Podcast

174- Bir Babanın İntikamı: Jody Plauche

Karanlık Dosyalar

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Jody, yeni başladığı karate kursuna büyük bir ilgiyle devam ediyordu. Ta ki dersler kabusa dönüşünceye kadar... Bu bölümde, adaleti mağdur olan taraf sağlıyor.



Sunan: Sezgi Aksu

Hazırlayan: Gülşah Dim

Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal

Yapımcı: Podbee Media



Canlandıranlar

Gary: Metin Bozkurt


Polis: Ada Kanbur


Anne: Gülşah Dim


Arkadaş: Hazal Beril Çam



Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!


------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.177 kelime · ~11 dk okuma

Bak aptalca bir şey yapma sakın. O aşağılık yaratık fazladan bir gün bile yaşamamalı. İşini bitireceğim. Hemen burada. Birazdan silah sesini duyacaksın. Hayır dur!

Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizinle anlatması oldukça güç olan bir davayı konuşacağız. Bir çocuğun korku ve endişe dolu sessizliğine kulak verecek, bir babanın adaleti kendi başına sağlamaya nasıl karar verdiğini anlayacağız.

Görünürde eğlenceli olan bir karate kursunun adım adım kabusa dönüşmesini ve suçlunun cezasını mağdur olanın kesmesini dinlemeye hazırsanız başlayalım. 10 yaşındaki Jody Ploche, Baton Rouge, Louisiana'da büyümüş, oldukça neşeli ve hareketli bir çocukluk geçirmişti. Abisi, erkek kardeşi ve kız kardeşiyle birlikte oyun ve sporla iç içe bir hayat sürüyordu. İlgisini çeken her branşı denemişti. Henüz 5 yaşındayken abisi ve arkadaşlarının takımına su taşıyordu.

Transkriptin tamamını oku

Bir yıl sonra kendisi de Amerikan futbolu oynamaya başlamıştı. 8 yaşında softbola geçiş yapmış, 9 yaşında ise eyalet futbol şampiyonasına katılmıştı. Bedenini hareket ettirebileceği hiçbir fırsatı kaçırmak istemiyor. Adeta bir oyundan çıkıp diğerine yetişiyordu. 1982 yılının bir sonbahar günü, Jody'nin okulunda farklı bir broşür dağıtılıyordu.

Kendisine uzatılan kağıdı okuyan Jodie, bunun yeni açılan karate dersleri için olduğunu görüp dudağını büzdü. Hiç ilgisini çekmeyen bu kağıdı daha fazla incelemeye tenezzül etmeden, buruşturup sınıftaki çöpe attı. Fakat eve döndüğünde, kendinden yaşça küçük erkek kardeşinin de aynı broşürü eve getirdiğini ve annelerini heyecanla gösterdiğini gördü. Abisiyle yaşları daha yakın olduğu için genelde birlikte vakit geçirir, küçük erkek kardeşlerini aralarına pek almazlardı. Diğer spor dallarında farklı yaş grupları keskin çizgilerle ayrılırken bahsi geçen karate kursu daha geniş bir yaş kitlesine hitap ediyordu. Anneleri abileriyle daha yakın olmaya can atan küçük oğlunu kıramamış, çok geçmeden üç kardeşi de karate kursuna yazdırmıştı. Bunun aralarındaki bağı güçlendirmesini umuyordu.

Böylece Jodie için yeni bir spor macerası başlamıştı. Fakat bu başlangıç, çok geçmeden onun için kabustan farksız olacaktı. İlk karate dersleri beklediklerinden daha eğlenceli geçmişti. Jodie bu branşa bir şans verebileceğini düşünüyordu ki. Karate hocası daha ilk dersin ardından kursu bıraktı. Durup dururken ortadan neden kaybolduğu hakkında kimsenin bir fikri yoktu. Muhtemelen çalıştığı yerle anlaşamamıştı. Böylece derse devam etmek isteyenlerin ismi farklı bir karate stüdyosuna yazıldı.

Bu isimler arasında 3 erkek kardeş de vardı. Jodie, yeni karate hocası Jeff Doucette ile burada tanıştı. 20'lerin başındaki bu özgüvenli genç adam, siyah kuşağıyla onda daha ilk karşılaşmalarında hayranlık uyandırmıştı. Ocak 1983'te Jeff'le beraber yoğun çalışma programlarına başladılar. Çocuklar karateye de, öğretmenlerine de kolayca alışmışlardı. Bu durum Ploche ailesini oldukça memnun ediyordu. Jeff'in samimi, eğlenceli tavrıyla birleştirdiği spor disiplini çok geçmeden ailenin sevgisini kazanmasını sağladı.

June ve Gary onu da oğulları gibi görüyor, sıklıkla akşam yemeklerine ve oyun gecelerine davet ediyorlardı. Şehir dışı karate turnuvaları için Jeff ve çocuklarının seyahat etmesi gerektiğinde, Gary Plowshed'e onlara katılıyordu. Mart 1983'te bu turnuvalardan birisi basketbol maçıyla çakışınca Jody Gezi'yi kaçırmak durumunda kaldı. Fakat babası ve kardeşleri geri döndüklerinde ne kadar eğlendiklerini anlata anlata bitirememişlerdi. Eğlence parkına gitmişler, gece yarısı lezzetli yemekler yemişler, hatta abisini bir benzinlikte unutup almak için son anda geri dönmüşlerdi.

Jodie için tüm bunlar harika bir serüven gibi duyuluyordu. Bir sonrakini her ne olursa olsun kaçırmamak için kendine söz verdi. Aileyle kurduğu samimiyete rağmen Jeff özellikle Jodie ile daha yakından ilgilenir hale gelmişti. Onu diğer çocuklara göre daha fazla çalıştırıyor. Mentorluk adı altında beraber uzun saatler geçiriyordu. Jodie bir terslik olduğunun farkındaydı. Ama kendisinin ve ailesinin güvenip sevdiği bu adamı haksız yere suçlamak istemiyordu.

Oysa Jeff, verdiği rahatsızlığın seviyesini Nisan ayı geldiğinde iyice artırmıştı. Dersteki ısınma ve esneme hareketlerinde gerek olmasa dahi Jodie'ye yardım etmeye çalışıyor, böylece ona uygunsuzca dokunarak sınırlarını test ediyordu. Bu testler sırasında Jodie'nin sessiz kaldığını ve onu ele vermediğini gördükçe iğrenç davranışlarını yeni bir boyuta taşımıştı. Derse ara verip diğer çocukları atıştırmalı kalmaya caddenin sonundaki benzinliğe gönderiyor fakat Jodie'yi tekme tekniğini geliştirmesi için odada tutuyordu. Bu 15-20 dakika ona hain amaçları için yeterli süreyi sağlıyordu.

Mayıs'a gelindiğinde işler iyice çığırından çıkmıştı. Fakat Jodie suskundu. Yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışırken gittikçe etrafındakilerden uzaklaşmıştı. Zaten Jeff de böyle olmasını istiyordu. Jodie'nin babasıyla ondan daha fazla zaman geçirmesinden duyduğu rahatsızlığı belli ederek onu suçlu hissettiriyordu. Ne var ki, bunu gerçek bir endişe ve mentorluk isteği gibi sunduğu için Jodie'nin ne yapması gerektiği konusunda kafası karışmıştı.

Üstelik ailesi bu adama sonsuz bir güven duyuyordu. Bu yüzden Jodie ne Jeff'e ne de ailesine bir zarar gelmesini istemiyordu. Bir yıl neredeyse geride kalmış, yaz gelmişti. Okul kapansa da karete dersleri ve turnuvalar devam ediyordu. Çocuklar Jeff'le birlikte Houston'a ve ardından Texas'ın Fort Worth kentine gitmişlerdi. Burada amcası yaşadığı için Jody turnuva süresince onun evinde kalmıştı.

Bir gün Jeff onu arabayla bıraktığı sırada veda etmek için öperken amcası bunu gördü. Şahit olduğu şeyden ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Hemen kardeşini yani Jodie'nin babası Gary'i durumdan haberdar etti ve bir şeylerin kesinlikle ters gittiğini söyledi. Fakat Gary, Jeff'in samimiyetinden böyle davrandığını ve doğuştan sevecen bir yapısı olduğunu söyleyerek bu apaçık tehlike sinyalini göz ardı etti. Jodie'nin böylesine bir güven duvarını aşarak yaşadıklarını itiraf etmesi oldukça zordu.

Üstelik Jeff onu manipüle ediyor, onu sevdiğini ve kendisini asla terk etmemesi gerektiğini söylüyordu. Bu cümleler yüzeyde tehditkar değildi fakat altta yatan suçlayıcı ton, Jodie'nin suskunluğunu bozması halinde olacaklardan korkmasını sağlıyordu. Babası duyarsa Jeff'i öldürebilirdi. Jodie kimse için olayın böyle sonuçlanmasını istemiyordu. Yaşadığı korkunç stres altında, davranışları iyice garipleşmişti. Sevdiği her şeyden uzaklaşıyordu. Artık hayatında karateden başka hiçbir spora yer yoktu. Oyun gecelerinde pek konuşmamaya başlamıştı. Jeff ondan yanında oturmasını istiyor, kuzenleri ve arkadaşlarıyla beraber oynamasına izin vermiyordu.

Ailesi istismar belirtilerine karşı bilinçsizdi. Oğullarındaki değişimi fark edemediler. Bu körlük yakında kanlı bir sonuç doğuracaktı. Şimdi kısa bir ara verelim. Dönüşte dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Jody bir kabusu yaşamaya devam ederken Jeff, kötülüğün sınırlarını daha da zorlayacaktı. Kısa süre önce bir ticaret işine atılmış ve zarar etmişti. Louisiana State University için spor kıyafetleri üretmek konusunda bir anlaşma yapmayı planlıyordu. Hatta kendi bandanalarını tasarlayacaktı. Fakat günün sonunda ortaya hiçbir ürün çıkmamıştı.

Jeff on beş bin dolarlık bir borcun içindeydi. Bu parayı da çevresindeki insanlardan toplamaya çalışıyordu. Ne var ki, işler umduğundan yavaş ilerlediği için her an kaçması gerekebilirdi. Gerekli parayı bulamazsa şehri terk edeceğini Jodie ile paylaşmıştı. Tek başına gitmeye de niyeti yoktu üstelik. Böyle bir durumda Jodie'yi de kendisiyle birlikte götürecekti. Jodie, Jeff'in yeterli parayı biriktirmesi için dualar ediyordu.

Çünkü kendisini peşi sıra sürükleme ihtimalinden korkmuştu. Biraz zaman geçtikten sonra Jeff'in bu parayı asla bir araya getiremeyeceği anlaşıldı. Kaçacak ve Jodie'yi de kaçıracaktı. Jeff planını zaman kaybetmeden uygulamaya koydu. 19 Şubat 1984'te June Ploshy'e aile arabasını bir iş için ödün çalıp alamayacağını sordu.

Anlattığı hikayeye göre halı döşemecisi olan abisine yardımcı olması gerekiyordu. Dolayısıyla arabayı taşımacılık için kısa süreliğine kullanacaktı. Aynı zamanda Jodie'nin de kendisine yardımcı olmasını rica etti. June bu istek karşısında biraz şaşırsa da sonunda kabul etti.

Fakat anlaşmaları Jodie'nin günün sonunda evde olması üzerineydi. Yapacakları işi çabucak bitirip dönmeleri gerekiyordu. Elbette bu gerçekleşmedi. Jeff aileye ait arabayla onların çocuğunu kaçırmak üzere yola çıktı.

Yaklaşık 40 dakika süren bir araba yolculuğunun ardından Jeff'in abisinin evine ulaştılar. Baden Rouge'dan uzaklaşmışlardı. Jeff buradan işine yarayacağını düşündüğü birkaç eşya aldıktan sonra bu sefer de Port Arthur, Texas'a doğru yola çıktılar. Louisiana eyalet sınırında yer alan bu şehirde Jeff'in annesi ve amcası yaşıyordu. Oradan ödünç aldığı parayla iki otobüs bileti çıkartan Jeff, annesinin sorularını geçiştirdi. Kendisinin New York'a geçeceğini, giderken de Jodie'yi yol üzerinde bulunan Baton Rouge'a bırakacağını söylemişti.

Ama bu bir yalandı. Kimsenin New York'a gittiği yoktu. Bunun yerine ertesi sabah Los Angeles'a giden bir otobüse binip kilometrelerce sürecek uzun ve sıkıcı bir yolculuğa koyuldular. Şehre vardıklarında biraz etrafta gezindikten sonra Jeff, Anaheim'de Disneyland'in hemen yanında konumlanmış bir otelden oda tuttu.

Jodie'nin geride kalan ailesi panik ve öfke içindeydi. Ne Jodie ne de Jeff geri dönmüştü. June böyle bir plana izin verdiği için kendisine kızıyordu. Ama olayın asıl boyutunun hala tam anlamıyla farkında değildi. Gary böyle bir şeyin nasıl gerçekleşmiş olabileceğine akıl sır erdiremiyordu.

Jeff neden kaçmıştı? Jodie'yi neden yanına almıştı? Aile hiç vakit kaybetmeden polisle irtibata geçti. Bu sırada Jeff kimliği tanınmasın diye Jodie'nin sarı saçlarını siyah boyamıştı. Etrafındaki herkese yalanlar uyduruyor, Jodie ile aileymiş gibi davranıyordu. Bu süre zarfında June'la da telefon görüşmeleri olmuştu.

Bir sorun çıktığını ve Jodie'yi hemen geri getireceğini iddia ederek özür diledi. New York'ta oldukları yalanını ona da söyledi. Ne var ki June, annelik içgüdüsüyle oğlunun orada olmadığını hissediyordu sanki. Jeff'in ona bir zarar vereceğinden korktuğu için konuşmalarını ılımlı tutuyor fakat arka planda polise rapor veriyordu. Birkaç gün geçtikten sonra Jeff'in ödün çaldığı paralar suyunu çekmişti. Paniklemeye başladı.

yolun sonuna geldiğini hissediyordu. Eğer bir şekilde para bulmayı becerebilirse, belki de kendisini kurtarabilirdi. Bu sıkışmışlık hissi ona hata yaptırdı. Alo? Ödemeli arama mı? Tamam, bağlayın. Merhaba, kimsiniz? Jodie? Jodie! Oğlum, oğlum sen misin?

İyi misin? Jodie iyi misin? Bana doğruyu söyle! Geri! Geri! Hemen polise!

26 Şubat 1984 Pazar günü, yani kaçlıktan tam bir hafta sonra, Jeff, Jodie'ye annesini araması için izin verdi. Söyleyeceği yalanlarla June'dan para koparabileceğini, günü kurtarabileceğini düşünmüştü belki de. O yıllarda ankesörlü telefonu kullanacak parası olmayanlar, operatöre bağlanıp karşı ödemeli arama yapabiliyorlardı. Cun ödeme yapmayı kabul etmişti fakat oğlunun sesini duymayı beklemiyordu. Aynı anda hem rahatlayan hem de telaşa kapılan anne polise haber verdi. Konuşmanın ardından aynı operatöre bağlanan dedektifler bir kaçırılma vakasıyla ilgilendiklerini söyleyerek arama yapılan yerin açık adresini istediler.

Konum artık belliydi. The Samoan Motel, 38 numaralı oda, Anaheim, Kaliforniya. Ekipler bu bilginin ardından hiç zaman kaybetmedi. Kaliforniya polisi ve FBI odanın yerini anında belirlediler. Ve 29 Şubat çarşamba günü Jeff'i kıskıvrak yakaladılar.

Kapıyı kırdıklarında Jeff televizyon izliyor. Saçları siyaha boyanmış Jodie ise bir köşede çekingenlikle oturuyordu. Silahların yüzüne çevrildiğini görünce korkmuştu. Fakat elbette bu teçhizat ona karşı değildi. Jeff tutuklanırken Jodie polis himayesine alınarak karakola götürüldü.

Orada önce ifade verdi, sonra da tıbbi kanıt bulunabilmesi amacıyla hastaneye transfer edildi. 1 Mart perşembe gününün ilk saatlerinde uçakla Louisiana'ya, çok özlediği evine ve ailesine döndü. Polis sorgusunda Jodie önce başına gelen her şeyi inkar etmişti. Amacı Jeff'i korumak değil, aksine kendisini korumaktı. Yapılan tıbbi testlerin gerçekleri açığa çıkaracağını biliyordu. Şöyle düşündü, eğer itiraf eden kendisi olmazsa Jeff onu suçlayamazdı.

Hala uğradığı manipülasyonun etkisi altındaydı. Birkaç gün sonra sonuçlar geldi. Gerçeğin saklanması artık imkansızdı. Jodie ağlıyor, sonuçları babasına söylememesi için annesine yalvarıyordu. Fakat June bunu yapamazdı. Gary'nin tüm güveni, hayatta bildiği her şey yerle bir olmuştu. Üstelik oğlunu koruyamadığı hissi içinde bir alev topu gibi büyümüş, onu yakıyordu.

Ayrıca Jeff tutuklanmış olabilirdi ama akıbeti belli değildi. Bir şekilde salınabilir, Jodie'ye ve başka masum çocuklara zarar vermeye devam edebilirdi. Gary, adaleti şansa bırakmamaya karar verdi. 16 Mart günü Jeff Doucette yargılanmak üzere Baden Rouge'a geri getirilecekti. Havaalanı kalabalıktı. Her anı kaydeden kameralar, patlayan flashlar ve muhabirlerin meraklı bakışları altında Jeff, polisler eşliğinde arabaya binecekti.

Ama bir kişi daha oradaydı. Gary Ploche. Ankesörlü telefonların arasında kendini kamufle etmiş, arkadaşıyla konuşuyor, doğru anın gelmesini bekliyordu. Yalnızca tek bir an, bir saniye, tüm sahip olduğu buydu. Gary bekledi, bekledi, bekledi ve...

Gary neden? Neden yaptın bunu Gary? Gary neden yaptın bunu? Aynısını yapardınız. Benim yerimde olsaydınız aynısını yapardınız. Bir babanın oğlu için aldığı intikam ulusal kanallarda naklen yayınlanmıştı. Gary polis memurları tarafından hemen kontrol altına alındı ve tutuklandı. Komaya giren Jeff Doucette kaldırıldığı hastanede ertesi gün hayatını kaybetti. Jodie olanları annesinden duymuştu.

O hafta sonu kardeşleriyle beraber büyükannesi ve dedesinin yanında kalıyordu. Babalarının tutuklandığını, Jeff'in ise öldüğünü öğrendiklerinde abisi sadece iyi demekle yetindi. Kız kardeşi gözyaşlarına boğuldu. Jodie ise sadece şu cümleleri sarf edebildi. Ölmesini istemedim, hapse girmesini istedim.

Gary Ploche 2. dereceden cinayet suçuyla yargılanıyordu. Fakat hapiste sadece 3 gece kaldı. Pazartesi günü kefaletle serbest bırakıldı. Yaşananların ışığında parmaklıkların ardına mahkum edilmemesi gerektiğine karar verilmişti. Bunun yerine 300 saatlik kamu hizmeti cezasına çarptırıldı ve 5 yıl boyunca gözetim altında tutuldu. Ama özgürdü. Jodie depresif bir yaz geçirse de Eylül'de okuluna devam etti.

Yaşadığı bu travmanın etkisinden yavaş yavaş çıkmayı başardı. Babasıyla başlarda gergin olan ilişkileri de zamanla düzeldi. İki tarafta birbirini daha iyi anlamaya başlamıştı. Geride bıraktıkları acı olay onları birer kurban yapmamış, aksine güçlendirmişti.

Jodie Ploche, genç yaşından itibaren çocuk istismarı konusunda farkındalık yaratmayı kendine amaç edinen bir aktiviste dönüştü. Suskunluğun yerini şimdi yüksek sesle yaptığı konuşmalar, katıldığı seminerler ve şovlar almış durumda. Kendisi, çocuklarındaki değişimi ve sinyalleri erkenden fark edebilmeleri için aileleri bilgilendirmenin yanı sıra, istismara uğrayan fakat türlü baskılar sebebiyle susan bireylere de cesaret veriyor. Tehlikenin genellikle çok uzaklarda değil, tanıdık ve bir şekilde güven kazanabilmeyi başarmış kişilerden geldiğini vurgulayan Jodie, yaşadığı süreci uyarı niteliğinde anlatan bir kitap da yazmış.

Kitabın ismi ''Tanıdık'' babası Jeff'i vurduktan sonra polis memuru Mike Barnett tarafından sarf edilen ''Neden Gary? Neden?'' sözleri. Jodie kitapta işte bu nedenleri açıklıyor. Sayfalarda istismarcıların sıklıkla kullandığı manipülasyon taktiklerine, kurtulmanın getirdiği duygu karmaşasını, ailesinin travmadan sonraki iyileşme sürecine ve tüm bunların yaşanmasına sebep olan sistem kusurlarına değiniyor.

Adeta ulusal bir kahraman ilan edilen Gary Ploche, 2014 yılında hayatını kaybetmiş. Jodie bugün onu dünyanın en iyi babası olarak tanımlıyor. Yaşanan her şeye rağmen hayatına en iyi şekilde devam ettiğini, iyileşmenin, gelişmenin ve mutlu olmanın mümkün olduğunu da her fırsatta söylüyor. Jeff Doucette'in yargılanma şansı bulamaması bir hata mı, yoksa hak ettiği cezayı başkalarına zarar veremeden çekmiş olması bir zafer mi? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum. Dönemin bilinç seviyesiyle fark edilmemiş bir hainliğe, geç de olsa reaksiyon vermek, bir babanın hem kendi çocuğu hem de diğer çocuklar için yapabileceği son hamleydi belki de.

Evet, bu haftanın Karanlık Dosyalar bölümünün de sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Yavaş yavaş.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)