Podcast

Önce Şu Saçı Sakalı Bi' Kes: Türk Futbolu

Bakıcaz

1 yıl önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Metallica mı, Slayer mı? İngiltere mi, İspanya mı? Serdar Ali Çelikler federasyon başkanı olsaydı ne yapardı? Türk futbolunda nelerin değişmesi gerekiyor? Serdar Ali Çelikler ve Korhan Yılmaz'la hepsine bakıcaz.





*Yayın sonrası Bülent Ortaçgil ve Güllü dinlemenizi öneririz.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠'u ziyaret et!

----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.401 kelime · ~27 dk okuma

Hobby Medya'dan yine herkese merhabalar. Bakacağız podcast'e. Bizi dinliyorsunuz. Ben Serdar Alçelikler. Ben Korhan Yılmaz. Korhan yavaş yavaş hayranların oluşuyor. Öyle mi? Evet. Bizim Ayça Derin var. Ayça Derin Karabulut. Hafa Dergisi'nin genel yayın yönetmeni. Çok sevdiğim bir arkadaşımdır, kardeşimdir. Çok beğeniyormuş bizim programımızı. Seninle de çok iyi uyumlu olduğumuzu söylüyor. Sağ olsun. Bakacağız podcast'in. Podcast yayın yapan her türlü mecradan izleyebileceğiniz gibi görüntülü olarak da izlemek isterseniz podmimedia.com'da izleyebiliyorsunuz. O yüzden hepinize tekrar hem görsel hem sözsel olarak selamlar sunuyoruz. Başlıyoruz.

Ne yapıyorsun, iyi misin? İyi abi, ne yapalım? Bu programı çektiğimiz şu günün akşamında Liverpool'la oynayacağız. Bu Eylül akşamı dışında diye çok güzel bir şarkısı vardır, Bülent Ortaçkin'in. Öyle mi? Onu da dinlet abi, yayın öncesi. Yayın öncesi Güllü'yü dinledik efendim, Sabah Olmadan'ı. Allah rahmet eylesin. Evet, Allah rahmet eylesin. Arabesk dünyamızın önemli isimlerinden biriydi. Sabah Olmadan, Ödüm Kopuyor falan gibi başyapıtları olan bir şarkıcıydı. Allah rahmet eylesin diyelim.

Ondan sonra heyecandan yansın geceler Pelinsu Eceler'i dinlettim. Bizim gibi garibana Demliçay ablası bölümünü çok sevdiğim için. Ve bir hayat dersi vermek istediğin için. Hazır, hem de hayat dersi vermek istediğim için. Kendine sürekli gariban dersen, Korhan bunu kullanıyor bazen. O zaman gariban olursun dedim. Böyle bir sohbet geçti aramızda. Keşke bu tavsiyeyi 20 yıl önce falan alsaydın. Hiçbir şey için geç değil. Hazırda podcast mecralarındasınız. Bir güllü patlatan arkadan. Bizden sonra bir tane işte heyecan meyecan dinleyin.

Transkriptin tamamını oku

Bir de bu Eylül akşamı dinleyin. Bu Eylül akşamı dışında çok güzeldir. Belki benim kağıt param bir şekilde dönüve dolaşa senin cebine girmiştir. Mükemmel bir şarkı sözü değil mi? Laf. Evet. Kimin de bu? Bülent Ortaçgil. Doğru. Ya ben çok eskiden dinledim. Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil bir paket halinde geldi. Onlar ikisi zaten öyle. Onlar ikisi zaten hemen karıştırılır da. Kalan müzik. Kalan müzik. Yapımı altında. Tabii. Ama...

Biz metalciyiz abi, Taşkafa Metal. Aa öyle mi? Tabii. Ne dinliyordun? Sepultura, Slayer. Sepultura falan o kadar yani. Tabii tabii. Ciddi misin ya? Ovitory, Pantera. Lan sen baya hard, şey Black metalci. Tabii, ya Black... Kaos AD diyorsun, Sepultura. Kaos AD tabii. Çok iyi albüm. Başka albümleri de yok galiba zaten. Arise, Roots, hepsi benim için değerli albümler, albümler. Drift Remains. Ben de rockçıydım bir geçmişte, bir dönem. O Masada da vardık yani. Ben kaldım, takıldım orada. Ama kalmadı ki abi Black Metal falan. Ya işte o biraz zamansız bir şey benim için. Yani 30 sene önceki müzikler bile dinleniyor da yani başkasının biraz kafasını şişiriyorsun. Slayer'da vardı duydum. Slayer'ı en sevdim. Slayer çok... Tabii o başka bir kültürdür ama Slayer. Metallica-Slayer rekabeti vardı o zaman. Benim gençliğimde. Tabii. Slayer'cı mısın, Metallica'cı mısın falan. Biraz daha Metallica-Megadeth.

Tam aslında Ali Ece'lik bir sohbet oluyor. Ali Ece'ye getireyim bir gün ya burada sohbete. Ama o metalci değil abi. O daha rocker. Hunt Rucks, Rolling Stones, Pink Floyd falan. Ben onlarda yokum.

O işte bütün hayatı, bütün kariyerini İngiltere'ye borçlu. Rock, müzik ve futbol. Özellikle İngiltere futbolu. Ama işte İngiltere düşmanı. Bu da böyle. İşte bu da böyle bir insan yani aleyhacada. Selam olsun kardeşimize de. İskoç şey mi? Yani orada bir taraf tuttuğu zaman değil mi? İskoç, İrlanda. Zannediyor ki İskoçyalılar böyle özgürlüklerini hani böyle İngiltere'den bağımsızlık almaya çalışan böyle mazlum bir halk falan sanıyor. İrlandalıları da aldılar abi 1921'den beri özgürler işte. Benim hatırladığım bundan 8-10 sene evvel bir referandum olmadı mı? Bağımsızlık ister misiniz diye. 2014 veya 2015'te. Ben oradaydım o tarihlerde. İşte %60-70 oranında istemezlik çıktı. Ya biraz 10 sene sonra bir daha yapsam belki çıkar. Ama 15 sene sonra bir daha yapsam... Yani bu kuşak değiştikçe olabiliyor. Mesela Barselona'da da sordum ben. Ya dedim mesela Barselona'da Espanyol diye bir kulüp var. İspanyol demek yani. Ya bunların birlik yanlısı falan. Zamanında öyle kurulur. Katalan değiller. Katalanlar ya. Birlik yanlısı yani. Katalanlar ama onlar birlik yanlısı.

Espanya Kulübü. Bir gün bir Katalan dostum var. Dostum dediğim yaşça benden çok büyük. Barcelona Belediyesi'nin basın içkileri sorumlusu Carlos abi. Carlos abi diyorum ben kendisine. Çünkü bir dönem Türkiye'de yaşamış. Bir Türk dostu kendisi. Türkçeyi çok az biliyor ama İngilizce anlaşıyoruz. Dedim ki ne zaman bu bölünme falan? Asla dedi. Hiçbir zaman olmayacak dedi. Orada da diyor yani şeyde de olmaz diyor. Barcelona turbinelerinde bile elli ellidir diyor oranın.

Ayrılık... Hadi 55-45 olsun diyor yani. Kültürel olarak da çok uzak değil yani. Hani dolayısıyla diyor biz böyle ayrılık yanlısı falan... Hani Ali Aca'da da o kafa var yani. İskoçlar ayrılmak istiyorlar da gitmiyorlar sanıyor falan halbuki. Halbuki öyle bir şey yok yani. Neyse nereden geldik buraya ya? Biz Güldü'den falan buraya nasıl geldik abi? Bizim zaten programımızın özelliği bu. Ya yok şöyle, ben şeyi söyleyeceğim. Yani İngilizler yönetme konusunda mahir. Niye ayrılmak istesin ki?

Tabii sen bir istatistikten bahsetmiştin ya da bir bilgi o İngilizlerin 22 ülke hariç... Abi dünyada sanıyorum şu an Birleşmiş Milletler'de 203-204 yanılıyor olabilirim rakamlarda 3 aşağı 5 yukarı ama 200'den fazla ülke var. Bütün dünya tarihi de boyunca yani medeni tarih boyunca 22 ülke hariç hepsini işgal etmişler İngilizler. Hepsinde bir dönem İngiliz hakimiyeti var.

Bütün dünyada ya, çok ilginç bir şey. Türkiye'de dahil yani. Türkiye'de 4 yıl 10 ay, 4 yıl 10 ay, 22 gün işgal var abi. Türkiye'de en az tarihsel olarak konuştuğumuz dönemdir yani. 4 yıl 10 ay, 22 gün bir işgal yaşamışız biz kardeşim. O General Harrington'ı anlatıyor millet bize hani. General Harrington kupası falan da. Ulan bir tek general aylıklım mı var burada? 50 tane şey var yani. Bunu mesela ne filmi var? Gerçekten kayıp bir aralık o yani. Yani o aralığı mesela özel olarak anlatan, Osmanlı tarihiyle ilgili değil mi? Binlerce eser var. Resim var, anlatı var, hikaye var, roman var, dokumentasyon var, belgesel var. Ulan bu ülkenin başkenti, o zamanki başkenti 4 yıl 10 ay, 22 gün işgal altında kalmışlar. Ne olmuş burada? Bu sırada millet ne yapmış? Küçük küçük anekdotlar var işte. Mustafa Kemal demiş ki, efendim Pera Palas'ta oturuyormuş da İngiliz

Komutan çağırmış masasına da, Mustafa Kemal de demiş ya, onlar misafir, onlar gelsinler falan. Biz ev sahibiyiz. Sor bakalım ne işi varmış tarzda. Başka bir şey o. Böyle küçük anekdotlar var. General Ellington futbol maçı falan. Neden böyle bir kupa oynandığını hiç anlatmıyorlar. Abi tamam da burada 4 yıl 10 ay bir işgal var abi. Bunu da anlatsanıza yani. Buradan buraya gidemiyorsun. Şuradan şuraya izinle gidiyorsun. Mesela bu çok bence popüler bir şeydir tabii. Yenilgi işçisi tabii bu. Yenilmişliğin verdiği hissiyatı anlatmak da belki çok popüler bir şey değil ama... Ne bileyim, bunun o döneminin belki bir filmi yapılabilirdi, belki bir dizisi yapılabilirdi. Neden anlatılmıyor bilmiyorum. Çünkü mesela o dönemde gerçek, ilginç şeyler var yani. Mesela Fransa işgaliyle ilgili binlerce film var. Bir sürü şey var. Nazilerin Fransa işgaliyle ilgili. Bir sürü film seyretmişimdir. Ben en azından bir dönemi geçen, bir konusu geçen, Vişi hükümetiyle ilgili, İspanya İç Savaşı'yla ilgili bile daha fazla şey var abi. Yani onların travmalarının üstünde insanlar bir şeyler yapabiliyorlar. Yüzlerce belgesel film var o konularla ilgili. Neyse şimdi Türkiye'nin işgal döneminden ziyade bu İngilizlerin evet yönetme kabiliyeti bu. Doğru yani. Bütün Orta Doğu'yu bir dönem... Ama bu şeyle, donanma ile alakalı bir şey yok. Yani inanılmaz bir donanma sahibi oluyor. 16. 17. yüzyıldan itibaren. Ve dünyanın ulaşmadıkları bir noktası yok yani. Çok bana ilginç geliyor bu konu açıkçası. İspanyollar bir, onlar iki bu konuda. Ya bir de şöyle tabii, bir süre sonra İspanyollardan, Portekizlilerden, Hollandalılardan da alıyorsun ya hani, burayı sen zamanında sömürgeleştirmişsin, şimdi bana ver kardeşim falan deyip... Tabii. Seyşerler. İşte Güney Afrika. Liberya.

bir sürü yeri aslında başkaları kolonileştirmişken sen sonra gidip bir de üstünden alıyorsun. Bir Mısırlı yazarın konuşması ilgimi çekti. Middle East terimi kolonial bir terimdir diyor. Öyle mi? İngilizler bulmuştur diyor. Bugün dünya coğrafyasında uzak Asya yani uzak doğu, uzak Asya, uzak doğu ve Middle East kelimesini yerleştirenler İngilizler diyor. Ben diyor Amerika'ya gittiğimde uzak batıya gidiyorum diyorum diyor. Mesela ben de böyle söylüyorum diyor. Peki diyorlar ne diyelim? Ülkenin ismi yok mu kardeşim diyor. Ülkenin ismini söyle diyor yani. O gittiğin ülkenin ismi yok mu? Bir ülke var orada. Onun ismi yok mu işte?

Mısır var, bilmem ne var. Sen şimdi Amerika'ya gittiğin zaman veya Kanada'ya gittiğin zaman veya Meksika'ya gittiğin zaman uzak batıya gidiyorum diyor musun? Yok. İsmini söylüyorsun diyor. Aynen öyle. Burada da aslında doğru söylüyor kadın. Ama kadın bunu İngilizce yapıyor. Bu konuşmayı. Doğal olarak. Zaten şeyi, sen en başta dilini vermişsin. Kolonyel dediğin şey böyle bir şey yani. Bugün Dubai diyoruz. Değil mi? Emirlikler. Katar. Tabii. Değil mi? Burası İngilizler yani. Hala İngiliz egemenliğinin çok yüksek olduğu yerler. Yani oralarda iş yapan kime sorarsan sor. Orada İngiliz değilsen çok büyük iş yapamıyorsun yani. Orayı finans merkezi, bakın siz orayı finans merkezi yapın, biz de buraya yağdıralım falan diyenlerin hepsi İngiliz haklı yani. Yani adam artık eskiden ne yapıyormuş? Hindistan'dan gidiyormuş, işte İpe'yi getiriyormuş. Varsa başka bir doğal madeni getiriyormuş. O işleri bıraktı şimdi İngilizler artık finans üzerinden hareket yapıyorlar. Tabii. Sen de böyle Liverpool'u sevdiğin bir takım, İngiltere'yi bu aleceyle ben senin programlarını izlerken böyle bir İngiltere...

İngiltere'yi çok seviyorum. İngiltere'nin ülkesini çok seviyorum. Londra kentine hastayım. Onunla alaycı ile eskiden böyle bir tartışmalarımız vardı yani. Ama ikimizin de ortak noktası enteresan bir şekilde Liverpool'u tutmak. Tamam. Oraya döneceğim, alakası bir şey soracağım. Aklıma geldi. İngiltere mi, İspanya mı tercih edersin? Abi ne için? Ne için? Yaşamak için. Param olsa İngiltere'yi tercih ederim.

Havasına rağmen İspanya. Havasına rağmen İngiltere'yi tercih ederim. Ama çok pahalı bir ülke. Pound ayrıca pahalı bir şey. Ama İngiltere'de yaşamak isterim. Çok hoşuma gidiyor benim. O genel olarak kültürel yapısı ve doğal yapısı çok hoşuma gidiyor. Şeyde yaşamam mesela. Kentten ziyade daha böyle bildiğim birkaç yer var, oralarda yaşarım. Hani biraz daha şehir dışında. Brighton falan mı? O şehir yani Londra şehrinin dışında. Londra'nın civarındaki. Oralarda yaşayabilirim yani. Ya duymuştum öyle birkaç çok iyi bir yer olduğunu. İsmi de çok şeydi ya. Aklımda ama neyse. Ben de geçen İskoçya'nın en kuzayında Orkney diye bir kasaba gördüm. Oralar çok hoşuma gitti. Tamamen film setinden fırlamış gibi yerler ama biraz tabii insanlık susu az. Ben adada Galler dışında her yeri gördüm. Bir de Kuzey İrlanda'yı görmedim. İngiltere'ye bayağı hakimim. Çok gittim yani çok fazla gezdim. İki buçuk üç ayda yaşadım Londra'da. Oxford'dur, Cambridge'dir.

Ne bileyim Watford'dır, Brighton'dur falan, Manchester'dır, Liverpool'dur, Blackburn'dur falan gördüm hepsini. Bu arada şey de ilginç, medeniyet tarihine göre aslında çok geç keşfedilmiş bir toprak parçası. İşte piklerin, keltlerin, suratı mavi boyalı insanların, duvarlara resim çizilmiş... Vahşi tipleri ya gerçekten. Yani o dönemde Roma İmparatorlukları vesaireleri varken, daha bir medeniyet varken orası...

Çok karanlık bir yer ama herkesin... Aynen öyle. Sürekli Vikinglerin işgal ettiği, bilip gelip adam kesip bir şeyler alıp tekrar Norveçlilerin, Danimarkalıların gelip işte oradan bir şeyler alıp sonra geri döndükleri bir yer. Fransa'nın Fatih William diyorlar İngiliz tarihinin. Şimdi niye girdik onu da bilmiyorum da basitçe anlatayım. Ben çevireceğim şimdi. Fransız kralının piçoğlu, piçi bileyim yani zaten asıl adı. falan diyor ben diyor burada bana ekmek yok diyor. Hadi bari ben şuraya gideyim diyor. Gidiyor. Norman diye kralını o zaman. Gidiyor diyor ki İngiltere benim burası benim diyor. 1600'lere kadar saray değil Fransızca abi. 1600'lerin ortalarına kadar saray değil Fransızca. Shakespeare'den sonra falan biraz başlıyor saraya da girmeye. Saraya da girmeye. İngilizceye tabii katkısı da var onun. Uzun bacaklıca ondan sonra biraz daha şey oluyor. Ondan sonra İskoçya ile birleşmeler, işte hanedanların İngilizleşmesi, hanedanların Almanlaşması. Hala Windsor Hanedanı aslında Almandır yani. Şimdiki kraliyetin kökeni Almandır. Sonra tabii deniz gücü, devlet gücü, donanma gücü dediğin gibi Avrupa'nın, kıta Avrupa'sının zayıflaması, Napolyon'un herkesi güçsüzleştirmesi, Napolyon'un yenenlerinin bir tek bir şekilde İngilizler olması falan.

Ondan sonra tabii savaş, bütün savaşları da kazanmışlar sonra Allah için. Nereye kadar? Çanakkale'ye kadar. Kime kadar? Mustafa Kemal'e kadar. Gerçi Cornwallis de mağlup oluyor Amerika'daki milislere karşı falan ama... Onlar biraz daha bilinçli gelecek. Orası çok, lojistik zor ya. Her dakika gemi gönderme, adam gönderme. Kolay değil yani. Orayı bırakmışsın artık.

Tamam işte ben nereden geçeceğim konuyu şuradan geçeceğim. Bu akşam yani biz bu maçtan sonra podcast dinleyecek insanlar. Liverpool-Gaza maçı 30 Eylül. İşte Abdülkerim Durmazların falan anlattığı o maç İngiltere'den bir 8 yemişliğimiz var. 2 kere. Beşiktaş'ın gidip böyle talihsiz bir skor almışlığı var. Genelde böyle takımlarla eşleştiğimiz zaman ben de mesela akşam maçı izleyip izlememe konusunda kararsızım. Bir türlü keyif alamıyorum. Öyle de bir izleyeceksin ki. Öyle mi? Tabii ki.

Neden bu tarihsel süreç mi bizi korkutuyor? Yoksa biz iş bilmiyor muyuz? İstersen... Yok, şöyle yani... Ben iki kere sekiz yedik. Biri Türkiye'de, biri İngiltere'de. İki kere beş yedik. Yine biri Türkiye'de, biri İngiltere'de. Bir kere de sıfır sıfır beraber kaldık. Bu bizim İzmir'de. İzmir'de Mustafa Deniz de hocaydı. Bu Rüştü'nün... Kieron'da ayrı rövoşa tattığı bir maç vardı o mu? O değil. Çok eskiden bahsediyorum. Mustafa Denizli'di mil takım hocası düşün yani. Bir de İzmir'de 0-0 var. Ama Mustafa Hoca 8-0'da da hoca. 8-0'da da hoca, 0-0'da da hoca. 0-0'un rövanşı 8-0 bitti. Dolayısıyla İngiliz deyince tarihimizde 3 kere 8 var. 2 kere mil takım seviyesinde, 1 kere de 5 takım seviyesinde. Bir de Galatasaray ilk maçta 5 yiyince Frankfurt'tan. Ulan Frankfurt'un 5 attığı yarıda Liverpool'da herhalde 7-8 atar diye düşünüldü tabii. O yüzdendir yani senindeki bu endişede. Öyle bir şey olmaz. Yani biz tabii şimdi Perşembe dinliyorsunuz. Öyle bir şey. Belki Galatasaray kazandı. Belki berabere bitti. Belki 3-0 yenildi. Bilmiyorum. Ama bu genel... Ama fark olacağını hiç düşünmüyorum. Ama bu genel sirayet etmiş bir şey. Sen düşünmüyor olabilirsin de genel bütün insanların konuştuğu şey bu. Bir Galatasaraylı arkadaşım sordu kaç yeriz falan. Soru bu. Yener miyiz? Yok. Kaç yeriz?

Yani bizde bir daha organize durum var. Ben de diyorum ki yani biz bu kadar eşit paralar, neredeyse eşit paralar, tabii ki eşit değil. Onlar daha organize sistemli ama biz neden bu sistemi yakalayamıyoruz'u sorup, seni federasyon başkanı yapıp, Türk futbolunu bu fark yeme korkusundan falan kurtarabilir miyiz'i konuşmak istiyordum. Güzel, şimdi İngiltere'ye bir parantez açayım. İngiliz takımları senden çok daha yüksek harcayabiliyor. Onlardaki o kabiliyet var. Ama dediğini anladım, genel bir şey söylüyorsun. Frankfurt'un bu sene transfer harcaması 54 milyon euroymuş. Galatasaray'ın 150 milyon euro falan yani. Yani. Dolayısıyla bu kadar da fark olmaması lazım. Yenil 2-1 falan da bu kadar da fark olmaması lazım. Konusuna katılıyorum. O zaman bir araya gidip gelelim. Ben sonra federasyon başkanı olunca ne yapacağımı anlatayım. Bu işi düzeltir miyiz yani o zaman? Büyük oranda düzeltiriz. Hadi bakalım inşallah.

Şimdi ben federasyon başkanı yapmazlar da, olur da yaparlarsa üç tane iş var burada. Bir, ekonomik gelişim. İki, ekonomik gelişime bağlı olarak bu ekonomik gelişimin daha adil dağılımı. Üç, ekonomik gelişim ve büyümenin gerek şartı olan denetim. Tüm bunlar için gerekli olan da, bütün çatının en tepesinde olması gereken şey de siyasi destek. Ama bu siyasi desteğin bir kişiden gelmesi. Yani yirmi yedi tane kişiden gelince olmuyor. Bir kişiden gelecek. Kritik bir noktadan gelmesi lazım. Direkt mesela federasyon başkanı oldum diyelim. Her türlü destek de arkanda değilim ya. Evet yani öyle diyelim. Ama işte mesela falanca şehrin milletvekili, il başkanı, valisi falan aramayacak. Arasa da bir karşılık alamayacak. Onu demeye çalışıyorum. Öyle bir güçlü gelmen lazım. Böyle güçlü bir figür olarak gelirsen, bakan, il başkanı, milletvekili, şehrin ileri geleni filan, ya biz bunu arasak da bu bizim işimizi yapmıyor. Çok güçlü demesi lazım. Sen ulaşılamazsın abi. Bir tek bir iki kişinin söylediğini yapacağız yani. Ben arıyorum. O kadar. Senin dediğini yaparız. Telefona bakmazsın abi. Seni o zaman da yanıma alırım ya. Yanıma tabii. Bir şekilde yanıma alırım. Böyle bir güç olursa ülke futbolu bir kere böyle güçlü birisinin dediğim gibi ya bu adam bu ne derse onu yapacaklar. Yetkisi alınırsa eğer. Tamam öyle oldun abi. Onu düzeltebilirsin. Sonra yapacağın iş basit abi. Hakemdir, şudur. Milleti nasıl konuşturtmayacaksın? Bizi nasıl... Abi millet konuşacak. Öyle mi? Millet konuşacak abi. Bu yüzden kurtuluş yok. Millet konuşacak, milletin konuşmasına şey yapmayacaksın. Dikkat almayacaksın. Abi ekonomiyi toparlayacaksın önce. Bir kere ekonomi nasıl büyür? Futbol dediğin şeyde, bir yarışmanın olduğu şeyde, ligde ekonomi nasıl büyür? Rekabetin belirsizliği üzerine büyür.

Rekabet belirsizleşirse orada şey büyür, pasta büyür. İlgi artar, yatırım artar. Ya bu sene Galatasaray şampiyon olur. Fener'de ikinci olur. Fener'de ikinci olur. Hemen bunu şey değiştireceksin. Doğru. Bu izlenmeleri de çok azaltılmış. Dolayısıyla beraber diyeceksin, sen bu adama 150 milyon euro sen harcıyorsan, öbürü 130 milyon euro harcıyorsa bu adam nasıl elli harcıyor yani? Bu da bir saçmalık var. Dolayısıyla bunun elli harcan lehine yükselteceğin gibi, yüz elli harcını da denetlemen lazım. Sen bu değirmenin suyunun nereden geldiğini bana bir anlat bakayım demen lazım.

Yani böyle 1905-1907 gibi şeyler olmaz. Çift kontrat. Yok imaç hakkı, yok ot hakkı, yok bilmem kök hakkı falan yok. Evet böylece temel düzeyde sen rekabeti koruyorsun. Zaten Fransa'da şöyle bir sistem var. Fransa'da beş kişilik bir lig kurulu var. Bunun üç tanesini federasyon atıyor. İkisini de devlet atıyor. Devletin masak benzeri bir yapısı var Fransa'nın. Onlar atıyor. Oturalar beş kişi. Lyon'a diyorlar ki kardeş sen bu sene kaç para kazandın? Lyon diyor ki işte altmış milyon euro gelirim var. Rakamları önemsemeyin. Bir de ben seneye 35 milyon euroluk da bir satış yapacağım. Planlamam bu." diyor ki sana o kurum. Sen yani seneye 95 milyon euro falan kazanacaksın, kazanmayı öngörüyorsun. Sen seneye 80 milyon euro harcayabilirsin diyor. 15 milyon euro belirsiz olabilir. Bu 80 milyon euronun içinde alacağın futbolcular. Mevcut, maaşı mevcut. Yani aldığın futbolcuların maaşlarının toplamı, idari giderlerin... Kaç kişi çalışıyor kardeşim Leon Kulübü'nde? 127 kişi. Bunların maaşları, sigorta bedelleri, hepsi dahil. Yani bir osibel alamazsın o parayı diyor. Mesela şimdi 80... Bilmiyorum, belki de aldık yani. Leon'un ferasını bilmiyorum. Örnek veriyorum. Bunu geçemezsin diyor. 80.1 milyon euro harcayamazsın. Doğru. Harcadın mı? O zaman seni düşürüyorum diyor.

Veya oyuncu sat diyor. Tamam diyor abi sen bana bir süre ver, bir ay. Bir ayda bunu seksene çekeceğim. Ki bu sene Lyon onu yaptı. Hemen oyuncu sattı. Neredeyse düşürüyorlardı. Karar çıktı. Diyor ki tamam bana o zaman bir minibülar diyor. Karar çıktı seni düşürdük dediler. Uzatmaya başvurdun dediler ki sana bu uzatma süresince git şey yap. Bu adamların dediğini yap yani. Mikavitasyayı şunu bunu herkesi sattılar. Öyle yaptılar yani. Dolayısıyla burada... Regülasyon yaptılar. Lingin dengesi, denetimi. Bir de temel problemler var. Mesela kimler kötü mü abi? Düzeltene kadar yok. Sana maç yok abi. İnanılmaz ya o konu. Gerçekten yıllardır. Düzeltene kadar sana maç yok. Ve bunu da bir tane şirkete veririm. Bu işin en iyisi kim abi? Golfçılar iyi yaparlar. Golfçılar iyi zemin yapar. Türkiye'de çok iyi golf şeyleri var. Evet ya. Antalya'da şurada burada. Çok iyi golf zeminleri yapan insanlar. Türkiye iyi bir golf zemini ülkesi. Siz golfçılara diyeceksin ki birader, gel bir konkur açtım, en uygun fiyatlı kim? Korhanç'im diye birine verdim mesela. Açsak mı öyle bir şey? Korhanç'im, bütün statlar sende abi. Git ve statı yap. Sen de bana rapor sunacaksın. Diyeceksin ki işte falanca stat üç ayda biter, filanca stat bir ayda biter. Şu stat asla yapılamaz. Şu stata yapmasak da olur, iyi bu, bunun çivi güzel.

Rize'nin mesela zemini mükemmel. Konya'nın çok güzel. Bunlara dersi yapma. Sadece bakım. Bu en önemli konu ya galiba bu arada. Ondan sonra, tabii konuyu. Çok önemli bir şey abi. Sen oynadın ki ya. Oynadığın yer kötü abi. Nasıl oynayacaksın yani? Aynen. Sakatlık, oyunun devamı böyle. Üç. İki. Işık şefi alırım bir tane. Işık şefi. Ben seviyorum bu ışık mevzusunu. Işık önemli bir şey abi. Işık İngiltere Ligi'ni açıyorsun abi. Wolverhampton Bournemouth. Doğru. Seyretmen mümkün değil yani. Bir bakıyorsun, yemmeşil bir zemin var. Böyle güzel çim biçilmiş. Tabii. Acayip bir ışık var. Tribünlerde de millet dolu. Bakarsın. Bak, seyretmeyebilirsin. Ama bakarsın. Bakarsın, doğru. Lan bu ne? Aha falan. Üç dakika, üç dakika bir bakarsın.

Bizde o da yok ya. Gerçekten çamur gibi. Sen baktığın zaman görüntü kötü, zemin kötü, tribün kötü, ışık kötü. E nasıl olacak abi? Ondan sonra seyretmiyorlar. Seyretmezler tabii. Teşvik lazım. Bir kere sen görselini düzeltmen lazım. Tipi düzelteceksin abi önce. Önce tipi düzelteceksin. Tipi. Git bir tıraş ol diyorsun. Git bir tıraş ol.

Bir elini yüzünü yıka. Güzel bir gömlek giy. Bir pantolonunu ütüle yani. Anladın mı? Senin üstün başın çirkin abi. Sen bana diyorsun ki ben çok değerliyim. Oğlum üstünü başını giy. Ondan sonra bir bakalım sen hakikaten değerli misin değil misin yani. Önce tipi bir düzelteceksin. Türk futbolunun bir numaralı sorunundan tipsiz olması. Şu an statları bıraktın bana laf söylemişsin gibi hissediyorum abi. Sen de fena değilsin tipin. Bilmiyorum genç kızlar ekledi mi bir şey yaptı mı? Yok abi hep adam geliyor.

O da bir şeydir. Doğru söylüyorsun. Şimdi aşırı önemli yani. Önce tip önemli abi. Almanya'ya bakıyorsun stada, ulan bu stat diyorsun, bu ne ya? Sanki böyle bir şeymiş. Halbuki Türkiye'nin statları iyi statlar. İnşaat olarak söylüyorum. Aynen öyle. Ama zemini kötü abi. Ulan bu da Atla'da böyle bir şey değil ki. Bunun yapını abi. Neyse bir, tipi düzelteceğiz. İki, ekonomiyi kontrol edeceğiz. Pazarlama. Ekonomiyi pazarlayacağız. Büyüteceğiz ve kontrol edeceğiz. Kontrol edeceğiz.

Ben şu takımım, vay efendim ben buyum falan yok. MHK'ye var mı? Tabii yabancı hakem hemen. Direkt. Hiç uzatmayacaksın. Yabancı MHK başkanı. Peki abi bir şey soracağım sana. Çocuklara şey değil mi ya? Böyle konuşunca böyle işsiz kalacaklar falan bir şey yapmalara gerekmiyor mu yani?

Yani biraz daha vicdani bir açıdan soruyorum. Hepsi kötü niyetli mi bunlar? Şimdi kardeşim ben 2005 yılından beri spor camiasındayım. Demek ki 20 senedir spor medyasındayım. 20 senedir bu hakemlerle ilgili kaç tane değişiklik gördüm sana sayayım. Önce yarı profesyonellik geldi. Ben mesleğe başladığımda Bülent Yavuz'dur Ahmetli, MHK başkanı. Bülent Yavuz eski askerdi. Çünkü eskiden askerler hakemlik yapıyordu. Polis, asker.

Asker, polis, işte Serdar Tatlı gibi gardiyan, hakemlik yapardı. Sonra Hacı bir gün Erol Ersoy'un yakasına yapıştıktan sonra ulan Rumen albayı Türk subayını tartakladı diye. Ordu bu işi ondan oldu. Doğru. Böyle gerekçe bu. Hacı albay rütbesi vermişlerdi o zaman. Ulan Rumen albayı geldi, Türk subayını tartakladı diye. Tartakladı. Ordu dedi ki bundan sonra şey yok, subaylar hakem olmayacak. Ya onu seçin ya onu seçin. Neyse Bülent Yavuz'du. O zaman da hakemler amatördü. Maç aldıkça para kazanıyorlardı. Bülent Yavuz da rahmetli bana çok anlatmıştır. Hakem maç alamazsa ölür abi. Ölür yani, kendi kendini yer. Birincisi parası olmaz, ek gelir bu. Düşün mesela abi, on lira para kazanıyorsun hafta sonu. Üç tane maça çıksan bile 30 lira diyelim o zaman için. Bu da senin ek gelirin yaptığın işin dışında. Sana bir altı hafta ceza verdi mi yok.

Altı hafta altmış bin liradır oldu. Eyvah. Doğru. Dolayısıyla o zamanda parası kesilmesin diye MK Başkanı veya Federasyon Başkanı kimse ona yanlıyordu. Sonra dediler ki bunlar yanlıyorlar paraları kesilmesin diye. MK Başkanı, Federasyon Başkanı kimse buna yanlamasınlar. Biz bu adamları yarı profesyonel yapalım. Ne yapalım? Haftada üç gün idmana gelsinler. Diğer iki gün varlarsa, varsa işleri mesela Cüneyt Çakırlar falan sigorta brokeri. Sonra Cüneytler döneminde bu başladı. Bunlara bir sabit maaş verelim. En başarılı dönemde belki o oldu. Bunlara bir sabit maaş verelim. Bir de maaş başına para verelim. Yani bunlar kötü maç yönetip alt tafta ceza aldıklarında maaşları devam etsin ama maaş başları kesilsin. Hiç olmazsa adam ölmesin yani. O da bitti. Dediler ki yok kardeşim bu da olmuyor. Tam profesyonel yapalım. Ya Bülent Yıldırım. Maliye Bakanlığındaki. Üst düzey müfettişlik pozisyondan istifa etti ağabey hakem kalabilmek için. Yirmi senesini yaktı adam. Yirmi senelik memuriyetini yaktı. Müsteşar ha. Otlu mezunu bir müsteşardan bahsediyoruz. Yükselişte yani. Yarın öbür gün bakan yaratımcısı olursun. Her şey olur. Bakanlık müsteşarı olursun, ticari ateşi olursun. Uluslararası ateş olursun. Tamam mı? Yaktı adam bunu. Üç, dört sene kalan hakemliğini devam ettirebilmek için. Üç, dört sene. Hakemliğinin yaşına da üç, dört sene var. Yani orada bir yirmi sene var geride. Yirmi sene olma ihtimali var. Burada üç, dört sene var. Bunu yaktı adam. O derece önemli bir şey mi? Yani. O zaman da dediler ki, şimdi profesyonel yaptılar. Profesyonel yapınca da dediler ki bunlar artık kimseye yanılamaz çünkü zaten para akıyor. O da ters tepti. Bu sefer hakemlik bitmeye başladı. Eskiden hakemlik o kadar kolay bitmiyordu. Sekiz hafta maç yok falan bitiyordu. Gargar oluyordu. Şimdi diyor ki bunun hakemliği bitti. O zaman da işsiz kalıyorsun. İşsiz kalınca ne oluyorsun?

O camiadasın, yaklaşık 18 yaşından itibaren alt diklerden aşağı gelmişsin. Hep o camiadasın. Bütün tanıdığın, çeviren, eşin, dostun oradan o saatten sonra çıkıp başka bir iş yapmayacaksan ya, bu camiadan lanet olsun, ben başka iş yapacağım demiyorsan, o camianın içinde bir yerlerde bir güç arıyorsun. Diyorsun ki yarın öbür gün Serdar gidecek buradan, Korhan gelecek. Yetiştirimi biçimi yanlış. İki, bu Türk hakemlere bu kadar zamanda yapılan bütün yatırımın hiçbirinin karşılığı da olmadığı için... Gelmedi. Yeni bir hakem neslinin yetiştirilmesi lazım. Onun için de falanca abinin oğlu, filanca başkanın yakını, bizim işte memleketten hemşerimiz falan gibi olmayacak bir ekip kurman lazım hakemliğe. Zaten benim anlattığım şeyleri yapabilmen için çok güçlü bir federasyon başkanı olman lazım. Çok güçlü bir federasyon başkanı olunca da hakemler zaten bu kadar yanılamazlar. Şöyledir adam der ki lan bu 4 sene burada bu. Bu 4 sene burada bu tamam güçlü bu. İlk başta seni bir test ederler. Ulan bu da gider falan diye. İki kişinin de şeyini kes bitirirsin hakemliğini. Ulan bu 4 sene burada güçlü de federasyon başkanı. Benim de arkamda dur diye düşünüyorsa biraz daha ortadan çalmaya başlarlar. Ama ben genel olarak bak Real Madrid'in hakem şikayetleri var. Benfica'nın hakem şikayetleri var. Monaco'nun hakem şikayetleri var. Benfica'ya direkt açıklama yapmıyorlar.

İngiliz takımların hakem şikayetleri var. Ben bir süre sonra yerel hakemlerin o ligleri yönetmeyeceğini düşünüyorum. Refrasmus projesini geçireceğiz kardeşim. Bu kadar basit. Herkes gezecek yani. İşi dayısı akrabası olmayan ülkelerde... Hayır çünkü lokal hakem maç yönetemez. Adam diyor ki lan bu zaten Atletico Madrid. Bu zaten Barcelona sevdalısı. Bu Real Madridli. Bu Sporting Lisbonlu demiş ya Benfica. Bu Sporting Lisbonlu falan. Tamam mı? Çünkü onlar bir takım tutuyor yani doğal. Şimdi sen Portekiz'de büyümüşsün abi. Estoril'de büyümüşsün. Estoril'li olursun.

Sportingli olabilirsin, benfikalı olabilirsin. Normal yani, şimdi diyorlar ki bu hakem Galatasaraylı. Ulan nereye olacak, biter birini tutacak işte yani. Çocuk futbol aşkı olmasa hakem olur mu? Bütün ülke üç takımı tutar, tam dört takımı tutar. Ne yapacak yani? Benim Portekiz'de de aşağı yukarı aynı şey var ya, hani Kuzeyli değilsen Porto'yu tutmazsın yani. Orada da üç takımlı bir sistem var. Dolayısıyla şimdi orada da o adam onu tutacak yani ne kimi tutsun yani. Dolayısıyla lokal hakemin lokal liglerde maç yönetemeyeceğini ve hakem değişim programının başlayacağını düşünüyorum. Bunu aslında komple yapay zekaya iteleyebilirlerse iyi olur. Ama çok muğlak adam var futbolda olmaz o. Mesela daha kurallı bir sporla yoruma ihtiyacı az olan sporlar da yaparlar. Ama teniste mesela. Evet teniste olur. Değdi değmedi. Ama futbolda çok yoruma ihtiyaç duyan bir soru kurallı olur. Basketbol da olmaz çok temas sporu. Dolayısıyla bu üçünü yaparsan yani ekonomik gelişim, ekonomik denetim, hakemleri de içine alan daha genel konuştuğum bir rekabetin belirsizliği koşulunu getirme ama her şeyin başına tipi düzeltme. Bunları yaparsan... Pazarlaması falan. Ondan sonra zaten kendi kendine olur. Pazarlamayı da çok bölersin. YouTube'lar... Bir sürü şey var, platform var, hepsine bölersin. Ya ben bu kadar para, şey gibi görgüsüzce bir para harcama durumu var. Yani birazcık daha doğrusu günü halledebilirler bu işleri gibi geliyor yani. Oyuncu alıp, geliştirip, satıp bir hani millet bıktı bundan, sabır şu bu falan. Futbol faaliyetinden para kazanma diye bir tabir var. Futbol faaliyetinden para kazanmak. Çok yancısı var o işin.

Futbol faaliyetinden para kazanan yok Türkiye'de. Belki Kasımpaşa'dır. Bence çok hanutçuluk mu diyorlar, komisyonculuk mu? Öyle bir durum var. Yani onun şeyi çok. Menajer çöktü mü gittin. O olayı bir kaldırabilirsek... Millet bir soruyor. Bak şimdi millet bilmem ne gücü başkanı oluyor. Bilmem ne spor başkanı oluyor. Bilmem ne idman yurdu başkanı oluyor. Niye oluyor abi? İşte o komisyon meselesinden. Burada para var abi. Aldın, tırtıkladığın zaman o para kalıyor. Bayis var, para var, menajer var, şu var, bu var yani anladın mı? Ulan eskiden başkan bulamıyordu şeye. Şehrin zenginine giderlerdi eskiden. Tabii. Şehrin Renault bahisine giderlerdi. Şehrin efendim bilmem ne müteahhitine... Abi gel Allah aşkına şu... Adam zor kaçardı yani. İki sene sonra zor kaçardı. Abi eskiden dediğin 90'larda... Şimdi gene gitmiyor abi. Niye gitmiyor gene? 90'larda öyleydi dediğin gibi. Yok mu Manisa'nın bir iki büyüğü şu takıma destek olacak falan filan. Sonra dediğin gibi. Esnaf falan bile şey yapardı. Biraz büyük esnaf. Dört tane restoran var zaten ama o bile yönetim alınırdı ki hiç olmazsa yemekleri burada yeriz. Aynen doğru diyorsun. Ama öyleydi abi. E şimdi gelen gitmiyor baba. Niye gitmiyor bunlar? E ortada bir para dönüyor. Bal tutan da parmağını yalıyor. Ama işte bunu kesmen için denetim, denetim, denetim. Sen federasyon başkanı olsan bir Fenerbahçe... Dört senede Avrupa Kupası gitti abi. Fenerbahçe dominasyonu mu izleriz? Hayır, dört senede bir takım Avrupa Kupası getirir. Ciddi misin? Türkiye'de bir takım dört sene sonunda bir Avrupa Kupası getirir. Konferans ve Şampiyon Ligi arasındaki skalada herhangi bir... Şampiyon Ligi getiremez ama ya konferans ya Avrupa Kupası getirir dört yıl sonra. Abi keşke yapsalar. Yüzde... Bak beni yapsınlar dördüncü senenin sonunda çok başarılı bir mil takım. Temiz bir spor ortamı, mümkün olduğunca temiz. Tipi bir kere tipi kesin düzeltirim. Tipi düzeltirim, futbolun tipini düzeltirim. Bir şey soracağım abi, bu mesela nasıl? Yani gidip başvurulacak bir iş değil. Arıyorlar. Yani herhangi bir mesleğe... Ama şöyle, yok ihtiyaç yok. Ama şey olman lazım, delege olman lazım. Nüfuzlu birisi... Yok, şeyin, Futbol Federasyonu'nun delegesi olman lazım. Delege olabiliyor musun mesela istediğin zaman? Kulüpsen delege olabiliyorsun, bir de galiba eskiden milli maçtı. 75 maç galiba şimdi, milli olman lazım. Long shot der ya Amerikalılar, tamam uzun, uzak ihtimal de mesela yani. Uzak ihtimalle imkansız, ben çünkü delege değilim her şeyin başında. Olabiliyor musun? Atamayla olabilirim ancak, o da olmaz yani. Hayırlısı ama olsun, ben beğendim yani bu izleyi. Kurtarabilirsin. En azından ben maçları keyif alarak yani fark yiyeceğiz diye korkmadan izlemek istiyorum. O korkuyu bir sistemle üstümüzden alabilirsin diye düşünüyorum. Yani orada bak şimdi mesela teknik direktör değişimi yılda ikiyle sınırlandırırsan ne olur? Mükemmel olur bence de millet şey... Ne olur mesela? Far görmüş tavşana dönerler. Kardeşim bir sezonda bir takım ikiden fazla teknik direktörle çalışamaz desen ne olur? Mecburen teknik direktörü alırken, birinci tercihi yaparken çok dikkatli yaparsın. Evet. Ya gelsin işte Ahmet bakarız olmazsa devre arasında işte ilk milyarda göndeririz demezsin. Ne kadar rahat konuşuyorlar böyle şeyleri ya. Demezsin çünkü şey için derler. Bir tane gönderdik. Hemen başta göndermeyelim bunu bir tutalım dersin. Bana komik geliyor çünkü. Üç maç yapıyor hoca. Menejer de yiyor futbolcu. Menejer de yer. Öyle mi? Bak bir hoca gelir bir tane futbolcu oynatmaz. Takımın eski papazlarından biri gelir hemen başkana. Üçüncü hafta. Biz iyi çalışmıyoruz ama başlar. Sanki çalıştırsa çalışacakmış gibi. Papaz gelir hemen. Başkanım iyi çalıştırmıyor bizi. Ondan sonra menejer alttan oyar. Bir takımda ya bir tane menejerle çalışacaksın. Takımın sekiz tane futbolcusu aynı menajerden olacak. Gardi'den gelecek mesela. Dokuz tane futbolcunun hepsi aynı menajer. Bu bir tercih. O zaman menajer de çünkü işler kötü gitmesin diye oyuncularını uyarıyor. Ulan bu işte hocayı yemeyin, başkanı yemeyin, manyak mısınız lan falan yapıyor. Ama bir takımda dört tane aynı menajerden futbolcu.

Dört tane öbürü futbolcu. Dört tane o felaket. Ya aynı menajerden ikiden fazla futbolcu almayacaksın, ya da bir takımı komple bir menajere emanet edeceksin. Yani bu ortada en kötüsü abi. Hemen yerler hocayı falan. Ulan bizimkileri oynatmıyor, Korhan'ınkileri oynatıyor. Kesin öyle bir ayrılık. Sen mesela menajersin, ikimiz de menajeriz. Falanca bir Anadolu takımında, bir Anadolu takımında dört tane benim oyuncum var, dört tane senin oyuncun var. Mutlaka çakışacağız. En az iki futbolcuda çakışacağız. Benim futbolcum beni yiyecek. Yani senin forvetini oynuyorsa ben hemen bir haber çıkartırım. Korhan'ın adamı oynuyor abi. Ulan Korhan'ın adamı oynuyor. Takımda ortalama gidiyor böyle. Çok iyi değil, çok kötü değil. Hocayı, yemekçiler şeyi yaparım. Menajer olarak yaparım. Evet, para kazanacaksın çünkü. Doğru. Tamam mı? Şimdi sistem bu.

Bu sistemi nasıl engelleyeceksin? Kulüpleri daha iyi yönettirerek. Kulüplere karışamazsın federasyon başkanı olarak. Transfer limitleriyle. Ama kulüplere dersin ki, baba iki hoca bak. Üç yok, beş falan hiç yok. İki hoca. İki hocam var. İster kübe ödersin. O zaman menajer edersin ki, ulan sen manyak mısın? Bunun içinde göndersem. İkinciyi de alsam, altıncı hafta herif de kötü gitse ne yapacağım ben? Dedirtirsin. Kaç hoca var ya? Dört falan oldu bir sezonda. Dur daha iki milli arasında da bir iki gider. Galiba Selçuk İnan olabilir sıradaki koca eli. Bilmiyorum artık yani. Niyet okumak gibi olmasın ama zor bir fikir. En az 1-2 hoca gider şimdi. Daha Kasım'da gidecekler, Ocak'ta değişecekler var, Mart'ta Nisan'da değişecekler var. Oho! Reklam ajansları gibi. Reklam ajansları da öyle mevsimsel. Öyle midir? Tabii. Bir ara da onları konuşalım. Bir sonraki hafta. Bir şey, bir dakika ne konuşacak? Bir ara reklam ajansı konuşalım. Konuşalım onu da aslında güzel bir konu şey yapmıştık.

Çandos Bey'di. Senin söylediğin bir şeyden çıkmıştık ama şu anda unuttum. Uzatmayayım lafı. Efendim bizi dinlediğiniz için teşekkür ediyoruz. podbimedia.com'da izleyebilirsiniz. Podcast'imizi de her türlü podcast platformundan dinleyebilirsiniz. Biz haftaya gene buradayız. Bekleriz. Görüşmek üzere. Görüşmek üzere.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)