
3.631 kelime · ~18 dk okuma
Perivacası Fakültesi, merhabalar. Ben Doktor Güneş. Nasılsınız? Şimdi bugün ne konuşacağız biliyor musunuz? Biliyorsunuz ki ben bir profesyonel uzun yol gidicisiyim. Siz beni tanımadan önce, ben o zaman Boyabat'a gitmiyordum ama o zaman da böyle İstanbul'dan Bodrum'a, şuradan buraya bir kere ne yapmıştım biliyor musunuz? İki kere. İstanbul-Bodrum yapmıştım. Yani İstanbul-Bodrum, Bodrum-İstanbul. O zamandan beri Bodrum'a gitmiyorum arkadaşlar, tövbe ettim. Neyse, sonuç olarak ben gerçekten sadece tatile değil, böyle köyden şehre falan mecbur olduğumuz uzun yollarda da bir profesyonelim. Ve size bugün dünyanın en iyi uzun yol rehberini vermek için hazır ve nazırım. Çok araştırdım arkadaşlar, çok araştırdım. Yazdım interneti. Uzun yolu rehberi işte Travel Guide, road trip. Ama ne çıkıyor biliyor musunuz? İşte İzlanda'daki road trip rehberi. Şu bu. Kardeşim, biz İzlanda'da değiliz. Oralarda değiliz. Bize gerçek, has köy yolu rehberi lazım. Sırtımızın tutulmadığı, karnımızın, midemizin kazınmadığı, insanımızın olmadığı bir rehber hazırlamak istedim size. Hazırsanız bu bölüm köyden şehre inenlere gelsin. Sizi seviyorum.
Dr. Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Şimdi mola ne zaman verilir? Yolda ne yapılır? Sırtımıza hangi destek konulur? Neler yenilir, neler içilir? Ayaklar için ne yapılır? Gözler için ne yapılır? Bunları konuşacağız. Ama öncelikle adabı vardır yolun. Tek başına mı çıkarsın, yanındakine mi bakarsın? Sessiz mi kalırsın, sustuklarını mı duyarsın? Bunların hepsi ayrı ayrı incelenmesi gereken çok önemli konular Pelin Hocam. Ben eskiden hep tek başıma uzun yol giderdim. Hatta babam bir ara Köyceğiz'de yaşıyordu kendisi.
O zamanlar ben İstanbul'dan Köyceğiz'e bir atlardım arabaya, bir açardım playlistimi. Oo, denemeyin keyfime. Kamyonlara selektör yapayım. Şaka. Geçerdim arkadaşlar ve benim için o yol sanki bir terapi gibi. Sanki böyle düşüncelerimle baş başa kaldığım kötü bir süreç değil de tekrar yeniden doğmuş... Abart.
Öyle bir süreçti. Fakat bugün benim değinmek istediğim bir konu da, eğer yanınızda bir kişi varsa, o kişiyle bu gerginlik olmadan, o uzun yolu nasıl geçirebilirsiniz? Bunlar için de trikler vermek istiyorum. Beraber gittiğiniz biri varsa, şurada bir ayrıntı var. O kişinin passenger princessi misiniz? Yani yan koltuk princessi misiniz? Yoksa arabayı süren kişi misiniz? Yoksa yan koltuktaki DJ misiniz? Öncelikle buna karar vermeniz gerekiyor arkadaşlar. Eğer yan koltuktaysanız, yani sağ koltukta, o zaman o kişiye bir provider, bir sağlayıcı olmanız gerekiyor. Hem yemek içmek, hem müzik, hem playlist. Bunlar yazılı olmayan kurallar. Hatta bugün biz yazdık bu kuralları. Artık yazılı bunlar. Uyulması gerekiyor.
Bunu yapmıyorsanız, kusura bakmayın, o koltuğa oturmayacaksınız. Bir bedeli var bunun ve bu bedeli ödemek zorundasınız. Ve bazen bizi çok gerse de, mesela ben babam haricinde biriyle gitmeyi... Bilmiyorum, biraz gergin çünkü çok uzun abi. O sessizliği de değerlendirmek, doldurmak gerekiyor ama bunu da konuşacağız. Son iki yıldır biliyorsunuz ki ben Boyabat'a sürekli arabayla gidip geldim. Diyeceksiniz ki, niye arabayla gidiyorsun? Uçak yok mu? Uçak vardı. Ama benim yaşadığım Boyabat'ta havalimanı yok haliyle. Bir ilçe orası. Taşra.
Ve oradan ben gidiyordum öncelikle Sinop'a arabayla. Orada park et. Sonra havalimanına. Ve günde bir tane uçak var belki, belki yok. İptal oluyordu bazen. Hatta babam uçakla gidip geldiğinde iptal oluyordu bazen. Kendisi havalimanından geri dönüyordu eve. Anlatabiliyor muyum? Ya bunu yaşamamak için... Ve nöbet ertesi, babam böyle ben nöbetten çıktığım an gelip beni arabayla alıyordu. Nöbetten ben duş almadan pis halimle, pislik bir şekilde yolda temizlenirim falan. Şaka arkadaşlar, duş alıyordum. Bazen pisliği alıyordu, şaka falan değil. Neyse. Biniyordum arabaya ve arabada full uyuyordum. Ama ne yapıyordum? Arada modalarda passenger princess'liğimi yapıp sağ koltuk princess'liğinin hakkını verip babamı besliyordum. Onlara da geleceğim.
Müziklerle, podcastlerle, sessizliğimizle... Yani eğer yanınızda rahat biri varsa... Evet, her şey kolay. Zaten alışıksınız. Eşiniz, sevgiliniz... Daha alışık. Ama ilk kez beraber yola çıktığınız biri varsa... Ve overshare, yani fazla anlatmak istemiyorsanız... Şu ağzınız durmuyorsa, biri ağzınızı bantlamıyorsa arkadaşlar... Ne yapacaksınız? Hemen oyunlara. Hemen böyle küçük küçük trikler var. Mesela... Hadi ilkokul anlarında en utandığı şeylerden bahset falan.
Çok eğlenceli değil mi? Ben bazen böyle şeyler sorduğumda birine diyorum ki, bunu gerçekten merak ettim, düşünüyor musun? Ay çok ayıp. Ama ne yapayım, daha komik oluyor. Diğer türlü bunu sorsam daha kötü yani. Bunu soruyorum, sonra diyorum ki, hani işte öylesine sordum falan. Gülüyorum, eğleniyorum, ne yapayım? Onun dışında bence en güzel şey, yola çıkmadan... Zaten her şeyin hayali gerçeğinden daha güzel ya, genel olarak. Benimle aşk öyle değil.
Neyse arkadaşlar, ne oluyor? Yola çıkmadan yola çıkacağınız belli. Hazırlık yapıyorsun zaten falan. Sanki her şey mükemmel olacakmış gibi onu ayarlıyorsun. E madem ayarlıyorsun abi, o zaman yola çıkmadan önce bir playlist yap, yol playlisti. Mesela ben biriyle buluşacağım zaman arkadaşlar, hadi size ne kadar takıntılı oldum. Onun tarzına, tavrına göre bir first date playlisti hazırlıyorum. Çünkü genelde bir arabaya biniliyor yani. Arabaya benziyor, diyorum ki bak bize playlist yapmıştım, açayım falan. Karşılıklı şok oluyor. Aklınızda bulunsun, bu da yazılımın bir kenarı.
Ve o yol playlistini yapacaksın. Ama o yol playlistinde sürprizler olacak. Onu bir stalklayacaksın. Spotify'a falan vardır. Bulursun yani. Onun böyle sevdiği şarkılar falan. Yani bu anta biliyor muyum? Arada böyle çok güzel bir elektrik oluyor. Arkadaşın da olsa, yeni tanıştığın biri de olsa... Yani yeni tanıştığınız biriyle uzun yolculuk gitmenizi tavsiye etmem. Ama hadi diyelim oldu. İş görüşmesi falan. İş görüşmesi de playlist hazırlamak.
Siz bilirsiniz, oraları ben karışmıyorum. Onun dışında ne yapılabilir mesela? Benim en sevdiğim podcast arkadaşlar. En sevdiğim podcastleri sıralıyorum ve de o yola uygun. Mesela diyelim ki geziye gidiyorsunuz. Hadi bu güzel kısmı. Gideceğiniz yerle ilgili rehberleri mesela dinlersiniz. YouTube'dan bir şeyler indirin, onları dinleyin. Bu arada mutlaka indirin ki... Çünkü yolda köye gidiyoruz arkadaşlar. İnternetin çekmemesini göze alarak, önceden hazırlıklı bir şekilde... ...ben indirmiştim diyeceğiz. Sonra karşımızda ki diyecek ki, vay be şu kıza bak ne hazırlıklı.
Aynen öyle kardeşim. İşte mini testler, onlar bunlar falan. Şöyle bir hazırlıklı gittik. Fakat yani insanız yani. 6 saatle odaklanıp bunlar yapılmaz değil mi? Hatta mesela bence karşımızdaki sürücü de eğer yer değiştirmiyorsak bir ara yalnız bırakılmalı. Kafasının içinde yaşamalı. O yüzden ben mutlaka o blackout maskelerimi var ya, şöyle kapatan koyuyorum. Hadi bye! Ben kaçtım deyip kapatıp böyle. Bir ara veriyorum, esperiyorum ki herkes rahatlasın. Ya da bunu yapmasanız da belki uyuyamazsınız... ...ya da öyle rahat etmeyeceksiniz Black Out maske karşınızdaki... ...ne yapıyor görmeden, sizin güven problemi. O yüzden ne yapacaksınız? Suskunluğun da okey olduğunu, suskunluğun da yaşanılması gereken... ...sustuğumuzda duymamız gereken şeylerin olduğunu da bilip... ...hatırlatacağız. Nasıl? Diyeceğiz ki yanımızdaki kişiye... ...tatlım sessizlikle bile rahat olmak güzel bir şey ama... ...bu tripli bir sessizlik değil yani dinlendirici falan. Sakın böyle söylemeyin.
Peki, bir tanem. Tekrar geliyorum. Yalnızsan. Benim gibi, eskiden olduğu gibi ve artık tekrar olacağı gibi. Çünkü... Ve şöyle düşündüm biliyor musunuz? Hadi oraya da bir es vereyim de. Babamla 8 yıl boyunca gittim geldim ya sürekli. Abi yani o kadar güzel bir şey ki. Günün birinde ayrılacağız.
Çok duygulandım. Kader bize ayrılana kadar, bu benim için çok güzel bir anı olmuş oldu. O yollarda biz saatlerce iş konuştuk. Saatlerce benim kariyerim hakkında, onun hakkında, bunun hakkında. Sürekli tahliller, ben anlatıyorum, baba diyorum terapist söyledi, baba diyorum böyle. O kadar güzeldi ki o sohbetler, baba kız yaptığımız şeyler. Günün birinde, ikimizden birine bir şey olduğunda, bu ikimiz için de çok güzel bir hatıra ve ben, biliyorsunuz ki hayatının çoğunu kaydeden birisi olarak, bunların da her yolculukta en az bir fotoğraf, bir video, bir şey kaydettim. Dönüp bunlara bakacağım, diyeceğim ki baba biz seninle ne kadar anı
Yani çünkü o durduğumuz molalar, yaptığımız şeyler, konuştuğumuz sohbetler... Arkadaşlar, günün sonunda bunlar kalıyor yanımıza. Bir de internet de yok ya, o yüzden daha da güzel yani. Sadece indirdiğim şeylere ulaşabiliyorum. Ve ben babam için hep hazırlardım o playlistleri falan önceden. Hatta böyle eski Türkçe şarkıların babamın zamanından kalan, Yeşilçam şarkılarının falan da... Remixlerini indiriyordum, babamı şaşırtıyordum. Babam dedi ki, falan filan diyorum, baba...
Çok garip bir şey yani. Aynı müziği böyle aynı heyecanla dinlemeniz. Ben remix olduğu için çok seviyorum. Babam Yeşilçam kısmını çok seviyor falan. Ortak bir paydada buluşuyorduk. Çok güzel oluyor. Yalnızsanız da ne yapacağız peki? Dedim ya. Dinlenmesi kolay podcastler. Mesela ben bazen ağır podcastler de dinliyorum ama o da bir bayıyor yani yolda. Sonra hemen ne yapıyorum? Komedi açıyorum. Boş muhabbet açıyorum. Çok seviyorum boş muhabbet. Yolda giderken. Eğitici de güzel oluyor ama her şeyin bir dozu var bir tanem. Bunun dışında eğer yani ben daha cool bir insanım diyorsanız... ...sesli kitap dinleyebilirsiniz. Size kalmış.
Ya da testi kitabı açın, story'e atın, sonra kapatın. Ay, en sevdiğim playlistlerim. Yani benim playlistlerimi hepiniz biliyorsunuz diye düşünüyorum. Ne yapayım, burada şey olamayacağım yani, mütevazi. Arkadaşlar, ben playlistleri yıllardır yapıyorum. Hep anlattığım o 20-25 yaş arasındaki Rockstar Ex-Girlfriend eramda. Retired Baddie eramda. O Baddie leftover, yani Baddie kalanları.
Arkadaşlar bunlar çok İngilizce oldu ama bunların Türkçesi yok. Geçen bu çocuğa şey dedim, ben Retired Betty'yim diyor ki Betty ne falan filan. Çocuk da bu arada şey yani hani Fransa'da doktora yapıyor. Açıklayamadım çünkü çevirisi o değil falan dedim. Neyse boş verelim bu konuyu. Ne yapıyoruz? İster ne seviyorsanız yani Indie, Lo-Fi, Instrumental. Ben en çok Ethnic Techno seviyorum yolda. Ethnic Techno'yu birazcık dinledikten sonra nereye geçiyorum? Türkçe Rap. Sonra bir UK Drill. Bayılıyorum. Central Sea falan. Çok severim UK Drill.
Öyle işte yani bu böyle radikal değişiklikler işte mesela 40 dakika bir böyle Türkçe remixler ama afro en sevdiğim afro sonra etnik tekno sonra arabesk biraz güllü çok severim biliyorsunuz böyle geçişlerde insanı dinç ve diri tutuyor gaza basacağınız yerlerde Türkçe rap denk gelirse falan şahane tadından yenmiyor tabi yolda dikkat ediyorsunuz sınırına gazaz dediğim işte 90'la falan gibi Neyse. Onun dışında arkadaşlar, diğer bir konu. Mutlaka ve mutlaka neyimize dikkat ediyoruz arkadaşlar? Fiziksel konforumuza herhalde. Çünkü genelde bir yere vardığınızda... ...insanlar sizde bir böyle sarılmak, konuşmak falan istiyorlar ya. Bir böyle selamlaşmak. Gittiğinizde ben şöyle kötüyüm, ben kötüyüm... ...çok kötü olduğunuzda oradaki beklenti de karşılayamıyorsunuz. O yüzden de haşat olmamak için çok kolay yapmamız gereken şeyler var. Bunlardan bahsedeceğim. Bilmiyorum yapıyormuşsunuz ama koltuk ayarını sık sık değiştirmek çok iyi geliyor. Mesela herkes benim araba kullanmama laf ediyor. Niye ayağını kaldırıyorsun falan filan. Çünkü abi arabada sol ayar gerek yok. Yani yıl olmuş kaç. Tabii böyle kullanmak da ne kadar sağlıklı ama ben sürekli ayağımı değiştiriyorum. Ya da koltuk ayarımı değiştiriyorum. Önü alıyorum, geri alıyorum. Çok basit bir hareket var tamam mı? Tıp da bu. Gastrokinemius'umuz var. Soleyus arkada. Boşverin latince ismini. Ayağımızı, bakın şimdi hayal edin tamam mı? Çoktan düke büke, yani gaza frene basıyormuş gibi boştaki ayağımızı hareket ettiriyoruz. Bu kadar, bu kadar. Bu şekilde çalıştırmış oluyoruz kaslarımızı ve bu mesela varisleri olan insanlara da öneriliyor. Çok oturanlara, böyle işte hemşire, doktora, nöbet tutan, ayakta kalan, öğretmen, kim varsa. Oturduğunuz yerden yapabileceğiniz çok iyi bir hareket.
Diyorum ya, sadece böyle yukarı aşağı, yukarı aşağı. That's it, baby. Hem de koltuk ayarını değiştiriyorsun. Bu ikisinin yaptığında bu mikro hareketlerle dolaşımını sağlamış oluyorsun. Daha ne anlatayım ben size? Ayrıca arkadaşım bir tanem, yan koltuktaysan, yani prenses koltuğundaysan... Kafana yastık, boynuna yastık, neyine istiyorsan orana yastık, popona yastık. Ama sürücü koltuğundaysan mutlaka ve mutlaka beline küçük bir yastık. Yapmıyorsan yap, göreceksin. Bana sonra teşekkür edersin. O sıkıntı değil. Şimdi bir de şöyle bir şey var. Mesela ben uzun yolda sağ ayağımı en rahat ayakkabıyı giyerken sol ayağımı giymiyorum bir tanem.
Abla, iğrençsin. Evet, iğrencim. Yanınızda iki arkadaş çıplak ayak görmek istemiyorsa... ...tabii ona sorarsınız. Ama görmek istiyorsa soruyorum. Ben babamla gidiyordum genelde. Diğer türlü de arabayı ben kullanıyorum. Kusura bakmasın. Bakmasın o da o zaman ayağıma rahatsız oluyorsa. Bu kadar basit. Arabayı ben kullanıyorum. Yapacak bir şey yok. Bunun dışında bir tane en sevmediğim bir şey... Klima sevmeyen insan. Klima çarpan insan. Klima dokunan insan. Bunlar bu hayatta benim red flag'larım.
Yani hani ben çünkü 18 derecede, hatta böyle yani 18 derece maksimum klima, suratıma çarpa çarpa gidebilen bir insanım. Klimanın karşısında uyuyan biriyim. Beni asla etkilemez. Ama babam etkiliyor mesela. Babamla giderken, hani babamın tarafını ful sıcak... O da klima seviyor ama benim kadar sevmesi imkansız. Mesela Amerika'da, Amerika'da kadınlar o kadar üşüyor ki. Ya da bilirsiniz Amerika'nın American AC olayı var. Çünkü Amerika'da o klimalar zamanında Wall Street'teki adamlar ceket giyiyor ya işte iş adamları, brokerlar falan takım elbise.
Onlara göre yapıldığı için, ki onlar kat kat giyiyor, onlar terlemesin diye, ki Amerikanlar çok soğuk seviyor zaten. Amerika'da yaz diye bir şey yok aslında. Çünkü hala kıymalı ve her yer soğuk, buz gibi. Amerika'da yazın dışarı çıktığınızda üzerine bize kazak alıyorsunuz. Yani yazın da olsa. Çünkü üşüyorsunuz, her yer soğuk. Hastaneler de buz gibiydi. Orası taj yaparken falan ben... Yani her yerim donuyordu. Böyle dudaklarım morarıyordu. Vallahi abartmıyorum. Ameliyathanede de yasak içinize bir şey giymeniz. Steriliteyi bozuyor. O yüzden kadınlar kendilerine steril olacak şekilde ameliyathanede... Sveter kazak falan değildi anladığınız için. Daha çok kalın şeyler yaptırıyordu yani. Ben de onları yaptırıp giymiştim. Çünkü donuyorsun. Ben de öyle seviyorum. Ve o soğukta bir de buzlu su. Yani ben çok soğuk seviyorum. Sıcağa asla dayanamıyorum. O yüzden yanınızdakiyle bunu konuşmak gerekiyor. Kardeşim üşüyorsan kafana bir şal bağlayacaksın. Üzerine bir kazak getir. Çünkü ben donmayı seviyorum. Ben mesela gece de 13 derece, 14 derece yatıp üzerime bir battaniye alacağım. Kendimi korunaklı ve güvende hissetmem gerekiyor.
Şimdi bir tanem, dikkat etmemiz gereken diğer bir şey de yol şartları. Bildiğiniz üzere bu ablanız, bu kardeşiniz, bu bacınız... ...bir gecelik nöbete küçük boy kabin valiziyle gittiği için... ...tahmin edersiniz ki uzun yola gittiğinde de vardır bir şeyleri. Arkadaşlar, bu yol şartlarına kendimizi hazırlamazsak... ...haliyle günün sonunda haşat oluyoruz. Ben ne yapıyorum? Özellikle yandaki... Adı ne onun ya? Araba trenleri de çok zor ya. Yandaki şey var ya, konsol mudur nedir? Ara konsol. Oldu mu? Kol konsolu.
Oraya arkadaşlar sürekli dudak balmı. Çünkü ben bir sıkıntım var, sürekli sürüyorum. O yüzden onu mutlaka koyuyorum. Bir diğeri, mutlaka ve mutlaka güneş gözlüğü. Bir de benim gözlerim bozuk, o yüzden normal gözlükle koyuyorum. Ve bir diğeri arkadaşlar, nemlendirici. Oldu da yolda bir yeriniz kurudu. Pardon, ne yapacaksınız?
Yola devam edemem bu şekilde. Peki, gelelim 1.8 sene acilde çalışmış bir doktor olarak. Yolda yanımızda olması gereken acil durum kiti nedir? Herkesin acil durum kiti farklı olabilir. Bunu kustomize edebilirsiniz, yani kişiselleştirebilirsiniz. Ama ben size basic'leri, yani temelleri söylemekle yükümlüyüm arkadaşlar. Bir yemin ettim dönemiyorum. Şimdi burada küçük aslında ama işte büyük şeylerden bahsetmek isterim size. Mesela deodorant.
Abi çok önemli. Özellikle yanınızda biri varsa, yolda ne olacağını bilemeyiz yani. Bir anda belki sizi ter bastı. Gerçi deodorantınız iyiyse anda ter bastığında bir şey olmaz. Bu arada Hadise şöyle bil ki ilk ter kokmaz, ikinci ter kokar. Niye? İlk terde sıkıntı yok çünkü daha o bakteriler yeni çıktı. Sonra cildinizdeki bakteriler o terle birleşince o zaman kokuyor. Yani çok kısaca böyle söyleyeyim. Mantı biliyor muyum? O yüzden ilk ter kokmaz, korkmayın. Duş alıp gidiyorsanız yola ilk terde bir şey olmaz. Anladık abla.
Sonra bir tane ıslak medil falan vardır arabada bunlar zaten. Çorap ben çorap da alıyorum çünkü dedim ya bir ayağımda ayakkabı var diğer ayağım çıplak o yüzden çorap alıyorum haliyle sizde alın yedek çorap. Ayrıca ben mutlaka ne alıyorum parfüm ama parfümümün büyük boyunu zaten büyük valizime koyduğum için asıl valizime Yanıma da şey var ya atomizer'lar, yani parfümünü küçük şeye koyuyorsun. Onu yanıma alıyorum mutlaka, pıs pıs pıs. Ama çok dikkat etmek lazım. Yanımızdaki yolcuyu rahatsız etmemek lazım. Yoksa ardına bakma yolcu, kader almaya geldi seni benden demek zorunda kalırız. Ben mesela nöbetteyken, bazen böyle odada gece yatmadan önce falan... Gece yatmadan önce bir öteki kaç saat... Yani bazen dinleniyoruz yani.
Aa, ifşa! Ve arkadaşlar o zaman birkaç tane fıstık yiyordum mesela. Bazı parfümleri bazıları sevmiyor. Ben çok dikkat ediyorum aslında ama niş parfümü falan herkese hitap etmiyor. Yani rahatsız olabiliyor birileri. O yüzden dikkat ediyorum. Siz de eğer yanınızdaki sevmiyorsa böyle kapalı alanlarda dikkat ediyorsunuz. Doğru illa ki. Ama dedim ya, yükümlüyüm söylemekle.
İşte cımbız. A da. Şaka. Ama cımbız gerekli arkadaşlar. Cımbız, törpü. Bunları zaten biliyoruz ama yanıma koyuyorum yani haliyle. Çünkü her şey olabilir, yolda bilemeyiz. Peki gelelim arkadaşlar yolun en güzel kısmına. Mola. O molalar. Neden en güzel kısmı? Yani şu anda bir anket yapsam. Yolun en güzel kısmı ne? İşte müzikler mi, scenery yani gezdiğimiz yerler mi, gördüğümüz yerler mi?
Yoksa tek başınalığı mı? Yolun yolda olması mı? Ve diğer bir şey, mola mı desem? Ben eminim. Bir metal analiz yapmadım, okumadım ama eminim ki. Mola der çoğumuz. Molanın işlevselliği, fonksiyonunun dışında... Onu da geleceğim. Nelerle karşılaşacağını, o yoldaki hissiyatı falan bilmiyorsun ya. Bir de mesela bir yolu birkaç kere gittiysen... ...hep aynı yerde molada durmak sana böyle bir familiarity... ...yani benzerlik hissiyatı, aidiyet hissiyatı yaratıyor ya. O çok bambaşka bir şey.
Bir de bazen şey oluyor. Mesela bir yol gittin diyelim ki o İstanbul-İzmir yolunda, İzmir-Çeşme yolda falan. Ben gitmiyorum Çeşme'ye falan da eskiden gidiyordum. Neyse, o zamanlar böyle o yolda daha önce başka biriyle durmuşsun mesela o molada, o istasyonda. Şimdi başka biriyle aklımda geçiyor. Diyorsun, vay anasını, neler yaşandı. Ama karşındaki bilmiyor. Neyse, aman öyle işte. Bunun dışında molanın fonksiyonuna gelirsek bir tanem, asıl amacına. Şimdi uzun yolda kaç saatte bir duruyorsunuz? Ben eskiden ergenken, Ankara'da okuyorken Gazi'de, İstanbul-Ankara yolunda hiç durmuyordum. Ve bundan övünüyordum falan. Ben durmadan geldim. İşte 3 saatte, 3 saatte tabii gelemem de. Bu o kadar yanlış ki. O zaman ergendim arkadaşlar. Büyüdüm, geliştim. Artık yapmıyorum böyle şeyler. Siz de yapmayın.
Yolda durmamız gereken saat ne biliyor musunuz? Bakın söylüyorum. Kulaklarınızı dört açın. 2-3 saatte bir. Yani Ankara yolunda en az bir kere durması gerekiyor. Ve ben işimi şansa bırakmıyorum. Genelde öncesinden bakıyorum yola. Şurada falan durabilirim diyorum. Çünkü seçiyorum. Benim için nerede durduğum çok önemli. Hem o yerin tuvaleti iyi olacak. Hem içindekiler iyi olacak. Hem madem durdum yani, içinden güzel beğeneceğim, alabileceğim şeyler olacak. İnsanın prensipleri olmalı arkadaşlar. Gustavus olmalı. Yanımızdaki burada duralım der. Biz de deriz ki, hayır ben orada duramam. Ben şurada duracağım. Benim prensiplerim var. Peki, neden 200 saatte? Bu 200 saati kimi koymuş? Niye böyle bir kural var? Çünkü bir tanem, birincisi, tuvalet ihtiyacımızı geciktirmeyeceğiz. Niye? Sistis oluruz çünkü.
Bu bir... Gerçekten olursunuz bu arada yani. Geciktirmeyeceksiniz. Geldim, boşalt. Geldim, boşalt. Bu böyle bir boşaltım süreci. Biz böyle evinleşmişiz. Allah bizi böyle yaratmış. Kusura bakmayın. Bunun dışında tuvaletimizi yapmazsak gittiğimiz yere şişik gideriz yani. Kim bunu ister? Zaten yol şişiriyor. Bir de... Bol su, bol şiş. Tamam mı? Bol ödeme atmaca. Yani yola çıkmadan bromiden içmenize gerek yok tabii ki bunun için. 10 dakikada bile işemezsiniz. Ama en az 2-3 saatte bir idrar boşaltımı süreci gerekli. Bu arada işemekte bence bir şey yok bu terimde. Tuvalet dışında aklıma başka bir şey geliyor mu? Tabii ki geliyor. Molda ne yapacağız arkadaşlar? Bazen duruyoruz ya modalarda falan. Böyle görüyoruz adamlar kültür, fizik yapıyor. Geriniyor falan. Ben sağlıklıyım modu. Ama haklılar yani. Çünkü o küçük esneme hareketleri, omuz, boyun, bel, o kadar iyi geliyor ki o anda. Yani biraz da havalı olmak istiyorsanız matınızı arkaya koyun. Açın matınızı abartın. Gerçekten çok iyi. Çok ufak hareketler. Bizi o yolda kurtaracak şeyler bunlar. Yapın. Küçük yürüyüş. Yani arabanın etrafında bir tur atmak. Gerçi monolda da atacağız da bir tuvalete git gelmek de o yürüyüş bile... Tuvalet mi? Başlayacağım tuvaletine. Ama oradaki yürüyüş bile çok önemli.
Küçük ufak ayak bilekleri, küçük manevralar. Tamam mı? Unutmuyoruz bunu. Bir de bir tanem, bence yolda ister İstanbul Ankara, ister İstanbul Bodrum, ister İstanbul Van olsun... ...mutlaka ve mutlaka yanımızda bir yedek tişört... ...ve yol boyunca o tişörtü değiştirmek. Kışın tabii ki yani bu kadar olmasına gerek yok ama yazın mutlaka bence rahatlatıyor. Hem psikolojik hem de fiziken. Tuvalet dedik, esneme dedik, kültür, fizik dedik, o da dedik, bu da dedik. Ama geliyoruz, yine bize bir anket yapsam dersiniz ki, molada en çok sevdiğiniz şey...
Evet arkadaşlar, yol acıktırır. Ama uzun yolculukta mola verip bir şeyler seçmek bambaşka bir keyif. Ki beni biliyorsunuz yani, yemeğe olan aşkımı, benim için önemini... Ve uzun yolda bunun zevki bambaşka. Size nöro-gastronomiyle açıklardım.
Ama şu an başka bir şeyden bahsedeceğim. Biliyorsunuz ki ben genelde aç gezebilen biriyim. Sabah kahvaltıları bazen geciktiriyorum ya da hastanede hep yemiyordum. Ama yolun olayı başka. Yolda ayrı bir enerji düşüyor, bir midem kazınıyor, bir böyle mola gelsin diye heyecanlanıyorum. Ve o molada o raflara bakmak, bugün ne yesem diye karar vermek, böyle yanındakiyle konuşmak, ay ne alsak, şunu mu alsak, bunu mu alsak demek.
Ayrı bir zevkli. Ve bunu nerede yapmak ayrı bir zevkli? Opet'te. Niye? Opet'teki fast food ürünleri... ...tam bu anlar için şahane. En sevdiğim şey ne biliyor musunuz? Taze simitleri var. Bir de arkadaşlar, biliyorsunuz ki... ...bir reggae döneminde bir de yolda alınan kaloriler... ...sayılmıyor. Her şey sıfır kalori. Bilimsel değil. O yüzden rahatlıkla yiyebilirsiniz. Bu çok bilimsel. Bir de benim için diğer bir önemli şey arkadaşlar. Fast food'un kahveleri de çok iyi. Biliyorsunuz ki ben kahvesiz zaten yapamıyorum.
Bir de yolda konsantrasyon ihtiyacı olduğu için kafeinsiz... O yüzden kahvelerin niye olması da beni o molaya girerken ayrı bir heyecanlandırıyor. Bir diğer rütinim ne? Özellikle ilk molada detoks ümüte almak. Çünkü yola başlarken ayrı bir iyi oluyor. Ayrı bir freshleniyorsun. Böyle yola hazırlık oluyor. Yani bir tanem, molada böyle lezzetli bir şeyler yemeye ya da içmeye ihtiyacınız olduğunda... ...opete gönül rahatlığıyla uğrayabilirsiniz. Yani çeşit çok, benden söylemesi. Bir tanem, peri bacaları. Yolda kendini ihmal etmemek... ...hangi istasyonda durduğunla da alakalı, tamam mı? Yani rastgele bir durak değil, seçileceksin o durağı... ...ve bu sayede o uzun yol ne kadar uzun olursa olsun... ...sen yoldasın güzelim. Yani yolda olmaya mecbursan arkadaşım... Neydi? Birçok söz var ama şu an söyleyemiyorum. Ayıp, siz anladınız. Mecbursan arkadaşım, yolu güzelleştireceksin bir tanem, tamam mı? O yüzden yaptıklarımı yap, hayatına keyif kat. That's it, baby. Bir şey daha diyeceğim. Unuttuğum bir şey varsa siz yolda ne yapıyorsunuz, yazın bana. Çünkü belli ki benim daha çok yolum olacak. Özellikle bir planım var. Böyle karavanla, babamla tüm Türkiye'deki illeri gezip, sizi de buluşmak falan gibi.
İnşallah olur yani. O yüzden uzun yol benim için ayrı bir anlam kazanıyor. Siz de bana yazın ne yaptığınızı. Şimdi bir laf söyleyeceğim. Çok jenerik tamam mı? Ama size iyi gelecek. Arabanızın da ruhunuzun da suyu bitmesin. Bu arada arabanızın suyunu kontrol etmiyorsanız kızlar edin. Her zaman bu sizin için yapacak biri olmayabilir. Sizi çok seviyorum. Kendinize iyi bakın. Hayırlı yolculuklar. Bon voyage. Bon voyage. Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.