
5.037 kelime · ~25 dk okuma
Merhaba sevgili SOTO dinleyicileri, 10. bölüme karşınızdayız. Keyifli bir sohbet şu anda bizleri bekliyor diyebilirim. Çünkü mahcubiyetimi kapatmak adına bir şey yapmam gerekiyor. Geçtiğimiz hafta bölüm yayınlayamadık. Gönül isterdi ki bunun sebebini daha siyasi, daha politik, daha dert edebileceğimiz şeylere dayayabilelim ama ne yazık ki tatil olduğum için yeni bölüm yayınlayamadık. Bunu da açıkçası böyle çok da mahçup bir şekilde yansıtmak istemiyorum. Hak ettim. Bence hak ettim. Zaten topu topu 4 günlük bir kaçamak yaptık. Sanki üzerimde yılların yorgunluğu vardı. Onu attık. Herkese, gerçekten herkese tatili tavsiye ediyorum.
Hepimiz tatil seviyoruz. Tatil bence insanın hani şey diye gözüküyor ya böyle bir türlü türlü gidip dertlerinden kurtulma, gidip böyle bir rahatlama, bir boşalma gibi gözüküyor ama bence tatil birçok kesim için öyle anlaşılmıyor, öyle düşünülmüyor çünkü tatile daima bir planla gidiyoruz. Çünkü erkek tarafından hani en azından kızlar benden duyun. Genelde erkek tarafı beyler bu sene boş dönmüyoruz diye tatile çıkıyor.
Böyle planla çıktığın zaman çok verimli bir tatil geçmiyor olabilir, geçmez genelde. O yüzden iki dertle gittiysen beş dertle geri dönebilirsin. Eğer bakın şöyle hesaplayın, yakın çevrenizden bir arkadaşınız tatile gidip döndüğünde Facebook duvarına eğer Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur gibi bir açıklama yapıyorsa, inanın ki orada global sektörde, global camiada bir şeyler denemiş ama... bir türlü olmamış ve derdini katlayarak kimseye bir şey söylemeden, mesela sorarlar abi tatil nasıl geçti diye, ya yaptık işte bir şeyler sorma kardeşim, siz ne yapıyorsunuz diye konuya giriyorsa, anlayın ki eğlenmeye, boşalmaya gittiği tatillerin kendi imkanlarının dışında hiçbir şekilde rahatlayamayak geri gelmiştir. Evet şu an mükemmel bir
Sıcak girişimde muhabbetin geriye kalan kısmında acaba daha ne konuşabilirdi? Herhalde şu an beklentiyi bayağı büyüttüm. Başta böyle seks konuşup demişti. Ama bir de şey vardı, onu hatırlıyor musunuz? Genelde Twitter'da ben çok denk geldim. Bana böyle cümle başlarken büyük haflale, seksteki en önemli 6 şey falan sonra bir okuyunca
Dikkat çektiğime göre artık açıklayabilirim, böyle şeyler oluyor falan diye. Tamam, muhtemelen değindiği şeyler tabii ki doğru, hepimizin bilmesi gereken şeyler ama böyle bir dikkat çekme çabasında bana hep yapay gelirdi. Çünkü zaten bunu normal paylaştığında da buna gönüllü olan insanların yeteri kadar bence ilgisini çekebilecek bir durumken, Böyle bir hale getirip, mesela şöyle düşün, bugün haberlerde görmüşsünüzdür belki, bir köpeğe çarpıp durmayacak kadar acımasız olan bir akademisyene bu haberi göndersen de bu çok dikkatini çekmeyecek. Çünkü vicdandan bahsediyoruz, kalpten yani kişisel hesaptan bahsediyoruz. İçinden gelmeyen, mutlaka birçok kuruma üye olabilirsin, birçok kuruma bağış yapıyor olabilirsin ama kendi vicdanından kopup
Bir hayvanı gözlerinde anlayamıyorsan, hayvan dememin tek sebebi insan ve hayvan arasındaki insanın daha yüce hayvanın daha basit bir varlık olarak ayrıştırılmasından dolayı hayvan diye tabir ediyoruz ama normalde tabi ki canlıları ayırmanın çok büyük manası yok ama bugün bir akademisyen yani bir sözüyle belki de bilgi aldığımız bir sözüyle bize yol gösterdiğini anladığımız bir insanın bir köpeğe çarpıp duramayacak kadar, durmayacak kadar vicdansız olduğunu bildiğimiz bir toplumda cümlenin başına seks koysan da çok fazla ilgi çekici bir hale gelmiyor ki zaten ülkemizde seksin çok fazla ilgi çekici bir şey olduğunu düşünmüyorum. ya da doğru kesimin doğru seks halkasında olduğuna inanmıyorum. Çünkü böyle olsaydı eğer bu kadar tek taraflı seksten keyif almamıza zorlanmazdı gibi geliyor bana bir yandan. Neyse çok daha fazla derine inmeden 10. bölüme başlayalım. Değerli dinleyenler 10. bölüme hoş geldiniz.
Benim zamanımda daha doğrusu böyle mahalle kültürüyle, mahallede büyüyen çocukların ya da mahalleye misafirle gitmiş birçok insanın tanıklık ettiği ve bildiği gibi böyle bir oyun kültürü vardı orada. Yani hem senin kendi bildiğin rutin olarak her gün oynadığın mahalle maçları, futbol, saklambaç gibi tabii o yaşlarda şimdi çok hani manasız gelmesin bu durum. Ya da böyle atıyorum mahalleye başka bir yabancı geldiğinde, mesela bir arkadaşımızın kuzeni geldiğinde böyle onun bildiği oyunlar, onların oynadığı, hep böyle bir oyun striklasyonu vardı denemek üzerine. hep böyle bir oyun oynardık. Bu dediğim tabii şey jenerasyonu, 90'lı jenerasyondan bahsediyorum ben. Şimdi gençler bilmiyorum, çocuklar oynuyor. Şey yapmayacağım burada şu an size. Şimdiki gençler telefonu eline hiç... Bana ne? Bırakmıyorsa bu kişisel tercih. Ebeveyni ona izin verdiği için oynuyordur. Ben çıkıp da, ki bence birçok çocuğun şu an telefon, tablet kültürü sayesinde birçok şeye çok çabuk erişebilmesinin yanında birçok gelişimi de kendisi tamamladığını görebiliyorum şahsen.
Tezim bu yönde, ben karşı değilim. İsteyen istediği şeyi eline alsın. Günlük hayatta kimse buna karışamaz. O yüzden ben böyle bayılıyorum hayıflanmalara. Şimdi gençler telefonu, çocuk ağlıyor diye eline verirsen ona alışır. Neyse burada Ebubey'in dersi yapmak istemiyorum. Bizim zamanımızda mahallede bir kültür vardı, birçok mahallede vardı.
Örnek vereceğim, bizim zamanımızda insanı sevmemek için sebepler vardı. Şimdiki gibi arkasından kötülük yapmak, arkasından konuşmak gibi çok lüksler yoktu. Çünkü hep mahalleydi bizim o alanımız. Onun daha ilerisi çok zordu belli bir yaşa kadar. O yüzden bütün entrikalar, her şey o çemberin içinde oluyordu. O yüzden çok fazla seçenek yoktu. Arkasından konuşmakmış, dedikoduymuş, onun konuştuğu insanla konuşmak. Öyle günlük hayatta şu an hepimizi mahveden,
hepimizin gecelerini çalan o entrikaların olmadığı zamanlardan bahsediyorum. O yüzden insan sevmek çok kolay ve bir insandan haz etmemek onu sevmemek çok zor bir eylemdi. Bunun da böyle bahşiş sebepleri vardı. Mesela örnek vereceğim biz mahalle maçı yaparken böyle maçın en güzel yerinde işte herkesin böyle bir şeyi vardı kendisini kanıtlama çabası olurdu. Mesela ben atıyorum oynarken daha fazla böyle işte atıyorum izliyorsa birisi yandan
Böyle mahalle beğendiğin diğer arkadaşın, arkadaşın demek şimdi saçma olacak ama olurdu böyle hani hoşlandığın bir kız olurdu. Ya da böyle bir abi izliyorsa böyle daha böyle bir cengaver olurdun yani maçta kendini kanıtlamak isterdin. Birçok çocuk da vardı daha hırslıydık hayatta karşı belki o zamanlar. Şu an konumuzun aslında bununla alakası olmadığını anlayınca diyeceksiniz ki o zaman niye anlatıyorsun? Neyse.
Böyle maçın en güzel yerinde o topun sahibi çocuk böyle çok iyi oynayamadığı için veya atıyorum ona böyle birisi bağırdığı için yani niye pas vermiyorsun, niye böyle şut çektin ya da niye gol yiyorsun, bu yenir mi, bu yapılır mı gibi böyle bir onun böyle hatasını ona belirttiğin zaman yani şu an günümüzde dislike diye tabir ettiğimiz ona böyle kötülediğin zaman o hemen kızardı. böyle topu alırdı top benim o zaman kimse oynamıyor ben eve gidiyorum kimse oynamayacak diye böyle hepimiz kalırdık o gerçekten bir şeyler yapmak isteyen bir şeyler için çabalayan belki de bir şeyle bir şeyleri göstermek isteyen ya da her şeyi geçtim bak her şeyi boşver başkan bir şeylerden keyif alan o insanların o çocukların ellerinden elinden daha doğrusu sırf top onun diye alınıyor olması çok acımasız bir hayatta şimdi böyle büyüdüğün bir kültürde bugün Elinden başka bir şey alındığında yine başka bir insandan nefret etme duygun kabarıyor olabilir. Yani ben burada şimdi kimseye birisini sevmek, birisini sevmemekle ilgili bir şey söyleyemem. Ama bir yere çıktığında, bir şey denediğimde orada başarılı olamadıysam bu nefret, bu hırs başka bir şeye bürünmemeli bence. Ben hep öyle düşünüyorum gerçekten. Bir yerde eğer bir hata yaptıysam ve o orada sevilmediyse onu yok etmek bence kendime yaptığım en büyük haksızlık olabilir gibi gelir bana. Efsanelerin vardır ya hikayeleri, denedim, bir daha denedim. Bunlar belki biraz, kimisine göre distopik, kimisine göre biraz daha itopik hikayeler gibi gelebilir ama bence her zaman değişmeyen gerçekler vardır. Bunu gerçekten istiyor musun veya ne bırakmak istiyorsun gibi tabirler vardır. Ama eğer gönlünün içerisinde, o yaşadığın kalbinin, 21 gramlık bir et parçasının içerisinde sevmeye dair bir meyil yoksa, Bu kadar insan ne yapsa boş biliyor musun? O kadar acımasız bir dünyada yaşıyoruz demeyi çok isterdim ama bence dünya çok güzel bir yer. Çok yani çok fazla imkan, çok fazla olanak var. Bence bir ömür bu dünyayı yaşama yetmezmiş gibi geliyor bana. Yaşadım diyebilmen için çok az bir zamanmış gibi geliyor. Buradan da sevgili Nazım Hikmet'e bu sözüyle selam ruhu şad olsun.
Bugün de tarihlerimiz 2 Temmuz'u gösteriyor. Yani 1993 yılında yaşanan Madıma katliamının yıl dönümü. Umarım unutmayız, aklımızda kalır ve unutulmasın ki hiçbir yangın karanlığa gömülmez. Evet, şimdi aslında programda başlayan yeni bir bölüme geçiş yapıyoruz. Sizlerden gelen mesajları, Twitter'dan gelen mesajları okumak istiyorum. İlk olarak sevgili Esin Beyler buyurmuşlar. Söten'in yeni üyelerindenim. Son bölümle birlikte dair oldum bu kuytu meclise. Her şey muhteşem ilerliyor. Sayılarla, burçlarla ilgili olman ve bunları podcastlerinde duymak çok hoş, çok hoşuma gitti.
Bu tarz spiritüel yahut ezoterik ilgilerin var mı? Böyle şeylerin deli saçması olduğunu düşünüyor musun? Ya da ne düşünüyorsun? Duymak isterim. Acayip pozitifsin. Bencilerini ve karşıt meclislere söylenecek bir şeyi bırakmamını seviyorum. Kendi çizgini daha çok bastırarak çizmeye devam et. Biz de peşine düştük çünkü kaybolmayalım. Wow! Teşekkür ederim. Çok güzel mesaj. Neden bunu seçtiğimi herhalde anlamışsınızdır ilk olarak. Çok teşekkür ederim. Mesela Burç'larla ilgili herkesin öyle bir kaygısı vardı ilk başta. Bir dönem inanmazsın. İlk karşına geldiğin şey seni ikna etmedikçe inanmazsın. Çünkü ben de ilk olarak gazete kurtlarına denk geldim.
Yani oturuyoruz ortamda beş kişi, beşimiz teraziyiz ve gazeteyi açıp terazi burç, iki satırlık şey, her şey çok iyi olacak bu hafta kendini ferah tut dediğinde. Bu mu yani burçuru mu dedik ama olay biraz daha aslında kainat, biraz daha galaksi, biraz daha aslında uzay ve biraz daha enerjiye yorduğun zaman farklı tabii yorumlanabiliyor. Şimdi eminim ki burada belki inanmayanlar da, inanmamak demeyeyim de hani ilgi çekmeyenleri de vardı yani Burçin Bey'in ilgimi çekmiyor. Çok da dönüp okumam diyenler de vardır. Ben de öyle her sabah kalkıp hemen işte takvim saat girip bir şey takip etmiyorum ama denk geldikçe ya da atıyorum bu konuda biraz daha ilgili, biraz daha böyle ileri görüşlü, ya ileri görüş ne ya saçmalama, biraz daha bilgili birisini gördüğüm zaman hoşuma gidiyor konuşmak. Ben doğum saatimi de falan her şeyi biliyorum. Doğum haritamı da çıkartmayı
Çıkarttım daha doğrusu. O yüzden ben seviyorum burçlarla alakalı. Yani şimdi ama böyle şimdi ortamda bak şu çok güzel bir şey. Bak bu eğer denk gelirseniz lütfen o çok iyi gözlemleyin o şeyi. Böyle olur ya kalabalık bir ortam karışık yine böyle bir burç yorumu bir tanesi böyle çıkar ya böyle kendini belli etmek için. Ben inanmıyorum ya. Eee? Şimdi bu kadar sence insan yani dönüp sana bakabilir mi? Yani inanmıyorsun diye bu kadar bütün bir mecra, ne bileyim bir rahatlama, bir metot, sen inanmıyorsun diye sana hizmet edebilir mi? Ya da bu kadar insan sence yanılıyor olabilir mi? Var ya çiftlik bankta kadın ne kadar doğru söylüyor. Bu kadar insan yanılıyor olabilir mi?
Ya şimdi bu eylemsel olarak tabii ki değişebilir şey olarak. Şimdi şeyi fark ettim. Dediğim cümledeki o olumsuzluk, olayın patlaması ve kadının doğru söylemiş olması buraya koyduğumuz zaman aslında burçların da patlaması anlamına geliyor ama öyle değil. Hayır ben inanıyorum. Yani inanıyorum da değil. Bu konuya acaba hiç girmese miydik ya?
Dediğim gibi benim ilgimi çekiyor, okumak hoşuma gidiyor. Daha kişisel verilere ulaştıkça da daha hoşuma gidiyor, daha da çok ilgi çekiyor. Ve bunları paylaşmayı çok seviyorum çünkü bunlar kişisel veriler. Sevgili Cem Bey şöyle buyurmuş. Sergen abi selam. Dün gece bir kubbe sote dinleyeyim dedim fakat bütün bölümleri bitirdiğimi fark ettim. Kimine göre çok başarılı, kimine göre kötü bir iş. Bana keyif veriyor dinlerken. Genelde yalnız olduğumda gecenin bir yarısı veya kız arkadaşımı evine bıraktıktan sonra arabada dinliyorum.
O yol öyle güzel geçiyor ki benim için anlatamam. Trafikteymişim. Yollar felaketmiş. İnan hiç umursamıyorum. Neyse. Birazcık uzatarak zamanını çaldım. İyi ki bu podcast'a uğraşıyorsun abi. Var ol. Kimse dinlemese bile ben Kayı'da köşede bir yerde dinlerim. Sevgiyle kal. Sağlıcakla. Wow. Sevgili Cem, çok teşekkür ederim. Ya bizim, bakın hayattaki galiba şunu atlıyor olabilir miyiz? Bütün çabamız, bütün emeğimiz, bütün eforumuz kendimizi sevdirmek ve nasıl sevdiğimizi
kanıtlamak için hayatımıza bir insan girdiğinde hep böyle ben senin için ama şunu yaptım diyebilmek için belki de insanları seviyoruz gibi geliyor bana bir yerden sonra işte ama ben sana bunu yaptım sen bana ne yaptın ya da bir kavga esnasında nasıl bir şey yapmıyorum ya ben senin için şunu yapmadım mı gibi gibi gibi hep böyle yaptığımız yani ben seni şu kadar sevdim ben seni bu sevmeyi daha güzel bir yerde tutuyoruz ama sevilmenin de Bir şey diyeceğim çok saçma değil mi? Tabii ki sevmek daha güzel yoksa herkes birini sever. Ama çok teşekkür ederim Cem. Gerçekten çok mutlu oldum. Biz bu işe başlarken gerçekten böyle aslında bayadır aklımızdaydı nasıl yapılır, nasıl edilir diye düşündük ama konunun buraya gelmiş olması yani bir anda 10 bölümü devirip artık insanlarla, sizlerle, dinleyenlerle dertleşebilecek kıvama gelmiş olmak
Gerçekten çok keyifli. Umarım devam eder demek istemiyorum artık. Ben çok keyif aldım. Sizlerin sevdiğine, en azından birkaç kişinin sevdiğine eminim. Şimdi demişsin ya orada kimse dinlemezse ben dinlerim. Öyle de olmaz. O kadar da değil yani. Kimse dinlemezse... Umarım daha güzel bir kitleye ulaşırız. Daha tatlı bir... Sizlerden razı mıyım? Çok razıyım. Gerçekten sizlerin şu anki ilgisiyle program buraya geldi ama teşekkür ederim. Bu tarz mesajları okumak da elbette hoşuma gidiyor.
Eyvallah Cem. Umarım çok güzel yolların olur, ne yollar geçersin ve hep o yollarda sana eşlik edebilirim diye temenni ediyorum. Öptüm. Sevgili Aysu Hanım şöyle buyurmuş. Podcast olayına bayıldım ve cidden şu günlerde terapi gibi geldi. Teşekkürler. Ne mutlu. Yani eğer bu günlerde destek olabildiysek, bu günlerde, bu zor günlerde eğer o yolculuğu beraber paylaşabildiysek, bir geceyi bölüşebildiysek, bir düşünceyi beraber
paylaşabildiysek ne âlâ. Hep söylediğimiz şey yani bir şeyi tek başına yapınca pek bir keyfi olmuyor ama onu birlikte ya. Hatta çok güzel bir söz var. ''İyiliklerini anlat ki çoğalsın, kötülüklerini anlat ki azalsın.'' diye bir yani tam cümle bu olmayabilir ama mantık aynı. Teşekkür ederim Ayşe Hanım. Yani eğer iyi geldiyse cidden dediğiniz gibi terapi gibi geldiyse bu da hepimizin aslında bir yardıma ihtiyaç duyduğumuzu. Evet mesajlara devam ederken Merve Hanım şöyle buyurmuş.
Sote'yi yeni bitirdim. Evet, sesli kitap gibi dinledim. Boşver bunu video çek demeyeceğim tabii ki. Şey dikkatimi çekti, çok fazla kendini doğru anlattığına emin olma takıntısı var gibi geldi bana. Rahat ol. Kasma bu kadar başkan. Belli ki sen popülersin diye söylediklerinin yanlış yere çekilmesinin bir çekingenliği olabilir bu. Ben anlamam. Yaşamadığım için ama o kadar da düşünme. Kafayı yersin. Bazen o kadar kaptırıyorsun ki salağı anlatır gibi 10 tane örnek görüyorsun.
Yorma bu kadar be kendini abisi. Bir de kendinle konuşmaya çok alışmışsın. Zor olmuyor mu? Sürekli her davranışını eleştiren, yorum yapan birilerini zihnin senin dilinle ortaya koyuyor. Kendi kendine en rahat diyebileceğimiz bu alanda bile konuşuyorsun. Kendine cevap veriyorsun, yetiştiriyorsun. Ve bunu ben de yapıyorum. Çok iyi bir şey mi bilmiyorum ama yoruyor. Bazen beni, seni yoruyor mu hep sen yapıyorsun yorar bence. Bence mide değil de biraz psikonaliz yapayım dedim.
Bütün günün her bir bölümüne seni kattım da dinledim. Çok keyif aldım dinlerken ama çok da şey yapma amcam ya, sal abisi. Herkesler seni mutlu etsin. Demiş. Yani mesaj aslında çok doğru yazılmış. Muhtemelen telaffuz hatası yapmış olabilirim ama birkaç yerde böyle bir, herhalde kelime hatası olduğundan dolayı telaffuz da farklı oldu ama bence herkes mesajı anladı. Merve Hanım çok teşekkür ederim. Bütün bölümleri bitirmiş olmanız ayrıca bir keyif. Dinlemiş olmanız ayrıca bir keyif. Fakat bu kadar açık sözlü olmanız birazcık yani adama derler ki hayırdır.
Yani ben bir şeyim, şimdi burada mesela atıyorum sahnedeyken bir şey anlatıyorsun ve bir reaksiyon geldi, bir aksiyon sergiliyorsun ve bir reaksiyon geldiğinde bu tepkisini anlayabiliyorsun veya bir sessizlik olduğunda anlamadınız mı diye sorduğunda hayır veya işte atıyorum genelde işte alkışlar işte kıyamcı ne bileyim bunlar geldiği için o zaman pek sıkıntı olmuyor çünkü Anlattığın şeyin etkisini görebiliyorsun ama burada yeni mecra olduğu için onu göremiyorsun ne yazık ki. O yüzden bu olmadıysa şu da var. Hatta ben de bunun farkındayım. Birkaç yerde bunu dile getirdim. Benim tek sıkıntım şu an galiba belki çoktan anlamışsınızdır ama ben biraz üsteliyorum dedim. Acaba sen tüm bölümleri dinledim derken dinlememiş olabilir misin sorusunu akıllara getirmiyor değil. Ayrıca şunu belirteyim. Kendinle konuşmayı çok yapıyorsun dediğin kısım.
Valla beni rahatsız etmiyor, bana bir hastalık gibi gelmiyor. Hatta şey vardır, günlük hayatta bir insana bir şeyi söyleyemezsin, bu iyi veya kötüdür, atıyorum. Çok kırılgan bir arkadaşın vardır, o an bir şey yapıyordur, o ona iyi gelmeyecektir, bunu biliyorsundur ama o an onu söyleyemezsin, denemesi için. Çok canını yakacak bir şey değildir, denemesi gerekiyordur.
Bunu söyleyemezsin veya hiç yabancı bir ortamda böyle bir şey konuşulmuştur. Çok güzel fikrin vardır ama oradaki herkes zıttır. Ulan şimdi ben bir şey söyleyeceğim. Ben bunu söylersem şimdi herkes çıkacak hani... Bir de çok mantıksız konuşuyorlardır. Vardır yani böyle konuşur ya. Sadece konuşmak için konuşan bir grup var ya, onların içindesindir.
O zaman konuşmazsın da böyle. Gece evine gelirsin. Kendi yayınında konuşursun. Duvarlara konuşursun. Klasik yıllardır değişmeyen duştayken konuşursun. Ben seviyorum. Bence bir zararı yok. Yani keşke, bilmiyorum ben de işe yaradığı için söylüyorum. Keşke herkes kendiyle konuşsa da günlük hayatta kızdı veya affetmediği şeyleri o an orada affedip bitirse de yarın sabaha yepyeni başlayabilsek diyebilirim galiba.
Teşekkür ederim bölümleri dinlediğiniz için. Çok fazla mesaj, 4 tane okudum ilk bölüm için. Daha da gelirse okumak isterim. Twitter'dan yazabilirsiniz. Teşekkür ederim. Bu bölümü de ilk defa denedik. Umarım güzel olur. Devamı da gelir. Öptüm.
Madem böyle mesaj dedik, ben de size şu an bana en çok gelen bir soruyla ithafen, yani bir soruya ithafen bir cevap vermek istiyorum. Bir soruyu açıklamak istiyorum. Neden bu kadar çok şapka takıyorsun diye bir soru geliyor. Belki biliyorsunuzdur, Fetö'r şapka takmayı çok seviyorum. Bunun çok özel bir sebebi var mı? Var. Ama çok duygusal, manevi bir şey yok. Ama farklı anlaşılıyor. Bana gelen mesajlarda, abi ker olduğu için takıyormuşsun, doğru mu? Arkaların kelmiş.
Bunları duyunca hiç senin planlamadığın bir şey olduğu için... Mesela benim çok basit bir algım vardı. Benim en çok sevdiğim film, Cyrano'nun The Bergerac filminde. O kahramanın, o Cyrano'nun böyle bir süliyeti vardır. Roxane'la konuştuğu sahnede. Çok böyle Christian'a yardımcı olur, onun ağzından konuşur. Süliyette böyle bir fötür şapkası vardır. Tabii o zamanki şövalye şapkası daha güzel, daha böyle çetrefilli bir şapka olduğu için. Ya da kitapta da vardır mesela böyle bir şapka süliyeti vardır. O gün ben çok etkilenmiştim.
İlk okuduğumda metni. Ben de böyle aa dedim ya keşke ben olsam. Vardır ya böyle bir film izlersin ve o kahraman olmak istersin. Ben de o zaman o olmak istedim. Yani direkt Silano değil de hani böyle bir öyle bir kahraman. Böyle hani yüzü gözükmese bile bir süliyetinden tanıyabileceğimiz bir kahraman olmak istemiştim. Baktığın zaman bizim Yeşilçam kahramanlarımız da mesela Ayhan Işık'ın o tatlı bıyığı, Sadri Alışık'ın, Sadri Baba'nın şapkası keza çok örnek var böyle. Ben de açık konuşayım böyle bir
Şimdi örneklere bak, tabii ki kıyaslamak mümkün de. Mesela şöyle düşün, bu bahsettiğim örnekler dünyada bir ağırlıkken, ben şu an yerde ciyak ciyak bağıran bir örneğim gibi düşün, asla kıyaslanamaz. Ama ben de öyle bir yerde var olmak istedim, öyle taktım. Farklı yani bir de mesela şapka takıyorsun ve öyle biliniyorsun. Mesela ben hep şey istedim, böyle bir gösteriye gittiğim zaman, bir okulda söyleşiye gittiğim zaman böyle plaket veriliyor. Çok onur edici şeyler. Böyle manevi bazen hediyeler veriliyor. Aramızda varsa eğer giden o anlar yani böyle bir sahnede söyleşim bittiği zaman böyle bir moderator çıkıp sana böyle güzel bir plaket veriyor. Yanında bir hediye varsa hediye veriyor okul adına falan. Ya da mesela gösteriye gittin bir şehre, orada da bu yapılıyor. Ben hep bir şey düşündüm yani
Belki bir şapka alırlar. Benim için güzel olur diye düşündüm hep. O sahneden, o hatıra diye. Ama hep benden şapkam istendi. Yani nereye gitsem şapkanızı bırakır mısınız? Şapkanızı alabilir miyiz? Ya da şapkanı alıyorum. Yani ben neden şapkamı vermek istemiyorum? Çünkü şapkam, takıyorum. O benim aksesuarım. O benim varet ya. O benim maskem değil. Onu takınca bir şeye bürünmüyorum. Ama niye onu bırakıyorum ben sana? Ya da şöyle olsun.
Sen böyle çok güzel, çok şık bir şapka almışsındır. Dersin ki ben şapkanızı istiyordum ama direkt alamıyorum. Bak bu ağza bak hemen kibar olacağım ya. Ben şapkanızı istiyordum sizin ama direkt almak ayıp olurdu. O yüzden ben size bu şapkayı aldım. Eğer sizin için de özel... Direkt şey yapıyorum şu an değil mi?
Yaz çiz oynasın ya karşındaki Sargen'cim. Vallahi. Başkan, hayatın yine en güzel tarafını istiyorsun. Pastaneği tarafını istiyorsun yine ya. Yani sosyal medyada da böyle birçok insanın belki biliyorsunuzdur şey yapılıyor, ne derler ona? Okullara gidiyor, gösteriler yapanlar var. Çok güzel bir şey. Bu ama tehlikeli mi? Bilmiyorum yani tehlikeli olabilir. Çünkü okula gitmek, bir üniversiteye gitmek, birçok insanın yıllarca belki bir yıl, en düşük ihtimalle bir yıl çalışıp azmedip girdiği bir okula sen
konuşmacı olarak gidiyorsun yani o insan oraya geldiğinde birincisi seni sevdiğinden ikincisi seninle konuşacağından geliyor. Mesela tehlikeli mi bilmiyorum. Mesela günümüzde şu an güncel haberler arasında sevgili Duygu'nun bir daha olsa bir daha bırakır mıyı ki okumamışım açıklamasını yapmasından sonra insanların okula konuşmacı olarak gitmesi işte o biraz tehlikeli bir kısım. Yani şimdi ben burada çok Duygu'ya saldırdılar. Belki görenler vardır yani işte al işte influencer alın işte bunları mı izliyorsunuz falan. Niye? Kız gayet doğru bir açıklama yapmış. Demiş ki ben okulumu bıraktığım için çok mutluyum, pişman değilim. Bir daha olsa bir daha bırakırım gibi bir şey söylemiş. Bunu nasıl yargılayabiliriz? Şimdi duygunun hayatı çok örnek bir hayat mı bilmiyorum ama eminim ki çok insan örnek alıyor, çok insan duygu gibi olmak istiyor ve bence duygu
Kariyerinde iyi bir yerde, güzel bir imaj çiziyor o insanlar için. Ama bu kişisel duygunun, hep dediğim bir şey var, bu kişisel terbiye. Herkes kendi tercih ettiği hayatı yaşıyor. Şimdi Duygu'ya şey diyemezsin, bu dediğin yanlış, okumalı. Hayır, Duygu okuyordu, okuldan çok keyif almadı, okulu bıraktı ve bambaşka bir hayatı büründü. Demek ki Duygu insanlara bir şey aktarmak istemiyordu. Duygu insanlara bir şey bırakmak istemiyordu. Duygu insanları belki anlamak istemiyordu. Duygu insanlarla
İletişim kurarken arada duygusal bir bağ olmasını istemiyordu. Ne bileyim eğitimle tabi duygusal bağ kıyaslanamaz ama bir insanı anlamak için aslında o insanın çektiği şeyi de belki anlamak gerekebilir gibi geliyor bana. Duygu eğer şey diyorsa, okul gereksiz diyorsa duygu için gereksizdir yani. Duygunun fikrini değiştiremeyiz.
Diyebiliriz ki bence gerekli. Yani yaptığın şeyi bilmek gerekiyor. Ben bir mühendissem mühendisliğin ne olduğunu bilmem gerekiyor. Ne yapmam? Tabii ki birçok alaylı insan içgüdüsör olarak çok iyi yerlere geliyor. Ama bu her insanın başına gelecek diye bir şey yok. Yani eğitimi onaylıyor musunuz? Ya ne haddi ne ya? Senin manyak mısın sen başkan? Kafayı yersin. Ne demek ona? Ya ona mı kaldı böyle bir şey?
Yıllarca insanlar, ülkelerdeki her sistem farklı, ortak sistem bulunamamış. Bir cümleye bakabilir mi? Bence okul gereksiz. Gerçekten sence mi? Herkes dursa ya bir anda, bu kadar çaba, yılların çabası boşa olsa ya, gerçekten gereksiz mi?
Onun tercihi, o anlamak istememiş. O benim insanlığımı alacak verecek bir ilişkim yok. Ben ticari bir ilişkiyle yaklaşıyorum bu duruma. Ben bir şey söylerim, onun olsunu bilmem, bunun busunu bilmem, ben sabunlarla yaşarım deyip.
Çok iyi bir yere geldi, birçok insanın hayatını imreniyor, birçok insanın hayatını kıskanıyor ve o çok mutlu. O mutluysa bizi hiçbir şey ilgilendirmiyor. Ama şu da bir gerçek ki birazcık popüliteye sahip olup, birazcık izlenip ya da atıyorum o hafta yazdığın bir tweet, bir videon, ne bileyim bir haberin çok gündem olduğunda yani o hafta trendsen, o hafta herkes seni konuşuyorsa ve artık eski hayatına nazaran biraz daha fazla insan tarafından takip ediliyor ve biliniyorsan Emin ol yani birçok imkan hayatında mevcut olacaktır ama bir şeyden çok eminim, bir şeyleri açıklamak zorunda değilsin. İnsanlara yargı dağıtmak zorunda değilsin başkan. Bir tek bu konuda eminim. Bizde hemen öyle bir şey var, insanları bilinçlendirme.
İyi de sen ne kadar bilinçli. Biz seni tanımıyoruz ki biz senin çok tatlı, çok sevimli gözüktüğün bir tane videonu biliyoruz. Yani orada çok güzel dans ediyordun, çok çok eğlenceliydin. Biz onu bildik. Daha sonrasında bize arkadaşlar hayatta ne yaparsanız yapın ama kimseyi dinlemeyin ve sadece peşinden koşun deme hakkına sahip değilsin. Yani bu çok güzel bir yorum olabilir. Haklısın. Bence herkes denemeli ama
Mesela benim çok arkadaşım var, gerçekten çok arkadaşım var. Bir fotoğraf koyarken bile böyle 20 kişiye sormadan yapamıyor yani. WhatsApp grubu açıyor, nasıl fotoğraf bir baksanıza falan. Herkes onaylayınca fotoğrafı yükleyebiliyor. Şimdi sen bu insana kimseyi dinlemeyin, başarın, gidin, deneyin diyemezsin ki o insan öyle kendini şey yapıyor. Yani insanları bilemeyiz. O yüzden diyorum ya hemen hemen bir şeye girin. Tamam çok güzel bu arada çok güzel şeyler duyup çok güzel yansıtıyorsunuz. Eminim onların kişisel bir düşünce olmadığına ki zaten kişisel olanlar çok kendisini belli ediyor. Burada bak kimseyi aşağılayıp yermiyorum. Burada sadece şahit olduğumuz bir mecranın içerisindeki gündemden bahsediyoruz. Zaten yarın ne olacağı belli değil. Bahsettik ya işte futbol topu, topun sahibi topu alıyor gidiyor falan hani. Yarın ne olacak? Yarın Twitter'ı kalmayabilir arkadaşlar. Yani birlikteliğimiz çok güzeldi. Bence bunun değerini bilmemiz lazım. Ben çok sevdim sizi. Instagram'ı çok sevdim, Twitter'ı çok sevdim. Ben yaşadım arkadaşlar. Ben sevdim. Ama siz de nasıl derler ona? Böyle güzel yani yarın her şey bittiğinde kaygısı olmasın. Ulan ben sevindim, acaba sevdim mi bunlar birbirlerini? Hani böyle bir şey demiştim ama acaba yaptı mı ya? Bunlar gibi bir kaygı olmasın.
Yaşıyoruz be başkan. Vallahi öyle bir çabaya gerek yok. Biz seni çok sevdik. O güler yüzün, o tatlı dillerin, biz seni sevdik. Senin öyle hemen bir çabaya girmene gerek yok. Daha buradayız. Yarın öbür gün Allah göstermesin mağdur olursun.
Yani bir açıklama yaparsın, biz senin peşinde oluruz. Ama bu açıklamayı bu kadar çabuk harcama. Çünkü ne oluyor biliyor musun o zaman? Çok çabuk bir şey açıklama gereği duyduğunda şeyi fark ediyoruz. Yani sen aslında kendisinin daha iyi açıklayamayan bir insan olduğunu fark ediyorsun. O çok daha acınası. Ve biz şu an şeyi fark ediyoruz. Ulan biz kimi sevdik ya? Ve zaten bir yerde kırılırız ama daha öncesinde hayatında da böyle çok kaliteli insanları sevdiğini varsayıp o insanların gittikçe voraşa döndüğünü gören insanların çok üzüleceği bir şey değil belki bu ama daha böyle saf, daha genç, seni görüp beğenip daha sonra yaptığın açıklamalarla küsen insanlar olabilir yani. Bize o hissi yaşatma.
Çünkü şeyi görüyoruz yani sosyal medyada böyle çok böyle bir ufak böyle bir tartışma çıktığında bir tarafın böyle hani kendisini nasıl savunduğunu yani ne kadar rezil böyle izlerken böyle hani gözlerin kısılıyor böyle nasıl anlatayım şu an bak şöyle bir yüzüm oluyor benim bak gülüyormuş gibi düşün ama gülmüyorum gözlerim böyle kısılıyor kaz ayaklarım çıkmış böyle acı nasıl bakarsın ya bir şey izlerken ben böyle bir şey izlemek istemiyorum ve bu insan bu insanla yapmışsın böyle bir şey bence hepimiz Bilmiyorum. Şu an olay çok çıkmaza gidiyor. Yani tek söyleyebileceğim şey şu, sevdik yani biz sizi arkadaşlar. Siz her kimsiniz bilmiyorum ama biz sizi sevdik. Yani biz size olan sevgimizi açıklıyoruz ama sizler toplum hakkındaki görüşlerinizi belki de hemen açıklamak zorunda olmayabilirsiniz. Gerçekten rahat olun.
İnanın sizin düşünceleriniz aslında pek de umursamıyor. Yani olaya buradan bakınca o kadar rahatlıyorsun ki başkan. Gerçekten lütfen biz gülmeye, dans etmeye ve eğlenmeye devam edelim. En azından hiçbir şey daha henüz kapanmadan.
Oh valla nefretimiz kusunca bir rahatladım. Ya nefret değil tabii ki nefret, onu anlıyorsunuzdur. Nefret duygusu değil. Bu sadece böyle birikmişlik ve şahit olunca böyle şeyleri konuşma gereği duyuyorsun. Yani muhtemelen aslında bu savunduğum şeyler benim için de geçerli. Mesela şu an birisi yayını dinleyince şey diyebilir, ne yapıyor bu, ne boşanıyor, ne boş konuşuyor diyebilir.
Yadırgayamam ya da o insana şey diyemem, nasıl boş abi anlamıyorsun o zaman diyemem. Anlamıyorsa ben anlatamıyor olabilirim. Bu aslında iki tarafta bir şey. İnsan ilişkisinde hep böyle, bütün ilişkilerde böyle. Mesela bir kavga durduk yere başlamaz bir ilişkide. Sen bunu nasıl yaptın ya dediğinde onu ona yaptıran bir şey olduğu için onu yapmıştır. Kimin haklı kimin haksız olduğu taraf değil bence. Bir şeyi yaptıran bir etki ve o etkiye bir tepki vardır söz konusu. Hiçbir zaman nasıl yaparsın bunu diye kıyaslayamazsın.
Gerçekten bunu yapman gerekiyor muydu? Belki daha doğru soru olabilir benim için. Ben hep oradan yaklaşırım ama tabii ki o ilişkideki kavga daha hararetli olduğu için o an belki bu kadar sakin konuşup, ''Bunu yaptıran şey neydi? Merak ediyorum.'' dediğinde çok saçma bir görüntüyle karşı karşıya kalabilirsin. ''Dalga mı geçiyorsun be?'' gibi bir şey olabilir ama ben hep o taraflardayım. Hiçbir insan oturduğu yerde
Bilim bir yerden bir şey yapamaz yani. Mutlaka o kadını da o erkeği de harekete geçiren bir durum vardır. Çok fazla programın sonuna doğru kadın erkek ilişkisi konuşmak istemiyorum. Çünkü ne konuşursak konuşalım, ne yapmak istersek yapmak isteyelim. Yine gündem bir şekilde bir kadının gördüğü şiddete denk geliyor.
Yani ben aslında bu konularda çok böyle haklı veya haksız arayan bir insan değilim. Yani tabii ki olay netleştiğinde savunmamız gereken, tarafında olmamız gereken bir durum tabii ki var. Yani ben şiddetin her türlüsüne karşı olduğum için öyle söylüyorum aslında. Yani ki burada çıkıp da bunu bunu yaptın, bunu bunu yaptın deme hakkına sahip değilim aslında. Yani şey de değil, konu şeye gelmeyecek sakın işte. O onu yaptıysa eğer, çünkü bir şey olmuştur gibi bir şeyi savunmuyorum bu arada.
Yani ilişkedeki her nokta şiddete geldiğinde mutlaka mutlaka mutlaka mutlaka durmalı. Konuşmak durmalı, yürümek durmalı, sevmek kesinlikle durmalı. Çünkü bir kere aklından onu geçirmiş bir insanın bir daha sevgisine her türlü nefret bulaşacağına inanıyorum. Krizler, cinnetler hiçbir şeyin bahanesi olamaz kalbinde.
var olan bir insan bir şekilde bunu çıkartır. O yüzden karşıdaki insan da bunu gördüğünde mutlaka ve muhakkak bu sevgiye, bu ilişkiye, bu acıya son vermeli bence. Ama eğer şu da bir gerçek, ben şuna da inanıyorum. Bir ilişki içerisinde yani Yeliz Yeşilmen'in dediği gibi her ilişkide şiddet vardır gibi altı bomboş, tahrik edici, günümüze hiç uygun olmayan daha doğrusu hiç hiçbir şey okumamışçasına bir yorum yapmak istemiyorum. Bir insanı çok sevebilirsiniz, bir insanın her şeyine katlanabilirsiniz. Fakat bu insanın size her şeyi yapma hakkını asla vermez, bunu zaten biliyorsunuz. Şiddet, ya ilişkide gerçekten tek bir noktadır, ya bu ilişkiyi bitirmenin kararını alacağın bir noktadır, ya da o insana bir kez daha bir şans verip aslında bunun çok kötü bir şey olduğunu, şiddetin çok kötü bir şey olduğunu
anlatabilmek için başka bir yolculuktur. Umarım ikincisini hiç denemeniz gerekmeyecek ilişkilerde var olursunuz. Ama umarım da denk gelirseniz her sevginin, her kalbin aslında sevmeye çok daha meyilli olduğunu yaşayarak görebilecek bir ilişki içerisinde olabilirsiniz diye temenni ediyorum. Ama umarım kötü bir dilek gibi anlaşılmaz bu.
Çünkü bir kalbi iyileştirmek, bir sevgi anlatmak sevmekten çok daha güzel gibi gelir bana. Umarım sizlerin de öyle yolculuğu olur. Umarım hiçbir zaman gözünüz size gelen bir acıdan dolayı değil de her zaman empati duygunuz çok yüksek olduğu için başkasının anlayabilecek gibi yaşayabildiğiniz için gözleriniz sizden naz yapar ve göz yaşlarınız ayrılmak ister diye programı bitirmek istiyorum. Evet sevgili SOTE dinleyicileri 10. bölümün sonuna geldik. Bence çok güzel bir sohbet oldu. Çok teşekkür ederim. Bugün de yalnız bırakmadınız diyeceğim ama neredeyse bilen yok. Twitter bölümü bugün aktif oldu. Eğer sizlerde yazmak isterseniz Twitter'dan DM atabilirsiniz. Oradan okurum mesajlarınızı. Gitmek istemiştik gidemedik çünkü sevdik burada her şeyi. Sevgilin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti? Pekala kaçtık biz de.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.