Podcast

Kazara Mucize: Mikrodalga Fırın

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Percy Spencer, cebindeki fıstıklı bir atıştırmalık sayesinde birçok evin baş köşesinde yerini almış bir cihaz icat etti: mikrodalga fırın. Peki nasıl oldu da, bu elektromanyetik dalgalar bir anda dünden kalan yemeği ısıttığımız bir cihaza dönüştü? Hiçbir Şey Tesadüf Değil'in bu bölümünde, bilim ile gerçek yaşamın doğrudan kesiştiği bu mucizevi aletin acayip hikayesine beraber bir yolculuk yapıyoruz.





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.222 kelime · ~6 dk okuma

Hiç her gün sıkça kullandığınız bazı aletlerin nasıl icat edildiğini merak etmiş miydiniz? İşte arkadaşlar bu hafta sizinle mutfağınızın belki de en önemli cihazlarından birinin hikayesine bir yolculuk yapıyoruz. Yemek kültürümüzün bir parçası olmuş. Birçok evin baş köşesinde yerini almış bir alet bu.

Hatta öyle ki Amerika'daki evlerin %90'ının fazlasında bulunuyor. ve belki de fark etmesek de gündelik hayatımızın en büyük kurtarıcılarından biri. Mikrodalga fırınlar. Aslında hayatımızı kolaylaştıran bu cihazın sadece isminde bile derin bir bilimsel bilgi birikimi ve hikaye var.

Zira mikrodalga dediğimiz şey tam da fiziğin, astrofiziğin en önemli konularından birisi. Peki, bulunmasının arkasında yatan nedenin fıstıklı bir atıştırmalık olduğunu söylesem. İlginç değil mi? O zaman gelin beraber bilim ile gerçek yaşamın doğrudan kesiştiği bu mucizevi cihazın acayip hikayesini beraber keşfedelim.

Transkriptin tamamını oku

Bakalım nasıl olmuştu da bu elektromanyetik dalgalar bir anda dünden kalan yemeğimizi ısıttığımız bir cihaza dönüşmüştü? Mikrodalga fırınlar aslında 70 yıl kadar önce tamamen bir kaza sonucu, çok alakasız bir çalışma sırasında keşfedildi. Arkasında da Percy Spencer adında bir mühendis var. Kendisi Raytheon isimli çok uluslu bir Amerikan havacılık ve savunma şirketinde çalışan bir mühendis.

Hikayesi de başlı başına müthiş bir yolculuk. Diplomasız dahiler vardır ya onlardan birisi. Mühendisliği kendi kendine öğrenmiş. Örgün eğitime de zaten çok devam edememiş.

Çünkü bugün onun keşfi sayesinde milyonlar karınlarını rahat rahat doyururken o çocuk yaşta yemeğini kazanmak için çalışmak zorundaymış. Spencer 1894'te Amerika'nın Maine eyaletinde doğup büyümüştü. Bu yıllar teknolojinin en önemli atılımlarına şahit olduğumuz zamanlardı. Elektrik ve otomobiller yaşamın her alanına nüfuz etmişti.

Fakat kendisi bu lükslere erişebilen azınlıkta değildi ne yazık ki. Yine de en başından beri mühendisliğe inanılmaz bir ilgisi vardı. Bunun temel sebeplerinden biri büyüdüğü yerde açılan fabrika sayısının fazlalığıydı. Spencer da henüz 12 yaşındayken yakınlarında bulunan bir iplik fabrikasında işe girdi.

14 yaşındayken ise yine yakınlarda bulunan bir kağıt fabrikasında elektrik tesisatı döşemeye başladı. Aynı zamanlarda Titanic ve bu gemide kullanılan akıl almaz teknolojilerden çok etkilenmişti. Özellikle de radyo teknolojisinden. O kadar etkilenmişti ki orduya katılmaya ve radyo operatörü olmaya karar vermişti.

Daha sonrasında da ordudaki bu dönemini kendisi şöyle açıklıyordu. Elime o zamanlar mühendislik ders kitapları geçmişti. Uzun nöbetlerde bu kitapları defalarca okuyarak mühendislik öğrendim. 12 yaşından beri çalışmak zorunda olan bu insan bir şekilde fırsatını bulup hayranlık duyduğu bir alanda kendini geliştirme fırsatı bulmuştu yani.

Spencer'ın askerlik görevi ise Birinci Dünya Savaşı'na denk gelmiş fakat savaş bir şekilde sona ermişti. Bu süreçte edindiği bilgi birikiminin de sayesinde görevden hemen sonra en sevdiği konuda çalışabileceği bir iş bulmuştu. Hem de dönemin en büyük şirketlerinden birisinde. American Appliance Company.

Kurucusu da tanıdık bir isim. Vannevar Bush. Belki bilenleriniz vardır. Bush, bilgisayar devrimini başlatacak birçok fikrin de arkasındaki kişiydi.

Kendisi Lawrence Marshall ve Charles Smith isimli bilim insanları ile birlikte kurmuştu bu şirketi. Aslında ismi daha önce 1922 yılında American Appliance Company idi. Sonradan 1925 yılında Raytheon Manufacturing Company olarak değişti. İşte bu şirket ilk etapta soğutma cihazları üretmiş.

Sonrasında da çok daha geniş çapta elektronik cihazlara geçmişlerdi. ve kendileri bugün hala roket, askeri cihazlar ve elektronik silahlar geliştirmeye devam ediyor. Tahmin edersiniz ki Spencer çok kısa sürede bu şirketin en değerli ve en güvenilen çalışanlarından biri oldu. İkinci Dünya Savaşı zamanında ise müttefik ülkeler için radar teknolojilerini geliştirmeye odaklanmışlardı.

Spencer da herhangi bir problem olduğunda herkesin ilk başvurduğu isimdi. Örneğin topçu mermilerinin hedefe çarpmadan havada patlamasını sağlayıp ve radyo sinyalleriyle çalışan patlatıcıları geliştirmişti. Kendisinin en önemli özelliği karmaşık teknik problemlere çok basit çözümler bulmasıydı. 1921 yılında Albert Wallace tarafından geliştirilen magnetron isimli bir icadı da ilk deneyenlerden biri olacaktı.

Bu tüp ilk olarak radarlarda yine askeri amaçlarla kullanılmak üzere geliştirilmişti. Radar sistemlerinde yüksek frekanslı elektromanyetik dalgalar üretmek için kullanılıyordu. Bu dalgalarda uçak, gemi, araba ve diğer nesnelerin yerlerini ve hızlarını tespit edebiliyordu. Spencer da işte cihazın radarlarda daha hassas şekilde çalışabilmesini sağlamak için bir dizi deney yapmaya başladı.

Bir gün 1946 yılında, yine magnetronlardan biriyle test yaptıktan sonra işi bitmişti. Her zamanki gibi elini cebine attı. Zira aralarda atıştırmalık yemeği, özellikle fıstıklı olanları çok severdi. Fakat bir sorun vardı.

Cebindeki fıstıklı atıştırmalığı bildiğiniz erimiş, yapış yapış olmuştu. Bu normalde karşılaştığı bir durum değildi. Peki nasıl erimişti? Ve dahası, erimesi Spencer işin ne anlama geliyordu?

Dilerseniz burada bir ara verelim, sonrasında kaldığımız yerden devam edelim. Evet, fıstıklı atıştırmalığın erimesi diyorduk. Bu arada şu bilgiyi vermekte fayda var. Bazı hikayelerde Spencer'ın cebinde eriyen şeyin çikolata olduğunu söyleyenler de var.

Ancak torununun birinci ağızdan anlattığı ve dedesiyle ilgili yazdığı kitapta da bahsettiği gibi kesinlikle fıstıklı bir atıştırmalıktı bu. Zira anlattığına göre Spencer çocukluğunda doğada uzun süreler geçirir. Doğayı ve özellikle sincapları çok severdi. Onlarla bir tür arkadaşlık kurduğundan, çocukluğundan beri yanında fıstıklı bir şeyler taşırdı.

Tabii bir de çikolata, zaten çok daha düşük sıcaklıklarda eriyen bir gıda. Onun erimesi böyle bir keşfe yol açmayabilirdi. O nedenle o fıstıklı atıştırmalığın erimesi baya önemli ve garipti işte. Tabi bu olay karşısında Spencer baya şaşırmış ve hemen magnetron ile başka bir deney daha yapmaya karar vermişti.

Bu sefer magnetron tüpünün altına bir yumurta koydu. Bugün neredeyse herkes mikrodalgaya yumurta konduğunda ne olduğunu bilir. İşte Spencer'ın başına da o gelmişti. Yumurta patlamış ve her yer yumurta olmuştu.

hemen bir sonuca varmamış. Farklı farklı gıdalarla deneylere devam etmişti tabii. Mesela ertesi gün bir koçan mısır getirip tek tek patlatmış. Atölyedekilerle bir güzel yemişlerdi.

Ve işte mikrodalga fırın bugün itibariyle bir anlamda doğmuştu. Aradığı şey başkayken bambaşka bir şey keşfetmiş ve bugün hepimizin hayatına dokunmuştu Spencer. Tabii hemen aklınıza şu soru gelebilir. Spencer, askeri amaçlarla geliştirilen bir cihaz ile pişirilen yemeği yemenin güvenli olduğundan nasıl emin olmuştu?

Cevabı kısa aslında. Hiçbir fikri yoktu. O dönemde özellikle bu tip endişeler yoktu malum. 1940'lardan bahsediyoruz.

İnsanlar kanseri önlediğine inandığı için radyoaktif taşları taşırlardı ceplerinde. Bugünkü yönetmeliklerin ya da araştırmaların hiçbiri yoktu. Peki konusu açılmışken başka bir soru soralım. Mikrodalga fırınların günümüzde güvenli olduğundan emin miyiz?

İlk olarak bugünkü mikrodalga fırınlarda da magnetron bulunur. Bu magnetronlar yine temel mantıkla çalışır. elektronların hareketlerinin oluşturdukları elektromanyetik dalgalar ile ısı üreterek pişirmeyi gerçekleştirir. Bu dalgalar evet, radyasyon dediğimiz bir dalgadır.

Tüm her şeyde olduğu gibi. Bildiğimiz ışık da radyasyondur özünde. Yani her radyasyon kötü değildir. Kelime bizi korkutuyor bazen ama asıl olarak radyasyonun türü önemlidir.

Nükleer silahlarda, atom bombalarında adı geçen radyasyon iyonlaştırıcıdır ve asıl zararlı olan odur. Işıkta veya mikrodalga fırınlarda karşılaştırdığımız ışıma yani radyasyon iyonlaştırıcı olmayan, zararsız radyasyondur. Cep telefonlarınız da aynı şekilde. Modern dünya bu radyasyon ile döner.

Yani mikrodalga fırınınız olmasa da sürekli maruz kalırsınız bu tür radyasyona. Sonuç olarak hayır. Mikrodalga fırınlarla ilişkili olarak asıl tehlike radyasyon değildir. Daha çok plastik kullanarak ısıtma ve yanlış gıdaları ısıtma gibi nedenlerle tehlikeli olabilir.

Diğer yandan besin değerini azalttığına dair görüşlerde bulunuyor. Fakat bunun standart pişirmeden ne kadar farklı olduğuna dair kesin bir yargı söz konusu değil şu an için. İşte 1946'da Spencer ofisteki arkadaşları ile patlamış mısır yedikten sadece bir yıl sonra yani 1947'de Radar Range markalı ilk mikrodalga fırın piyasaya çıkmıştı. Tabii bu hemen başarılı olmadı.

1955'te de ayrıca yeni bir ürün daha çıkarıldı ama 2000 dolardan başlayan fiyatlarıyla evlere henüz tam olarak girememişti. Ta ki 1967 yılında ekonomik ve kompakt bir modelle evlerimizde bulunmaya başlayana kadar. Evet, sonuç olarak Spencer okula gidememiş. 12 yaşında yetim bir çocuk olarak fabrikalarda çalışmaya başlamış bir adamdı.

Ama askerde kendi kendine öğrendiği mühendislik becerisi ve bitmek bilmeyen merakı sayesinde harika bir keşif hikayesine daha böylece tanık olmuştuk. Ama her şeyin ötesinde Spencer gibi insanların hikayesi, asıl ihtiyaç duyduğumuz, gerçek, toz pembe olmayan ve kişisel gelişim dediğimizde bize yol göstermesi gereken hikayelerden.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)