
4.375 kelime · ~22 dk okuma
Arkadaşlar öncelikle sizi harbi çok özledim. Harbi. Dümenden değil yani. Ayrıca yani gördüğünüz tatile gittim falan. Kafa tatili ama tatil yani. İyi gelmem gerekiyor. Sesim de iyi olması gerekiyordu. Anlamadım ne oluyor anlamadım. Birincisi evet bu şımarıklık. Kabul ediyorum. Çünkü bir derdim yok. Ve yine dert yanıyorum yani. Hani bu nerenin şımarıklığı? Hangi köyün bu? Ama öyle bir laf da yok yani. Ne söylediğimi de bilmiyorum. Araftayım. Ama... Kankam, bak şimdi, istifadeyle 50 gün oldu. Ben bu 50 günde öyle hedeflerim vardı ki başta. Eve çıkamadım hala yani. Çıkmadım, çıkamadım, whatever. Neyse, çıkmadım işte. Ne yaptım? Boş boş. Yani, bir şey de yapmadım öyle. Plan da yapmadım. Bana diyorlar ya hani, çalışıyorken daha aktiftin İnstagram'da falan. Haklı, haklısınız yani. Ben belki Boyabat'ta sıkılıyordum. Belki sosyal medyada benim için çok şey, bir alan oldu. Kendimi ifade edebileceğim, sosyalleşebileceğim iş. Şimdi abi,
Koyuyorum telefonu oraya, tüm gün orada yani ne yapıyorum belli değil yani. Ve bu ne yapıyorum belli değillik beni özellikle tatilden sonra iyice germeye başladı. Çünkü rutinlerim falan gitti ya. Uyku saatim, hoyum, buyum, şuyum, ne bileyim. Döndüm böyle bir hani şey oldum. Kaçırıyorum ya bir şeyleri falan. Ama boş trip benimki, anlatabiliyor muyum? Yani mutlu değilim, mutsuz da değilim. Araftayım, izliyorum olanları.
Bir tatilde şeyi fark ettim yani. Ben size arkadaşlık anlatacağım da. Hazırsanız başlayalım. Bir dakika arkadaşlık anlatacağım da konuşasım var anlatabiliyor muyum öncelikle? Neyse hazırsanız bomboş dertlerim, arkadaşlık ve sizin sorularınızı cevaplamak için bölüme başlamak isterim. I love you. Doktor
Gileç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back to your area. Şimdi ben ne diyordum kankam? Nasıl yaşıyorum biliyor musun? Sanki Eylül'e isyan gibi. Nasıl yani? Yani Ağustos ayı böyle yeni sezona hazırlık yapacağız da öyle geçip gidiyor falan. Uzaktan bakıyorum, izliyorum kendimi. Yaşayan ben değilim. Bomboş dertlerim var böyle yani. Ne yaptığımı da anlamıyorum ne hissettiğimi. Şimdi benim şöyle bir problemim var.
Anı yaşarken sürekli beynimde, tuvalete gittiğimde özellikle, başka birindeyim diyorsam falan, ya da restoranda, gittim tuvalete, ne yapıyorum, neredeyim, tamam. Durumumuz ne? Mental durum ne? Fiziksel durum ne? Şuradayız, buradayız. Bir durum değerlendirmesi, hem duygu durum hem fiziki durum, durum değerlendirmesi yapıyorum. Bir hasar tespiti, ekspertiz falan orada bir çıkarıyorum şöyle ve anlamaya çalışıyorum yani.
Neredeyim? Ne yapayım? Şimdi anlamıyorum yani ben neredeyim? Ne hissediyorum? Mental durumum ne? Anlamıyorum. Bunları niye düşünüyorsun diyebilirsiniz. Sorun da bu zaten. Bunu düşünme, yaşa, görevini yap. Yok. Önce anlayacağım durumu, tespit edeceğim, paketleyeceğim, kaldıracağım. Sonra görevleri teker teker yapmaya başlayacağım. Ama anlamıyorum ya ne oluyor? Niye böyle hissediyorum? Niye böyle şu an ben böyleyim? Niye mutsuz değilim de niye mutlu da değilim kardeşim? Bir derdim yok. Niye mutlu değilim falan. Derdim yok derken tabii ki vardır derdim. İşte kitap çıkacak. Kapağını yapmam lazım. İnstagramı çok boşladım. Çok çok çok boşladım. Doğru düzgün video çekmem lazım ona. Ondan sonra podcastlarımı yapıyorum sürekli. Çok istikrarlıyım. Onda bir şey yok.
Antep'te yedim ettim falan filan bunu elli kere söyledim işte kiloyu hallediyorum bir şekilde bugün de onun videosunu koymuştum instagrama ama sildim beğenmedim kendimi body dysmorfim izin vermedi body dysmorfide konuşacağız bu hafta ben çekeceğim ya bu haftayı haftaya cumaya yayınlarım geçen demiştim ki hazır mıyım bilmiyorum koymak için ama artık o kadar içimden bir ses bağırıyor ki yap şunu yap şunu çünkü beni çok zorluyor ya çok zorluyor Ya dostum dediğim insana bile, yani utanıyorum abi bir şeylerden. O kadar sağ olsun kendi rahatlattı ki beni tabii ki. Onu da anlatacağım arkadaşlıkta. Onu yanında rahat hissettim. Yani benim için bir insanın dostunu desen bile yanında rahat hissetmem çok zor. Bunu bilen bilir ama onu haftaya konuşacağız. Ya da bir sonraki bölümde işte.
Kankam başka ne oldu? Çalışmam lazım işte. Yani oturup çalışmam lazım. Artık bir de hani çalışmam gereken şeyler eski mesleğim, eski mesleğim diyorum. Eski işim gibi değil yani. Hasta bakmıyorum yani. Beyin kreatif şeyler yapıyorsun, daha farklı bir mesai gerekiyor.
Ben bunları eskiden doktorluğun yanında çerez niyetine yapıyordum ama şimdi aslında bunlar işim oldu. İşim olduğu için yani işim bu otur yap gibi değil mi? Ama ben hep çerez niyetine yaptığım için hala çerez gibi görüyorum ama çerez değil artık abi bunlar senin işin bu yani. Yap işte şunu. Kendime çok kızıyorum. Bir de gittim ya şimdi Antep falan yerlere. Böyle zevk almam gereken şeyler var mesela hayatta.
Sadece yemekten zevk alamıyorum. Başka bir şeyden zevk almıyorum. Yani anda kalamıyorum ki abi. Ne büyük dert, ne büyük... Ama şöyle yani, bana baksanız ben bir ortamda, sürekli elim ağzımda ya tırnaklarımı kıtlıyorum falan, bir şey düşünüyorum, sürekli bir şey düşünüyorum, sürekli kafamda bir tilki yani. Orada herhalde başka neler düşünüyorsam, işte gelecekle ilgili, planlarla ilgili, onunla bununla yani. Sürekli bir analizlere sadece o an ne hissettiğimi düşünüyor olabilirim. Ben şu an ne hissediyorum? Yeterince mutlu muyum?
Niye mutlu değilim kardeşim ben? Ya ben şu anda şey diyorum, istediğimi yiyebiliyorum. Yanımda sevdiğimi dostum var. İşte dostumun dostları var falan. Çoğaltabiliriz bunları, türetebiliriz. Ve günün sonunda diyorum ben neden mutlu değilim? Çok kötü bir şey ya. Ya başka dert vermesin Allah'a. Elli kere söyledim bunu da anladınız demek istediğimi. Ne yapayım şu an hissettiğimi söylüyorum. Tabii ki büyük bir şey değil. Tabii ki yani sağlığım falan yerinde, kabul. Ama bunlar da olabiliyor hayatta. Ve siz de bunları yaşıyorsanız bilin ki ben de yaşıyorum.
Bu yani. Anlatmayayım mı? Ne anlatayım? Erkekler mi konuşalım? Sorularınıza baktım bu arada. Birkaç tane de öyle soru var. Kendi anlık durumlarımı konuşmayacağım. Ama genel konuşacağım. Söz verdiğim için. Yoksa böyle çok da önemli bir şey olduğu için değil. Matah bir şey yok yani. Fakat ne var? Matah bir şey olmasa da... ...kendimle ilgili terapistle de konuştuğum çıkarımlarım var. Böyle yani... ...benim için her yeni deneyim... Öğretici oluyor. Bakıyorum neyi yanlış yapıyorum. Bu sefer de bunu yanlış yaptım. Bu arada her şeyi doğru yapsanız da bazen işler istediğiniz gibi gitmeyebilir. O gitmedi diye neden bu böyle olmadı demeyeceğiz. Doğru yapmaya devam edeceğiz diyor birileri. Şimdi gelelim podcast'ımızın asıl konusuna arkadaşlık ve değişen fikirleri.
Ben podcast ile başladığım ilk zamanlarda arkadaşlıkla ilgili bir bölüm yapmıştım ama ne söylediğimi çok hatırlamıyorum. Bu kadar takılmamak, arkadaşlık konusunda biraz daha bencil olmak falan gibiydi sanki. Öyle hatırlıyorum. Çünkü öyle düşünüyordum. Neden? Çünkü deneylememiştim. Şimdi biraz size bir geçmişlerimi bahsetmek isterim. Retrospektif bir hikayeyi anlatayım size.
Ben arkadaşlar hayatım boyunca tekildim. Yani benim hiçbir arkadaş grubum olmadı. Kız arkadaş grubu Whatsapp'ı var ya benim hiç olmadı. Sıfır. Hiç. Yok. Hiçbir arkadaş grubuyla tacile gitmedim öyle. Bir kere gittim. O da sadece birini tanıyordum. Diğerleri de arkadaşlarıydı. Hani ben çok muhatap olmak derken çok konuşmadık diğerleriyle. Yani tanımıyordum hiçbirini. İki gün falan zaten. O da kendi grubum değildi yani. Tatilde böyle gidip evinde kaldım. Bir kere kaldım. O da arkadaşımın ailesinin evinde. Şimdi hatırladım hatta onu da. Bir kere kaldım ama bir buçuk gün mü? Öyle bir şey. Küçüktüm. Üniversiteye hazırlanıyordum falan. O kadar. Ailesi çok iyi insanlardı. Çok iyi bakmışlardı bana. Yazlığa gitmiştim. Öyle başka da yok yani. Hep kendi dünyamın içindeydim ben çünkü. Yani kendi sıkıntılarım, kendi meselelerim vardı. Üniversite zamanında öyle. Çok derslere de gitmiyordum zaten. Lise zamanında, valla kendi dertlerimden başkalarıyla alışveriş yapabilecek, yani duygusal alışveriş yapabilecek bir potansiyelim yoktu. Lisede çok tatlı arkadaşlarım vardı fakat arkadaş grubum yoktu.
Arkadaşlarım varsa da bir oradan arkadaşım var, bir buradan. Farklı farklı insanlar, farklı kişiler falan. Öyle eve gitmeli, gelmeli bir arkadaşlık da yoktu. Ve şu anda da çok iyi dostum var, 3-5 tane. Ve bunların çok azı İstanbul'da. Hepsi genelde ya yurt dışında ya şehir dışında. O yüzden de öyle sürekli görüşülen, evine gidip kalınan, beraber yaşanılan bir arkadaşlık yok, olmuyor.
Ve bu yüzden arkadaşlık dediğimiz kavramda benim hayatımda hep belirip mesafede kaldı. Kendime batırıyorum burada çuvaldızıyla ne varsa. Ben de hep mesafeliydim çünkü. Güven problemim var. Güvenemiyorum insanlara. Biriyle bir şey konuştuktan sonra elli kere aklımda o. Acaba işte bu buna ilgili yanlış bir şey söyler mi? Gidip bunu yapar mı? Bunları yaşamamak için de görüşmüyorum kimseyle bazen. Arkadaşlarım 3-5 tane, onlara çok güveniyorum mesela. Ama onlara güvenmem de zaman aldı. Hakikaten de bugüne kadar hiçbirinde bir tane fahsusunu görmedim. Maşallah diyeyim.
Peki ne oldu? Ne oldu da benim fikirlerim değişti? Ne oldu? Bir arkadaşa dinledim arkadaşlar. Bu kişi benim sınır ihlallerimde olan takıntımı, güven problemimi hepsini anladı. Gördü, hissetti. Belli zaten. Ama görmesine rağmen buna karşı bir hassasiyet geliştirmeyebilirdi fakat geliştirdi. Bana o kadar hassas davrandı ki ben istedim, ben zorladım, ben üzerine gittim.
Bir gün böyle ağlayarak kendisini aradım. Bir şeyle ilgili dertlenmiştim. O kadar yakın bile değildik. Fakat kendimi çok rahatsız ediyordum yanında. Beni hiç şey yapmıyordu ama böyle. Hep ben onunla gidiyordum. Tamam mı? Bayağı bir süre sizle bizle konuştuk hatta. İki ay falan. Ben ağlayarak bir şey anlatıyorum. Ama siz biz diyoruz birbirimize. Benim öyle bir huyum da var ya. Sen diyene kadar imanım gevriyor. Öyle mi denirdi ona? Neyse. Ve bu kişi arkadaşlar gerçekten o aradığımda da o kadar ya benim hayatımda belki yani birkaç sayılıktır bunu hissettiğim
Benim dertlerim bazen anlaşılması zor. Mesela bugünkü gibi yani. Anlaşılması zor ve boş dertler gelebilir. Çünkü genelde insanların dert diye gördüğü şeylerden daha farklı olabiliyor. Anlıyorum. Ama günün sonunda beni çok etkiliyor ve kafamı çok meşgul ediyor. Ha ben niye bunu kaldırayım, ben niye bununla uğraşayım falan denilebilir. Bunu da anlıyorum. O yüzden de ben de tamam saygı duyuyorum arkadaşıma. O zaman dertlerimizi anlatmayalım, arkadaş olmayalım. Okey. Ama ben de bir arkadaşımın derdi varsa, benim hiç anlamayacağım bir şey bile olsa,
Hiç anlamayacağım bir şey bile olsa, oturup araştırıp neyse, ekonomisi bile atıyorum, kendi ekonomisi değil genel yani, neyse o, oturup araştırıp içselleştirip bir şey sunarım, bir çözüm sunmaya çalışırım, anlamaya çalışırım. Ben böyle olduğum için de karşımdan da bunu bekliyorum. Böyleyim çünkü ben bunu seviyorum. Ya yap ya hiç. Olmasın abi o zaman yani. Derdimi söyleyeceğim. He kanka geç boşver kanka. Dert etme. Yok böyle bir şey. Ben de öyle yapmıyorum. Yanında oluyorum. O yüzden ben de. Ve bu kişi ağlayarak aradığımda ya da herhangi bir böyle benim işte bu saçma sapan problemlerim. Ya bakmayın böyle dediğime. Benim saçma değil. O kadar durumu içselleştirip, anlayıp, empati gösterip, böyle kafasında bunu tekrar tekrar düşünüp, bana çözüm önerisi, en azından bir omuz, en azından dinlediğini belli eden mimik jest bunlarla geldi ki ben gerçekten güvendim, dinlenildiğimi, anlaşıldığımı hissettim, değer hissettim, güvenli bağ kurmaya başladım. Benim sorunum güvenli bağ kuramamak arkadaşlarımla da, zaten romantik ilişkileri geçiyorum.
Ve bu hayatımda ilk kez tattığım bir şeydi yani. Ve sırf bu tattan ötürü teşekkür ettim kendisine. Dedim ki, ben bu arkadaşın evine gittim arkadaşlar. Dostum dostum diyorum ya. Bu farklı bir boyutu yaşadığım arkadaşımın evine gittim. Ve kendi evim kadar rahat, böyle hospitalite, o misafirperverlik... Hani Antepli bir de, Antepli misafirperverliği ayrı oluyor yani. O kadar çok farklıydı benim için. Yani böyle diyorum ki yani bir arkadaş bir arkadaşa bunu yapması falan. Diğer arkadaşları da öyle. Arası maşallah yani çok iyiler. Böyle benim hiç görmediğim şeyler bunlar. Çerem'de de çok yani dikkatimi çekmiyor. Ya da bana böyle toplu arkadaş grupları hep samimiyetsiz, hep birbirinin arkasından konuşan, hep böyle böyle geldi ve o yüzden hiç içlerine girmedim bu arada. Çünkü ben sevmediğim bir insanın yanında durmak istemiyorum. Durmuyorum. Azıcık bile hoşlanmıyorsam buluşmuyorum. Üçlü kişide buluşmam ben. İki kişi. Üç kişi olunca çünkü sevmiyorum abi o dinamikleri. Yani benim için arkadaşlık sadece sosyal bir bağ değil, aynı zamanda bir güvenlik alanı. O güven alanımı aldığım kişiden de çok çok güzel bir aramızda şey oluyor, paylaşım, etkileşim, alma verme dengesi. Ve şunu fark ediyorsun, ben onu da fark ettim, evet ben tekilken iyiyim, evet işte onun ayrı bir bağımsızlığı var, onun ayrı bir suçlusu var ama hepimizin hayatında bir yerde güvenli bağlanma ihtiyacı var haliyle.
Ve bir insan sorunlarını dinleyip sadece kulak vermekle kalmıyor, onları içselleştirip kalbinde taşıyorsa, işte orada ne öğreniyoruz biliyor musunuz? Ben ne öğrendim bu deneyimden, arkadaşlık deneyimden? Ben olduğum gibi kabul edilebilirim ve benim bu yüküm paylaşılabilir. Hayatın içinde bir tür bir iyileşme yani. Ve arkadaşım da enerjisel anlamda gerçekten çok güzel bir enerjisi var. Maşallah ona. İnsanın anlatası geliyor yani, insanın paylaşası geliyor. İnsan orada dinlendiğini hissediyor.
Ayrıca yani modern hayat, modern şehir bizi bireyselleştiriyor. Ben bunun çok şey bir örneğiyim yani bayrak taşıyan bir örneği. Hepimiz kendi küçük adalarımızda yaşamaya başlıyoruz. Bağlantılarımız çok ama bağlarımız yüzeysel yani. Oysa mesela bir arkadaşının işte evinde kalmak, şehir dışında özellikle falan. Aynı sofraya oturmak, sabah kahveni beraber yapmak, işte duş sırasına girmek falan. Abi çok normal gelebilir ama ben bunları yapmıyordum, yapmadım yani. İnsanlığın aslında binlerce yıldır hayatta kalmasını sağlayan şey bu kolektif dayanışmana. Senin bana evinin kapısını açman, benim sana yüzüklerimi açmam, kendi sorunlarımı açmam. Bizi yani bir anlamda da toplumsal bir dokunum parçası yapıyor. Kanka! İşte bir tanem bu yüzden benim için bu deneyim harbi dönüştürücüydü. Ailem bile şaşırdı. Ailem aradı, iyi misin falan dedim. İyiyim falan, şaşırdılar. Ben Instagram kullanmadım kaç gün falan. Çünkü anlamıyorum ne oluyor. Daha önce deneyimlemediğim bir şey yaşıyorum. Ve mutluydum. Yani şu an bu eve geldiğimdeki, şu anki tribün bütünlerimle alakalı. Konunun hiç öyle, bunların alakası yok da.
Çünkü benim için arkadaşlık gerçekten soyut bir kavram olmaktan çıktı. Daha somutlaştı. Ve ben de vericiydim. Okey. Ama daha farklı bir boyutunu gördüm. Arkadaşlar için bir şeyler yapmanın, etmenin. Birbirimizin sağlığı için kendimizden vererek bir şeyler yaptık. Fedakarlık yapmak. Bunlar o kadar güzel şeyler ki. Şimdi mi öğrendin ablam?
Arkadaşlık mesela benim için ne oldu? Bir insanın hani yanında kendini rahat hissetmek, hiçbir şey saklamadan ben buyum diyebilmek ve en önemlisi yani onun yükünün yarısını taşıyabilmek falan. Yani ben bir önceki podcastinde boşverin arkadaşlık şöyle böyle bireysellik falan filan muhabbeti yaptım gibi sayılır yani hani. Ama aslında arkadaşlık da ruhsal açıdan güvenli bir liman. Yani sosyolojik olarak da bizi yalnızlıktan kurtaran en güçlü bağ bir tanem. Eğer hayatınızda böyle hissettiğiniz biri varsa o bağın kıymetini bilin.
Çünkü bu gerçek arkadaşlık olayı bana neyi hatırlattı? İnsanın kendi hikayesini yalnız taşımak zorunda olmadığını. Paylaşabiliyorum. Güvenmeyi öğrendim. Hükümü paylaşmayı öğrendim. Gerçekten rahatsız olduğum, kendimle ilgili eksik gördüğüm şeyleri size açıyorum ama o bambaşka bir şey arkadaşlıkla açtığın şey.
Bunu öğrendim. Daha az yargılamayı öğrendim. Çok başka bir şey ya. Neyse ben daha fazla duyulanmadan bu arkadaşlık mevzunu şu an için kapatıyorum. Size updateleyeceğim bu konuda. Gelişimimi anlatacağım. Biraz ara verelim, sonra sorulara geçiyoruz. Seviyorum seni kankam!
Bir tanem, ara verdiğimizde şey düşündüm. Ben de ara verdim by the way. İnsanların dertlerine bakıyorum. Sonra kendi dertlerime bakıyorum. Neymiş efendim, rutinlerim bozulmuş. Triple girmişim. Neymiş efendim, anda kalamıyormuşum. Neymiş efendim, çok düşünüyormuşum, çok enerji falan filan hissedim. Abi, şunu düşünüyorum. Bunların hepsi günün sonunda şu yüzden oluyor. O kadar mükemmeliyetçiyim ki ve bir şey mükemmel olmayınca
Ayarım kayıyor, şirazem kayıyor. Lan ne mükemmel ki hayatta, ne mükemmel. Sen hangi hadle mükemmel olmayı bekleyebiliyorsun? Yani bu nasıl bir şuursuzluk? Kendime kızıyorum harbi ya. Yani kim sana ne yaşattı ki mükemmel olmak zorundasın ve öyle olmadığında, her şey yerinde olmadığında hayattan keyif alamayacak hale gelmişsin yani. Yazık harbi. Bunu yaşayanlar da yazık. İğrenç bir şey ya. Yetinmek diye bir his yok mu ya? Yetinmek, yeterlilik. Neyse bu başka şeyin konusu. Bunu yaptım zaten. Yaptım. İyi olmuştu. Ne oldu sonra? Ne oldu? Yaptın, iyi oldun çünkü mükemmele yakınlaştın. Kendi kafandaki mükemmeli. Tabii ki başkasının kafasındaki değil. Sonra ne oldu? Tatile gittin çalışmadın ya. Götün başını ayrı oynadın. Ne oldu abi? Tamam işte tatile gittin gel çalış. Neyse arkadaşlar. Sorulara geçiyorum komple.
Ayrılık flört bitişi konularını nasıl atlatırsın? Atlattın. Şimdi ben bu konuda örnek alınacak kişi değilim. Ben size şu an harbi yakın arkadaşım gibi anlatacağım. Zaten biraz şeyin farkındaysanız umursamıyorum konuştuklarımı. Benden kimse ayrılmadı bugüne kadar hatırladığım. Bir şey vardı, lisede bir tane çocuk vardı. O zaman çok ağlamıştım falan. Sonra dedim ki başlarım böyle işe. Sonra da ayrılmadı ama niye? Niye ayrılmadı? Çünkü ben herhangi bir şeyde kaçıyorum zaten. Yani en ufak bir şeyde ben bitiriyorum, numarasını siliyorum. Bir daha asla ulaşamıyor falan bana. Engellemiyorum bile. Eğer yazacaksa tekrar engelliyorum, yazmayacaksa tekrar siliyorum numarayı direkt. Bir daha asla muhatap olmuyorum.
Ve bunu en ufak bir şeyde yapıyorum. İyi bir şey değil bu. O yüzden ben örnek alınacak kişi değilim. Daha bugün konuştuk bunu. Arkadaşımla, dostumla. Yani ben evet bu şekilde üzülmüyorum. Evet ben bu şekilde yara almıyorum. Evet bu şekilde aşk acısı çekmiyorum. Son 5 yıldır zaten bir şeyde yaşamadım öyle aşk maşk.
Ama bunu yaşamıyorum da kendimi alıkoyduğumda şey oluyor yani, ben sevmeyi sevemiyorum. Anlatabiliyor muyum? Ben birine çok güzel sevgi verebiliyorum, çok güzel sevebiliyorum ama birini seven Tuba beni korkuttuğu için de fazla sevsem de bir şekilde o ilişkiden sıvışırım. Ben sıvıştığım için de o kadar sevgi vermişim ve sıvışmışım içinden haliyle karşıdaki daha çok istiyor, talep ediyor, peşine düşüyor. Çünkü ne oldu abi, ne oldu, niye gittin? O yüzden de ayrılmıyorum. Flört bitince de ben bitiriyorum genelde.
Ya da ben mesela kendimi çektiğim için karşıdaki bunu anlayıp o da daha fazla uzatmayabilir. Ama zaten ben kendimi çekmiş olduğum için çok da umurumda olmuyor. Ama bu sağlıklı değil, iyi değil. Ben size bunu böyle olduğunu söylüyorum. Şurada da bu arada net değilim. Bunu değiştirsem de zarar göreceğimi düşünüyorum. Zarar göreceğimi düşündüğüm için de bunu böyle aman hemen değiştirdiğim gibi motivasyonum da olmuyor hala.
dengenin, doğrunun, ne olabileceğini, ne olduğunu kavramış değilim. Üzerine çalışıyorum. Çünkü işime geliyor. Önceden seviyorken, hani eskiden böyle değilken, sevdiğimi sanarken ya da işte neyse, aşk acısı çektiğim zamanlar falan da, açardım şarkımı, dinlerdim, ağlardım, zırlardım falan ama hiç belli etmezdi dışarı, ooo yani çok güçlü falan imaj. Ağlardım derdim, öyle geçerdi yani hani, tipik ayrılık acısı. Ama şey yapmazdım, belli etmezdim yani. Hiç öyle şey yapmadım, koşmadım peşinden. Kimsenin
Gurur duy bundan. Zayıflık bir yerde, yani zayıflık. Mesela bazen insanlar platonik aşık oluyorlar, peşinde koşuyorlar. Bunları erkeklerin yapması biraz daha normal geliyor bana ama bir kadının yapması özellikle bana çok cesur bir hareket geliyor. Yani bunu yapanlara soruyorum, diyorum ki nasıl karşıdan sana o gelmeden sen bunu hissedebiliyorsun? Bu cesaretle üzülme pahasına, yaralanma pahasına nasıl bu aşkı tek başına devam ettirebiliyor?
Aklım almıyor. Benim beynim o kadar alert moda geçiyor ki yani ben benden hoşlanmayan birinden hoşlanamıyorum bile. Anlatabiliyor muyum? Bu kadar kötü bir durum. Biri bana gelecek, emin olacağım onun bana aşık olacağından. Ondan sonra ancak bir şeyler yapabilirim. Yani çok kötü ama aslında da kötü derken beni de kurtarıyor bir yerde. Yani savunma mekanizması gibi düşünebiliriz. Bunları duyduğunuzda direkt kaçıngan bağlanma diyebilirsiniz. İstirahat edebilirsiniz tabii ki ama
Her şey bağlanma stili açıklanabilecek kadar basit değil bence. Çok daha katmanlı. İndirgemeci yaklaşılıyor bence bağlanma stilinde. O yüzden evet güvenli olmadığı kesin. Ama ne olduğu konusunda tartışırız kankam.
Bir diğer soru Merve sormuş. Merveciğim. Üretken olmanın üzüntü ve sıkıntılarla ilgisi olmalı mıdır? Mutluyken üretemez miyiz? Çok güzel bir soru. Mutluyken de üretiriz nokta. Ama şöyle ki... Şimdi genelde baktığımızda... Ünlü sosyal oktavu arkadaşım. İşte Sylvia Plath'dır. Virginia Woolf'dur.
Veya ben bunun bu arada podcastini dinledim. Traumanın yaratıcılıkla alakasını ve çok da güzel bir podcast. Kesinlikle tam bir ilişki bulunamamış. Özellikle duygudurum bozukluklarının bir ilişkisi bulunmuş. Ama o da kesin değil. Psikiyatrik sıkıntılar değil de daha normal duygulardan konuşursak da... Hep diyorum ya, Freud'un sublimasyonu. Yani, insanın acılarının veya travmalarının gelebileceği en üst mertebe onu bir yaratıcılığa dönüştürmesidir. İster kitap yazsın, ister podcast çeksin, ister herhangi bir şey üretsin, story atsın falan. O yüzden evet, acı bu anlamda çok güzel tetikleyebilir. Yaratıcılığı kabul. Fakat mutluyken de üretilebilir. Ben mutluyken de üretiyorum. Mesela mutluyken genelde dans ediyorum ve bir şey koyuyorum. Podcast da kaydediyorum mutluyken. Onu da yapıyorum. Bence alakası yok. Evet, acının böyle bir rolü var. Fakat mutluyken de bu yapılır. Yapılmaz değil tabii ki bence.
Ama insanı bir şeye yazmaya iten, bir şey üretmeye iten, anlaşılamamak, dinlenmemek ya da kendisini ifade edebileceği yani ekspresyon yapabileceği bir yerin olmayışı insanı sanata itebilir, üretmeye itebilir bu anlamda. Bu da bir yatsınamaz gerçek bir tanem. Bu soru niye güldüğümü söyleyeceğim şimdi. Beril sormuş. Arkadaşım hakkındaki fikirlerim tamamen mükemmel mi olmalı? Sevmediğim tarafları olamaz mı? Kanka ben acemiyim. Bana sorma. Ya şöyle. Bu benim fikrim. Zaten benim fikrimi merak ettiğin için sormuşsun ama ben şöyle hep disclaimer vermek istiyorum genelde. Bu şeyde de böyle bu arada. Sosyal hayatımda da böyle. Dışarıdaki arkadaşlarımla falan da. Hiçbir nihayet karara varmam ben tamam mı? Hep fikrimi söylerim ama derim ki bilmiyorum, bilmiyorum. Çünkü bir şeyin otörü olmamak, bir şeyi gerçekten son sözü söyleyen kişi olmamak beni çok rahatlatıyor. Çünkü abi her şey değişebilir ve ben bir net fikir koyarak onun sorumluluğunu almak istemiyorum üzerime. Ve hep böyle olabilir, sen de düşünüyorsun falan diyorum. Mesela nihai karar söyleyen insanlara da böyle mutlaka bakıyorum bir yerde. Yani düşünüp taşınıp böyle nihai bir karara varabiliyor falan. Ben düşünüyorum, taşınıyorum, diyorum, beni aşıyor diyorum, yana bırakıyorum. Genelde öyle. Mesela bu konuda da.
Arkadaşlığım hakkındaki fikirlerim tamamen mükemmel mi olmalı? Bilmiyorum kanka, bilmiyorum. Benim de her arkadaşım da aynı değil tabii ki. Onların da hakkında mükemmel olmadığını düşündüğüm şey ama kim mükemmel ki? Fikirlerim tamamen mükemmel mi? Onu görmemelisin sanki. Herkesin bir kusuru var. Arkadaşlıkta da şey gibi, bağını berber olduğu gibi dimdiz konuşsana be kızım. Her arkadaşın kusuru olur, kusurlarını da sevmeliyiz arkadaşlarımızı. İşte karakterde duruş. Yani günün sonunda benim de ohoho nelerim var yani. Ama aynı zamanda... ...verdiğim de çok şeyim var. Her şeyi bir dengeye aldığın kadar veriyorsan... ...tamam biraz pragmatik olabilir ama öyle. Önemli bence arkadaşlıkta alma-verme dengesi. Yani kusurları senin sınırını aşmıyorsa... ...kusurları onunla görüşmeyeceğin kadar bir şeyleri engellemiyorsa... ...tabii ki kusur olacak ve... ...gör edebilirsin bu arada. Görmemek de var arkadaşım, kusurunu görme edebilirsin. Sevdiğimiz insan bize daha güzel gelir fiziki olarak da, duygusal olarak da. Ama onun dışında görüp... bunu kabullenilebilirsin, görüp onu o şekilde seviyorum da diyebilirsin. Bu da bence çok da güzel bir şey. Bir de her arkadaşın farklı bir yeri olabilir yani. İlla herkes böyle dip dibe, donkilot yaşamak zorunda değil. Bazı arkadaşınla dışarıda buluşuyorsunuz, bazı arkadaşınla ev arkadaşısındır, bazısıyla olsundur, bazısıyla busundur. Beğenmediğin bir şeyin varsa o arkadaşının pozisyonunu değiştirir. Nasıl duygusalım ama?
Evet şimdi diğer soru. Burcu'lara inanıyor musun? Birincisi benim Başak Burcu olduğumu bilmeyen var mı? 50-16 doğumluyum aşkım. Doğum günüm yaklaşıyor. Arkadaşlar bir de bozulduğum başka bir şey de bu. Ben diyordum ki 2025 doğum günümde nerede olurum? Çok her şeyi tamamlamıştım. Hiçbir şeyi tamamlamadım. Hiçbir şey olmadı yani. Kendimi başarısız hissediyorum. Öyle. Ben çok daha böyle farklı şeyler hayal ediyordum falan. Neyse.
Burçlulara inanıyor muyum? Başak Burcu, Mükselenim... Neydi Mükselenim? Mükselenim Terazi, Ayım İkizler. Bu kadar. İnanıyor muyum? Şimdi şöyle, ben gezegenlerin ve işte Kuzey Aydın'ı falan filan çok anlamıyorum da. Gezegenlerin ve enerjinin işte satürn matürn bir şeyler. Bunların etkisinin olduğunu düşünüyorum bizim üzerimizde. Ama sonra etrafıma bakıyorum.
İnsanlara bakıyorum. Yani NPC'lerde var ya diyorum ki, abi hepimiz etkiliyorsa bu. Yani bazen diyorum, kendimiz çok mu önemsiyoruz? Hepimiz atomuz yani bir yerde ve etkileşiyoruz yani gezegenler falan filan. Ama bunlara ne kadar önem veriyorsan belki o kadar hayatını etkiliyor, anlam yüklüyorsun. Burcu'ya gelince de bu kadar bu gezegenin ve astrolojinin o kadar indirgenmesi bana çok indirgemeci geliyor. Ve fazla totaliter yaklaştığını düşünüyorum. Yani başağım diye bir şey olmaz belki ama şu gün şu saatte doğdum diye ve şu evim şurada diye, burada falan diye belki toplumsal bir şeyler yapan bir insan. Üretken misal olabilirim, evet bence bunlar etkiliyor ya da iletişim anlamında falan. Ama sadece başağım diye, sadece yükselenim terazi diye estetiğe önem vermiyorum bence. Böyle.
Nihayet bir kararım yok. Şey var ya Burcu'ya inanıyor musun? Burcu daha din değil ki inananın falan filan. O muhabbete girmeyeceğim. Yani ben Burcu anlamam çok. Karşımdaki şeye de Burcu'nu sorarım, arkadaşıma söylerim. Derim bak bu böyleymiş. Çünkü soruyorlar, ne yapalım bize cevap vermeyelim mi? Ayıp oluyor. Ama seviyorum böyle astrolojiyle ilgilenen arkadaşlarım olmasını, onların fal bakmasını falan. İşte Burcu'nun yorumlamasını falan. Hoşuma gidiyor öyle şeyler. İnsan kendine ilgili bir şey duymaktan hep mutlu olur zaten yani. O yüzden kendine ilgili bir şey söylüyor sana, mutlu oluyorsun böyle.
Ve diğer bir soru, neden zor ulaşılan erkekleri seviyorum canım? Nedir bunun ilacı? Tam tersimsin bir tanem. Yani, şimdi burada birkaç şey devreye girebilir. Nihai karar söyleyeceğim, hazır mısınız? Yani birincisi zor erkek derken, zor erkek kim? Kime göre zor erkek demek? Sana göre zor erkek. Sana göre zor ulaşılan biri de belki sana değerli geliyor. Yani, çünkü niye? Onlara ulaşmak daha zor. O erkek, herkese açık olmayan, seçici bir erkek, daha yüksek, değerli bir erkek gibi bir filtre mekanizman olabilir.
Çünkü sen zorlaşıyorsan başkalarının da zorlaştığını düşünüp, bu zor erkek daha değerli ve ona ulaştığında daha büyük bir ödül, dopamin sistemi devreye giriyormuş gibi olabilir. Seni bu tetikliyor olabilir. Çünkü hani insan beynin ödülü erteleyince daha çok dopamin salgılıyor ya, bu yüzden ulaşılması zor. Zaman alan birine de bir nefte daha çekici olabilir senin için. İkincisi, bilmiyorum bu ne kadar psikolojik açıdan doğru fakat, zor erkek
bir backdoor gibi yani bir arka kapı yani şu anlamda zor erkekleri seçiyorsun çünkü belki de ilişki istemiyorsun. Kaçmak istiyorsun ilişkiden o yüzden zor olsun. Olmazsa da işine geliyor belki. Anlatabildim mi ya? Ben hayatımda hiç bunu yapmadım biliyor musun? Hiç bak düşündüm şimdi o yüzden sessizliğe büründüm siz çok fark etmediniz ama ben hayatımda hiç uğraşmam ben hatta diyorum ki benle konuşanlara sen benimle niye uğraşıyorsun? Soruyorum abi diyorum yani sen benle neden uğraşıyorsun bir erkek olarak benim gibi bir kadınla şu anlamda. Görüyorsunuz yani niye benimle uğraşırsın abi? O diyor ki ben şöyle bir ya geç onları. O yüzden ben diyorum bir erkek olsam benle asla uğraşmam. Asla. Ama bakmayın böyle dediğime. Neyse. Öyle işte bir tanem.
Ve bir diğer soru. Sanki kilo almamak için hiç yememeliyiz gibi. Asla böyle değil. Bunu sen de biliyorsun zaten. O yüzden sanki diyorsun. Asla öyle bir şey yok. Hiç yemezsen bazağın metabolizmanı düşürürsün. Vücudun starving gibi olur. Yani vücut der ki ne oluyor? Ne oluyor? Starving mi var? Neydi? Femin. Neydi bunun Türkçesi? Hatırladım. Kıtlık. Kıtlık mı var? Ne oluyor der. Ve sonra bazağın metabolizmanı düşer, düşer, düşer. Ve sen o saatten sonra ne yesen kilo alırsın. İşte sıçtım.
O yüzden ne yapıyoruz? Öyle bir şey yapmıyoruz. Diyetteysek bile minimum kalori almamız gereken bir kalori var. Yani hiç yemeyeyim, küle veririm. Yok öyle bir şey. Mahvedersin. Mahvedersin metabolizmanın bedenini falan. Bununla ilgili diğer bölümde konuşacağız. Ama diğer bölüm bacilis morfi olduğu için nasıl küle verilirdiklerinden ziyade başka şeyler konuşalım. Zaten bölümü dinleyen çoğu insanın küle vermekle ilgili bir sıkıntısı olduğu için tetikleneceğiz yani hep beraber gibi. Ama belki de hep beraber aşarız bir şeyleri yani.
Ben de muzları bineyim arkadaşlar. Neyse sizi çok seviyorum. Bana çok iyi geldi bu konuşma. Baydıysam kusura bakmayın. Kankalık böyle bir şey. Biraz siz vereceksiniz, biraz ben vereceğim. Orta yolda buluşacağız. Yüklerimizi boşaltacağız. Sizi çok seviyorum. Kendinize çok iyi bakın. I love you.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.