
2.213 kelime · ~11 dk okuma
Merhabalar herkese, Mecbur Muyum'un yeni bölümüne hoş geldiniz. Bugün yine toplumda katılaşmış ve sorgulamaya kapalı bir fikrin köküne kibrit suyu dökeceğiz. Yaşların fikirlerine saygı duymalı mıyız sorusunu masaya yatıracağım bugün. Yaşlandıkça bilişsel hızım ve becerilerin azaldığı zaten hepimiz tarafından bilinen depresif bir gerçek. Ve hepimiz yaşlanacağız ve hepimizin bilişsel kapasiteleri tabii ki azalacak. Ve yani buna dair de bir veri isterseniz Cem Yılmaz'ın 2000'lerin başında seyircilere soktuğu laflarla şimdikileri karşılaştırabilirsiniz. Şu ankiler böyle. Samanet, samayev ya da işte çelik ayna falan kıvamında var. Sadece o da değil bu arada. Ben de mesela 10 yıl önceye kıyasla zihnimin işlem hızının azaldığını hissedebiliyorum. 10 yıl önce böyle leb demeden çorumun yıllık leblebi üretim tonajını falan söylüyordum. Ama o giderek böyle hafif hafif yavaşladığını hissediyorum. Yani tabii ki yani yaşlandıkça, yaş aldıkça beynimizin işlem hızı, hafızamız, öğrenme hızımız, dikkatimiz giderek kötüleşiyor.
Ama peki durum buyken ve bunu da herkesin bildiği bir gerçekken, biz neden hala yaşlılığı bilgelikle, tavsiyeyle, iyi nasihatle ilişkilendiriyoruz? Hani sanki böyle bir yaşlıların bilgelikleri varmış ve bize hayatta doğru yolu gösterirlermiş gibi bir varsayım var toplumda. Yaşlıların fikirlerine saygı duymalı ve önemsemeli miyiz yoksa ne diyorsun dayı diyerek yolumuza devam mı etmeliyiz? Bugün bunu konuşacağız.
Yaş ilerledikçe değişen siyasi tercihler, sosyal uyum becerileri ve bilgelik düzeyini, yani gerçekten yaşlılar bilge mi oluyor, çeşitli akademik çalışmalar üzerinden konuşacağız. Yaşlandıkça fikirlerimiz nasıl değişiyor, kişiliğimiz nasıl evriliyor? Buna bilimsel perspektiften bakmak için insanları hayatları boyunca, bazen 10 yıllar boyunca takip etmemiz gerekiyor. Buna bu arada longitudinal yani boylamsal çalışma deniyor ve bu yaşlılık çalışmalarında böyle en azından böyle iyi araştırmalarda, sağlam araştırmalarda boylamsal çalışma oluyor. Ne demek bu? Bir grup insanı alıp mesela işte 25 yaşında takip etmeye başlayıp 35'inde, 45'inde, 55'inde, 65'inde, 75'inde
onları takip ediyoruz ve araştırmalarımızın veri setlerini de bu yaşlarda tekrar bu aynı insanları takip ederek oluşturuyoruz. Bu oldukça meşakkatli bir araştırma türü aslında. Yaşlık araştırmalarında çok önemli çünkü bir farklılığın bir insanın yaşlanmasından mı yoksa kültürel kuşaksal değişimlerden mi kaynaklandığını anlamamız güç olabiliyor. O yüzden aynı insan grubunun yaşlandıklarındaki hallerini de takip etmek çok değerli bir veri kaynağı suruyor ama Bu araştırmaları yapmak hem çok maliyetli hem de oldukça zor. Bazen araştırmacıların üzerinde araştırma yaptığı grubun üyeleri başka yerlere taşınabiliyorlar, ölebiliyorlar, araştırmayı bırakabiliyorlar ya da araştırma yöntemleri gelişiyor mesela 40, 50, 60 yılda gibi. Çok büyük bir mesele iyi bir boylamsal çalışma yapmak ama ben güzel bir derleme araştırmalardan böyle iyi bir derleme bulduğuma inanıyorum.
Ama hani her zaman yani her araştırmaya da bu biraz antiparantez bir şey. Biraz şüpheyle yaklaşmak lazım. Yani ben bilimsel araştırmalara da şüpheyle yaklaşıyorum. Araştırmalar gösteriyor ki nasıl bir araştırma, kim yaptı, kaç kere tekrarlandı falan. Yani çok fazla soru var. Şimdi hemen böyle bir şey akademik araştırma yayınlandı diye bütün yaşlılığa dair bütün verileri bize vermiyor ya da herhangi bir başka konuya. O yüzden
Her zaman ben sağlıklı bir şüphecilikle yaklaşmayı tavsiye ediyorum. Hazırsanız başlayalım. Birinci Bölüm Yaşla Gelen Bilgelik Araştırmacı Igor Grossman ve arkadaşları 2010 yılında yayınladıkları bir makalede şu soruyu sordular. Yaşlılar toplumsal sorunları anlamada ve çözmede gençlerden daha mı iyi? Şöyle senaryolar verdiler katılımcılara. Mesela iki ülke arasında yıllardır süregelen bir sınır yerginliği var. Genç katılımcılar genelde şöyle cevaplar verme eğiliminde olmuşlar. İşte bize sorulurlarsa karşılığını veririz. Ne demek bizim ülkemiz bu falan güçsüz gözükmemeliyiz gibi böyle daha fevri diyebileceğimiz daha dürtüsel diyebileceğimiz cevaplar vermişler.
Orta yaş daha ziyade şöyle daha temkinli cevaplar vermiş. İşte ekonomik yaptırımlar denenebilir denmiş. Asgari müdahale son çare olmalı denmiş. Yaşlı katılımcıların cevapları şu minimalde olmuş. İşte 60'larda da benzer bir kriz vardı. O zaman da herkes savaşı savunuyordu. Ama bak o zaman barış görüşmeleri başladı, gerginlik yumuşadı. Bugün de aynısı olabilir. İşte sabredelim, empati kurulalım, karşılıklı güven oturtalım gibi sözler ve ifadelere başvuruyorlar.
Bu cevapta ne var derseniz hani burada tarihten çıkarılan bir ders var, empati var, belirsizlikle başa çıkma becerisi var ve kapsayıcı bir ulaşma anlayışı var ve bunu da aslında bu faktörlerin hepsini bilgece bir düşünme tarzı olarak nitelendirebiliriz. Bu araştırma yapan araştırmacılar da gelen cevapları şöyle kategorize ediyorlar işte başka bakış açılarının anlam becerisi var mı, birden fazla olası düşünebiliyor mu, çözüm odaklı düşünebiliyor mu gibi farklı açılardan değerlendiriyorlar ve Sonuç da şu çıkıyor, yaşlılar gençlere kıyasla bu alanların hemen hepsinde daha yüksek puan alıyorlar. Yani yaşlı bireyler karmaşık sosyal durumlara daha çok boyuttan bakabiliyor, daha esnek düşünebiliyor ve daha barışçıl çözümler üretebiliyorlar. Sosyal çatışmalara özel bir durum bu bu arada, onu da altın çeteyim, her konu değil. Ama sosyal çatışmalar konusunda gençlerden daha iyi bir performans sergiliyorlar. Ve bu fark da bu arada eğitim düzeyinden ya da zeka seviyesinden de kaynaklanmıyor. Bunu kontrol ediyor araştırmacılar. Yaş ilerledikçe yani bazı zihinsel beceriler, bilişsel beceriler azalsa da sosyal bilgelik artıyor gibi gözüküyor.
Bu araştırma bu arada bana şu olayı hatırlattı. Lisedeyken aşk hayatıma dair bir sorun yaşadığımda hep anneanneme başvurdum ve içimden de şöyle bir varsayımla başvurdum hani anneannemin annesi benim anne tarafım Kırım göçmeni ve ayrı eşi olmuş yani evlenip boşanmış. Üç kocalı bir kadın hani o zamana göre radikal bir hareket tabii ki. Ve anneanneme de annesinden böyle bir romantik işlerde beceriklilik yeni geçmiştir falan diye böyle acınası bir akıl yürütmeyle şey yapmıştım. Anneanneme fikirlerini sorardım ama bana çok kötü tavsiyeler verirdi yani.
Ama bu araştırma gösteriyor ki sosyal çatışma da yaşlılar aslında gençlere oranla daha avantajlı olabiliyorlar. Ama bu yaşlıların gençlerden daha iyi yapabildiği nadir şeylerden. İkinci bölüm, yaşlandıkça daha mı muhafazakar oluyoruz? Bir önceki bölümde yaşlı bireylerin sosyal çatışmalara yaklaşımda daha bilgece davrandığını gördük. Bu sefer de çok aslında toplumsal söylemde olan, ifadenin doğruluğunu araştırmaya çalışan bir araştırmadan bahsedeceğiz. Gerçekten yaşlandıkça insanlar muhafazakarlaşıyorlar mı görüşlerinde? Fikirlerimiz ve karakterimiz yaşlandıkça ne yöne doğru gidiyor?
Burada beş faktörlü kişilik ölçeyi, Big Five Personality Inventory diye bir kişilik envanterinden bahsetmek lazım. Bu çok psikolojide çok sık kullanılan bir envanter ve bir insanın kişilik özelliklerini beş temel boyutta ölçüyor. İlki açıklık bir şeye meraklı mısın? Yeni şeyler denemeye meraklı mısın? Yeni deneyimlere yoksa hep aynı restorana mı gitmeyi seversin mesela ya da her tatile gideceğin zaman aynı otele mi gitmek istersin yoksa her seferinde farklı bir yere mi gitmek istersin? Açıklık, yeniliğe meraklılık. İkincisi sorumluluk. Bu da ne kadar sorumluluk bilincine sahipsin? Düzenli misin? İşte her şeyini zamanında yetiştirir misin? Hedeflerine ulaşır mısın? Üçüncü özellik dışa dönüklük. İşte içe dönük müsün yoksa dışa dönük müsün yani? Dördüncüsü uyumluluk. İşte insanlarla iş birliği içinde misin? Empati kurabiliyor musun? Yoksa hani böyle daha çıkıntılık mı yapıyorsun? Beşincisi de nevrotiklik. Ses karşısında ne kadar duygusu olarak iniş çıkışların var? Ne kadar daha sakin kalabiliyorsun ya da kalamıyorsun?
ve envanter üzerinden yaşlandıkça kişilik özelliklerimizin nasıl değiştiğini birçok farklı araştırma gösteriyor ki, sorumluluk ve uyumluluk orta ve yetişkinlik döneminde, yani orta yaş ve ileri yaşta artıyor. Yani daha sorumluluk bilincine sahip oluyoruz ve daha uyumlu oluyoruz. Nevrotiklik, duygusal iniş-çıkış durumu yaşlandıkça azalıyor, özellikle erken yetişkinlikten orta yetişkinliğe geçerken. Ve tahmin edebileceğimiz gibi deneyime açıklık ve dışa dönüklükte karmaşık bir seyir izliyor. Gençler gençken, genç yetişkinlikte daha deneyime açığız tabii ki ve yaşlandıkça artık biraz daha böyle yapmayı sevdiğimiz şeyler konusunda daha konservatifleşiyoruz ve yeni deneyimlere kapalılaşıyoruz.
Bu kişilik özelliklerini bu arada politik görüşlerle de ilişkilendirmek zor değil. Peterson ve arkadaşlarının 30 yılı aşkın sürede gerçekleştirdiği bir çalışma var ve şunu araştırıyor. İşte insanlar gerçekten muhafazakarlaşıyor mu? Bu mit gerçek mi diye. Bu arada bütün araştırmaları açıklamaya koyacağım. Merak eden açık bakabilir.
Ve Peterson'ın bulguları şu yönde. İnsanların çoğu aslında yıllar geçtikçe politik olarak çok fazla değişmiyor. Sabitlik daha büyük bir etken. Ama değişenler varsa da bu değişim çoğunlukla daha muhafazakarlılaşma yönünü oluyor. Özellikle daha böyle orta yolcu başlayanlar, yaşlandıkça daha yenilikten uzaklaşan ve mevcut sistemi korumayı önceleyen, daha statükocu bireyler haline gelebiliyorlar.
Ama bazı konularda da ilginç bir şekilde mesela kadın hakları gibi yaşla birlikte daha liberal görüşlerde gelişebiliyor. Hani böyle daha erken yetişkinlikte ya da ergenlikte biraz daha mesela erkeklerin kadın düşmanı oluşu falan filan o giderek törpüleniyor. Bu da olumlu bir gelişme. Bu ne demek? Yaşla birlikte fikirlerin içeriği kadar esneklikleri de azalıyor. Yani işte dediğim gibi riskten kaçınıyorlar. Statikoyu koruma eğilimleri artıyor. Dolayısıyla bir yaşlı bireyin fikrini dinlerken bu fikir gerçekten o kendi yaşam deneyiminin süzgecinden geçmiş, damatılmış bir bilgelikten mi kaynaklanıyor yoksa değişime dirençten mi kaynaklanıyor? Konfor alanına çıkmaya dirençten mi kaynaklanıyor? Bunu sorgulamak gerekiyor.
Şimdi kısa bir ara verelim, bir sonraki bölümde yaşlılıktaki bilişsel değişimler hakkında konuşmaya devam edeceğiz. Üçüncü Bölüm Yaşlılık, Zihinsel Gerileme ve Siyasi Kararlar Ve geldik en tartışmalı soruya. Yaşlılar siyasi lider olabilmeliler mi? Bunun bir yaş sınırı olmalı mı sorusu. Çünkü tabii ki hani siyasi liderler çok büyük sorumluluk taşıyorlar ve belli bir
yaş sonrasında acaba bu ehliyet ellerinden alınmalı mı sorusu da oldukça tartışılıyor. Özellikle bu birkaç yıl önce Joe Biden yeniden aday olsun mu tartışmalarında Amerika'da Demokrat Partisi de çok büyük yankı bulmuştu. Çünkü kendisinin gözde görülen bir bilişsel kaybı vardı. Çünkü göreve geldiğinde bile zaten 78 yaşındaydı ve görevden ayrıldığında 82.
Herkes işte gerçekten yeterince zinsel olarak sağlıklı mı diye tartışıyordu. Konuşurken kelimeleri karıştırıyordu, isimleri unutuyordu, işte çok duraksıyordu. Bunu biz çok yakın zamanda bu Amerikan siyaset sahnesinde de bu sorunun yoğun bir şekilde tartışıldığını gördüğümüz için ben de bölümlerden birini buna adayım diye düşündüm. Gong ve arkadaşlarının 2024 yılında yaptıkları bir araştırma var, Cognitive Decline and Political Leadership diye. Ve yaşlı liderlerin bilişsel kapasitelerini inceliyorlar. Bu bulgulara göre 70 yaşından sonra zihinsel yürütücü işlevler, yani planlama, esneklik, hızlı karar alma gibi beceriler ciddi şekilde zayıflayabiliyor. Dikkat, hafıza ve dil becerilerinde de bozulmalar görülebiliyor ve bu da tabii ki bir ülkede kriz anlarında riskli sonuçlara yol açabiliyor.
Ama araştırmacılar yine de şunu savunuyorlar, bazı alanlardaki bilişsel zayıflamalara rağmen siyasi liderlere bir yaş sınırı getirmek yerine düzenli olarak bilişsel testlere tabi tutulursa çeşitli risklerin önüne geçileceğini savunuyorlar. Dördüncü bölüm. Yaşlılıkta karar verme. Akıl mı, duygu mu? Son bölümümüzde karar verme süreçlerine daha yakından bakalım. Yaşlı bireyler karar verirken beyinlerinde ne oluyor? Duygular mı ağır basıyor yoksa mantık mı? Araştırmacılar karar süreçlerini üç aşamada inceliyorlar. Birincisi duygusal tepki. İki, bilgiyi bütünleştirme. Üç, motivasyon ya da harekete geçme.
Yaşla birlikte bu sistemler nasıl değişiyor? Bildiğimiz gibi yaşlılıkta biraz daha yaşlı bireyler kandırılmaya açık olabiliyorlar. O yüzden özellikle dolandırıcılar, kendilerini hakim ve savcı olarak tanıtan daha yaşlı bireyleri, vatandaşları hedef alıyorlar. Bu da aslında onlar adına doğru bir strateji.
Çünkü yaşlılar olumlu şeylere daha duyarlı ama olumsuzluklara karşı daha kayıtsız hale geliyorlar. Bu onları daha iyimser yapıyor aslında. Ama aynı zamanda da daha kolay kandırılabilir hale de getiriyor. Yaşlandıkça bilişsel bütünleştirme becerimiz azalıyor. Yani karmaşık bilgiler arasında bağ kurma becerimiz zayıflıyor. Bu da zor kararları daha da zorlaştırıyor. Ve bir eylemi yaparken yaşlılar daha çok uzun vadeli faydaya odaklanıyor. Daha sabırlılar.
Aslında yaşların kararları her zaman kötü olmak zorunda değil ama bir gencinkinden daha iyi olacağına dair de bir kanıt yok. Hangi kararı ya da hangi fikri daha doğrudur, bunu anlamak için yine kararın içeriğine ve bağlamına bakmamız gerekiyor. Bir yandan çünkü yaşlılar bu heuristik denen düşünme kısa yollarını da daha fazla kullanıyorlar. Bu konuda rahmetli Daniel Kahneman'ın bir kitabı vardı, Hızlı ve Yavaş Düşünme diye. Kitabın ana argümanı şu, biz bazı konuları çok böyle uzun uzadıya düşünüyoruz. İşte işimi değiştirsem mi ya da hangi üniversite bölümünü seçsem? Bu insanla evlenmeli miyim gibi böyle daha kritik soruları uzan uzadıyor. Arkadaşlarımıza sohbet ederek, ailemize danışarak, belki bir mentöre danışarak, belki uzun uzun tefekkür ederek düşünüyoruz. Bu yavaş düşünme. Bir de hızlı düşünme kısa yollarımız var. Bu da böyle hayatta, gündelik hayatta karar alırken hızlıca işte mesela yolda sizi, metroda pardon bir şey sorabilir miyim diyerek durdurdu. Hemen orada bir şey mi isteyecek benden, yol mu soracak yoksa işte para mı isteyecek, bağış mı isteyecek falan diye böyle hızlıca böyle tipine bakarak hızlı bir şekilde karar veriyoruz. Bunlar da hani kullanışlı oluyorlar yeri geldiğinde ama mal adaptif hale de gelebiliyorlar. Hani birkaç örnek verecek olursak işte ne bileyim tanıdıklık heuristiği var mesela. Bize daha önce duyduğumuz ya da tanıdık gelen seçeneği daha güvenli kabul etme. İşte belki oy verirken işte ben bu ismi biliyorum hemen vereyim ve bu iyidir diye düşünme. Ya da duygusal heuristik var. İşte bir kararın iyi ya da kötü olduğuna duygulara göre hükmetmek. Belki biriyle tanıştınız ve sevdiğiniz bir arkadaşınıza benziyor diye iyi bir insan olduğunu varsayma gibi. Bunlar en kullanışlı da olabiliyorlar ama bizi yanlış kararlar vermeye de sürükleyebiliyorlar. Ve yaşlılar heuristikleri, bu düşünme kısa yollarını kullanmaya çok çok daha eğilimliler. Biraz daha stereotipleştirmeye ve belki ön yargılarla düşünmeye de daha açık kılıyor.
Toparlayacak olursak, hani bütün farklı farklı dört araştırmaya baktık. İlk araştırmada yaşların sosyal meselelerde, sosyal çalışmada gençlerden daha bilgece düşünebildiğini gördük. İkinci araştırmada aslında insanların siyasi fikirlerinin yaşlandıkça çok değişmediği ama değişecekse de daha muhafazakarlaştığını gördük. Üçüncü araştırmada siyasi liderlerle yaşlılığın ilişkisini ve bu bilişsel zayıflamalara karşı ne gibi önlemler alınabileceğini konuştuk. Dördüncü araştırmada da yaşlı insanların kullandığı çeşitli karar verme mekanizmaları hakkında konuştuk.
Peki o zaman baştaki soruya geri dönelim. Yaşlıların fikirlerine saygı duymaya mecbur muyuz? Bence değiliz. Yani bir insanı gençliğinde de tanıyorsanız ve yaşlılığında da bazı fikirler söylüyorsa onu kale alabilir, gündeminizi alabilir ya da onun nasihatlerini dinleyebilirsiniz ama bir insan sadece daha yaşlı diye onun daha iyi bir fikri size sunabilme ihtimali düşük, oldukça düşük bilimsel anlamda.
Yaşlılara saygı duysak da bazen fikirlerine yok dayı, sağ ol, yok teyzeciğim, teşekkürler. Sen çok bu işten anlamayan birine benziyorsun diye geçiştirebilmeliyiz. En azından bunu tabii ki tatlı tatlı ya da içimizden onları kırmadan söyleyelim. Bir sonraki bölümde sevgili partnerim Yaşar'la yine böyle can alıcı bir konuyu konuşacağız. Bizi dinlemeye devam edin. Hoşça kalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.