3.221 kelime · ~16 dk okuma
Selamlar, gri bölgenin bu bölümünde bana çok ilginç gelen bir meseleden bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz aşağı yukarı her dönemin güçlü bir sınıfı oluyor. Bir dönem petrol baronlarıymış, bir dönem bankacılar, bir dönem krallar vs. 2020'lerdeki durum da çok açık bence. Günümüzün en güçlüleri teknoloji şirketleri ve onların kurucuları. Gri bölgenin önceki bölümlerinde teknolojinin etkilerinden epey bahsettik. Biraz fazla bile bahsetmiş olabiliriz. Ama şimdi işleyeceğimiz konuyu biraz farklı görüyorum ben. Çünkü bugün teknolojiyi değil de onu kullanarak güçlenmiş insanları incelemek istiyorum. Neden? Niye ilginç bir mesele bu? Bu insanlar daha önce görülmemiş motivasyonlara, hayallere ve planlara sahipler çünkü. Açıkçası bu kadar vizyoner olmaları, meselelere yepyeni perspektiften bakabilmeleri ve çözüm odaklı yaklaşımlara inanılmaz ilham vermiştir bana, onu söyleyeyim. Kiminin biyografisini, kiminin yazdığı startup kitaplarını okudum. Bazılarının röportajlarını saatlerce dinledim.
Özellikle içerisinde bulunduğunuz ortamın kasvetinden ve hareketsizliğinden bunaldıysanız, kanınız kaynıyorsa, inanılmaz bir yola çıkmak istiyorsanız ve planınız kulağa ne kadar uçup gelse de o yola baş koymak heyecan uyandırıyorsa, bugün en ilham verici şey teknoloji şirketlerinin kuruluş ve başarılı hikayeleri olabilir gerçekten. En azından benim için öyleydi. Fakat her ne kadar bu insanların ilham verici tarafları olsa da işin başka bir boyutu da var biliyorsunuz. Ben bu bölümde direkt kim bu insanlar? Ne istiyorlar? Kafaları nasıl çalışıyor? Milliyetçiler mi? Dindarlar mı? Humanistler mi? Biraz bu soruları deşerlemek istiyorum. Yani istiyorum çünkü bu insanlar geleceğimizi tasarlıyorlar ve geleceğimi tasarlayan insanın değerleri veya kafasının çalışma şekli çok önemli bence. Neler umurlarında değil mesela. Sadece kendi beyanları üzerinden gideceğiz. Dolayısıyla işi spekülatif yerlere çekmemeye özen göstereceğim. Bugün belediye başkanlığı ya da cumhurbaşkanlığı seçiminde adayların kim olduğunu merak ediyorsak, bence bizi en az onlar kadar etkileyen bu insanların da hayat görüşünü bilmekte fayda var. İlginç bulabilirsiniz, vizyonerlik budur diyebilirsiniz, komik veya ürkütücü gelebilir. O zaman hadi daha fazla vakit kaybetmeden gelin, günümüzün en güçlü grubu yani milyarderler hayata nasıl bakıyormuş birlikte analiz edelim.
Bugün içerisinde bulunduğumuz çağda birçok kararın arkasında bulunan kişileri, yani teknoloji şirketi sahiplerini ya da yöneticilerini konuşacağız. Önce en ilginç bulduğum isimle başlamak istiyorum. Peter Thiel. Bugün en büyük teknoloji devlerinden biri. Kendisini biliyorsanız bile şimdi bir iki yeni şey öğrenebilirsiniz bence.
En bilinen özelliği zamanında Elon Musk ile PayPal'ı kurması. Tüm ekip PayPal'ı satınca Peter Thiel de Facebook'tan epey bir hisse alıyor. Ardından da bugün dünyanın en büyük kitlesel gözetim ve savaş teknolojileri şirketi olan Palantir'i kuruyor. Devran Döner'in bölümünde bu şirketten bahsetmiştik. Bu iki yatırımında da başarılı olan Thiel kazandığı sonsuz parayla ve güçle çok ilginç projelere imza atıyor. Mesela Blue Seed isimli bir ülkeyi kurmayı hedefleyen startup.
Teknolojik yeni bir devlet kurmayı hedefleyen bu startup'ın, oğlum niye böyle bir şey yapmaya çalışıyorsunuz, cevabı şu. Kaliforniya sınırlarında bu ülkeyi yaratmak ve dolayısıyla iş insanlarının vize sıkıntılarına takılmadan, Silikon Vadisi'nde yakın bir yerde çalışabilmelerini sağlayabilmek. Bu startup sonradan başarısız oldu ve Peter Thiel de sona doğru çekildi. Kendisinin başka bir yatırımı da var, bu daha güncel. Enhanced Games. Yani bir nevi dopingli olimpiyatların en büyük yatırımcılarından biri kendisi. 21 Mayıs 2026'ta başlaması planlanan bu yeni yarışma konseptine sporcular olabildiğince fazla steroid tarzı takviyeler kullanarak yarışacaklar. Peter Thiel neden böyle bir yatırım yapıyor derseniz, iki ay önce Ross Douthat'la yaptığı röportajda bakış açısını biraz açıklıyor. Röportajda dediklerine göre Thiel, insanlık olarak çok tek yönlü geliştiğimizi düşünüyor şu an.
Mesela yapay zekaya yüz milyarlarca dolar yatırım yapılıyor, dünyayı değiştirecek iddiasıyla. Thiel bu olayın biraz internetin yaygınlaşmasına benzediğini düşünüyor. Evet, yapay zeka da internet gibi bir şeyleri değiştirecek ama bu bile yeterli değil gibi bakıyor olaya. Thiel'a göre gerçekten gelişmek istiyorsak daha fazla risk almalıyız. Yeterince risk alınmadığını, çok garantici davrandığımızı düşündüğü bir konu olduğu için de insan biyolojisi konusunda adımlar atılması gerektiğini düşünüyor.
İnsanın belirli biyolojik modifikasyonları geçirdikten sonra ne kadar değişebileceğini ve güçlenebileceğini keşfetmemiz gerektiğini söylüyor. Tüm bu söylediklerinin üstüne doping olimpiyatlarının sponsoru olması da şaşırtıcı değil bence. Kendisinin başka bir tutkusu var, o da şeytan. Çok tatlı olduğunu düşünüyorum ben. ve epey normal gidiyoruz. Peter Thiel şu an ülkenin dört bir yanını gezip dört parçalık konferanslar veriyor ve konusu şeytan. Ona göre şeytanın dönüşü bir kişi şeklinde değil, sistem şeklinde olacak. İnsanlığın barış ve konfor gibi konseptlerle iyice gevşeyeceği ve kendisini totaliter bir rejime tamamen teslim edeceği ihtimalinden bahsediyor.
Ona göre huzur, konfor ve barış vaat eden ve bu vesileyle insanları iyice rahatlatıp, gevşetip, savunmasız hale getiren bir sistem İncil'de betimlenen şeytan tasvirine uyuyor ve buna karşı kendimizi savunmalıyız. Thiel'a göre bugün kişi olarak şeytana en yakın insan ise hazır olun Greta Thunberg. İklim krizi ya da pandemi gibi sebepleri kullanarak hayatımıza sokulacak yasalara teslim olmamızın şeytana karşı bir yenilgimiz olduğunu düşünüyor Thiel. Yine Ross Douthat'la yaptığı röportajda Ross diyor ki, sen dünyanın en büyük savaş teknolojileri ve kitlesel gözetim şirketinin sahibisin. Şehir şehir gezip insanları şeytandan bahsediyorsun. Ortada bir kehanet senaryosu varsa bu senaryoda şeytana en yakın kişi sen değil misin? Aynen böyle diyor bu arada, inanılmaz bence. Ve bu röportajı izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Thiel da kemküm yapıp, hayır diyor, devam ediyor. Ama unutulmaz anlarla dolu bir röportaj direkt. Son bir şey söyleyeyim, teknoloji devi ve milyarder Peter Thiel'la ilgili.
Bugünkü ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, kariyeri boyunca en çok finansal yatırım yapan kişi ve kendi deyimiyle akıl hocası Peter Thiel. Yani bugün ABD'de devletin en büyük kademesinde, son 10 yıldaki her adımda Peter Thiel'dan maddi ve manevi sonsuz destek almış bir isim var. Yeri gelmişken Thiel'ın demokrasiye bakış açısını da söyleyip öyle geçmek istiyorum. Yıllar önce bir konuşmasında şöyle diyor kendisi, bizim gibi insanlar azınlık olduğumuz için hiçbir seçimi kazanamayacağımıza dair bir düşünce hakimdi. Burada biz derken kastettiği kendisi gibi teknoloji ütopyasına inanan insanlar. Şöyle devam ediyor Thiel, belki de insanlara yalvarmadan ve onları bazı teknolojilere razı etmeye uğraşmadan dünyayı değiştirmenin bir yolu vardır. İşte bu yüzden ben teknolojinin siyasete bir alternatif olduğunu düşünüyorum.
Ne demek bu? Teknolojinin siyasete bir alternatif olarak kullanılması demek, teknolojinin demokrasiye bir alternatif oluşturması demek. Yanlış anladıysam düzeltin lütfen. Yani böyle. ABD'nin çeşitli açılardan en güçlü ismiyle ilgili sayabileceğimiz birkaç özellik bu. Gördüğünüz gibi iyi ya da kötü herhangi bir yorum yapmaya gerek kalmadan yalnızca bu insanların görüşlerini, düşüncelerini ve yaptıklarını anlatmak yeterince ilginç.
Bilge, sen de özellikle mi seçiyorsun diyeceksiniz, biliyorum. Ama sonda sayacağıma eğlenceli bulduğum için olabildiğince başa almak istediğim bir isim var. Brian Johnson. İsmini duymuşsunuzdur. Brian Johnson ya da internette bilinen adıyla oğlunun kanını içen adam. Zamanında Braintree isimli şirketi kurup 2013'te 800 milyon dolara satıyor.
ömrü boyunca depresyona mücadele ettiğini söyleyen Brian birkaç sene önce Project Blueprint isimli projesinin daha doğrusu yaşama şeklini açıkladı. Amacı başta 150-200 yaşına kadar yaşayabilmekti ama sonradan çıtayı iyice yükselterek ben asla ölmeyeceğim demeye başladı. Bugün Brian Johnson günde yaklaşık 60 hap içerek sayısız bakımla, ameliyatla, tahlille, milyon dolarlık harcamalarla vücudunu asla ölmeyeceği bir kıvama getirmeye çalışıyor. Kendisi yapay zekanın ileride sağlayacağı imkanlarla insanların asla ölmeyeceği bir senaryonun mümkün olduğunu düşünüyor. Biliyorsunuz, yeterince paranız varsa aklınızı istediğiniz kadar kaçırabiliyorsunuz ve Brian Johnson bunun çok güzel bir örneği bence. Ama bu benim düşüncem tabi. Çünkü kendisinin milyonlarca takipçisi ve destekçisi var. vizyonuna ve misyonuna güvenen insanlar Brian ne yiyip içiyorsa onu tüketmeye çalışıyorlar. Hatta Brian bunları bizzat markaya çevirip satıyor izleyicilerine. Don't Die yani Ölme isimli tişörtler giyiyor ve bunu mörç olarak satıyor. Daha geçen gün Instagram'da gezerken Türkiye'de epey büyük bir CEO'nun bu tişörtü giydiğini gördüm Instagram Stories'inde. Yani mental olarak çoğu milyonerin ve milyarderin burada olduğunun altını çizmek istiyorum o yüzden. Gerçekten ölmek istemiyorlar ve ölmemenin veya yaşlanmamanın mümkün olduğunu düşünüyorlar. Tabii ki şaşırmayacaksınız ama ölümsüzlük konusu Peter Thiel'ın da çok dikkatini çekiyor. Bu işten hiç haz etmeyen benim tanıdığım tek teknoloji devi Elon Musk herhalde. Geçen Twitter'da sohbet odalarında konuşuyordu, dinledim ve ölümün toplumların gelişmesi için olmazsa olmaz bir şey olduğundan bahsetti. Özetle şöyle dedi mesela, demokrasi açısından bakarsak çoğu zaman kitleler fikrini değiştirmiyor. Bir partiden, ideolojiden vazgeçmiyor ömürleri boyunca. Sadece bir kuşak yaşlanıp ölüyor ve böylece yeni düşünce akımları güç kazanabiliyor. Bunu duyunca bayağı şaşırdım önce. Sonra da açıkçası taşlar biraz yerine oturdu. Musk'ın yaşlanma ve ölüm üzerine söylediği dikkatimi çeken iki şey daha var. Birincisi, bütün vücudun aynı anda yaşlandığından bahsetti. Yani bir kulağınız ötekinden daha fazla yaşlanmıyor mesela.
veya bir bacağınız ötekinden daha genç değil. Yaşlanma sürecinin vücutta bu kadar eşit ve senkronize olması, vücuda bir tür yaşlan emri verildiğini gösteriyor." dedi. Anlatabildim mi bilmiyorum ama en azından yaşlanma süreci farklı kısımlarda eşit olabildiğine göre bunu eşitleyen bir mekanizma vardır gibi.
Bir diğer söylediği şey de kişisel bir nottu, biraz da karanlıktı bence. Ölümün kaçınılacak korkunç bir şey değil, insanı rahatlatan ve yolun sonundaki bir kurtuluş olduğunu söyledi. Açıkçası sevsek de sevmesek de bu kadar baskı, stres içerisinde yaşayan bir insanın huzuru ölümde bulması çok şaşırtıcı değil bence. Burada bir not düşmek istiyorum. Gelişen teknolojiler sayesinde insan biyolojisi önümüzdeki 5, 10 yıl, 100 yıl içerisinde nasıl değişebilir? Hangi hastalıklara tedavi bulabiliriz? İnsan ırkını biyolojik olarak nasıl güçlendirebiliriz gibi soruları Jamie Mattson'un Hacking Darwin, Türkçe ismini de Darwin Hackleniyor isimli kitabı çok güzel bir şekilde işlenmiş.
Elon Musk'a bu kadar değinmişken, kendisinin de iyi ve korkunç olan uçuk kaçık görüşleri muhtemelen 5 podcast sürer ama birkaç tanesine değinmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Neuralink isimli şirketi yaklaşık 5 yıl önce kuruldu. Neuralink, insan beynine entegre edilen çipler üretiyor. Bunu da çoğunuz biliyorsunuzdur. Bayağı denek olmaya kabul edilen kişilerin kafatası açılıyor, beyinlerin içerisinde bir çip yerleştiriliyor ve geri kapatılıyor.
Neuralink'in çeşitli misyonları var. İlk misyonları telepati isimli deneyleriydi. Bunda başarılı oldular. Bugün Neuralink kullanan kişiler bilgisayardaki işlerini yalnızca düşünerek yapıyorlar. Tam veya yarı felç olmalarına rağmen yalnızca düşünce gücüyle mouse'u ve klavyeyi kontrol edebiliyorlar. Neuralink'in ikinci misyonu görme engelli kişilere görme yetisini kazandırmak. Henüz bu sürecin başındalar ama epey iddialı gidiyorlar, öyle söyleyeyim. Bütün bunlar güzel bence fakat Neuralink'in kurulma amacı ve uzun süreçteki misyonundan, Musk şöyle bahsediyor her seferinde. Telefonlarımız artık adeta biyolojik bir uzantımız haline gelmiş durumda. Bugün telefonunuz yanınıza değilse bir uzvunuzu kaybetmiş gibi hissediyorsunuz. Günlük hayatın, iletişimin olmazsa olmaz bir parçası haline gelmiş durumda bunlar. Her ne kadar bizim de bir parçamız haline gelseler de beynimizin çalışma hızına kıyasla telefonumuzla kurduğumuz iletişim çok yavaş kalıyor. Bir şeyleri telefona harf harf, teker teker yazmak yerine beynimizle iletişim kurmanın bir yolunu bulursak onunla etkileşimimizi inanılmaz hızlandırabiliriz, diyor.
Yine bir kısmınızın duymuş olabileceği üzere buradaki asıl amaç, yapay zeka ile inanılmaz bir noktaya ulaştığında birleşebilmek. Beynimizin içinde yapay zekanın gücünün olduğu bir gelecek istiyor. Şimdi burada günlük 10 saatlik ekran süremizden, telefonun hayatımızdan ne kadar zaman çaldığından, bizi yıprattığından bahsediyoruz. Dopamin detoksü diyoruz, sosyalleşmek, içime dokunmak falan bu tarz tavsiyeler veriliyor.
ve modern teknolojinin sunduğu sonsuz imkanı kabul ederken, bir yandan bunun yarattığı deformasyonları konu alıyoruz sürekli. Bunu dengelemek, kullanıcıların bu teknolojileri günlük kullanma dozlarını azaltmalarına yardımcı olabilecek, daha az bağımlılık yapıcı herhangi bir teknolojik gelişme yerine, bugün dünyanın en büyük teknoloji devi bize bu cihazların yakın zamanda beynimizin içine girebilmesi için var güçleriyle çalıştıklarını müjdeliyor. Bunlardan çok daha acayip örnekler de var, onlardan da kısa bir aradan sonra bahsedeceğim. Evet, milyarderlerden ve ilginç tutkularından bahsediyorduk. Şimdi biraz da Mark Zuckerberg abimize değinelim. Yine trilyon kere işlenmiş ve sıkıcı bir isim olduğu için hayat hikayesini anlatmayacağım tabii ki. Ama şu an üzerinde çalıştığı en büyük iki şeyi anlatmak istiyorum. Sanal ya da arttırılmış gerçeklik ve yapay zeka. Metaverse'ü 3 yıl önce gerçek hayata bir tür alternatif olarak tanıttılar. Daha sonra meta gözlükleriyle augmented reality, Türkçesiyle arttırılmış gerçeklik. Yani gerçek hayatla sanal elementlerin iç içe olduğu bir konsepte ağırlık verdiler. Yapay zeka konusunda da OpenAI, Google, XAI ile rekabet halindeler ve bayağı iddialılar. Sizinle yakın zamanda Zuckerberg'ün yapay zeka ile ilgili söylediği birkaç şeyi paylaşmak istiyorum. Diyor ki, ortalama bir Amerikalı'nın üç arkadaşı var fakat koşullara el verse daha fazlası olsun istiyor tabii ki. Şöyle devam ediyor Mark. İnsanlar bana yapay zekanın sosyallik sorununu çözüp çözmeyeceğini soruyor. Cevabı muhtemelen hayır. Çünkü işin fiziksel bir kısmı var ve yapay zeka henüz onu da halledecek noktada değil. Fakat diyor Zuckerberg, insanların bu yalnızlığı çözülmesi gereken bir mesele. Ve her ne kadar şu an yapay zekanın dostumuz, terapistimiz veya sevgilimiz olması konusunda sosyal bir ön yargı olsa da ben bunu seçen insanların neden mantıklı davrandığının ileride fark edileceğini düşünüyorum diyor. Zuckerberg'in bu sözleri ve Meta ile ilgili şimdiye kadar söylediğimiz şeyleri bütün olarak ele alırsak, bize iki şey anlatıyorlar bence. Çevrenden ve hayatından memnun değilsen, biz senin için daha güzel bir gerçeklik yaptık. Sosyal ilişkilerinde sorun yaşıyorsan, sana sosyalleşmen için bir kız arkadaş, erkek arkadaş ya da terapist kodladık. Bunu burada bırakacağım, yorumu minimumda tutacağım diye söz verdiğim için. Ne güzel işte adam hizmet sunuyor da diyebilirsiniz. Sen demiyor muydun? Teknoloji coğrafyayı kader olmaktan çıkarıyor. Al işte adam hala aslını yapıyor diyebilirsiniz. Adam bunları gerçekten söylemiş mi? Söylediyse imdat çünkü falan diye tepki verebilirsiniz. Bilmiyorum. Ben ikincisine daha yakınım ama en azından onu söyleyeyim. Bu arada Zuckerberg'in bu sözleri Duvakesh Patel'le Nisan ayında yaptığı röportajdan tamamını dinlemek isteyenler oradan bakabilir.
Zuckerberg'i geçmeden önce son olarak kendisiyle ilgili tatlı, iç ısıtan ufak bir bilgi daha vereyim. Yerin 500 metre altında çelikten bir sığınak inşa etti kendisine havayede. Sığınağın boyutu veya içeride ne olduğunu bilmiyoruz ama giren herkesin gizlilik sözleşmesi imzalaması gerektiğini biliyoruz. Okyanusun ortasında bir adada kendisi için inşa ettiği yer altı kıyamet sığınağının kendisiyle ilgili bir başka normal özellik olduğunu düşündüğüm için yer vermek istedim. Son yer vermek istediğimiz
bence saymadan atlayamayacağımız, özellikle de maalesef komplo teorisyenlerinin favorisi olan Bill Gates. Spekülatif bir şey saymayacağıma, yorum veya teori eklemeyeceğime söz verdiğim için kendisini de iki örnekle işlemek istiyorum sadece. Öncelikle bir sivrisinek fabrikası var kendisinin ve haftada 30 milyon sivrisinek üretiyor. Bu tesiste yapılan şey, sivrisineklerin Zika virüsü ya da sarı humma gibi hastalıkları yaymasını engellemesi için bir bakteriyle birleştirmek ve sonra doğaya salmak. Tüm bu operasyonun en büyük destekçisi de Gates Vakfı. Desteklediği bir başka proje de Harvard'ın Stratosferik Kontrollü Bozulma Deneyiydi. Bu projenin amacı, atmosfere ince partiküller bırakıp güneş ışığının bir kısmının uzaya geri yansıtılmasıydı. Böyle bir senaryoda dünyaya daha az güneş ışığı ulaşıyor, bir nevi yapay ve çok hafif bir buzulça oluşturuyorsunuz yani.
Bunun doğal bir örneği 1991'de Pinatubo yanardağı patladığında atmosfere sülfat parçacıkları karışması ve dünyanın ortalama sıcaklığının 0,5 derece düşmesi. Harvard'ın bu deneyi 2024'ün Mart ayında resmen iptal edildi. İptal edilmesinin en büyük sebeplerinden biri de çevreci grupların deneyin atmosferde yaratabileceği hasarlardan ötürü yaptığı protestolar. Peki arkadaşlar ben bunları neden anlatıyorum? Milyarderleri, teknoloji istiyorlarını şeytanlaştırmak mı amacım? Bu saydığım insanlar milyarlarca kişinin hayatını iyileştiren teknolojilerden de sorumlu değil mi? Öyle. A bunlar korkunç insanlar, tamamen kötülüğümüzü istiyorlar falan gibi bir yere bağlamayacağım. Fakat yine de tüm bu bildiklerimizin ve daha nicesinin eşiğinde konuyu bağlamamız gereken çok önemli bir yer olduğunu düşünüyorum. Yani kimisinin dünya, insanlık, demokrasi, teknoloji ya da gelecek hakkındaki görüşlerine dair biraz fikir edinelim dememin sebebi de bu. Nitekim onların beyanlarını esas alıp söylemlerine ve bize anlattıkları planlarda dürüst olduklarını varsayarak yaptık bunu. Öteki türlü çok yapıcı bir bölüm olmazdı bence. Çünkü bu milyarder CEO'ların asıl niyetlerinin neler olabileceğine dair spekülasyonlarda bulunduğumuz bir bölüm ihtimallerden öteye gitmezdi. Yine de bir cümleyle şunu söylemekte de fayda var. Herhalde hiçbirimiz bu insanların tamamen dürüst olduğunu düşünmüyor. Bir tane örnek vereyim mesela. Diary of a CEO podcastından Steve Barlett sunuyor ve dünyanın en çok dinlenen podcastlerinden biri. Toplam 1 milyar dinlenmeye sahip, ayrık 20 milyon civarı dinleyicisi var. Uzmanlarından ünlüleri yüzlerce konukta bölümler yapıyorlar. Eminim aralarından tanıdıklarınız vardır. Steven geçtiğimiz Mayıs ayında Simon Sinek'le oturduğu bölümde şöyle bir şey söyledi. Yakın bir arkadaşı bugün en büyük yapay zeka şirketlerinden birinin CEO'suyla akşam yemeği yemiş ve yemek boyunca bu CEO'nun yapay zekadan ve geleceğinden bahsetme şekliyle kamera önünde söylediklerinin yakından uzaktan alakası yokmuş. Hatta o kadar korkunç şeyler söylemiş ki CEO, Steven'ın arkadaşı günlerce kendisine gelememiş. Şimdi bunu Steven sensasyonel olsun diye mi podcastinde söyledi yoksa gerçek mi bilmiyorum. Gerçekse de bu CEO'nun kim olabileceğine dair bir tahminimiz var. Muhtemelen Sam Altman. Benim bu bölümü yapmamdaki ve bu isimlerle ilgili tüm bu bilgileri vermemin sebebi de şu. Hepimizin geleceğini belirleyen bir güruh var. Bunu gözümüzün önünde yapıyorlar. Sunumlarla, konferanslarla önümüzdeki 50 yılın nasıl şekilleneceğini anlatıyorlar. Ben İstanbul'da oturuyorsam ve benim 10 yılımı, 20 yılımı nasıl seyredeceğini Silikon Vadisi'nde bir toplantı odasında belirliyorlarsa, en azından bunu konuşan kişilerin kim olduğunu biraz daha iyi bilmek isterim. Değerlerini bilmek isterim, etik anlayışlarını, insana bakış açılarını ve önceliklerini anlamak isterim. Benim gördüğüm kadarıyla bu insanların neredeyse hiçbirinin dine veya ideolojiye bir bağlılıkları yok mesela. 2020'de Biden'ı geçtiğimiz senelerde demokratları destekleyen bu insanlar birdenbire 2024'te Trump seçilince onun destekçisi oldular.
Paralarını, kaynaklarını ona akıtmaya başladılar. Trump da onlara aynı şekilde karşılığını vermeye başladı. One big beautiful bill, yani kocaman bir yasa onaylandı. Bu yasayla teknoloji şirketleri normalde takılacakları yapay zeka ile ilgili hiçbir regulasyona takılmayacak ve inanılmaz paralar alacaklar. Bu insanların herhangi bir dine veya ideolojiye bağlı olmaması onları kötü biri yapmaz tabii ki. Peki inancı ve ideolojiyi geçtik diyelim. En azından insan doğasına olan bakış açılarını incelesek onu da teknolojiyle çözülmesi gereken sorunlarla dolu bir mekanizma olarak görüyorlar. Gözler daha iyi görebilir, kaslar daha güçlü olabilir, insan ölmeyebilir, sosyal sorunları yapay zeka ile çözebiliriz falan gibi. Yüzyıllık, bin yıllık, milyon yıllık sorunları çözmeyi kendi kendine görev edinmiş durumda bu insanlar. ve birbirleriyle ülkelerle rekabet içerisinde oldukları için olabildiğince hızlı hareket etmek istiyorlar. Yasaları, regulasyonları, inançları, ideolojileri, etikleri ve hatta insan doğasını da bu yolun önündeki bir engel olarak görüyorlar zaman zaman. Genel bir örnek vermek gerekirse, Avrupa Birliği ülkeleri özellikle yapay zeka yarışında Çin ve Amerika'nın gerisinde kaldığı için eleştiriliyor. Geri kalmalarının sebebi, vatandaşların mahremiyeti, kendi kişisel verileri üzerindeki yasal hakimiyeti veya tüm bu yeni teknolojilerin etik kullanımı, sosyolojik etkileri gibi meseleler konusunda hassas olmaları. Münazaralar yapıyorlar, vatandaşların özgürlüğünü ve hayat kalitesini koruyacak regulasyonlar, yasalar çıkarmaya çalışıyorlar teknoloji geliştikçe.
Ama bu sırada Çin ve Amerika yalnızca teknolojik gelişime odaklı olduğu için her adımda ihlal edilen ve bir noktada göz ardı edilen vatandaşlarına aynı açıklamayı yapıyor. Üzgünüm, bu yarışta geri kalamayız. Amerika Çin'i, Çin'de Amerika'yı göstererek özellikle teknoloji konusunda tam gaz ilerliyor. Tüm bu acelenin başını çeken ve sürekli meşrulaştıran kişiler de burada saydığımız türde teknoloji devi milyarderler. Tamam, haksızlar demiyorum ama bence bahsettiğim dengeyi de anlatabildim burada. Gerçekten insanlığın geldiği nokta inanılmaz ve teknolojinin sunduğu tüm imkanlar için ben minnettarım. Zaman zaman bu podcastleri dile getiriyorum. Fakat başta başarılarından ve üretimlerinden ötürü alkışladığımız bu insanlar orantısız derecede güçlendiler. Sadece Nvidia'nın piyasa değeri Kanada'nın, Almanya'nın, Fransa'nın toplam piyasa değerinden daha fazla bugün. Bu insanlar sadece finansal anlamda değil, hakim oldukları algoritmalarla da halkın gerçeklik algısı üzerinde bir güce sahipler. Herkesin inanılmaz detaylı kişisel birilerini ellerinde tutuyorlar ve yaptıkları yüz milyonlarca dolarlık bağışlarla siyasetçilerin tam desteğine sahipler. Tüm bu sahip oldukları güce rağmen bu insanları kafamızda oturtabildiğimizden ya da uzun süreli hedeflerini tam olarak anlayabildiğimizden emin değilim. Onlar da son hız nereye koştuklarından emin olmayabilir bu arada.
Ya mesele sadece geride kalmama çabasına dönüşmüş de olabilir. Biraz daha kişisel ve dürüst bir not düşmem gerekirse, yüz milyarlarca dolarlık yapay zeka altyapı çalışmalarını, Tesla'nın on yıl içerisinde milyarlarca insansı robot yapma planını, Zuckerberg'in metaversini, Peter Thiel'in ifadelerini düşününce, bu insanların gelecekle ilgili planlarına biz ne derece dairiz emin değilim. Bizim için daha iyi bir dünya mı inşa etmeye çalışıyorlar yoksa bir dünya inşa etmeye çalışıyorlar ve bizi onun neresine koyacaklarına son adam mı karar veriyor? verecekler onu düşünüyorum. Hepsini yeterince alkışladığımızı da düşünüyorum son 10 yıldaki başarılarından ötürü. Fakat iş farklı bir noktaya geldiği için her cümlelerine çok daha dikkatli yaklaşacağımız, çıkardıkları her çözümü ve teknolojiyi sorgulayıp gerekirse tepki göstereceğimiz ve onlara istediğini veren siyasetçilere de zaman zaman karşı çıktığımız bir döneme girmeliyiz bence. Onlar yıllar içerisinde topladıkları sonsuz detaylı kişisel verilerle bizi çok iyi tanıyorlar ama sanki biz onları hiç tanımıyormuşuz gibi. Şimdilik bu kadar diyelim. Dinlediğiniz için teşekkürler. Görüşmek üzere. Sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.