Podcast

The Godfather’ın Gerçeği: İtalyan Mafyasının Gizemli Geçmişi

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

O ikonik melodiyi duymayan, İtalya’dan Amerika’ya göçen bir mafya babası olan Don Vito Corleone ve ailesinin hayat hikayesine kilitlenmeyen yoktur. Peki, The Godfather'a ilham veren mafyanın aslında çok daha eski ve acayip bir geçmişe sahip olduğunu biliyor muydunuz?  Sıradan bir haraç çetesinden İtalyan derin devletine dönüşüp Amerika'da dahi güç kazandı. Öyle ki, "Jön Türkler" olarak anılan yeni nesil mafya üyeleri, eski usul "Mustache Pete”lerle kanlı bir iç savaşa tutuştu. Daha fazlasını öğrenmek için size bu bölümü dinlemek gibi “reddedemeyeceğiniz bir teklif” sunuyoruz.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar ------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.634 kelime · ~13 dk okuma

Bu melodiyi tanımayanınız herhalde yoktur. Meşhur İtalyan asıllı Amerikalı yazar Mario Puzo'nun romanından uyarlanan ve yönetmen Francis Ford Coppola'nın hayata geçirdiği The Godfather, Gerek ikonik film müzikleriyle gerekse replikleriyle sinema tarihinin unutulmazları arasında yer alıyor. Filmde ve romanda İtalya'dan Amerika'ya göçen bir Capodimafia'nın yani bir mafya babasının Don Vito Corleone'nin ve ailesinin hayat hikayesi anlatılıyordu. Aslına bakacak olursanız hikaye birden fazla mafya ailesinin hayat hikayelerinin genel bir özeti idi.

Dünyaya mafya kelimesini hediye eden İtalyan suç aileleri hakikaten dikkat çekici bir konudur. Belki de filmin popülerliğinde bunun da bir etkisi var. Biz de Acayip ve Garayip'in bu bölümünde mafyanın pek bilinmeyen tarihine göz atacağız. Omerta'dan racona pek çok tabirin kökenine ineceğiz. Hazırsanız başlayalım efendim.

Bugün mafya kelimesini her türden suç örgütünü tanımlamak için kullanıyoruz. Söz gelimi Japonların Yakuza'sı, Arnavut suç örgütleri, Rus oligarklar zaman zaman mafya olarak isimlendirilebiliyor. Oysa mafya özel bir isim. İtalya'da özellikle de Sicilya'da hakim olan suç ailelerinin özel ismi. Hatta kanunlarında doğrudan mafya örgütlenmesine ve Camorra gibi bir mafya ailesine işaret eden tek devlette İtalya.

Transkriptin tamamını oku

Mafya ismi bugünkü anlamıyla ilk kez Imafuzi Dilavicaria adlı 1863 tarihli oyunla duyuluyor. Oyunda Paler muhabisanesinde bulunan bir çete vardır. Çete bir kabul töreniyle yeni üyeleri kabul eder, Umirta ya da Omerta denilen bir suskunluk yasasına uyar ve Pizzu adındaki gaz parası ile geçinir. Bu oyundan iki sene sonra Palermo'nun belediye başkanı Filippo Antonio Gualterio, kabul edelim ya da etmeyelim aramızda bir hırsızlar tarikatı var. Bunların gizli işaretleşmeleri var, mensupları kamu görevlilerinden korkmuyorlar diyerek ilk defa mafyadan söz eden devlet adamı oluyor. Enteresandır, bu belediye başkanının da daha sonra mafyayla ilişkileri ortaya çıkacak. Peki nereden ortaya çıktı bu örgütlenme?

Her şeyden önce Sicilya'nın durumuna bakmak lazım. Sicilya oldum olası İtalya'nın kalanından ayrılmış, izole bir memleket. Mesela 9. yüzyılın ortalarından 11. yüzyılın sonuna kadar süren bir Sicilya Emirliği var burada.

Müslüman Arap idareciler bölgeye hakim. Nitekim mafya kelimesinin köken itibariyle bu dönemden geldiği de rivayet olunuyor. Abbasiler devrinde başlayan ayyar ya da feta denilen kabadayı örgütlenmelerinden esinlenilmiş olabileceği konuşuluyor. Bir başka teze göre bu emirlik yıkılıp yerine Normanlar tarafından feodal bir düzen kurulunca Arap çiftçiler dağa çekilmişler. Nitekim Arapça'da mafiye, sığınılan yer, gölgelik anlamına geliyor. Bunlardan daha güçlü olan bir başka tez de yine Arap idaresini işaret etmekte. Sicilya sık sık yabancı idareciler arasında el değiştiren bir coğrafya dediğimiz gibi ve 13. yüzyılda bir Fransız idaresi var.

Ve bu Fransız idaresine, yabancı bir idareye karşı yerel halk sürekli olarak isyan halinde. Anjou Hanedanı döneminde Sicilya Vesperleri denen bir isyancı grubu ortaya çıkıyor ve idareyi deviriyorlar. Bu isyan sırasında da Palermo'da ayaklananlar kendileri için bir Arap kabilesi olan Maafir ismini kullanmışlar. Dolayısıyla mafya kelimesinin muhtemel Arapça kökenleri hususunda en gerçekçi olan tez de bu.

İlginçtir. Vesperlerin sloganları mortale franchia italia anela yani Fransa'nın ölümü İtalyanların şarkısıdır şeklindeymiş. Nitekim baş harfleri bir araya getirirseniz yine mafya kelimesiyle karşılaşıyorsunuz. Tabii böyle yakıştırmalar genelde absürt ve sonradan yapılmış yakıştırmalar olduğundan bunun üzerinde pek durmaya hacet yok. Öte yandan bu etimolojik tartışma, mafya kelimesinin Arap idaresine kadar uzanıyor olması son derece keyifli. Ne var ki bizim konuşmamız gereken çok daha mühim mevzular var ve biz mevzumuza geri dönelim. Bilinen anlamıyla İtalyan mafyası aslına bakacak olursanız 1800'lerde ortaya çıkıyor.

Her zamanki gibi Sicilya yine yabancı bir idarenin altında. 1800'lerin başında bizim kaynaklarımızda Sicilyatane olarak bilinen iki Sicilya krallığı adında bir idare var Sicilya'da ve bunlar her zamanki gibi İtalyan değil Fransız idareciler. Sicilya kırsalığında asırlardır eşkıyalar geziyor. Dağlık bir coğrafya olduğu için sık sık yoksulluktan sıkılan köylüler dağlara çekiliyor.

Hatta denebilir ki bizim Yeşilçam'da İhsan Yüce filmlerinde gördüğümüz Anadolu manzarasına benzer bir vaziyet var. Ya işgıya olacaksınız ya da marabalık yapacaksınız. Roma döneminden kalma Latüfündium denilen arazilerde Gabelotti denilen toprak ağaları genelde şehirlerde yaşayan toprak sahiplerine kira vererek yerel halkı maraba haline getirdi. Bu gabelottiler zaman zaman kendi mallarını korumak için bu yerel eşkıyalarla iş birliği de yapıyorlar. Neticede bir hırsızdan korunmanın en iyi yolu onu başka kişilere musallat etmektir. Nitekim bugün de mafya denince aklımıza seni himaye altına alalım sen de bize haraç ver diyen bir tip geliyor malumunuz. Zaten mafya aslında başkasına karşı değil kendi şerrine karşı haraç aldığı kimselerini korur.

Gabalottiler de benzer bir şekilde haraç ödeyerek bu eşkıyaları besliyorlar, hem şerlerinden emin oluyorlar hem de başkalarına musallat ediyorlar. Sicilya'daki Fransız Bourbon hanedanı da mafyadan yararlanmayı düşünüyor o günlerde. Çünkü İtalya'nın kuzeyinde baş gösteren Risorgimento yani İtalya'nın birleşmesi ve tek bir devlet haline gelmesi sürecinden tedirgin ve bu tedirginlik onlara çok ciddi bir hata yaptıracak. Bu süreçte ön planda olan İtalyan devrimcilere karşı bu eşkıyalara silahlanma serbestliğisi veriyorlar. Böylece kontra squadre denilen silahlı yapılar ortaya çıkıyor. Gabellotti denilen ağalar bu yapıların başına geçiyor ve Capo yani patron ya da mafya babası adını almaya başlıyorlar. Burbonların planını suya düşürecek şekilde bu yeni örgütler toprak ağlarının, eşkıyaların ve şehirdeki avukatların içine girdiği bir gizli yapılanmaya adeta derin devlete dönüşüyorlar. İtalya birleşip asırlar sonra tek bir devlete kavuştuğunda bu yapılanma yeni devletin kuruluş aşamasındaki iktidar boşluğundan yararlanıp iyice kök salıyor, ülkede özellikle narenciye ticaretinin merkezine oturuyor.

Bu yeni mafyanın kamuoyuna yayılan ilk icraatı tuhaf bir işçi uyuşmazlığı. 1875-1877 yılları arasında Dr. Galati adında bir limon işletmesi sahibi çalışanlarından birinin hırsızlık yaptığını fark ediyor. Beneditto Carollo adındaki bu çalışan haliyle işten kovuluyor.

Fakat bunun üzerine şirkete isimsiz mektuplar, tehditler gelmeye başlıyor. Hatta sonunda bir çalışanda öldürülüyor. Bu gizemli mektupların izini takip ettiğinde doktor, Padre Rosario adında bir din adamına ulaşıyor. Padre Rosario, Fransiskan cemaatine bağlı bir din adamı. Ancak bu bağlılığı bir paravanmış meğer.

Dr. Galati, bu ilişkiler anı takip ettiğinde Don Antonio Giamonna adında Palermo'daki uditore mafyasının liderine ulaşan bir örgütü keşfediyor ve bunu İtalyan parlamentosuna taşıyor. Böylece mafya ilk defa kanun karşısında sorgulanmaya başlıyor. Sorgulamalar sırasında örgütün gizemli kabul törenleri de ifşa oluyor. Mafya örgütleri o günlerde Masonluk'tan esinlenen gizemli bir kabul töreni ithas etmişler.

Bu törende kişiyi mafyaya kazandıran her kimse ona kompadre yani vaftiz babası deniyor ki meşhur film Godfather'ın adı da aslında buradan gelmekte. Önce bir Meryem Ana ya da İsa ikonu getiriliyor ve üzerine kan damlatılıyor. Sonra bu ikon kişinin parmakları arasında yakılıyor ve ona şöyle deniyor. Seni bu kağıt gibi yakıyorum, bir Aziz gibi sana tapıyorum. Bu sırları ifşa edersen bu ikon gibi sen de yanacaksın.

Ayrıca mafya üyeleri kendi örgütlerinden sık sık Mama Santissima yani kutsal annemiz olarak bahsetmekteler. Dolayısıyla mafyaya bağlı olmak aslında kutsal bir bağ ile bağlanmış olmak gibi görünüyor. Mafya göreceğiniz üzere neredeyse dini bir görüntü taşıyan bir bağlılık atmosferine sahipti başlarda. Nitekim Palermoğlu belediye başkanı belki de bu nedenle hırsızlar tarikatı diyordu bu yapılanmaya. Bu tarikatın en önemli kuralı da suskunluk yasası yani OMERTA.

Aslına bakacak olursanız bu kural on altıncı yüzyılda, o zamanlarda İspanya'nın kontrolü altında bulunan Sicilya'ya kadar uzanan ve Sicilya geleneklerinde zaten var olan bir kural. Köken olarak Homo Humilitas yani mütevazı insan demek. Nitekim mafyaların kullandıkları isimler arasında Societa Honoraria yani onurlular cemiyeti tabirine de rastlıyoruz. Tabii bu onur, bildiğimiz günlük yaşamdaki onur telakkisinden farklı bir onur. Örgütün kuralları adeta ikinci bir hukuk, ikinci bir ahlak gibi işliyor. Bizde de biliyorsunuz racon derler bu kurallara. Hemen burada kaydedeyim ki racon, ration, racione yani akıl kelimesinden, İtalyanca'dan bizim dilimize geçmiş bir tabir.

Peki neler var mafyanın raconunda derseniz, her şeyin başında İtalyan mafyasının suskunluk yasası fevkalade önemli. İtalyanların pentito yani tövbekar dediği, Amerikan-İtalyan mafyasının rats yani sıçanlar dediği muhbirler ve işbirlikçiler ağır bir biçimde cezalandırılıyor. Mafya işlerini kendi arasında halletmek mecburiyetinde. Yani bir iç hesaplaşmada vurulsanız bile polise başvurmamanız lazım.

Çünkü kardeşine karşı kanuna başvuran ya aptal ya korkaktır deniyor. Ayrıca yüz yıl huzur içinde yaşamak istiyorsan kör, sağır ve dilsiz ol deniyor mafya üyelerine. Öte yandan infami denilen kumar bağımlılığı, uyuşturucuya düşmek ya da zamparalık gibi hallerde de üyelerin cezalandırıldığı vakalar var. Peki, Godfather filminde anlatılan İtalyan-Amerikan mafyası nasıl doğdu? Bu da çok önemli bir soru bir tarafıyla. İtalyan kırsalında başlayan bu hareket 1890'larda artık siyasete müdahale eden ve alt sınıfların sesi olmayı terk edip suyun başını tutan bir pozisyondaydı.

Ancak yoksullaşan İtalya'dan milyonlarca insan yurt dışına 1870'lerden beri göç etmekteydi. Hatta bu göçmenlerden bir kısmının İstanbul'a geldiğini, bunlara Sardinya'dan yardım ulaştığını Osmanlı arşiv belgelerinde görebiliyoruz. Sayıları az olmak kaydıyla memleketimizde yaşayan Levantanlerden bir kısmı da belki bu arayış döneminde geldiler. Asıl göç ise Amerika'ya oldu. İtalyanlar New York'a ayak basmadan önce son kontrollerin yapıldığı Ellis Adası'na Lisola della Lagrime yani Göz Yaşı Adası demişler. Çünkü bir kısmı geri gönderilirken ailesinden sevdiklerinden ayrılmak zorunda kalıyordu.

Amerikan rüyası başta macera dolu Amerika havası yaratsa da Amerikan halkı son derece tutucuydu. Belki halen daha nispeten öyledir bazı hususlarda. İtalyanlara Dirty Dagoz ismini taktılar yani Kirli Diego'lar ve sık sık İtalyanlara karşı şiddet eylemleri, linç girişimleri gerçekleştirdiler. Onlarca İtalyan 1890'lara gelene kadar linç edilerek öldürülmüştü.

Öte yandan İtalyanlar da az değildi. Mesela 1891'de New Orleans'lı polis şefi David Hennessey iki mafya ailesi arasındaki uyuşmazlık nedeniyle öldürülüyordu. Böylece mafya olayı Amerikan gündemine de taşınmış olacaktı. New Orleans'taki cinayet maalesef bir linç dalgası daha başlatmıştı 1891'de.

19 İtalyan ninç edilmişti aynı yıl. Tabii İtalyanlar bu davranışa karşın, Amerikan kıtasının yine bir İtalyan olan Cristoforo Colombo tarafından keşfedildiğini vurgulayan Kolomb Bayramı'nı kutlamakta yetinmediler. Belki bu hadiseler üzerine, belki de daha önceki alışkanlıklarını yeni İtalyan mahallelerinde sürdürdüklerinden, özellikle Sicilyalılar ufak tefek haraç işlerine girmeye başladı. Don Vito Cassioferro adındaki janti bir abimizin bu İtalyanlara haraççılık sanatını öğrettiği söylenir. Don Vito süt şişesini kırmadan süt içmenin raconunu öğretmişti İtalyan bitirimlerine. İnsanlar hem size haraç verecek hem de kendilerini koruduğunuz için size minnettar olacaklar diyordu.

New York'ta bu işe kara el denmekteydi. Yıllar sonra İtalya'da yürütülen Beyaz Eller Operasyonu da ismini buradan alacaktı nitekim. Suç dünyasının prensiydi Don Vito. Sicilya'da sol devrimcilerle iş birliği yapmış, Amerikan polis şefi Petrosino'nun öldürülmesi gibi sansasyonel cinayetlerde adı geçmişti.

İlk kuşak İtalyan bitirimlerinin hepsi Don Vito kadar karizmatik değildi. Aralarında Giuseppe Morello gibi gariban adamlar bulunuyordu. Bunları palazlandıran hadise ise 1921'de ilan edilen içki yasağı oldu. Amerika'da içki yasakları başlayınca bunlar kaçakçılık yaparak ciddi bir ekonomik güce ulaştılar. İlginçtir, bir parantez olarak arz edelim, bizde de aynı yıllarda içki yasağı,

Bizdeki adıyla men-i müskirat kanunu ilan edilmişti. O da bir başka podcast'in konusu olacak kadar renkli bir hadisedir. İşçi kaçakçılığı çok karlı bir iş ve mafyayı hızlı bir biçimde büyüten de bu yıllarda sürdürdükleri bu kaçakçılık oluyor. Mesela meşhur Chicago Outfit mafyası ve onun başındaki Al Capone bu devirde ortaya çıkıyor. Bu yeni tip ve kalantor bir mafya. Ancak 1930'lara gelindiğinde eski İtalyan mafyası bu gelişmelere ayak uyduramamış durumda.

Mastish Pete olarak bilinen Don Pietro gibi isimler bunlar. Ve İtalyan olmayanlarla iş yapmayı bırakın konuşmuyorlar bile. İllandalı ve Yahudi mafyadan özellikle uzak duruyorlar. Ve daha düşük profilli takılmayı tercih ediyorlar. Eski kafalığı mafya dediğimiz bu İtalyan mafyası.

Halen daha İtalya'daki akrabalarıyla bağlarını ve işbirliklerini sürdürerek gemilerini yürütmekteler. Ancak o dönemde Jön Türkler olarak bilinen, evet bu ismi kullanıyorlardı, genç bir mafya kuşağı var ve ah be abi sen bizi bırakmıyorsun diye söylenip durmaktalardı bu ihtiyarlara karşın. Don Vito Sicilya'daki Castella Marese'deki köşkünden bu süreci takip etmekteydi. Nihayet Salvatore Maranzano adındaki adamını Amerika'ya göndererek bir mafya iç savaşı başlattı. Amerikan mafyasına haraç işini öğreten Don Vito, şimdi capo di tutti i capi yani babaların babası olarak olaya müdahale etmiş, yeni fırsatları değerlendirmesini bilmeyen eski kafalı hemşerilerini tasfiye etmeye karar vermişti.

Castellammares Savaşı olarak bilinen bu iç çatışmayı yenilikçiler kazandı. Artık New York Beşlisi denilen bir ekip komisyon halinde suçu dünyasını yönetecekti. Ancak bu alem kirli bir alemdir malumunuz. Çok geçmeden New York Beşlisi Maranzano'nun da ipini çekecek, Maranzano'yu hacamat edecekler ve böylece La Chilussiano'nun başında olduğu yeni düzen kurulacaktı.

Bugün zayıflamakla birlikte halen daha devam ediyor bu düzen. Genovese, Gambino, Lucchese, Bonanno ve Colombo aileleri bu beş aileyi oluşturuyor. Bunlar La Cosa Nostra yani bizim işimiz denilen büyük bir suç ailesinin New York kolunu teşkil ediyorlar ki Mario Puzo'da aslında bu yapıyı konu edinmekte. Mafya artık sıradan bir İtalyan geleneği, İtalyan mahallelerinde takılan taşralı külhanbeylerinin hareketi değil, janti iş adamlarının, kurvaze ceketlerin, rayban gözlüklerin alemine dönüşüyor. Bu alemi en yükseğe taşıyan da devletle, bilhassa Amerika ile olan ilişkileri oluyor.

1940'lara gelirken İtalya'da Mussolini idaresindeki faşist yönetim İtalyan mafyasını kendi iktidarına bir tehdit olarak görüyor ve bir dizi operasyon başlatıyor. Söz gelimi Don Vito Cassio Ferro bu süreçte bir İtalyan şehri olan Corleone'de hapse giriyor. Böylece kurgusal karakter Don Mito Corleone'nin adının nereden geldiğini de anlamış olmanız lazım. Ayrıca bu operasyonlarla Amerikan devleti ile mafya ortak bir düşman edinmiş oluyor. Faşist Mussolini ve İtalyan devleti. 1942'de Amerika, SS Normandy adlı Fransız gemisini savaş gemisine dönüştürmeye çalışıyor. Bu sırada tersanede sebebi bilinmeyen bir yangın çıkıyor ve gemi batarak hurdaya çıkıyor. Bu sebepsiz yangında İtalyan asıllı tersane işçilerinin sabotajından şüphelenilmekte. İtalyanların arasına sızacak, onları kontrol altına alacak birilerine ihtiyaç var ve bu da elbette İtalyan mafyası oluyor. O sırada lanet olası federallerin eline düşmüş olan La Colussiano devletle iş birliği yapmayı kabul ediyor ve cezası indirilerek serbest bırakılıyor. Dahası 1943 senesinde Amerika bu defa Sicilya kıyılarına Haske Operasjonu adıyla bir operasyon planlıyor. Bu operasyonda da İtalyan mafyası ön saflara geçiyor.

Özellikle istihbarat için Sicilyalı mafya liderleriyle temas kuruluyor, mafya Amerikan askerlerine rehberlik ediyor, hatta nazi karşıtı köylülerle bağlantıları bile yine mafya sağlıyor. Dolayısıyla Amerika ile mafya arasında kopmaz bir bağ 2. Dünya Savaşı'nda teşekkül etmiş bulunuyor. Savaştan sonra komünistlere karşı da mafyadan faydalanacak Amerikan makamları. Luciano sürgündeydi ancak uzaktan mafyayı yönetmeye devam ediyordu.

Bu yıllarda mafya, Michael Scorsese'nin Ayrishman filminde resmedildiği gibi sendikalara hakim ve mecliste kendilerine çalışan senatörleri var. Ve bu ilişki de karşılıklı. Mesela 60'larda Küba'da Castro'ya suikast planlarında Amerika yine mafyayı kullanıyor. Bu suikast planları da başlı başına bir podcast konusu olacak kadar geniş. Patlayan prolardan zehirli dondurmalara kadar her şey deneniyor ancak başarılı olamıyor. İşlerin rengini değiştiren hem bu başarısız suikast girişimleri hem de 60'lı yıllarda gerçekleşen Kennedy suikasti olmuş. Aslında Kennedy başa geçtiğinde mafya çok sevinçli ve umutlu vaziyette.

Çünkü Kennedy'nin babası Joseph, alkol kaçakçısıymış zamanında. Ancak Kennedy'nin Adalet Bakanı olan kardeşi mafyaya savaş açmaya karar vermiş. Yine Ayrışman filminde Al Pacino'nun canlandırdığı Jimmy Hoffa üzerinden operasyon başlatıyorlar mafyaya karşı. Ekim 1963'e geldiğimizde Cenovese suç ailesinden Josep Valaci itirafçı olmaya karar veriyor. Valaci, Senato'nun önünde İtalyan-Amerikan mafyasını tüm detaylarıyla ifşa ederek Omerta'yı ihlal ediyor. FBI raporlarına göre İtalyan mafya lideri Carlos Marcello, Guatemala'ya sürülürken Kennedy'den kurtulmalıyız demiş.

Ayrıca Sam Giancana adındaki mafya lideri de seçimde bu Kennedy'ye destek verdik, bize ihanet etti diye düşünüyormuş. Dolayısıyla meşhur Kennedy suikastında mafyanın parmağının olması kuvvetle muhtemel. Ki o dönemde de bu, kamuoyunda son derece yoğun bir biçimde tartışılan bir hadise. İşte Mario Puzo da tam bu dönemde The Godfather'ı yayımlıyor. Valaci'nin itirafları mafya içi hesaplaşmalar derken Amerika 60'ların sonunda sürekli bir biçimde mafya hakkında konuşmaya başlıyor. Ne var ki ne Kennedy suikasti ne Godfather'ın yarattığı büyük ilgi mafyayı kurtaramıyor. 1970'lerde RICO yasalarıyla organize suçuna mücadele başladı.

Artık devletle işbirliği yolu kapanmıştı mafya için. Mafya Amerika'daki diğer suç örgütlerinin arasında yaşamaya çalışan bir çeteler ağına dönüşecekti. Nitekim 90'larda tamamlanan bu dönüşümü en güzel anlatan dizi The Sopranos'tur. Godfather'da karakterler ne kadar janti ise Sopranos da o kadar gariban, o kadar yırtmaya çalışır ve tabiri caizse ters o vaziyettedir.

Öte yandan İtalya'da da 90'lı yıllarda meşhur hukukçular Falcone ve Borsellino büyük bir operasyon başlattı mafyaya karşı. İtalya'da mafya özellikle Cosa Nostra çetesi sokaklarda iç savaş sürdürecek kadar gemi azıya almış durumdaydı. Mesela Colleone klanının lideri Toto Riina sokaklarda AK-47'lerle operasyon yapacak seviyeye gelmişti. Hatta mafyaya karşı mücadeleyi başlatan İtalyan hukukçular da bombalı saldırılarda hayatlarını kaybettiler. Ancak İtalya artık mafyayla mücadele etmeye karar vermişti. Özellikle 90'larda başlayan Mani Pulite yani temiz eller operasyonu işin siyasi ayağına da darbe vurdu.

Bugün Cosa Nostra eski gücünü neredeyse tamamen kaybetti. Napoli merkezli Camorra örgütü de bir iç çekişmeyle zayıflamakta. Öte yandan Calabria merkezli Ndrangheta halen daha gücünü sürdürmeye devam ediyor. Hatta küresel ölçekte dünyanın en zengin mafya ailesi olarak da değerlendiriliyor zaman zaman.

Türkiye'de bir İtalyan mafyası sorunu olmadı elbette. Ancak Türkiye'de gayrimeşru alemle, sözde derin devletle 90'lı yıllarda tanıştı. Ancak bu mevzular biraz cız konular olduğundan biz de size İtalyan mafyasını anlatmayı tercih ettik. Size Acayip ve Garaib'in yeni bir bölümünde buluşmak gibi reddedemeyeceğiniz bir teklif sunuyor, huzurlarınızdan saygıyla ayrılıyorum. Hakla kalın, hukukla kalın, sağlıcakla kalın efendim.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)