Podcast

S1B11 / Influencer bacakları ve paramparça aşklar

Sote

6 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kuşaklar arası çok şey değişkenlik gösterebilir ama performans sonrası ilk hissiyat tüm çağların ortak sorunu olabilir.
See Privacy Policy at https://art19.com/privacy and California Privacy Notice at https://art19.com/privacy#do-not-sell-my-info.

Bölüm Transkripti

4.573 kelime · ~23 dk okuma

Merhaba, SOTE'nin 11. bölümüyle karşınızdayım. Gönül istiyor ki bölümlerimizde hiçbir sıkıntı yok, hiçbir sorun yok. Sizlere ulaşmamızda her şey günlük gülistanlık, her şekilde size ulaşabiliyoruz demeyi çok istiyorum ama ne yazık ki sorunlar, aksilikler, yanlışlıklar, neylerdir onun bu şeyler...

Bak görüyor musun kalbimin temizliğini? O kadar güzel bir yerdeyim ki kalbim kötülükleri bile yani dilim telaffuz edemiyor. Yine bir program başlarken kendimle gurur duydum ve kendimi överek başlayabildiğime göre Sotel'in 11. bölümü gerçekten başlıyor demektir. Arkadaşlar cumartesi günü ne yazık ki bölümü yine yayınlayamadık. Ben artık böyle sorunlarımızı baya baya söyleyeyim istiyorum. Siz de bilin istiyorum çünkü

Bölüm yayınlanmayınca duyduğumuz küfürler, duyduğumuz hakaretler ilk başta çok hoştu. İlk başta güzel geldi. Hani insanların bunu seviyor olmasından dolayı çok mutlu olduk. Ama şunu gördük ki zaman içerisinde... Aslında durum gayet ciddi bir şey galiba. İnsanlar bunu sevdiğinden değil de... Böyle bir şeye... Ya... Yine her şekilde hoş tabii ki ama tepkinin bu şekilde gösterilmesi bir yerden sonra ister istemez olan acaba mı?

Transkriptin tamamını oku

diye düşündürttü bizi. Bilgisayarım bozuldu. Yani çok fazla uzatmayayım. Olabilecek tüm aksilikleri unutun. Bilgisayarım bozuldu. Yani ve öyle bir anda ki, kayıt esnasında böyle parça parça yaparken bir yerde bilgisayarım bozuldu ve bozulmak da hani işte orası yandı, burası çıktı falan değil. Bayağı bilgisayar alev aldı. Böyle ekran, bir şeyler oldu ekranında. Yani bir insanın

Bence bilgisayarın bozulması çok kötü bir şey ama şöyle yani hani bilgisayardan bir şey yürütmüyorsa, bilgisayarla bir karşılıklı bir alışveriş yoksa çok bir şey ilgilendirmeyebilir ama yani böyle bir şey yaparken, bitmesine yakınken ve bir şey olacakken, bilgisayarın o sırada hiçbir aslında fonksiyonu yokken, ondan hiç kimseden bir beklenti yokken onun böyle bir mücadele vermesi ...üzücü, sinir bozucu olabiliyor. O yüzden umarım kimsenin başına gelmez. Gerçi hayatta birçok... Yani dertlerimiz bunlar diye gerçi yani. Keşke en ufak dertlerimiz bunlar olsa. Çünkü bu hafta... ...çok daha acımasız şeylerle karşı karşıya kaldık. Aslında iyi oldu bir bakıma. Benim konuşacağım şeyler çok daha başka iken gündem çok daha değişti. Sevgili duyguyu gördük. Gerçek duyguyu daha doğrusu gördük. Buna sosyal medyada inanılmaz bir...

Bir kampanya mı derler. Herkesin bir şey söyleme ihtiyacı duyuldu bir anda. Neden olduğunu bilmiyorum. Şimdi Duygu bize daha önce gösterdiği fotoğrafları çok beğeniyorduk. Yani hatta ekşi sözlükte bir sürü yazı vardı. Duygu'nun hikayelerine bakın, Duygu'nun son postlarına bakın, Duygu off, off, off gibisinden böyle şeyler vardı ve biz de bakıyorduk. Meraktan Duygu hoş bir kadındır, güzel bir kadındır. Kendisini göstermeyi güzel. Bence bu kötü bir şey değil. Kendisini göstermeyi güzel. Çünkü keşfide girdiğiniz zaman neler var? Yani böyle gerçekten kendisini gösterdiğini... Göstermek belki doğru kelime olmayabilir. Ama o dediğim şeyi herhalde anlıyorsunuz. Kötü bir kelime kullanmak istemiyorum. Bu işi, bu mesleki demek istiyorum artık. Çünkü gerçekten artık impluzörlük bir meslek olduğunu canı gönülden inanıyorum. Çünkü...

Ama nedense böyle bir anda Duygu'nun farklı bir fotoğrafı ortaya çıkınca herkes bir şok oldu. İşte bizi kandırdı, bize yalan söyledi. İşte vay şokluymuş derken birçok genç kız çok sevindi Duygu'nun öyle olmasına. Yani aslında işin şöyle bir gerçek tarafı var. Bir insanın normal yani çok da öyle abartı bir şey değil yani. Ne derler? Fazla bir kilosu mu? Galiba bir de hastalığı olduğu için şu an öyle kilo alma sürecindeymiş onu kendisi belirtti.

Yani hastalık sürecinde olan ya da hastalık sürecinde olması bile normal gösterdiğinden biraz daha fazla kilolu olan bir insanın gerçek fotoğrafları medyaya sızdığında bu fotoğrafları görüp gerçekten mutlu olabilecek bir genç nesille şu an aynı hayatta yaşıyoruz. Bir dakika o zaman bir dakika bir sorunumuz var bence önce bunu konuşalım. Ya duygunun bizi kandırmış olması mühim değil. Bizi daha önce kimler kandırdı? Yani duygu buradan şunu çok rahat söyleyebiliyorum. İnan ki bu tepkiler sana değil tatlım. İnan ki senlik bir şey yok burada. Çünkü daha önce bu insanlar, ben, biz daha önce o kadar çok kandırıldık ki, o kadar çok hayal kırıklığına uğradık ki, o yüzden onlara hiçbir şey söyleyemedik ve şu an onlara olan kızgınlığımızı senden çıkartıyoruz. Yani inan ki senin güzelliğin, senin hayata bakışın, yani ben de bu duygu, ben de istemiyorum. Gerçekten her bölüm

Seninle alakalı bir şeyi gündeme getirmek, seninle alakalı bir şey konuşmak istemiyorum. Tek derdimiz buymuş gibi gözüksen istemiyorum ama bilinçaltında başka bir şey olduğu zaman oraya bir dokunmak gerekebiliyor bence. Ben isterdim ki insan olarak Duygu'ya hep beraber destek olalım. Duygu'cum olabilir bunlar diyebiliriz. Olabilirdi ama gel gelelim biz kuzey ülkesi değiliz. Cem Yılmaz'ın dediği gibi de üçüncü dünya öyküsü de değiliz ama şimdi bir insanın fiziki olarak daha anormal bir anormal değil bu arada bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum kilolu işte ya çok basit kilolu bir şekilde gözükmesinden sevinen genç nesili ben konuşmak istiyorum. Çünkü gerçek gerçek sorunumuz bence orada. Bilmiyorum, şu an bilenler vardır mutlaka. Bu durumdan baya mutlu olan insanlar vardı. Buna tepki gösterdiler. Duygu bizi kandırdı. Duygu işsiz kalsına kadar çıktı muhabbet. Reklam vermeyin, duygu bitsin. Duygu bugün var, yarın yok. Yarın bitebilir. Bugün var, yarın yok derken yaptığı işi saygısızlık yapmak istemiyorum. Duygu yıllardır. Daim olsun, hep kazansın. Beni zerre ilgilendirmiyor.

Ama duygu veya falanca kişinin ne derler? Gerçek hayatla olan alakasıyla ilgili bir şey çıktığında onun hayatının bitmesini isteyen bir kesimle aynı işin hayalini kurabiliriz şu anda. Aynı kafede çileçebiliriz. Çok mu abarttım bilmiyorum ama böyle tehlikeli bir kesim var. Yani bilinçaltı kirlenmiş olan, bilinçaltı nefret dolu olan bir kesimle şu anda aynı topraklardayız.

Ve geçen programlarda söylediğim gibi sosyal medya nefret doğuruyor kısmına bir kez daha haklı çıktım burada. Canı gönülden söylemek isterim. Yani şimdi herkes, hiç kimse her şeyi sevmek zorunda değil. Yani ben de bir şeyleri sevmeyebilirim ama ben bir şeyi sevmiyorum diye onun bitmesini...

Gerçi benim de var ya böyle sosyal medyada ya bu da yapmasın ya hani bu da olmasın dediğim insanlar var da işte hani herhalde şey... Dile getirmek birazcık zor kısım. Çünkü onu insanlar görüyorlar, insanlar okuyorlar, insanlar dinliyorlar. Kendini gerçekten böyle mi tanıtmak istiyorsun? Kendini böyle mi bildirmek istiyorsun?

Ağlayacağım galiba, konuşamıyorum. Ama şu beni çok mutlu ediyor. Bütün o kaostan, bütün o kaosun içindeyken bir an dışarıya çıkıp, dışarıdan baktığın zaman ülkeye çok mutlu oluyorum. Çünkü bir Avrupalı ülkemize baktığında, bu ülkede ne konuşuluyor, Twitter'a girdiğinde baktığı zaman ülkedeki tek derdimizin duygu özaslarının, bacaklarının oluyor olması çok güzel bir şey değil mi? Şey demez mi insan?

İnanamıyorum ya, abi Türkiye'de tek dert, influencer bir kadının bacakları. Ne kadar güzel bir şey değil mi bizim için? O sırada Hasankeyf'in ne olduğu hiçbirimizi ilgilendirmiyor. Ayasofya'nın mükemmel bir tarihin, mükemmel bir müzenin ibadette açılması bizi ilgilendirmiyor.

Şu an bunlara canımızın yanmıyor oluşu, ileride çok büyük pişman olmayacağımız anlamına gelmiyor. Bu asla unutulmasın. Herhalde bu coğrafyada en doğru kader, Allah herkese duygunun bacakları gibi bir kader, duygunun bacakları gibi bir hayat, bir bilinirlik ve bir önem kazandırsın diyorum. Diğer türlü bu coğrafyada, bu topraklarda canının yanması pek de mühim değil. Neyse can yakmaya değil, gülüşmeye geldik efendim. 11. bölüm başlasın. Hadi bakalım özledik.

BAM BADABAM BAM BAM BAM BAM Galiba zamanla her şeyi daha iyi görmeye başlıyoruz ve hani küçükken bir laf vardı onu biliyor musunuz? Büyüyünce daha iyi anlarsın diye. Ben aslında büyüdükçe çok daha başka şeyleri anlamayı beklerken aslında çok daha çok daha yakın şeyleri anladım. Mesela kuşaklar arasındaki o fark diye bir şey vardı hiç anlamazdım ben yani. Bana hep şey gelirdi küçükken benim düşündüğüm gibi düşünmeli. Benim annem, teyzem, babam, dedem yani benim düşündüğüm çünkü doğru olan şey gibi geliyordu bana.

büyüdükçe ilk başta kendi fikirlerimin çok aptalca olduğunu fark ettim ve zamanla kendi fikirlerimden vazgeçerken başka insanların fikirlerini kendime empoze etmeye başlarken bu sefer fikir ayrılıklarının başladığı yerler oluyor yani burada devreye giren kısım aslında kuşaklar arasındaki o farklılıklar ve zaten birazcık gündemi yakalarsanız şu an çok net bir şekilde kuşaklar arasındaki farkın dile geldiği bir dönem çünkü Bence Y kuşağı ve Z kuşağı, daha doğrusu Z kuşağının aslında ilk defa doğru düzgün bir şeylere itiraz edebildiği döneme yaklaştı. Yani son iki yıldır falan diyebilirim onu. Çünkü daha öncesinde sadece tepki olarak bir serzenişte bulundukları bir çağ yaşıyorduk ama şu an... Ya bir şey söyledikleri, bu şimdi şey demek, şey diyemem yani. Doğru veya yanlış diyemem. Herkesin kendince bir fikri oluşmaya başladı ve herkes yavaş yavaş artık tepkisini göstermeye başladığı için artık kuşaklar arasındaki o farkın çatışmasını çok net görebiliyoruz. Mesela işte sosyal, internet, sosyal medya değil mi? İnternet değil mi? İnternet geldiğinde... X kuşağının çok böyle baskın bir rolü yoktu sosyal medyada. Zaten X kuşağı da şu an muhtemelen hani benle alakadar olabilir internette. Ama ilk onlar kullandı. Eve ilk bilgisayar geldiğinde anneler babalar böyle bir sosyal medyaya merak sardılar. MSN'de merak sardılar. Biz onların yanında göre göre işte onların yanında böyle... Şans buldukça oyunlar oynamaya başladık ve daha sonrasında asıl sosyal medyanın o hızlı gelişimine biz ayak uydururken X kuşağı biraz daha yere çekilmek istedi. Kimisi bunun yararlarını, bunun nereye gidebileceğini görerek hem evini, arsasını, eşini bırakarak yeni bir hayata tabii ki gelken açtı ama asıl sosyal medyanın böyle harmanlandığı dönemde muhtemelen Y kuşağı... Ya bu arada kuşak aradaki şeylerin

X kuşağı, doğru hatırlamıyorum ama yani 60-80 arası, 1965 mi, 1966 yılında doğanlarla 1980'e kadar olanlar X kuşağı diye geçiyor diye biliyorum. 80 ve birçok tartışmaya göre 95 ve 2000 arası diye göçüyor ama Y kuşağı yani bizim olduğumuz kuşak ya da benim olduğum kuşak 80 ve 95, 1980 ve 1985 yılının arasındaki kuşak. Y kuşağı olarak geçiyor. Son kuşağımız Z kuşağı da bir rivayete göre 2000'den sonrası olarak, millanyum olarak, eski bir kurala göre de 1995'den sonrakilerde Z kuşağı olarak anılıyor. Yanlış olabilir, yanlış anı düzeltebilirsiniz. Bunlar mutlaka internette bu doğru bilgisi vardır. Ben şu an sadece aklımda kalanı size söylüyorum. Ama

Kuşaklar arasındaki farkı ben aslında biraz daha konuşmak istiyorum. Çünkü gelen mesajlarda öyle bir şey vardı. Geçen yayında gelen mesajları okuyunca bu haftada ister istemez böyle şu konuyu konuş şeyleri geldi. Kendimi çok mutlu hissettim. Gerçekten halis muhlis bir konusu nasıl olur bana bunu gösterdiniz. Yani peçeteye yazıp bu konuyu konuş dediniz de ben şu an bu konuyu konuşuyorum ya ruhumdaki şu an o okşanmayı

Bak ruhumdaki o tırmalama hissi var ya onu anlatamam size. O yüzden öncelikle minnet duyuyor ve bu tarz iç gıdıklayıcı arzularınızı, isteklerinizi her daim yazmaktan lütfen çekinmeyin. Mesajları da birazdan eğer unutmazsam okurum yine birkaç tane çok güzel mesajlar gelmeye devam ediyor. Sizler de eğer yazmak isterseniz...

Niye kebapçı taklımak gibi bir şey vardı ya? Deniz Satar'ın... Onu gördünüz mü? Twitter'da... Bak yine konudan konuya geçiyorum. Twitter'da çok güzel bir şey var. Böyle bir maçı tartışıyor. Böyle olmazdı diye. Bu arada üstümdekini zarardan aldım diye. Çok güzel, inanılmaz bir geçiş yapıyor. Bence işte bak, hep böyle başka yerde arıyor. Mesela biz oyunculuk okurken, tiyatro okurken böyle hep bir şeyi vardı. Karakter geçişi, o işte anlam, mana, duygu, işte atmetin, işte tepki, aksiyon, reaksiyon, etki, etevayet... Hayır abi, bu.

Ben ne yapıyorum? Ama neyi göstermek istiyorum? Sevgili Deniz Satıradı buradan çok büyük selamlar. Bence eğer doğru gözle izlenirse çok büyük bir örnek, çok büyük bir ödev neteliğinde bir videoydu aslında. Öyle kolay kolay gülüp geçmemek lazım. Birçok insanın işine yarayacaktır. Buradan da selamlar kendisine. He, diyorduk ki kuşaklar arasındaki o farkı konuşmak için bugün böyle bu araya gelmiş olduk.

Mesela şimdi Z kuşağı dediğimiz zaman aslında insanın gözü çok böyle bir anda düşüyor. Daha doğrusu bizim şeyimizin, abi Z kuşağı mı gibi bir düşme oluyor ama aslında Z kuşağı mesela bizden çok daha hırslı. Bak bunu görürsün. Kimse mesela şu an kimse bizim gençlerimize onlar tembel, onlar işte bir şey yapmıyor diyemezler. Bizim kuşak için öyleydi ama. Bizim kuşak çünkü mesela bizden bir önceki X kuşağı

Onun hayatı daha şeydi böyle, ne derler ona? Toplumsal olaylara karşı daha duyarlı, daha toplumun içinde, daha halktan ve daha böyle örnek hali hazırda yapılmış bir hayatı izleyerek kendi hayatını elde etme çabası vardı. Çünkü bak o öyle olmuş, sen de böyle ol gibi bir örneklendirme vardı. O yüzden dışarıya karşı daha açıktı. X kuşağı, annelerimiz, babalarımız, abilerimiz belki daha duyarlıydı onlar. ...ve ister istemez ve hayata karşı daha sakin bir yerdelerdi. Daha böyle istediğine giden bir yoldalardı. Bizim kuşağımızda böyle bir... ...bir hayal kurma... ...böyle bir özenme... ...böyle bir düşleme şeyi oldu, yolculuğu oldu bence. Yani biz de tabii ki mesela bizim... Hatırlarsan ortaokul lise çağından sonra böyle hemen bir ne olacaksın işte avukat olacağım diye hukuk okuma, doktor olacağım tıp okuma böyle kendi olmak istediğin şeyi okuyup o yolda ilerleme dershanedeki o rehberlikteki en başından beri ne istiyorsan o hangi illerde, hangi şehirlerde, hangi okuldaki fakülte daha iyi gibi hep böyle bir kendi istihaya hep bir hayal kurardın. Ve o hayalden giderdim. Mesela bak sor Y kuşağına eğer bu mesleği yapmasaydın ne olmak isterdin? Mutlaka bir cevabı vardır. Gerçekten çok güzel bir veterinere eğer veteriner değil de başka bir şey olmak istese ne olmak isterdin diye sorduğunda emin olun mutlaka bir cevabı var ve bunun çok aykırı cevap olduğunu eminim. Ama mesela Z kuşağında ben... Bu cevabı çok alamayacağız gibi geliyor bana. Çünkü Z kuşağı her şeyi deniyor. Çünkü artık her şeye imkanı var. Az önce bahsettiğim konu oraya geliyor. Herkesin her şeyi yapması çok iyi bir şeymiş gibi gözüküyor olabiliyor ama aslında çok güzel bir şey değil. Bir yandan şunu aslında nefsin terbiye edebiliyor. Yani her şeyi deneyebiliyor. Çünkü artık birden olmak diye bir şey var. Birden olabilirsin.

Gençliğimizde, bizim çocukluğumuzda... Ben de böyle gençliğimizi diyerek kendimi çok yaşlı göstermek istemiyorum ama doğru cümle olsun diye söylüyorum. Mesela bizim zamanımızda böyle bir şeyi istediğin zaman onu eldirtmek için o imkanı sağlamak gerekiyordu. O koşulları sağlamak gerekiyordu. Yani bunun... Şimdi örneği niye vermiyorum? Herkesin hayali farklı olabilir. Ben bir hayal... Yani örnek verdiğimde ha öyle bir şeyim ya, benimki öyle değildi diyebilirsin. Ama düşündüğün zaman muhakkak istediğin bir şey vardı. Yani mesela ben

Liseye giderken hatırlıyorum yani çok radyocu olmak istemiştim. Daha radyoya başlamadan gerçi sonra oldum da. Buraya gülme efekti gelebilir ama neyse. Çok istiyordum ve o yüzden birçok radyoya gittim İzmit'te. Böyle CD'ye kaydedip gönderip işte gidip dinliyorduk orada adamla. Adamın o yüzündeki utancı görmeniz lazım. Zorla izliyor fakat bende bir umut var. Belki beğenecek diye ama yani aklımdan çıkmıyor. Bunlar hep deneyim benim için. Ama şimdi mesela atıyorum çok genç bir insan, radyocu olmak istediğinde bir radyoya gitmesine gerek yok. Evinde her şeyini yapıp direkt dinleyiciyi bulabilir. Çünkü artık radyo uydularına gerek yok, frekanslara gerek yok, miksere gerek yok. Bir mikrofon ve bir bilgisayarla internette kendine bir platform açabiliyorsun. Bütün konuyu niye anlattım? Bu arada www diye bir reklama girsem ya. Bütün konuşmanı içinmiş.

O yüzden ben yani Z kuşağı çok böyle yerden yere vuruluyor, vurulabiliyor. Bazı haklı olduğu... Şimdi şey gibi düşünülmesin bu TikTok'taki kuşak Z kuşağı. Yani aslında olaya şöyle bakmak gerekiyor ki orada da bir Z kuşağı var, bir şey deniyor. Dışarıda da bir Z kuşağı var, başka bir şey deniyor. Ve bambaşka bir yerde bir kuşak var, o da bir şey deniyor.

Ama bizim zamanımızda şöyleydi, okul zamanı yaz olduğu zaman herkes bir işe girerdi, çalışırdı herkes. Yazları çalışacağım, yazın çalışmam gerekiyor diye bir... Ama şimdi mesela o imkan çok yok galiba. Yani imkan derken öyle bir koşulda değil artık Z kuşağı ya da kuşak artık öyle bir dertte değil.

O yüzden şimdi herkesin her şeyi elde etme imkanı varken bunu doğru kullanmak gerekiyor olabilir. Yani kuşaklar arasında çok büyük bilgim olduğundan değil sadece bu son zamanlarda belki benim de yaptığım bir şey vardı böyle her şeyi yapmak, her şeyi denemek kulağa kötü geliyor gibi gözüküyor ama onu düşündüm aslında çok da kötü bir şey değil. Yani zamanında eğer böyle bir imkan bize verilseydi eminim yine aklı başında olan insanlar çok doğru işler yapacaktı ama bizim kuşağımızda da o aklı tam Ya da aklı demeyeyim de düşünce yapılarımız çok uyuşmayan insanlar farklı şeyler yaparken biz belki yine farklı şeyler yapacaktık. Belki biz kötü olacaktık, belki biz iyi olacaktık bilmiyorum ama emin olun şu imkanlar çok önce olsa yine yapılacaktı. O yüzden...

Hiç böyle etliye sütliye karışmayın. Ne anlattım diye sorsanız hiçbir şey anlatamam. Yani illa bir şey birine bir kılıç sokmam gerekiyorsa Z kuşağı elinizde her şey var diye her şeyi yapmak zorunda değilsiniz ve bu fikrinden de asla ve asla vazgeçmeyeceğim. Bence doğrusu bu. İyi düşünmek gerekiyor. Yapacağın şeyi mesela çok güzel bir soru var. O soruyu çok klişedir yani. Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz diye bir soru vardır. Çok klişe. Hep şey gelir insanın aklına. Acaba hangi işteyim?

Acaba neredeyim gibi ama ben hep şöyle düşünürüm o soruyu. Beş yıl sonra yani demek ki beş yıl boyunca bir şey yapacağım. Belki iş, belki bir evlilik, belki ne bileyim bir şey, beş yıl boyunca demek ki bir şey yapacağım. Beş yıl sonra birden bir şey olacağım. Şey gibi değil yani kendinizi beş yıl sonra nerede görüyorsunuz? Yani şu an buradayım, beş yıl sonra Bodrum'dayım.

Bodrum'a gideceğim gibi bir şey değil. Demek ki beş yıl aktif bir hayatım olacak. Bir şey yapmam gerekiyor. Ben acaba ne yapacağım? Orayı düşündüğüm zaman hep şey derim ben bu sorunun cevabını. Bak size de onu paylaşayım. Belki programı dinleyenler vardır. Siz de başka yerde yaparsınız. Beş yıl sonra nerede görüyorsunuz kendinizi? Tatlı bir yerde, güzel bir tebessümle. Ya şu cümleyi bir de söylesem çok romantik olacaktı. Bir daha soruyorum. Kendinizi beş yıl sonra nerede görüyorsunuz? Güzel bir yerde, tatlı bir tebessümle. Teşekkür ederim. o sıra alkışlar patlıyor, flaşlar bunun da amacı şu hani dönüp baktığımda hiçbir zaman utanmayacağım, utanç duymayacağım veya atıyorum eşimin, çoluğumun, çocuğumun baba böyle bir şey dolaşıyor internette bunu sen mi yaptın derken yüzünün asla kızarmayacağı arkadaşlarının onunla dalga geçmeyeceği şeyler yapmak istiyorum umarım 5 yıl, 10 yıl, 15 yıl ve hatta nefes aldığımız ömrümüz buna yeterse her daim

...arkasından güzel hatırlayabileceğimiz işler yapmamız, dileklerimizle deyip bir kuşak muhabbeti başlayıp... ...bir sohbetinde böyle bitmesi herhalde çok bir yerde rastlayabileceğimiz bir şey değil. O da artık benim bazı konularda çok fazla bilgimin olmayışına verilebilir. Peki hala devam.

Hayatta hep duyduğumuz sözlerin bazen gerçekten doğruluğa inanmak gerekiyor ama bunu da yaşamadan asla doğru olduğunu anlayamıyor insanoğlu. Mesela küçükken, bugün de hep küçükten gidiyorum. Ne yaram varsa dönüp dönüp geçmişe bakıyorum yani. Hep şey derdi annem, mesela atıyorum, onu yapma o kötü. Ama onu bilemezdin. Hani kötü oldu. Daha ki onu yaşayınca onun kötü olduğunu anlardın. Yani yaşamadan asla bir şey bilemiyorsun. Bu cümleyi söylemek için böyle kötü örnek verdim. Onu da gerçekten bilmiyorum ama. Neyse şunu söyleyecektim, insan gerçekten kınadığı şeyi yaşamadan ölmüyor bu hayatta. Belki hatırlarsınız, dünya olarak pandemi süreci başladığında daha birinci haftasında böyle birçok... ...sevdiğimiz sanatçılardan böyle özledim. Sahneyi özledim, sizleri özledim gibisinden... ...paylaşımlar gelmişti ve ben şey demiştim buna. Ya bir dakika, dünya kırılıyor. Hani başka şeyi özleme şu an. Dünya şu an kırılıyor, sırası değil demiştim ama...

Gerçekten ben de çok özledim. Yani pandemiden önce bir işim vardı, stand-up yapıp sahneye çıkıyordum. Tiyatro oyunumuz vardı, tiyatro oynuyorduk. Şu an birisi bana, sen stand-up mu yaptın diye sorduğunda böyle durup, evet bir dönem yapmıştım diye içimden geçiriyorum. Çok, çok özledim.

Ama size şimdi iyi haber vermeye geldim. Yavaş yavaş tarihlerimiz gelmeye başladı. Hem stand-up'da hem de tiyatro oyunumuzun yeni tarihleri gelmeye başladı. Ben aslında haftalık böyle yayın yaptığımız zaman buradan elimden geldiğince hem stand-up hem oyunlarımızı duyuracağım. Şu an olarak ilk tarihimizi veriyorum. 23 Temmuz'da Profilo Kültür Merkezi'nde, yani Mecidiyeköy Profilo Kültür Merkezi'nde İstanbul'da

Tiyatro oyunumuz Anormal ilk oyununu oynuyor. Seyirciler çok rahat olabilirler çünkü bütün kurallara, bütün tedbirlere uygun bir şekilde sahne hazırlandı, koltuklar hazırlandı. Yeniden tiyatro diyerek seyirciyle buluşuyoruz. O yüzden heyecanlıyım. Gerçekten bazen böyle duygusal konuşmak bana kendimi iyi hissettiriyor. Umarım buradan da birkaç kişiye dokunabilir, değinebilir. Sizlerin de aramızda olmasına vesile olabiliriz. Bu bir reklamdı. Bu kısmı çok dinlemesek de olabilir. Devam edelim.

Şimdi ben bu konularda ister istemez artık hassaslaştım. Çünkü ilk başladığında hep böyle hayal kuruyorsun. İlk başladığında diyorsun ki ben şöyle sahnelere çıkacağım, böyle olacağım. İşte her çıktığım yerde bir şaka yazacağım. Hep şakalarım olacak. Yani stand-up için söylüyorum mesela. Benim öyle bir sebebim vardı ilk başladığımda. Dedim ki her böyle çıktığım konuşmada mutlaka bir şaka metnim olacak, şaka hazırlayacağım falan filan. Ama... Madem böyle her bölüm size neye kırıldığımı, neye üzüldüğümü anlatıyorum. Burada bir kez daha bir dert yanayım. Mesela ben böyle ilk, yani bir buçuk sene önce falan böyle başladım. Çok güzel işte afişlerimiz yapılıyor, işte böyle İstanbul'un belediyelerinde afiş var. Çok heyecanlıyım bazı konularda. Barış Manço Kültür Merkezi'nde bir gösterim vardı Kadıköy'de.

Şimdi gidiyoruz böyle ekiple bir de erken gidiyorsun daha yeni başlamışsın çünkü ben severim erken gideyim hani kulise bir yerleşeyim sahneye çıkayım orada bir prova yapayım sesimi açayım ışıklara bakalım her şey hazır olsun bir aksilik olmasın diye. Biz erken gittik. Böyle Barış Manço Kültür Merkezi'nin girişinde devasa bir afişim var benim. Yani kim olsa hoşuna giderdi. Benim de öyle oldu. Hoşuma gitti afişim görünce. Dedim ki ya dedim bir fotoğraf çeksenize beni kendimle. İşte böyle arkamı aldım kendime. İşte hayatta bir tek arkanı kendine vereceksin falan. Böyle fotoğraf çekilirken çok gençten güzel bir kardeşim geldi. Beni gördü. Böyle kenardan gülümsüyor. Ben de anladım. Hani dedim merhaba. Abi dedi ya hani fotoğraf çekilebilir miyiz? Tabii ki. Biz...

Böyle fotoğraf çekiliyoruz ama ben çok mutluyum. Çünkü dışarıdayım. Böyle halkın içindeyim. Metrobüse gelmişim, kimsenin haberi yok. Çok mutluyum. Derken fotoğraf çekildik ve dedi ki bana, ''Abi bir şey soracağım.'' ''Aa buyrun, sen ünlü birisi misin?'' dedi. 10 dakika fotoğraf çekildik ve 10 dakikanın sonunda sen ünlü müsün diye sorması biraz kırıcı bir hareket. Tahmin ediyorsunuzdur ki. Ben de o an...

Hani bir şey diyemedim. Yani dedim işte hani öyle işte uğraşıyoruz. Dedi ki ne yapıyorsun? Dedim ki stand-up. Dedi ki ne anlatıyorsun? Anlatır mısın bana şu an? Ben de o an düşündüm. Ya ben normalde sahneye çıkacağım birazdan ve orada anlatacağım. Oraya kadar çıkmayayım dedim burada anlatayım. Hazır seyirci varken ben de burada prova yapayım.

Ben anlatmaya başladım, işte şu oluyor, bu oluyor, buraya gidiyorum, şuradan şu çıkıyor, bu böyle oluyor falan derken bu hiç gülmüyor bana, hiç gülümsemiyor. Ve ben bir yerden sonra bozulmaya başladım ister istemez, niye gülmüyor diye. Ondan sonra ben bayağı hırslandım. Çantamı çıkardım, montumu çıkardım. Bu ayakta ya, ben bunu kaldırımı oturttum. Ben bunun başındayım, yapıyorum. Belki bir saat boyunca ben buna performans sergiledim. Yüzü hiç gülmedi. Ve en sonunda dedim ki, nasıldım?

Şimdi, tavlaya baktığın zaman sana bir şey anımsatıyor. Partnerinin yüzü hiç gülmüyor, senin performansın bitiyor, kanter içindesin ve sorduğun ilk sorun nasıl? Demek ki bir şeyler kötü gitmiş ve sen asla bunun kötü gittiğini kabul etmek istemiyorsun. İyi bir şeyler duymaya ihtiyacın var. Sevgili hanımlar buradan seslenmek istiyorum.

Eğer partnerinizin size ilk sorduğu soru ''Nasıldım?'' olursa anlayın ki o an iyi bir şeyler duymaya ihtiyacı var. Sizden ricam lütfen ''Ben daha önce böyle bir şey görmedim.'' ''Bu neydi?'' ''Sen Allah'ın sevgili kulu musun?'' gibi şeyler söylersek inanın çok daha güzel bir ilişkiye sebebiyet verebilir ve hayatımızın geriye kalan kısmında yüzümüzü güldürecek olan kişiyi de bulmuş olabiliriz. Teşekkür ederim.

Bu hafta Twitter'dan 36 tane evlenme teklifi alarak muhtemelen Ölcen Deniz'in hedefini, kariyerini geçmişimdir diye hedefliyorum. Küçükken benim de en çok imrendiğim söz... Bugün ne küçüklükmüş arkadaş yani. En çok imrendiğim söz şöyle bir sözdü, bir haber başlığı geçerken genç kızların sevgilisi diye. Ve çok şey sanırdım ben, gerçekten bütün genç kızların sevdiği olarak zannediyordum. Bana bu hissi yaşattınız. Yani ben şeyi seviyorum, gerçekten insanların artık o gerçekçiliğini, aradaki duyguların bir öneminin olmayışını, her şeyin aynı olayı. Hep diyoruz ya, yarın uyanacağım, yarın da aynısı. Ne fark var ki dediğimiz şeyin gerçekten başıma geliyor oluşu beni çok mutlu ediyor.

Mesela hep hatırlar mısın? Evlenme teklifi etmek bir meşakattı, bir süreçti, bir efordu. Ama şimdi o yok artık. Eskiden nasıl yapacağın, nerede yapacağın, ne şekilde yapacağın bir önemi vardı. Ben şu an Twitter şeylerini göstereyim size. Sen benimle evlensene ya. Biz seninle evlenemiyor muyuz?

...nasıl evlenebiliriz gibi böyle hiç... ...hiçbir efor sarpetmeksizin... Tamam ben de diyorum ya size gerçekten bana kons olduğumu hissettiriyorsunuz. Çok teşekkür ederim. Çok... ...çok iyi geliyor ama... ...bu çok fazla yani... ...hani şey değilim ben böyle başıboş yolda yürüyorum. Sen ensenden tutup çevirdiğinde ve biz... ...göz göze geldiğimiz anda sen benimle evlensene ya dediğinde ben eriyip bitmeyeceğim. Ha ben sana... ...ee...

Ama o duyguyu hissetmek çok keyifliymiş. Gerçekten insanın... ...küçükken, yine küçükken duyduğu şeyleri... ...zaman içerisinde erişiyor olması çok büyük keyif. Bunu sadece... ...evlenme teklifi olarak söylemiyorum. Aslında bu metafor, bu bir şaka olsun diye böyle bir kalıba sığdırdım. Yoksa umarım ne dediğim anlaşılıyordur. Gerçekten... ...şu an beni bir TikTok gibi düşünmeyin. Bir on bin, yirmi bin izlenme alıp ilk canlı yayınında lütfen her şeyi yapın. Kimsesiz engel olmasın diyen bir genç kız, bir genç beyefendi, bir genç hanımefendi gibi düşünmeyin. Gerçekten canı gönülden, mercizane bir tavsiye olarak bunu söylüyorum. Bu keyiflisi, bunu yapmak için herkesin farklı yolu olabilir. Benim başıma gelen şey senin başına geldiğinde doğru olmayabilir. Ben böyle yaptım, sen de böyle yap. Bu kesin oluyor gibi bir şey, söz konusu değil. Ama söyleyebildiğim şey şu, onun yaşadığında o keyfi

Hissetmek çok güzel oluyor gerçekten. Her insanın hayatı farklı. Kimsenin hayatına karışamaz. Biliyorum. O yüzden de kimse kimseye akıl vermesin, tavsiye vermesin. Twitter'da güzel olabiliyor. Twitter'da havalı gözükebiliyor işte. Ben sevdim, sen sevme falan. Bunlar güzel durabiliyor ama adama derler ki yani sana ne? Geçen, dün gördüm galiba çok sevdiğimiz bir şarkıcımız, ses sanatçımız demiş ki aşık olmayın.

Ya şimdi senin aşık oldukların, senin yaşadıkların tamam çok kötü olabilir, çok iyi bir yerden sesleniyor olabilirsin, tamam. Ama mesela şimdi ben atıyorum yarın sabah kahvaltıya gittim, indim Beşiktaş'a kahvaltı yapıyorum ve karşı masama gerçekten Yani enerji olarak, burç olarak, bakış olarak, ne bileyim, tipoloji olarak, fiziksel olarak yani... ...bir daha karşıma çıkmayacak olan bir aday çıktı ve... ...aynı şekilde bakışıyoruz. O bana bakıyor, ben ona bakıyorum, gülüşüyoruz. Yani birbirimize baktığımız anda bile... ...içimizden gülmek geliyor. Var sayıyorum. Böyle masama oturdu. Dedi ki, ya ben tek başıma kahvaltı yapamıyorum. Dedi. Dedim ki, aa bende. Ne kadar ortak yanımız var dedik. Çay söyledik o an.

Biraz sohbet ettik ve gerçekten tam böyle o hoşlantının aşka dönüşebileceği yani kalbimin bana bu kadına aşık olabilirsin dediği noktada o çok sevdiğimiz şarkıcının tweeti aklıma gelse ve aşık olmayın dese Birden masadan kalksam, ya hoş mu benim hayatıma yaptığın yani? Ben belki hayatımın geriye kalan kısmında hep mutlu olacaktım. İstediğim çocuklar olacaktı, o kadın bana öyle bir muz olacaktı ki belki her şeyimi sağlayacaktım. Neden bir tweet, bir öncü olmak için bir tweetin 30.000 fav alması için benim hayatımla oynuyorsun. Yapma. Rica ediyorum yapma başkan. Çünkü istemiyorum. Ben tavsiye almak istemiyorum. Ben yanılmak istiyorum. Ben hatalarımı bilmek ve ben hatalarım sayesinde kötünün ne olduğunu görmek istiyorum. Ama sen söyleyince yani sen aşık oldun ve aşık olduğun kişi seni sevmedi diye benim aşık olduğum kişi de beni sevmeyecek zorunda değil.

Evet sevgili SOTE'ye gittik. Evet sevgili SOTE dinleyicileri, güzel bir bölümün daha sonuna geldik. SOTE 11. bölümüyle sizlerleydi. Umarım güzel bir bölüm olmuştur, güzel bir sohbet olmuştur. Umarım eğlenmişsinizdir. Belki hatırlıyorsunuzdur, ilk bölümlerde SOTE bitti dediğimiz zaman ve baa diye bir...

enerjimiz vardı. Onu zamanla unuttuğumu varsayıyordum ama gelen mesajlar bana onu hatırlatıyor. Bu arada gerçekten bakın mesaj kısmı benim için çok duygusal bir kısım. Bunu şey diyebilirsiniz ya sürekli mesaj ne var abi mesaj da diyebilirsiniz ama benim için gerçekten okumak çok keyifli. Hatta yayını kapatırken birkaç tane galiba hali hazırda aldığım denk geldiğim vardı. Onları çok kısa okumak istiyorum sizlere.

Sevgili Baran Beyler şöyle buyurmuş. Ağabey zehri attın devamını da at bari. Şaka bir yana gerçekten Soda'dan önce Spotify'da hoşuma giden podcast bulamıyordum. Böyle bir işe giriştiğin için çok teşekkürler demiş. Sevgili Baran. Ne mutlu valla. Gerçekten onlar çok mutlu ediyor beni.

Ay var mesajlar var daha da. Ben ağlıyorum. Ben sonra okuyacağım onları sizlere. Evet güzel bir sohbetin daha sonuna geldik. Sote devam ediyor. Bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle sevgili dinleyenler. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Peki hala kaçtık biz de. Teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)