Podcast

20lerim nasıl geçti: neyi yapın, neyi yapmayın?

Dr. Gulec Radio

12 ay önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Gennçleerr toplanın ablanız 20lerini anlatıyor! Evet 20ler zor ama bir o kadar da önemli yaşlar, adeta kendimizi inşa süreci bu yıllar… Peki ne yapmak lazım? 20lerin çalkantılı dünyasından nasıl sağ çıkarız, kariyer, ilişkiler, kişisel gelişim konularında nasıl gelişiriz? Merak etmeyin, hepsini bölümde anlattım. Ayrıca genç Tuba nasıldı, neler yaptı, neleri yapsa daha iyi olurdu merak ediyorsanız bölümde bu detayları da bulabilirsiniz.



Bu bölüm, Garanti BBVA hakkında reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

4.263 kelime · ~21 dk okuma

Peribacaları, naber gençler? Olur olmadık zamanlarda odaya girip, naber gençler diye konuya atlayan yenge gibi olduğum farkındayım ama bunun bir sebebi var. Çünkü evet artık eski yaş düzeni kalmadı, artık otuzlarda genç, tamam ben de kendimi genç hissediyorum, hala yolun başında hissediyorum ama hepimiz kabul edelim ki yirmilerin ayrı bir havası var. Ve sizden biraz büyük birine henüz 20'lerinizde olduğunuzu söylediğinizde aldığınız tepki şu, ooo en güzel yıllarındasın. Keşke ben de 20'lerime geri dönsem. Ah o gemide ben de olsaydım. Öyle bir şey yok. Bu o değildi. Keşke ben de genç olsaydım. Der hemen değil mi? Çünkü toplumsal algı ne? 20'ler hayatın en güzel yılları. Evet, güzel, okey. Teenage dirtbag, yirmiler falan, all right. Ama sorun da şu ki, güzelliğiyle, çılgınlığıyla, her şeyle beraber, en çok belirsizliğin ve haliyle de en çok kaygının olduğu da bir dönem. Hem kariyer, hem anlam, hem ilişkiler, hem kişisel gelişim, hepsi aynı zamanda sorgulanıyor.

Aynı zamanda inşa edilmeye çalışılıyor, aynı zamanda hayal kırıklığına uğratabiliyor. Açık konuşayım, benim için 20'ler gerçekten çok zordu. Ben her yıl, o yılı geçtikçe dedim ya şükürler olsun ve şu anda da asla geri dönmek istemiyorum. Ama bende şöyle bir durum var. Hani ben sadece 20'lerime değil, 2 yaşıma, çocukluğuma dönmek istemiyorum, 3'e 5'e de dönmek istemiyorum. Çok mutluyum olduğum yaştan.

Hep ileri yani, tam gazilere devam etmek istiyorum. Mesela üniversite yılları zaten çok zordu. Sadece akademik olarak değil, yukarıda biraz önce bahsettiğim işte kişisel gelişim anlamı, obuş, belirsizlik, ne istediğini bilememe, kendi kimliğini inşa etme ve üniversite yıllarından sonra da başka türlü zor geçti. Ve yani şu an 30 oldum ama daha yeni yeni hayatım rayına tutturuyorum. Ve bu sadece ben de böyle değil. Bahsedeceğim ama mesela ben mesleği olan bir okuldan mezun oldum, doktor oldum değil mi? Ama ona rağmen hala ne istediğini bilemeyebiliyorsun. Bir de meslek değil de yetenek kazandıran bölümlerden mezun olsam o zaman ne yapacağımı hiç bilemeyeceğim. Yani hepimiz benzer şeyler yaşıyoruz ve yaşadık gençken de. Ya da sosyal normlar açısından da hani evlilik, sevgili, çocuk, bilin bakalım bunların üçü kimde yok? Ablanızda, Tuğba'da, babacınızda.

Transkriptin tamamını oku

Ama her şeye rağmen gençlik, o enerji, o dürtüsellik, o impulsivite çok güzel. O her şeyi yapabilme inancı, o risk alabilme potansiyeli. Dönüp baktığımda diyorum ki iyi ki öyle yaşamışım. Gerçekten pişman olurum. Yanlışlarımda da hiç pişman değilim. Yani o yanlışlar sayesinde bugüne geliyorsun. Böyle biri oluyorsun. O yüzden o anlamda pişman değilim. Çünkü eğlenceyi de yaşadım, akademik bilgiyi de öğrendim, kariyer yatırımı da yaptım. Günün sonunda ne oldu? Bugün 30'umda hem deneyimi biriktirmiş oldum, hem birikim yapmış oldum, cerebral birikim, hem de finansal olarak sağlam çıktım. Ki bu konuda bilincim çok azdı. Hala da çok bildiğim, bilmiyorum, sayılmaz. Bugün size ne anlatacağım biliyor musunuz? Siz beni daha çok 28 ve sonrası Tuğba olarak tanıdınız. Ama ondan önce, yani daha çok meslek yapmadan önce, tam genç sayılırken,

20'lilerinde, 23'lerinde Tuğba ne yapıyordu? 20'lerde neler yapılabilir? Ben nasıl dengeyi kurdum? Nasıl baktım bu işe? Ya da keşke o zaman bilseydim diyeceğim şeyler de var. Bunları da anlatacağım. Yani bir tanem, bugün şu öğle zaman yolculuğu yapsam ve 20'lerimdeki halime dönüp konuşabilsem, kendime ne söylerdim? Hazırsanız başlıyoruz.

Dr. Gileç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back, Queen's Arena. Welcome Back Queen sevgili Peribacası. Update vereyim her zamanki gibi. Fark ettiyseniz tamponlarım çıktı şükürler olsun o nazal sesten kurtuldum. Ama devam ediyor tabi ki bantlamam, masajlar onlar bunlar. Hani iyileşiyorum. Her şeyi doğru yapmaya çalışıyorum. Biraz fazla mükemmeliyetçiyim. Her şey de olduğu gibi. Ve bu da beni tabi ki yoruyor yani. Herhangi bir şeyi eksik bıraktığımda ya da literatüre göre böyle en doğrusunu yaptım mı acaba diye soru işareti olduğunda bildiğiniz böyle şeye giriyorum yani. Error veriyorum çok yanlış aslında.

krip olamamak gerek. Ben bu süreçte kitabı baskıya hazırlarken de çok hani yoruldum biraz. Mesela kitapta şey bölümü vardı hani Dr. Güneş Dili ve Edebiyatı Terimler Sözlüğü. Orada da çok güzel bir takviye sözlüğü var. Şimdi başta o takviye sözlüğünü daha popüler demeyeyim ama okurken daha eğlenilebilecek tarzda yazmıştım. Tam böyle kitap baskıya geçecek dedim ben bunu böyle yapmayacağım.

Bir anda böyle şey oldum ve onun 23 sayfasını falan daha bilimsel yaptım. Çünkü dedim kitabın geri kalanı zaten daha zevkli, burası bilimsel olsun falan. Ve sonra oturdum ful böyle daha bilimsel bir kaynakça yazdım ve kitap ertesi gün baskıya gidecekti. Ben o gece 10 saat hiç uyumadım yani hiç uyumadım sıfır ve masanın başından kalkmadım.

Kaynakça yazdım. Ve sabah oldu, inanamazsınız benim suratım bir şişti. Hani postopum ya, operasyon sonrasında bir şişti falan. Dedim, ne yapıyorsun ya? Neyse, yani şu kitap işi hali olsun, çok az kaldı. Yarın posta çıkacağım, ondan sonra basıma gidecek. Sonra işte Gazi'ye geleceğim, söylemiştim size değil mi? 18-19'u. Gazi'nin işte konferansa geleceğim. Ondan sonra fuarlara falan filan derken çalışıyorum bir tanem. Umarım siz de iyisinizdir. Update bu kadar. Flirt yok. Çünkü 20'lerde gençliğimde yaptık yeterince. Hadi gelin, devam edelim.

20'ler zor dedik de, diyecekler ki bize, ay ne zor işte, tüm fırsatlar önünde, gençliğin var, her şeyin güzel, güzelliğin ne güzel. Öyle değil bir tanem. Her yerde olan tek bir şey var 20'lerde. Ne bu? Belirsizlik. Meslek, aşk, kimlik, gelecek, her şey birden belirsiz oluyor, belirsiz hale geliyor. Ben ne iş istiyorum? Bu yaşadığım yer bana göre mi? Bu ilişki nereye gidiyor? Ve asıl zor olan bunların hepsinin cevabını aynı anda bulmak.

Bazen mesela biriyle berabersiniz ve o şehirde yaşıyorsunuz. O an o işle çalışıyorsunuz. Ama aslında o kişiden ayrılsanız hem şehir hem iş hepsi değişecek falan. Yani bu kadar bir şeylerin değişebilmesi, bu potansiyelin olması bile aslında bir yerde yorucu. Ve hani frontal laburumuz var ya, bizim böyle karar vermeye, plan yapmaya, böyle analitik falan düşünmeye, karayaklarimiz, kişiliğimiz, bunun geliştiği yer 25 yaşına kadar hala gelişmeye devam ediyor. Ve aynı zamanda 20'ler hani ben kimim sorusunun her sabah yeniden sorulduğu yıllar oluyor.

Sen düşünüyorsun, ben kariyerimde kim olmak istiyorum? İlişkide kim olmak istiyorum? Ailemden ayrı benim kendi kimliğim ne? Ve bazen bunların hepsi birbirine karışıyor ve o sırada yanında bir toplum var. Sana diyor ki, hayır evlen, çocuk yap, düzene gir, onu yap, ne yap, blabla. Ama sen diyorsun, ya durun ben daha bebeğim, ben daha kim oldum bilmiyorum. İşte bu da büyümenin sancısı oluyor. Tamam, bu kadar zor falan dedim ama bu belirsizliğin içinde o acıdan anlamlı bir şekilde sıyırılabilirsen, işte bu belirsizlik de bizi şekillendiren şey olmuş oluyor.

Çünkü hepsini bu dönemde öğreniyoruz. Ben öyle yaptım. Kim olduğumu, ne istediğimi, onu bunu... Hayır, ne istediğimi yeni buldum ama hepsini yani total bu dönemde öğrendim. Şöyle diyebiliriz yani, 20'ler hayatın en zor ama aynı zamanda en kritik 10 yılı. Çünkü bundan sonraki yaşayacağımız hayatın aslında belirleyicisi gibi bir şey oluyor. Mesela 20'ler, bundan sonraki yaşayacağımız 30'ları, 35'leri belirliyor, 40'a kadar. 30'lar, 40'ı, 50'yi falan belirliyor. O yüzden bu inşaat sürecini nasıl daha iyi geçirebiliriz, onu konuşalım.

Burada hepimizin aklındaki en temel belirleyici faktörlerden bir tanesi ne? Kariyerimiz, CV'miz değil mi? Ve kariyer ve CV'de aklımıza hemen ne geliyor? Mezun olduğumuz okul. Değil işte. Ben böyle düşünmüyorum. Tabii ki o önemli. Fakat kariyer ve CV gelişiminde önemli olan başka bir şey daha var. Okuduğumuzun yanında kendimize ne kattığımız.

Çünkü herhangi bir doktor, çok başarılı bir doktor, şu an bambaşka bir şey yapıyorken, mesela düşünün, çok başarılı bir tip öğrencisi, işte sürekli stajlara oraya buraya falan gidiyor ve günün sonunda cerrahiye gidiyor, cerrahide bir sürü sertifikat oluyor ve çok iyi bir doktor oluyor. Evet ben de gittim işte stajlara, yayala oraya buraya şuraya ama aynı zamanda kendimi daha farklı alanlarda gösterebileceğim donörlerle topladım, yetenekler de kattım. Günün sonunda ne oldum? Multi-hyphenate. Multi-hyphenate insanlar ne oluyor işte? Hem doktor, hem podcaster, hem content creator falan gibi üçlü dörtlü işler yapabiliyorlar.

Bu benim tıp dışında başka bir şey okumamla ilgili değil. İlgi alanlarım ve kendimi geliştirdiğim diğer alanlar. Yani ne bu? Identity capital. Capital ne sermaye. Identity ne? Kimlik. Kimlik sermayesi oluşturuyoruz. Her iş, her deneyim bu kimliğe bir yatırım. Ve önemli olan burada tek seferde, tek okulda, dört senede YKS'de okuduğum bölümün tüm hayatını etkileyeceği gibi değil. Tek seferde doğru işi bulmak değil.

Her işten bir şeyler öğrenmek ve kimliğine bu şekilde yatırım yapmak. Ve günün sonunda oluşturduğun kimlik de sadece bir kağıt değil, bu kimlik sermayesinin özeti yani Identity Capital'ın özeti. İşte yaptığın her iş, proje, staj, kulüp, gönüllülük, içerik üretme... ve hatta spor, sanat, tüm etkinlikler, network, hepsi gelecekteki sen için faizli bir yatırım. Peki gelelim herkesin, ya ben ne yazacağım ki bu CV'me dediği o CV'ye. Zaten hepimiz biliyoruz okuduğumuz okulları, aldığımız eğitimleri, düzenlediğimiz kongreleri, postel sunmamızı, ya da kendi mesleğinizle ilgili herhangi bir şey yazmamız gerektiğini tamam biliyoruz, kabul. Fakat ben arkadaşlar, lise okurken bu konu üzerine çok düşündüm, çok araştırdım ne yapabilirim diye. Çünkü bir lise öğrencisiyim, hani maksimum ne yazabilirim, hangi eğitimlere gitmiş olabilirim? O zaman orada daha çok biraz sonra anlatacağım yaptığım gönüllülük projeleri ve benim global olarak maruziyetimin ve temasımın olduğunu belli edecek faktörler ekledim CV'mi. Ama üniversiteye geldikten sonra tekrar araştırdım ve o zaman da CV'mi şöyle eline alıp ya da bilgisayarda bakıp göz atan birinin etkilenmesi için gereken şeyin daha akademik olduğunu anladım.

Peki bu neydi? Bunun adı academic hook yani akademik kanca. Nasıl ki instagramda bir video yaptığımda ilk 3 saniyede izleyiciyi çekmesine biz hook diyoruz, kancalıyoruz onu ve daha çok kalıyor videoda. İşte bu da academic hook yani akademik kanca. Kancalıyoruz okuyan kişiyi, aa ilgisini çekiyor. Seni fark ettiren, belirgin odak alanı demek bu academic hook, academic kanca.

Ha bu kişi bu konuda çalışıyor, bak bu konuya ilgisi var diyecek. Peki nasıl örnek verebilirim buna? Mesela bir tıp öğrencisi için işte nöroplersist iste ya da travma sonrası beyin adaptasyonu üzerine çalışan biri ya da psikoloji okuyan biri için toplumsal cinsiyet alanında çalışması ya da ekonomi okuyan birinin finansal davranışlar ve sürdürülebilir yatırım üzerine odaklanmış biri olması. Bu mesela senin makalelerin, sunumların, projelerin, test konuların etrafında ürülebilir bir konular.

Peki bu niye önemli? Çünkü büyük şirketler yüzlerce CV görüyor. Ama senin akademik kancan güçlüyse o adayda net bir çizgi havası var. Karakteristik bir çizgi. Akademik anlamda her şeyden biraz değil de bir şeye derinlikli bir parça olması gerekiyor. Akademik olarak bu böyle. Tabii ki mesela skillset olarak onu anlatacağım. Soft skills, hard skills var. İşte onu da yapabiliyorum, bunu da yapabiliyorum. İşte konunuz teknolojiyse yazılımdan da anlıyorum, onu da yapabiliyorum. Bu ayrı. Skillsler ayrı. Fakat akademik olarak ilerleyişinizden bahsediyorum.

Bunu henüz karar vermemiş olabilirsiniz. Sadece bunu bilin. Biliyoruz ki liderliklerimiz çok önemli. Bizim karakterimizin gösterilmesi açısından da önemli. Kulüp başkanlığı varsa, kulüpte yönetimdesinizdir, etkinlik organize ediyorsunuzdur. Bunlar tabii ki önemli. Bunun dışında diğer bir faktör global exposure, yani global maruziyet. İşte Isaac var, ben katıldım ona. Workable ile yaptım, gönüllü projeler yaptım.

işte uluslararası genişlik ödülleri falan, bunlar tabii gönüllülere giriyor ama bu da bir global temas ve bu önemli. İşte Yale'daki stajyum, orada plastik cerrahiye gitmiştim Observership için. Bir de ne yapmıştım? Yine üniversitede okurken, San Diego Rare Ease Children's Hospital'da çocuk neuroloji, yani çocuk beyin cerrahisi Observership'ine gitmiştim ve bunlar benim için önemliydi. Her ne zaman kullandım? İngiltere denkli kalırken yazdım ama eskiden Amerika'da uzmanlık yapmak istediğim için o zaman çok böyle heyecanla yapmıştım, etkili olacağını düşünüyordum ki öyle olacaktı ama kullanmamış oldum onları. Şimdi geldik skills yani yeteneklere.

Şimdi burada hem hard skills var hem soft skills var. Hard ve soft, yumuşak ve hard, tamam mı? Mesela hard ne? E-statistik, yazılım, yabancı değil. Bunlar daha net yetenekler. Ortaya koydunuz. Bir de softlar var. Sunum yapabilmek, network. Soğut ve somut gibi olabilir mi bunlar? Network'ünüz, proje yönetiminiz bunlar. Bir de arkadaşlar, ne var CV için? Wow faktör. Yani wow dedirecek o faktör, tamam mı? İşte sizi diğerlerinden böyle benzersiz kılacak şeyler. Niş bir podcast'ınız vardır mesela.

Mikro girişiminiz vardır. Ulusal spor dereceniz vardır. Bunlar çok önemli. TEDx'te konuşmanız vardır. Bu da önemli. Yani CV sadece GPA'nız değil. Ders notunuz değil. Çok boyutlu bir sermaye. Anlaştık mı?

Ben sürekli sorularım. Abla nasıl Afrika'ya gittin? Abla nasıl buraya gittin? Gönüllülükleri nasıl yaptın? Bunlara cevap vereceğim. Gönüllülük çok önemli. Hem CV'miz için önemli, hem 20'lerimizde. Kendimizi geliştirmek, kendimizi tanımak daha doğrusu, geliştirmek falan boş ver. Tanımak için çok önemli. Bir de aslında fırsat. Yurt dışına gidemiyorsanız, gönüllülük yaparak yani gidemiyorsanız derken orada maddi kaygılardan, maddi sebeplerden ötürü gidemiyorsanız, çok güzel aslında bir fırsat gönüllülük. Ben hem öyle yaptım, hem de sonrasında kendim bir şeyler harcayarak işte Afrika'ya falan filan gittim. Tamam mı? Nasıl yaptım onu söyleyeyim. Şimdi önce CV'ye giren daha resmi gönüllülerden bahsedeyim iki dakika. Kısa kısa konuşacağım tamam mı? Diğeri daha zevkli çünkü. İşte Uluslararası Gençlik Ödülleri, UGO. Ne yapmıştım lisede? Bakım evinde, huzur evi artık deniyor mu huzur evi ya? Yaşlılar evi, huzur evi. Kusura bakmayın yanlış söylüyorsam. Orada yemek dağıtıyordum işte okuldan çıkınca akşamları. Ya da Aysek gibi Uluslararası Gençlik Projelerinde hem evimde yabancı öğrenci ağırlıyordum. Hem gidiyordum oradaki projelere bir ay iki ay yazın. Çok zevkli oluyordu. Sonrasında Erasmus

Ben yapmadım ama Erasmus Plus yapılabilir. Ablam yapmıştı mesela, Napoli'ye gitmişti tıp okurken. Ya da Birleşmiş Milletler'in gönüllülük projeleri var, UN Volunteers. Burada hem sertifika alıyorsunuz, hem global bir network'ünüz oluşuyor, hem de CV'de gerçekten güzel duruyor. Hem de bu kapıların size açtığı bambaşka şeyler oluyor.

Bana hala Isaac'taki insanlar yazıyor mesela, görüşüyorum bazılarıyla. Bir de bunun dışında kendinize 20'lerde katabileceğiniz deneyim için gönüllülük var. Hem kültür, hem dili, hem yeni arkadaşlar, hem dünya görüşü. Çok fazla site var. Yani ben mesela bu çağda yaşadığım için gerçekten bu sebeplerle seviniyorum. Birincisi, internet çok seviyorum. İkincisi, yapay zeka çok seviyorum. Üçüncüsü, işte bu gönüllülük projelerinin ve bu kadar bunların fazla olmasını çok seviyorum. Evden bir şey sipariş etmeyi çok seviyorum. Bu sitelerden bazıları, mesela Workaway var, Worldpackers var, HelpX var, Countsurfing var, TrustedHoundSitters var ve Woof var. Çok hızlı söyledin abla diyeceksiniz. Evet, haklısınız ama İngilizce'ye her türlü anlaşmazlık olacak. Ben bunu Instagram'da size tekrar yazacağım. Ben bunların Workaway'ini daha fazla kullandım.

Hep verdiğim örnek, İskoçya'ya gidip 20 gün kaldım karavanda ve karavanda kalırken İskoç aileyle beraber hem serada bisküvi falan topladım, hem aslara baktım, atmarladım, yemini verdim. Köpeğe de baktım, yeni şeyler öğrendim. O kadar güzeldi ki böyle. Bir de invenes de en üstüydü. Hem ben dilimi geliştirmiş olduğumu hem

Böyle doğada çok farklı şeyler öğrendim. Hem de ne oldu? Bana kalacak yer verdiler. Ayrıca yemek de onlardandı. Hep beraber böyle sunday roast yapıyorduk. İngilizlerin yemeği var. Pazar roastu, gravy sos, patates. Çok güzel yaparlar onu. Çok farklı bir deneyimdi benim için. Mesela şu da var. Diyelim ki Amerika'ya gideceksiniz. Ya da mesela daha az gelişmiş ülkelerde matematik öğretebiliyorsunuz, başka bir şey öğretebiliyorsunuz. Elinizden ne gelirse.

Ya da diyorsanız ki ben Amerika'ya gitmek istiyorum, orada ne yapabilirim ki? Orada da diyelim ki birinin evcil hayvanı var ve tatile gitmek istiyor. Size diyor ki, gel benim evimde kal, benim köpeğime, bebeğime bak, bana şu kadar işte günde fotoğraf at, her aradığımda açık gibi tabii ki yani çünkü eviniz açıyor size. Ve köpeğinize bakmanızı istiyor. Tek isteği bu. Evinde kalıyorsun, köpeğine bakıyorsun ve sen de otele para vermemiş oluyorsun. Çok fazla imkan var, tamam mı? Uçak biletini ayarlayabiliyorsanız, gerisi gerçekten çok zor olmuyor. Ve bunu düşünsenize, 20'lerinizde 10 yıl boyunca böyle yaptığınızı, hani ekonomik özgürlüğünüzü tam elinizde alana kadar. Ki bence sosyal sorumluluk projesi olarak saydıklarımın ekonomik bağımsızlıkla alakası yok. O her zaman yapılabilir. Ben çok seviyorum. Çok farklı deneyimler. Bunun dışında bir tane. 20'lere ben şöyle bakıyorum bugünden. Laboratuvar dönemi gibi. Denemeye, yanılma ve bununla beraber ne istediğini bilmek. Kendi gustonu oluşturma. Mesela ben dünyayı gezmeden önce bilmiyordum gastronomiyle bu kadar ilgili olduğumu. Yani sürekli YouTube'dan izliyordum tamam mı? Farklı yemekler, farklı şunlar böyle dünya mutfağı izliyordum. Fakat gidip tattıktan sonra orada benim için bambaşka bir şey dönüştü. Ben artık ülkeye gittiğimde ilk böyle en önemli şey benim için mimari falandan ziyade

yemekleri oldu. Gastronomi, turizmi yapmaya başladım aslında. Biriyle tanışıyorsun, o mesela hem dini açıdan böyle farklı görüşleri var. Anlatıyor falan sana, diyorsun, değerlendiriyorsun. O kültürle tanışıyorsun. İşte sihirleri görüyorsun. Ben şamanlarla tanıştım. İşte onu yaptım, bunu yaptım falan. Çok böyle farklı ideoloji, farklı hayat felsefesi. Kendi çevrenizde kaldığınız zaman bunları bu kadar tanımanın çok imkanı yok. Okusanız da bambaşka. Aynısı Amerikalılar için geçerli. Amerikalılar gitmiyor ya Avrupa'ya yani. Hiçbir şeyden habersizler.

Burada da aynısı. Eğer kendi çevrende kalırsan, yankı odasının dışına çıkamazsın. 20'ler gibi yanlış yapma lüksümüzün olduğu zamanları bu şekilde geçirmek çok elzem. Çünkü yanlış yapmak bu zamanların doğal parçası. Hatta yanlış yapmasan öğrenme de olmuyor. Ben 20'lerimde başkalarına zarar vermeden kendimle ilgili çok yanlış yaptım. Ama o zamanlar yanlış yapayım diye yaptığım şeyler değildi. Çok risk alabiliyordum.

Ama günün sonunda bir şekilde kurtardım. Şu an iyiyim, okey ama iyi ki de yaptım. O yüzden no risk, no story. Risk almazsan ilerleyemezsin. Yanlış yapmaktan korkmayacağız. Çünkü yönümüzü bulmanın başka yolu yok. En iyi girişimler, en iyi fikirler Mark Zuckerberg niye 20'lerinde yaptı? Risk alabildiğin, okullu dropout yapabildiğin, buradan okulu bırakın. Hayır tabii ki. Adam zaten dünyanın çok iyi bir okulunda okurken ve arkadaşları öyleyken ve kafasında bir fikir varken bunu yaptı. Bambaşka. Ama bahsettiğim şey, 20'lerdeki o risk alma potansiyeli ve günün sonunda en iyi start-up'lar böyle çıkıyor. En iyi girişimler böyle oluyor. Şimdi gelelim kendime verecek tavsiye ne olurdu? Ben de 20'lerde

Hiçbir finansal okur yazarlığa dair emare yok. Diyeceksiniz ki paramı var dedi. Hani paramı kazanıyordun. Hayır kazanmıyordum. Ama konu burada para kazanmak değil. Çünkü 20'lerin en büyük streslerinden bir tanesi para. Para yönetimi. Çünkü henüz kariyerine oturmamış. Ama hayatın masrafları var yani. Ve para kazanmasak da finansal okur yazarlığı öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü finansal okur yazarlık sadece para kazanmak değil, parayı yönetmek.

Burada bunu uzun uzun anlatırsam... Aslında yanlış soracağım. Ben niye anlatıyorum ki? Ben zaten bunu daha yeni kendim öğrendim. O yüzden ben anlatmayacağım bunu. Sadece benim öğrendiğim ve eski bana söyleyeceğim şey şu olurdu yani. Bütçe yapmayı öğren. Çok basit sanki. Öğren bunu. Bütçe yap. Borçtan uzak dur. Küçük de olsa yatırıma başla. Şöyle de bir şey var. Ben hiçbirini yapmadım. Ne oldu yani? Ben mesela elime geçen her parayı harcadım. Sadece Ankara'da okurken babamların gönderdiği paralarla yurt dışına gidiyordum. O zamanlar tabii euro falan da böyleydi. Öğrenci paramla gidebiliyordum.

Ve hep sıfır parayla dönüyordum. Ablam hep gittiğimizde annemlere bir şey alırdı ben asla bir şey almazdım ablamınkine ortak alırdım. Ben dedim ki sen al ben sana vereceğim yarısı var. Çok gıcık bir şey ama yapıyordum bunu. Ve elbette her parayı harcadım hiç düşünmedim de. Şu da var yani. E ne oldu? İyi oldu.

Öğrenmek lazım ama böyle olmayabilirdi arkadaşlar. Niye öğrenmek lazım biliyor musunuz? O alışkanlık sonrasına yansıyor ve elinde daha az para varken onu öğrendiğinde para kazanmaya başladığında bunu çok daha rahat yönetebiliyorsun haliyle. Neyse. Şimdi gelelim diğer bir konuya. 20'lerin hand goferları. Şimdi 20'lerde partiliyorsun 2-3 gün boyunca, ertesi sabah kalkıyorsun, dintsin, okeysin, organlarının hepsi ağrımıyor falan. Sanıyorsun ki bu hep böyle devam edecek. I'm a forever 20. Ama öyle olmuyor.

Ve bugün yaptıkların sen 40 yaşındayken suratından belli oluyor. O yüzden aldanmayın güzel yüzüne, az uyumayın, düzensiz beslenmeyin. Mutlaka spor yapın. Bugün yaptığınız kaslar ileride sizi ayakta tutar. Ben mesela şu an spora gittiğimde, tamam yaşlı değilim ama şu an spora gittiğimde bir haftada hep diyorum ya, kasa hafızasından, bir anda sanki 3 aydır spora gidiyorum ya, papam kalkıyor işte, bir anda böyle sıkılaşıyorum çünkü niye? Tüm gençliğim boyunca, gençliğim, tüm 20'lerim boyunca spor yaptım.

Her türlü spor. At bindim, eskrim yaptım, yelken çektim, sürekli oraya buraya tepelere falan tırmanıyordum. Onun dışında sürekli zaten cime gittim ve bunların ekmeğini şu an dahi yiyorum. Aynı şekilde fiziksel sağlığımız gibi tabii ki mental sağlığımız da ertelenebilecek bir şey değil. Eğer imkanımız varsa. Yoksa da yine aynı şeyi söyleyeceğim. Çok seviyorum bu çağı. Grup terapileri var. YouTube'da kendimize tanı koymadan ama bize yine iyi gelecek, psikolojimize iyi gelecek çok fazla kaynak var. Kitap da var ama kitap okumak zor geliyorsa açın bu videoları izleyin.

Mesela kendime söyleyeceğim diğer bir şey de zaten çok arkadaşın yoktu Tuba fakat hani arkadaşa çok önem vermiyorsan bile kendinden biraz daha deneyimli, daha büyük resmi görebilen kişilerden öğrenecek çok şey var. Çünkü biz biliyoruz ki hani çok klişe ama kimlerle vakit geçiriyorsan osun. Yani kimlerle vakit geçiriyorsun arkadaşların sorusunun cevabı aslında kim oluyorsun sorusunun cevabıyla da bir yerde aynı. O yüzden bir tane envizyon bulaşıcı yanında kim varsa sen de ona dönüşüyorsun. Bu acı gerçek.

O yüzden benim yanımda sadece ben vardım, genel olarak. Kendime dönüştüm. Ama yanımda benden daha resmi gören birini tutsaydım, bulsaydım onu, yapışsaydım yakasına, daha iyi olurdu benim için. Onu yapmasam da ne yaptım ben? Kendi sesimi bulmaya çalıştım 20'lerimde. Yani self expression. Toplumu senden bekledikleriyle senin kim olmak istediğin arasında kalma dönemi aslında 20'ler.

Yani sanat, yazı yazmak, podcast yapmak, sosyal medyada bir şey üretmek. Bunları böyle rahatça deneyimleyebileceğiniz zamanlar. Ve deneme yanılma ile kendi ifade biçimini bulmak, kendi estetiğini bulmak, aslında işte kendini bulmak. Ve insan bunu yaptığında hem kendini daha özgür, hem de daha güçlü hissediyor. O yüzden 20'ler bunun için çok güzel bir fırsat. Peki 20'lerde diğer bir en büyük deneme alanı ne? İlişkiler ve aşk. Çünkü 20'ler sadece kariyer değil, aynı zamanda ilişkilerin de bir laboratuarı.

Bu dönemde çoğu insan ilk ciddi ilişkisini yaşıyor. Ben de öyleyim. En ciddi ilişkim gittiğimde ikinci sınıfa geçerken, ben ikinci sınıftaydım. Beyin cerrahı biten erkek arkadaşım vardı. Geçenlerde dedim ya size engellemiş. Aslında engellememiş. Ablanızı anladım. Söylemem. Neyse ve buna çok şey kattı bu ilişki. Hatta ne yapıyordu biliyor musunuz? O kıdemli asistandı. Beyin cerrahı için de kıdemli asistan olunca daha rahat oluyorsunuz. Beni ameliyatlara falan sokuyordu. Ben ikinci sınıftım. Legal bu arada bunda bir şey yok. Sadece genelde sokulmaz yani. Ben hani hands-on yardım ediyordum ona, asiste ediyordum ona falan. Çok zevkliydi, bana çok şey kattı o anlamda. Ama ne oluyor sonra? 20'lerde en kötü ayrılığınızda yaşıyorsunuz. En toksik deneyimi de yaşıyorsunuz. Bunlar biz vibratör gibi görünse de, ileride ilişki pusulamızı, ilişkideki bizim davranışlarımızı oluşturuyor. Mesela ben 20'lerin başında çok daha korkusuz ve deneyimi açık bir insanken, 25'ten sonra işler benim adıma baya değişti.

Yani 20'lerinizde ilişkilerde işleriye gitmiyorsa ve hayal kırıklığı yaşıyorsanız bu çok normal çünkü hala deneme yanılma olay yani. Ve şunu söyleyeceğim burada arkadaşlar, 20'lerdeki yaşadığımız ilişkiler bize ömür boyu sürecek bir ders bırakıyor. Bu ders ne? Aşk tek başına yetmez. İlişkiyi taşıyan şey ne? Değerlerin, hedeflerin ve hayat bakış açısının uyumu.

Şimdi ben dedim ya size, ben bu çayı çok seviyorum, her şey var falan. Ama işte bu her şeyle beraber de ne geliyor? Paradox of choice. Yani seçenek fazlalığının paradoksu. Seçeneklerin sınırsızlığı. Ne iş yapacaksın, kimle evleneceksin, hangi şehirde yaşayacaksın. Hepsi belirsiz. Ve fazla seçeneğimiz var değil mi? Yani aslında fazla seçenek olmaya mecbur kaldık. İstediğimiz bir şey de değil belki. Şu anda işletme mevzunu birisi yapabileceği bir sürü iş var. Hangi alana yönelse, ne yapsa ne etse, hangisi daha iyi olur bilemeyebiliyor haliyle. Ya da internetten tanışıp yurt dışından biriyle evlenip o ülkede yaşamak da bir seçenek yani. Hani önceden eski dünyada böyle şeyler söz konusu değildi. Ya da bizden iki önceki nesilde böyle bir şey yoktu. Şimdi bunlar da var.

Yurt dışına gidip sıfırdan başlamak da bir seçenek mesela. Ama önceden bunlar da yoktu. O yüzden karar felci, yani decision paralysis normal. Seçim yapmak için ne yapacağız? Mükemmel zamanı bekleyemeyeceğiz. Hayatımızı ertelemeyeceğiz. Küçük bir adımla başlayabiliriz. Yani bu konuda da birilerinden zehperlik alsak, bizim gittiğimiz yoldan daha önce giden birine bir şeyler sorsak. Bunlar güzel şeyler.

Bunun dışında bir şey söyleyeceğim. Evet zor 20'ler hani o kadar risk alışını yap bunu yap falan diyorum da hani her şeyi de 20'ler yapmak zorunda değiliz. Mesela ben daha hani üniversite zamanında eve çıktım işte Londra'da kendi evimde kaldım okey falan ama hakikaten hala ailemle yaşıyorum. Bunu bir hırsa çevirmeyi bıraktım kendimce. Hani başarı olarak görmekten vazgeçtim. Ya da mesela senin için bu dünyayı gezmektir. Öyle bir hedefin vardır, hayalin vardır ama henüz yapamamışsındır. Hayalini o anlamda gerçekleştirmemişsindir. Olabilir. Hayat uzun. Hiçbir şeyin son kullanma tarihi yok. Hayallerimizi zamanla yazabiliriz. Bu bizde baskı oluşturmasın. Tamam mı? Şimdi geldik yine Zuna'nın zart dediği, zort dediği yere. İngilizce. Ya da herhangi bir şekilde yeni bir şey öğrenmek. Şimdi her şeyin bir formülü var. Tamam mı? İngilizce podcastını hala yapmadım.

Taşlamayın beni. Ama her şeyin formülü var. Ve bu formülü bizim bulmamıza gerek yok. Amerika'yı baştan keşfetmiyoruz, bunlar bulundu. Ama yapmamız gereken şey ne? Bize uygun formülü bulup, onu kendimize göre revize etmek. Mesela kitap yazmak istiyorsun, podcast yapmak istiyorsun, start-up kurmak istiyorsun. Bunu senden önce yapanlar var, değil mi? Aç bak nasıl yaptılar.

Harvard mantığı bu. Önce formülü buluyorsun, sonra uyguluyorsun, sonra üzerine kendi yorumunu katıyorsun. Sıfırdan kendi yolumuzu bulmamıza gerek yok. Bu uzun yol, uzun. Önce öğreneceğiz, sonra özelleştireceğiz.

İşte bunu yapmaya çalışırken tam bu yaşlarda atılgan olmak gerekiyor. Nerede ne var bilmek gerekiyor. Stajlardan, kültür-sanat etkinliklerinden, eventlerden haberdar olmak gerekiyor. Ve Garanti BBVA gençliğiseniz restoran ve ulaşım harcamalarından okul alışverişlerine kadar birçok indirim ve kampanyayı tek bir yerden takip edebiliyorsunuz. Şimdi şöyle ki Garanti BBVA'nın mobil uygulamasında 18-26 yaş arası gençlere özel bir menü var.

İşte buraya girdiğinizde bu bahsettiklerimin hepsi ve daha fazlası önünüze seriliyor. Etkinlikler, kampanya ve indirimler, hatta staj imkanları dahil pek çok şey. Ve benim en çok hoşuma giden kısım ne biliyor musunuz? Sadece senin yaş grubunda sunulan etkinlikler ve fırsatlar bunlar. Yani gençliğinin değerini hissettiren bir alan gibi düşün. Üstelik hem finans hem de finans dışı fırsatlar aynı yerde toplanmış. Bence hayatını kolaylaştıran ayrıcalıkların sana özel geliyor olması çok iyi. Özetle bir tanem, gençliğini dolu dolu yaşarken hiçbir fırsatı kaçırmak istemiyorsan garanti bebe veya genç tam senin için yapılmış.

Sana veda etmeden demek istiyorum ki Peribacam, evet yirmiler zor. Ama zor diye hayatın en dip dönemi değil, tamam mı? İnşaat dönemi. Otuzlar, kırklar daha iyi olacak. Veriler de, deneyimler de bunu söylüyor. Önemli olan o büyük adımı beklememek, hayatı ertelememek, küçük adımlar da atabilmek, hayal kurabilmek ve risk almaktan çekinmemek. Ve yirmilerinde şu anda doğruyu hissetmiyorsan bil ki yanlış yapmıyorsun. Çünkü tam da olması gerektiği gibisin. Seni seviyorum genç. I love you.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)