
6.124 kelime · ~31 dk okuma
Merhaba, evet herhalde en büyük ayrılığımızı bu program dolayısıyla bu sayede vermiş olduk. Ben hemen, hemen sanki hiçbir şey yokmuş gibi devam etmek istiyorum. Aslında sanki hiç ayrı kalmamışız gibi. Çünkü bu ayrılığı artık konuşmak istemiyorum. Çünkü şunu fark ettim, ne kadar çok konuşursam o kadar çok başıma geliyor.
İlişkilerde de böyledir galiba değil mi? Böyle en çok korktuğun şey başına gelir ya. Belki de en çok istediğin. Bilmiyorum yani bir şekilde onu çağırmaya başlayınca o geliyormuş gibi. Aslında o hiç yokmuş gibi davrandığında sanki hiç gelmeyecekmişsin gibi. Bence birçok konuda öyle. Bir şeyi istemediğinde o bir şekilde aklında yer ediyor. Böyle onu sürekli söylüyorsun.
Ve bir şekilde çıkıyor karşına yani bu da hayatın sana durdu ha ben son kozumu oynamadım deme şekli olabilir bence. Ama ben dersimi aldım. Bundan sonra sanki her şey biz nasıl istersek öyle ilerleyecekmiş gibi davranacağım. Çünkü şunun farkına vardım burada patron hem sesiniz hem de benim.
Biz istemezsek kimse ayrı kalamaz ve bunun bence birlikte olmak için birçok mecra var bence bu konuda. Instagram canlı yayında da bunu yapabiliriz. Twitter'da bir tweet altında belki interaktif bir soru cevap kısmına geçebiliriz. Birçok imkan varken tutturmuşum ben de podcast podcast diye ama sevdiğimden. Bu arada bu dönemde gelen mesajlar çok mutlu etti beni. Daha önce belki hatırlıyorsunuzdur bunu söylemiştim bir kez daha şeyle alakalı.
İlk defa küfür yemek bu kadar hoşuma gidiyor diye çünkü insanların bu kadar sahiplenmesi, bu kadar istemesi sanki aradan ben çıkmışım gibi. Hani biz bu işi yaparken aslında bu kadar temelli, bu kadar ne derler? İstekli bir şekilde bekleyeceğimiz ya da bekleneceğimiz aklımıza gelmiyordu tabii hiçbir işten. Hani vardır ya öyle bildiğiniz her şeyi unutun, biz geliyoruz. Biz öyle çıkmadık yola. Hatta ilk başta bunun çok... Bildiğiniz her şeyi unutun falan. Niye durduk yere bildiğim her şeyi unutuyorum?
Öyle bir çıkış yapmadık. Biz gayet tatlı bir çıkış yaptık. Umarım birkaç kişi dinler, sever ve yolculuğumuz devam eder dedik. Güzel de oldu ama şey hoş değil. Şimdi bir ara vermek istediğimizde bunun endişesi acaba ne zaman geliriz, ne zaman başlayabiliriz, çok süre uzar mı ziyade
Umarım annemiz bacımız karışmaz küfürlere gibi bir haddeye geldik. Sevilmek her şekilde güzel. Herkesin farklı bir sevme şekli var. Kimisi mesela işte daha çok daha naif, çok daha güzel ama işte Serkan Beyciğim soteyi özlüyoruz, sesiniz duymadan uyuyamıyoruz diyenler de var. Sote nerede?
Ben sevginin her türlüsüne varım. Yani dünyada sevmekten daha öte bir şey olduğunu bilseydik eminim onu yapardık yani. Peki bu zaman diliminde hayatımızda neler değişti? Şimdi size sorma şansım olmadığı için bu kısımda hem siz düşünün kendi neler yaptığınızı. Hem de ben size bir yandan neler değişti, nelere başladık, neler devam ediyor onlardan bahsedeyim. En son ki yayında gösteriler başlıyor diye bir ilan geçmiştim, gösteriler başladı. Gösterilerimiz başladı. Bodrum, İzmir, Eskişehir, Ankara, İzmit böyle güzel ufak bir turne yaptık. Fakat her şehirdeki insan çok farklı gerçekten. Yani Eskişehir'de yaşayanlar, dinleyenler veya okuyanlar varsa Eskişehir gerçekten anlatıldığından çok daha az anlatılıyor bence. Yani bence hayattaki hiçbir şeyin karşılığı ve insan bir şey yapmak istediğinde onun karşılığı burası Eskişehir ya rahat ol gibi bir cümle olmamalı. Çünkü biz Eskişehir'de
gösteri bittikten sonra dedik ki Eskişehir'deyiz eğlenelim gelmişiz buraya yarın İzmit'te gösterimiz var belki arada var bir gün koca bir saat dedik eğlenelim Eskişehir'de böyle hangi mekana gitsek böyle bir oturduğumuzda işte Böyle bir tanışıklık oluyor, bir sohbet merhaba oluyor. Ondan sonra bu sefer bir şey içmek istediğinde ya gerçekten bunu mu içiyorsun ya burası Eskişehir rahat ol ya burada böyle şeyler içmezler gibi. Eskişehirlilerin Eskişehir'e karşı inanılmaz bir mesafesi var bence. Eskişehirliler bence Eskişehir'i seviyormuş gibi yapıp bence sevmiyorlar.
Çünkü ben mesela İzmit'te, İzmit'te kim ne içse, kim ne sipariş verse şey diyorum. Bunları acaba sevecek mi? Bakalım İzmit'in bu... Hep bir tedirginlik var. Ya bu kadar büyük tabii yok. Şu an abartıyorum tabii de. Ama Eskişehir'de böyle kaygı hiç yok. Ya burası Eskişehir ya rahat ol falan. Tuvalete gidemiyorsun mesela bir barda. Ben Eskişehir'de okuyan ve gece kulübüne bir bara giden bir insanın, bir kadın veya bir erkeğin gönül rahatlığıyla ben tuvalete gidebileceğine inanmıyorum. Anca bir menfaati
Tuvalette düş dediği bir eylem varsa o zaman rahat gidebiliyor. Lütfen bir parka bahçeye çıkalım ben daha fazla bir şey görmek istemiyorum diye. Yani tuvalete gitmeyi reddettim. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşadım. Ama şimdi böyle anlatırken hep diyorum yani kötüsünden bahsediyorsun ama bu onun iyiliğini asla değiştirmiyor. Gerçekten insanı, insanı abi bir şehir bence insanı domine ediyor. İnsanı çok güzel yani hiç koca bir gün boyunca her şeyi yapabildiğin ve hiçbir şeyin olmayacağını bildiğin tek şehir Eskişehir olabilir gerçekten. Bu bence insanın kafasıyla alakalı bir şey. Rahat, çok rahat. Çok rahat insanlar ya.
Umarım bir kez daha gidebilirim. Bir kez daha orada gösteri yapabilirim. Ya da hiç gösteri yapmasam bile sadece eğlenmeye bile gidebilirim. Çünkü yakın bir yer. Mesela bu düzeyde yakın Ankara var mesela. Ankara deyince şimdi gece hayatı, daha önce anlattım bunu. O pavyon kültürü, o yaklaşım. Bambaşka bir kültüre sahip Ankara mesela. Ama Ankara'da bir kolluyorsun kendini. Çünkü orada böyle bir alfalık var. Mekana gittiğin zaman. Şimdi nereden biliyorum ben.
Pavyon pavyon gezdim. Bar bar gezdim. Gençliğimi heba ettim. Bunları sırf öğrenebilmek için size doğru bilgiyi aktardım. Şey var ya, benim canım ailem. Sizlere doğru bilgiyi getirdim. Evet, bazı bedeller ödedim ama...
Ay çok özlemişim ya. Neyse çok çok duygusala girmeyeceğim. Mesela Ankara kültürü var. Ankara'da gidiyorsun bir pavyona, bir bara, ne bileyim bir gece kulübüne gittiğinde orada böyle bir alfalık var. Hani orada alfalığını dansla belli ediyorsun. Orada pis diye bir gerçek var yani. Çıkıp orada bir şeyi istemen yeterli olmaz. İstediğin şeyi alman gerekiyor orada. Sözle değil, bıçakla, kılıçla değil. Figürlerinle, kıvraklığınla. İşte o daha keyifli.
Orada kazandığını hissediyorsun. Bir ödül. Bu ödül sadece bir canlıdan bahsetmiyorum. Mesela bir içecek, bir şampanya istiyorsun. Biraz abartıyorum şu anda. Öyle bir şey olmadığına eminim. Kadın için dans etmek kelimesi bana yanlış anlaşılabilir gibi geldi ama şöyle. Burada bir mutalizm söz konusu. Karşı taraf belki böyle bir şeye izin verdiği için bu tarafta böyle bir eyleme katılabiliyor. Böyle bir gelenek var, böyle bir kültür var. Daha güzel bence. Her şehirde mesela gece anlayışçı yok. Mesela ben İzmitliyim diyorum ya, İzmit'te gece anlayışçı yok. Bambaşka mesela İzmit'te birisini istiyorsan, onu isteyen diğer kişiyi bıçaklaman gerekiyor. İzmit'te hayatta kalmak bir serüvendir, bir umuttur hayatta kalmak.
Neyse çok özledim. Sote 14. bölüm başlasın bakalım. Şimdi konu böyle gösterilerle başlayınca aslında ben de size uzun zamandır bana dert olan, içimde yara olan bazı şeylerden bahsedeyim. Kimler dinler, nereye gider bilmiyorum ama en azından ben anlatmış olayım. Beni bilin. Şimdi az önce bahsettiğim gibi işte Eskişehir, Ankara, İzmit, İstanbul gibi gibi şehirlerde ufak bir turna yaptık. Fakat bu benim özellikle abi Eskişehir istiyorum, Ankara, İstanbul, İzmir istiyorumla olan bir durum değil. Şimdi belki hatırlarsınız pandemiden önce yani bunlar hiç yaşanmadan önce herkesin belirli bir şeyi vardır, kapasitesi vardır, belirli bir ne bileyim işte kendince bir koşulu vardır. Benim de öyleydi mesela. Ben asla
Bir sahne açıksa çıkmıyordum. Bir sahne 100 veya 120 kişinin altındaysa orada çıkmak istemiyordum. Bunların amacı şey değil hani ben tenezzül bile etmem, çıkmam gibi bir şey değil. Sadece böyle belirli bir şeyleri korumak istiyorsun. Yani kendi yarattığın o imaj dünyasına mı diyeyim bilmiyorum ne diyeceğimi bilemedim. Böyle bir bilinsin istiyorsun. Herkes çağırmasın işte. Çünkü neden bunları da yaptın? Daha önce ben çok böyle facia yaşadım.
Beni bir yere gösteriye çağırdılar. Ben de o zaman çok toysun böyle, sormuyorsun, etmiyorsun, olur diyorsun, giderim. Bir gidiyorsun ve bir tane kafe, bildiğin kafe, 8 tane masa var. Diyor ki adam burada sahne alacaksın. Diyorum sahne nerede? Ya diyor şu masayı alırız, oraya çıkarsın. Ben gerçekten arkadaşlar daha önce 9 kişiye böyle kafede oturan 9 kişiye konsümatriz gibi böyle masa masa geze geze
gösteri yapmış bir adamım tabi bunlardan sonra böyle şeylerden sonra şey diyorsun ya bir dakika diyorsun ya ben bu kadar kendimi hani el ayağına düşürmeyeyim birazcık kendimi koruyayım o yüzden belirli şeyler koyuyorsun mesela ben işte kültür merkezi veya tiyatrolarda çıkıyorum barda çıkmam açık havada çıkmam 100 kişinin altında kapasite varsa çıkmam gibi şeylerim vardı fakat Pandemi dolayısıyla bazı şeylerden ne yazık ki ödün vermek zorundasın. Bunlardan bir tanesi kapalı alanda çıkarım, sadece fikri. Ne yazık ki değişmek zorunda kalıyor. O yüzden insanların daha rahat gelebileceği, en azından şu dönemde daha rahat olabileceği veya sahnedeki şeye odaklanabileceği durumda sahne almak istiyorsun. O yüzden açık hava tercih ediyorsun. İşte 100 kişi tabii ki çok kalabalık bir kitle olduğu için 100 kişi değil de daha minimal seviyelerde. Daha çünkü zaten kapasitenin %50'si gelebiliyor artık, yarısı gelebiliyor. Onun da zaten hepsi
geliyor teşekkür ederim burada bunu söylemek istemezdim insanlara şey olmasın diye ama daha böyle yani o şeylerden vazgeçiyorsun he şunu söyleyecektim ya bunu açıkladım bunlar benim kendi tercihimle olan şeyler değil bunlar şu anki dönemin döneme uygun olan kurallar o yüzden şimdi şunu sormak istiyorum sizce ya da size sorayım ya sizce ben Bana Instagram'dan ben bir afişi paylaştığımda şu an bunun sırası mı? Korona umarım olursun, umarım dünya kırılır ve sen umarım para için de boğulursun diyen insandan sizce yani sadece soruyorum merak ettim. Sizce ben bu insandan daha az bir şekilde kendimi düşünüyor olabilir miyim? Yani onun sadece nefretle bana seslenişi yani içinde herhangi bir sevgi olduğuna dair şüphem yok. Pardon kanıtım yok veya öyle bir idealim yok.
Sizce o insandan ben kendimi daha az önemsiyor, düşünüyor olabilir miyim? Yani insanları bu konuda gerçekten yani böyle oturup, bir dakika ya arkadaşlar bakın böyle bir şey oluyor, evet oluyor ama şu şekilde olabildiği için oluyor. Biz de isteriz bütün dünya bundan bir anda kurtulsa, kapılar açılsa, ışıklar yansısa, sahneye çıksak böyle 400-500 kişi yine eğlensek çok isterim. Ama ne yazık ki dönem dolayısıyla insanların da artık iş hayatları devam ediyor, belirli faaliyetler devam ediyor, birçok şey yasaklandı. Bu doğrultuda bazı şeylere de minimal şekilde izin veriliyor, kurallar, tedbirler dahilinde. Biz de onlar onlara uyarak... Çok mu mutluyum ben? Açık konuşayım, ben çok mu mutluyum? Alacağım paranın yarısını alıyorum. Yani ama...
Böyle bir gerçek var. Yani sosyal medyada insanımızı mutlu etmek çok zor. O yüzden ben zaten çok önce kurtuldum bundan. Yani şu an size böyle bir dert yanma olsun diye anlatıyorum. Benim yoksa öyle bir kaygım yok. Beni takip eden, beni izleyen veya benimle ilgili her türlü görüşünü belirten insanları mutlu etmek gibi bir derdim benim çok önce kaybolduğum. Mesela işte en basiti gösteri paylaşıyorum. İşte Eskişehir, İzmir falan diyorum.
Mersin'e gelmeyi düşünmüyor musun? Adana yok mu? Anca oralara git. Hatay'ın... Yani... Bir kez daha sormak istiyorum. Sizce arkadaşlar... Yani Bursa'dan, Mersin'den, Hatay'dan, Adana'dan bu kadar çok talep varken ve tahmini bir şekilde yaklaşık bir yıldır oradan bu kadar talep oluyorken yani düz bir hesapla ben bugün Adana'ya gitsem orada parayı kaldırırım fikrini artık öğrenecek kadar bu işe tecrübeli olduğuma göre
Sizce şu an Adana'ya gitmiyor oluşumun sebebi benim inisiyatifimde olmuş olabilir mi? Tabii ki aslında bunu çok zor anlatmak. Çünkü insan sevdiği insanı, buradaki o sevdiği insan bu arada ben oluyorum arada kaynamasın. İnsan tabii ki sevdiği insanı görmek istiyor. Ama şöyle bir şey var, bunu sürekli gördüğün zaman farklı farklı dillerde biraz yoruluyorsun buna karşı. Benim de herhalde öyle bir tavır. Yoksa tabii ki çok hoşuma gidiyor insanların beni kendi şehirlerinde. Mesela düşünsene her konuda başkan illa İzmit geçecek değil mi? Her konuda illa İzmit. Mesela ben çok isterim Nilkara İbrahim Gili İzmit'te bir etkinlikte görmeyi veya etkinlik olmasa bile belki bir kafede oturup sohbet etmeyi.
Ya böyle olmayacak şeylere çok takılıyorum artık. Mesela size bir soru, hadi boş ver ya bugün. Onlara yine muhtemelen gelirim çünkü bu sırada tek derdim onlar. Bu son günlerde şöyle bir şeye girdim.
Hiç yaşamadığım, belki de yaşama ihtimalimin bile olmadığı şeylere böyle üzülmeye başlıyorum. Yani üzülüyorum onları düşünüp. Sizde oluyor mu bilmiyorum. Belki de bunun bir bilimsel bir açıklaması vardır. Bunun belki bir hastalık karşılığı vardır. Bilmiyorum. Belki bir... Ne derler ona? Septum mu derler? Öyle bir şey var. Belki vardır. Bilmiyorum ama... Sendrom. Septum ne ya? Belki bir sendromdur bu. Bilmiyorum ama böyle hiç yaşamadığım şeyleri böyle kafamda düşünüp üzülmeye başlıyorum. Ulan niye olmadı böyle bir şey diye. Mesela az önce
Konu Nilkara İbrahim Günden açıldığı için örnek vereyim. Ben de sevdiğim şeylerden örnek vereyim. Konu daha da üzücü, daha da benim için yürek yakıcı bir hale gelsin. Böyle mesela bir rüya görüyorum. Rüyada hiç günlük hayatta yapmayacağım, yaşama ihtimalimin olmadığı bir şeyi görüyorum.
Daha sonra uyandığımda ulan niye böyle bir şey yapmıyorum ben ya? Niye böyle bir hayatta değilim diye üzüldüğümü fark ediyorum. Bunun bak niyesini bilmiyorum. Mesela birçok şey vardı. Bir uyandığında kendini böyle bambaşka bir konumda görüyorsun. Bambaşka bir hayatta işte ne bileyim işte futbolcu olmuşsun, şarkıcı olmuşsun, işte en sevdiğin bilmem ne olmuş onun yanındasın. Böyle birçok durumda görüyorsun. Fakat uyandığında bu senin için böyle heyecanlı bir şey oluyor. Ya şöyle bir rüya gördüm ne anlama geliyor falan diye araştırıyorsun.
Ben de son bir haftada belki de böyle çok çok yoğun bir şekilde hiç yaşamadığım şeylerin rüyasını görüyorum. Mesela atıyorum askerim ama böyle şey değil hani gitmişim 6 ay 12 ay yapacak bayağı askerim ya söz yani söz şey emiri veriyorum böyle eğiliyorlar kalkıyorlar kalk yat falan bana geliyorlar savaştayım falan böyle Ve iyi de bir askerim. Şimdi rüya olduğu için öyle hani stabil, default bir modda takılmıyorsun yani. Hep high class takılıyorum yani. Böyle iyi, savaştayım falan. Uyandığımda şeye diyorum, ulan diyorum Sergen, acaba bu paralelvendeki bir yaşam biçimi sana mı sesleniyor, çağrı mı gönderiyor? Çünkü Rick and Morty hayranları şu an... Bu arada yeni bölümler gelmiş. 4. sezonun son 5 bölümü yeni bölüm gelmiş. İzlemediyseniz onları da şiddetle tavsiye ederim. Böyle böyle konudan konuya, ne konuştuğumuzun hiçbir önemi olmadan... Aslında bu SOTE programı...
Yok yok. Gerçekten bu benim için şu an son günlere takıldığım bir şey yani. Eminim. Hatta ben de buna bakayım. Rüya görmek değil mesele. Siz de belki bakarsınız. Belki de biliyorsunuzdur üstüne konuşuruz. Böyle gördüğün bir şeyin etkisinde kalıyorsun. Çok kalıyorsun. Hatta sonra ben de şöyle bir evreye geçti o. Böyle bir şey görüyorum, pardon bir şey görmüyorum, bir şey düşünüyorum, ona kapılıyorum bu sefer. Yani iyice kafayı yemeğe mail artık bu yani. İyice hani ben sayırdım gidiyorum demek yani bu. Ama keyif de alıyorsun böyle. Mesela şey oluyor mu? Mesela yatağa yatıyorsun gece, bir başlıyorsun başkan. Ya inanılmaz bir derya, inanılmaz bir derya yani.
Bir de bir yerden sonra anlıyorsun bunun vergisi yok, bir şey ödemeyeceksin ya. Sınırsız bir şekilde artık düşünmeye başlıyorsun, düşünmeye başlıyorsun. Ben sonra şeyi hatırlıyorum. Ulan diyorum nereden başladım? Başladığım nokta ve bittiğim nokta arasındaki o naiflik ve terbiyesizlik arası var ya ilk başta böyle çok duygusal başlıyorum. Yani diyorum keşke diyorum yarın işte örnek vereceğim şu anda. İşte keşke diyorum yarın
Düşünsene diyorum, şu kadın karşıma çıkıyor, denk geliyoruz, ben merhaba diyorum, ben de konuşuyor. Sonra hoşlanıyor benden falan, böyle bir başlıyorum. Sonra bir daha denk geliyoruz falan, sonra şu oluyor, sonra evlilik, sonra çocuk falan, sonra falan derken en son geldiğim nokta böyle herkesin içinde yatırmışım falan diyeyim. Sonra diyor ki, ''Ulan bu kadar naiftim bir yerde. Ne oldu acaba? Neye kızdım da bu kadar öfke gösterdim bir anda?'' diye. Sonra uykum falan kaçıyor. Daha çok üzülmeye başlıyor. ''Ulan böyle bir şeyi hiç yaşayamayacağım. Şimdi niye düşündüm?'' diye. Bilmiyorum size oluyor mu? Bu sıralar böyle bir yangını var bende. Hem rüyalar hem düşünceseli falan yani çok yalnız kaldık ya belki bu karantina sürecinde hani evde kalmak ilk başta belki bunu hani ayamadık ilk başta. Ha çok güzel ya dedik evdeyiz eğleniyoruz işte ben hamur yapacağım ben ekmek yapacağım falan herkes bir şey yaptı hepimiz bir şey ürettik. Belki o dönem çok yoğunduk. Şimdi hani karantinada böyle hani en azından eee şey sokağa çıkma yasakları kalktı. Onlar artık eyleme geçmediği için belki şu an boşluğa düştük. Yani belki de şu an bir şey yapıyor sanıyoruz ama belki de şu an bir şey üretmiyoruz.
Aslında o karantina sürecindeki o eylemselliğimizi şu an hayata geçirebilsek belki çok daha yararlı olabiliriz. Çünkü o zamanlar hani şey vardı ya, sokağa çıkamıyorduk. Evde yapayım, öğreneyim. Evde kendimi besleyeyim, dışarı çıktığımda yaparım. E hadi o zaman. O kadar şey yaptık, hadi. Olabilir yani şu an psikolojik olarak çok zarar vermiyor bana ama bu yarın intihar etmeyeceğim anlamına da geliyor.
Yok yok ya ben böyle şeylerden çok keyif alan bir adamım ya. O yüzden çok rahatım böyle şeyler yaşadığımda. Hani mesela belki birçok insanda demeyeyim de hani en azından çok az bir azınlıkta belki de böyle bir şey yaşadığında bir tedirginlik başlar ya hani hemen böyle bir yardım alma, konuşma, anlatma, destek alma ihtiyacı vardır ki çok normal şeylerdir bunlar. Ben bu tarz konularda hep böyle kendimle bana keşif gibi gelir. Hadi bak size şey yapayım.
Bu programın bu kısmında böyle bir şey anlatayım belki size de şey olur yani eminim birçok insan yapıyordur bunu. Bu tek benim bulduğum bir şeyse eğer bunu hemen kitabını çıkartalım ve yepyeni bir din belki yepyeni bir serüven başlayabilir. Yani mesela atıyorum bir şey yaşadığımda böyle psikolojik olduğunu fark ediyorsun ya onun hani bu aha diyorsun bu psikolojik bir eylem dediğimde o zaman ben şey yapıyorum kendimi böyle tamamen teslim ediyorum ona ve bir keşifmiş gibi geliyor bana. Ne kadar gidebilirim ve bana ne olabilir artısı zararı? Zararı verdiği yerde durduruyorum. Çünkü onu anlarsın ya böyle bir şey yapmanı engeller, böyle mutsuz düşünmeye başlarsın, enerjin düştüğü anda ha diyorum bir şey beni çok etkiledi, o zaman bununla bağlayıp durdurabiliyorum. Ama diğer türlü böyle
Hep bir merak var. Tavşan gibiyim. Far görmüş tavşan gibiyim. Çok merak ediyorum nereye gidebilirim. Bu arada bu anlattığım şey değil. Bilimin sırlarını çıkartıyorum. Öyle bir şey değil. Çok basit bir şey aslında. Evde yemek yaparken bir şey aklıma geliyor. Diyorum bunu düşüneyim falan dediğim çok basit bir şey ama biliyorsun işte insanoğlu biz böyle abartmaya, tribe girmeye bayılıyoruz. Benim için
Öyle bir tarafı var. Yani seviyorum kendimi keşfetmeye, ne kadar ileri gidebileceğimi. Sınırlarımı görmeyi seviyorum. İnternet Styler filminde bir sahne var. Cooper şey diyor, unuttum kadının ismini, böyle uzay gemisindeler. Diğer gezegenleri böyle keşfediyorlar, bulmaya çalışıyorlar. Daha önce oraya birkaç tane pilot göndermişler. Onlardan haber almak, onları bulmak istiyorlar. Son bir tane gezegen kalıyor ve şöyle bir muhabbet var. Ya geriye dönecekler ya da o gezegene gidecekler. Kadın diyor ki yakıtımız yok, yeterli yakıtımız yok. Ya diyor dönelim ya da ona göre bir tercih yap. Cooper da diyor ki ya diyor kainatın ötesi varsa. Hayda. Şimdi bu cümleyi duyduktan sonra kendi hayatına çok stabil bir yerden bakman artık çok mümkün olmuyor biliyor musun?
Daha kötü bir yerden bakıyorsun. Ben böyle bir hayatta mı yaşıyorum falan diyorsun. Benim için öyle. Umarım sizler için de kendi hayatınıza yön verdiğiniz güzel şeyler vardır. Gerçi biz ne kadar tasarlarsak tasarlayalım, biz kendimize ne kadar iyi bakarsak bakalım sonra birisi geliyor ve her şeyi alt üst ediyor. İşin garip tarafı kendimize bu kadar kötülük yaparken neden en sevdiğimiz giderken bir şey diyemiyoruz? Haydaa başkan. BAM BAM BARABAM BAM BAM BAM
Bugün konu çok böyle benlik insanın kendisiyle alakalı gittiği için ben şimdi biraz da size bunun nasıl gözüktüğünden tabii kendimce bence olan yorumlarından bahsedeceğim. Aslında ne kadar tabii insan hani hep en değerli şey kendidir işte hep hep kendi tabii o vazgeçilmez ama kendini de dışarıya nasıl lanse ettiğin bence bu konuda çok daha önemli bir kısım. Mesela örnek vereceğim, çok sevdiğimiz bir celebrity veya influencer isimler. Şimdi takip ediyoruz, günlük hayatlarını, vloglarını görüyoruz. Konuşma şekillerini biliyoruz, doğal tepkilerini görüyoruz.
Mesela şimdi bu sevdiğimiz isim böyle özel bir ödül kazanıyor, ne bileyim bir başarı elde ediyor veya bir şey yani bir projeye giriyor ve tabii ki doğal olarak mutlu oluyor. E şimdi mutluluğunu da ne yapmak istiyor? Bizlerle paylaşmak istiyor. İşte bu haberi sizlerle paylaşmasam çok üzülürdüm, aklım kadardı. Sizler sizler sayesinde falan. Böylece manevi bir duygu oluyor, bir birlik oluyor falan filan ama
Zaten sen onu paylaşmasan biz çok kırılırdık. Çünkü sen ne bileyim sabah uyandığında yağan yağmuru bizle paylaşıyorsun. İşte yağmur yağıyor inanamıyorum böyle bir güne uyandım. Yani sence kurban olduğum Cenab-ı Hak koca yağmuru sen sabah uyandığında inanama diye yağdırmış olabilirim ama sen öyle bir yerden yaklaşıyorsun. Hoşumuza gidiyor bizim yani işte ah böyle bir güne uyandım. Biz diyoruz ki ah böyle bir güne uyanmış falan çok mutlu oluyoruz. Çünkü dünya, kâinat bugün senin için ne yaptığı kısmını bizlere paylaşıyor olman bizim için çok güzel. Biz tabii ki bundan keyif alıyoruz. Bunu birlikte yaşamak istiyoruz seninle. Biz senin her anında varız. Çünkü sen bizi oraya dahil ediyorsun. Biz de senin artık dediğin gibi aileniz. Bu bizim hoşumuza gidiyor ama biz istiyoruz ki. Biz seni şu yüzden takip ediyoruz. Ya da atıyorum
Yani influencerlık dediğimiz kısım hani hayatta sanki böyle hiç derdi yokmuş, hep mutluymuş bir şey. Zaten benim günlük hayatta birçok derdim var, birçok kaygım var, birçok endişem var, hoşlanmadığım şeyler var. Yani benim oradaki senin hayatını inceleme noktam... Senin çok daha lüks, çok daha güzel bir hayatın içinde olduğun için sana böyle bir renklenmek, sana böyle bir heveslenmek. Ama şimdi şöyle bir şey çıktı son günlerde, günümüzde. Yani şimdi ülkedeki zaten impulsör gördüğü değer bilmiyorum. Tartışılır kişiden kişiye değişti. Mesela benim hiç öyle çok düşmanım yok. Ben kendimi bence sevdirmesini biliyorum. Ama mesela böyle
karşı gelenler var böyle şey olarak. Bir de bak aslında bu konuyu sonra konuşuruz. Bir de anlamadığım bir şey var. Bunu daha önce konuştuk. Son günlerde gene bir yoğunlaştı. Galiba dolumaydan dolayı böyle bir şey var ama bir üşengeçlik, bir tembellik, böyle bir ruh çöküşlüğü var ama herkesin ağzında son günlerde bir şey var. Dikkat ettiniz mi bu sosyal medyada? Arkadaşlar ben çok yorgunum. Arkadaşlar yorgunum. Arkadaşlar işte biraz
Oğlum o zaman yapma ya çünkü senin yerinde olmak isteyen bence birçok insan var. Ha yerin çok mu güzel? Tabii ki değil ama o seviyeyi bile çok güzel gören birçok insan orada olmak istiyor. Mesela bana çok mesaj geliyor. Abi senin gibi olmak istiyorum ne yapabilirim? Bunu söyleyeyim sabahlar arkadaşlar erik suyu var böyle. Şakaya bak ya. Ya Serkan gerçekten hani şu an diyorsun ki insanlar arkadaşlar uzun süre oldu görüşmedik yani şu şaka için mi geldin gerçekten ya? Şu şakayı yapmak için mi geri geldin ya?
çok şey var insanların dilinde çok yorgunum arkadaşlar bir süredir oğlum bu öyle bir şey değil bakın şunu anlatamadım ben size bunu böyle bir meslek bunu bir iş olarak görüyor olabilirsiniz ki ben de öyle görüyorum buna yeterince saygı gösteriyorum ama şunu atlıyorsunuz hiç kimse Hiç kimse sizi buna yapmaya zorlamadı. Sen bunu istedin, sen bunu yapmak istedin, bundan eğlendin ve belirli bir yere geldin. Daha sonrasında bunu çok ciddiye almaya başlayınca, yorulmaya... Oğlum, başkan, bak gerçekten öyle bir şey değil. Başkan, gerek yok. Yani bu senin eğlendiğin bir alan. İnsanlar sana eğleniyorsun diye seni tak... Çünkü zaten onların günlük hayatta birçok kaygısı var dedim ya, birçok derdi var. Bir de seni açıyor, arkadaşlar ben çok yorgunum, arkadaşlar ben... Ya başkan yapma. Rica ediyorum yapma. Çünkü senin yorgunluğun evet bizim umurumuzda değil. Çünkü sen bize bu vaatle gelmedin. Sen bize şiirle gelmedin. Sen bize filmle gelmedin. Sen bize hikayeyle gelmedin.
Sen bize kutuda ne varla geldin, sen bize Çin'den 10 bin liralık kutu açıyorumla geldin. O yüzden yarın senin ilişkinde yaşamış olduğun sorun bizi çok alakadar etmeyebilir. Veya senin bu sektörde yaptığın bir anlaşma senin beklediğin paranın biraz daha altında olduğunda senin buna olan kırgınlığın bize çok geçmeyebilir başkan. Yani o kısımda şey yapmayabilirsin, çok önemsemeyebilirsin bu durumu. Yani tabii ki ben bunları böyle söyleyince bunların olmayacağını biliyorum. Ama şunu söylemek istiyorum sadece, ben yorgunum derken aslında niçin yorgun olduğunu ve gerçek yorgunluğun ne olduğunu bilmeden de yorgunum demek bana biraz insanlığa ayıp gibi geliyor. Herhangi bir kişiye değil de gerçekten yorulan insana ayıpmış gibi geliyor. Buradan José Mourinho gibi. Biz yorulmayız, madenciler yorulur.
Bazı gerçekler var, bazı gerçekler. Bunları görmeyi reddettiğin zaman en büyük lüks seninki kendi kaygılarınmış gibi geliyor ama hayatta ne kaygılar var yani gerçekten. Tabii ki ben de burada kendi acımı büyütmüyorum yani şey yapmıyorum. Çok büyük derdim de yok benim ki ben zaten dert sahibi bir insan değilim. Ama böyle gördüğüm zaman bana şey geliyor çünkü onu görüyorsun, onu biliyorsun. E bu sefer hayatında başka bir insan daha var mesela. Bir acısı olan. Asla acı yarıştırmıyorum, asla acı kıyaslamıyorum ama
Bir tanesinin andık bir anda ya aman ya yaparım deyip kurtulabileceği bir şey varken diğeri ne yapsa, ne yapsa çok zor kurtulabilecek bir imkandayken ikisinin de sanki benzer acı eşiğinde kalması bana birazcık şey gibi geliyor. Bir tanesi ayıp ediyor ama hangisi bilmiyorum artık o kararı halkımıza bırakıyoruz. Bakalım halk ne demiş? BTR'miz gelsin mi?
Bence hak ediyorum. Bence gerçekten böyle interaktif bir talk show'u hak ettiğimi düşünüyorum. Bunun da zamanı gelecek ama en azından buradan çıkıp da böyle beni oraya al, beni buraya al diyerek kendi oluşturmak istediğim imajı kendi kendime... Bak şeyi fark ediyor musun? Belki eskiden dinleyenler varsa anlayacaklar. Yine hiçbir şey değişmemiş programın konseptinde. Yine başkalı şeyleri konuşurken kendimi övmeyi başarabiliyorum. O zaman konunun başına geliyoruz. Her ne konuşursan konuş, ana konu eğer sana gelmiyorsa o konu hiçbir şey ifade etmiyordur.
Sen ne kadar bir şeyleri planlarsan planla, o planın gerçek hayatta buluşması veya gerçeğe dönüşmesi galiba şeyle alakalı birazcık, etrafındaki insanlarla alakalı. Bunu hep söylüyorum. Mesela benim bir sözüm vardır sahnede. Sahne ne kadar iyi olursa olsun, oyun ne kadar iyi olursa olsun ama bu oyun seyirciye geçmiyorsa veya seyirci bu oyunu alıp sahneye tekrar geri yansıtmıyorsa sahne çok kötü bir sahne geçiyor. Yani seyirci her zaman dinamodur bence.
O konuda emin olalım. Bu hayatta da böyle. İnsan, sen bir şeye, eylemine başladığında karşındaki, etrafındaki insanlardan gelen olan eylemle bence bu dönüşüyor. Mesela şöyle bir konu düşünüyorum. Bence etrafımızdaki birçok insan çok mutsuz.
Çok semker. Mesela böyle bir şey yapmak istediğinde kendini bir şeyle kıyaslamak bence çok büyük bir hata. Mesela eminim bak, eminim buna. Etrafınızda birçok insan şu anda YouTube'a girmek istiyordur. YouTube. Yani YouTube'a gireceğim. Niye diye sormuyorsun da nasıl diye soruyorsun. Direkt şey diyor, nasıl gireceksin? Ya yapacağım baba. İyi bir şey izleyemiyorum ya YouTube'da. YouTube'da güzel bir tane içerik izleyemiyorum. Ya kanka, ya başkan bak sana yemin ederim. YouTube'da eminim ki izleyebileceğin binlerce içerik vardır. İyisiyle kötüsüyle. Yani sana hitap eden, senin ilgini çekebilecek binlerce, binlerce video vardır fakat sen denk gelmemiş olabilirsin. Ya şimdi Keşfet'te gördüğün o balon üfleme, işte 1 TL'ye Yiğit'ten hamburger yedin falan bunlar tamam. Sana hitap etmiyor olabilir. Ama samimi söylüyorum bunun çok alıcısı var. Yani o hamburger ya da o videoyu çeken kişiyi çok sevildiği için
Bu izlenen bir içerik yani bu senin YouTube'a girimin için yeterli bir sebep olmayabilir. Bak gerçekten yani bilmiyorum. Sadece fikrimi söylüyorum ya da sen YouTube'a ya bu yüzden giremezsin. Mesela şöyle bir şey düşünebiliyor musun? Mesela yolda yürüyorsun. Bir tane marangoz gördün sağ tarafta. Üç kişi çalışıyor ve böyle işlerini sapsak ya da o sırada atıyorum bir koltuk takımı değil de bir sehpa yapıyorlar. Yani sen bunu görüp
Güzel bir şey görmüyorum. Sehpa yapıyorlar. Ben de mobilyacı olacağım deyip koltuk takımı yapamazsın. Yani bu öyle bir şey bence. Yani sen eğer YouTube'a gireceksen bence önce bu matematiği bir öğrenmen gerekiyor. Ne yapman gerektiğini bilmen gerekiyor. Niye giriyorsun diye sorduğunda abi bir şeyler yapacağım. Yani neler iyi bir şey yok YouTube'da. Sence gerçekten Türkiye'nin bu açığını sen böyle bir fikirle doldurabilir misin? Ya bu arada umarım ben yanılırım ya da umarım ben hata yapıyorumdur. Böyle bir şey gerçekse ben çok mutlu olurum. Düşünsene adamın biri çıkıyor bir gün diyor ki YouTube'da iyi bir şey izleyemiyoruz deyip YouTube'a bir giriyor bütün algı değişiyor. Ben böyle bir reforma...
Ben gerçekten böyle bir şey yaparım. Çünkü bu tarihtir. Bu Türkiye'nin bugün bulunduğu yerden bambaşka bir yere gitmesidir. Gerçek bugün bulunduğumuz yerde birazcık muamma. Ben ülkemi çok seviyorum. Ben ülkemi gerçekten çok seviyorum. Böyle bazen konuşurken hani kendini vatan haini gibi hissediyorsun ya. O öyle bir şey değil aslında. Ben ülkemi çok seviyorum. Türk olmayı çok seviyorum.
Eskiden mesela türküm demek daha böyle bir havalıydı, daha bize naif gelirdi. Mesela şimdi bir ortamda ben türküm desen şeyden çekiniyorsun, ulan bu faşist mi ulan diyecekler diye çekiniyorsun ama öyle bir şey değil. Mesela tepki göstermeyi seven bir adamım, örnek vereceğim. ülkemdeki iyi veya kötü bir habere bir tepki göstermeyi gerek gerek duyuyorum. Çünkü bir toplumsal olaya karşı bir duygum var, bir hissim var. Bunu görmezden gelemem. İyisiyle kötüsüyle bir şeye sevindiğim zaman bunu belirtmeliyim veya bir şeye üzüldüğümde bunu belirtmeliyim. Bir şeye kızdığım zaman bir şey bana benim örf adetime, benim kişiliğime, benim ne bileyim her şeyime bana benim kişiliğime aykırı geldiği zaman bence buna
tepki göstermek zorundayım. Mesela şu an bir erişim engeli geldi. 12 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan bir tarikat liderinin haberleri şu an gözükmüyor. Ben mesela bu habere bir tepki göstermek istediğimde benim korktuğum şey, başıma bir şey gelir değil, benim tek korktuğum şey şu an şu, ben buna tepki gösterdiğimde bu zihniyeti, bu adamı, bu olayı savunabilecek bir kişi benim yazdığım bir şeye bir karşılık verir ve ben üstüne hiçbir şey yazamam diye çok korkuyorum. Çünkü bu topraklarda, bu coğrafyada 12 yaşındaki bir kız çocuğuna tacizi normal görebilecek ve bunu yapan adamı savunabilecek bir insanla aynı topraklar üzerinde, aynı coğrafyada ve aynı kaderi paylaşıyor olmak korkusu beni delirtiyor.
O yüzden bazen böyle tepki gösteremiyorsun ama şu sanılmasın ki bir şeye bir erişim yasağı, bir şeye bir erişim engeli geldiğinde o içimizden, o nefret, o kin, o mide bulandırıcı hisler de içimizden engellenmiyor, silinmiyor. Sadece o bilinsin kâfi. Çok fazla konuyu dağıtmaya gerek yok. En azından biz bilinelim, biz bilelim yeter.
Diyorduk ki YouTube'da iyi bir şeyler izleyemiyoruz çünkü konunun özü şu belki de izletmiyorlar bunları. Bunlar hep dış güçler. Yok yok gerçekten her insan mesela ben şeye katılmıyorum. Her insan bir şey denemeli gerek YouTube'da gerek dijitalde gerek bambaşka bir mecrada. Bunun bir formülü yok. Bana mesela çok geliyor. Eminim vardır etrafınızda. Bu işle ilgileniyorsanız veya atıyorum eşiniz dostunuz hevesliyse geliyor yani. Yapmak istiyorum, etmeliyim, ben de olmalıyım gibi geliyor. Ben destekliyorum çünkü bence her insanın kendi yeteneği var. Her insanın bambaşka mecrası var. Sadece tavsiyem şu olabilir. İzlediğin şeylerden, ben de bunu yapayım gibi bir şey değil belki de. Kendi yeteneğini, kendi meziyetini, kendi konuşabileceğin, kendi yapabileceğin şeyi. bulman gerekiyor olabilir. Ve bence ihtiyacımız var. Böyle bu kadar, bu kadar bol şeye ihtiyacımız var. Yani çünkü bu kadar büyük bir havuzda bu kadar az içerik olması birazcık kötü gözüküyor. Yani bunu söyleyip benim de hiçbir şey yapmaya alışım. Ben de, ben de arıyorum. Ben de. Bana çünkü çok geliyorlar, YouTube'u düşünüyor musun diye. Tabii ki isterim ben de YouTube gibi bir önüne geçilemez, durdurulamaz bir mecrada. Ben de isterim tabii ki güzel bir şey yapayım. Ama diyorum ya işte güzel bir şey yapmak istiyorsun. Yoksa bin tane örnek var işte. En çok ağzına kim makarna sokacak falan. Bunlar daha önce yapıldı da çok da güldük. Ben kendimi o kadar komik duruma düşürmek istemem herhalde. Hayda! Yine bam bam bam vuruyorsun başkan. Özlemişim. Yani gerçekten insanlara nefret kusurum. Ya bu klişe, klişe sözler bir yerden sonra çok sıkıyor yani. İşte YouTube'da iyi bir şey izliyor. Yani kanka yap yani başkan yap o zaman ya. Bam. Bara bam bam bam.
Ama bak mesela gerçekten böyle bazı değişmez tabular vardır. Hani şimdi böyle söylüyoruz ama gerçekten bir şeyi çok çok böyle insana söyleyince yani çok çok derken tekrar tekrar bir daha bir daha söylediğin zaman bence o etkisini kaybediyor. Ne kadar romantik, ne kadar ütopik bir şey olsa da. Mesela atıyorum rap müzik belki dinliyorsunuzdur. Ben çok eskiden beri bir rap dinleyicisiyim. Birçok rap müzisini tanırım, saygı duyarım, çok da severim.
O yüzden eski rap camiasına döndüğümüz zaman, şimdi rapçilerin... Nerede? Rapçi diyorum ama asla ama şimdi terbiyesizlik yapmak değil. Rap sanatçılarının daha önce nerelerde sahne aldıklarını belki bilmiyorsunuzdur. Böyle çok ufak sahnelerde sahnesi olmayan böyle köşeye ses ampisi kurulurdu, orada sahne alırlardı. Böyle boyunlarında havlu falan. O zaman bir kültürdü yani böyle. 100 kişi falan belki çok büyük bir lükstü. Zamanla belki daha böyle bir tık büyük
Şu anki gibi öyle Volkswagen'lermiş, IF'lermiş falan biraz zordu yani o zamanki underground rapçiler için. O yüzden onların neler yaşadığını, nasıl bir cefadan geçtiklerini, ne kadar zorluğu... Birçok müzisyen bence bıraktı gitti, bence değil bu gerçek. Birçok müzisyen bu yüzden dayanamadı, bıraktı, iş sahibi oldu, bambaşka yola geçti. Birçoğu inat etti, dayandı. Şu an çok iyi yerlere geldiler. Kesinlikle hak ediyorlar. Kesinlikle hak ediyorlar. Hiçbirinin kazandığında, bulunduğu konumda gözüm yok. Umarım daha da iyi yerlere gelirler. Çünkü hep dediğim bir şey var. Rap müzik sonunda Türkiye'de hak ettiği yere geldi diye. Çünkü belki hatırlıyorsunuzdur. Eskiden rap müzik dinlersiniz. İşte rap müzik bir gün hak ettiği yere gelecek diye böyle bir jargon vardı. Şimdi geldi.
Şimdi geldi ama şimdi de şöyle bir şey oldu yani... ...bütün rapçiler de değil böyle bazılarında... ...eskiden 1 liraya yiyemezdim şimdi 1000 liraya... ...okey tamam... ...balya balya para... ...tamam okey işte... ...evim şimdi balkon... ...tamam okey okey diyorsun... ...e doğru hepsi çünkü öyle bir yoldan geçti.
Bir şarkı daha işte binerim Mercedesim benim altımda dersin ki artık afiş falan. Tamam okey o da tamam okey. İşte bana onu yapamazsın kahvaltıda böyle suşi yerim ben falan. Yani bir yerden sonra diyorsun ya arkadaşlar bir saniye bir toplanalım. Böyle hepsini karşına alıp bir saniye tamam. Arkadaşlar bakın biz biliyoruz, hak veriyoruz, biliyoruz ama geçti.
Şimdi bambaşka bir hayat, bambaşka dinleyiciler, bambaşka bir hikaye dinlemek isteyen insanlar. Çünkü rap isyandır, rap anlatıl... Tamam o da vardı, okey. Ama şimdi rap bambaşka bir boyuta geldi. İnsanlar rap'i bir isyan, bir çığlık, ne bileyim bir hikaye anlatımı olarak belki dinlemiyor olabilirler. Şimdi rap de kendi içinde bölündü ama ana konu olarak, ana temel olarak tabii ki bir şey anlatmak gerekiyor ve anlattığın şey hep
ben eskiden çok fakirdim şimdi bir sürü param var benim dinleyin beni olunca böyle sevdiğin insanlardan böyle yavaş yavaş sanki uzaklaşmaya başlıyorsun gibi çünkü bir bakıyorsun yanda bambaşka bir adam bu sefer dava anlatıyor bu sefer ülkeyi anlatıyor milyonları ulaşıyor ha diyorsun bak bu varken yanda bir çıkıyor balya balya para ezdim eskiden yoktu şimdi ah Mersomyan'ım Çok affedersin de başkanım, sıçarım Merson'a. Şu an sırası mı? Tamam biniyorsun, üstü açık Merson, daha iyisin, altı açığa bin, görünmesin, öyle Merson'a bin. Gerçi o olmaz sana, sen görüntüsünü istiyorsun. Ama bizdeki o rap jargonu, rap müzisyeni daha mütevazıydı. Hayatın daha iyi bir yerindeydi. Şimdi bize o verilince ister ister sanki küsüyormuşuz gibi hissediyorum ben ama
Umarım, umarım yani çünkü eğer eskiden rap dinlemiyorsanız belki şu an size bu çok böyle ütopik gelebilir, distopik bile gelebilir belki ama şunu eminim hepsi hak etti. Yani benim şahsi görüşüm bu arada. Eminim ki bunu deyince savcılıkta bir anda o zaman davaları iptal edin, hak etmişler demeyeceklerini biliyorum. Ama diyorum ya işte bir şeyi böyle çok çok böyle karşı tarafa tekrar tekrar söyleyince o etkisini kaybediyor başkan. Yoksa daha çok kazanın canım o insanlar nasıl eğleniyorlar, zıplıyorlar, oynuyorlar.
Verdiğim örneğe bak. İnsanlar zıplıyorlar, oynuyorlar. Ben gerçekten çok iyi bir rap dinleyicisiyim. Her zaman da rap'in savuncusuyum. İyice saçmalayacağım. Ama tek ricam şu, gerçekten bilmeyenler de artık öğrendi. Bilmeyenler de artık eskiden bir lira bile bulamıyordun, şimdi gecede bin lira ezdiğini artık... Bin dolar belki de, bin dolardı. Onu da biliyor artık dinleyenler.
O yüzden özellikle daha böyle ne bileyim toplumsal, toplumsal diyorum toplu şarkılar var işte böyle Katliam, Fight Club mesela orada bile geçince yani para şey oluyorsun ya bir dakika abi bir derdimiz yok mu? Hani şu an bir şeye kızgın değil miyiz? Hala geçmişine mi kızgınsın? Barış artık kendini yani bu kadar neye kızdın? Bu bir kader, bu senin seçimin değil. Bu yüzden aileni karşına alamazsın, ailene kızamazsın.
dediğimiz noktada işler biraz daha farklı yere geliyor ama eminim eğer bir tane buradan bir tane çok değerli bir rap müziğine ulaşırsam diyeceğim şey şu bitti arkadaşlar o günler geçti umarım tekrar yaşanmaz umarım ülke olarak feraha kavuşuruz hiçbir vatandaş eskiden ne yediğini bilmiyordu ama şimdi kahvaltıda sadece sushi yiyebilecek zamanlara gelir umarım hepimiz çünkü bir tek sen yiyince biz de üzülüyoruz yani ulan pezevenk bizim sayemiz dedi oraya geldin bari bize havasını atma yani Herkese, bütün iyi dileklerim herkes için. Yoksa öyle kimsenin şeyinde gözüm yok. Evet, sevgili SOTE dinleyicileri. Güzel bir aradan sonra, güzel bir sohbetin daha sonuna geldik.
Gerçekten bu son bir kez daha söyleyeyim. 3 olacak bu. Özlemişim sizlerle sohbet etmeyi. Dünya yavaş yavaş güzelleşiyor. Umarım içimizdeki bütün kötülükler de yavaş yavaş güzelleşmeye devam eder. Hiçbir kötülüğümüz kalmaz diyerek nasıl bir temennide bulunduğuma dair hiçbir fikrim yok. Bu ne anlamı geliyor? Onu da bilmiyorum. Ama işte insan, insan abi. İnsan hep böyle kendini iyi göstermek istiyor. İyi bilmek istiyor. Yani iyi bilinmek istiyor. Yok mudur siz de böyle bir ortama gidiyorsun. Böyle kendi yani beni iyi tanısınlar. Beni iyi bilsinler. Çok az vardır böyle. Bana ne be?
Bana ne yaparsa yapsın vardır ama çoğunlukla böyle şey vardır ya. Beni iyi bilsinler. Mesela üzülürsün. Ya senin hakkında böyle nasıl öyle dedi ya diye böyle kahrolursun ya. Benimki de herhalde öyle. Beni iyi bilin. O kadar uzun sohbet ettik. Sohbet de kötü bitsin istemem herhalde. Evet. Düşündüğünüz her şeyi gördünüz ya. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala. Kaçtık biz de.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.