Podcast

Coğrafya Hâlâ Kader mi?

Gri Bölge

1 yıl önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dünyada inanılmaz gelişmeler oluyor. Teknolojik gelişmeler o kadar absürt bir hızla yaşanıyor ki, bu acayipleşme sürecinde olup bir tane anlam vermek için birbirimize ihtiyaç duyuyoruz. Bu noktada sosyal medya bize çok fazla olanak sağlasa da yeni birçok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Gri Bölge'nin bu bölümünde "Coğrafya hâlâ kader midir?" diye soruyor ve sosyal medyanın sınırları ortadan kaldırıp kaldırmadığını tartışıyoruz. "Bu gelişmeler distopik bir kabus mu, yoksa daha önce görülmemiş ve belki ilerde de bir daha olmayacak bir iletişim mucizesi mi?" sorularını mercek altına alıyoruz.


Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.799 kelime · ~14 dk okuma

Selamlar. Bugün biraz sosyal medya konuşacağız. Belki bilenleriniz vardır. Ben podcast dışında içerik de üretiyorum. Özellikle Instagram'da ve TikTok'da 40 saniyelik birer dakikalık videolar paylaşıyorum. Her videonun konusu da değişiyor. Temmuz ayında açtım hesabı geçen sene. 6 ay içerisinde 50 küsur video atmışımdır. Bunlar 100 milyondan fazla izlendi. Bahsettiğim videolar neden bu kadar izlendi? Önce ben anlam verememiştim. Ondan sonra milleti ben neden dinliyorum düşününce aklıma geldi bir sebep. Dünyada inanılmaz gelişmeler oluyor. İnsanlığın gelmiş geçmiş en acayip zamanında yaşıyoruz özellikle bu teknolojiden ötürü. Bu kadar absürtlük, hızlı değişim, acayipleşme sürecinde olup bitene anlam vermek için birbirimize ihtiyacımız var.

Bize olup bitenleri açıklamak da yükümlü. Yetkililer de çok mantıklı konuşmuyor şu an dünyada. O yüzden de birbirimize ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu seride bambaşka konuları işliyoruz. Hepsi olup biteni anlamlandırma sürecinin bir parçası. Şimdi bu bölümde ele almak istediğim konu sosyal medya ve bu konuda çok yazılıp çizildiği için dünya genelinde değil, Türkiye üzerinde ele almak istiyorum meseleyi. Hadi beraber inceleyelim.

Türkiye dünyanın en çok sosyal medya kullanan halklarından birine sahip. Yaklaşık %70'miz sosyal medya kullanıyor. We Are Social ve Meltwater tarafından hazırlanan 2025 Türkiye raporuna göre %70'miz sosyal medya kullanıyor. Buna rağmen sosyal medya güzel bir şey olarak değil, abuk sabuk, korkunç içeriklerle dolu platformlarla biliniyor genelde. Gerçekten de çok çöp var çünkü. Aynı şekilde keşfete girince de hipnoz oluyoruz. Telefonu iki dakika diye eline alıyorsun, günün bitiyor falan. Çünkü o keşfetin hipnoz edici, bağımlılık yapıcı olması için dünyada çalışan insan sayısı, içme suyunu insanlara ulaştırmak için çalışan insan sayısından daha fazla.

Transkriptin tamamını oku

Douglas Rushkoff'un bir kitabı var, Team Human diye. Orada bunu çok güzel anlatıyor detaylarıyla. Uygulamaların nasıl, ne ekiplerle, ne amaçla dizayn edildiğine bayağı detaylıca değiniyor. Dünyanın en seçkin uzmanları sonsuz bütçelerle çalışıyorlar senin ekran süreni maksimize edebilmek için. Daha Türkçe'ye çevrilmiş bir kitap değil. Ben artık kitap tercümanlığı yapmıyorum ama aranızda yapan varsa veya yayın evi olan varsa bu kitap kesinlikle Türkçeleştirilmeli bence.

Neyse, sosyal medya Türkiye'de son 10-15 sene içerisinde ülkemizin ekonomisinin, siyasetin, kültür sanatının genel iletişim merkezi haline geldi artık. Yani markalar 2020'de mesela bütçelerin %5'ini ayırıyorlardı sosyal medya reklamlarını. Artık %50'sinden daha fazlasını ayırıyorlar. Herkes orada çünkü ama bu süreçte sosyal medyanın en çok ekmeğini yiyen, en çok zenginleşen ve ünlenen kişiler belki de en yırtık, çatlak insanlar oldu çoğunlukla.

Neden böyle insanların sosyal medyada başarılı olduğuna dair... ...optimist ve pozitif bir cevabım olduğu için bu bölümü kaydediyorum. Adam ''Arabam'' diye şarkı yapıyor, millet dans ediyor, milyonlar kazanıyor kadar... ...basit bir pesimist cevabı olduğunu düşünmüyorum bu konunun.

Dolayısıyla neden sosyal medyada belirli insanların bu kadar başarılı olduğunu birlikte inceleyeceğiz şimdi. İlk kısma bir alıntıyla başlamak istiyorum. Alvin Toffler diye bir yazar var, çok meşhur, Amerikalı. Future Shock, yani Gelecek Şoku diye de bir kitabı var ve orada diyor ki, 21. yüzyıl insanının en büyük yükümlülüğü adapte olabilmek, hızlıca öğrenmek, gerektiğinde de öğrenmiş olduğun şeyleri hemen unutabilmektir. Bu alıntıdan yola çıkarak şöyle bir şeyin altını çizeceğim. Ne zaman yeni bir teknoloji ya da sosyal medya platformu çıksa, bunlara ilk atlayan, yerini alan, kullanmaya başlayan insanlar en umursamaz, yırtık ve rezil olmaktan korkmayan insanlar oluyor. Çoğunlukla da gençler oluyor aynı zamanda doğal olarak. Bu insanların da kendi sevdiği, yapmak istediği içerikler genelde benimle hazırlan videosu, TikTok'ta tutan şarkılara ağız oynatma, jöle yeme videosu, trend, komik sesin üstüne video çekme falan bir şeyler oluyor.

Bir de başka bir kitle var biliyorsunuz. Onlar da bu tarz içerikleri ve insanları çok utanç verici buluyorlar. Benim böyle bir uygulamada ne işim var deyip hiç dokunmuyorlar bile. Hatta bunun şakası vardır. TikTok indirmeyen herkes olgunluk sertifikası almış gibi davranıyor diye. Tırnak içinde nitelikli, aklı başında diyeceğimiz insanlar ya da en azından kendini öyle gören tipler hep sonradan katılır böyle platformlara. Küçük görüyorlar, distopik görüyorlar ve başta reddediyorlar her zaman. Ama ortada ironik bir gerçek var. Çağ'ın getirdiği teknolojiler ya da sosyal medya platformları en başta hep opsiyonel gibi gözüküyor. Yani reddedebilirmişsin gibi gözüküyor. Fakat zamanla hayatın merkezi haline geliyorlar. Dolayısıyla şöyle oluyor, en başta reddettiğin şeye en son katılan kişi oluyorsun ve en başta ona direkt atlayan insanlar, Sonradan katılanlara kıyasla onun meyvesini daha çok yiyorlar doğal olarak. Bunun en güzel örneği TikTok bence. TikTok deyince aklınıza ne geliyor? İşte az önce saydığım tür içerikler, hazırlanma, dans etme vs. Böyle olunca belli bir kitle oraya girmiyor. Benim ne işim olur diyor falan. Ama YouTube için aynı şeyi düşünmüyorlar. Çünkü YouTube'da her tür içerik var. En nitelikli, en öğretici şeyler de bulunuyor. Bu yüzden belli bir yaşın üstündeki insanlar içerik yapmayı planlıyorlarsa genelde YouTube'a girmeyi hedeflerler.

Halbuki bence TikTok'la YouTube'un arasındaki en büyük fark, birinin 5 yıllık, ötekinin 20 yıllık olması. TikTok 2020'de çıktı. Dediğim gibi adapte olmaya hazır olanlar direkt atladılar. Ama sizin 2020'de TikTok açan Doçent tanıdığınız var mı? Muhtemelen yok. Ancak 4. 5. senesinde yavaş yavaş TikTok'a daha bilgisayar kültürel şeyler atılmaya başlandı.

Instagram da aynı şekilde ilk çıktığında sadece filtre koyup kasıntı fotoğraflar paylaştığımız bir uygulamaydı. Şimdi dünyada neler oluyor? Müzik nasıl yapılır? Video editi nasıl yapılır? Hem bir şeyleri öğrenebildiğin hem de aynı zamanda eğlenebildiğin bir uygulamaya dönüştü. Hala Instagram'da inanılmaz fazla çöp var. Ama zamanla şey algısı oturdu en azından. Burası sadece kasıntı, fotoğraf paylaşacağın ve çöp içerikler paylaşırsan tutabileceğin bir yer değil. Burada kendi renginle, Ne yaparsan yap, tutabilirsin. Benim burada vurgulamak istediğim şey de şu, TikTok'ta dahil olmak üzere bu sosyal medya platformları ancak belli bir tip içerik yaparsan yükselebileceğin dar kanallar değil, kendin olarak üretiminin niteliğinden ödün vermeden, ne yapmak istiyorsan da var olabileceğin ve yükselebileceğin, seni inanılmaz ölçekte insana ulaştırabilecek iletişim mucizeleri bunlar. O hep görmeye alıştığımız belli tipte insanlar için değil sadece, herkes için eşit derecede bir fırsat olabilir sosyal medyada. Şimdi 5 dakika sosyal medyada ne kadar acayip bir iletişim mucizesi olduğuna odaklanmak istiyorum. Yine bir alıntıyla başlayacağım. Naval Ravikant'ın bir sözü var.

Yani mucizeler çağında yaşıyoruz ama geçmişi olan aşinalığımız bizi bugüne kör ediyor. Her döneminde kendine özgü mucizeleri, inanılmaz fırsatları var biliyorsunuz. Mesela meşhur geyik nedir? Bizim dedelerimiz bir avuç üzüme arsa satın alıyormuş falan. Böyle gidip Kadıköy'de geziyorsun, burası güzelmiş ya diyor, satın alıyor. Bizim aklımızın alabildiği bir alım gücü değil bu. İşte sosyal medyada bizim dedemizin aklının alamayacağı güçte ve muhtemelen ileride torunlarımıza da anlatamayacağımız derecede bir fırsat bence şu an. Neden böyle söylüyorum? Bugün tutan bir şarkıya ağız oynatan 20 yaşında bir genç 10 Türk televizyonu kanalından daha fazla izlenebiliyor. Ya da ben mesela başta söylediğim gibi kamerayı koydum, düşüncelerimi anlatmaya başladım. 6 ayda 100 milyon izlendim mesela. 20 sene önceye gitsek ben 100 milyon izlenmek için hangi prodüksiyon şirketleriyle ne anlaşmalar, abuk sabuk insanlarla, sapık menajerlerle ne muhabbetler yapmak zorunda kalırdım. Yine de katiyen 100 milyon izlenme alamazdım bence. Bırak yatak odamdan yayın yapmayı, elimden geleni yapsam, istediğim kadar para saçsam bile bu erişilebilir bir şey değildi bence kolay kolay.

Şöyle absürt bir örnek vereceğim mesela. Benim aklıma Cem Yılmaz geliyor böyle konularda. Ya bu adam 10 senede bir ortaya çıkardığı halkla, toplumla, gündemle ilgili, günlük yaşamla ilgili bazı tespitlerde bulunurdu stand-up'larında. Çok ikonik cümlelerle yapardı bunları.

Biz de senelerce birbirimize bunları tekrar ederdik. Adam artık kültürümüzün bir parçası haline gelen bu komik ve ikonik şakaları bize 10 senede bir duyurmak için ergenliğinden beri çalıştığı bir kariyer inşa etti ve o sahnelere çıkıp bize o şakaları anlatacak noktaya anca geldi. Şimdi bugün Hulk'la ilgili aklına komik bir tespit gelen bir insan video çekip sosyal medyaya atıyor ve Cem Yılmaz'ın belki kariyeri boyunca alamadığı izlenmeyi tak diye alabiliyor. Ben gerçekten adamın mesleğinin bir nevi elinden alındığını düşünüyorum bu yeni düzenle. Son 10 senedir ikonik bir Cem Yılmaz cümlesi yok benim kafamda. Çünkü muhtemelen bu adamın aklına gelen fikirlerin %99'u çekildi ve viral oldu. Bir fırsatına daha değineyim sosyal medyanın. Şu an piyasada inanılmaz bir açık olduğunu düşünüyorum hala. Türkiye'de normal, sakin, ılımlı, nitelikli ama aynı zamanda ilginç içerik yapan insan eksik.

Şaklabanımız bol. Bugün şaklabanlık yaparak ünlü olmak istiyorsan rekabetin çok fazla. Dans ederek ünlü olmak istiyorsan da çok fazla. Tipinle ünlü olacaksan başarılar diliyorum. Ama sakin, nitelikli içeriği ilginç bir şekilde yapabilirsen bugün Türkiye sosyal medyasında bir rekabetin neredeyse yok bence. Yani dolu, eğitici içerik yapan insanlar var tabii ki ama

Biraz ayıp olacak ama bunu sıkıcı bir şekilde yapıyorlar genelde. Eminim şu an çok iyi bir üniversitenin, doçentinin 20 videoluk bir serisi vardır ve muazzamdır. Ama benim izleyebileceğim kadar eğlenceli değildir yani. Bunun benim suçum olduğunu bilerek söylüyorum bu arada.

Dolayısıyla o içeriği bu platformlarda niteliğinden ödün vermeden paylaşabilmek ve ilginç kılabilmek bence senin içerik üreticisi olarak bugün yükümlülüklerinden biri ve başarırsan seni çok yüksek yere getirebilecek bir şey. Bu konuda şöyle bir şey söyleyeceğim yeri gelmişken. Geçenlerde arkadaş bana şey dedi, bir işte çok iyi olan bir sürü insan var aslında, iyi bir gitaristi var, yazarı var, bilmem nesi var ama bu insanlar kariyerinde bir yere gelebilmek için illa sosyal medyaya girmek zorundalar. Bir insan bir işte çok iyi olabilir ama illa dikkat çekmede olağanüstü olmak zorunda değil." gibi bir şey söyledi. Ben açıkçası dikkat çekmenin modern çağ özgü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Dikkat çekmek her zaman insanın bir yükümlülüğüydü. Sen eskiden dükkanının önünde buyruğunu yaparken de dikkat çekmekten sorumluydun.

Kaç yüz yıl önce bir kitap yazarken de kitabın ilk sayfasındaki ilk kısımları dikkat çekici yapmak durumundaydın. Son kez tekrar altını çizmek istiyorum. Dikkat çekmek demek şaklabanlık yapmak demek değil. Merhaba arkadaşlar falan da yapmak zorunda değilsin. Sen kimsen onu gayet ilgi çekici bir şekilde sunmayı öğrenebilirsin bu çağda. Hali hazırda tutan 3-5 içerik türüne uyum sağlamak zorunda değilsin. Yani kendi içeriğinin özgün rengiyle yapabilirsin bu işi. Ben öyle düşünüyorum.

Bu platformlarda her türlü rengi yer var çünkü bence. Size bununla ilgili ilginç bir örnek vereceğim. Bana TikTok Türkiye ofisinde çalışan biri direkt biz imajımızı değiştirmek istiyoruz dedi. Beni ve çok kıymetli daha beş kişiyi 2024'ün en ilham verici içerik üreticisi olarak aday gösterdi TikTok Türkiye. Benim komplo terörüm de şuydu mesela, birbirinden yetenekli ve eğitimli insanlarla doldurdukları bu adaylık kategorisini, bakın uygulamamızda böyle insanlar da var, mesajı vermek için yarattılar. Adaylar olarak kazanabilmemiz için de şöyle bir sistem kurdular. Biz takipçilerimize TikTok üzerinden bize oy vermelerini istiyoruz.

Ben bunu yayınladığımda bayağı bir takipçim, benim TikTok'um yok hayatımda kullanmadığım gibi cevaplar verdi. Orada işte TikTok'un kitleme bir mesaj verdiğinden emin oldum. Diyor ki, Bilge de burada, Sena ya da belki Civan da burada vs. Artık 5. yılına geldiği için genişletmek istiyor kullanıcı portfolyosunu. Her uygulama eninde sonunda internet kadar büyük olmak istiyor zaten. Çin'de bunun çok güzel bir örneği var, WeChat. Her şeyi uygulamanın içinde yapıyorsunuz. Yemeği oradan söylüyorsunuz, mesajlaşmayı oradan yapıyorsunuz, banka işlemlerinizi veya Instagram'ın farklı bir versiyonunda yine uygulamanın içinde falan. Geçen sene Elon Musk da çıkıp, ben Twitter'ı WeChat gibi bir yer yapmak istiyorum. Kullanıcılar her şeyi bu uygulamanın içinde yapabilmeli dedi.

Yani demek istediğim, sosyal medya sizi kendiniz olduğunuz için dışarıya itecek bir şekilde dizayn edilmiş bir mekanizma değil. Tersine, sizin ona renk katmanızı ve içerisinde var olabilecek insan çeşitliliğini göstermenizi istiyor. Ayrıca şunu da söylemek istiyorum. Konu sosyal medyada olsa, müzikte olsa, başka bir şeyde olsa, Türkiye'de nitelikli şeyler tüketmek isteyen çok fazla insan var. Spotify'da beğendiğiniz yabancı bir grubu en çok dinleyen 5 şehre bakın. Orada muhtemelen İstanbul'u görürsünüz. Durum böyleyken, ben içerik üretsem de beni kimse izlemez diye pesimis yaklaşmaya gerek yok. Zaten epey kalabalık nüfuslu bir ülke olduğumuz için nüfusun %1'i ya da 2'si bile yaptığınız işi beğense 1 milyona yakın insan yapıyor. Amerika'da ünlü dediğimiz çoğu insanın böyle bir kitlesi yok. Amma gaz verdin gibi yaklaşıyorsanız bir pozitife daha dayanacağım bu konuyu kapatmadan. Onda birazdan dayanalım.

Evet, sosyal medyanın pozitif taraflarından bahsetmeye devam ediyoruz. İnsanın yalnızlık problemine en büyük çözümü sosyal medyadan geçtiğini düşünüyorum. Şimdi bu kulağa çok distopik geliyor böyle söyleyince, farkındayım ama anlatayım hemen. Türkiye'de bir yalnızlık problemi çekiyorsan, yani benim gibi düşünen insanlar çevremde yok, müzik zevkim arkadaşlarıma hitap etmiyor, izlediğim şeyleri izlemiyorlar, ben Bayburt'ta yaşıyorum ama Los Angeles'taki adamın podcastini dinliyorum, ya da işte Tahya'dayım ama Mars Red Sky dinliyorum ama hiçbir arkadaşıma sevdiremiyorum diyorsan, bu tarz bir yalnızlığı çözmek için iki tane güzel yol olduğunu düşünüyorum. İkisi de sosyal medyadan geçiyor.

İki seçenek şu şekilde, eğer düzgün insanlarla tanışmak ve nitelikli bir sosyal çevre kurmak istiyorsan radar olabilirsin ya da sinyal olabilirsin. İnsan dönem dönem ikisi de olabilir tabii ki, o ayrı. Fakat ne demek radar ya da sinyal olmak? Mesela benim son bir senedir yaptığım şey sinyallik. Ben bilgiye böyle düşünüyorum, bunlarla ilgileniyorum, aşağı yukarı böyle bileyim diye yayın yapıyorum Türkiye'ye. Bu bazı insanların radarına takılıyor, içeriklerimi takip ediyorlar ve bu süreçte ulaşan, yazan, karşılaştığım insanlardan ötürü de yepyeni bir çevrem oluşmuş oldu mesela. Bursa'da kendi kendime bir artı bir evde konuşuyorum zannediyordum ama tahmin edemeyeceğim kadar farklı insanın karşısına çıkıyormuş videolar. Gerçek hayatta, sokakta asla karşılaşamayacağım insanlarla böylece tanışmış oldum. Buna dijital köy deniyor. Bir gerçek hayattaki konumumuz var, komşularımız var, işte tuzumuz bitince kapısını çaldığımız.

Bir de algoritmanın bizim için oluşturduğu, bize benzeyen insanlarla dolu kümeler var sosyal medyada. Bunu dijital bir köy olarak düşünmek lazım. Benim gerçek hayattaki komşum emekli bir muhasebeci ama öğrendim ki algoritmadaki dijital köyümdeki komşularımdan biri bir şirketin CEO'suymuş mesela. Tanıştık, muhabbet ettik, bu vesileyle kahve içtik. Sosyal medyada olmasam bu adamla benim karşılaşma ihtimalim yok gibi bir şey.

Dolayısıyla sosyal medyada içerik üretmeye başlayınca gerçek hayatımla dijital hayatım arasında bir uçurum oluşmaya başladı ve bu gittikçe açıldı. Coğrafya kader olmaktan büyük ölçüde çıkmış oldu. Sinyal olmak dediğim bu. Bir diğer çözüm de radar olmak. Ben 27 yaşıma kadar yani bütün ömrüm boyunca aşağı yukarı radardım zaten. Memlekette kültür sanatla ilgilenen, benimle ortak şeyleri takip eden kim varsa araştırıp gerekirse yazıp buluşuyordum. Bence nitelikli bir sosyal çevre inşa etmek, benzerlerini bulmak bu hayattaki en büyük misyonlardan biri. Dolayısıyla gerek sinyal olup insanların radarına takılarak, gerek de radar olup en kısık ve doğru frekansı da yakalayarak bu konuda çok yol kat edebilir insan. İletişim mucizesi olan sosyal medya platformlarının da tam bu noktada işi kolaylaştırdığını düşünüyorum.

Ayrıca nitelikli, kendine sadık kaldığın bir içeriği uzun süre yaparsan ve belirli bir kitle elde edersen, sadece sen insanlarla tanışmakla kalmıyorsun, senin videolarının altında, senin adına açılan başlıkların altında insanlar da birbirleriyle tanışmaya başlıyorlar. Özgün renge sahip bir içerik, Türkiye'de insanların epey aç olduğu bir şey. Dolayısıyla hem güzel bir hizmet veriyorsun insanlara, hem de birbirleriyle tanışmalarına vesile olmuş oluyorsun. Peki sosyal medyanın fırsatlarını buraya kadar saydık. Herkese yer olduğundan bu uygulamaların olabildiğince farklı içerik türüne yer vermek istediğinden bahsettik. Tüm burada saydığım fırsatlar sonsuza kadar devam edecek mi? Bence kesinlikle hayır. En başta dediğim gibi nasıl şu an olup biten sosyal medya işine dedelerimizin aklı almıyorsa ya da bence ileride torunlarımızın da aklı almayacaksa bu fırsatta diğer fırsatlar gibi elinde sonunda kapanacak bir dönemde şu an.

Sosyal medyanın bu kadar avantajından bahsettikten sonra bütün bu fırsatların nasıl uçup gidebileceğinden de bahsetmek istiyorum son olarak. Bu fırsatlar nasıl kaçabilir mesela? Bir kere yeni bir şey çıkabilir. Yapay zekanın yarattığı gerçekçi influencerlar izlenebilir. Daha fazla insan içerik üretmeye başlayabilir. Rekabet inanılmaz artabilir. Bu iş gittikçe fırsat olmaktan çıkar dolayısıyla. Mesela bugün Kore'deki influencerlara bakın. Öyle inanılmaz bir rekabet var ki insan gibi gözükmeniz yetmiyor dikkat çekmek için. Böyle laboratuvarda falan yetişmiş gibi estetik gözükmeniz gerekiyor. Bu mesela sosyal medyanın artık fırsat olmaktan çıktığının bir göstergesidir bence. Başka bir örnek vereyim. Yine içeriden bir bilgi vereceğim. Geçen bir ajansın sahibiyle toplantı yaptık. Beni kendi ajansına çağırdı ve teklifini de şöyle söyledi. Sosyal medyada tekrar bir kırılma bekliyorlarmış. Apple Vision Pro ya da Meta'nın gözlükleri gibi yarı sanal, yarı gerçek karması içerikler artacak. Sosyal medyada buna göre ilerleyecek, dedi. Sevdiğin içerik üreticisiyle odanda konuşuyormuşsun gibi bir şey oluşacak mesela. Bu kırılmaya ve değişime uyum sağlayacak içerik üreticileri arıyorum. Çünkü bence bayağı insan yalan olacak bu süreçte, dedi.

Beni gaza getirmek için mi söyledi, hikaye mi uydurdu bilmiyorum. Ama açıkçası çok da masal olduğunu zannetmiyorum. Böyle bir kırılma kesinlikle yaşanabilir. Bana sorarsanız yakın zamanda sosyal medyayı iyice mahvedecek olan şey deepfake'ler. Yani yapay zekanın yarattığı ve zamanla gözümüzle iyice ayırt edemeyeceğimiz sahte fotoğraf ve videolar. Twitter ve Reddit iyice o kıvama geldi bence. böyle insanlarla düşünce alışverişi yaptığınız, gerçek cümleleri okuduğunuz bir yer değil. Direkt bot fabrikası içerisinde kobay faresi gibi hissettiğiniz bir yere dönüştü çoğunlukla buralar. Böyle giderse benzer bir hissiyatın Instagram ve TikTok'ta da iyice artacağını düşünüyorum. Sonuç olarak her fırsatta olduğu gibi sosyal medyanın getirdiği bu fırsat kapısı da eninde sonunda kapanacak. Benim buradaki çekincem, ne yeni teknoloji çıkarsa çıksın, ne sosyal medya kırılması yaşanırsa yaşanılsın, yine en umursamaz, en atılgan tayfa ekmeğini yiyecek en çok. Rezil olmaktan çekinenler, bu yeni düzeni çok distopik bulanlar, tereddütlü davrandığı için yine geç kalacaklar. Halbuki yeni bir platform beraberinde inanılmaz fırsatlar getiriyor ve ilk atlayanlar da bunun en çok meyvesini yiyenler oluyor. O zaman baştaki soruya dönelim. Sosyal medya bugün ruhumuzu teslim etmemiz gereken distopik bir kabus mu yoksa benzeri görülmemiş ve belki de bir daha görülmeyecek bir iletişim mucizesi mi? Bu bölümden sonra bir görüşünüz değişmiş midir bilmiyorum ama henüz fırsat kapısı kapanmamışken iyisiyle kötüsüyle tartmamız gereken bir mesele olduğunu düşünüyorum. İzlediğiniz, dinlediğiniz için teşekkürler. Görüşmek üzere, sevgiler.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)