
2.146 kelime · ~11 dk okuma
Tamam, gidebiliriz. Peter, ne oldu? Ne bu halin? Bir işim vardı, onu hallettim. Hadi sür. Ama üzerinde kan var. Peter, ne yaptın sen? Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün İngiltere tarihinin en kanlı seri cinayetlerinden birini işleyen adamın hikayesine gidiyoruz. Yorkshire Ripper.
Geceleri Leeds ve Bradford'un dar sokaklarında bir gölge gibi dolaşan bu adam görünmezdi. Ama onun varlığı her köşede, her adımda, şehrin soğuk nefesinde hissediliyordu. Onlarca kadının hayatını çalan, şehirleri sessizliğe boğan bu karanlık hikayeyi duymaya hazırsanız başlayalım mı? Grace O'Connor 34 yaşındaydı. Leeds'de oldukça sıradan bir hayat yaşıyordu. Bir bankada çalışıyor ve evinin balkonunda sardunyalar yetiştirmeye bayılıyordu. 5 Temmuz 1975 gecesi onun için normal bir akşam gibi başladı. Julie ile uzun zamandır görüşmemişlerdi. Oldukça heyecanlı bir şekilde hazırlanmaya başladı. Önce çok sevdiği yeşil gömleğini üzerine giydi.
Ardından saçlarını topladı ve çantasımı omzuna takarak arkadaşı Julie'ye gitmek için evden çıktı. Leeds'in puslu sokaklarında yürürken başta her şey yolundaydı. Etraf tanıdıktı. Fakat o gün Grace'in içinde garip bir his vardı.
Az sayıda lambanın bulunduğu, ışığın yarım yamalak süzüldüğü sokaklardan geçerken biraz tedirgin hissediyordu. En ufak bir çıtırtı bile irkilmesine yol açıyor, Grace'in kalbinin hızla atmasına sebep oluyordu. Nefesini tutarak adımlarını atmaya devam etti. Julie'nin evine az kalmıştı. Fakat tam o sırada bir gölgeyle karşılaştı. Gölge yavaş adımlarla Grace'e doğru geliyordu.
Yaklaştıkça gölgenin bir adam olduğunu fark etti. Bu adam siyah saçlı, orta boylu, sıradan biriydi. Ama biraz garip, donuk bakışları vardı. Grace ona bakmamaya çalışıyordu. Adam yaklaştıkça Grace'in kalbi hafifçe hızlandı. Boğazı kurudu. İçinden bir ses hemen yolunu değiştirmesi gerektiğini söylüyordu. Yüzüne dik dik, donuk bir gülümsemeyle baktı.
Grace o an olduğu yerde kala kalmıştı. Pardon, yardım edebilir misiniz? Ne için? Galiba buradan geçerken anahtarımı düşürdüm az önce yere. Bir bakabilir misiniz siz de? Ya şey isterdim ama biraz acelem var. Grace hızlı adımlarla uzaklaşıyordu ki... Her şey bir anda oldu. İlk darbe başına indi. Grace'in gözleri kararmıştı. Kaçmaya çalışırken ikinci darbeyi aldı.
Başından akan kan yeşil gömleğine damlıyordu. Ama bitmemişti. Darbeler devam etti. Üçüncüsü, dördüncüsü, beşincisi... Grace o an çığlık atmak istedi. Ama sesi çıkmıyordu. Önce karanlık başladı. Sonrasıysa hiçlikti. Grace gözlerini hastanede açtı.
Neyse ki yoldan geçen bir çift onu kurtarmıştı. Yüzü sargılıydı ve kafa tasında kırıklar vardı. Doktorlar yaşadığı için şanslı olduğunu söylemişti. Grace ona bunu yapanın bir an önce yakalanmasını istiyordu. Fakat polisler bu olayı çok da önemsemedi. Polisin bu rahat tavrıysa ilerleyen günlerde Yorkshire Ripper olarak anılacak Peter'a sonraki kurbanlarını öldürmek için cesaret verecekti.
Peki ya bu Yorkshire Ripper gerçekte kimdi? Yorkshire Ripper takma adlı Peter Sutcliffe Bradford'da doğmuştu. Annesine düşkün bir çocuktu. Babası John sert mizaçlı, disiplinli bir adamdı. Peter küçüklüğünden itibaren babasının ilgisini kazanmak için çabalamış ama 15 kişilik ailenin en küçüğü olduğu için aradığı ilgiyi hiçbir zaman bulamamıştı.
Bu yüzden çocukluk yıllarını içine kapanık, utangaç ve sessiz bir çocuk olarak geçirmişti. Sınıf arkadaşları arasında dışlanırdı. Ancak bu görünmezlik zamanla ona öfke olarak geri dönecekti. Ergenlik döneminde kendi başının çaresine bakabilmek için farklı işlere girdi. Fabrikada da çalıştı, mezar kazıcılığı da yaptı. Gençlik yıllarında karanlık mizah anlayışı ve saplantılı davranışları arkadaşlarının dikkatini çekmeye başlamıştı. Ama henüz kimse ilerleyen yıllarda olacakların farkında değildi.
Peter, 21 yaşındayken Sonia adında bir kadınla tanıştı. Aralarındaki ilişki başlarda oldukça sıradandı. Sonia sessiz, düzenli bir kadındı. Peter'ın içine kapanıklığını yadırgamıyor, onunla kurduğu dünyayı olduğu gibi kabul ediyordu. Peter o sırada kamyon şoförü olarak çalışmaya başlamıştı. Artık geceleri yollarda, gündüzleri ise evinde zaman geçiren, sessiz bir adam olarak hayatına devam ediyordu. Peter için Sonya ve annesi temiz kadınlardı.
Ona yemek yapan, sorumluluk alan yani ona bakan bu kadınların korunması gerekiyordu. Fakat bu çemberin dışındakiler hiçbir şeyi hak etmiyordu. Ona göre kadınlar ikiye ayrılıyordu. Temiz ya da kirliler. Ve Peter'a göre kirli gördüğü bu kadınlar her şeyi, hatta ölmeyi bile hak ediyorlardı.
Peter'ın bu çarpık düşüncelerinin şekillenmesinde çocukken tanık olduğu bir olayın büyük etkisi vardı. Peter henüz 10 yaşındayken babası Walter eve fırtına gibi girmişti. Adamın yüzü kıpkırmızı, yumrukları sıkılıydı. Gözü hiçbir şey görmüyor, herkese bağırıp çağırıyor, eline geçen eşyaları sağa sola fırlatıyordu. Peter babasını daha önce hiç bu kadar öfkeli görmemişti.
Bir şeylerin ters gittiğini anlamış ama ne olduğunu çözememişti. Ardından babası Peter'ı kolundan tuttuğu gibi arabaya bindirip sürmeye başlamıştı. Peter'ın kalbi deli gibi atıyordu. Ne olup bittiğini anlayamadan kendisini başka bir adamın evinde buldu. Babası kapıyı tekmeleyerek açmıştı.
Gördüklerine ilk başta anlam verememiş, ardından gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Bunların gerçek olmamasını dilese de yaşananların gerçekliğini silemedi. Annesi tanımadığı bir adamla sarmaş dolaş bir şekilde karşılarında duruyordu. O anda babasının öfkesi bir anlama kavuşmuş, Peter adamın neden delirdiğini anlamıştı.
Babasının bağrışlarını ve annesinin ağlamalarını hayal kırıklığı içinde izleyen Peter bu anı bir daha asla unutmayacaktı. O ana kadar annesi Peter için bir melekti. Ancak o gece gördüğü şeylerden sonra sonsuz sevgi ve güven beslediği bu kadın onun için bir şeytana dönüşmüştü. O gece zihnine bir şey kazındı. En çok sevdiği kadın bile ona sırtını dönebilirdi.
Küçük yaşta hissettiği bu öfke, utanç ve çaresizlik zamanla kadınlara karşı duyduğu sonsuz bir güvensizliğe dönüştü. Artık onlar Peter için potansiyel bir ihanetin taşıyıcısıydı. Çocukluğunda yaşadığı bu tek gecelik travma Peter'ın içinde karanlık bir boşluk açmıştı. Yıllar geçtikçe bu güvensizlik içten içe çürüyen bir yara gibi büyüdü.
Bu hisler önce sessiz bir öfkeye, ardından derin bir kine dönüştü. En sonunda da Peter'ın içinde engellenemez bir şiddet arzusu yükselmeye başladı. İşte bu karanlık arzu da Yorkshire'ın karanlık sokaklarını kanla dolduracak o canavarı doğuracaktı. Yorkshire Ripper'ın kadınlara ne zaman zarar vermeye başladığı tam olarak bilinmese de, ilk rahatsız edici davranışları 1960'ların sonlarına denk geliyordu. O zamanlar Peter, genel evlerin bulunduğu sokakları sık sık ziyaret etmeye başlamıştı.
Özellikle seks işçilerine dair garip bir nefreti vardı. O gece Peter, arkadaşı Trevor'la birlikte seks işçilerinin çalıştığı ara sokaklarda dolaşırken, Peter aniden arabadan indi. Trevor ne olduğunu anlayamadan, Peter uzaklaşmıştı. Birkaç dakika sonra ter içinde geri döndü. Hızla nefes alıyordu. Hiçbir şey söylemeden oturdu.
Trevor, Peter'daki garipliği fark etmiş ama ne olduğunu sormuşsa da cevap alamamıştı. Ardından Peter'ın üzerindeki kan lekelerini görünce korkuyla arabayı sürmeye başladı. Peter, Trevor'a anlatmasa da o gece içinde kirli gördüğü kadınlara karşı beslediği öfke ilk kez açığa çıkmış, bir seks işçisini garaja kadar takip etmiş ve kafasına çoraba sarılı bir taşla vurmuştu. Kadın neyse ki ölmemişti. Fakat o gece Peter için her şey bir daha geri dönmemek üzere değişti. Bu olaydan sonra üç kadına daha benzer şekillerde saldırdı. Peter'ın kendinde bu öfkeyi görmesiyle işler artık değişecekti. Yorkshire Reaper'ın bir sonraki kurbanına geçmeden önce şimdi kısa bir ara verelim. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Yorkshire Ripper, ölümden dönen seks işçisine yaptığı saldırıdan sonra hız kesmedi. 30 Ekim 1975 sabahı, polis Leeds'in kenar mahallesinde bir cesetle karşılaştı. Kurban, dört çocuk annesi Wilma McCandy. Peter onu gece geç saatlerde bulmuş, çekiçle başını dört kez vurmuş ve ardından bıçakla vücudunu defalarca kez kesmişti.
Wilma'nın ölümü sadece ailesini değil, mahalleyi de sarstı. Ancak o dönem polis saldırıyı rastgele bir sokak şiddeti vakası olarak değerlendirmişti. Çünkü Wilma'nın seks işçiliği yaparak geçimini sağladığı hayatı toplum gözünde sıradan bir kadınınki gibi görülmüyordu. Polisin bu vakadaki kayıtsızlığı Peter'a cesaret vermişti. Kısa bir süre içinde maddi sıkıntılar nedeniyle seks işçiliği yapan Emily Jackson'ı da öldürdü.
Ardından 4 aylık hamile Marcella Claxton adında bir kadına saldırdı. Kadınların kim olduğu ve ne yaptıkları onun için önemli değildi. Onları yok edilmesi gereken birer hedef olarak görüyordu. Kafatası parçalanmış, vücudu ağır yaralanmış olsa bile Marcella hayatta kalmayı başarabilmişti. Ve o diğerlerinin aksine Peter'ı tarif edebilen ilk kişi olacaktı. Sana saldırının kim olduğunu hatırlıyor musun?
Bir siyah saçlı, normal biriydi. Soğukkanlı. Böyle sakince konuşan. Ama boş bakıyordu. Yani sanki içinde biri yok gibiydi. Garip bir tipti. Ya böyle önünüze gelenle yatıp kalk... Neyse ya. Ne demek istiyorsunuz siz ya? Hak ettim mi yani? Polis gerçekten de böyle düşünüyordu.
Seks işçisi ve siyahi bir kadın olduğu için Marcella'nın yaşadıklarını ciddiye almadılar. Bu nedenle bu saldırı Peter'la ilişkilendirilmedi. Bu durum Peter'ı daha da cesurlaştırdı. Peter kadınlara saldırmaya devam etti. Fakat işler 26 Haziran 1977'de değişecekti. Çünkü bir sonraki kurbanının öncekilerden bir farkı vardı. Jane McDonald 15 yaşında bir çocuktu.
Peter, sinemadan çıkmış tek başına yürümekte olan Jane'i gördüğünde o geceki kurbanını bulduğunu anlamıştı. Peter sessizce Jane'i takip etmeye başladı. Jane bu sırada bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmişti. Endişeli bir şekilde adımlarını hızlandırdı. Fakat yeterince hızlı değildi. Peter kimsenin gelmeyeceğine emin olduğu bir anda çekiçle kızın başına vurdu.
Jane ne olduğunu anlayamadan oracıkta ölmüştü. Peter kızın cansız bedenini bir çocuk parkına bıraktı ve sessizce oradan uzaklaştı. Ertesi gün Jane'in bedeni bulunduğunda Peter için işler değişecekti. Çünkü bu kez toplumun kolayca göz ardı edebileceği bir seks işçisini değil, gerçekten masum görülen bir kurbanı seçmişti.
Bu yüzden hem polisin hem de toplumun hedefi haline gelmişti. Yorkshire Ripper artık tüm İngiltere'de aranan bir seri katildi. Medya çılgına dönmüş ve kadın örgütleri isyan etmeye başlamıştı. Leeds ve çevresindeki feminist gruplar sokaklarda yürüyüşler düzenlemeye başladı. En dikkat çeken eylemlerden biri ise geceyi geri al yürüyüşleriydi.
Kadınlardan geceleri evde kalmaları istenmesine rağmen, onlarsa tam tersini yaparak sokakları doldurdular. Dikkat dikkat! Bilindiği üzere West Yorkshire bölgesinde bir süredir kadın cinayetleri yaşanmaktadır. Tüm kadınların hava karardıktan sonra yalnız dışarı çıkmaması, mümkünse güvendikleri bir erkek eşliğinde dolaşmaları tavsiye ediyor.
Dikkat, dikkat. West Yorkshire'da bir sebebi hallediliyor. Sokaklardaki gösteriler devam ederken medyada da kaos sürüyordu. Polisin artık bir şeyler yapması gerekiyordu. Tekrar ediyorum, hiçbir erkek akşam sekizden sonra dışarı çıkmasın. Aylar boyunca yüzlerce adamı sorguya çektiler. Ama ellerinde hiçbir şey yoktu. Yorkshire Ripper hala serbestti.
Hala kurbanlarını gecenin sessizliğinde izliyor ve ardından saldırıyordu. Bir gölge gibi her seferinde de ortadan kaybolmayı başarmıştı. Polis 1979 yılında ilk defa bir ipucu buldu. Bir mektup ve mektubun içinde bir kaset gönderilmişti. Bu kişi Yorkshire Ripper olduğunu iddia etmişti.
Kasetteki ses Kuzey Doğu İngiltere'ye özgü bir Geordie aksanıyla konuşuyordu. Polis o andan itibaren sorguladığı herkesin aksanına dikkat etmeye başladı. Peter da onlardan biriydi. Evet Peter. Gece vakti sokaklarda sessiz sedasız dolanıyormuşsun. Hayırdır? Yani evden işe gidiyorum. Sonra da işten eve geliyorum memur bey. Dalga mı geçiyorsun lan bizle? Sen mi kesiyorsun bu kadınları yoksa? Yoo hayır.
Benim bir alakam yok. Ya zaten Jordi aksanı da yok bende. Bu süreçte Peter da farklı sebeplerden dolayı şüphe çektiği için defalarca kez sorgulanmış, hatta tam 9 kez ifadeye çağrılmıştı. Aracı aranmış, kıyafetleri not alınmış. Fakat polis Jordi aksanına takıldığı için her defasında karakoldan elini kolunu sallayarak çıkmayı başarmıştı. Çünkü onun aksanı yoktu.
Bu hata Peter'ın yakalanmasını geciktirecek ve bu yanlış ilerleyen süreç birçok kadının hayatına mal olacaktı. 2 Ocak 1981 gecesiyse Peter'ın hiç beklemediği bir şey oldu. 24 yaşındaki bir kadını arabasına almış, sessizce şehir merkezinden uzağa ilerlemişlerdi. Bu kadın da çoğu kadın gibi bir seks işçisiydi ve Peter'ın bir müşteri olduğunu sanıyordu. Yol tenha ve karanlıktı. Aydınlatmalar önünü görebilmek için yeterli değildi. Kırmızı ışıkta durduklarında ikisinin de gözünü güçlü bir araba farı aldı. İleride polisler bekliyordu. Peter, polisin onu çevireceğini fark etti ama soğukkanlılığını korumaya çalıştı.
Ne de olsa birçok sorgudan sıyrılmayı başarmıştı. Polislerin işareti üzerine yavaşça durduktan sonra gülümseyerek camı açtı. Buyurun memur bey. Araba size mi ait? Evet. O zaman plakanın sahte olduğunun haberiniz var yani. Biz de karakola geliyorsunuz. Peki memur bey. Ama müsaade ederseniz şu binanın arkasına bir gidip geleyim iki dakika. Uzun zamandır yoldayız da.
Peter, polislerden tuvalete gitmek için izin istemiş ve yakındaki binanın arkasına doğru ilerlemişti. Ancak henüz kimse orada ne yaptığını bilmiyordu. Polis Peter'ı ve kadını polis merkezine götürdü. Sorgu sırasında kadın seks işçisi olduğunu ve adamı tanımadığını belirtti. Kadının seks işçisi olması, polisin Peter'den şüphelenmesine neden oldu.
Çünkü Yorkshire Ripper'ın kurbanlarını genelde seks işçilerinden seçtiğini biliyorlardı. Böylece Peter sert bir şekilde sorgulanmaya devam edildi. Polisin bu tavrından ürken Peter doğru düzgün düşünememeye ve kaçamak cevaplar vermeye başladı. Bu durum polisleri sinirlendirerek daha fazla üzerine gitmelerine sebep oldu. Peter, çareyi tuvalete gitmekte buldu. Döndüğünde daha rahatlamış ve kendinden emindi. Peter'ın tavrında bir değişiklik olduğunu fark eden polisler, bunun neyden kaynaklı olduğunu anlamak istedi ve tuvaleti kontrol etti.
Peter'ın sakladığı bıçağı buldular. Polis daha da şüphelenerek Peter'ın yakalandığı yere geri döndü. Etrafı daha fazla ipucu bulmak için aradılar ve iki tane daha cinayet silahı bulundu. Sonunda gerçek ortaya çıkmıştı. O gece yakalanan adam, 13 kadını öldüren, 7 kadını ağır yaralayan kişi, yani Yorkshire Ripper'dı. İronik bir şekilde yakalanışı büyük bir polis başarısından değil, basit bir plaka hatası sayesinde olmuştu. Yargılama süreci, İngiltere tarihindeki en büyük davalardan biri olacaktı. Bay Sutcliffe, 13 kadını öldürdüğünüzü kabul ediyor musunuz? Ben cinayet işlemedim.
Tanrı bana onların şeytan olduğunu söyledi. Onları öldürmenizi size Tanrı söyledi yani? Böyle mi diyorsunuz? Ben onları öldürmedim. Onları kurtardım. Mahkeme tüm delilleri değerlendirdi. Sanığın işlediği suçları bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiği kanaatine varılmıştır. Peter Sutcliffe, sizi 20 kez müebbet hapis cezasına çarptırıyorum.
Her ne kadar Peter hapse girse de soruşturma sürecinde yaşanan tüm hatalar hem kurban yakınlarının hem de kamuoyunun içini rahatlatmadı. 2006 yılında başlatılan bir bağımsız soruşturma West Yorkshire polisinin ihmalkar tutumunu açıkça ortaya koyuyordu. Ama hiçbir rapor veya özür kaybedilenleri geri getirmeyecekti. Peter Sutcliffe'in karanlığı sadece kurbanların değil, bir toplumun vicdanında da derin izler bıraktı. O kadınlar yalnız yürüdükleri için ölmediler. Yalnız bırakıldıkları için öldüler. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyalar bölümünde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hadi bakalım.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.