Podcast

Bir İnsanı Anlamakla Başlar Her Şey: Zihin Teorisi

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bir insanın kendimizden farklı düşünebileceğini anlamakla başlar her şey. Bu kulağa yapması çok kolay bir şey gibi gözükse de, aslında hepimizin sıklıkla ihmal ettiği bir davranış. Fakat çözümsüz de değil. Hemen hemen her insanda bulunan zihin kuramı becerisi çıkıyor bu noktada karşımıza. Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde, zihin teorisi meselesini inceliyoruz. Sally - Anne Deneyi üzerinden bu kavramın detaylarına bakıyor, bir empati pratiği yapıyoruz.


Tüm bölümler ve daha fazlası için !




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.553 kelime · ~8 dk okuma

Bu ülke niye gelişmiyor kardeşim? Bak yine kutuplaşacak bir şey bulduk. Hep kavga, hep dövüş. Ya biz niye bir alfaboyu yol kat edemiyoruz? Bizden hiçbir halt olmaz ya. Yine birbirimize nefret saçıyoruz. Çok yorucu değil mi tüm bunları duymak? Oysa ki bir insanı sevmekle başlar her şey. Biliyorsunuz, Said Faik Abasıyanık'ın kaleme aldığı kelimeler bunlar.

Ama gelin bunu güncelleyelim biz. Ben diyorum ki bir insanın kendimizden farklı düşünebileceğini anlamakla başlar her şey. Malum toplumsal geri kalmışlık hepimizin derdi. Bu ülke niye gelişmiyor kardeşim? Neden bir adım ileriye gidemiyoruz gibi cümleleri sık sık duyuyor. Hatta biz de bunları sürekli sayıklıyoruz.

Elbette onlarca nedeni var bunun. Fakat bana kalırsa en temel nedeni, farklı fikirlerin de olabileceğini kabul etmemekteki inadımız. İşte bu inadı aşabildiğimizde birçok soruna da çözüm getirebiliyoruz aslında. Ve inanır mısınız, pratikte uygulayabileceğimiz bir beceriye de sahibiz. Çocuklarla yapılan epey ilginç bir deneyle uygulanabildiği de kanıtlandı üstelik.

Transkriptin tamamını oku

Hatta çocuğunuz ya da küçük bir kardeşiniz varsa bölümü dinledikten sonra siz de evde uygulayabilirsiniz bunu. Evet, başka fikirlerinde olabileceğini konuşacağız bugün. İnsanın sınırlarını keşfedecek ve psikolojide zihin teorisi olarak bilinen kavramı inceleyeceğiz sizinle. İnadınızı kapıda bıraktıysanız başlayalım.

Evet, Theory of Mind yani zihin teorisini anlamaya çalışacağız bugün sizinle. Detaylara girmeden bu kavramın bir tanımını yapalım önce. Zihin teorisinin en saf tarifini kişinin kendisi dışındaki insanların farklı düşüncelere sahip olabileceğini anlaması olarak verebiliriz. Fakat burada önemli bir nokta var. Zihin teorisi sadece diğer kişilerin varlığının ve niyetlerinin farkında olmak değildir.

Empati içinde bir ön koşuldur bu kuram. Zihin okumasına da benzetebiliriz bir bakıma. Bir savaşçının düşmanının bir sonraki hamlesini daha iyi tahmin etmesi veya bir tüccarın alıcıya göre fiyat belirlemesi için zihin kuramını uygulayabiliyor olması gerekir. Diğerlerinin ne düşündüğünü, neleri bildiğini, neleri inandığını ya da neleri arzuladığını düşünmek insan olmanın da önemli bir parçasıdır yani.

Buna teori denmesinin de basit bir açıklaması var aslında. Başkalarının fikirleriyle ilgili ancak tahmin yürütebiliriz. Yani sadece bir teorimiz olabilir o konuda. Doğrudan bilme şansımız yoktur. İnsanlarla ilgili yargılarımız onların davranışlarına, onlara dair önceden bildiklerimize, kişiliklerine ve bizim yaptığımız çıkarımlara dayanır.

Özetle kimsenin düşüncelerini kesin olarak bilemeyiz. Kimseyi tam anlamıyla tanıyamayız. Ve zihin teorisine baktığımızda bu teori insanlığın evrimindeki en önemli aşamalardan birisidir aslında. Ve çocuklar üzerinden kolaylıkla örneklendirebiliriz mesela bunu.

3 yaşından küçük çocuklara dikkat ederseniz çok egocentric olduklarını görürsünüz. Son derece ben merkezcidirler. Başkalarının düşünceleri, duyguları ve ruh durumlarından bir haber yaşarlar. Düşününce çok güzel geliyor insana. Mis gibi kafa rahatlığı değil mi? Ama işte insan büyüdükçe topluma karışıyor. Ve eğer toplumu oluşturan bireyler de bu zihin kuramı sağlıklı bir şekilde gelişmemişse derin sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor.

Zira bu Kur'an insanların kafasının içinde ne olup bittiğine dair bize yardımcı oluyor aslında. Başkalarının niyetlerini, inançlarını, umutlarını ya da korkularını bu şekilde anlayabiliyoruz. Siz de biliyorsunuz sosyal ilişkiler çok zor. Hatta içinden çıkılması güç olabiliyor bazen. Basit yanlış anlaşılmalar yüzünden aileler, evlilikler ya da arkadaşlıklar yıkıma uğrayabiliyor. Peki biz ne zaman geliştiriyoruz bu yeteneği?

Birçok kaynağa göre zihin teorisi bir insanda 3 ila 5 yaş arasında gelişmeye başlıyor. Ergenliğe hatta yetişkinliğinin ilk aşamalarına kadar da devam ediyor bu gelişim. Fakat bunu etkileyen faktörler de var. Örneğin bir abisi ya da ablası olan çocuklarda bu yeti daha hızlı yerleşiyor. Buradaki en önemli etkenlerse çocuğun kurduğu sosyal ilişkilerde saklı.

Ebeveynleri ya da arkadaşlarıyla oynadığı oyunlar ya da ona okunan hikayeler epey kritik mesela. Zihin teorisi kabiliyetinin gelişmesinin de belli bir sırası var elbette. Yani öyle birden oluşmuyor. Bu bir süreç işi aslında.

Şöyle bir izlek üzerinden örneklendireyim size o süreci. Bir çocuğu düşünelim. İlk önce kendisi dışındaki insanların başka istekleri olmasının bazı nedenleri olduğunu anlamayla başlıyor tüm bu süreç. Ardından farklı insanların aynı konuda başka fikirlere sahip olabileceğini idrak ediyor. Süreç ilerledikçe insanların bir şeyin doğru olduğunu bilemeyebileceğini fark ediyor.

Devamındaysa insanların dünyayla ilgili yanlış inanışlara sahip olabileceğini kavruyor. Ve son olarak da insanların gizli duyguları olabileceğini veya farklı duygu durumlarında aynı olaya farklı şekilde tepki verebildiklerini anlıyor. Buraya kadar anlattıklarım biraz havada kalmış olabilir, farkındayım. E yani nereden biliyoruz? Nasıl ölçüyoruz ki bunu? Nasıl anlıyoruz bu becerinin gelişip gelişmediğini?

İşte buna dair birkaç ölçek var. En çok kullanılanı ise yanlış inanç testi. Hadi biraz da ondan bahsedeyim size. Genel olarak bu testteki amaç, bir çocuğun bildiği bir konuyla ilgili başkalarının yaptıklarını veya düşündüklerini anlayıp anlamadığını anlamaya çalışmak.

Yani çocuk bir şeyin doğru olduğunu bilebilir. Fakat yanlış inanç anlayışına sahipse başkalarının da o doğrunun farkında olmayabileceğini anlayabilir. Karışık geldi değil mi? Biliyorum. Dolayısıyla bunu epey enteresan bir deney aracılığıyla anlatacağım size. Aranızda duyanlar vardır eminim.

Sally Anne testinden bahsediyorum. Bölümün başında da söylediğim gibi, her ailenin küçük çocuklarına kolayca uygulayabileceği bir deney bu. Ama sonuçlar da bir o kadar çarpıcı. Şimdi, karşınızda oturan bir çocuk olduğunu düşünün. Masanın üzerinde de iki oyuncak figür duruyor. Sally ve Anne. Sally'nin önünde bir sepet var. Anne'nin önünde ise bir kutu var.

Ardından deneyi yöneten kişi, yani bir yetişkin, masanın ortasına oyuncak bir top yerleştiriyor. Ardından bu oyuncaklarla ufak bir sahne canlandırıyor. İlk olarak Sally alıyor topu ve N'in kutusuna yerleştiriyor. Bunu gözlem yaptığımız çocuk da açıkça görüyor. Ardından deneyici şöyle diyor. Şimdi N dışarı çıkıyor. Yani oyuncak N sahneden uzaklaştırılıyor.

Çocuk da bunun farkında. Sonra oyuncak Sally, Anne'nin kutusunu açıyor, topu alıyor ve kendi sepetine koyuyor. Yani çocuk topun yerinin değiştirildiğini görüyor. Ama Anne bunu görmedi. Çünkü o sırada dışarıdaydı. Ve işte tam bu anda kritik soruyu yöneltiyor deneyici. Anne geri döndüğünde topu nerede arar? Hmm... Sepette arar.

Ann geri döndüğünde topu nerede arar diye sorduğunda, kutuda arar derse, çocuğun zihinsel açıdan şu muhakemeyi yapabildiğini anlarız. Ann topun yer değiştirdiğini bilmiyor. Çünkü dışarıdaydı. İşte bu zihin teorisi konusunda çok önemli bir eşik ve insan olmaya dair de çok önemli şeyler söylüyor. Bunu da ufak örneklerle açacağım size.

Ama önce kısa bir ara verelim derim. Zira bu deneyde olanlar üzerine kısa da olsa düşünmek faydalı olacaktır bence. Evet, zihin teorisinin pratikteki ölçümüne yönelik yapılan Sally-N deneyinden bahsetmiştik en son. Bu deneydeki çocuklar ya N'in bakış açısını hesaba katmıyordu ya da olayı N açısından da değerlendirebiliyordu. Ve bu zihin teorisi konusunda çok önemli şeyler söylüyordu bize.

Bunun üzerine çıkarımlar yapacaktık değil mi? Hadi devam edelim kaldığımız yerden. Şayet çocuk olayı enin bakış açısıyla da değerlendirebiliyorsa, artık sadece kendi bildiğini değil başkasının da ne bilip ne bilmediğini ayırt edebiliyor demektir. Yani başka bir zihdin içinde ne olup bittiğini düşünebildiği anlamına geliyor bu. Bunu daha iyi anlatabilmek için iki kısa örneği incelemek istiyorum sizinle.

İlk örneği ele alalım. Aynı deneye katılan iki farklı çocuk düşünün. Ama yaşları farklı olsun. İlk çocuk 42 aylık yani 3,5 yaşında. Deneyde Anne sahneden çıkıyor. Sally topu kutudan alıp sepetine koyuyor. Ardından bu çocuğa Anne geri döndüğünde topu nerede arar diye soruyorlar. Cevabı sepette arar oluyor bu çocuğun. Yani topun o anda nerede olduğunu bildiği için Anne'in de bunu bildiğini varsayıyor.

Özetle kendi zihninin dışına çıkamıyor. Başka birinin bilgi eksikliğini kavrayamıyor yani. İkinci örneklik çocuğunsa 52 aylık yani 4 yaşını biraz geçtiğini düşünün. Yine aynı sahne oynatılıyor ve yine aynı soru soruluyor ona da. Anne geri döndüğünde topu nerede arar? Fakat bu seferki çocuğun cevabı kutuda arar oluyor.

Zira bu çocuk enin topun yerinin değiştirildiğini görmediğinin farkında. Başkasının zihnini modelleyebiliyor yani. İki çocuk arasında 10 ay yani bir yıldan daha az bir yaş farkı var. Ama işte bu basit gibi görünen fark çok temel bir bilissel eşiğe de işaret ediyor. Artık sadece ne olduğunu değil başkasının ne düşündüğünü de tahmin edebiliyor ikinci çocuk.

bir sebep-sonuç ilişkisi kurabilmeye, olayları farklı perspektiflerle değerlendirebilme yetisini kazanmaya başlamış demek bu. Aslına bakarsanız Sally N. Deney'i bize çok fazla şey anlatıyor. Yetişkinlikte yaşadığımız tüm sosyal sorunların temelinde bu dönemin yattığını gösteriyor aslında. Mesela hapishanelere düşen insanlar da nelerin yanlış gittiği hakkında fikir bile veriyor bize.

Onların zihin kuramı becerilerinde sorunlar yaşadıkları anlamına geliyor bu. Hazır yeri gelmişken bu konuyla ilgili sorun yaşayanlardan da bahsedelim öyleyse. Becerinin gelişim sürecinde nörolojik, fiziksel ve bazen de psikolojik nedenlerle sorunlar doğabiliyor. Böyle durumlardaysa bazı rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Mesela otizm tanısında bu becerinin varlığı ya da yokluğu belirleyici bir rol oynar. Down sendromundan da farkı burada ortaya çıkar zaten.

Down sendromlu çocuklar bu beceriyi geliştirirler ve hatta sorunu olmayan bir çocukla aynı düzeyde başarı gösterirler. Ki zaten bu deneye tabi tutulan Down sendromlu olan veya olmayan çocukların %80'i başarılı olmuş. Fakat söz konusu otizmli çocuklar olduğunda testi sadece %20'si geçebilmiş. Öte yandan şizofreni hastalarında da bu beceride ciddi sıkıntılar ortaya çıkmış.

Bu hastalar yanlış inançları anlamakta yani gerçekle gerçek olmayanı algılamakta ve başkalarının niyetlerini anlamakta ciddi sıkıntılar yaşar. Bölümün başlarında da söylediğim gibi zihin teorisinin insanda oluşması öncelikle kendimizi ve daha sonra başkalarını anlamak açısından çok kritiktir aslında. Farklı perspektiflerinde olduğunu kabul etmek ve bunları anlamak, insanların içsel bir muhasebe yapmasına da aracı olur sonuçta. Bu sayede bir öz farkındalık ve güçlü bir benlik duygusu oluşturabiliriz. Diğer taraftan sosyal ilişkilerimiz de bu becerinin gücüne dayanıyor elbette. Başka insanların ne düşündüğü hakkında düşünmek, bizi daha önce hiç farkında olmadığımız bir bakış açısı da kazandırıyor haliyle.

Öyle ki birçok psikolog, iş dünyasında, akademide veya sosyal yaşamda başarılı olan insanların çoğunda bu becerinin epey gelişmiş olduğunu ifade ediyor. Nasıl? Enteresan değil mi? Şayet bu konu ilginizi çektiyse, insanlığın büyük patlaması, ayna nöronlar adıyla yayınladığımız bölümümüzü de bir dinlemenizi tavsiye ederim. Bu bölümde anlattıklarımızı tamamlayacak, taşları biraz daha yerine oturtacaktır eminim.

O bölümde de ifade ettiğim gibi, empati bir insanın sahip olabileceği en değerli özelliktir. Başkalarını anlamaya çalıştığımızda, empati kurduğumuzda, kendi iç dünyamızı da şekillendiriyor ve sağlamlaştırıyoruz. Aslında tam da bu sayede daha güçlü karakterlere sahip, daha iyi insanlar oluyoruz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)