anki süreçten bahsedeceğim. İzmir'den geldim, yeni geldim. Eve geliri daha 25 dakika oldu veya olmadı. Niye 25 dakika diyorum, o da çok spesifik bir rakam ama olsun. Sayı, daha doğrusu sayı, özür dilerim.

Direkt Cumartesi gecesi yani SOTEN'in yayınlandığı güne yetişsin diye kayda başladım. Şu anda eğer şu an dinliyorsanız yetişti demektir. Dinleyemiyorsanız bu benim için güzel bir anı oldu. En azından denedim diyebileceğim bir anekdot olmuştur. Ama umarım şu an dinliyorsunuzdur. Güzel yani İzmir'e gittim. İzmir'den geliyorum. Varsa İzmir'den dinleyen onlara selam olsun. Bak bir de şu var önce onu belirteyim. Böyle mesela bundan hiç bahsettiğimi bilmiyorum. Mesela canlı yayın açıyorsun veya bir şey paylaşıyorsun.

Böyle attı mesaj geliyor. İşte İzmir'den selamlar diyor. Adam cevap verirken şey diyor, buradan İzmir'e selamlar falan. O çok komik geliyor bana. Bence mevzu o değil. İzmir'e selamlar olmaması gerekiyor. Çünkü o selam sana İzmir'den gelmiyor. İzmir'deki biri bireyden geliyor. Sen de mesela selam verirken şey diyebilirsin. Ben de buradan İzmir'de yaşayan işte Ayşe'ye, Fatma'ya, Ali'ye, Veli'ye selam gönderiyorum. Ama biz hep şeyi istiyoruz böyle. Daha büyük kesimler, daha havalı geliyor bence.

Transkriptin tamamını oku

İşte abi İzmir'den selamlar, buradan İzmir'e selamlar. İzmir şey diyordur yani hani muhtemelen benle alakalı diyordur ama biz şeyi seviyoruz ya öyle güzel hissetmeyi, kalabalık hissetmeyi seviyoruz. Ben de mesela atıyorum şey paylaşıyorum, mesela bir etkinliğim var örnek vereceğim Eskişehir'de veya Ankara'da. Mesela paylaşıyorum işte Ankara yanmaya hazır mısın falan diyorum, biletleşti kapasite 120 kişi ama falan.

Ankara'nın ruhu duymuyor. Ankara'nın hiç kimse haberi olmuyor belki. 120 kişi, 150 kişi bundan haberdar oluyor. Gelip gösteriyi izliyorlar. Ama bunu paylaşırken çok böyle şeyle paylaşıyorsun. İşte Ankara, o gece plan yapma, yanmaya hazır mısın falan. Kalk, kalk tufanı falan.

Biletler tükene 150 kişi, 130 kişi. Maksimum 200 kişilik salonlarda etkinlik yapıyoruz. Ama diyorum ya havalı hissettiriyor sana o kalabalığa seslenmek. Çünkü hepimiz de var yani o şeyde. O yüzden işte pandemide bu kadar çok fenomen, bu kadar çok ünlü olmak isteyen, bu kadar çok fame olmak isteyen türede. Çünkü herkes istiyor artık bu kadar hızlı bir dünyada. Herkes, herkes, herkes... Pardon, herkes herkes değil. Her şey, her şey.

Herkes, herkese ulaşmak istiyor. Bence asıl mevzu bu. Yani bilmiyorum bana öyle geliyor ya da en azından. Ve hep her programda mutlaka bunun konusu geçiyor. Bir anda herkese ulaşma isteği ister istemez hata yapmamıza vesile olabiliyor ama daha kötüsü şu bence. Bence çok daha kötüsü. Onu elde etmek isterken hata yaptığımızı fark etmiyor olmak ve buna devam ediyor olmak. Mesela ben geçen gün... Şimdi belki dinler, belki gider. Söylemeyeyim ama hikayeyi anlatayım size. Twitter'da bir furya vardı biliyor musunuz? Karşına böyle çıksam ne yapabilirsin ki gibi. Kızlar sevgilinizi üç dakikada çalarım, numarasını alırım.

Böyle bir jargon var biliyorsunuzdur belki. Çok sık çıkıyor karşımıza ve bunu paylaşan kimse hep böyle linç yiyor, linçleniyor. Mesela ben hep şey derdim. Ya nasıl böyle bir şeyi paylaşabiliyorsun? Ya hiç mi hakarete uğramak, insanlar tarafından böyle kötü gözükmek hiç mi seni korkutmuyor diye düşünürdüm. Geçen gün denk geldim böyle bir şehirde bir etkinlik sayesinde otururken böyle birisi geldi, tanıştık falan. Ben Twitter fenomeniyim dedi. Ha dedim bilmiyorum isim işte dedi bu bu bu. Ha dedim bilmiyorum ya şeyden bilirsin sen beni dedi.

İşte karşına biri çıksam ne yapabilirsin ki? Şey yapıyorum ben. Aa dedim ben biliyorum o ya işte onu ben yapıyorum dedi. Biraz sohbet ettik. Dedim ki ama dedim bu yani yanlış anlama hani şey için söylemiyorum dedim hani bilmediğim için belki söylüyorum. Çok galiba iyi karşılanmıyor dedim hani bu seni rahatsız etmiyor mu? Yok dedi ben zaten o yüzden yapıyorum bunu dedi. Nasıl dedim? Ya işte etkileşim dedi ya böyle herkes dedi saldırıyor dedi paylaşıyor. Ben işte onu istiyorum etkileşim ol diyor dedi.

Yani şu an bu hikayeyi buradan nasıl karşılarsınız bilmiyorum. Tabi herkesin bir yolu, çizdiği bir patikası, çizdiği bir amacı olabilir. Ben buna her zaman saygı duyuyorum ama tek merak ettiğim şey şu gerçekten yani bütün hayatımızı sevilemiyoruz. İşte terk edildiğimizde ağlıyoruz, beni kimse sevmedi diye intihar haberleri duyduğumuz dünyamızda. Sizce kastiye bir şekilde linç yemek?

Yani belki de ben çok takıyorum böyle şeyleri. Bilmiyorum yani. Adam belki çok rahat, belki reklamlar alıyor, belki etrafında seviliyor, belki bunu seven karşı cinsleri var. Bundan hoşlanan, çünkü antipatiklik de sevilen bir şeydir yani. Mesela İbrahim Mavis gibi düşün futbolda. Bilmiyorum yani. Bak sana yemin ediyorum buna verebilecek bir örneğim yok yani. Antipatikliği... hiçbir şekilde bize sempatik bir şeymiş gibi gösteremezsin. Ama bana öyledir mesela. Kimisi der ki ''Ay ben böyle uyuz seviyorum.'' Mesela et gibi nasıl olsun az pişmiş, orta pişmiş, çok pişmiş. İnsan nasıl olsun ''Ay benim kocam bir antipatik olsun ben onu yerim.'' Olabilir yani bilmiyorum o yüzden. Ben sadece kendi şahsi yorumumu yapıyorum. Dünyada sevmekten daha öte bir şey olduğunu bilseydim bence onu yapardım. Sonuna yine şiire yakın bir bitirişte. Neyse, konumuz neydi, nereye geldi? Umarım herkes sevilir diye beni hiç alakadar etmeyen bir bitişle devam edeyim. İzmir'deydim. Çok güzel bir projede yer aldım. Bir bağımsız sinema filminde. Güzel oldu, umarım güzel karşılığı olur, güzel yolculuğu olur.

Konu bu değil konu bugün konumuz sinemaya gönül vermiş ve etrafımızdaki oyuncu olmak isteyen insanların çektiği çileler diye gerekir. Bak mesela bazı meslekler var ben o çok seviyorum. Mesela atıyorum bir insana oyuncuyum dediğinde şey çok mesela şey duyamazsın ne iş yapıyorsun işte ben İK'yim bak yine konu İK'ye geldi. Ben İK'yim dediğinde şey diyemez. Aa ben de İK olmak istemiştim ama hiç olmadım falan diyemez. Çünkü o bir branş belki bir süreç gerektiriyor. Ama mesela bazı meslekler var mesela. Ne iş yapıyorsun diye soruyor. İşte ben tiyatrocuyum diyorum. Oyuncuyum ya da ne bileyim işte aklıma gelmiyor şu an. Birliklerimi söylüyorum. Ben oyuncuyum diyorsun mesela. Aa ben de oyunculuk yaptım biliyor musun? Böyle şey oluyorsun. Aa nerede? Ya ilkokulda biz böyle piyes yapmıştık. Tam hatırlamıyorum ama çok güzel bir oyundu. Ben böyle ağaç olmuştum.

Sence gerçekten anlattığımız şey eşdeğer bir şey olabilir mi? Bu konuda ortak bir şey konuşabilir miyiz? Sen şimdi ağacı canlandırdığın bir dünyada seninle... Ne bileyim, çok aristokrat bir örnek vereyim. Nietzsche konuşabilir miyiz? Tabii ki öyle bir insan değilim. Tiyatro yapan insanlarla oturup Nietzsche konuşmuyorum ama vardır ya öyle bir şey. Mutlaka etrafınızda tiyatro yapan bir insan varsa dikkat edin.

Ne konuşursan konuş. Yani en basit örnek hayatta işte ailenle kavganı anlat, iş yerindeki sıkıntını anlat, ne bileyim ilişkini anlat. Konu bir şekilde, bak Nietzsche ne diyor biliyor musun bu konuda diye bir şeye geliyor. Yani herkes okuduğu şeyi satarsa, herkes bildiği şeyi satarsa dünya bir yere gelebilir mi? Gelebilir. Ama hep aynı şeyi satarsan, yani ben şeye inanmıyorum. Mesela Nietzsche'nin kalıbı Migros'taki Beşibirada'ki bir paket gibi bir şey değil yani. Her şeye uymaz. İlla ki bunun bir formu gittiği, doğru olduğu bir yer vardır. Ama şey çok garip geliyor bana. Her her sıkıntı ya bak niçeye ne diyor biliyor musun bu konuda yokluk öyle zenginlikte yani bu bu tamamen insanın kendisini kendi eksikliğini fark edip aslında karşı dolu gözükme çabasıdır yani bana öyle gelir bugün bugün fark ettiğim bugün nasıl dolmuşsam

Yani bence şu an güzel gidiyorum. Umarım bunları dinleyebilirsiniz. Umarım bu sesim size yetişir. Neyse şey sormuştum sizi en son programda. Kıskançlık nedir diye sormuştum. Şimdi onları okuyacağım. O zaman kıskançlık nedir sorusunun cevapları gelsin. Bu arada çok beğendim. Çok güzel mesajlar geldi. Bayağı yoğun geldi. Eğer okuyamadığım, arada kaçırdığım, göremediğim olursa lütfen abfola hepsini kenara ayırdım. Hepsini okuyacağım. Ben de heyecanlıyım. Bunu herhalde ilk defa yapıyoruz. O zaman SOTE 17. bölüm başlasın bakalım.

BAM BADABAM BAM BAM BAM BAM Sizce kıskançlık nedir diye sormuştum. Şu an gelen mesajları okuyorum keyifle. Sevgili Nida Hanımlar şöyle buyurmuşlar. Demişler ki ''Selam Sote dinliyorum iki gündür sürekli. Şimdi 10. bölümü bitirdim. Yorumları okudun ilk defa. İlerleyen bölümlerde hala okuyor musun bilmiyorum ama yine de yazayım yerin olaysın. Öncelikle iç sesim senin sesin oldu galiba. Dozu fazla kaçırdım sanırım. Hala dinlemeye devam ediyorum. Bunun haricinde söyleyebileceğim tek şey iyi ki yapıyorsun bu işi. Gerçekten bugüne kadar çok defa podcast dinlemeyi dinledim ama hiç bu kadar sohbet eder gibi

Yalnızken, yalnız hissettirmeyen ve kendi kendime gülerek karşılık verdiğim bir program olmamıştı. İyi ki varsın demiş. Gördüğünüz gibi bunun kıskançlıkla hiçbir alakası yok. Bu tamamen programın ne kadar güzel olduğunu görün, bilin diye benim kendi özel seçtiğim bir mesajdı. Böyle başlamak istedim. Sevgili Nida'ya çok teşekkürler. Umarım birlikteliğimiz daim olur.

Sevgili Z hanımlar, sadece Z var isminde. Gerçek ismini bilmiyorum ama saygısızlık yapmak da istemem. Şöyle buyurmuşlar. İlk bölümü dinlememiştim. İlk bölümü dinleyeyim dedim. Sonunda o bıraktığım boşlukta aaa dedim ve yayın bitti diye. Çok hoşuma gitti diye gelip yazıyorum. Böylesi çok hoş değil mi ya? Sabahın bu saati seni dinleyip sonra gelip sana yazıyorum falan. Bir de herkese olur bu. Biri vardır tanımıyorsundur ama aslında tanıyorsundur. Evden biri gibi böyle otursan mesela ikinize özgü şakalar yapıp gülebileceğin biri ama hiç tanışmamışsınız.

Sen hep öyle hissettiriyorsun bana. Teşekkürler ve iyi ki varsın sayın dinleyen. Dinleten demiş özür dilerim. Gördüğünüz gibi bu mesaj da tamamen yine benimle alakalı. Kıskançlığa dair daha hiçbir şey gelmedi. Ama birazdan gelecek. Önce ortamı bir ısıtayım. Mesajları bir okuyalım. Sonra devam edecek. Teşekkürler efendim. Yani eğer seviyorsanız, dinliyorsak, böyle birlikteliğimiz devam ediyorsa ne güzel umarım. Ben de bunu istemiştim. Böyle bir şey istemiştim. Galiba yavaş yavaş kavuşuyoruz. Yok be ağlamıyorum. Öyle şey geldi aklıma.

Sevgili Maruf Beyler şöyle buyurmuşlar ya da Maruf da olabilir. Maruf benim ilk defa duyduğum bir kelime. Umarım doğru telaffuzunu yapabilmişimdir. ''Abi kıskançlık sevdiğini gözden nazardan sakınmaktır bence sevgilerimle.'' Sote 17'de görüşürüz demiş. Selamlar. Evet gözden nazardan sakınmak. Olur olur buna birazdan geleceğiz. Varsa onaylayan hiçbir şey yapmayabilir şu anda. Dinliyoruz devam ediyoruz.

Beste hanımlar hemen peşinden şöyle buyurmuşlar, iyi geceler. ''Bence kıskançlık bencilliktir. Mesela kardeşler birbirini kıskanır çünkü annesi veya babası tarafından sadece bir tek o sevilsin, o değer görsün, o el üstünde tutulsun ister veya sevgilimizi kıskanırız. Onun bizden başka birini daha fazla sevme ihtimaline dayanamayız. Arkadaşlık ilişkilerinde de öyle. En yakın arkadaşımızı başka biriyle daha samimi görsek kalbimiz kırılır. Biricik ve tek olma isteğinin korkunç ve kötü bir boyutu gibi kıskançlık.''

Buna herhalde bir şey söyleyemem çünkü bayağı bilimsel, bayağı psikolojik bir yaklaşım olmuş sevgili Beste Hanım'ın mesajı. Bence doğru, bu günümüzün biraz daha sorunlarından gibi. Yani böyle her mesajda yorum yapmayacağım. Sadece şu an sizlerden gelen mesajları okuyorum. Güzel bir görüş, güzel bir renktir. Teşekkürler Beste Hanım.

Elif Hanımlar hemen peşinden şöyle buyurmuşlar. Basit bir şekilde, kısaca bunu tanımlamak zor olur. Sevdiğin her şeyi kıskanabilirsin. Sana ait olanı paylaşmak istemezsin. Kıskanabilirsin. Sana ait olmayan neden sende yok diye düşünüp kıskanabilirsin. Kıskançlık nedir? Tam cevap veremeyebilirim ancak ne değildir bunu biliyorum. Zarar vermek değildir. Paylaşmak istemediğin için hakaret etmek, şiddet gösterip bir gün başına silah doğrultup katletmek değildir. Kısacası hiçbir insanlık dışı hareketi, böylesine insani bir duyguyu bahane ederek kiletemeyiz.

Evet şimdi ben mesajları böyle bir sıraya koymadan yani sırasıyla geldi yani mesajı gördüm, sıraya aldım ve direkt okuyorum. Eğer bir seçme hakkım olsaydı herhalde bunu en son yani birçok kıskançlıkla alakalı şaka yapıp, espri yapıp bunu en sona saklayabilirdim. Sevgili Elif'e buradan çok teşekkür ediyorum. Çok güzel bir yaklaşım. Umarım bu birbirini seven, birbirini sevdiğini söyleyen birçok insan için geçerli olur ve hayatımızın geriye kalan kısmında da hep bunun var olmasını sağlayabiliriz. Teşekkürler.

Sevgili Williander hanımlar şöyle buyurmuşlar. ''Ve kıskançlık bence abartılmadığı zaman dünyanın en güzel duygusu ama bir anda aşırı tehlikeli bir duruma bile dönüşebilir. Ve ben tamamen bunun çocukluktan gelen bir şey olduğunu düşünüyorum.'' Evet bu biraz daha hep konuşuyoruz yani bir insan nasıl ailesinden, çevresinden, okulundan, arkadaşlarından ne görüyorsa, ne okuyorsa, aklında ne kalıyorsa kendini öyle yetiştiriyor ve öyle var ediyor. Tabi bu da herhalde oraya doğru bir yaklaşım olabilir. Başım gözüm üstüne. Teşekkürler.

Sevgili Maide İrem Hanımlar peşinden şöyle buyurmuşlar. Bence kıskançlığın iki formu var. Birincisi, sevilen kişinin bir başkasını tercih edebileceğinin düşünülmesi şeklinde gelişen şüphe ve kaybetmekten korkma duygusuna dayanıyor. İkincisi, kişinin kendisinde olmayan ama başkasında olan bir şeye sahip olma isteğinden kaynaklanan rekabet içgüdüsüne dayanıyor. İlk çeşit de örnek olarak gerek arkadaşlık gerekse sevgililik ilişkilerindeki kıskançlık verilebilir. İkinci çeşit de örnek olarak da bir akademik anlamda başarılı birinin aldığı notlarla kendi notlarımızı kıyaslama verilebilir.

Evet, buradan Maiden'in bir derdi olduğunu, bir sıkıntısı olduğunu ve bu program sayesinde bunu anlatabildiğini gördük. Ama ben çok katılıyorum. Gerçekten kıskançlık, yani hep şey gibi gelmesin aklı, böyle bir sevgiliyi kıskanmak gibi gelmesin. Mesela benim de çok, arkadaşlarımı çok kıskandığım oluyor. Bence bu çok normal bir şey yani. Bence bu hırs duygusunu var ediyor. Teşekkürler.

Sevgili Ütopya Rap şöyle demiş. Kıskançlık bir çizgidir abi. Bu çizgi inanılmaz bir tatlılıkla da sürdürülebilir. Bir insanın canına kastetmeye kadar da gidebilir. İşte bunu belirleyen biz Romalılar oluyoruz. Bana sorarsan birbirine güvenip arasında duygusal bağı oluşturan çift, ufak şakalaşmalardan ileriye götürmez kıskançlığı.

Bu konuda iki tarafa da büyük iş düşüyor. Yeri gelmişken, Sote'den de bahsedeyim. ''Her gece uyurken, uzun bir yolculuğa çıkarken yoğun hayat...'' Yoğum demiş ama yoğun herhalde. Özür dilerim ben de öyle okurken. ''Yoğun hayat...'' Buradan şey anlayabilirsiniz. Ben de şu an ilk defa okuyorum mesajları. ''Yoğun hayat temposundan sıkıldım. Herhangi bir an tam anlamıyla on numara bir dostluk kurduk Sote'yle ama bazen çok ara veriyoruz.'' Özetiyorsun. Saygılar abim. Evet evet, o konularda ben de biraz daha titiz davranacağım. Özür diliyorum, çok fazla umarım arayı açmam. Teşekkür ederim Ütopya Rap. İsmini bilsem, keşke ismini şu an seslenebilseydim çünkü çok güzel, çok samimi olmuş mesajın.

Teşekkür ederim ağabey. Eyvallah. Sevgili Pak Yerun'a şöyle buyurmuş. ''Kıskançlık, bir bireyin kendisinin yetersiz hissetme korkusunun davranışlarına yansıtmasıdır. Herkesin kıskançlığı, yaşama stilleri farklıdır. Kimisi manevi olarak sahip olduğu şeyleri kaybetmekten korkar, başkası da maddi anlamda sahip olduklarını kaybetmekten korkar.'' İyi podcastler diyerek sonunda gülmüş çünkü verdiği mesajın çok farkında. Gayet güzel. Teşekkür ederim ağabey. Eyvallah. Yani kıskançlığa dair aslında herkesin gördüğünüz gibi farklı farklı görüşleri var. Şimdi mesajlara baktığımda yani çok fazla ayıramadım. Çok fazla böyle program böyle ilerlemesin diye ama birkaç tane okuyabildim. Okuyamadığım varsa özür dilerim ama gerçekten güzel mesajlar. Teşekkür ederim öncelikle. Ben bu arada bu olayı sevdim. Bunu ara sıra yapabiliriz. Hatta bu programın sonunda belki her şeyi sorabilirim.

Neyse, ben de mesela kıskançlığı kendimce yorumlayayım. Bence kıskançlık güzel bir şey ama şu anki günümüzde birazcık farklı anlaşılıyor. Çünkü birçok şeyin bahanesi kıskançlığa, kıskandığımdan gibi bir şeye atılıyor. Aslında kıskanmak bir insanın bir insana değer verdiğini, sevdiğini gösterebilir.

Mesela en basit ilişkilerde az önce dedim ya not. Mesela bir arkadaşın senden daha iyi not aldığında o ondan nefret etmeye anlamına gelmiyor. Mesela ben bir insanı sevmiyorsam ve onu haz etmiyorsam ve o benden daha iyi not alıyorsa ben bunu hiç umursamıyorum. Çünkü o benim ne rakibim ne dostum yani. Ben onunla ilgilenmiyorum ama kendi arkadaşım, böyle hani ilgilendiğim, hayatımda olan arkadaşım benden daha iyi bir not aldığında ya da daha iyi bir iş yaptığında mesela onu kıskanıyorum.

o aramızdaki rekabeti ve bana hırs duygusu verebiliyor. Bu iyi bir şey aslında. Yani kıskançlığın bence böyle güzel tatlı çizgisi var. Ama mesela diğer yandan baktığımızda mesela ilişkideki kıskançlık çok daha güzel bir şey aslında. Yani bence kıskanan bir insanın mesela şey vardır ya en klasiği işte etek giyinmeme izin vermiyor. En klasik olduğu için yani böyle bir konuda konuşmak istemiyorum ama hele şöyle bir Türkiye'de konuşmak istemiyorum ama en klasiği olsun diye söylüyorum. Mesela bana hep şöyle gelir.

Mesela ben örnek vereceğim, kız arkadaşımın etek giymesini istemiyorsan bunun sebebi onun bacaklarının çok kötü gözüktüğü için birisi ayı, bacaklarına bak ne kadar kötü diyeceğinden değil. Bu hani böyle sana özel şeyler vardır ya bir kadında özel hissettiğin, onun hep sana özel kalmasını istersin. Bu çok yobazca, çok çok bağnazca gelebilir. Ama böyle için gider. Mesela bence kıskanan bir insan seni seviyorum demese de olur gibi gelir bana hep. Ama biz şurada hata yapıyoruz, bunu söyleme şeklinde.

Bence mesela benim en sevdiğim şey bir ilişkim olduğunda kadının ya da karşı tarafın bana karışması hem kıyafet olarak hem söylem hem yürüyüş her anlamda saçıma dağıyor çünkü bir kadın dokunuyor sana ben bir erkek olduğum için bu arada onu söyleyeyim 17. bölüm oldu ben bir erkeğim. Ne alakası var? Hoşuna gidiyor çünkü sana değer verdiğini bildiğin bir insanın seni daha güzel görmesini, vesile olması yani saçını böyle yapma, bu gömleği giysene demesi benim çok hoşuma gidiyor. Ama kadın bunu şey söylüyor böyle, bence bu gömleği giy bu çok daha güzel sana, sen giyiyorsun şey oluyorsun böyle karşısında, aa diyor hani şey hissediyorsun kendini gerçekten seksi hissediyorsun böyle eril eril. ...seks enerjin dökülüyor ortaya. O zaman sen bir mutlu oluyorsun. Ama sen bunu... ...karşı tarafı söylerken daha farklı söylüyorsun. Bu eti ben sana giyme demedim mi? Ben sana diri tayt giyme demedim mi? Dediğiniz zaman kadın seninle bir... ...haklı olarak inatlaşmaya başlıyor. Niye giymeyecekmişim? Aslında bence mesele... ...ya herkes için demeyeyim de mesele onu giyip giymemesi değil. Mesele... ...mesele lugat. Mesele her zaman karşıdakinin bir birey olduğunu, onun zevklerinin olduğunu atlama şey olabilir. Mesela bence... Hani gerçekten bence şey demek mesela ben eşimi kıskanıyorum demek ya da ben sevgilimi kıskanıyorum demek çok güzel bir şey ama şu anki günümüzde bence mesela dese ki birisi abi ben sevgilimi kıskanıyorum dese korkuyorsun böyle ulan acaba zarar veriyor mu falan diye düşünüyorsun. Çünkü o şey gibi bir şey oldu. Mesela eskiden böyle şeyli faşistlik yoktu yani daha daha naifti her şey. Daha bir anlamı vardı. Mesela şu an öyle değil.

Çok şey faşist lan diyorsun bu faşist mi acaba diyorsun hani ben sevgilimi kıskanıyorum dediğinde ama çok çok güzel bir şey kıskanmak. Biz ne yazık ki bence o zamanlamayı o ayarları çok iyi tutturamadık yani. Yoksa niye insan sevdiğini üzmek için hayatını alsın ki? Ya da niye hayatına değer verdiği bir insana hayatı darlasın, hayatı zindan etsin? Bence bunu kimse istemez. Yani zaten iki tarafta da veya bir taraf çok kıskançlık görüyorsa ve bundan çok rahatsızsa bu tabut olmak istemez. Ama şey var mesela mutlaka olmuştur çevrende. Görüyorsun karşı tarafın yani örnek olsun diye söylüyorum. Mesela kadının gerçekten bir kıskançlıktan doğan böyle bir baskıya hiçbir şey demediğini ve bunu kabul ettiğini görüyorsun. Bu senin sinirini bozuyor ve bu sefer olay bambaşka bir yere geliyor. O zaman işte o az önce okuduğun mesajlardan bir tanesi ne kadar iş çıkabiliyor. Ama bence öyle bir şey değil. Yani kıskançlık bir şey yaptığında ona dayanabileceğin, ona sığınabileceğin bir şey değil. Bu alkol gibi bir şey değil. Kontrolü kaybedeceğin bir şey değil.

Kontrolü kaybetmen senin tamamen kişisel eksikliğin. Yani dediğim gibi okulda hiçbir hocanın seni sevmemesi, hiçbir arkadaşının seninle bir şey paylaşmamasından kalan çıkacak. Çıkabilecek bir sürü şey. Şuan burada çıkıp size psikolojik seans yapacak değilim. Öyle bir haddim de yok yani. Ben sadece bana öyle geldiğini söylüyorum yani. Ben çok isterim. Gerçekten bir ilişkim olsa, bir ilişkide... Ben şuan galiba buradan şey yapıyorum. Arkadaşlar bana...

Derdim o değil. Örnek olsun diye söylüyorum. Ben gerçekten bir ilişkim olsa ben kıskanılmak isterim. Çünkü kıskanılmak her zaman şeydir, böyle güzeldir. Değer gördüğünü bilirsin yani. Ama işte nasıl kıskanılmak ve kıskandığını nasıl belli etmek bence mevzu bu. Eğer bununla ilgili bir workshop olsa, bununla ilgili bir eğitim olsa bence Türkiye'nin en azından Z demeyeyim de belki Y kuşağı çünkü bence orada çok büyük bir sıkıntı var. Yani bizim kuşakta çok büyük bir sıkıntı var. Kesinlikle alması gereken bir eğitim, kesinlikle alması gereken bir kur. Yani şeye falan geçiyor ya böyle

Mesela yolda yürüyorsun, sana broşür dağıtılıyor. İşte ''İngilizce öğrenmek ister misiniz?'' falan filan. İşte kebaplarımızı de. Bence şey demek gerekiyor. ''Nasıl kıskandınız, öğrenmek ister misiniz?'' ''Nasıl kıskanılır, bilmek ister misiniz?'' gibi bir şey gelse bence bu çok daha güzel. Çünkü insanlık orada devreye giriyor. Yani şimdi İngilizce bildiğin zaman bir insana verilen değeri gösteremiyorsan hiçbir dilin bir önemi yok başkan. BAM BAM BARA BAM BAM BAM BAM

Artık gerçekten birçok şeye şaşırmamaya özen gösteriyorum. Yani Türkiye'de bu coğrafyada belki bu insanların içerisinde daha ne olabilir dediğim bir noktada bundan daha ötesi olmaz dediğim her an hep bir daha yenisi geliyor. İnsanımız her zaman şaşırtmaya ve ilginç olmaya devam ediyor. Bu benim aslında bir yandan hoşuma gidiyor ama bir yandan da Çok da sinir bozucu olmaya başladı. Yani bence, bence bak ben hep şöyle düşünürüm. Her neyi seviyorsan, her neye inanıyorsan ve her neyin peşinden gidiyorsan... ...eğer bu başkasının kabul etmeyeceği bir şeyse bence bunu kimseye zorlayamayız. Çünkü o, o tacize giriyor. O biraz başka bir dünyaya giriyor yani. Mesela Twitter kullanma amacınız nedir bilmiyorum. Benim Twitter kullanma amacım... ...eski sevgilime laf sokmadan değil mi?

Benim Twitter'ı kullanma amacım gerçekten böyle çok klasiktir ama böyle hani gündemde ne olduğuna dair çok sıcak haberler döndüğü için hemen hemen oraya yayıldığı için ben çok seviyorum Twitter'da gezmeyi ve bu bağlamda da Türkiye'de olan, dünyada olan birçok şeyi çok hızlı karşılaşabiliyorum, görebiliyorum. Mesela şu az önce Twitter'a bakarken şöyle bir şey gördüm. Galiba metrobüste veya otobüste. O hiç fark etmez. Nerede olduğu hiç fark etmez. Bir adam otobüs gidiyorken ve belki başka mezhebe, başka inancı ait insanlar varken veya herkesin Müslüman olduğu bir otobüste bir adam böyle selayla, gamet getirerek, ezan okuyarak namaz kılıyor.

Gerçekten mi? Hepimiz Müslümanız, hepimiz ibadet ediyoruz, hepimizin inancı var. Herkesin var, bu Müslümanlık değil. Herkesin bir inancı olabilir. Bence inanmamak da bir inanmaktır. Ben olmadığına inanıyorumdur o. Ben olduğuna inanıyorum. Benim dinim şu, benim mezhebim şu diyebiliriz.

Bu kadar toplumsal bir yerde, bu kadar kalabalık bir yerde başkalarını rahatsız etmek, bu şeye geliyor bana. Hani şey diyor işte bu kadar şov yapmazsın falan diyor ama bu şov değil. Bu başka bir şey. Bu gerçekten artık yani şey de demeyeceğim buna psikolojik falan, bambaşka bir şey gibi geliyor bana.

Yani şimdi baktığın zaman geçmişi dinle alakalı çok örneği var. Dinin nasıl Müslümanlığı nasıl yayıldığı, İslamiyetin nasıl yayıldığına dair birçok örnek var. Ama bu mesela bu bir şey mi acaba? Mesela bizim izlediğimiz Son Mesih'in... Son Mesih bile ne kadar kibar görüyor musun? Kimseye gitmiyor. Mesela herkes onu rüyasında görüyor. İşte ona geliyorlar. Ben seni rüyamda gördüm. Artık sana inanıyorum falan. Adam çıkmış köşesine. Bana diyor ki kim inanırsa diyor o gelsin diyor. Hani birader sana ne oluyor ya?

Otobüste bu sence iyi bir şey mi? Bence ben hep şuna inanırım. Birisine bir şey ikna edeceksen veya atıyorum onun iyi bir şey olduğunu söyleyeceksen bunu güzel göstermen gerekiyor. Güzel sunman gerekiyor. Yani şimdi otobüste biz senin namaz kılmana asla bir şey diyemeyiz. Bu bizim haddimize değil. Biz ona karışamayız. Biz senin inandığı Allah'la arana asla giremeyiz birader. Bak başkan asla öyle bir şeye giremeyiz.

Sen de, sen de bize yani o ilişkiyi gerçekten göstermek zorunda değilsin. Çünkü ikna edici bir yönü yok yani bunun. Bu çok ayıp bir şey gibi geliyor bana. Yani şey mi otururken bir anda böyle... Tövbe estağfurullah. Ya bunun şakası da yapılmaz. Ama ya mevzu burada dalga geçtiğimiz şey bir şey değil, bir inanç değil. Dalga geçtiğimiz şey beyin. İdeoloji, bakış, algı. Buna yani sabaha kadar örnek veririm yani. Yetersizlik, bir sürü örneği var. Yani başkan...

Vallahi yapma ya. Başkan, gerek yok ya. Düşünsene mesela ben otobüsteyim, kart basmışım, gidiyorum. Mesela bir yere yetişeceğim. Kafamda bin tane soru var. Nasıl yaparım? Olur mu? Olmaz mı? Ya olmazsa? Ya bence olur, iyi düşün. Takmışım kulaklığı, müzik dinliyorum. Camdan otobüste de izliyorum, duygusalım, telaşlıyım derken

Böyle bir anda önümde bir adam namaz kılmaya başlıyor bağırarak böyle ama yani. Belki videoyu izlersiniz, denk gelir size de. Ve ben bir anda onu görüyorum ve kulaklığı çıkartıp birkaç saniye izliyorum. O böyle otobüste... Hani düşünsene mesela ibadet dediğimiz şey Allah'ın huzuruna çıkmak, Allah'ın önünde eğilmek ama eğildiğin yer metrobüs. Herkesin bastığı yer falan böyle. Milletin tükürdüğü gece, milletin işediği yer belki. Oraya yatıyorsun. Allah'ım senin karşına geliyorum ama buraya, burada geliyorum. Yani bu inanç değil. O apayrı bir şey de... Düşünsene mesela ben onu görüyorum.

Böyle bir anda hayatım değişiyor benim. Aradığım eksiklikte, aa diyorum ben de falan hemen böyle cemaat oluyorum arkasında falan. Eğer böyle bir düşünce varsa arkadaşlar bunu buradan söylemek galiba benim artık haddime değil ama böyle bir düşünce varsa yani lütfen gerçekten İslamiyetle aranız bu kadar iyiyse ve İslamiyeti bu kadar yaymak istiyorsanız, Müslümanlığın tek din olduğunu düşünüyorsanız ki bence birçok insan böyle düşünüyor olabilir buna son derece saygımız var. Kimse kimsenin inancına bence karışmamalı ama Eğer diyorsanız ki Müslümanlık ülkedeki tek yani dünyadaki tek din olmalı diyorsanız bence bunun nasıl yayılmasını daha güzel yapmak gerekiyor. Biraz biraz nasıl yayıldığına bakmak gerekiyor. Nasıl çıktığına bakmak gerekiyor. O savaşlara bakmak gerekiyor.

İnanın hiç hiçbir şey yoktur böyle yani otobüste. Gerçekten çok hassas bir konu ama bence beni anlıyorsunuz yani bu söylemek istediğim şey şey değil yani benim. Kimsenin inancına karışmıyorum. Ne benim inancımı bilebilirsiniz ne de ben sizinkini sorabilirim. Öyle bir hattim yok yani. Ve o yüzden de ben size bu program sonunda bir kere şey dersem eğer, program biterken bu arada namazları kılmayı unutmayın dersem o zaman haklısınız.

Beni ilgilendirmiyor arkadaşlar. Yani ne su içmeniz beni ilgilendiriyor, ne sağlığınız beni ilgilendiriyor. Biz sadece birlikteyiz, bir yolculuktayız yani. Üç günlük yaşıyoruz. Başkan, valla diyorum ya hani ya biliyorum bunu dinleyince muhtemelen ya böyle şey Müslüman mı diyeceksin. Muhtemelen bir yorumun var. Muhtemelen bu konuda fikrim var. Ona da inanıyorum ama. Şimdi bak o kadar şey ki, şuradan anladım onu, sen bunu yaptığında birçok insan belki sana tepki göstermiyor veya tepki gösteriyor olabilir ama tam tersi olduğunda bunu çok farklı algılamak var ya, o çok işte çok ince bir çizgi, onu galiba aşıyoruz yani. Ben ona inanmıyorum. Benim galiba inandığım şey şu bak asla dinden bahsetmiyorum, inançtan bahsetmiyorum. Eğer yani şey değer verdiğin ve başkalarının da olmasını istediğin, tatmasını istediğin bir şeyi onları çekmek istiyorsan bunu gerçekten böyle otobüste hani insanların eliyle dokunamadığı yerde yapmaya daha çok özen gibi senin buna gerçekten değer verdiğini ve bunun gerçekten huzurlu bir şey, manevi bir şey olduğunu görelim. Yoksa

gördüğümüz tek şey hiçbir şeye önemsemediği ve bunu sadece bir araç olarak kullanan bir insanın ne kadar kötü gözüktüğü başka bir şey değil başkan. Dünyadaki her insanın farklı bir yapıya sahip olması, farklı şeylerden keyif alıyor olması çok keyifli değil mi? Yani düşünsene herkes tek tip olsa, tek pro tip olsa böyle. Ya biliyorum bu zaten çoktan bilinen bir şey yani bunu şu an ben burada bulmadım ve şu an bunu dinleyenler şey demediler.

Aa evet ya hepimiz fark ettik. Hiçbir şey demedi buna eminim ama ben şu anda bir konuya giriş yapacağım. Herhalde en güzel giriş bu olacaktı. O yüzden buna giriş yapıyorum. Mesela benim de böyle birçok insanın hani vardır ya ben bunu asla katlanamam, ben bunu asla kaldıramam dediği şey. Benim mesela bazılarına çok hiç umurumda bile olmaz benim mesela. Adam der ki ben bunu kaldıramıyorum. Mesela benim için o hiçbir sorun değil.

Mesela benim de farklı şeyler var mesela kaldırmadığım. Bunlardan bir tanesi çok net bir şekilde aptal yerine konmak. Mesela benim hayatta herhalde en çok da hamül edemediğim tek şey budur. Aptal yerine konmak. Yani bu, burada şeyi söylemiyorum yani ben çok zeki bir adamım demiyorum. Sadece aptal yerine konmak yani bu, bu bana biraz şey geliyor ya. Ve bu her yerde oluyor. Hani sadece ikili bir sohbette değil. Günlük hayatta birçok yerde karşına gelebiliyor ama

Bunun sıkıntısı şu hani karşıdaki insanın seni düşünmeden anlatırken senin o durumu farkında olman var ya mesela bir örnek vereyim hatta bunun tweetini atmıştım belki denk gelirsiniz bilmiyorum. Mesela bir oturuyorsunuz böyle sohbet muhabbet dönüyor. Bir tanesi diyor ki ''Ya ben içten başıma bir şey geldi.'' diyor. Böyle merak edip dinliyorsun. Böyle anlattığı şey aslında çok bilinen bir hikaye mesela. Ya da atıyorum senin daha önceden bildiğin veya yakın çevrende bir başkasından dinlediğin bir hikayeyi böyle kendi hikayesi gibi anlatıyor ya. Sen böyle her şeyin farkındasın. Ve aslında o da senin bu hikayeyi biliyor olabileceğini bilmesine rağmen bunu inatla anlatıyor ya. Böyle ona bakarken o kadar canım sıkılıyor ki. Ya yapma başkan beni aptal yerine şu an koyma.

Mesela çok böyle hani o gözümde o insan bitiyor. Mesela atıyorum kavga etsek, çok ağır şeyler söylese bana ve dese ki gecenin sonunda ya kusura bakma aman aklıma şu geldi işte ben kötü oldum birazcık canını sıktıysam özür dilerim dese bunu affedebilirsin ama beni aptal yerine koyuyorsun ya ben bunu bak ben bunu asla affedemem yani herkes her şeyin farkında başkan. Yani dünya eski dünya değil çünkü bak diyorum ya bir yeğek uşağı, yeğek uşağı bence bu dönemde En büyük yarıyalan tarafı oldu. Çünkü bizden öncekiler yoktu, bizden sonrakiler. Z kuşağı çok hızlı yetişti, biz arada kaldık. Bir anda her şey gelişti ve biz adapte olamadık. Çok zor olduk adapte. O yüzden böyle kafamız karışıyor, varlığımızla alakalı. Biz bu dünyada varız, öyle düşünüyoruz gibi bir şeyden bahsetmiyorum size. Bence anlıyorsunuz ince naif bir çizgi böyle yani tatlı bir çizgi. O yüzden böyle bazı şeyleri kaldıramıyormuşuz değil konu o değil. Bak yine bir şey konuşurken konuştuğum şeyin ne kadar tutarsız olduğunu kanıtlamak için unuttum galiba. Herkes her şeyin farkında başkan. Şu an bir kağıda bakmadım.

Mesaj gelmiş bana. ''Bunlar tekste mi yazıyorsun yoksa doğaçlama mı?'' diye. Arkadaşlar bir şey unutuyorsam bu tekst olamaz. Gerçekten tekst değil. Doğaçlama diye övünebileceğim bir şey de değil. Çünkü gördüğün gibi bazen bir konu hakkında çok iyi biliyormuş gibi konuşurken bir anda her şeyi unutabiliyorum. Programla alakalı biraz bir şeylerden bahsedeyim. O konuyu öyle havada bırakarak... Yani dediğim gibi ben onu kaldıramıyorum aptal yerine koymayı. Çünkü artık herkes her şeyin farkında. Dünya eskisi gibi değil. Eskiden bir şeyleri daha az biliyorduk. Bir bilgiye daha az ulaşıyorduk. Bir şey yazdığımda onun karşılığı yoktu. Hatırlarsan bir şey öğrenmek istiyorsan bir ödev yapıyorsan ansiklopedi kurcalardın. Şimdi öyle bir şey yok artık.

Emekli örneği oldu farkındayım ama öyle bir döneme geldiğimiz için artık bir şeyler çok daha hızlı, çok daha biliyoruz ve o yüzden de herkes aldığı bilgiyi, aldığı bir şeyi ne bileyim bir gördüğü, izlediği, okuduğu bir şeyi böyle kendi hikayesi gibi yaptığında o benim çok ağrıma gidiyor. Bak bence Bunun sebebi de ne biliyor musun? İlk başta bahsettik ya böyle hani herkes, herkes görsün istiyor onu ya. Çünkü bir hikaye gördüğünde o böyle kendi hikayesi gibi. Çünkü artık artık benlik diye bir şey var. Artık var olmak diye bir gerçek var. Bak bunu asla kulak arkası yapamazsın başkan. Artık bildiğin insanlar kendini var ediyorlar. Çünkü başkalarının eskiden çok klasik bir örnek daha vereyim. İşte un kapanına gitmek, işte onunla yatıp bir yere gelmek falan. Artık kimse yatmana gerek yok.

Gerçi bunun tercih denenler hala var. O kişisel tercih. O bir yere gelmek için değil. O bir zevk almak için. O bir şey diyemeyiz yani. Mesela günümüzde var ya işte oraya böyle geldik. Sana ne?

Sen de gel. Yani bu senin şey yapabileceğin bir şey değil. O orada ama o nasıl geldi oraya biliyor musun? Beni ilgilendirmiyor. Bana verdiği malzeme önemli onun. Bir film çıkardı, bir şarkı çıkardı. Ne bileyim bir program sunuyor. Yani ben onu şarkısından keyif alıyorsam, şarkısını dinliyorsam o şarkıyı yapan yapımcılığa yatmış olması beni zerre ilgilendirmiyor. Ben bunu kurcalayamam. Ahlaksız nasıl yatarsın diyemem. Bana ne?

Ama işte bak bizim toplumumuzda var ya o benliği kabul etmeme. Mesela bir insanı çok seviyor ilk başta. Ya diyor bir kanal keşfettim diyor inanılmaz bunu izleyin diyor. O izleniyor adam. Adam bir anda böyle yüz binler iki yüz binler milyon oluyor adam. Adam diyor reklamla oynuyor. Bunun da çok değişti. Bunlara prim veriyorsunuz. Şakaları hep belalı. Biz sevmeyi de bilmiyoruz.

Biz yani bir şey diyemiyoruz ya. Aa bir dakika ya. Bu buraya gelirken bunu yapmış ya, bununla yatmış ya. Bu beni ilgilendirmiyor ki diyemiyoruz ya. Her şeye fikrimiz var. Piyasadaki Demet Akalın neyse biz de hayatta oyuz yani. Her şeye bir şey söyleme ihtiyacı duyuyoruz. Ama gerek yok başkan. Bizlik bir şey değil yani. O şarkı, ben o şarkıyı beğenmiyorsam, dinlemiyorsam dinlemek zorunda değilim ki.

Neyse, konu aptal yerine konmaktı. Yine bir şeylere çok dolmuşum. Yine çok sinirliyim bir şeylere. Neyse, oralara kadar gelmeyeceğim. Belki başka programda daha böyle bir reytinge ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde oralardan da konuşabiliriz diye temenni ediyorum. Umarım hayatınız boyunca aptal yerine konmazsınız. Çünkü mesela dedim ya film, dizi. Şimdi bak, bir oyuncu...

Diyelim ki şu anda Türkiye televizyonlarında çok çok izlenen bir dizide böyle başrolde oynuyor falan. Mesela bu adamın o başrolde nasıl olduğu beni ilgilendirmiyor. Şey diyemem yani bu burada başrol ama öncesi böyle beni ilgilendirmiyor ama birçok böyle hani günlük hayatta birbirinin suratını cimcif yapan bir adamın dizide bir türlü öpümeyen kadınını 16 bölüm bana satması bana çok şey geliyor. Yani böyle ya aptal eşi gibi geliyor. Yani ya başkan

Yani herkes her şeyin nereye girip çıktığını artık biliyor. Yani 16 bölüm, 15 bölüm bana reyting için böyle öpüşme ihtimallerini bu kadar uzak tutamazsın ya. Çünkü 14 bölüm öpüşmezken 3 hafta boyunca haberlerde yani cimcif haberi duyuyoruz neredeyse. Oralara gelmeyelim. Çünkü beni aptal yerine koyduğunda aptal bir nesil yetiştiriyorsun ister istemez yani. O tatlılıktan, onların bir türlü öpüşemiyor oluşundan bir nesil doğuyor yani. İnstagram'a gir fan sayfalarına. İnanılmaz pes pembe.

Neden, neden gençlere bu kadar kötü örnek oluyorsunuz diye? Aslında buradan dizi sektörüne kadar. Yani bu şey, bak, muhtemelen bu şey, az önce bahsettiğim gibi, Ankara hazır ol, yanmaya geliyoruz dediğimde yüz yirmi kişi, bu da öyle bir şey ya, sektör almış başını gülüyor alttan bir adam, dizi sektörüne diye. Öyle bir şey ya, ben sadece derdimi söylüyorum yani, beni ilgilendirmiyor. Sadece, ya o yüzden mesela şey var ya, abi Netflix'te bir şey izliyorum, bizim Türk dizilerine, mevzu o değil, biz de yapıyoruz, bizde de yapıldı.

Yani bizde ödüllü bir sürü, Kavuşak filmini izle, Sivas filmini izle, Kelebekleri izle, Sarmaşık, yani bir sürü filmimiz var bizim derdi olan. Bir sürü filmimiz var. Ya şu an örnek veremediğim bir sürü bağımsız film var, sanat filmi var. Ama bizim izlediğimiz şeyin farkı, çünkü bize o veriliyor. Bize o serbest ediliyor. Öyle olunca ister istemez sen bu sisteme hayır diyemiyorsun ki bunu kabul ediyorsun.

Keşke yani elimizde olsa da keşke böyle olmasa yani. Ben benim yani bu konuda da çok doluyum. Ama çok uzatmayacağım. Aptal diyene umarım konmadığımız bir hayat olur. Mesela bak şimdi dizi dedik. Hadi oraya geç. Benim haddim değil diyelim. Size haddim olan bir şeyden bahsedeyim. Mesela beni nereden biliyorsunuz? Her şeyi boş ver. İşte sosyal medya, video çeken bir adamım. Skeçler çekiyorum falan filan. Şimdi ben ne yapıyorum? Ben kendi hayatımda işte aile çevremde aklıma gelen veya bir şey izlerken aa bu böyle bir şaka yapsam ya dediğim videoları çekip kendi alanımda servis ediyorum size. Kimisi gülüyor, kimisi gülmüyor, kimisi beğeniyor, kimisi beğenmiyor ve ben beğenmeyene nasıl beğenmezsin, sen ne anlarsın mizahtan gibi demiyorum. İsim vermeyeceğim gibi.

Çünkü çok basit bir şey yani. Birisi Bami'yi çok sever, birisi sevmeyebilir. Bu kadar basit bir şey. Ama arkadaşlar bakın şimdi eğer bu işi yapmak isteyenler varsa ki hali hazırda bu işi yapıyorsanız sosyal medyada ve aklınıza bir fikir gelmiyorsa olabilir, o da olabilir. Benim çektiğim videonun aynısını çekip kendini var etmek

Ne oluyor biliyor musun? Bu sefer beni değil, kendini aptal yerine koyuyorsun. Ben bunu görünce gerçekten seni mahkemeye falan vermem, ne bileyim, bununla uğraşmam. Çünkü sen o zaman belli olmuş oluyorsun ve benim uğraşacağım bir şey değil yani o. Ben o zaman çok mutlu oluyorum. Deneye bak. Ne kadar kaliteliyim diyorum. Kendi kalitem gözüküyor. Çünkü benim yaptığım bir şeyi başkası yaptığında bana hep şey geliyor. Şey de olur bu arada, bir gün gerçekten birisi çıkar, lönk diye koyar masaya. Kral derim ya, çıkar da bir tadına bakayım. Öyle bir şey yapar yani.

Ama şu ana kadar yapılanlar çok da hoşuma gitmiyor, çok da desteklemiyorum. Hep şeyi desteklerim ben. Ben eğer, bak düşün, ben eğer bugün bu şartlarda mizah yapabiliyorsam, ben eğer bugün bu kadar yetersizlikle, bu kadar eksiklikle birkaç video çıkartıp sosyal medyada paylaşabiliyorsam ve bunlar naçizane seviliyorsa, başkan sen de bu işi yapıyorsan, senin çevren, senin eğitimin, senin algın, sen neler yaparsın? O yüzden orası çok daha zengin. Bence sen kendi mizahını göster bize. Çal, gene yap. Zaten bu ülke bu şekilde geldi. Çala şala geldi. Onun da yanına sıkıntı yok. Kimse senin çalmana bir şey demiyor. Alıştık biz toplum olarak. Biri bir şey çaldığında tepki gösteremiyoruz. Biz zaten bunu alıştırdılar. Mevzu o değil.

Mevzu çeşitlilik. Sen şimdi ben yaptım bir tane onu aldın aynısını koydun. Ne oldu? Hani bu şey olmayacak şey demeyeceğim yani. Bizim bu yüzden Türk sinemamız geliyor. Alakası yok bunun sinemaya. Bu çok ufak bir şey. Bir dakikalık iki dakikalık ufak skeçler.

Yani bunu, yani kendi skecini, bir dakikalık kendi ne bileyim, ne bileyim tespitini, kendi anını, kendi hikayeni çıkartamıyorsan belki de çok basit bir anlamda senin yapabileceğin bir şey değil ve öyle olduğunu tablo aslında beni veya başkasını değil. Sen kendini aptal yerine koyuyorsun veya hiçbir zamanda kendini affedemeyeceğin için hiçbir zaman kendinle barışamayacaksın başkan. Evet gördüğünüz gibi dertli olduğum birçok şeyden yine durmaksızın fütursuzca bahsettim ve yani şu an sonuna doğru yaklaştığımızda gerçekten bir boşalma hissi, bir rahatlama hissi hissediyorum. Umarım birkaç saat sonra geldi Söte dinliyoruz dediğinizde oh be yetiştirebilmişim diyebilirim diye temenni ediyorum.

Ve şunu açık söyleyeceğim. Bu bölüm gerçekten kıskançlıkla alakalı yaptığımız interaktif kısım çok hoşuma gitti. Ama size önce, ondan önce bir haberim var. Şimdi biliyorsunuz ben stand-up gösterileri yapıyorum. Güzel haberler var bununla alakalı. Artık sahne aldığımız yerler yetmiyor. Çok güzel, bu çok heyecan verici bir şey. Şimdi pandemi dolayısıyla BK Mutfak veya diğer sahnelerde eskisi gibi hınca hınç dolamıyoruz ne yazık ki. Atıyorum kapasite 100 kişiyse mekanda, biz onun 50, maksimum 50 yapabiliyoruz.

Oturma düzeni aralıklı oluyor, sosyal mesafeli oluyor ve tedbirli oluyor. Bu yüzden de biraz daha şeyli oluyoruz. Mesela çok geliyor bana işte yer kalmamış işte gelmek istiyoruz diye, inanın ben çok isterdim. Gerçekten çok isterdim. 50 kişi değil de. 60, 70, 80, 100 çok isterdim. Çünkü ben biletten para kazanıyorum arkadaşlar.

Ama ne yazık ki yani Murat Bey'in, Murat Öbüç Bey'in şu an sahneye çıkması yasak olduğu dönemde bizim sahne almamız zaten çok büyük bir ayıp sektöre. O yüzden buradan öncelikle ondan çok özür diliyorum ama ne yazık ki bir şeyin devam etmesi gerekirken biz o yüzden sahne oluyoruz ama Sizler için yani bu şey değil yani ailem için sizler için değil yani şöyle bir şey bu etkinlik eğer yapılacaksa şu an etkinlik yapılıyorsa ve biz de bunu yapacaksak tedbirli yapmamız gerekiyor. Çünkü yarın öbür gün biri bize bir şey dediğinde biz bunun arkasından kalkabilelim yani biz her şey yani verilen şartlar uygun diyebilelim diye yapıyoruz. O yüzden de şu anki şartlarda ve normal şartlara baktığımız zaman bir etkinlik paylaştığımızda, çok teşekkür ederim, minnet duygularımla bunu söylemek istiyorum, biletler tükeniyor. O yüzden şu anda mevcut olarak sahne aldığımız birçok yer, pardon burayı biraz övünerek söylemek istiyorum, kapasite yetmiyor. O yüzden bir aksilik olmazsa Ekim ve Kısım'dan sonra daha büyük sahnelerde sizlerle olacağız. Bu çok hoşuma gitti benim. Gerçekten çok mutluyum böyle bir şey için. Bu yavaş yavaş, nasıl derler, güzel işler olduğunu gösteriyor. Umarım bunun hep böyle olmasını sağlayabilirim. Çünkü benim en çok önem verdiğim şey o gerçekten. Şimdi pandemide hatırlıyorsanız birçok insan çok ünlü oldu. Bunları izlerken. Yer yer utandık, yer yer takdir ettik, yer yer güldük ama ben hep şunu söylerim bir insan bu işi yapıyorsa. Gerçekten böyle bir şeyle gözükmek istiyor muyum? Bir soruyu sorup, o soruya vicdanım rahat bir şekilde evet dersen bu işi yapmak istiyorum ve komedyenlik... stand-up yapmak, showman olmak benim için öyle bir şey ve gerçekten çok istediğim bir şey. Şu ana kadar çok güzel gidiyor. Umarım hep böyle güzel gider ve Ekim ve Kasım ayından sonra da dünya olarak, ülke olarak, toplum olarak biraz daha bu salgın konusunda rahatlayabiliriz, her şey yoluna girer. Umarım güzel sahnelerde, büyük, geniş sahnelerde, çok pardon ama hak ettiğim sahneler...

Karşılaşabiliriz diye temenni ediyorum. Evet sevgili soda dinleyicileri güzel bir bölümün sonuna geldik. Umarım güzel bir sohbet olmuştur. Şunu söylemek istiyorum. Aslında birçok şey söylemek istiyorum ama ne yazık ki söylenen birçok şey bazen bazen çok başka yerlere gidebiliyor. Birçok şeyi mesela bir şeyi sevsen bile

Onu söylemeyebilirsin ama sevmediğin bir şeyi bence söylemek zorundasın. Mesela misafirliğe gittiğinde eğer biber dolması sevmiyorsan, biber dolması sevmediğini söylemek zorundasın ki o biber dolmasını zorla yeme. Ama ne yazık ki toplumumuzda şu an sevmediğin bir şeye tepki gösterdiğinde ceza alıyorsun. Bu çok ayıp bir şey, çok kötü bir şey. O yüzden Ezhel'in yeni şarkısını ben çok beğendim. Umarım stüdyo versiyonunda dinleyebiliriz. Umarım bu kadar gerçek, bu kadar bir şey anlatan, toplumumuzda Türkçe rap müziği olarak

Bu kadar yavaş yavaş ritmin çok ön plana çıktığı, derdinin azaldığı bir müzik piyasasında umarım böyle güzel bir şarkı dinleme vesilesi sağlar bize Ezhel. Çok güzel şarkı olmuş. Ya şarkı olmasa bile o versiyonu çok güzel olmuş. Çünkü ben hani şey demeyeceğim. Gerçek rap bu falan demeyeceğim. Gerçek dert böyle bir şey. Çok güzel bir anlatım, çok güzel bir şairlik, çok güzel bir ozanlık. Umarım ceza almaz demek çok acınası değil mi? Yani böyle güzel bir şeyi beğenip karşılığında umarım bir ceza almaz demek çok acınası geliyor bana.

Neyse hepimizi yoran, hepimizi böyle bıktıran şeyler var. Umarım bunlarla karşı karşıya kalmayız sevgili dinleyenler, sevgili güzellikler. Sizlere sorum şu, bu bölümde yaptığımız interaktif kısımdaki yani sizce kıskançlık nedir kısmındaki interaktif çok hoşuma gitti, çok beğendim. Okumak çok efriydi. Bir sonraki bölüm sorum şudur efendim. Sizi en çok yoran, en çok bıktıran şey nedir? Twitter'dan yazabilirsiniz. Twitter'ı Sergen Deveci'den bekliyorum.

Gitmek istemiştik gidemedik çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtık biz de. Hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)