Podcast

Borderline Kişilik Bozukluğu

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Borderline Kişilik Bozukluğu; bir gün zirvede, ertesi gün dipte yaşanan duyguların, tutarsız bağların ve içten içe kemiren boşluk hissinin olduğu bir deneyim. Çoğu zaman anlaşılmayan veya yanlış etiketlenen bu tablo, gerçekte çok daha derin bir hikâye barındırıyor. Peki sınırda olmak, aslında bize ne söylüyor?








Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------


Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.040 kelime · ~10 dk okuma

Hoş geldiniz. Bu Jordan'ın okulunun teneffüs zili. Tüm çocuklar oynamaya çıkmışken bahçenin bir köşesinde tek başına oturuyor şu an. Biraz önce okuldan uzaklaştırma aldı ve annesinin gelip onu eve götürmesini bekliyor. Ne mi olmuş? Sınıfta otururken çocuklardan biri kalem kutusundan bir şey istemiş. O da vermemiş. Çocuk tekrar isteyince de Jordan sinirlenip

kalem kutusunu yere fırlatmış. Kavga etmeye başlamışlar. Jordan epey bir sinirlenmiş yani. E çocuk bunlar, bazen de kavga ederler diye düşünebilirsiniz. Ama Jordan o kadar kavga eden biriymiş ki, müdür sonunda uzaklaştırma vermiş.

İlk vukuatı değil yani. Onun okul günleri genelde bu şekilde geçiyormuş zaten. Her şeye karşı büyük bir öfke. Çocukluğundan beri böyle. Önce büyüyünce geçer demişler. Sonra ergenliğine vermişler. Ama yok. Bir şeyler farklıymış onda. Aslına bakarsanız Jordan çok mutlu ve huzurlu bir ailenin içinde doğmuştu. Bayağı bir kalabalık, çok çocuklu bir aile.

Transkriptin tamamını oku

Jordan doğduğu andan itibaren herkesin göz bebeğiydi. Yemi içili gözlü ve kumral saçlı. Çok güzel bir çocuktu. Eve sıcak bir neşe getirmişti getirmesine. Ama her bebek gibi biraz ağlıyordu. Sadece birazcık fazla. Annesine çok bağlıydı. Ve başka bir odaya gittiği anda ortalığı birbirine katıyordu.

Bu birçok ailenin yaşadığı bir durum pek tabii ama Jordan hiç susmuyordu. Durup dururken ağlama krizleri mi dersin? Oyuncaklarını fırlatıp bağırmalar mı dersin? Birçoğumuz için kabus olan bu durum ailesinin günlük hayatının bir parçası olmuştu artık. Birçok kez psikologlara gitmişlerdi ama hiç sonuç alamadılar.

Ne yapsalar işe yaramadı yani. Aksine Jordan gittikçe daha da huzursuz bir çocuk olmaya başladı. Yeni insanlar, yeni yerler sürekli mutsuz ediyordu onu. Hal böyle olunca büyüdükçe daha da kontrolden çıktı. Neredeyse hiç arkadaşı yoktu zaten. Hepsiyle bir şekilde kavga edip arkadaşlıklarını bitiriyordu. Hatta bazen çok büyük kavgalardan sonra kafasını esip

Evi terk eder ve birkaç gün ortalıkta görünmezdi. Ailesi zaman geçtikçe daha da endişelenmeye başladı. Sonra günün birinde annesi şans eseri kolundaki yaraları gördü. Jordan kendine zarar vermeye başlamıştı. Çok yalnız hissettiğini ve sıkıldığını, bu şekilde rahatladığını söylüyordu. Ailesi işlerin çok ciddi boyuta geldiğini anlayıp bulabildikleri en iyi psikiyatra götürdüler onu.

Psikiyatr, Jordan'la konuştuktan sonra çok düşünmeden bipolar kişilik bozukluğu tanısını koydu ve duygu durumunu düzenleyici ilaçlarla tedavisini başlattı. Fakat ne yazık ki Jordan'da bir düzelme olmadı. Çünkü onun duygu durum değişiklikleri bipolar bozukluğun aksine çok sık gerçekleşiyordu. Bir günün içinde defalarca zirveye çıkıyor, sonra bir anda dibe çakılıyordu.

Aslında yaşadığı sorun koyulan tanının aksine daha başkaydı. Jordan, borderline kişilik bozukluğuna sahipti. Peki neydi bu borderline kişilik bozukluğu? Hadi gelin beraber bakalım.

Jordan'ın yaşadıklarında, tedavisinin işe yaramamasında ve daha birçok şeyde oturmayan bir şeyler vardı. Doktora gitmesine rağmen düzeldiğini hissetmeyince daha da meraklanmaya başladı. Sonra bir gün internette dolaşırken bir makaleye denk geldi. Ve okuduklarına inanamadı. İlk defa birileri onun yaşadıklarını bu kadar doğru tarif etmişti. İnternette okuduklarından sonra başka bir uzmanla görüşmeye gitti.

ve öğrendi ki aslında bahsettiğimiz borderline kişilik bozukluğuna sahipmiş. Durum böyle olunca doktor tedavisini hemen değiştirdi ve terapiyle de beraber Jordan'ın hayatı kısa bir zamanda olumlu yönde ilerlemeye başladı. Peki gelelim ben bu hikayeyi neden anlattım? Bugün detaylıca inceleyeceğimiz borderline kişilik bozukluğunda Jordan'ın yaşadığı ve bizim için iki tane çok kritik nokta var. Bunlardan birincisi koyulan yanlış tanı. İkincisi ise ailesi. Yanlış tanı yüzünden Jordan yıllarca gereksiz ilaçlar kullandı. Bu öyle bir süreçti ki sürekli deneme yanılmalar ve belirsizliklerle doluydu.

Yani belki de öncesinde iyi bir yönlendirme ile daha erken bir çözüm elde edilebilirdi. Ancak ailesi bu süreçte desteğini hiç esirgemedi. Çözüm bulabilmek için hep onun yanında oldular. Çaresiz hissettikleri anlar veya umutlarını kaybettikleri zamanlar oldu pek tabii. Ama yine de onunla birlikte mücadele ettiler. Jordan'ın hikayesi böyleydi. Fakat ne yazık ki birçok insan için bu oldukça büyük bir lüks.

çevrenizden destek almadığınızda hatta tam tersine yargılandığınızda yaşadığınız zorluklar katlanarak artıyor. Yalnız bırakılan, görmezden gelinen ya da abartıyorsun denilen insanlar için bu mücadele çok daha ağır ve yıpratıcı bir hale dönüşüyor. Bu yüzden Jordan'ın hikayesi sadece bir bireyin mücadelesi değil, aynı zamanda bize toplum olarak neyi farklı yapmamız gerektiğini hatırlatan bir örnek. Çünkü doğru tanı her şeyden önce uzman desteği gerektirir. Böyle bir durumda insanın sevgi dolu bir çevreye sahip olması kişinin hayatında mucizeler yaratabiliyor. Peki, Jordan'ın hikayesinde de genel bir fikir edindiğimiz bu borderline kişilik bozukluğu tam olarak ne? Dilerseniz belirtilerine, nedenlerine ve bu konuda nelerin yapılabileceğine detaylıca bakalım.

Borderline ya da sınırda kişilik bozukluğu, kendiniz ve çevrenizdeki insanlarla ilgili duygu ve düşünce biçiminizi doğrudan etkiler. Yani günlük yaşamınızda epey ciddi sorunlara yol açabilen bir bozukluktan bahsediyoruz. Genel anlamda özbenlik algısında köklü bir mutsuzluk söz konusudur. Kişi genelde kendisini değersiz ya da boşlukta hisseder.

Borderline'dan muzdarip bir kişi, duygularını düzenlemekte ve davranışlarını kontrol etmekte zorlanır. İlişkileri çoğunlukla dengesiz ve fırtınalıdır. Bu kişiler birini bir anda hayatının merkezine koyar ve aşırı idealize eder. Ama küçük bir hayal kırıklığında onu aşağılayabilir ya da ondan uzaklaşabilir. En belirgin özelliklerinden biri, yoğun bir terk edilme korkusudur.

Yani ortada gerçek bir ayrılık ihtimali olmasa bile en ufak bir gecikme ya da basit bir yanlış anlaşılma bile büyük bir paniğe dönüşür. Bu yoğun korku kişinin sıra dışı tepkiler vermesine ve dikkat çekmek için fevri davranışlarda bulunmasına yol açabilir. Bununla birlikte öfke patlamaları, ani kararlar ve dalgalı ruh halleri ise yakınındaki insanları zamanla yıpratır. Ve böylece en çok istediği şey olan yakınlık yerine, kendini yine yalnızlığın içinde bulur. Yani aslında en çok istedikleri şey sevgi ve bağlılıkken, davranışlar çoğu zaman tam tersini yaratıyor.

Bu tablo çoğu zaman ergenlik döneminde en şiddetli biçimde kendisini gösterir. Zaten biliyorsunuz, kimlik gelişiminin sancılı olduğu yaşlar, borderline kişilik bozukluğu da devreye girdiğinde krizler daha da keskin oluyor. Bu insanlarda kimlik algısı sürekli değişir. Bir gün hayat amacım şu derken ertesi gün bambaşka bir hedefe yönelmeleri çok olağan. Düşünce ve değerlerdeki bu dalgalanmalar kişinin kendisini tanımasını zorlaştırır.

O halde şunu soralım. Borderline kişilik bozukluğunun işaretleri nelerdir? Bu durumu yaşayan herkes de aynı şekilde görülmese de genellikle bazı ortak özellikler öne çıkıyor. Biraz önce de değindik. Yoğun bir terk edilme korkusu en belirgin belirtilerden birisi. Ortada gerçek bir ayrılık ihtimali olmasa da küçücük bir olasılık bile kişide büyük bir paniğe yol açabiliyor. Bu panik sıradışı davranışlara ve dikkat çekmek için fevri tepkilere dönüşüyor.

Bu da hem karşı tarafı yoran hem de kişiyi sürekli bir kaygı döngüsüne hapseden bir tablo. Bir diğer belirti çok yoğun duygularla seyreden bir ilişki. Örneğin birini tutku ve hayranlıkla severken bir anda bu kişinin kendisiyle ilgilenmediğini hatta kötü bir insan olduğunu söylemesine yol açabilir. Bu bozukluğa sahip insanlar, özbenlik ve kimlik algısında sürekli değişim yaşar. Belirtileri arasında sürekli değişen hedefler ya da değer algıları olabilir mesela.

kendisini kötü bir insan olarak görür veya hiç yokmuş gibi hisseder. Ayrıca stresle tetiklenen paranoya atakları ve birkaç saat sürebilen gerçeklikten kopuş krizleri de gözlenir. Bunun yanında düşüncesizce davranma eğilimleri vardır. Kontrolsüz harcama, kumar, aşırı yeme ya da madde kullanımı gibi davranışlara yönelebilirler. Hatta işler yolunda giderken bile birdenbire işten ayrılır ya da ilişkiyi aniden bitirirler.

Yaşadıkları bu terk edilme korkusunu yönetebilmek için kendine zarar verme tehditleri de sıkça gündemde oluyor. Duygu durumları da çok hızlı değişebiliyor. Bir bakıyorsunuz kahkahalar atıyorlar. Birkaç saat sonra huzursuz, ardından birden utangaç ya da kaygılı olabiliyorlar.

Roller coaster gibi yani. Ve son olarak içlerinde sürekli bir boşluk hissi var. Bununla birlikte öfke patlamaları da oluyor. Bu öfke yalnızca sözlü değil, zaman zaman agresif tavırlara ve hatta fiziksel kavgalara kadar uzanabiliyor.

Nedenlerine gelirsek. Aslında pek çok psikolojik rahatsızlıkta olduğu gibi burada da kesin bir sebep göstermek kolay değil. Ama araştırmalar bize bazı risk faktörlerinden bahsediyor. Bunlardan ilki genetik.

Bilim insanları borderline kişilik bozukluğuna sahip kişilerin beyin taramalarında bazı farklılıklar bulmuş. Özellikle duyguları kontrol eden ve fevri davranışları düzenleyen bölgeler de daha belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Elbette bunların bozuklukla doğrudan ilişkili olduğuna dair kesin bir sonuca varmak pek mümkün değil. Daha derinlemesini anlayabilmek için başka nedenlere de bakmamız gerekiyor. İsterseniz burada küçük bir ara verip biraz soluklanalım.

Döndüğümüzde işin bir de çevresel boyutuna yani yaşantısal faktörlere bakalım. Evet, hazırsanız biraz daha anlamaya çalışalım borderlan kişilik bozukluğunun ne olduğunu. Öncesinde işaretlerine bakıp nedenlerini konuşmaya başlamıştık. Genetikten ve beyindeki farklılıklardan söz ettik.

Bir diğer risk faktörü aile geçmişi. Anne babada ya da kardeşlerden birinde bu bozukluğun geçmişi varsa, sizin de risk grubunda olma ihtimaliniz artıyor. Yaşanan olumsuz deneyimler de sebepler arasında var. Mesela taciz benzeri bir deneyim, travmalar, ilgisiz anne baba ya da erken yaşta aileden ayrılma gibi deneyimleri sayabiliriz.

Çocukken annem bazen gider, günlerce gelmezdi. O zamanlarda benim yüzümden gittiğini ve terk edildiğimi düşünürdüm. Sanki bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi. Yıllar geçti, büyüdüm. Ama o his hala peşimi bırakmadı. Şimdi biri mesajıma hemen cevap vermediğinde bile içimde aynı panik başlıyor. Ancak yine bu doğrudan bir neden olarak görülmemeli tabii. Zira borderline bozukluğa sahip olanların hepsinde bu durum gözlemlenmiyor.

Kaldı ki bu tip travmalar yaşayan herkeste de borderline bozukluk gelişmiyor. Yani bu bahsettiklerimiz doğrudan nedenler değil, risk faktörleri. Şimdi en önemli soruya gelelim. Bu bozukluğun tedavisi konusunda ne tür alternatifler mevcut? Uzun bir süre boyunca bu bozukluğun tedavi edilemeyeceği düşünülüyordu. Hatta uzmanlar bile bunun yaşam boyu devam eden değişmez bir tablo olduğunu sanıyordu. Ama artık biliyoruz ki bu doğru değil.

2017'de yayımlanan bir araştırma bu bozukluğun yüksek oranda tedavi edilebilir olduğunu gösterdi. Bu hem uzmanlar hem de borderline tanısı alan kişiler için çok büyük bir umut kaynağı tabii. Önceden bahsettiğimiz gibi en kritik noktalardan biri uzman desteği. Çünkü tedavi yöntemleri kişiye göre değişiklik gösterebiliyor ve doğru yönlendirme olmadan ilerlemek çoğu zaman sonuç vermiyor.

Yani tek başınıza bu süreci yönetmeye çalıştığınızda istenilen ilerlemeyi kaydetmeniz zor olabilir. Ayrıca tedavenin sürekliliği ve düzenliliği çok önemli. Belli aralıklarla gidilen birkaç seansla kalıcı bir iyileşme bekleyemezsiniz. belirtileri büyük ölçüde azaltmak ve daha kaliteli bir yaşama erişmek için terapiye gitmeniz gerekiyor. Şunu da eklemek lazım. Bu bozukluğa sahip insanlar özellikle kendine zarar verme ve riskli davranışlara daha meyilli. O yüzden tedavi büyük önem taşıyor. Uzmanların önerdiği tedavi yöntemleri birkaç başlık altında toplanıyor. İlk sırada belki de hepimizin adına aşina olduğu bir yöntem var.

Psikoterapi. Bu, borderline tedavisinde en temel ve en sık kullanılan yaklaşım. Özellikle de diyalektik davranış terapisi. Bu terapiyi özel kılan şey, kişiyi bir noktaya sıkıştırmaması. Yani kişinin hem olduğu haliyle kendini kabul etmesini, hem de ihtiyaç duyduğu değişimi gerçekleştirmesini hedefliyor. İşte bu yüzden en etkili yöntemlerden birisi.

Bunun yanında başka bir yaklaşım daha var. O da zihinselleştirme temelli terapi. Bu terapi aile bireylerinde tedaviye dahil ediyor. Çünkü sadece kişi değil, yanında yaşayan herkes etkileniyor bu süreçten. Aile bireylerinin duygu ve düşünce süreçlerini anlamaları, empati geliştirmeleri, daha esnek bir bakış açısı kazanmaları için bir yol açıyor. Ve en önemlisi, duygusal yoğunluk anlarında farklı alternatifler üretmeyi öğretiyor.

Tabi iyileşme yalnızca terapi ile sınırlı değil. İlaç tedavisi de devreye girebilir. Özellikle kriz anlarında, yoğun duygu dalgalanmalarının ya da kendine zarar verme riskinin yükseldiği dönemlerde ilaç desteği hayati önem taşıyabiliyor. Güvenlik ve stabilizasyon için bazı durumlarda kişinin kısa süreliğine hastaneye yatırılması da gerekebiliyor. Bu kulağa biraz ağır gelebilir.

Ama inanın çoğu zaman hayat kurtarıcı oluyor. Yani anlayacağınız borderline kişilik bozukluğu tedavisinde tek bir yol yok. Terapi, ilaç, aile desteği. Hani derler ya tek bir doğru yoktur diye. Burada da durum tam olarak böyle. Bütün bunlar bir araya geldiğinde gerçekten etkili sonuçlar alınabiliyor. Belki de en önemlisi şu.

Bu sürecin bir yolculuk olduğunu bilmek, yani hemen düzelmek değil, adım adım ilerlemek. Düzenli destekle, en yoğun belirtilerin bile zamanla hafiflediği pek çok vaka var. Özetle şunu söyleyebiliriz. Borderline kişilik bozukluğu, kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir tablo. Günlük hayatın her alanına dokunuyor. İş hayatını, okul sürecini, arkadaşlıkları ve romantik ilişkileri derinden sarsıyor.

Belki siz de kendi çevrenizde fark etmeden böyle birine denk gelmişsinizdir. Çoğu zaman sanıldığından da daha yaygın görülüyor. Yani etrafımızda düşündüğümüzden çok daha fazla insan bu mücadeleyi yaşıyor olabilir. Jordan'ın hikayesinde gördüğümüz gibi yanlış tanılar, inişli çıkışlı duygular ve çevresindeki insanlarla yaşadığı çatışmalar hayatını yıllarca zorlaştırdı.

Ama doğru tanıya ulaştığında, ailesinin desteğiyle birlikte tedaviye başladığında hayatı olumlu bir şekilde değişti. Bu bize en net mesajı veriyor. Borderline çaresiz bir durum değil. Diğer tüm psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi Borderline içinde etkili tedavi yöntemleri mevcut.

Eğer siz ya da yakın çevrenizde birisi bu tür belirtiler gösteriyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak çok kritik. Çünkü ne kadar erken adım atılırsa iyileşme süreci o kadar güçlü ve kalıcı oluyor. Ve işin güzel tarafı şu, tedaviye başlandığında yalnızca belirtiler hafiflemiyor. Aynı zamanda kişinin yaşam kalitesi artıyor. İlişkileri dengeli hale geliyor. Günlük yaşamda daha sağlıklı bir düzen kuruluyor.

Yani doğru adımlarla borderline kişilik bozukluğu gölgede kalan bir yük olmaktan çıkıp yönetilebilir bir hale geliyor. Bir başka deyişle, destek almak sadece semptomları azaltmak değil, aynı zamanda insanın hayatını dramatik bir şekilde dönüştürmek anlamına gelir.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)