
5.498 kelime · ~27 dk okuma
Merhaba, 9. bölümde karşınızdayım. SOTE 9 bölümü devirdi diyebiliriz. O yüzden çok heyecanlıyım. Benim için özel bir bölüm. Önce ondan başlayayım. Çünkü 9 benim uğurlu rakamım. Elimde olsa birçok yerde onu kullanmak istiyorum. Çünkü 9 sayısını çok seviyorum. Serginin G harfi sanki 9'muş gibi hissediyorum. Çünkü böyle düşündüğüm zaman böyle olabiliyor. Aslında hayatın birçok yerinde nasıl düşünürsem o öyle olabilirmiş gibi geliyor bana. O yüzden bu bölüm de özel bir bölüm. Çünkü 9. bölüm ve bir de şu da bir gerçek.
9 bölüm yapmışız. Yani dile kolay her bölüm 25 dakikadan hesapladığımız zaman 25 dakikalık 9'ar seri ya 9'ar bölümlük bir konuşma size bırakmışız. Bu kadar ne konuştum diye dönüp baktığımda aslında çok da bir şey bırakmadığımı fark ediyorum ama sizlerin bunu dinliyor olması ve sizlere konuşuyor olmak gerçekten beni biraz daha rahatlatıyor. Bugün bu bölüm yayınlandığında daha doğrusu muhtemelen bir sınava girmiş olacak liseye geçen sevgili kardeşlerimiz.
Çok kısa bir temennide bulunacağım. Umarım herkes sınavdan istediği sonucu alır. Ama ufak bir şey söylemek istiyorum. Bunu muhtemelen birçoğumuz da düşünüyoruzdur. Bu sınavın gerçek bir yol belirleyici veya gerçek bir kader olduğunu en azından ben düşünmüyorum. Düşünenler varsa saygı duyuyorum. Tabii ki bir şeyleri başararak ya da pardon bir şeylere çalışarak, düzene çalışarak, bir disiplin halinde, bir periyotla çalışarak
elde etmek de çok ayrı bir başarı ama insanların bilincine yanaştırılmış olan bu sınavda başarılı olmazsan işte 4 sene sık dişini ondan sonra hep rahat et psikolojisine kesinlikle inanmıyorum. Bence hayatımızın birçok kısmında dişimizi sıkmamız ve çok sevdiğim bir söz vardır benim. Kendi sözüm bu arada. Onu söylemek istiyorum. Daha çok para için daha çok çalışmamız gerekiyor diye hep söylerim. O yüzden sınavın gerçek bir belirleyici bir etkin olduğunu düşünmüyorum ama
Sınavın olmasının, sınav sistemin olmasının tabi ki yani zaten bunlar benim düşünmemle olacak olan şeyler değil. Ben sadece kendi fikrimi söylüyorum. Yani bunu muhtemelen dinleyince sanmıyorum devlet büyükleri arasında ''Abi bir dakika biz şu an saçmalıyor muyuz?'' gibi bir konuşma olmayacağını çok iyi biliyorum ama ben de kendi fikrimi söylemek istiyorum çünkü çok geliyor bu. Bu dönemde genç kardeşlerimizden, arkadaşlarımızdan, ''Abi tavsiyem var mı?'' gibisinden asla... Bak ben o konularda çok tavsiyem var. Sadece şunu söyleyeyim. Mesela şu düşünceye çok karşıyım. Atıyorum hoca bir geometri dersi anlattığında böyle bir isyan çıkardı bir çocuktan. ''Ya bunlar bizim normalde ne işimize yarayacak? İşte ben bakkala gittiğimde geometri mi soracak? İşte bana şey mi soracak?'' Öyle bir... Tamam, çok güzel bir şaka. O zaman gençtik, biraz daha cahildik, güldük belki ama asıl oradaki asıl amaç bir geometri hesabının
Ya da 3 gün iç açılarının hesabının bize bir bakkalda, bir manavda belki işe yaraması değil ama genç yaşta kafamızın çalışmasını sağlamasıydı. Yani bir sistem içerisinde bir düşünme analitiğimizi geliştirmek için öyle formüller vardı. Onları çalışıyorduk, onları kullanıyorduk. Bunun da amacı oydu. O yüzden sınav sistemin asla karşı değilim. kendince, kendi düşünce yetisini, kendi daha kabaca beynini bir kullanma şekli oluyor, geliştirme şekli oluyor veya daha da merak duyduğu şeylere daha da ilgi göstererek kendi dünyasında farklı yönelimler geliştirebiliyor. O yüzden kimisi ben ders çalışarak, ezberleyerek bir yere geleceğim dediğinde tabii ki gelebilir. Bu çok iyi bir meslek olabilir. Bu arada örnek vererek diğer meslekleri veya o mesleği söylemek asla haddime değil. Herkesin olmak istediği bir şey vardır. Umarım herkes olmak istediği şeye de ulaşır.
O kadar hassas bir konu ki bu Türkiye'de. Türkiye'de değil belki sadece, bu eğitim sistemi ama bizde biraz daha tartışmalı ve sürekli değişken olduğu için. O yüzden hassas bir konu. İnsanlara buradan bir şey söylerken de biraz çekiniyorsun. Kimsenin kafasını karıştırmak veya algı değiştirme.
amacında değilim. Ben sadece kendi fikrimi söylüyorum. Sınavın gerçek bir meziyet olduğunu asla düşünmüyorum. Hatta biz LGS'ye girerken de, yani kaç sene önce işte, bununla ilgili o zaman tabii Beşiktaş, inanılmaz bir çarşu ruh, inanılmaz bir asi ruhumuz var. Böyle pankartlar açmıştık sınavdan bir hafta önce. 18 yıllık ilme, 180 dakikada karar verdim, hoşça kal çocuk falan gibisinden. Hep bu düşünce dedik. Zaman içerisinde aslında ne kadar da cahil olduğunu fark ediyor. O yüzden bugün karşı geldiğimiz şeyler aslında yarın anlam verdiğimiz veya anladığımız şeyler de olabiliyor. Bu her konuda olmaz tabii ki. Sadece belki eğitim konusunda en azından sen kendin çocukken belki çok böyle anımsayamadığın veya sana çok zor geldiği, üşendiğin durumlar ileride senin yeğenin veya kendi çocuğunun başına geldiğinde daha anlayışlı. tavırlar sergileyebiliyorsun. O yüzden bu sınav konusunu çok fazla uzatmak istemiyorum. Çünkü bu hafta benim için daha çok şey oldu hayatımda. Sınava giren bütün kardeşlerimize başarılar diliyorum. Umarım güzel bir yani stresli ve sıkıcı bir yılın sonunda istedikleri gibi bir sınav geçirmişlerdir. Ama bilmiyorum dikkat ettiniz mi? Ben ilk başta bu haberler çıkınca çok fazla ilgilenmemiştim. Değildir. İnsan sağlığından daha önemli değildir diye düşünüyordum ama
Türkiye'de insan sağlığından çok daha önemli şeyler varmış. Bunlardan bir tanesi de genç kardeşlerimizin sınava girmesi gibi ve mesleklerini Türkiye'ye hayırlı evlatlar olması konusundaki verimli çalışmalar olabilirmiş. Çok genç bir lise çağındaki, daha doğrusu ortaokulu bitirmiş ve liseye geçecek olan bir çocuğa hastaneye ambulansta geliyor, soruyorlar işte. Karantinada mısınız, pozitif misiniz? Çocuk pozitifim diyor ve o çocuk sınava geliyor ambulansta. Yani bu çocuğun psikolojisi,
Çok çok zor ya. Bunlar galiba böyle başkan telafisi olmayacak olan şeyler yani. Bunların telafisi olmayabilir. Yani sınava bir daha girebilirsin mi? Sistem değişti. Çünkü daha önce sistemin değiştiğini bildiğimiz için sistem değişikliği söz konusu olabilir. Ve şu an şunu fark ettim. Aslında konuşmaların biraz daha derine gidiyormuş gibi geliyor.
Bu podcastin bir canlı kayıt olduğundan ve bunu yayınlayacağız, yayınlayacağımız olduğundan bir an unutabilir ve hiç aklıma gelmeyecek şeyler söyleyebilirim. Aman neyse be, boşverin. Yaslarlasa Cüneyt Özdemir yaslasın. Bu hafta hem benim hem çevrem için güzel ve verimli bir hafta. Arda Öz, belki biliyorsunuzdur, hem yakın arkadaşım hem de sevdiğim bir müzisyen. Albüm çıkardı, rap albümü çıkardı. Üç şarkılık Şans adını taşıyan güzel bir albüm çıkardı. Şu an Spotify'da var eğer dinlemek isterseniz. Ve sanırım şu anda da ilk ücretsiz reklamımı yaptım. Umarım diğer ücretli reklamlara da vesile olur bu sayede. Sevgili Arda'yı harcadım mı veya bir şey mi başlattım bilmiyorum ama ben böyle sevdiğim. Yani şimdi dizi, film, mesela bunlar çok böyle göreceli şeyler yani hani... Mesela bir insanı asla ben şey yapmam. Bir filmi izlemediği zaman ya da benim çok beğendiğim bir diziyi izlemediği zaman ona çok büyük tepkiler vermem. Çünkü daha önce denk gelmedi veyahut diyorum duydu, ilgisini çekmedi. İzlememiş olabilir veya film de öyle, müzik de öyle. O yüzden ben sadece kendi arkadaşımın sevdiğim bir müzik tarzı, gönül rahatlığıyla size önerebileceğim için... Bunu söylüyorum ama asla da çıkıp ver yansın etmeyeceğim. Sizden ricam, siz de yapmayın arkadaşlar ve bunu yapanlara da lütfen o an tepki vermeyin. Çünkü bir tepki verdiğiniz zaman o şey sanıyor, o dizinin ya da o filmin gerçekten Türkiye dispiritörü o olduğunu ve bunu çok iyi pazarlayamazsa sanki bir azar yiyeceğim. Yani bir hayata karşı vicdan meselesi olacakmış gibi hissediyor. Öyle düşünmeye gerek yok. Ben çok sevdiğim dizileri önerirken, aa diyorum kesinlikle izlemen gereken bir şey. Mutlaka sana çok şey katacaktır. Bir bak.
Gerisi beni ilgilendirmiyor başkan. İster izler, ister izlemez yani. Ben sadece vesile oldum. Beğendiğim şeyi söyledim. O da izler. Ne mutlu ki böyle ikimizin aynı şeyi izlediğini ve ikimizin de beğendiği şeyi konuşmak çok keyifli değil mi ya? Bak hayatta o kadar basit ki aslında mutlu olmak ve keyif almak. Yani iki insanın böyle aynı filmi izleyip, o filmden mesela Sir Henry de Bergerac filmini izlemişiz ikimiz de ve bundan çok keyif almışız. İkimiz de hüngür hüngür ağlamışız ve iki tane
30 yaşından küçük veya büyük, nasıl ama yaşımı vermiyorum, adamın oturup konuşması beni çok mutlu ediyor. Ben böyle saatlerce konuşabiliyorum. Bu çok iyi bir dizi arşivim olduğundan veya çok iyi bir sinema kültürüm olduğundan değil. Sadece ortak bir nokta bulmuşuz. Bu tabi değişebiliyor. Genellikle Beşiktaş da olabiliyor daha sonrasında ama çok verimli geçmiyor son iki sezondur konuşmalar. Tabi 3-4 sene önce çok daha ağzımızın suyu ak ak konuşuyorduk. Bak gene durduk yere hüzünlendik.
Yani o çok güzel, onu bulmak böyle bir ortamda veya bir de daha güzeli ne biliyor musun? Mesela gidiyorsun yabancı bir ortama, işte 5-6 kişi böyle karışık kız hareket, işte ben şu, ben şuyum, sohbet, muhabbet, sen ne yaptın, ben ne yaptım, evet o oldu, bu oldu. Skip to intro, bir yerden sonra bir muhabbet başlıyor, ben onu izledim mi? ''Aa ben çok beğendim.'' diye bir bakışıyorsun böyle. Cins fark etmez. Karşı cins veya hemcinsin hiç fark etmez. Ama böyle bir şey olmuş böyle. Hani böyle bazı insanlar vardır. Kendi cinsinden hoşlanır ama şey olarak böyle ne kadar efendi çocuk, ne kadar enerjik bir hanımefendi. Böyle bir enerji olur ve sonra o film konusu açıldığında sadece böyle ikinizin o film üzerinden konuşması ve diğer hiç kimsenin o anda o filmi izlememiş olması zaten bence büyük kaderin oyunudur yani bu.
Dakikalarca o filmden konuşup herkesin sıkılması ve bir tek sizin keyif almanız. Çok keyifli ama gecenin sonunda ikinizin de cesaretinin olmamasından dolayı birbirinizden numara alamamak, bir daha görüşememek ve bütün şansı kadere bırakıyor olmak işte hayatın sana dur. Ben daha son kozumu oynamadım deme şekli değil de nedir başkan? Ayrıca bu hafta da sevgili İbrahim Kuşçu'nun doğum günüydü. İbrahim'i belki biliyorsunuzdur. Daha önceki bölümlerde nasıl tanıştığımızı anlatmıştım. Zaten takip ediyorsanız da görüyorsunuzdur. Sürekli beraberiz. Birçok işi beraber yapıyoruz. İnsanın gerçekten böyle arkadaşı olması gerekiyor bence hayatta. İbrahim'i tavsiye eder miyim? Herhalde edemem. Çünkü demiştim kıskanıyorum.
Yani beraber, beraber böyle ne derler, çok dramatik düşünmek istemiyorum ama hayal kurabileceğimi, senin kurduğun her hayale ortak olabilecek bir insanın yanında olması, çok yanında olması derken, birlikte anlamında söylüyorum, inanılmaz bir şey. Bu hafta onun doğum günüydü. Buradan da bir kez daha kutlayayım. Her mecradan kutladım. Twitter'dan ayrı yazılar yazdım, Instagram'dan storyler attım, beraber pasta üfledik, her şeyi yaptık. Bir de programımdan seslendirmek istiyorum. Sevgili İbrahim doğum gününü kutlu olsun kardeşim. Buradan da bu kadar artık. Her yerden bir şey. O da şimdi bir şey olmuştur yani. Şimdi burada ne söyleyecek diye kesin yorulmuştur. Doğum günlerini mesela ben çok seviyorum. Ben doğum günlerini seviyorum. Doğum gününü yapmayı da seviyorum. Doğum günlerine gitmeyi de seviyorum. Ve doğum günü etkinliğinin kutlanmasını seviyorum. Asla şey değilim. Hayatınızda her şey varsa etrafınızda. ya işte bir gün daha yaşlandık, ölüme bir kez daha yaşlandık bunu niye kutluyoruz ki? diyen varsa sadece yüzüne bakın ve hiç tepki vermeyin ve o zaten şey anlayacak o an hani yüzünüze baktığınız, pardon onun yüzüne baktığımız zaman aslında onu anlamak istediğimizi ama
Onun bize kendisini anlatmak için bir çaba sarf etmediğini o zaten görecek. Bence bir insana ceza vermenin en güzel yöntemi onu kendi nefretiyle, kendi çaresizliğiyle boğmakmış gibi gelir bana. Buradan kimseye nefret aşılamak istemiyorum ama doğum günleri bence, özel günler de öyle yani tanışma yıldönümü. İlk bakışma, işte biz 24 Şubat'ta bakışmıştık seninle, işte 28 Şubat'ta ele tutuştuk. Ne bileyim 3 Mart'ta ilk öpüşme misal. Bu özel zamanların...
Şu an dünyanın arasında bunları tutan var mı? Ben gerçekten özel günleri seviyorum. Belki 5-6 yıldan sonra biraz daha stabil bir yere düşebilir bu özel günler, tanışma yıldönümü gibi olabilir ama bence kesinlikle kutlanması gereken şeyler. Hem ilişkide, hem arkadaşlıkta, hem ailede kutlanması gereken şeyler. Çünkü hep taze kan gibi gelir bana.
Yani en azından koca bir yıl yani şimdi çok böyle orta bir yerden baktığımız zaman koca yılın stresi dedik ya az önce sınav yani bir şey sınavda bile adam bir yıl boyunca çalışıyor yani bir gün böyle bir doğum günü yani bir gün bir bir bahane olsun ya zaten biz insanlar eğlenmek için bahaneye çok aç insanlarız. O yüzden ben doğum günlerine karşı değilim. Varsa eğer arkadaşlarımızda yakınlarla doğum günü olanlar doğum günlerine gidilir, doğum günlerinde eğlenilir, eğlendirilir her türlü doğum günü etkinliklerine varızdır yani ama Şimdi şu güzel oluyor, doğum günlüğünde varlığınla var olacaksan, mesela kendi çevrende adam çağırıyor doğum günlüğüne, gidiyorsun, çok eğlenceli o yani. Arkadaşlarınla sohbet, elinde bir drinkini alıyorsun, sohbetini. Uzun zamandır görmediğin bir arkadaşın, sen ne yaptın, nerelerdesin, topluyorsun. Ya da atıyorum sen bir şeyi başardıysan onu anlatıyorsun, mütevazi mütevazi anlatıyorsun. İşte okulu bitirdim, hatırlıyor musun şu olmuştu, bu olmuştu. Ondan sonra ben şunu yaptım deme, o kıvanç duyma var ya kendine.
Bak sesim bile değişti benim. O kendinle kıvanç duyma var ya hayatta hiçbir insanın başka bir insana veremeyeceğini insan kendine orada veriyor işte. Hani bir laf vardır. Hayatta insan en büyük kötülüğü kendine yapıyor derler ya. Tam tersi hayattaki... Pardon. O kadar heyecanlıyım ki şu an cümleyi söylemek için. Hayatta insan en büyük iyiliği de kendine yapıyor. Kendi zevkini kendi getiriyor. Yani bunu bir...
İşte el yardımıyla falan düşünmek sizin düşünce yoluydu. O kendi yaptıklarını böyle bir film şiirinde gibi geçirdiğimde onu anlatırken ve karşıdaki insan da aslında böyle birazcık zamanında huyuna suyuna gitmemiş. Birazcık böyle tersine gitmiş bir insan olduğunda fakat yıllar sonra o nefret duygusu biraz daha yumuşamış. Zamanla kaybolmuş belki ama hani yıllar sonra tekrar denk gelmişiz. Şimdi kavga etmeye gerek yok. Sürtük otur dinle şimdi neler yaptığımı deme keyfi. Bence kolay kolay birçok yerde bulamayacağımız
Şans o yüzden böyle daha kalabalık doğum günü etkinlikleri, daha kalabalık böyle eventlerde olma fikrine bence bunu da aklınızda bulundurun. Mesela bu şeyde çok oluyor böyle galalarda falan işte bu. Yani insanların kendini göstermesi için ayarlanan, para ödenen ve kiralanan yerlerde de olabiliyor. Bu düğünlerde de olabiliyor. Yani şimdi gelinin kız kardeşi demek geliyor içimden ama çok Cem Yılmaz şakası olacağı için de ne yazık ki söyleyemedim. Ama beni anladınız yani. Bir piknikte bile bu çıkar yani. Ya da işin özünü şu diyebilirim. Bir insan eğer kendini göstermek istiyorsa gerek gala, gerek piknik, gerek düğün onun için pek bir
şey değil sadece oturup o şovu izlemek ve bir insanın aslında ne kadar düşebileceğini, yok canım ya daha da düşmez dediğin halde o kadar dibine düşebileceğini görebilmek için bence mükemmel fırsat. O yüzden bu hayatta hiçbir şeye böyle karamsar ya da kesin yaklaşmamak gerekiyor. Yapmaz dediğimiz insanların neler yaptığını görünce aslında bir yerden sonra şaşırmaktan ziyade biz hayatını aslında temiz yerinde izlememiz de gerekiyor olabilir. Yani eğer konuyu toparlamak gerekirse çünkü nereden başlayıp nerelere geldik? Hani son bir cümle olsun anlamında söylüyorum. Yapmaz dediğimiz insanlar neler yaptılar be?
Bence hiçbir insanı, insanları veya seni seven, seninle olmak isteyen insanları bir şeye alıştırmamak gerekiyor. Yani hiç kimseye, hiçbir şeye alıştırmamak gerekiyor. Çünkü bu bir yerden sonra elindeki mutluluğu da almaya başlıyor. Mesela ben çok seviyorum insanları mutlu etmeyi, mutlu edebilmeyi, gülmeyi, güldürmeyi çok seviyorum ve mümkünse bunu meslek edinmek istedim. Yani komedyenlik,
stand-up, işte skeçler, oyunculuk. Yani elimden geldiğince böyle mizahla yüklü olayım. İzleyen insanlar gülsün, dinleyenler gülsün, gelenler gülsün, gidenler gülsün. Ama gerçekten bir yerden sonra insanları alıştırıyoruz şeye. Tek bir forma alıştırıyoruz. Ben buyum. Yani senin başka bir ihtimalde olma ihtimalini kaldıramaması çok ağır geliyor. Bunu sanırım daha önce konuştum ama şunu söylemeyi unutmuşum. Yani o kadar ağrıma gidiyor ki mesela ben, en basit örnek,
İşte Instagram'da böyle minik minik skeçler çekip orada paylaşıyorum. Mesela ben son belki altı aydır, bir yıldır... Mesela Yıldız Tilbe diyor ya hani, şarkılarım var gençler internetmesinler diye yayınlamıyorum. Çok özür dilerim Yıldız abla. Tenzih ediyorum seni. Bak benim bir yazılarım var. Bak benim bir şiirlerim var. Ben sırf insanlar altına boş yapma lan, video çek diye yazmasınlar diye ben onları paylaşamıyorum biliyor musunuz?
Çünkü ben galiba biraz duygusal bir insanım bazı konularda yani hep böyle şeye çok önem veriyorum, iletişime. Dikkat ediyorsanız son zamanlarda çok böyle yorum yazamıyorum. Aslında esnada çok yazardım, cevap verirdim, böyle bir gülerdik ederdik. Şimdi yine yapıyorum böyle ufak ufak kaşınıyorum yine ister istemez ama insanların o ruhsuz yorumları, insanların o dümdüz bakışları galiba beni biraz benden gülüşlerimi almış gibi hissediyorum. Yani ben istiyorum ki bir şey paylaşıldığında o an onun üzerinden konuşalım. Başka bir şey paylaşıldığında o an onun üzerinden konuşalım. Çünkü ben günlük hayatta bunu yapıyorum ve bana bu doğru geliyor. Eğer bu yanlışsa mesela de ki hayır abi ben mesela şunu takip ediyorum.
O ne paylaşsa ben hep şunu konuşuyorum. Ya da bizim kendi ortamımızda da öyle. Mesela atıyorum Ceren geliyor, diyor ki bana, ben diyor Ahmet'ten ayrıldım. Ben şimdi Veysel'le beraberim. Biz ayrı ayrı Ahmet'i konuşuyoruz. Ahmet ne yapmıştı, Ahmet ne... Çok saçma bir örnek verdim şu an farkındayım ama bence mantık olarak doğru yerdeyiz. Yani mesela ben, ben çok seviyorum. Böyle hani, böyle bir fotoğraf çekileyim. Böyle saçımı yapmışım, giyinmişim, kendimi çok iyi hissediyorum, jilet gibiyim. Diyorum ki çekileyim bir fotoğraf, bunu yükleyeyim.
Hani diyorum ve altına böyle hani abi ya bu ne karizma başkan yani yaktın ya abi düştüm düşmeyen var mı falan böyle bir böyle bir tatlı etkileşim olsun böyle ben bir yorum yazayım. Hani özellikle yorum yazayım diye yorum beklemiyorum hani böyle bir etkileşim olsun yani takımı nereden aldın işte ne bileyim saçları nerede yaptırdın ne yüzüne ne kullanıyorsun hani böyle bir şey beğenilsin diye böyle yorumları takip ediyorsun işte bu sınıf sınava gireceksin iyi asılman lazım. Yani işte Ceren ne bu falan böyle hani Bir şey, bak gördün mü bak yine dilim damağım kurudu, nutkum tut, konuşamadım, içimden gelmedi. Yani şey gibi oluyor böyle, ya acaba ben mi farklı düşünüyorum ya? İnsanları mutlu edemiyormuşum gibi geliyor ve bu da beni üzüyor yani. Hani şey gibi düşün bunu, mesai gibi düşün. Böyle işte yapmışsın, işte story çekmişsin, yani dans etmişsin storyde. Daha ne yapabilirsin ya?
Daha ne yapabiliriz? İnsanlar bunu sevdiler, bunu istiyorlar ve bunu hep izlemek istedikleri için. Şimdi piyasadaki gerçek bu. Bir insan bir şeyi izlemek istediğinde onu yapan kişinin bence onu ona vermesi gerekiyor. Ben de öyle düşünüyorum. Mesela şimdi size çok ilginç bir şey söyleyeyim. Bence ilginç değil de size ilginç gelebilir. Mesela ben Recep İvedik sinemasına karşı bir insan değilim.
Yani zaten karşı olsam da kimin durumunda o ayrı da hani var ya Recep İvedik mizahı mı falan değilim yani. Çünkü Şahan, zaten Şahan Gökbakar'ın kariyerine baktığınız zaman hem oyunculuk eğitimi hem okuduğu zamandaki oyuncu arkadaşlarından Şahan'a yapılan yorumları dinlediğiniz zaman apayrı. Bir de Şahan Gökbakar'ın geçmişine baktığınız zaman aslında güzel, güzel bir CV. Ben çok mesela ben, dikkat Şahan çıkabilir programını izlerken çok gülerdim ve Çok kısa özetleyeyim işte, burada şu an yok bu kadar övünmeyelim. Şöyle bir açıklaması var, yani eminim tabii kelimelerde yanlışlık vardır ama doğru telaffuz şu şekilde, daha doğrusu hatırladığım kadarıyla şu şekilde, ben diyor skeç programı zamanında yaklaşık 500'e yakın tip ve karakter çıkardım. 500'e yakın tip çıkarmak. Ve bunların için içerisinde en çok Recep İvedik karakteri çok sevildi.
Filmini yaptım, milyonları geçtim, rekor kırdım. Şimdi ikincisini yapmaz mısınız? İkincisini yapıyorsun, yine aynı şekilde. Üçüncüsünü yapmaz mısınız? Aynı şekilde. Şimdi sen diyebilir misin, ben bu mizaha gülmüyorum, kaba mizaha gülmüyorum? Hayır, yani geçen sefer de bahsettiğim işte bir...
Rap şarkısını çok dinlendiği için bunu eleştiremezsin. Sen dinlemeyebilirsin. Ben mesela izliyorum. Ben izliyorum ara sıra. Gerçekten gülüyorum. Çünkü oradaki mizahta da bir şey var. İlla senin kaba, görgüsüz, anlayışsız bir adam anlaman gerekmiyor. Orada da aslında başka bir mizah olabilir. Hep böyle nötr gözle, doğal gözle bakmamak gerekiyor bazen. Başka bir anlamı olabiliyor. Belki çok büyük bir alt metniye, çok büyük bıraktığı mesaj, çok büyük kadrasal olarak bir anlatıma olmayabilir.
O beni ilgilendirmiyor ama ben biraz daha işin daha uyusal tarafındayım, daha barıççıl tarafındayım. Öyle olması gerekiyor diye düşünüyorum. O yüzden karşı değilim. Bu arada fark ettiyseniz, ne konuştuğumu unuttum o yüzden birazcık uzatıyorum. Muhtemelen öncesinde şeyle alakalı konuşuyordum.
İnsanların... Mesela ben gerçekten içimden geliyor, bir fotoğraf paylaşmak istiyorum. Bir fotoğraf paylaşıyorum ve o fotoğrafta da kendimce güzel olduğumu düşünüyorum. Fotoğrafın güzel olduğunu düşünüyorum ya da öyle bir fotoğrafı paylaşmak istiyorum.
Yani başkan yapma be. Fotoğraf koyma, video çek. Başkan bırak ben karar vereyim ya. İzin ver ben karar vereyim. İyi kötü bir şey oluşturduk. Bir profilimiz var. İzin ver ben yöneteyim. Ona da hükmetme. Orada da kırbaç vurulmuş gibi. Yapma ya. Zaten yaptığın yorumlar yüzünden binlerce insanın canı sıkılıyor. Binlerce insan nefret duygusunu oluşturdun. Yapma be gülüm be. Yapma başkan valla. Çünkü öyle bir yerde değiliz.
Daha tatlı bir yani. Şöyle bir şey de var ya bundan illa bir şey almak zorunda değilsin. İlla bir şey almak zorunda olmadığın gibi bir şey vermek zorunda da değilsin. Yani seni kimse bak işte bu böyle bir şey paylaştı. O şimdi anlamamıştır. Sen git ona eski şeyini yaz gibi bir şey zorlamıyor. Muhtemelen böyle bir bilinçaltı var. Böyle bir varlık şeyi var. Tabii ki yapabilirsin ama ya bu sürekli sürekli sürekli bir yerden sonra hani şey olmuyor yani. Ya şakaydı güldük ama
Artık gülmüyoruz. Zaten birçok şaka da öyle değil mi? Bir yerde gülersin, bir yerden sonra o şaka sıkmaya başlar. Bir daha da artık o şakayı yapmazsın. Ki ben hayatımda galiba artık öyle yapıyorum. Bir şakamı birisi gülmediği zaman ona ikinci bir şakamı yapmıyorum. Demeyi çok isterdim ama ben şansımı olabildiğince zorluyorum. Arkadaşlar siz bunu yapmayın. Çünkü bu çok iyi bir şey değil. Bu yüzden insan kaybedebiliyorsunuz veya arkanızdan üf çok darlıyor be diyebiliyorlar.
Şaka demişken güzel bir konuya değineceğim. Temmuz ayında gösteriler, gösteriler derken sahne performansları başlıyor diye bir haber var. Belki biliyorsunuzdur. O yüzden temmuz ayında da mesela birkaç şehirle alakalı şey geldi, davet geldi. Güzel şehirler de var. İzmir, Antalya, Kaş, Bodrum, Çeşme gibi böyle turnemiz var. Benim için ilgi çekici. Ben isterim gitmeyi ama mesela şu an samimi sormak istiyorum. İnsanlar böyle bir şey... Mesela ben çok özledim.
Evdeyim ve gerçekten stand-up yapmayı, sahneye çıkmayı, tiyatro oynamayı çok özledim. Ben isterim gelmeyi ama bence insanlar daha böyle bir şeye hazır değiller. Yani yeni yeni normalleşip, sokağa çıkıp aman ya bir saat şöyle bir tur atıp geleyim diye düşündüm diyen insanlar bir tiyatro izlemeye, bir gösteri, stand-up izlemeye bence gelmezler gibi geliyor. Bir de kendi fikrimi soruyorsanız bence yani Şu an gelmemeliler, bence de gelmemeliler. Yani aslında kurallara baktığımız zaman çok büyük önlemler alınmış. Yani böyle bir araba tiyatrosu var, arabanın içerisinde radyo frekansından, arabadaki herkes maskeli, camları açmak yasak, bir camı açabiliyorsun gibi böyle farklı imkanlar, farklı tedbirler var. Tamam bunlar güzel ama... Zaten tiyatro normalde izole bir alan.
kapalı bir alandasın, bir de üstüne arabaya kapanıp, aslında farklı bir deneyim olabilir. Şimdi normal tiyatroda telefonlar kapalı, ışıklar kapalı, ses kapalı, konuşmak yasak. Ama kendi arabanda böyle üç beş arkadaş, hem oyunu bir yandan eleştirip, bir yandan izleyip, yani aslında keyifli olabilir ama öyle bir zahmete girilir mi bilmiyorum. Mesela stand-up'lar daha farklı olacak diye konuşuluyor. Mesela stand-up'lar açık havada bildiğimiz sosyal mesafe düzeniyle oturmalı. Düşününce bile komik geliyor. Oturan herkes gergin. Düşünsene mesela gösteri yapıyorsun. Mesela ben yani. Ya da oturuyorum bir tane seyirci hapşurdu. Şimdi o saatten sonra hiçbir şey yokmuş gibi davranabilir misin? Düşünsene iki üç kişi. Bu şey gibi bir şey işte. Piston aşağıya düştü. Herkes bir anda... Biri hapşuruyor. Erkek adam kalkıyor koşuyor falan. Ve ben sahnedeyim. Ya da mesela düşünsene ben hapşurdum mesela. Olabilir açık havadayım. Toz kaçtı burnuma. Bir şey oldu mesela. Bir şey anlatıyorum. Şok diye koydum böyle.
Şimdi dönüp o insanlara bir şey deme yüzüm yok yani benim. Ve o insanlar kalkıp gitseler, ben belki hayatım boyunca o tramvayı unutamayacağım. O yüzden ben şu an için böyle bir şeye hazır değilim. Ama çok da istiyorum. Gerçekten bir şey izlemeyi, canlı bir şey izlemeyi çok özledim. Canlı performans yapmayı da çok özledim. İzlemek mi, göstermek mi diyecektim anasını satayım. Çok özür dilerim.
İzlemek mi, sergilemek mi, oynamak mı deseniz tabii ki de oynamak, performans yapmak derim. Çünkü o para kazandırıyor, diğerinde para gidiyor. Ama bakın benim sahnelerde gelenler bilirler. Bilmiyorum şu an gelen var mı? Bir de bunu çok güzel arada denemek biliyor musun ya? Bu gerçekten... Hani böyle olmamış olmayı bilmek ama olmuş olmayı ümit etmek biliyor musun? İşte benim gösterimde bu arada bilmiyorum gelenler var mı diye böyle arada söylemek bence dünyanın en güzel hislerinden bir tanesi. Ben de bugün nedense her hisse seviyorum. Yani doğum gününe gitmek dünyanın en güzel hissi belki olmayabilir ama
programda olduğum için birazcık abartıyor olabilirim ama gerçekten sahne sanatlarıyla uğraşıyorsanız sahne sahnede olmak hani herkesin vardır ya böyle sahnede olmak çok ben de seviyorum ama benim için bir ölçüsü var yani bu eğer bir metre ise benim için bir yerden sonra duruyor hani çok değerli çok özel çok güzel bir şey ve kafayı sıyırıp sadece orada varım ben normalde ben insan mıyım yoksa ben bir bedeni taşıyor muyum onu bilmiyorum diyen bir insan değilim. Sahnede olmanın çok özel bir his olduğunu düşünüyorum ve benim için hayatta sahneden de birçok öncelik var aslında yani sağlığım, arkadaşlarımın durumu, psikolojim, oyunun güzelliği ne bileyim ya birçok etken var yani sahne benim için ilk öncelik değil yani bu belki vardır etrafınızda ben hatta gösteride de bunu anlattığım için şu an çok rahatlıkla giriyorum. Böyle bir kesim vardır yani böyle okullu veya alaylı böyle bir tiyatroya böyle bulaşıp, inanılmaz bir haz alıp, çok fazla böyle tiyatroyu doğru araştırmamak galiba doğru kelime olabilir. Yani kenardan, köşeden gittiklerinden gördüğü kadarıyla ve hissettiği kadarıyla tiyatroyu yaşayanların aslında çok doğru bir yönelim sergilediğini sergilediğini düşünmüyorum. Mesela vardır böyle tiyatro deyince kötü bir algı vardır. Bunlar yüzünden işte.
Her yerde her şeyi tiyatroya bir şey konuşuyorsun mesela işte evi abi değiştireceğim ben mesela tiyatrocuyum bak ben mesela şöyle baba bununla onun alakası yok başkan gerçekten alakası yok yani her şeysen ben mesela tiyatrocuyum ben mesela bir şey söyleyeyim diye girersen yapma yani insanların gözündeki o tiyatroyu soğutuyorsun yavaş yavaş yoksa tiyatro ilk yani dünyadaki ilk sınavlardan bir tanesi tiyatro bakıldığında insanların ilk konuşma şekli. İnsanlar tiyatroyla konuşmuşlar onu hiç öyle düşündünüz mü? avlanma sürecinde nasıl avlandığını, ne avladığını, avlanmaya gideceğini insanlar işte o şeyindeki mağarasındaki kadına tiyatro ile anlattı. Ya da işte otuyorum kabilesine tiyatro ile anlattı. Yani bu kadar az da köksel bir şeyi sen şimdi günümüzde bir sarma sigarayla sarma sigara içiyorum ben tiyatrocuyum diye indirgeyemezsin.
Bu atalarına ayıp ya, bu tarihe çok büyük ayıp yani ilk başta bakıldığında. O yüzden ben öyle çok kutsal yani, inanılmaz kutsal, overdose kutsal görmüyorum. Tabii ki çok değerli bir meslek ama dünyanın en zor mesleği ya da dünyanın en çetrefilli mesleği değil, en zor meslek madencilik ikinci tiyatro olarak biliniyor. Yani dünyada birçok zor meslek var. Tiyatronun da tabii kendi ruhsal olarak çok bir zorluğu var. Şimdi buradan da şey gibi anlaşılmasın.
Abi bu tiyatrocular çok abartıyor değil. Yani bir kesim, benimle çok yanlıyorsunuz mesela hatta gösteriden bir kesim size anlatayım. Böyle rolden çıkamayanlar var ya, ben işte onlarla konuşmak istiyorum. İşte onlara benim sözüm böyle. Ha tamam işte aylarca bir settedir, bir filmdedir, ona öyle davranılmıştır, ister istemez giydiği, yediği, odası, her şey karakteriledir. O biraz böyle etkilenir ister istemez. Yani onun gibi konuşur, ona onun ismiyle seslenmelerini isterler. Bu olabilir.
Ama böyle nasıl diyeyim, daha böyle amatör bir tiyatro demek galiba daha doğru olacak. Ve oynuyor. Böyle oyun bittiğinde böyle titremeler, kimseyle konuşmamalar falan. Ne oldu diyorsun? Ah diyor rolden çıkamıyorum. Ya git tedavi ol, manyak. Öyle bir şey değil o yani. Ya Hamlet'in işi gücü yok, 600 yıl sonra seni bulmuş olamaz. Yani sana gelmiş olamaz.
O çünkü hoşuna gidiyor. O keyifli buluyor onu. Çünkü herkes ona bakıyor. Herkes onu konuşuyor. Kocaman bir şey sahnede. Işıklar ondan, seyirci ondan etkileniyor. Oyun bitince o hamlet oluyor Ahmet. Kim ipler Ahmet'i bu saatten sonra? O da onu istiyor hani rolden çıkama, titriyor böyle falan. Aa diyor ben diyor oyun. Onun gibi bağırmalar, kaprisler falan. Nacizane olursa çevrenizde hani böyle tiyatroya ilgilenen, işte rolden çıkamıyorum, etkilendim, sürekli onu görüyorum, onu düşünüyorum diyen birisi olursa
Gerçekten sanki hiçbir şey söylememiş gibi davranın. Aslında onun o var etmek istediği şeyin normal hayatta bir karşılığı olmadığını söyleyin. O zaman çok rahatlayacaksınız. O da çok rahatlayacak. Aslında bunun psikolojik bir sıkıntı olduğunu, bunun dışarıdan kötü gözükebileceğini anladığı zaman çok tutunmayacak buna. Çünkü böyle hayatta bu insanlar da bence aramızda kalsın. Böyle gündelik hayatta böyle istediğini elde edememiş insanların
bir şeye tutunarak kendilerini var etme çabası olabilir mi? gibi gelmiyor değil bana. Arkadaşlar. Arkadaşlar dediğime göre de artık tamamıyla bağ kurmuşuzdur. Buradan sonra da lütfen programımıza abone olmayı unutmayın diye temenni ediyorum. Evet, ee... Evet, yine unuttum.
Vallahi şöyle son gündemde Twitter'daki haberlere bakıyorum, en çok gündem alan şeylere. WhatsApp'la alakalı inanılmaz bir çıkış var. WhatsApp galiba çevrim içi özelliğini ve yazıcı özelliğini kaldırınca inanılmaz bir aldatılma potansiyeli olan insanların var olacağı konuşuluyor. Ne kadar doğrudur bilmiyorum. Yani hayatındaki insanın bir çevrim içi özelliğiyle tuttuğunu varsayıyorsan zaten o insan hayatında olsa ne olur, olmasa ne olur başkan.
Bu mizah açısından da tabii ki sınırsız bir mizah. Okumak da keyifli, görmek de keyifli. Benim belki yakın çevrem biliyordur, benim ilk varlığımdan beri kapalı. Son görülmen, mavi tikme, hepsi kapalı olduğu için beni çok etkilemiyor. Benim onunla ilgili bir mizah duygum yok. Çünkü bilmiyorum. O yüzden bilmediğim şey hakkında konuşmuyorum. Bak bence mükemmel bir örnek verdim. İstemsizce söylemiş olduğum cümle bence hayat felsefesi olarak birçok insana
lanse edilmeli veya gönderilmeli. Benim o konu hakkında hiçbir fikrim yok. O yüzden bir şey söylemiyorum. Sadece takip edip okuyorum, dinliyorum, izliyorum demek bence.
Güzel bir erdem ve fark ettiyseniz yine başka bir şey üzerinden kendimi övmekten asla vazgeçmedim. Umarım sizlerin de WhatsApp özelliklerine bağlı kalmadan hayatınızda mutlu olabileceğiniz ilişkiler var olur temenni ediyorum. Şöyle sonrada da haberlerden birazcık bahsedeyim dedim aslında. Yani öyle haber şeyi geçmiyorum da. Dikkatimi çeken haberlerden birazcık bahsedeyim dedim. Bir de bu adalardaki faytonlarla ilgili belki görmüşsünüzdür. Yıllarca sosyal medyada bunun kavgası verildi. Söylemesi bile kötü. Atlar can veriyor, atlar eziyet çekiyorlar, atlar olmasın. İnsanlar ata binmesin. Her ata binene işte faytonlara binene böyle bir karşı gelindi. Bir kere vicdanen gerçekten çok o durumu anlayınca ilk başta atın böyle bir yaratılışta var olduğunu düşününce gibi geliyor ama onun aslında öyle yaratılmadığını fark ettiğin zaman bunun
bir cidadan bir rahatsızlık vermesi gerekiyor insana. Yani hiç elinde olmadan vurularak yani vurularak derken böyle bir kırbaç yardımıyla gitmesi istenilen bir hayvanın sırtındasın ve keyif alıyorsun yani öyle gezmekten. Daha sonra çok uzatmayayım süreci işte faytonların kaldırılması söz konusu oldu fakat ada halkından inanılmaz bir protesto geldi. Yani CLC pankartları geçiyorum hani hiçbir şey her şey hiç güzel olmadı falan onları geçiyorum da Hani atlarla ilgili yazılan pankartlar gerçekten bana şey düşündürüyor. Mevzu geç yani atlardan falan geç yani. Mevzu bir atın canının yanması, mevzu bir atın... Yani programda o kelimeyi kullanmayı çok hazzetmiyorum ama sanırım en doğrusu o olacak. Yani bir atın ölümü hiç önemli değil bir insan için. Yani adanın simgesi, adanın işte logosu, işte ada için at her şeydir, atlar olmalı.
gibi savunan insanların olduğu bir toplumda galiba şey bekliyoruz, kadın cinayetlerinde anlayış bekliyoruz, kadın cinayetlerinde bir yakarış bekliyoruz, ses çıkarma bekliyoruz ama insanların, adadaki insanların atlar geri gelsin, atlar işkence çeksin, at metniyle yapmış olduğu protestolarla hemen hemen aynı günde bir kadın Çok özür dilerim hayatını kaybederken kanlarıyla kurtuldum diye bir yazı yazdı. Bu da herhalde çağımızın gelmiş olduğu en somutlulardan bir tanesi. Neyi savunduğumuzu ve neyi savunurken de savunduğumuz şeyin aslında çıkaracağı yeni sonucun ne olduğunu galiba görmek gerekiyor. Bu nefreti yaratanlar kendi nefretlerinde bir gün boğulurlar. Çok isterdim programın sonunda daha eğlenceli bir şeyler söylemeyi, daha eğlenceli bitirmeyi ama hep şey düşündüm diğer konuları anlatırken de buraya kadar gelirken de ya o kadar şeyi yaşıyoruz dünyada. Gerçekten işte doğum günlerim gerçekten Şahan Gök bakar mı dikkatini çekiyor dersiniz diye çok çekinmiştim ama
Bunları da gerçekten böyle konuşmak benim haddim değil, sadece bunları söylemek... Neyse, herhalde sözümüz bir yerlere gitmiştir. Evet, sevgili SOTA dinleyicileri, güzel bir bölümün, 9. bölümün, benim için çok özel olan bir bölümün daha sonuna geldik.
Ama bu bölüm, size bir şey söylemek istiyorum. Çünkü demiştim ki kendime, eğer 9. bölümü görebilirsem, 9. bölümü yaparsam bir söz bırakmak istiyorum demiştim sizlere. Bugün iki söz bırakacağım. Bunlardan bir tanesi, çok eskiden radyo programı yapıyordum ben Ketan Pera diye. Belki biliyorsunuzdur diyerek aynı yerden yok.
O zamanlar böyle programı bitirirken bir sözüm vardı. Geçen gün o aklıma geldi. Ve şimdi de öyle bitirmek istiyorum. Hem benim için eskiye hasret yeniye merhaba, hazır normalleşme sözüne girmişken benim için de eskiden bir şey almış olacak.
Hayatımızda üzüleceğimiz çok şey var arkadaşlar. Gerçekten ya of! Arkadaşlar nereden takıldı benim ağzıma ya? Hayatta üzüleceğimiz çok şey var sevgili Romalılar, sevgili yurttaşlarım. Eminim herkesin kişiden kişiye acısı oranı büyüdükçe acısı, acının rengi değişecektir ama emin olun bir insan bir şeye gitmeye karar verdiğinde hayattaki çünkü en büyük mutluluğumuz ya da kendimizin elde ettiği en büyük mutluluk ilişki varsayıyoruz ama zaman içerisinde bu da değişecektir. Ama şunu unutmayın sevgili genç kardeşlerim, sevgili abilerim, ablalarım.
Bir insan gitmeye karar verdiğinde emin olun hayatımızın en büyük acısı aslında bu değil. Çünkü kendi isteğiyle gitmeye karar vermiş birisine ne söylesek kâfi. O yüzden kendimizden bir şey vermeye değil de aslında gidene izin vermek bence daha güzelmiş gibi geliyor. Bir kere gitmeyi kafasına koymuş birisine artık ne söylesek kâfi diyerek buradan sizlere böyle tatlı ufak bir not bırakmak istedim. Biliyorum hiçbirinizin umurunda olmayacak ama en azından ben söylemiş oldum. Benim vicdanım rahat. Evet sevgili SOTE dinleyicileri bence çok güzel bir sohbetin daha sonuna geldik. Çok teşekkür ederim buraya kadar geldiyseniz. Programımız çok güzel gidiyor. Ben çok mutluyum. Sizden çok razıyım ve geçen gün size sordum razı mısınız diye instagram story'den. Çok güzel, çok güzel mesajları aldım ve yavaş yavaş da onları okumak istiyorum ama biraz daha dere toplu olsun diye. Eğer sizler de yazmak isterseniz, lütfen Twitter'dan Sergen Deveci adresine, mail için olur, DM olur, mesaj olur, oradan yazarsınız. Ben de yakın zamanda sizlerden gelen mesajları okumayı çok isterim. Soteden razı mısınız ve nasıl buluyorsunuz desem neler yazardınız? Teşekkür ederim. Gitmek istemiştik, gidemedik. Çünkü sevdik burada her şeyi. Sevginin olduğu yerde gitmek olmuyorsa bütün sevdiklerimiz nereye gitti?
Peki hâlâ kaçtım ben de. Teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.