Podcast

her günün hayatımız olduğunu hatırlamak (2 Ağustos 2025’te yaşadıklarım)

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bu bölüm 2 Ağustos 2025 cumartesi günü yaşadıklarımı tüm detaylarıyla anlatıyorum







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.421 kelime · ~17 dk okuma

Bugün size bir günümü anlatmak istiyorum. 2 Ağustos 2025. Cumartesi. Bugün çok çılgın bir gün değildi ama tatlı bir gündü ve sürprizlerle dolu bir gündü. O yüzden size anlatacağım.

Neden bir podcast yapıp gününü anlatıyor diye düşünüyor olabilirsiniz. Benim bakış açım şöyle. Tavsiye vermek, birinin ne yapması gerektiğini konuşmak çok kolay. Ama hayatın en büyük garipliklerinden biri, sürekli ne yapman gerektiğini bilmek ama bunları yapamamak.

Mesela insanlar uyanır uyanmaz telefonuna bakmanın iyi olmadığını biliyorlar ama uyandıklarında telefonlarına bakıyorlar çünkü bağımlılar. Herkese mesajlaşıyoruz, herkes bağımlı, işimiz için bakıyoruz falan. Hani kendimize iyi gelecek şeyi biliyoruz ama yapmıyoruz. Sonra da bir gün bitiyor ve sonraki gün başlıyor. Kişisel gelişim için de aynı şey geçerli. Yani sürekli kişisel gelişim kitabı okuduğunuzda, sürekli kendinizi geliştirmeye çalıştığınızda, onun yükü size biraz baskı yapabiliyor ve sonra kendinizi geliştiremiyorsunuz çünkü boşu boşuna stres oluyorsunuz. Ve böyle her şeye robot gibi bakabiliyorsunuz. Bu bana ergenliğimde olmuştu ve sanırım ergen erkeklere bu oluyor. Böyle hislerini anlamaya çalışmak yerine her şeye çözüm bulup her şeyi nasıl değiştirebileceğini düşünmek. Ama bazen bir insan birine hislerini anlatırken, gününü anlatırken kendini daha iyi anlayabiliyor. 2 Ağustos 2025 bir cumartesiydi ve o gün tek bir planım vardı. Arkadaşım Ömer'le Maçka Parkı'na gidip yatmak. Sabah uyandım, kahvemi yaptım.

Transkriptin tamamını oku

Kahve çekirdeğimi kendim elimle öğütüyorum falan böyle. Arkadaşımın bana bıraktığı kahve şeylerini kullanıyorum. Chemex elimle demliyorum böyle. Ki bu şekilde kahve yapan insanların kendini beğenmiş pislikler olduğunu düşünüyordum eskiden. Ama sonra bir arkadaşım bana yurt dışına giderken o kahve ekipmanlarını bıraktı ve artık ben de böyle bir pislik oldum. Kahvemi yaptıktan sonra bir podcast açtım.

Bu podcast'ta, bu dinlediğim öbür podcast'tan sürekli bahsediyorum. Robert Sapolsky diye Stanford'da bir neurobilimci var ve kendisinin bir podcastı var. Robert Sapolsky abimizin, Robert Sapolsky babamın yeni podcast bölümünde aklımda kalan iki şey oldu. İlki, dünyada erkek-kadın oranıyla alakalı. İnsanlar doğduğunda yani bebekken erkek oranı 105, kadın oranı 100 oluyormuş. Ama sonra zaman geçtikçe bu oran düşüyormuş. Mesela ergenlik döneminde bu oran 100'e 100'e

geliyor. Sonra 20'li yaşlarda 97 erkeğe 100 kadın düşüyor. Sonra yaşlılıkta 60-80 erkeğe 100 kadın düşüyor. Bu da ilginç yani. Sonra Robert Sapolsky bunun sebeplerini anlatıyordu. Yani birincisi erkekler daha riskli işlerde çalışıyorlar. Daha çok risk alıyorlar. Psikolojik olarak daha kötü oldukları için kendilerine kötü şeyler yapabiliyorlar. Bu var. İkincisi Robert Sapolsky testosteronun kalbimiz için iyi olmadığını söylüyordu. Ama österojen mesela daha

tatlı bir şeymiş, kalp için kötü değilmiş. Bu var. Bir de şey diyor, erkekler fiziksel olarak daha uzun ve ağır oldukları için mesela açlıktan daha kolay ölebiliyorlar ve doğa için erkekler daha pahalı yani. Çünkü erkeklerin daha çok yemek yemesi, daha çok kalori alması ve harcaması gerekiyor. O yüzden bununla da alakalı olabilir. Sonra şeyi düşündüm.

Bunu da daha önce başka bir yerde görmüştüm. Hani hep şey denir ya, böyle kadınlar çok kötü araba kullanıyor falan. Yani birileri der. Herkes demez çünkü. Sigorta şirketleri erkeklerden daha çok para alıyor mesela. Çünkü erkekler daha çok riskli araba kullanıyor ve daha çok ciddi kazalarda bulunuyorlar. Ama insanlar böyle kadınlar kötü araba kullanıyor falan diyorlar mesela. Ve yani bunu demek için gerçekten düşünmemek falan lazım gibi yani. Çünkü kadınlar eskiden oy falan veremiyormuş. Şimdi sen gelip yani yolda böyle biri hata yapınca kadınlar araba kullanamıyor diyorsun. Baya saçma.

Bu sigorta olayını düşündükten sonra da şey düşündüm. Bazen Instagram'da böyle şeyler paylaşınca, cinsiyetçilikle alakalı, insanlar tamam abi hepsi senin olsun falan yazıyor. Büyük ihtimalle genç erkekler. O da üzücü bir bakış açısı çünkü o zaman karşındakini insan kabul etmiyorsun ve karşındakine hiçbir zaman insancıl bir ilişki kuramayacaksın. O da üzücü biraz.

Sonra Robert Sapolsky, Teroid'den bahsediyordu. Niye onun podcast'ini dinlemiyorsunuz benim podcast'ım yerine bilmiyorum ama şeyden bahsediyordu. Hypoteroid diye bir şey varmış. Teroid'in çalışmaması sanırım. Ve bu insanı depresyona sürükleyebiliyormuş. Gerçekten kötü hissedebiliyor musun? Ve depresyon tanısı konulan insanların yüzde 10 ile 20'si arası hypoteroid hastası oluyormuş.

Aynen, bu da bana şey diye düşündürdü, hani tiroidin çalışmıyor, hormonun çalışmıyor diye depresyona giriyorsun. Bazen böyle ne yersen olsun falan diyorlar ya, ya da böyle doktora gidin, kanınıza baktırın falan diyorlar. Bu da bana, aynen yani, biraz gerçekten robot gibiyiz de yani, o yüzden sağlıklı beslenmek ya da arada doktora gitmek falan mantıklı yani, bunu düşündüm. Sonra Robert Sapolsky'nin podcast'ini kapadım ve başka bir şey açtım YouTube'dan. Anthony Bourdain diye bir adam var ve bu adamın Parts Unknown diye dünyayı gezdiği bir program var.

Ve biri bu programın bir bölümünü, böyle bir saatlik bir bölümünü doğrudan YouTube'a yüklemiş. Legal miydi bu bilmiyorum ama çok da sorgulamadım. YouTube'da duruyordu, telif atsalarmış yani. Bilmiyorsanız Anthony Bourdain harika biri. Yani harika biriydi, öldü. Ama kendisi bir şef ve hayatı dolu dolu yaşayan biri. Böyle gittiği her yerde, sürekli dünyayı geziyor işte. Bir tane televizyon programı var. Orada her şeyi yiyor, her insanla tanışıyor. Yani bir yere gittiğinde o yerin gerçekten içine giriyor. Ve kendisinin Mutfak Sırları diye bir kitabı var. Ondan daha önce de bahsetmiştim. Orada da hem yemek yapmaktan hem de kendi hayatından bahsediyor. Ve yemek yapmak baya eğlenceli bir şey. Günümüzde yani her şeyin hazır olduğu, her şeyi hızlı bir şekilde cevabını beklediğimiz ve o yüzden yemek yapmaya bile sabrımızın olmadığı bu dünyada. Aynen yemek yapmak havalı bir şey. Neyse sonra Anthony Bourdain'in Parts Unknown programının Vietnam bölümünü izledim ve çok havalı yemekler yiyordu, çok acı yemekler yiyordu, motosiklete biniyordu, geziyordu falan. Sonra programın bir bölümünde Obama geldi böyle. O da Vietnam'daymış. Ve aşırı salaş bir yerde beraber yemek yiyip, bira içtiler. Ve orada enteresan bir şey oldu. Biraz konuştular işte. Sonra Anthony Bourdain şey diye sordu. Şu anda Gaza'da problem var. Dünya iyi bir şekilde gitmiyor gibi dedi. Ki bu 2016'da oluyor. Aslında 2016'da dünya çok daha umutlu bir yerdi. Ama tabii ki şu anki problemlerin belki de çıkış noktası o günlerdi. Antony Bourdain de Obama'ya şey diye sordu, ''Sence dünya ileride iyi bir yer olacak mı? Benim kızım büyüdüğünde bu problemler devam edecek mi?'' falan diye sordu. Obama da şey dedi, klasik cevap verdi biraz. ''Tabii ki dünya her zaman ileri ve geri gidiyor ama ben umutluyum.'' dedi. Ama bunu o kadar depresif bir şekilde söyledi ki, bayağı uyduruyormuş gibi söyledi. ''Ben umutluyum.'' dedi ama gözlerinin içine baktığınızda kendisine inanmadığını görebiliyordunuz. Burada da şey düşündüm, Obama aslında dünya görüşü olarak

Bayağı sol veya ilerici bir insan. Büyük ihtimalle dünyadaki problemlerin farkında, Amerika'nın ne kadar problem yaratan bir ülke olduğunun da farkında, Filistin'de olanların farkında. Başkan olmadan önce mesela, üniversitedeyken falan, Filistin organizasyonlarına katılıyormuş, onlarla yemek yiyormuş, bir şeyler yapıyormuş. Yani biliyor ne olduğunu. Ama başkan olduktan sonra evet, iyi şeyler yaptı ama aşırı bir şey de değiştiremedi dünyanın. Dünya şu an böyle yani. Bilmiyorum, o yüzden biraz depresif. Düşündüm yani hani gençken bir şeylere inanıp bir şeyleri değiştirmek isteyen biri sonra Amerika başkanı olup hiçbir şey yapamıyor ve Obama şu an eskisinden yani genç olduğundan daha ortacı bir yerde ve Filistin'le alakalı o kadar da konuşmuyor. Yani bilmiyorum bu insanlar başkan olduktan sonra ne oluyor?

...gibi düşündüm biraz ya da yavaş yavaş kendini hani politikayla beraber... ...görüşlerini değiştirdim diye düşündüm ve biraz üzüldüm ve sonra... ...bölümü izlemeye devam ettim. Bölümde bir yerde ağladım çünkü şey oldu... ...Anthony Bourdain bir tane turist rehberine, Vietnamlı bir turist rehberine... ...Vietnam Savaşı ile alakalı bir soru soruyordu. Ve şey diyordu, sence işte buraya gelen turistler hep o savaşla ilgili... ...müzeleri de gidiyor. Sence hiç...

...böyle bu savaşın konuşulmadığı veya unutulduğu bir zaman olacak mı... ...Vietnam'da?" diyordu. Kadın da yani turist rehberi, Vietnamlı kadın. Böyle bir şeyin unutulmasını istemem ama tabii ki çok zor bir zamandı falan diye... ...ağlıyordu böyle. Sonra ben de ağladım. Sonra bölüm bitti. Sonra pazara gittim. Organik pazara. Aynen her hafta, her cumartesi organik pazara gidiyorum ve oradaki insanlarla artık tanıştım yani. Ve onlar da bazıları beni tanıdıktan sonra Instagram'da gördüler. O yüzden beni takip ediyorlar ya da yaptığım şeyleri görüyorlar ve konuşuyoruz. Arkadaş falan olduk. Cumartesi de pazardaki en yakın arkadaşımla konuşuyorduk. Ve şey diye sordu ben yani meyve sebze aldıktan sonra. İşte nasıl gidiyor falan dedi. Ben de iyi gidiyor falan dedim. Sonra işte çok stres yapıyor musun bu sci-fi ile alakalı şeyleri, sci-fi'nin performansını dedi. Çünkü hani direkt sosyal medya yapıyorsun ve orada her şey sayı falan dedi. Ben de evet yapıyorum çünkü hani

Sponsor olarak para kazanıyorum. Bunu daha önce de konuşmuştum bu podcast'te. O yüzden sürekli sayıların yükselmesi veya belli bir seviyede durması gerekiyor. Hiçbir zaman iyi, tamam ben 2 bin kişi gerçekten beni dinliyor, 10 bin kişi beni gerçekten dinliyor, bu şekilde devam edebilirim diyemiyorsun. Her zaman böyle bir yükselme sitesi var falan dedim. Sonra sen de nasıl diye sordum. Organik pazar nasıl gidiyor? Çünkü...

Organik pazar normal pazara göre biraz daha yüksek fiyatlara sahip ve insanlarda organik ürün bilinci ne kadar var onu da bilmiyorum yani ya da bilmiyorum sordum yani nasıl gidiyor sayılar nasıl falan diye o da şu an sürdürülebilir gidiyor ama biz işte başka şeyler de yapıyoruz turşu da yapıyoruz onu da yapıyoruz bunu da yapıyoruz o yüzden iyi gidiyor dedi Ama mesela karşımdaki komşum dedi. Yani karşı tezgah. Yangın ormanlarında onların arazisi yanmış. O yüzden tezgaha devam ettirmek için o gün başka bir yerden ürün almışlar. Yani pazardaki diğer insanlardan. Patlıcan falan almış mesela. Onları satmaya çalışıyor ama şimdi satamadı. Ve yani ne yapacak bilmiyoruz falan dedi. O yüzden genel olarak organik pazar böyle aşırı iyi gitmiyor dedi. Ben de tamam dedim ve gittim.

Sonra eve gittim ve böyle evde işte arkadaşım Ömer gelecek yani. Öğleden sonra hala birkaç saatim vardı ve ne yapsam falan diye düşünmüştüm. Kitap mı okuyayım, onu mu yapayım, bunu mu yapayım, şunu mu yapayım, bunu mu yapayım falan diye düşündüm. Ve sonra tabii ki yapabileceğim en iyi şeyin Instagram'a bakmak olduğunu fark ettim. 40 dakika Instagram'a baktım. Bazen enteresan şeyler gördüm yani Instagram'da. Bazen saçma şeyler gördüm. Çok bilmediğim insanların yaz tatilini falan gördüm. Gereksiz yere bir sürü çekici insan gördüm. Filistin'le alakalı paylaşım yapan iyi şeyler de gördüm. Değişik şeyler gördüm. Sonra spora gitmeye karar verdim ve spora gittim. 2,5 kilometre falan koşmuştum.

Sonra havluyla böyle alnımı silecekken yanlışlıkla acil durma tuşuna bastım. Ve böyle arkaya doğru yuvarlanarak düştüm ve kafamı yere vurdum. Uyandığımda hastanedeydim, hayır böyle bir şey olmadı ama gerçekten acil tuşuna bastım yani. Ve durdu bir anda koşu bandı. Ve sonra ben geri çalıştırdım ama sinirlendim çünkü şeyi hatırlamıyordum. Biraz önce iki buçuk kilometre falan dedim de on beş dakika, onu hatırlamıyordum. Ve sonra böyle gerildim, işte kaç kilometre koştuğumu göremeyeceğim falan dedim. Ve stres alan oldum. Sonra ben ne yapıyorum dedim. Sağlıklı olmak için mi koşuyorum yoksa kaç kilometre yazdığını görmek için mi koşuyorum? Ben bir geri zekalıyım falan dedim. Sonra koşmaya devam ettim yani bir süre. Sonra eve çıktım. Duş aldım. Arkadaşım Ömer geldi ve Maçka Parkı'na gitmek için çanta yaptım. Üzüm almıştım pazardan. Üzümü koydum, yıkayıp, örtü aldım. Sonra Ömer'le beraber yürümeye başladık.

Harbiye'deki Pandora kitap evine gittik. Orada bir kitap aldım. Sait Faik, Abası Yanık. Sarnıç diye bir kısa hikaye kitabı var galiba. Onu aldım. Bir de Gabriel Garcia Marquez'in bir tane kısa hikaye kitabı varmış. Onu aldım ve parka gittik. Parka girdik ve böyle parkta böyle 30 kişi falan böyle pankart...

falan öyle insanlar vardı. Sonra daha da ilerisinde böyle 10-15 tane polis arabası ve bir sürü polis vardı. Onları geçtik böyle ve boş bir yer bulduk. Oturduk ve sonra çok komik bir şey gördük. Böyle etrafa bakıyorduk ve bir tane çift geldi. Bir tane genç bir erkek ve genç bir kadın ve biraz böyle genç kadın yorulmuş duruyordu.

Ve sırtlarında da şey vardı, sandalye taşıyorlardı. Hani parka sandalyeyle gelmişler ve Maçka Parkı eğimli bir park. Sonra çocuk, bizim hemen önümüzdeki yere oturalım mı dedi kadına. Ama eğimli bir yerdi burası ve çocuk sandalyeleri oraya koymaya karar verdi. Ama sandalyelerin orada durmayacağı ya da dursa bile insanların orada rahat oturamayacağı çok belliydi yani. Kız yani burada oturamayız, burası yokuş dedi hani. Rahat olmaz dedi ve bunu göstermek için sandalyesini koyup test etti. Olmuyor dedi. Sonra çocuk da onun karşısına sandalye koydu. O da test etti. Bak oluyor dedi. Düşmüyorum dedi. Ama yani hiçbir şekilde rahat olmadıkları belliydi. Ve sonra biz tam ne dediklerini duymuyorduk ama ağızlarını okuyabiliyorduk. Özellikle çocuk karşımızdaydı işte. Hani beş dakika daha oturalım burada falan dedi. Ve kız gerçekten bize sırtı dönük de ama biraz yorgun ve şeydi hani. Bu çocuk niye bu yokuşta oturmayı bu kadar zorluyor gibiydi ve sanki böyle ilişkilerinin hepsini görmüş olduk bu küçük olayla. Tabii ki ilişkileri sadece bu olayla açıklanmıyordur ama. Sonra işte çocuk 5 dakika burada oturmayı deneyelim dedi. Ki aşağısı düzlük yani. Aşağıya sandalyenizi koyup oturabilirsiniz. Çocuk böyle ısrar etti yokuşta oturalım diye.

5 dakika oturalım dedikten sonra 1 dakika geçtikten sonra kız kalktı yani burada oturmayacağım başka bir yere gidelim dedi. Çocuk da böyle sanki kız hani söyleniyormuş gibi bir yani öyle bir dinamikleri vardı. Ama kız aslında çok mantıklıydı yani sadece çocuk çok saçma şeyler yapmaya çalışıyor. Kız da bunun saçmalığını söyleyince çocuk sanki kız hiçbir şey beğenmiyormuş böyle bir enerjileri vardı ve Bunlar yaşanırken biz de arkadaşım Ömer'le böyle yere yatarak gülüyorduk falan yani. Ona güldüğümüzü anlamıyorlardı bence de. Ama bu canlı yaşanırken nasıl böyle bir şey oluyor falan diye gülüyorduk. Aşırı komikti. Hayatımın en komik anı falandı.

Sonra parkta yatmaya devam ettik. Konuştuk hayat, arkadaşlarımız. Yeni çıkacak GTA'yı falan konuştuk. Ben niye bu kadar bekliyorlar falan dedim. O da anlattı böyle. Sonra komik bir şey oldu. Çok hızlı bir şekilde bir tane çocuk geldi. Sen filme gitme önce falan bir şeyler dedi. Ben tam anlamadım falan böyle. Sonra evet dedim. Ömer bir şeyler söyledi. Sonra çocuk gitti. Bu arada Maçka Parkı ve Küçük Çiftlik konser yeri birbiriyle dip dibe. Biz de oradayken metal konseri başladı. Akşam 7 falan şu an. Küçük çiftlikte metal konseri başladı, biz de onu dinliyoruz yani. Sonra yanımıza başka insanlar geldi, bir tane çocuk bize merhaba dedikten sonra ve şey dediler, biz İzmir'den geldik, işte birkaç günlüğüne İstanbul'da geziyoruz. İşte ünlü gördüğümüzde fotoğraf çektirecektik ama cezayı gördük işte, utandık fotoğraf çektirmeye. Şimdi size de biri, yani merhaba dediği için yanınıza geldik. Sizinle fotoğraf çektirebilir miyiz dediler. Biz de fotoğraf çektirdik. Benim zaten YouTube sayfam var. Ömer de vloglardan tanınıyor yani. Bayağı komik. Ben de. Sonra başka insanlar da geldi onlar gelince. Sonra bir anda herkes gitti. Sonra ben tuvalete gittim. Sonra tuvaletten geri geldim. Geri geldiğimde bize ilk merhaba diyen insanlardan biri bir kız, arkadaşım Ömer'le konuşuyordu ve konu enteresandı. Ben tuvaletten geldiğimde şey anlatıyordu, sizin yanınıza başta çok gelmek istemedim çünkü aslında çok da umurumda değilsiniz. Hani götünüzü kaldıracağım sırf sizinle fotoğraf çekmeye geldiğim için.

Ama aslında yani öylesine çekilmek için geliyordum. Böyle şeyler söyledi. Biz de güldük Ömer'le yani. Sonra da şeyi sordu işte, siz ünlü olarak nasıl arkadaş ediniyorsunuz? Ya da mesela benim şu an burada kadın olarak bulunmam ve sizle konuşmam arkadaşlığa doğru yönelebilir mi? Yoksa sizle konuşan tüm kadınlar size yürüyor mu dedi. Ben de yani öyle bir şey olmuyor ya da oluyorsa da farkında değilim falan dedim.

Sonra şey sordu, hiç yani seni takip eden biriyle arkadaş oldun mu diye sordu. Benim de öyle bir tane arkadaşım var, yani yakın arkadaşım, hayatımı anlattığım, onun da bana hayatını anlattığı bir tane arkadaşım var. Belki daha çok da vardır. Ama onunla işte şu şekilde tanışmıştık. Bir gün böyle Instagram'da bir paylaşım yapmıştım. Eğer şiir ya da başka bir şey yazıyorsanız, bir şiir gecesi gibi bir şey yapacağız.

kişi falan gelebilecek bir tane kafeye ayarladık. İsterseniz bana yazın demiştim. Oraya da bir sürü kişi yazmıştı ve sonra o geceyi yapmıştık. Orada da biri çok iyi bir performans sergilemişti böyle. Sırf o gece için bir metin yazmış. Yani o gece performans yapmak için. Sonra o metni ezberlemiş böyle 10 dakikalık kısa bir tiyatro oyunu gibi bir şey tek kişilik. Biri öyle bir performans yaptı. Sonra da ben bu performansı çok beğendim ve şey dedim hani bu kişiyle beraber bir şeyler yapabilirim dedim.

belki beraber bir şey yaparız, beraber bir şey oynarız falan dedim. Çünkü diğer insanlar genellikle şiir ve kısa hikaye yazmıştı. Onlarla beraber bir şey yapamazdım. Aynen, sonra bu insanla buluştuk beraber bir şeyler yazabilir miyiz falan diye ama yazmadık. Sonra arkadaş olduk. Ben de bu parkta bizimle konuşan kişiye bunu anlattım. O da sonra şeyi anlatmaya başladı. İşte beni daha önce tanıdığını falan söyledi Instagram'da. Şu an hiçbir influencer'ı takip etmedi deyin. Çünkü niye influencer'ı takip edeyim ki falan dedi. Sizin niye hayatınızı göreyim ki dedi.

Sonra işte ben senin eskiden hayatını biliyordum işte. Eski ilişkini biliyordum ya da eskiden hayatında ne yaptığını biliyordum. Ve hayatımla hiçbir alakanız yok dedi. Aslında ama bunları biliyordum dedi. Ben de gerçekten komik dedim yani bilerek böyle hayatımı ofişe etmedim aslında. Ben de yani tam ne yaptığımı bilmiyordum. O yüzden özür dilerim falan dedim. Sonra biz Maçka Parkı'nda bizim yanımıza gelen kızla konuşmaya devam ettik kadınla. ve şeyden bahsetti, böyle kadın erkek dinamiklerinden biraz daha bahsetti. Biz böyle Ömer'le dinliyoruz, o da konuşuyordu, çok iyiydi yani ve çok iyi şeyler söylüyordu gerçekten. Şey dedi işte, ben yurt dışına gidiyorum, işte Avrupa'ya gidiyorum sırt çantamla, hostellerde kalıyorum ve hani bir kadın olarak bir erkekle konuştuğumda genelde

onlara ilgi duyduğumu düşünmüyorlar. Yani arkadaş olabiliyorum ama burada öyle algılanmıyor dedi. Biz de ilginç gerçekten falan dedik. Sonra işte şey dedi, o baya komikti. İşte ünlülerle arkadaş rahat olabileceğini kanıtlamak için beni takip edin dedi. Benim de o sırada Instagram'ım silikti yani. Ederim ama şu an Instagram'ım silik dedim. O da hiçbir zaman etmeyeceksin falan dedi. Böyle komikti. Biraz cringe'di hatta yani. Ama çok havalı bir insandı. Ve bu bana şeyi düşündürdü yani. Yanımıza geldi ve direkt konuşmaya başladı ve arkadaşları da onu geri almaya falan çalışıyordu. Belki arkadaşları bizi rahatsız ettiğini düşünüyordu ama biz çok iyi sohbet ediyorduk. O sırada şey diye düşündüm, belki de arada tanınmak iyi bir şeydir. Çünkü bu kadar keyifli biriyle sohbet edebiliyorsun durup dururken, yanına gelip konuşuyor yani. Çünkü büyük ihtimalle ben ve Ömer o insanların yanına gidip konuşmaya çalışmayacaktık. Sonra konuşmaya devam etti ve şeyden bahsetti, işte Hollywood filmlerini çok sevmediğini, Hollywood filmlerinde herkesin aşırı çekici ve fazla cinsel gösterildiğini ve herkesin fazla pürüzsüz olduğunu ama Avrupa filmlerinde öyle olmadığını söyledi. Ömer'le biz de böyle dinliyorduk, evet falan diyorduk. Sonra da arkadaşları aldı kızı çünkü şey... konsere gitmeleri gerekiyordu. O metal konserine gitmeleri gerekiyordu, hemen küçük çiftlikteki. Aynen, sonra bize hoşça kal dedi yeni arkadaşımız ve gitti ve biz de Ömer'le böyle oha falan olduk yani. Bize böyle ders verdi ve gitti gibi oldu. Sonra biz de metal konserini dinledik biraz. Böyle çok havalı bir kadın şarkı söylüyordu, böyle ninni falan gibiydi. Hani spritüel, havalı kadın sesi vardı. Sonra Maçka Parkı'nda yürüdük biraz.

Ve Maçka Parkı gerçekten tam bir şehir parkı. Çünkü Maçka Parkı'nın arkasında bir tane düğün vardı. Aşırı Türkçe pop çalıyordu. Arka tarafta metal konseri ve ikisinin sesleri birbirine karışıyor. Sonra başka bir yerde Barış Manço çalan bir otel canlı müziği vardı. Sonra Maçka Parkı'nın öbür tarafına geçtik. Orada bir dans komünü gibi bir şey vardı. İnsanlar swing dance mı ne diyorlardı? Hamakları asmışlar böyle. 50 kişi dans ediyordu.

Kafamız karıştı yani biraz. Nasıl bir yerdeyiz şu an diye. Hani bu şehir güzel falan diye düşündük. Sonra yürümeye devam ettik. Sonra Kabataş iskelesinin orada Setup diye bir bar var. Oraya oturduk ve şeyi konuştuk. Kabataş iskelesinin ne kadar kötü olduğunu. Bu iskele aslında yani önceki belediyenin projesi ama yeni tamamlandı ve şey, bu Setup barına üç yıl önce gitseniz Kabataş iskelesi yokken Boğaz manzarasını görebiliyordunuz.

Ama şimdi boğaz manzarasının yarısı kapanmış çünkü kabatış iskelesi çok garip bir şekilde yüksek yani. Boğazı kapayacak şekilde yapılmış. Üzücü yani. Gidin, gidin sorun oradaki insanlara hani manzarayı kapatmak iyi mi olacak, kötü mü olacak diye. Ve çok komik, kabatış iskelesi eğimli yapılmış ama eğimi yola bakıyor ve yola bakan kısmına çim koymuşlar. İnsanlar çimde oturursa arkaları boğaz olacak. Ama boğazı göremeyecekler çünkü yukarı doğru devam ediyor. Ama yolu görecekler. Halk alanı yapmaya çalışmışlar ama aşırı saçma yani. Setupta bira içtik. O sırada orada çalışanlardan biri arkadaşımdı. Orada çalışan kişi ve Ömer ve ben konuşmaya başladık. Konuştuğumuz kişi işte orada garsonluk yapıyordu ve şey dedi, bir sipariş verdik. Sonra zaten dedi. Sonra da işte ben bu yaz zaten kelimesini çok kullanıyorum.

Ben de dedim ki, evet işte yazın sosyalleşirken herkesin aklına böyle yeni bir kelime takılıyor. Sonra herkes onu sürekli kullanıyor dedim. O da dedi ki, yok ben kışın rafineyi de kullanıyordum. Ben dedim ki ben Refine KM'sini hiç kullanmıyorum. Sonra yürümeye devam ettik. Saat bu arada 2 falan oldu yani. Karaköy'de dans edelim falan dedik ve bir yere girmeye çalıştık. Ama bize dediler ki şu an çok erkek olduğu için sizi alamayacağız. Biz de üzüldük ve Eminönü'ne kadar yürüdük. Sonra orada oturduk. Bir sürü insan balık tutuyordu. Sonra saat 2.50'de falan böyle 6 yaşında çocuklu aileler vardı. Öyle bankta oturuyorlardı. Biz dedik ki oha! Gün bu kadardı. Teşekkürler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)