
2.500 kelime · ~13 dk okuma
Selamlar, bu bölümde herhangi bir konum yok. Bu bölüm biraz cesaret sevgili kalbim. Cesaret tadında bir bölüm olacak. Bu çıkardığım dersler, ara ara düşündüğüm şeyler hakkında konuşmak istiyorum. Belki o kadar da çok ders çıkarmamışımdır, çok uzun gitmeyebilir. O yüzden bu kadar mı çıkardın deyip lütfen beni utandırmayın. Sonrasında çıkardıklarımla yetinin.
Öncelikle değiştirilemez sanılan her şey, böyle burada şunu kastetmiyorum, her şeyin üstünde kontrolün var gibi değil, sana da hayır, değiştirilemez sandığın her şey, alışkanlıkların, zihniyetin, kişiliğinin böyle kemikleşmiş parçaları diye gördüğün her şey, sana bir haberim var, değiştirilebilir, esnektir, bunu her zaman yapabilirsin. Ama senin sorunun ve benim de sorunum hep bunlar için... ...böyle modumuzu beklemek oluyor. Modu beklemek diye bir şey yok. Doğru zamanın gelmesi diye bir şey yok ki bunu çok konuşmuştuk. Ama canım istemiyor. Modum şimdi buna uygun değil. Böyle bir şey yok. Modunu bekleme. Sağlıklı bir hayat mı istiyorsun? Sağlıklı beslenmeye başla. Teksercisini yap. Düzgün uyu, uyan. O modun geldiğini göreceksin zaten. Ya da bir şey değiştirmek mi istiyorsun? Değiştirme ne yönelik tavran?
Sen o suyu atla, kulaç devamında zaten geliyor. Modunu bekleme. Bir de şey var böyle, bu şey benim için doğru olsaydı ya da bu insan benim için doğru olsaydı kolay olurdu. Ya bu bir yalan. Gerçekten bir yalan. Doğru şeyler de çok zor. Doğru insanlar da çok zor. Doğru ilişkiler de çok zor.
Doğru insanı sevmek de çok zor. Çünkü bir şeye girdiğin zaman, derin bir bağ kurmaya başladığın zaman... ...eğer yüzeyde takılıp kendini kandırmıyorsan sürekli karşına bir ayna çıkacak. Yapabildiğin şeyler, yapamadığın şeyler. Yettiğin şeyler, yetemediğin şeyler. Ve kendinle daima yüzleşeceğin için ve farklı farklı yüzleşmeler olacağı için kolay olmayacak.
Zor olmasının sebebi birini sevmekteki ya da o insandaki zorluk değil. Bir insana kendini göstermek, kendine bak demek ve onu anlamasını beklemek. Bunlar zor şeyler. Bunu karşıya yaparken böyle, kendin yaparken böyle. O yüzden ya bu beni çok yoruyor, bu iş beni çok zorluyor. Demek ki doğru değil. Doğru olan kolay olmalıydı. Hayır. Bu zihniyetle çok vazgeçen arkadaşım var, çok vazgeçen tanıdığım var. Tanımadığım da var, biliyorum. Çünkü bize hep şu öğretiliyor.
Çok kolay olur. Nefes almak gibi falan. Buna ben de düşüyorum bu romantizme. Hatta çok sevdiğim insanlara genelde sevgimi böyle tarif ediyorum. Seni sevmek nefes almak gibi. Çok kolay. Seni sevmek güne uyanmak kadar kolay. Hiç ekstra bir efor sarf ediyormuşum gibi değil. Hayatımın bir parçası gibi. Sanki doğduğum günden beri bunu yapıyormuşum gibi. Seni sevmek çok kolay.
Nefes kadar kolay. Ya evet kolay da o esnada kendimle geçirdiğim süreç hiçbir zaman kolay olmuyor. O yüzden bu yanılgıya düşmekten kaçınmak lazım ya da buna tutunup bir şeylerden kaçmamak lazım. Ne yapacaksın? Birincisi modum gelmedi demeyeceksin. İkincisi de doğru olsaydı ya da benim için olsaydı kolay olurdu demeyi bırakacaksın.
Bir de şey var yani böyle bir şey yaşamaya hazır değilim. Bu modun doğru olanın kolay olmasının falan altında bir yerlerde geliyor. Ben bir şey yaşamaya hazır değilim. Ben şu an işte böyle bir şey hazır değilim. Bu ikimiz için de doğru bir süreç değil. Ya da işte benim şöyle bir atılım yapmam için doğru bir süreç değil. Pardon? Ya neye hazır olacaksın tam olarak? Şu an yaşamak için var olan bir canlısın... ...ve doğumunla ölümün arasındaki bir yolda ilerliyorsun. Yaşamak için, tatmak için, tecrübe etmek için... ...devinen, akan bir sürecin içinde ilerliyorsun. Ben şu an böyle bir şeye hazır değilim. Tam olarak ne demek?
Bağ kurduysan devam edeceksin. Bir şeyle bağ kurduysan, bir insanla bağ kurduysan... ...devam edeceksin. Zaten hazırmışsın. Onun ilerisinde sana ne olduğunu, ne yaptığını, zaman, eforun... ...bunlar gösterecek. İnsanlar çünkü bir şeyleri... ...başarma gücüne sahip değiller gibi düşünmemek lazım.
Bir şeyleri yapma yöntemleriyle bazen yeterli olmuyorlar. Hazır olmadığın şey, o şeyi yaşamak ya da o şeyi hayatının bir parçası yapmak değil. Yaptığın zaman, göstermen gereken ve sorumluluğun olan bazı hareketlere yetmiyor olmanla kaynaklı bir şey. O yüzden bu da bir kolpa. Ben buna hazır değilim. Bir de ben bunu duyduğumda inanmıyorum. Kendi ağzımdan çıkarsa da inanmıyorum. Çünkü böyle bir şey yok.
Bu genelde karşıyla olan ya da hayatla olan didişmemizin... ...bir parçası olan şeylerdi ama... ...sonsuza kadar kendimizleyiz. Bir şeye hazır değilim deyip çekiliyorsan... ...ya da bir şeye çok hazırım deyip atlıyorsan... ...ne yaptığın seni ilgilendirir. Ama sonsuza kadar sen kendinlesin... ...ve kendine karşı bir sorumluluğun var.
Bu çok yaygın bir klişedir ama doğrudur. En büyük aşkı kendinle yaşamak zorundasın. En iyi dostu kendinle olmak zorundasın. Kendine yaptığın şeyleri açıklayabilecek noktada olmalısın. Bu şey gibi değil. Kendine neden zarar verdin, tü sana gibi bir şey değil. Ben bugün hayatımda bunu yapmayı seçtim çünkü bugün şu şu şu sebeplerim vardı. Anlıyor musun? Ben bunu yaşamak istedim deyip yaptığın şeyin sorumluluğunu alabilmen gerekir. İyi de de kötü de de kendine hesap verebilmen gerekir.
Ve bir şeyin içinde üzülüyorsan, bir şeyin içinde kendini kötü hissettiysen, bir şey seni geri çektiyse, ki bu çok normal, sanırım Ferit Edgün'ün sözüydü ve çok seviyorum, hayat sanıldığı gibi hep ileri yöne doğru gitmez. Bazen duraksar, bazen geri gider. Hayatta bir yerde geriye doğru gittiysen bunu kendine açıklayabilecek noktada olmalısın. O bana bunu yaptı, bu bana bunu yaptı. Hayır. Sen neye izin verirsen o kadar. Çünkü kimse sana niye böyle hissettin demiyor. Bu da ayrı bir şey. Niye böyle hissettin diye bir şey yok. Ya da birine sen niye böyle hissediyorsun diyemezsin. Kendine de diyemezsin. Ben neden böyle hissediyorum? Yanlış his diye bir şey yok. Neden böyle hissettin diye bir şey yok.
Sadece bunun altını doldurabilmen gerekiyor kendine karşı. Ve birisi de sana niye böyle hissediyorsun dediğinde... ...sen bana bunu diyemezsin. Tabii gidip bunu kavga çıkar diye söylemiyorum ama... ...niye böyle hissettin diyemez sana kimse. Mesela bu ebeveynlikte de çok önemlidir. Arkadaşlıkta da çok önemlidir. Sevgililikte de çok önemlidir. Yanlış his diye bir şey yok. Yanlış davranış diye bir şey yok.
Sen her şeyi hissetmeye muktedirsin ve hissedebilirsin... ...ve ben sana asla neden diyemem. Ama neden böyle davranıyorsun? Ya da bana böyle davranamazsın. Bu yanlış diyebilirim. Bu ikisini ayırmak gerekiyor. Kişinin ne hissettiği, senin ne hissettiğin asla yanlış değil.
Kimse kimseye sormayacak ne hissedeceğini ama evet yanlış davranış denen bir şey var ve o noktada gerçekten eleştiriye açık olmak ve eleştirebilmek gerekiyor. Yani bunun sınırını çizmek gerekiyor. Davranış histen oluşuyor olsa da o aradaki yanlış bağlantıyı belki düzeltmek gerekiyor. Ama dediğim gibi yanlış his yok. Yanlış davranış var.
Ama bu, sen bak davranışın yanlış dediğinde olacak bir şey değil. Bir çıkardığın derste bu değiştiremezsin. Kimseyi değiştiremezsin. Kendini de değiştiremezsin. Ne zamana kadar? O isteyene kadar ya da sen isteyene kadar. Bir insan istemediği sürece değişmez. Sadece istediği zaman ve bunu gerek gördüğü zaman değişir. Sen de böylesin. Sana dünyanın en iyi can kurtaranını da göndersem, boğulmak istiyorsan boğulursun.
Karşındaki de öyle. İstediğin kadar yardımıyla uzat, istediğin kadar bitmesin bir şeyler diye çabala, istediğin kadar kendini dövmesine engel ol. Bu kendin için de geçerli. Her gün, gün ve gün kendini yiyen ve kendini yediği için buna üzülenler var aramızda. Dönem dönem yapan, çok uzun dönem yapan, arada yapan. Ama sen bunu kesmek istemediğin sürece, bu hiçbir zaman bitmeyecek. Onun için dışarıdan istediğin kadar el uzat. Sadece içindeki el önemli, bu karşıtı için de geçer. Kimseyi değiştiremezsin. Onun için yatırımlarını ya da fikirlerini bu gücün üstünden kurmaman gerekiyor. Değişmez. İstiyorsa değişir, istemiyorsa değişmez.
Bu noktada da zaten çok istiyor, biliyor bunu yanlış olduğunu ama değişemiyor. Bu kendin içinde geçiyor. Çok istiyorum, biliyorum bu yanlış ama değişiyor. Hayır ya! Esas olan davranıştır. Karşısı için de geçerli, senin için de geçerli. Bu noktada tamam, ne istiyorsa onu yapsın demen gerekiyor. Çok seviyorum bunu. Bu bırak yapsınlar teorisi. Ne yapmak istiyorsa bırak yapsın. Ne düşünmek istiyorsa bırak düşünsün. Bırak yapsın. Ne istiyorsa bırak yapsın. Ama bu demek değil ki seni tokat manyağı yapsın.
Karşısına geç, vursun öteki yanağını uzat. Bu şekilde bir kutsal, ulvi bir şekilde, tamam çeviriyorum öteki yanağımı da vur gibi bir bırak yapsınlar değil. Tamam bırak ne yapmak istiyorsa yapsın. Ama sen bununla neden uğraşıyorsun? Ya da kendini neden bununla meşgul edesin? Bırak o kendini açık etsin. Bırak karşındaki insan nasıl bir insan olduğunu açık etsin. Bırak bunu yapsın. Bu demek değil ki sen sonsuza dek onu olduğu gibi kabul et ve bırak sana istediğini yapsın. Ama bırak, ne yapmak istiyorsa onu yapsın.
Kendin için de öyle. Bırak ne yapmak istiyorsan onu yap. Seni zaten insanlar bir yerde değiştiremeyeceğini anladığında... ...ya bunu kabullenecektir ya elini senden çekecektir. Bazen bunun şımarıklığı da oluyor. Lütfen olmuyor demeyin. Ben ne yaparsam yapayım beni değiştirmeye çalışacak... ...ve benden vazgeçemeyecek. Bunun da bir şımarıklığı oluyor. Bu bize de yapılabilir, biz de birilerine yapabiliriz. Bu da yine gösteriyor ki dışarıdan biri el sizi istediği kadar... ...pohpohlasa da, istediğinizi yapsa da... ...dünyanın en iyi desteğini varsa da olmuyor. Olmayacak da.
Ama şöyle de bir şey var. Günün sonunda iki şey var. Ya çare buluyorsunuz ya mazeret buluyorsunuz. Bu karşısı için de geçer.
Nedenini bilen nasılına katlanır diye bir söz var, çok doğru. Ama bazen nedenini bilen nasılına katlanmak da o kadar ters bir yönde memnun oluyor ki, mazeretlerin arkasında devam ediyor. Ben böyleyim. Ben hayatta hiç uyuşamayacağım. İşte ben zaten doğru ilişkiyi bulamayacağım. Ben zaten bir kariyerimde, bilmem ne dönemdeyim. Ben işte kendimi bazı yönlerde göstermek istiyorum ama yapamam ki. Mazeret, mazeret, mazeret. Aynı gücü tersine kullansan, çare, çare, çare.
Demek ki senin elinde. Bence aynı efor. Bence mazeret bulmak daha yorucu bu arada. Çok yorucu. Burada da şey gibi, ben tembelim, erteliyorum ya hayır. Bunu bir yerde de okumuştum ve dinlemiştim. Buna çok katılıyorum. Ertelemek tembellik demek değil bu arada. Bir şeye gücünün yetmemesi falan değil. Ertelemek demek, stresle baş etmek demek. Erteleme, stresle baş etme yöntemlerinden bir tanesi.
...stresle baş etme yöntemlerinizden, alışkanlıklarınızdan bir tanesi. Ertelemek. Çünkü bir şey yapman gerektiğini bildiğin zaman... ...inanılmaz stres oluyorsun. O iş yükünü düşünüyorsun, o süreci düşünüyorsun, üşeniyorsun. Maddi, manevi katman gereken şeyleri düşünüyorsun... ...ve kafandaki o dağ gibi şey... ...seni strese sokuyor. Diyorsun ki, ben bir kedi videosu izleyeyim ya. Ben bir uyuyayım ya. İşte ben gideyim de bir kek yapayım ya. Ben tatile gideyim ya. Ne bileyim, sevgilimi arayayım ya. Bu stresle baş etme... Bu tembellik değil. Ve bu kişiliğin bir parçası değil. Sen erteleyen birisi değilsin. Senin böyle bir alışkanlığın var. Ne fark eder diyeceksiniz ama çok fark ediyor. Mesela bazen konuşurken kavgalarda ya da kendimizi ifade ederken bu dilde bu farkın çok önemli olduğu söylenir. Mesela sen kötü birisin demek yerine kötü bir davranış yaptın.
Ya da sen bir yalancısın demek yerine sanırım bana bir yalan söyledin. Ya da sen şusun demek yerine şöyle bir şey yaptın demek. Bu ikisi aynı gibi gelse de değil. Birisi sizi sonsuza kadar damgalıyor... ...karşınızdakini de ve bir şekilde savunmaya geçiriyor. Birisi bir parça gibi, çıkarıp takabileceğiniz bir parça gibi... ...yani sen tembersin, sen sürekli erteleyen bir insansın demek yerine... ...senin erteleme alışkanlığın var demek... ...sen bunun üstüne çalışabilirsin, bu seni tanımlayan bir şey değil demek. O yüzden bunu bilmemiz gerekiyor, sen erteleyen bir insan değilsin... ...böyle bir alışkanlığın var ve inan bana bu bir alışkanlık.
O yüzden aslında stresten kaçtığını, birçok karakterinin parçası olarak, tembellik olarak ya da kötü huy olarak gördüğün şeylerin aslında stresle baş etme yöntemi olduğunu da kafanın bir yerinde tutman gerekiyor. Sen o değilsin, sadece o tarz davranışların var. Bunu insanlarla konuşurken ya da tartışırken ya da kendimizi ifade etmek isterken de bu dili değiştirerek aslında çok faydasını görebilirsiniz. Ben görüyorum.
Dilim çok sivridir ama dikkat ederek bazen orayı burayı böyle törpüleyerek... ...karşıyı savunmaya geçirmeden bazen derdimi anlatabilmeyi de buna borçluyum. Sen busun şusun demenin götürdüğü hiçbir şey yok. Kendimize de öyle. Dışarı nasıl konuşuyorsak kendimize de maalesef o kadar kötü konuşuyoruz. Kendimize nazik olmayı bilmiyoruz. En çok kendimizi parçalıyoruz. Dilimizi değiştirmek lazım. Yeni bir dil geliştirmek lazım. Yargılamamak lazım.
O yüzden bir yandan da sen bunu nasıl hissedersin dememek lazım. Davranışlara odaklanmak lazım. Böyle diyorum ama bunların hepsi çok saçma bir şarkı vardı. Tamamını hatırlamıyorum. Anlatamam görmen lazım diye bir şarkı vardı. Ve bu olayın tamamını aslında böyle özetleyebilirim. Bu konuyla ilgili yaptığın her şey sürekli anlatmak, sürekli sorununu düşünmek, sürekli birilerine nasıl bir şey yapamadığını anlatmak ya da bir hayalin üstüne düşünmek, onu anlatmak, onu konuşmak. Bir şey hakkında ne kadar düşünürsen, bir şey hakkında ne kadar konuşursan, bir şeyi ne kadar anlatırsan onu eyleme dökmen, Hareket haline getirmen o kadar uzaklaşıyor ve zorlaşıyor. O yüzden anlatamam görmen lazım. Senin için bir destur falan olmalı. Hayal mi kuruyorsun? Anlatama. Yani bana göstermen lazım. Bir şey değiştirmek mi istiyorsun? Anlatma. Göstermen lazım. Gerçekten bu ya. Karşındaki insana da öyle anlatma. Göstermen lazım.
Çünkü laflar, sözler, davranışa geçmeyen... ...mükemmel farkındalıklar, bunların hiçbiri... ...ne bilinden bize geldiğinde bir faydası var... ...ne de bizim kendimize bir hayrı var. O yüzden ne zaman artık bana biri bir şey dese... ...anlatamam yani, görmen lazım. Tamamen bu noktada yaşarsanız... ...evet bilim bende bu noktaya geldi, anlatamam, görmen lazım mı geldi? Mazeret bulmak yerine çare bulursunuz.
İnsanları değiştirmek yerine onları bırakırsınız ve daha verimli şeylere zamanınızı harcarsınız. Bir şeylere modunuzun gelmesini beklemezsiniz. Yaparken modunuzun geleceğini bilirsiniz. Ben çok uzun süre, aylarca, dav spora ilk başladığım zamanlarda nefret ediyordum sabahın köründe gitmekten ve diyordum ki işsiz gibi, hayatsız gibi, hafta sonu bile sabahın köründe sporda ne işim var?
Ve aylar sonra bununla ne kadar iyi hissettiğimi fark ettim. Ama evde düşünüp... ...hayatsız gibi benim cumartesi, pazar, sabah... ...sekizde, dokuzda, sporda ne işim var demeye devam etseydim... ...sanırım yıllardır bunu demeye devam ediyor olacaktım. Ama ne oldu? Anlatamam, görmen lazım dedim ve yaptım. Ve modum geldi birçok şeyde böyle sağlıklı beslenmek. Ağlayarak bir hafta boyunca daha az kahve içmek... ...ya da sevdiğin besinlerden uzak durmak. Ama modum geldi, iyi hissettim.
Ve değiştiremeyeceğimi farkettiğim her şeyi kendi haline bıraktığımda daha da çok yoluna girdiğini gördüm. Bu düzeltmeye çalışmanın mahvettiği, öyle bir şey de Oğuz Atay'ın sanırım, yani bu iyi hale getirmenin, düzeltmeye çalışmanın mahvettiği, ya bazen düzelteceğim, değiştireceğim derken mahvettiğimiz şeylerin ve verdiğimiz zararın en çok da kendimize haddi hesabı olmuyor. Bunları ben bir yerlerden böyle kendime toplayıp toplayıp arada düşünüyorum. Mesela şeye de böyle düşünüyorum. Onaylanmayı beklersen çok beklersin. Bir hayalinin onaylanmasını beklersen... ...bir projenin onaylanmasını beklersen... ...bir hareketinin onaylanmasını beklersen çok beklersin. Çünkü bazen gerçekten önünde örnek olmayan bir şey yapıyorsundur... ...ya da gerçekten aklı fikri buna yetmeyen bir insana bir şey anlatıyorsundur. Onaylanmasını beklersen çok beklersin. Hayalin de ölür gider, fikrin de, hissin de, şevkin de ölür gider.
Ve en önemlisi de, kafa karıştıran sinyal diye hiçbir şey yok. Bana karışık sinyaller veriyor falan, böyle bir şey yok. Kendini sen karıştırıyorsun. O insanın kendini açığa çıkartmasına, bu bırak yapsınlığına izin vermiyorsun. Acaba şundan mı böyle yapıyor? Bu sinyal çok karışık. Hayır, karışık sinyal diye hiçbir şey yok. Sana tam net gelmeyeni, orada bir şey olmuyor, ben göremiyorum... ...göstermen lazım noktasını da alırsan, hiçbir şey olmadığını da görüyorsun zaten.
Asla karışık sinyal de olmuyor. Her hissinde kabulüm. Ama davranışlarına bakman lazım. Her davranışında kabulüm değil. Modunu bekleme. Değişmek sadece kişinin elinde. Ya çare bulursun ya mazeret bulursun. Sonsuza dek kendinlesin. Bunu da unutma. Ve anlatamam görmen lazım. Bunu hiç unutma. Cesaret sevgili kalbim. Cesaret. Kendi bunu söylemeyi de unutma.
Bu böyle bir bölümdü. Bu yoktu, içimden geldi. Bülent Ersoy'un dediği gibi. Bu yoktu, içimden geldi. Umarım sana sarılabilmişimdir. Umarım yanında olabilmişimdir. Umarım omzuna dokunabilmişimdir. Çok sarıldım, ihtiyacı olamaz.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.