
3.897 kelime · ~19 dk okuma
Bugün size yazdığım birkaç şiiri paylaşacağım ve neden yazdığımı, neler düşündüğümü anlatacağım bunları yazarken. Aynı zamanda da genel olarak okumak ve yazmakla alakalı konuşacağım. Bu şiirin adı Top Ağacı. Güneş batarken top ağacında yürüyordum.
İsmi çok iyi olmasaydı nerede yürüdüğümü söylemezdim. Meyve suyu satan bir dükkan gördüm. Yeni, soğuk sıkım olanlardan. İçeri gireyim, şekilli, şişeye konulmuş normal bir meyve suyuna salak gibi çok para verip kendimi sağlıklı ve güvenli hissedeyim dedim. Kapı açıktı ve önümde iki basamak vardı. İlkini çıktım.
Dükkanda kimse yok. İkincisini çıktım. Kasada birini gördüm. Kafasını bilgisayara yaslamış uyuyordu. Çok huzurlu, çok gerçek. Ona bakınca sakinleştim. Basamakta durmaya devam ettim. Daha çok uyusun diye dükkanın kapısında durup içeri geleceklere kapalıyız demek istedim. Onun gibi farkında olmadan uykuya dalmak istedim.
Her gün koşuşturan, yorulan, uykusu olmasına rağmen uyuyamayan, karanlıkta gözlerini açıp burada ne yaptığını, her şeyin ne anlama geldiğini düşünen, düşünmekten yorulup bir şey hissetmemek için telefonuna bakan, sonraki gün tekrar işe gidip her şey normalmiş gibi davranan, havadan sudan konuşan insanları düşündüm. Belki önce her şeyin ne kadar garip olduğunu konuşsak, sonra gündelik konulara geçsek daha iyi olurdu. Basamakta durmaya devam ettim. Ve yapmam gerekeni yaptım.
Öksürüp onu uyandırdım. Şaka. Sessiz bir şekilde o iki basamağa inmeye başladım. Telefonum çaldı. O uyandı. Şaka. Ben gittim. O da uyumaya devam etti. Umarım sadece uyuyordur ve ölmemiştir. %99 gerçekten uyuduğuna eminim.
Bunu gerçekten yaşadım. Tabii ki böyle yaşamadım. Sadece bir dükkana giriyordum ve dükkanda çalışan kişi aşırı tatlı bir şekilde uyuyordu. Ve ben de ilk basamağa çıktıktan sonra o aşırı tatlı kişiye baktım. Ne kadar güzel uyuyor dedim ve tabii ki biraz da üzüldüm yani, işte yorgun olduğu için. Sonra da indim ve topağacında yürümeye devam ettim. Sonra da böyle bir şey yazdım. Bunun çok açıklanacak bir şey yok galiba. Kendi kendine anlatıyor gibi.
Bir süre öncesine kadar çok zengin insanlar kültür-sanat aktivitelerine para kazandıktan sonra bağış yaparlardı ve bunları desteklerlerdi, müze açarlardı, kütüphanelere bağış yaparlardı. Ama günümüzün zenginleri gidip futbol takımı satın alıyorlar ve buna yatırım yapıyorlar. Yani tabii ki isteyen istediğini yapsın ama şey değişti galiba. Kitap okumamak normal bir şey haline geldi. Kitap okuyan insanlar sanki böyle eski bir geleneği devam ettirmeye çalışan değişik ve farklı insanlar gibi. Ve yani belki de hani insanları eskiden zorbalıyorlarmış ya, işte şu kitabı nasıl bilmezsin, şöyle nasıl yapmazsın. ki o da saçma bence bunun buraya gelmesinin sebeplerinden biri de bu bu arada yani kitaplara insanların duygularını öğrenebileceği şeyler ya da okuyup zevk alacağı şeyler gibi değil de sanki böyle mitolojik çok önemli figürler gibi bakıp eğer biri şu yazarı okumadıysa böyledir ya da şu kitabı bilmiyorsa şöyledir ya da filmler içinde aynı şey geçerli yani sanki dünyadaki tüm filmleri izleyip dünyadaki her şeyin farkında olacaksınız yani
Eğer siz gerçekten yaşamıyorsanız dünyadaki her filmi izlemenizin çok bir anlamı olmuyor. Ama yani şey de doğru. Belki de insanları gerçekten zorbalamalıyız kitap okumadıkları için. Tabii ki şaka yapıyorum. Ama belki de biraz zorbalamalıyız. Chat GPT ile 724 konuşan insanları belki çok az zorbalamalıyız. Değil mi? Ve tabii ki en çok duygularını paylaşmayan ve birileri duygularını paylaştığında o insanları zorbalayan insanları zorbalamalıyız.
Bunu geçen arkadaşlarımla konuşuyorduk. Bazı insanlar hayatı o kadar bir performans olarak görüyor ki ve tabii ki hayat bir performans. Yani ne performans değil ne performans. Biz gerçekten bir şey yaptığımızda gerçek diye bir şey var mı ki kendimizmiş gibi davranıyoruz da bazen kendimiz değilmiş gibi davranıyoruz. Tabii ki bunu en iyi siz bilebilirsiniz. Çünkü düşüncelerinizi biliyorsunuz ve bazen söylemeyip başka şekillerde davranabiliyorsunuz.
ve bunun hesaplamasını herkes kendi kafasında yapıyor. Ama işte bazı insanların kendileriyle ilgili o kadar fikri yok ki kendilerinin kim olduklarını bilmiyorlar ki herkesin her şeyi başkalarına performans olarak yaptığını düşünüyorlar. Ve o yüzden mesela biri bir kitaptan bahsedince bu onlara sahte geliyor. Hani gerçekten biri kitap okuyamaz ki ya da biri iyi bir şey yaptığında sen sırf iyi gözükmek için iyi yapıyorsun diyorlar. Ve yani hani siktirin gidin arkadaşlar yani. Ah!
Gerçekten insanlar var, bir şeyler hisseden, yaşayan insanlar var. Siz onlardan biri değilseniz, bilmiyorum, oturun bir roman okuyun, bir şey yapın, dışarı çıkın, yürüyün. Kendinizi ifade etmeye çalışın. Duygu denen içinizde o sürüklenen bir şeyler var, bir şeyler oluyor. Onları anlamaya çalışın. Ama böyle robot gibi sürekli başka insanları gerçekten yaptıkları şeylerle yargılamayın. Çünkü sürekli başkalarını yargıladığınızda kendinizi felç ediyorsunuz ve bir şey yapamayacak hale geliyorsunuz.
Ya da zaten kendinizi felç ettiğiniz için başkalarını böyle deli gibi yargılamaya başlıyorsunuz. Ama biz yaşıyoruz ve bir şeyler yapmak güzel ve bazen yaptığımız şeylerin saçma ve kötü olması da güzel. Yani cringe diye bir kelime var. Türkçe'de tam karşılığı var mı bilmiyorum ama şey demek hani utanılacak bir şey yapmak anlamında geliyor ve utanılacak bir şey yapmak çok güzel bir şey yani bilmiyorum. Birkaç sene önce Maçka Parkı'nda arkadaşımla yürüyorduk. Üç arkadaş. Biri de böyle şiir yazan, performans yapan bir arkadaş ve işte insanların etrafında performans yapmaktan bahsediyorduk ve şey dedik, şu an mesela biz yürürken, etrafta bir sürü insan varken şiir performansı yapabilir misin, bu seni gelebilir mi falan dedik ve o bir anda böyle bağırarak falan şiir performansını yapmaya başladı ve başta insanlar baktı ve bağırıyor, vücudu hareket ediyor, yürümeye devam ediyoruz, vücudu hareket ediyor dediğim hani
şiiri okurken, ezberindeki şiiri, onu yaşayarak yapıyor yani. Ve sonra hiçbir şey olmadı yani, hiç de bir şey olmuyor. Ben bir kere ilkokulda sürekli kusuyordum tamam mı? Ve yani o gün böyle 5-6 kere kusmuştum. Sonra en son kustuğumda sanırım okulun kütüphanesindeydim ve kütüphanenin böyle cam yani, saydam. Sonra öğretmen beni böyle şey yapmıştı.
Kustum diye soymuştum. Sonra böyle üst sınıflar bana bakıp bağırarak gülüyorlardı yani ve hala o günü unutamıyorum. Hayır, unuttum yani. Hiç de bir şey olmadı yani. Ya da daha önce bir kere açık mikrofona katılıp böyle stand-up yaparken çok gülünmeyen bir performans sergilemiştim. Ne oldu? Hiçbir şey olmadı yani.
Evet, bugün kendi yazdığım şiirlerden bahsetmek istiyorum. Ya da neden bir şeyler yazdığımdan bahsetmek istiyorum. Ben bir buçuk sene önce böyle İstanbul'da bir yürüyüşe çıktım ve o yürüyüş çok uzun bir yürüyüştü. Kabataş'tan Yeniköy'e falan kadar yürüdüm, sonra geri yürüdüm. Yani daha da uzun. Yani 60 bin adım oldu. 60 bin adım da çok uzun bir, yani çok uzun. Ve o gün böyle yürüyordum boğazda ve hafif yağmur da yağıyordu, o yüzden çok fazla insan da yoktu. Ve sürekli aklıma bir şeyler geliyor, bir şeyler düşünüyorum falan ve sürekli bir şeylere not alıyorum. Ve sonra dedim ki, yani ben bunları yazmazsam ve bunların hepsi kafamdan giderse iyi olmaz yani. Gerçekten yazmam gerek dedim. Hani bazı insanlar şey der ya, ben yazmadan yapamıyorum, kendim için yazıyorum falan diye. Onların dedikleri bir süreye kadar yani bir zamana kadar bana da böyle aşırı anlayamadığım bir şey gibi gelmişti. Ama o çıktığım yürüyüşte aklıma o kadar çok şey geldi ki herhalde o kadar uzun yürüdüğüm için. Ben de dedim ki evet yani yazmam lazım. Ve yani sırf paylaşmak için değil hani kendim için de yazmam lazım. Çünkü yazarken biriyle konuşmak gibi yani beyninizin ne hissettiğini anlayabiliyorsunuz daha iyi. Ve şiirler de bunun en ilginç şeylerinden biri. Çünkü yani birine bir duygunuzu doğrudan söyleyebilirsiniz. Bir duygunuzu roman yazarak 300 sayfalık şeyle aktarabilirsiniz. Ki iyi bir roman okumak gerçekten yapabileceğiniz en iyi kişisel gelişim yani. Şu an insanlar böyle çırpınıyor ya. Kişisel gelişim, kişisel gelişim, kişisel gelişim. Kitaplar okuyor. Ama öyle değil işte. Ne yapmanız gerektiğini bilip yine de yanlış şeyi yapıyor olabilirsiniz. Veya yani bazen de yapmamanız gereken bir şeyi yapmanız gerekiyor çünkü hayattayız ve farklı şeyleri tecrübe etmemiz gerekiyor. Tabii ki çok saçma şeyler yapmayın ama yani arada saçmalamak, yapmaman gereken bir şeyi bilerek yapmak... Ya tabii ki çok kötü bir şey yapmayın, kimseye zarar vermeyin ama bazen o kötü şeyi neden yapmaman gerektiğini yapınca anlayabiliyorsun. Biri sadece bir şeyi yaşayınca anlayabiliyor. Mesela... garip toksik ilişkileri dışarıdan görüp anlayabiliyorsunuz ama siz içine girdiğinizde bazen çıkması zor oluyor veya arkadaşlarınızın neden böyle şeyler yaşadığını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Tabii ki gidip toksik ilişkiye girin demiyorum ama yani insanlar girince anlıyor genelde tam olarak nasıl bir tecrübe olduğunu bence ve tabii ki anladıktan sonra
çıkabilmeniz önemli yani. Roman bence bir şeyi yaşamaya en yakın şeylerden biri yani. Roman okurken gerçekten kitabın içine girip belki de normalde yaşayamayacağınız şeyleri yaşamaya yakın bir şekilde tecrübe ediyorsunuz ve film izlemek bence buna yaklaşamıyor çünkü bambaşka bir tür yani. Film de tabii ki çok güzel ama kitap okurken gerçekten çok fazla şey öğreniyorsunuz ve buna maruz, yani iyi anlamda maruz kalıyorsunuz. Öğreniyorsunuz derken de kişisel gelişim yerinden söylemedim ama öyle düşünüyorsanız da yine roman okuyabilirsiniz. Ve yani şeyler çok komik. Kişisel gelişim kitabı okuyup kimsenin düşüncesine falan önem vermeyip sadece kendini geliştirmeye çalışan ama başka insanları dinlemeyi bilmeyen ve bu yüzden de kimseyle iyi bir şekilde iletişim kuramayan insanlar var. Ama yani siz kendinizi inanılmaz geliştirseniz de olmuyor çünkü
Başka insanlarla etkileşime girmeniz lazım ve başka insanlara çok önem vermiyorsanız, her şeyi gelişim, her şeyi para kazanma olarak görüyorsanız zorlanıyorsunuz. Şiir de günümüzde nasıl görülüyor bilmiyorum insanlar tarafından. Bazı insanlar tarafından saçma görülüyor olabilir. Neden böyle bir şey var diye görülüyor olabilir. Ama insan kendini ifade etmeye çalışıyor yani. Bu yüzden var. Ve insanlar şiir yazıyorlar, kendilerini ifade ediyorlar ve bunu sadece havalı olmak için yapmıyorlar. Çünkü kendilerini ifade etmeyi sevdikleri için yapıyorlar. Ve tabii ki şiirin de farklı türleri var. Bize okullarda bazı şeyleri çok fazla ezberletiyorlar ve yani şiirin ne kadar havalı olduğunu gösteremiyorlar bence. Ya da bazı kitapları bize çok erken okutuyorlar. Ya da yani üniversite sınavında işte edebiyat için yazarların yazdığı kitapları ezberlemeniz gerekiyor. İsimlerini bilmeniz gerekiyor, konularını bilmeniz gerekiyor, okumadığınız kitapların konusunu bilmeniz gerekiyor. Bu yani edebiyata nasıl bir şekilde yardımcı olabilir? Bu dünyanın en saçma şeylerinden biri gerçekten ve hala kendimi o yani o yazarları ve eserlerini ve
yazdıkları romanların konularını ezberlerken hatırlıyorum. Hayatımda daha saçma ve daha boş bir şey yapmamış olabilirim yani. Instagram'da 12 saat bir şey kaydırsam daha bana bir şey öğretebilecek şeylere, daha iyi gelebilecek şeylere denk geliyorum büyük ihtimalle. Şimdi yazdığım şiiri hayatımda sürekli maruz kaldığım bir şeyden dolayı yazdım. Ben aşırı kilolu biri... Yani kilolu biri değilim. Yani belki de zayıf biriyim. Bazen. Bakış açısınıza göre değişiyor ve küçüklüğümden beri çok fazla sağlıksız olduğum söylendi. Kilom olmadığı için. Ve bu sadece çocukken hani teyzelerin yaptığı bir şey de değil. Büyüdüm böyle 25 yaşındayım. Koşuyorum. Hatta yani hayatımın belki de en fit dönemi yani en çok koştuğum dönem. Arkadaşım geldi bana şey dedi. Kanser misin? Çok kilo vermişsin. Lan hıyar. Ya da yani birileri sürekli birilerini gördüklerinde onların kilolarıyla ilgili yorum yapıyor. Ve tabii ki insan kilosu sabit kalan bir şey değil yani. Her gün farklı bir kilodayız, biraz da olsa. Tabii ki bazen daha farklı kilolarda olabiliyoruz. Ve tabii ki bazen birileri aşırı zayıf olabilir ya da aşırı kilolu olabilir ve onların psikolojileriyle ilgili düşünüyor olabilirsiniz ve bunu konuşmak isteyebilirsiniz. Ama çoğu insan günümüzde bunu öyle yapmıyor yani.
Ya da böyle şey yapıyorlar, işte kilo vermişsin daha iyi olmuş, kilo almışsın daha iyi olmuş. Yani illa daha iyi veya daha kötü olmasına gerek yok yani, yaşıyoruz işte ve bununla ilgili çok konuşmaya gerek yok. Ve aynen, bu konuşmaları düşünüyordum bir gün ve ne kadar sıkıcı olduğunu düşünüyordum ve bununla ilgili güçlü hislerim vardı. Yani neden bu kadar sıkıcısınız diye düşünüyordum.
Ve dedim ki, bu kadar sıkıcı olmanızla ilgili bir şey yazacağım. Bunu da böyle bir gün telefonda yazdım. Londra'daydım, havaalanına gidiyordum. Yazdım ve direkt paylaştım. Merhaba, nasılsın? Şiirin adı. Selam, nasılsın? Görmeyeli kilo mu verdin? Selam, nasılsın? Zayıflamışsın. Selam, nasılsın? Seni iyi gördüm. Ömer zayıfladığını söylemişti ama o kadar da zayıflamamışsın. Selam, nasılsın? Biraz kilo almışsın.
Selam, nasılsın? İyiyim, yeni bir uygulama yaptım. Yatırım aldık, halka açılacağız. Yaptığım özel akıllı saat 7.24 kilomu ölçecek. Uygulamaya girip istediğin zaman kiloma bakabileceksin. Yan yana geldiğimiz anların kaydını tutacak. Son görüşmemizden beri kaç kilo aldığımı veya verdiğimi söyleyecek.
Mutlu oldun mu? Artık beni gördüğünde ne diyeceksin? Büyük ihtimalle seni yorgun gördüm diyeceksin. Bazen hayat çok kısa geliyor. Sonra kilomu verdin dediğin anları düşünüyorum. Gülümseyip cevap vermeye çalıştığım anları hatırlıyorum. Hayat sonsuz oluyor. Sonsuza dek gülümsüyorum. Çok mutluyum. Ne konuştuğumuz çok önemli değil, biliyorum. Ne konuştuğumuzla ilgili ne düşündüğüm çok önemli değil, biliyorum. Konuşmamız gerekmiyor, biliyorum. Ama konuşuyoruz. Ve hep aynı şeyi konuşacaksak, en azından Spider-Man Across the Spider-Verse'ün ne kadar iyi olduğunu konuşabilir miyiz? Sonunda da çok komik, şakalı bir şekilde bitirdim.
Evet, yani bu insanları gerçekten bazen anlamakta zorlanıyorum. Çünkü yani beynin gidebileceği, insanların konuşabileceği o kadar fazla şey varken konuşmanın buraya çıkması zor oluyor. Ve çok komik. Bu şiiri yazdıktan sonra da bana bununla ilgili yorum yapan insanlar oldu. İşte kilo aldım veya verdiğimle ilgili. Sonra bir şekilde bazıları bu şiiri gördü ve şey dedi, has siktir falan dedi yani hani. Bunu bana mı yazdın demediler çünkü zaten önceden yazmıştım. Ama şey komik yani. Hani benim yazdığım şey orada duruyor ama bazı insanlar bunun farkında değil tabii ki. Sonra bana Killoy'la ilgili yorum yaptıktan sonra benim bununla ilgili ne kadar güçlü hislerim olduğunu görüyorlar bir şekilde şiire denk gelip. Sonra ne düşünüyorlar bilmiyorum yani umarım yorum yapmayı bırakıyorlardır.
Şimdi yazdığım şiir adı Ben Optimus Prime. Bunu da Kadıköy'e geçecektim bir gün ve Beşiktaş vapuruna yürüyordum. O sırada böyle 40 dakika falan yürüyordum. Ve böyle hayatla ilgili düşünüyordum. Niye herkes bu şekilde yaşıyor? Neden bu kadar saçma bir şekilde yaşadığımızı kabul etmiyoruz, konuşmuyoruz falan diye. Ve bu konuda hafif biraz yalnız hissettiğimi düşündüm ve sonra böyle bir şey yazdım.
Eğer Transformers bilmiyorsanız şey Optimus Prime bir filmde şey böyle bir çağrı yolluyor uzaya. Optimus Prime uzaylı tamam mı? Ve işte diğer uzaylılara hani hayatta mısınız diye bir çağrı yolluyor. Ya da hayattaysanız işte bu çağrıyı dinleyin diyor. Hani benimki de o şekilde bir çağrı. Bu arada bu da böyle bir TikTok editleri vardı bir ara. İşte Optimus Prime'ın çağrısı falan diye. Oradan aklıma geldi. Komik oldu bence.
Başlıyorum. Ben Optimus Prime. Hala normal bir şekilde yaşayan insanlara sesleniyorum. Neredesiniz? Ne yapıyorsunuz? Nasıl tanışmadık? Neden herkes her şey normalmiş gibi davranıyor? Neden herkes telefonuna bakıyor? Neden bana en son hangi kitabı okudun diye soran çoğu arkadaşım yurt dışında?
A, pandemi başlayalı neredeyse 4 yıl olmuş. A, lise biteli 10 yıl olmuş. Dedi ve yavaşça Instagram'a girdi. Son hikayesini kimler görmüş baktı. O gün koyduğu hikayeleri baştan izledi. Pandemi başlayalı 4 yıl olmuş. Zaman ne kadar hızlı geçiyor, yılı gördü. Bunu ben de yapıyorum ama en azından yaparken kendimden nefret ediyorum. Sen de ediyor musun? Kötü hissediyorum. Instagram'a bakıyorum. Instagram'a bakıyorum. Bağımlı oluyorum. Kötü hissediyorum. İlk başta niye kötü hissetmiştim?
Dört yıl geçti. Bağımlı olup sürekli yakınmak hoşuma mı gidiyor yoksa algoritma cidden iyi mi? Cidden iyi. Buluşup beraber telefonlarımıza bakalım mı? Evet. Şimdi herkes beni gördüğünde okuduğum kitabı soracak. Umarım tanıdıklarım bunu okumuyordur. İyi ki varsınız sevgili tanıdıklarım. Lütfen bana bu yazıyla ilgili mesaj atmayın. Son birkaç ayda sadece bir kitap okudum. Last Evening on Earth isimli Schiller bir yazarın kısa hikaye kitabı. Ülkesi politik olarak kötü olduğu için başka yerlere dağılmış insanların hikayelerini anlatıyordu.
Tanıdık geldi. Bu yazıyla, ya da şiirle, ya da artık neyse, kötü hislerimi yazıp size sattım. Siz de, ooo, kötü his oley dediniz. Neden bunu paylaşıyorum? Sadece kendim için yazamaz mıyım? Kesinlikle yazıyı paylaştıktan sonra sürekli sayfayı yenileyip gelen yorumlara bakmayacağım. Kesinlikle dışarıdan onay almam gerekmiyor. Bojack Horseman harika, Bo Burnham harika. En depresif benim, en havalı benim. Ben diğer insanlar gibi değilim. Çok farklıyım.
Bir arkadaşımla buluştuk. İkimiz de telefonumuza bakmayalım dedik, konuştuk. Arkadaşım malmış, gitsin diye sürekli telefonuma baktım. Bu arada bu şiiri Beşiktaş'ta yürürken yazdım dedim ya, Kadıköy vapurunda yürürken yazmaya başladım. Sonra vapurda da yazmaya devam ettim. Sonra Kadıköy'de bir kafeye oturdum. Guten Morgen diye bir kafe var, baya tatlı. Orada bitirdim ve paylaştım. Evet.
Bu da yani kendini anlatan bir şey. Sürekli telefonuna bakıp bağımlı hissetmek ve bundan kurtulamamak ama sonra sanki hayatını bunun üstünden yaşıyormuş gibi yani kendini sürekli bağımlılığın üstünden değerlendiriyormuş gibi hissetmek de biraz zor. Bununla ilgili yazmak istedim ve yazdım. Zaten yazdığım çoğu şey de böyle bir anda telefona falan bağlanıyor ya da dünyanın ne kadar saçma olduğunu, yeterince insanların konuşmadığına bağlanıyor. Bu da yani neler üstünde daha çok düşündüğümü gösteriyor sanırım.
Evet, benim yazdığım şiirler böyle. Benimkiler yani aşırı ulaşılabilir ve çok kolay şekilde yazılan ve işte uyak, kafiye, öyle şeyler genelde olmayan. Kendimi ifade etmek için yazdığım ve biraz yani düz yazıya benzeyen ama düz yazı da değil yani. Çünkü şiir. Ve aynen bu şiir değil, düz yazı falan diyorsanız da yani deyin tabii ki istediğinizi yapabilirsiniz. Ama tabii ki çok farklı şekillerde şiirler yazanlar da var. Çok daha yoğun ve böyle bir satırda benim yani hani tüm şiirde anlatmaya çalıştığımdan daha çok anlam içeren şeyler de var. Ve bunları tabii ki okuması çok daha emek istiyor. Düşünmeniz gerekiyor okurken. Bazen bilmediğiniz kelimeler oluyor. O kelimeleri öğrenmeniz gerekiyor.
Ve şey diye düşünüyor olabilirsiniz, lan yani ben zaten 15 tane kelime biliyorum, neden 20 tane kelime bileyim hani? Bildiklerimizle niye yazamıyorlar diye düşünebilirsiniz ama yani bu kelime öğrenmek, bu şeyin bir parçası yani, bu şeyin güzelliğinin bir parçası yeni kelimeler öğrenmeye bu kadar insanların... Bilmiyorum hayat çok basit geldiği için her zorlandığımız şeyde sanki zorlanmamamız gerekiyormuş gibi, şımarık bir çocukmuş gibi ağlıyoruz bazen. Ve tabii ki yani herkes böyle çok zor ve anlaşılması zor şiirler okusun demiyorum. Ama o da çok güzel bir tür. Yani ben hayatımda hiçbir zaman öyle bir şey yazabileceğimi düşünmüyorum. Ama evet, geçen bir arkadaşımla Emily Dickinson'ın bir şiirini böyle dört satır mıydı neydi yani? Onu okuduk ve o kadar çok şey anlatıyordu ki.
Emily ablam. Değişik yani. Bu arada geçen ben ve Zeminkat diye bir yer, Da Vinci Galeri diye bir yer böyle İstanbul'da beraber bir etkinlik düzenledik ve şey dedik yani bir şeyler yazıyorsanız gelin okuyun dedik ve çok keyifli geçti. Çok farklı performanslar vardı. Bir 17 yaşında biri geldi yani
Bu kişiyi 17 yaşında olmasıyla değerlendirmiyorum ama 17 yaşındaydı aynı zamanda. Ve opera söyledi böyle kısa bir süre ve söyleyeceği şeyin anlamını da anlattı önce. Bir aşk şeydi ve böyle herkesin gözü doldu, herkes çıldırdı. Bir arkadaşım böyle bir 10 dakikalık performans sergiledi. O da çok, o da gözlerim doldu yani. Ve şeydi, yani çok güzel bir ortamdı çünkü herkes istediği şeyi paylaşıyor ve kimse de böyle hani ee bu falan gibi hani aşırı herkesin kendi düşüncelerini paylaştı ve herkesin bununla ilgili
...ok olduğu bir ortamdı. Ve her zaman böyle hissedemeyebiliyorsunuz yani. Her zaman böyle ortamlara giremiyorsunuz. Böyle güzel insanların bir arada olduğu. Ve açıkçası benim için de biraz duygusaldı. Çünkü bilmiyorum yani böyle bir şeye yardımcı olmuş olmak yani. Bu arada ben orada bir şey değildim yani. Sadece bir şekilde sayfamda, sayfayı takip eden insanlar var. Ve bunların bazıları çok havalı.
Ve sadece onların bir araya gelmesine yardımcı oldum ve bu açıdan da güzel hissettim yani. Ve tabii ki herkesin farklı performanslarını dinlemek de çok güzel hissettirdi. Ve sahneye çıkan herkes böyle inanılmaz şair ya da inanılmaz yazar değil. Zaten ben de çıktım inanılmaz bir şeyler yazmıyorum. Ama aynen herkesin rahat bir şekilde konuşabilmesi çok hoştu. Bununla ilgili daha fazla ne anlatabilirim bilmiyorum bu etkinlikle ilgili. Ama şöyle bir şey de demek istiyorum. Etkinlikten sonra bir sürü, yani bir sürü değil de birkaç arkadaşım bana işte iyi ki yaptın çok iyiydi işte helal olsun falan dedi.
Ama ben bir şey yapmadım çünkü gerçekten yani performans yapan insanlar olmasaydı hiçbir şey olmayacaktı. Ve bunu herkes yapabilir yani tek ne bileyim bir evin salonunda 10 kişi buluşup herkes yazdığını okuyabilir yani. Ya da bir çaycıda falan da yani birbirinize okuyabilirsiniz böyle daha sessiz bir şekilde ya da sessiz bir şekilde hani. Sadece tabii ki bu arkadaşları, bu insanları bulmak bazen zor oluyor ve bulamadığın için böyle yalnız hissedebiliyorsun. Ama yapınca da oluyor ve şey de oldu. Performans sergilemeye korkan insanlar ortamın ne kadar tatlı ve keyifli olduğunu gördüklerinde isimlerini yazdırıp sahneye çıktılar.
Hani bazen insanlar bir şey yapmaya korkabiliyorlar ama eğer gerçekten rahat bir ortamdalarsa sonrasında kendilerini ifade etmeyi de seçebiliyorlar ya da bazen onlara ilham oluyor yani yazmak için. Benim de böyle daha çok yazmaya başlama sebebim bir arkadaş grubu yüzünden olmuştu. Böyle bir tatile çıkmıştık ve o arkadaş grubundaki insanlar yazdıkları işte skeçleri, kısa hikaye, kısa hikaye okuyan yoktu da şiirleri okuyorlardı birbirlerine. Ve oturup okuyorlar, bu kadar yani. Ve ben de dedim ki, aa ne güzel yani. Ben de yazayım, ben de paylaşayım. Ve sonra yazdım yani, aynen. Evet. Tamam, o zaman bir tane daha son bir şey okuyacağım. Öncesinde konuşayım. Bu olay gerçekten yaşandı. Ama bir kısmı yaşanmadı, okuduğumda anlayacaksınız. Tamam, okuyorum, sonra devamını anlatırım. İstanbul'un üstünde uçan drone. Çatıda açık hava sineması. Gökdelenlerle çevriliyiz. Güneş batıyor, pembemsi bir ışık binalardan bize yansıyor.
Önce biraz oturuyoruz, etrafa bakıyoruz. Etkinliğe sponsor olmuş markaların standları var. Tepemizde uçan ve yaşananları kaydeden bir drone. Sesi çok güçlü bir sivrisinek gibi. Filmi izlemeye geçiyoruz. Film başlamadan biri öne çıkıp tüm sponsorlara teşekkür ediyor. Çekiliş yapılıyor ve biri bir şey kazanıyor. Film başlıyor. Drone hala tepemizde. Oradan oraya uçuyor. Herhalde birazdan kapatırlar.
5 dakika sonra drone kaldığı yerden devam ediyor. Kesin iyi görüntüler çekiyor. 15 dakika sonra drone bu sefer perdenin önünden uçarak seyircileri çekiyor. Flaşı açık. Bizi bu harika etkinliği çekiyor. Havada durduğu her saniye filmin içine ediyor. Koşup iki elimle üstüne atlıyorum. Beni taşıyarak uçuyor. İlerliyoruz. Bana İstanbul'u gösteriyor. Çok park yok. Boğaz dışında çok nefes alacak yer yok. Ama güzel, çok güzel. Her şeye rağmen burayı seviyorum. Elimden almaya çalışıyorlar ama burası hala benim şehrim. Hepimizi yordular. Boğazın üstünden geçerken ağlıyorum. Uzun uzun ağlıyorum. Aşağıdaki arkadaşlarımı, çocukluğumu, şehirde yaşadıklarımı ve yaşamadıklarımı, arkadaşlarım olmasına rağmen kimseyle bir şey paylaşmadığım için yalnız hissettiğim ergenliğimi, vapura her binişimde hissettiğim o umudu, sokakta gördüğüm kavgaları düşünüyorum. Sonra yavaşça çatıya geri dönüyoruz. Spider-Man'in MC'yi bıraktığı gibi beni bırakıyor.
Marka çalışanları yanıma gelip ağladığın kısım çok iyiydi, Marko bu gönderiyi çok beğenecek diyor. Her zaman izleneceğiz, her ama her etkinliğin bir sponsoru olacak ve etkinliklerin internette nasıl gözüktüğü, katılanların aldığı zevkten daha önemli. Gerçek hayatın amacı internete içerik üretmek ve sonra tekrar bunları internetten izlemek. Evet, bir ay önce falan sanırım ya da birkaç hafta önce bir açık hava sinema etkinliğine gittim. Ve gerçekten üstümüzden drone uçurdular. Ve sinema perdesinin önünden drone geçti ve bizi çekti ve flaşı açıktı. Ve ben her saniye şey diye düşündüm. Bu şiirde onu çok fazla yazmıyorum da yani herhalde birazdan kapatırlar diye ayağa kalkıp hani drone'u kapatır mısınız diye sormadım. Çünkü o kadar şaşırmıştım ki sürekli hani birazdan kapatacaklarını ve bu kadar güçsüz olamayacaklarını düşünüyordum. Sonra çok komik bir şekilde bu etkinliğin videosu da internete yüklendi bu arada ve yani drone görüntüleri iyi çekilmiş ama İstanbul'u sanki çok farklı bir yermiş gibi göstermişler. Böyle Dubai gibi duruyor ve kendimi gördüm videoda elimle böyle sinirleniyorum.
Ve gerçekten çok aşağıdan uçurmuşlar yani. Kesin drone'u kullanan biri yeteneklidir ona bir şey demiyorum. Ama ona kullandırtanlar drone'u biraz zevksiz bence yani. Ve yani bir film etkinliği yapıyorsanız onu izlememize izin vermeniz lazım. Hani o zaman gidin oyuncularla çekin yani film izlenecekken çekecekseniz. Aynen, şiirde de bunu anlatmaya çalıştım. Bu arada bu şiiri ben şey diye yazdım. Aslında sadece drone'a çok sinirlendiğim için yazdım. Ve bu arada bunu yazarken de Kınalıada'dan Bostancı'ya geçiyordum. Motordaydım. Yani hep bir yerden bir yere giderken yazmıştım sanırım bunları. Bunu da telefonuma yazdım ve yazdıktan sonra biraz değişti. Çünkü İstanbul'la ilgili kısım var ya, drone'un üstüne atlayıp iki elimle tutuyorum ve İstanbul'la ilgili düşünüyorum. Bu kısım aslında şiirin başında yoktu. Ama böyle, bilmiyorum, aklıma geldi.
sadece tek bir şey olmasın ve sadece drone'a sinirlenmemle alakalı olmasın diye İstanbul kısmını ekledim. Ama sonra sanki şey gibi oldu. Sadece İstanbul kısmı için bu şiiri yazmışım gibi oldu ve o da güzel oldu. Hani başka bir fikirle başladım ama sonra başka bir yere gitti şiir. Evet.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.