
1.862 kelime · ~9 dk okuma
Denizaltı. O sonsuz maviliğin derinlerine dalarken büyülenmeden edemiyor insan. Bambaşka bir boyuta geçiyorsunuz sanki. Kendi dayanıklılığınızı sınarken bir rüyanın içinde süzülüyormuşsunuz gibi. Tina ve Gabe Watson da o rüyaya dalmışlardı.
Çiçeği burnunda evli çift, soluğu balayı kutlaması için Avustralya'nın Queensland açıklarında almıştı. Fakat mavi bir rüyaya dalmak için çıktıkları bu yolculuk derin bir kabusa dönüşecekti. İmdat! Yardıma gelin ne olur! Leşim! Leşim boğuluyor! İmdaaat! Tina ve Gabe'in çıktıkları bu macera dolu balayı trajik bir sonla bitmişti. Her ne kadar bu yüzeyden talihsiz bir kaza gibi gözükse de denizin derinliklerinde çok daha karanlık bir hikaye gizliydi. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bu hafta Tina Watson'ın trajik ölümü arkasındaki gizemi inceleyeceğiz.
Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı? Tina Thomas 1977'de doğmuştu. Kendisine evlatlık alan ABD'li ailesinin yanında son derece mutlu bir çocukluk geçirmişti. Evlatlık ailesi onu çok seviyor, iyi bir yaşam sürebilmesi için ellerinden geleni yapıyordu. Biyolojik ailesini tanımasa da hayatından memnundu, özellikle de üniversite yıllarında.
2001'in Noel Arifesi'nde düzenlenen bir kilise etkinliğinde hayatını değiştirecek kişiyle, yani Gabe'le tanıştı Tina. Bu karşılaşma zaman içerisinde bir birlikteliğe evrilmişti. Her ne kadar Gabe biraz baskın ve kontrolcü bir karaktere sahip olsa da aralarında günden güne uyumlu bir ilişki büyüyordu. Zamanla Gabe bu birlikteliği bir adım daha öteye götürmek istemiş ve iki yılın sonunda Tina'ya evlilik teklifi etmişti. Tina bu teklifi kabul etse de onun için yüzük yeterli değildi. Ailesinin de onayını almak istiyordu.
Zira önceki ilişkisinde de nişanlanmış fakat annesinin isteğiyle bu ilişkisini sonlandırmak zorunda kalmıştı. Belli ki aynı sonu Gabe'le de yaşamak istemiyor, her şeyin baştan net olmasını arzuluyordu. Bunun üzerine 15 Şubat 2003'te Gabe'i ailesiyle tanıştırdı Tina. Fakat bu buluşma ilişkilerindeki ilk çatlaklardan birisi olmuştu adeta.
O akşam yemeğinde Tina'nın babası 26 yaşındaki iki gence birbirlerini sevip sevmediğini sormuştu. Fakat bu soru karşısında Gabe'in duraksaması ailede bir şüphe yaratmıştı. Tina'nın ise bu evliliği sevgiden çok yalnız kalmaktan korktuğu için istediğini biliyorlardı. Buna rağmen evliliğe onay verdiler.
Düğün hazırlıkları özellikle Tina için oldukça zaman ve enerji gerektiriyordu. Davetli listesiyle ilgileniyor, gelinliğini seçiyor ve mükemmel düğün mekanını bulmaya çalışıyordu. Gabe'in ise yalnızca tek bir görevi vardı, balayını organize etmek. Birçokları için epey detaycı düşünmeyi gerektiren bu görev, Gabe için çok da zor değildi aslında. Öyle ki Tina'ya nereye gitmek istediğini sormamıştı bile. Her şeyi kendi başına planlamış, Avustralya'nın Pasifik Okyanusu'na bakan büyük set resifinde bir dalış ayarlamıştı. Esasında bu Gabe'in en büyük hayaliydi. 1911'de Queensland açıklarında batan SS Yongala gemisinin kalıntılarını keşfetmek istiyordu. Ve balayı bunun için çok iyi bir fırsattı. Ancak ortada bir sorun vardı. Tina dalışa hiç meraklı biri değildi. Hatta bırakın dalmayı, çok iyi bir yüzücü olduğu dahi söylenemezdi.
Buna karşın Gabe kurtarma eğitimi almış ve elliden fazla dalış yapmış sertifikalı bir dalgıçtı. Bu balayı planına mesafeli olmasına karşın Tina dalış dersleri almayı kabul etti. Ancak eğitmeni de fazlasıyla endişeliydi. Her fırsatta Gabe'e Tina'nın açık deniz dalışlarını hazır olmadığını söylüyordu. Fakat Gabe o uyarıları dikkate almamıştı. Ona göre eğitmen işini düzgün yapamıyordu.
Tina ve Gabe 11 Ekim 2003'te evlendiler. İki gün sonra ise düğün hediyesi olarak gelen parayı kullanarak 10 bin dolarlık Avustralya balayı tatillerine doğru yola koyuldular. İlk günleri normal birer turist gibi geçirmişlerdi. Sydney sokaklarında kaybolmuş, şehirdeki ünlü akvaryum ve hayvanat bahçesini ziyaret etmişlerdi.
İşin gerçeği, Tina endişeyle çıktığı bu geziden keyif alıyordu. Fakat büyük set resifine yaklaştıkça kaygısı da artıyordu. 21 Ekim 2003 sabahı uçağa bindi çiçeği burnunda evli çift. Öğle saatlerinde dünyanın en büyüleyici dalış noktalarından birine gitmek için tekneye geçmişlerdi.
Neşe ile başlayan bu mavi yolculuğun daha ilk saatlerinde teknedeki dalış ekibi bir tuhaflık seziyordu. Tina ve Gabe pek de tecrübeli birer dalgıç gibi gözükmüyordu. Özellikle de ekipmanlarını hazırladıkları esnada onların epey acemi olduklarını dahi düşünmeye başladılar. Gabe nasıl gidiyor? Oksijen tüpünü konuştuğumuz seviyeye getirip dalış konsolunu güvenli bir şekilde bağladın değil mi? Evet merak etmeyin her şey yolunda. Regülatörünü hazırladım mı işlem tamam. Emin misin? Oksijen tüpünü kontrol etmemi ister misin? Hadi ama. Daha önce bin defa yaptım bunu ben. 11 litre. Her zamanki gibi. İyi tamam. Tina sende durum nedir? Bugün akıntılar tahmin ettiğimizden de daha güçlü. Dalış esnasında sana eşlik etmemizi ister misin?
Yok, çok teşekkür ederim. Sadece 8,5 litrelik dalış tüpünün o derinliğe kadar yetip yetmemesinden biraz endişeliyim. Ben de mi acaba 11 litrelik tüpten kullansam? Ne dersin? Temkinli olmanın bir zararı yok. Neden olmasın? 8,5 litre bence gayet yeterli dostum. O kadar büyük tüple Tina zaten rahat hareket edemez. Yani bence her şey tamam.
SS Yongala batığı su yüzeyinin 15 metre altında bulunuyordu. Tekne ekibinin endişelerine rağmen her şey hazır gibiydi. Evliliklerinin ilk günlerini taçlandırmak için çıktıkları macera başlamak üzereydi. Fakat bu masum görünen macera birkaç dakika sonra bir trajediye dönüşmek üzereydi. Biz de tam bu noktada bölüme kısa bir ara verelim. Geri geldiğimizde suyun derinliklerine ineceğiz.
Suya ilk önce Tina girdi. Gabe ise hemen ardından onu takip etti. İlk başta her şey yolunda seyrediyordu. Hatta Tina bile bu büyüleyici atmosfer karşısında endişelerini unutmuş gibiydi. Ta ki aniden panikleyip yukarı çıkmak istediğini işaret edene kadar. Her ne olduysa Tina paniklemişti. Ve bu suyun metrelerce altında yapması gereken en son şeydi.
Gabe hemen durumu fark etti. Eşiyle aynı derinlikte kalarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Fakat Tina, su altında son derece tehlikeli bir şekilde hızlı ve derin nefesler alıyordu artık. Birkaç dakika içinde Tina batmaya başlamıştı. Gabe onu yukarı çekmek için panikle ağırlık kemerine uzandı. Bu sırada yanlışlıkla kendi maskesini de yerinden oynatmıştı. Tam kısa bir anlığına maskesini düzeltmeye çalışırken Tina çoktan uzaklaşmış ve hızla dibe doğru inmeye başlamıştı. Bu esnada enteresan bir karar verdi Gabe. Eşini takip etmek yerine yüzeye çıkarak yardım isteyecekti.
İmdat! Yardıma gelin ne olur! Eşim! Eşim boğuluyor! İmdat! Gabe'i duyan tekne mürettebatı hemen harekete geçti. Kurtarma dalgıçları suya indi ve Tina'yı buldular. Ancak her şey için çok geçti artık.
Tina 25 metre derinlikte hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Maskesinin arkasında tamamen açık olan gözlerindeyse bir dehşet ifadesi kalmıştı. Onu yüzeye çıkardıklarında tam 40 dakika boyunca kalp masajı yapsalar da hiçbir sonuç alamamışlardı maalesef. Tüm bu süre boyunca Gabe ise tuhaf tavırlar gösteriyordu.
Tina'nın yanında durmamıştı. Teknenin uzak bir kenarında oturuyordu. Hatta dalış personellerinden birisinin ifadesine göre teknenin kıyıya döndüğü sırada yüzünde garip bir gülümseme dahi vardı. Tina'nın otopsi raporunda ölümünün şiddet içermediği gözüküyordu. Buna rağmen vücudunda ve boynunda morluklar, burnunun içinde ise kan izleri bulunuyordu. Bu belirtiler 25 metre derinlikte boğulan biri için normal sayılıyordu. Resmi ölüm nedeni boğulma olarak açıklandı. Yani rapor bu ölümün büyük olasılıkla oksijen tüpü bittikten sonra gerçekleştiğini öne sürüyordu.
Diğer taraftan, Tina'nın dalış ekipmanları da Avustralya Denizcilik Polisi tarafından incelemeye alındı. Bunun sonucunda cihazlar hiçbir solunum faaliyeti kaydetmemişti. Genel olarak Tina'nın deneyimsizliği ve güvenlik konusundaki yetersizliği nedeniyle bu olduğu düşünülüyordu. Ancak Gabe'in davranışları da ciddi biçimde şüphe uyandırmaya başlamıştı. Daha birkaç gün önce evlendiği eşi, metrelerce derinlikte boğulmuş olmasına rağmen hiç sarsılmamış gibi görünüyordu. İlk sorgusunda çok tuhaf tepkiler vermiş ve sık sık babasını aramak istediğini söylemişti. Üstelik balayının son iki gününün iptal olduğunu söylemiş, batağa dalış yapamadığı için tur şirketinden kısmıyı geri ödeme bile talep etmişti.
Diğer yandan Tina'nın ailesi bunun basit bir kaza olmadığına inanıyordu. Yaşananların bir cinayet olduğunu iddia edemeseler de Gabe'in kızlarına yardım etmediğinden emin gibiydiler. Gabe'in hareketleri garip gibi gözükse de daha yeni evlendiği eşini böylesine trajik bir şekilde kaybetmiş birisinden makul davranmasını bekleyemezdiniz. Ama işte Gabe sürecin devamında da garip davranışlar sergilemişti.
Olaydan birkaç gün sonra Gabe morga gitti ve görevlilere Tina'yı son bir defa görmek istediğini söyledi. Fakat bir şüpheli olduğu için personel soruşturmayı yürüten dedektif Lawrence'a bu durumu bildirdiler. Zira bu ziyarette delillere müdahale edilebileceğini düşünüyorlardı. Ancak Lawrence bunun bir fırsat olabileceğini düşünüyordu. Gabe'in morgda olduğu anları kayıt altına alacaktı.
Bu sayede bir delil yakalayabileceğini düşünüyordu. Olası bir delili mahkemede kullanabilirdi. Gabe de işte tam bu noktada önemli bir açık vermişti. Çok üzgünüm Tina. Lütfen beni affet. Seni incitmek istemedim. Yemin ederim seni incitmek istemedim. Lawrence aradığı ipucunu bulmuş gibiydi.
Fakat bu, tek başına soruşturmayı büyütmek için yeterli bir veri değildi. Zamanla tüm yaşananlar unutulmuş, dosya rafa kaldırılmıştı. Ta ki 2008'e kadar. O yıl Queensland polisinin yeniden başlattığı soruşturma her şeyi değiştirecekti. Her şey yeniden başlıyordu.
Soruşturmanın ilk günlerinde önemli bir detay fark edilmişti. Düğünden kısa bir süre önce Gabe'in Tina'yı bir sigorta ofisine götürdüğü ve hayat sigortası poliçesini imzalattığı çıkmıştı ortaya. Poliçede Tina'nın ölümü durumunda tek hak sahibi olarak Gabe gösterilmişti. Sigorta ajentesinin çalışanları verdikleri ifadelerde Gabe'in poliçe konusunda olağan dışı bir heves gösterdiğini söylüyordu.
Soruşturmanın ilerleyen safhalarında uzmanlar Tina'nın dalış ekipmanlarını yeniden inceleme kararı aldı. Buldukları şeyler Gabe'in 5 yıl önceki ifadeleriyle epey çelişiyordu. Gabe, Tina'nın maskesini düzeltmeye çalıştığı sırada boğulduğunu iddia etmişti. Ancak uzmanlar çalışır durumda bir hava kaynağı olmadan bir dalış maskesinin takılmasının mümkün olmadığını belirtiyordu.
Ama esas mesele daha sonra patlamıştı. Ortaya son derece rahatsız edici bir fotoğraf çıktı. Yürütülen soruşturmada Gabe'in su altı kamerası bulunmuştu. Bu kamerayla çekilen bir fotoğrafta Gabe su altında poz veriyordu. Arka plandaysa Tina'nın cansız bedeni süzülüyordu.
Fotoğrafın gerisinde başka bir dalgıç daha ona doğru yüzüyor gibiydi. Polis için bu fotoğraf Gabe'in acımasızlığının ve en ufak bir pişmanlık duymadığının son kanıtı gibiydi. 2008'in Ekim ayında Avustralya makamları Gabe Watson'ı tutukladı. 5 Haziran 2009'da görülen duruşmasında Gabe, ihmal sonucu ölüme sebebiyet verme suçunu kabul etti. Bu, eşini kurtarmak için çaba göstermediğini itiraf ettiği anlamına geliyordu.
Fakat mahkeme onu yalnızca 18 ay hapis cezasına çarptırdı. Gabe cezasını çektikten sonra ABD'ye geri döndü. Fakat hikaye burada bitmedi. Bir yıl sonra birinci derece cinayet suçlamasıyla yüzleşmişti. Zira Tina'nın ölümünden hemen sonra hayat sigortasını nakde çevirmişti Gabe.
Bu, olayın bir kaza olmaktan çok planlı bir cinayet olabileceği şüphesini güçlendiriyordu. Sigorta şirketi ödedikleri parayı geri istiyordu. Onlara göre bu bir trajedi değil, cinayetti. Gabe'in avukatı suçu dalış şirketine yıkmaya çalışıyordu. Derken mahkemede ortaya çıkan bazı rahatsız edici detaylar her şeyi değiştirdi.
Polis Gabe'in dalış bilgisayarını incelemişti. Cihaz, zaman, derinlik ve hareket gibi hayati verileri kaydediyordu. Mahkemede ortaya çıkan verilerse tüyler ürperticiydi. Tina batmaya başladığında Gabe ona yönelmişti. Ancak yüzeye dönerken hiç acele etmemiş gibi görünüyordu. Her derinlik seviyesinde durmuş, sakin bir şekilde yukarı çıkmıştı. Üstelik bu olay dalışın henüz başında gerçekleşmişti. Yani Gabe'in tüpü o esnada neredeyse doluydu. Uzmanlar da Gabe'in Tina'yı kurtarabilecek zaman ve oksijene sahip olduğunu doğruluyordu.
Mahkemede cenaze töreni de gündeme gelmişti. Burada da rahatsız edici detaylar dikkat çekiyordu. Gabe cenaze sırasında tabutun başına gitmiş ve Tina'nın alyansıyla küpelerini çıkartıp almıştı. Yargıç kendisine bu konuyu sorduğundaysa Gabe sadece gülümsemiş ve omuz silkmişti. Davanın ilerleyen günlerinde başka bir rahatsız edici video daha ortaya çıktı.
Tina'nın mezarına da bakan bir gizli kamera kaydı Gabe'in tavırlarını açıkça ortaya koyuyordu. Bu görüntülerde Gabe, eşinin mezarına bırakılan çiçekleri alıp çöpe atıyordu. Buna karşın kendisini, Tina mezarına çiçek bırakılmasını istemiyordu diyerek savunmuştu. En önemli delil ise hayat sigortası olmuştu. Gabe, Tina'nın hayat sigortasından 33 bin dolar almıştı. Jury başka bir şeye daha inanıyordu.
Gabe, Tina'yı kurtarabilirdi. Gerekli eğitimi ve yeterli oksijeni vardı. Ama her ne sebeple olursa olsun bunu yapmadı. Fakat sonuç toplumun önemli bir kesimini pek de tatmin etmemişti. Mahkeme, Gabe'in cinayet işlediğine dair kesin bir delil olmadığı gerekçesiyle onu suçsuz bulmuştu.
Tina'nın hikayesi bize şunu hatırlatıyor. Aile içi şiddet, yaşı, geçmişi ya da sosyal statüsü ne olursa olsun herkesin başına gelebilir. Onun son dalışı hem trajik hem de ürkütücüydü. Ölümü ister bir kaza, ister planlı bir suç olsun geride kalan ailesi, arkadaşları ve tüm toplum üzerinde derin bir şok yarattı.
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.