Podcast

Doğumdan Sonra Neler Oluyor, Nasıl Geçiyor?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Psikolog Dr. Gizem Sürenkök bu bölümde doğum sonrası süreci tüm detaylarıyla ele alıyor. Ebeveynlerin bu dönemde yaşadığı kimlik değişimini, birbirleriyle kurdukları ilişkiyi, doğum sonrasındaki cinselliği, bu dönemdeki yakınlaşmayı ya da yakınlaşamamayı anlatıyor ve bu süreçten geçen tüm anne-babalara yalnız olmadıklarını, yaşananların bir çözümünün olduğunu hatırlatıyor.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

3.601 kelime · ~18 dk okuma

Hiç partnerinize bakıp, şu an bu insan bana bir yabancı gibi geliyor dediniz mi? Ya da hiç ellerinizde tuttuğunuz, kendi doğurduğunuz bir çocuğa bakıp, ben bunu başarabilecek miyim, anneliği başarabilecek miyim dediniz mi hiç? Eğer bu cümleler satanlık geliyorsa, doğum sonrasında zorlanmış bir anne olabilirsiniz siz de. ya da doğumdan sonra çocuğuyla nasıl bağ kuracağını bilememiş bir baba olabilirsiniz. Hamilelik yaklaşık 40 hafta sürse de birçoğumuz için, bir bebeğin dünyaya geldiği ana hiçbirimiz istediğimiz kadar hazır hale gelemiyoruz. Hamileliğimiz planlı bir hamilelik olsa da, biz çok farkındalığı yüksek insanlar olsak da, Gerçekten çok hazırlık yapmış olsak dahi, bebek elimizde olduğu anlım itibaren bildiğimiz bütün teoriler bir şekilde havaya uçuyor. Ve biz elimizde ağlayan, çaresiz ve tamamen bize muhtaç bir varlıkla baş başa kalıyoruz. Ve o anda... Ben zannetmiyorum ki bir kişi olsun, ben buna çok hakimim arkadaşım, ben hallederim desin. Yani vardır eminim ki. Hani birçok çocuk doğurduktan sonra o süreci çok iyi yönetebilecek anneler vardır, babalar vardır. Buna saygı duyuyorum tabii ki. Ama özellikle ilk çocuğun doğumundan sonra böyle hisseden çok da fazla insan olduğunu sanmıyorum. Ben bugün doğum sonrası süreci, o dönemdeki kimlik değişimini, o dönemde partnerimizle kurduğumuz ilişkiyi, o dönemdeki cinselliği, o dönemdeki yakınlaşmayı ya da yakınlaşamamayı konuşmak istiyorum. Çünkü bu sürecin çok yalnız geçirilen bir süreç olduğunu fark ediyorum. İnsanların birbirlerine aslında o süreçte ne kadar zorlandıklarını çok da itiraf etmediklerini fark ediyorum.

Ve bu konu hakkında kiminle konuşsam bir dakika bunu başkası da yaşıyor mu diyor bana. Ve ben de dedim ki ben bu konuda ne iyi bir podcast kaydetmeyeyim ki... ...en azından bütün yeni anneler ve bütün yeni babalar bu süreci benden dinlesinler... ...ve artık kendilerini yalnız hissetmesinler ve yaşadıkları durumun bir çözümü olduğunu bilsinler. Bir de şu da önemli.

Bu süreçte bir de postpartum depresyon var ve bu çok önemli bir tanı aslında. Ve çok önemli bir konu. Biraz da tabu haline getirilmiş bir konu. Çünkü bir şekilde anneliğin çok muhteşem, çok harika, çok kutsal olduğu üzerinden kurulmuş bir... Çünkü bir şekilde toplumda annelik çok kutsal, çok harika, hep iyi hissedilmesi gereken bir mertebe gibi görüldüğü için... ...sanki postpartum depresyon yaşamak çok korkunç bir şeymiş gibi davranılabiliyor.

Transkriptin tamamını oku

Ama bu konuyu alıyorum, bir sonraki podcast ile bunun hakkında konuşmak istiyorum. Eğer burayı merak ediyorsanız, bir sonraki haftayı ne olur heyecanla bekleyin. Bugün ben daha çok hem kendi iç dünyamızdaki... ...hem bizim doğumdan sonra dış dünyayla kurduğumuz ilişkideki... ...hem doğumdan sonra anne-babanın arasındaki ilişkideki değişen dengeleri konuşmak istiyorum.

Ama podcast'ı düşünürken, zihnimde, hemen kendi anılarım canlandı gözümde. Ve size böyle bu anları yaşatmak istiyorum. Ve şunu düşündüm hatta, yani buraya gelirken, stüdyoya gelirken... Ben bunları bu kadar derinliğiyle kimseyle konuşmadım aslında. Çok da yalnız yaşadığımı hissettiğim bir dönemdi. Kendi alanımda, yani benim biliyorsunuz eğitim zaten bağlanma üzerine de... Ve ben bir çocuğun hamilelik esnasında anne karnındaki gelişimle de çok hakimim... ...sonrasında da çok hakimim. Yani gerçekten de hem hamileliğimi... ...hem de Defne'nin doğduğu anın son derece bilinçli bir şekilde geçirdim. Yani çok şükür de sorunsuz ilerledi her şey. Ama sonra Defne doğduktan birkaç gün sonra... ...hastaneden çıkıp eve geldikten sonra... ...müthiş bir farklı süreç başladı benim için. Birincisi...

Zaten ortada bir bebek var ve bu bebek evde çok şükür ki ben yalnız değildim. Eşim vardı, anem vardı, babam vardı. Ve bu insanların hepsi Defne'nin bakımıyla ilgili bana yardımcı olmaya çok hazırlardı. Ama günün sonunda o bebeği doğuran insan olarak benim üzerimdeydi bütün gözler.

Hepimiz bebeğe odaklanmış durumdayken, hiçbirimiz bana odaklanmış durumda değildik. Şimdi ben bunun çok önemli bir fark olduğuna inanıyorum ve kendi doğumundan sonra konuştuğum bütün annelere şunu söylüyorum. Doğumdan sonra bebeğin bakımı sizde ama sizin bakımınız, sizin iyilik haliniz birilerinde olmalı. Çünkü bütün gözler bebekte olduğunda hamilikten sonra müthiş bir hormonal dalgalanma süreci geçiren annede kimsenin gözü olmayabiliyor. Ve anne hem bedensel olarak hem hormonal olarak hem psikolojik olarak müthiş bir dönüşüme içerisinde o esnada.

uykuları bozuk eğer emzirme sürecine girdiyse bununla ilişkili olarak debeleniyor çünkü tam olarak bebeği nasıl tutması gerektiğini bilmiyor bebeği nasıl emzirmesi gerektiğini bilmiyor bebekle henüz bebek daha çok küçük olduğu için tam olarak memeyi nasıl kavraması gerektiğini bilmiyor insan vücudu tabi ki buna göre evrimleşmiş durumda olsa da sonuçta bu bir hani gün be gün insan buna adapte oluyor dahası bebeğin henüz Ne uyku saati oturmuş durumda, ne beslenme saati oturmuş durumda. Altını temizlemeyi teorik olarak biliyorsun belki ama pratikle çok daha farklı olabiliyor. Ki ben bütün bunları sağlıklı ve olağan akan bir süreç için anlatıyorum. Şimdi artık gerçekten çok iyi biliyorum ki birilerinin de gözü annenin üzerinde olmalı dediğim gibi. Ben o dönemde defneyi emzirmeye çalışırken, defnenin hayata geldiği o ilk günlerde anne olmayı tanırken o kadar çok zorlandım ki.

Ve o zamanlar yine birazcık daha şeydi, doğumu yeni yapmıştım. Hani böyle biraz daha bulanıktı günler, yani birbirinin içine çok geçmişti günler. Uyku, uyanıklık, çok büyük bir heyecan oluyor insanda. Tıpkı aşkın ilk günleri gibi bu arada, gerçekten de. Yani bebek hayatınıza ilk girdiği anda her şey birbirine karışıyor. Hani şu anda mesela dönüp hatırlamaya çalıştığımda o günler sanki böyle iç içe geçmiş bir yumak halinde gibi hissediyorum. Ama asıl ondan sonrası... Yani bir 7-8 hafta sonra artık annem... Ben o esnada Amerika'daydım. Annem Türkiye'ye döndü. Tabii bizim olağan dışı bir zamanımız vardı. Yani biz Defne daha 6 haftalıkken bir 7 günlük bir seyahatle Amerika'nın bir ucundan diğer ucuna taşındık. O yüzden bu konuya dahil değil. Ama şunu söyleyeceğim. Annem gitti. Ben Defne'yi emziremediğime artık kanaat getirdim o haftalarda. Ve bir kere bu müthiş yetersiz hissettirdi bana.

Çünkü iyi annelik, bebeğini emzirebilen anneliktir. Algısı o kadar yerleşmişti ki, bunun benle ciddi bir yası oldu. Ben bunu beceremiyormuşum, beceremedim yani. Bende bir problem var, duygusu vurdu ilk. Sonra annem gittiği zaman...

Evde yemek yapan ve bir şekilde arkamızı toplayan biri olmayınca bir anda ben hem anneyim hem evin içerisinde bunlarla ilgilenmesi gereken iki kişiden biriyim. Aslında benim doğuma kadar eşimle son derece yakın ve sıcacık bir ilişkim var. Ama şu anda ben onun eşi gibi hissedemiyorum. Çünkü hayatımdaki diğer roller o kadar daha ön plana geçmiş ki... ...hiçbir şekilde eşimi gözüm görmüyor gibi hissediyordum. Yani şöyle gözüm görmüyor. Evde aynı evdeyiz. Beraber mücadele veriyoruz. Ve gerçekten ben bu anlamda bence bir azınlıktayımdır. Benim eşim benimle aynı miktarda çaba harcadı hep kızımızı büyütme sürecimizde.

Gerçekten yani yüzde elli, yüzde ellidir. Bazen onunki daha fazladır bence. Buna rağmen yani orada müthiş şey hissediyordum kendimi. Ben bunu beceremiyorum gibi hissediyorum. Ve şunlar şöyle günler başladı. Ben hiçbir şekilde yemek yapmak istemiyorum. Hiçbir şekilde evde hiçbir şeye dokunmak, hiçbir iş yapmak istemiyorum. defneyi bebek arabasına koyduğum ya da işte kucağımla kanguru ile aldığım kendimi dışarı attığım hep aynı yere gidip hep aynı şekilde yemek yediğimiz hep aynı şekilde geri döndüğümüz bütün günlerimizin defnenin uyandığı defnenin beslendiği sonra defnenin vakit geçirdiğimizde sonra defnenin yine uyuduğu yine beslendiği yani böyle bir döngü ve bu sefer de sanırım bir 3 ay falan böyle geçti

Ve bu üç ay içerisinde ben mesela şöyle bir kimliğimi kaybettiğimi hissetmeye başladım bir taraftan da. Ben doktora yapan, çalışmaları olan... ...işte aktif toplantılara katılan, makale yazan bir insandım. Ve o anda elime bir makale tutuştursalar... ...ben gerçekten iki cümleyi üst üste okuyamayacak durumdayım. Yani hiçbir şey anlamıyorum. Kafamda psikolojiyle ilgili herhangi bir şey söyleseler... ...bana hiçbir şey ifade etmeyecek. Yani o kadar ben o kimlikte değilim ki. Ve hayat akıyor, yani mailler geliyor. İçinde bulunduğum projelerde doğal olarak süreçler devam ediyor. Benden insanlar bir şey isteyebiliyorlar. Ben hiçbir şeye cevap veremiyorum. Hiçbir şeye cevap vermek istemiyorum. Cevap verebilecek... ...zihnimi zaten bulamıyorum. Yani sanki böyle biri gelmiş ve benim kafamdan... ...hani o kimliklerime dair bütün hafızaları çekip almış... ...ve ben de hiçbir şey kalmamış gibi hissediyorum. Sanki ben bir bedenim ve o beden tamamen defneye...

adanmış, başka hiçbir şeyim yokmuş gibi hissediyorum. Bunun daha derin bir versiyonun pospartum depresyonu olduğunun farkındayım. O yüzden oraya dediğim gibi daha sonraki bölümde gireceğim. Ama ben kendi deneyimim içerisinde son derece yalnız, son derece çaresiz, son derece kaygılı hissediyordum. Ve dediğim gibi bunu en azından eşimden sonsuz destek alarak yani eş ebeveynlikleriz biz onu yaparken hissediyordum.

Şimdi bu deneyimi alalım ve şunu söyleyelim. Birçok kadın bütün bu süreci yalnız geçiriyor ve bu süreç içerisinde yalnızlıklarını dile getirdiklerinde ya iyi bir anne olmadıklarını ya anne olmayı hak etmediklerini Ya o müthiş kriterlere, bize konulan o kriterlere uyamadıklarını hissediyorlar. Ve bunu bazen kendi eşleri, kendi anneleri, kendi yakın arkadaşları bile hissettirebiliyor. Çünkü bu akran zorbalamasını biraz burada konuşmak istiyorum. Yani hamilelik sonrası geçirdiğimiz süreçleri o kadar bence içtenlikle paylaşmıyoruz ki sanki bebekler doğdukları zaman dünyanın en kolay varlıklarıymış gibi ya da dünyanın en sevimli varlıklarıymış da bizim bütün onlarla geçirdiğimiz süreç çok tatlı, çok mutlu, çok heyecanlı, çok sevgi dolu olması gerekiyormuş gibi.

paylaşımlar yaptığımız için sadece sosyal medyada değil birbirimize de sadece böyle paylaşımlar yaptığımız için hiçbir şekilde zorlanma durumunu birbirimize söylemiyoruz. Yani ben geceleri gizli gizli ağlıyorum demiyor kimse birbirine ya da ben gerçekten çöküp ben bu işi nasıl götüreceğim bilmiyorum diye kapandım ve ağladım demiyoruz. Eşimle kavga ettim çünkü birbirimize nasıl dokunacağımızı bilmiyoruz demiyoruz. Halbuki herkes yaşıyor bunu. Ya o kadar çok çift var ki, bebekleri doğduktan sonra ilk bir yıl birbirleriyle geçiyorum sevişmeyi, fiziksel bir temas içerisine bile giremiyorlar. Nereden başlayabileceklerini, birbirlerine nasıl tekrar dokunabileceklerini, nasıl birbirleriyle bebeğin bahsi geçmeden konuşabileceklerini bilmeyen iki insandan bahsediyoruz. Ama dışarıya bu yansıtılmıyor. Dışarıda doğmuş bebeğin mutlu anne babası fotoğrafını verip durduğumuz için sürekli her bundan geçen kendini yapayalnız hissediyor. O yüzden de bu podcast'e ben kendi deneyimimden de anlatmak istiyorum çünkü ben de yaşadım. Ya o kadar bana şey geliyor ki dinlediğim zaman bunun birinden böyle bir anda ışınlanıyorum. Yanımızda Defne uyudu, bizim kanepede oturduğumuz, birbirimizle konuşabilecek bir konumuz yok. Çünkü bütün gündemimiz gerçekten sadece Defne ve ikimiz aynı durumun içerisindeyiz. Ve başka bir konumuz yok, başka bir gündemimiz yok. Gerçekten birbirimizle kurduğumuz iletişimde yeni katabileceğimiz tek şey izlediğimiz dizi. Biz Defne'nin ilk 3 ayı içerisinde Game of Thrones'u bitirdik.

Bütün sezonların, galiba bir tek son sezonu yayınlanmamıştı daha. Çünkü... ...ya kafamızı boşaltmamız gerekiyordu ve konuşacak bir konu bulmamız gerekiyordu. Buna çok ihtiyacımız vardı. Ve ben şimdi mesela dönüp bakınca iyi ki diyorum, iyi ki kendimizi zorlayıp o diziyi seyretmişiz. Çünkü şu anda konuştuğum annelerin bazen bunu bile yapamadıklarını duyuyorum.

Beraber kanepede bir yarım saat eşleriyle vakit geçiremeyen anneler var. Çünkü kendilerini suçlu hissediyorlar. Bebeğini uyuturken, kucağını uyuturken, kendisi uyumaktan kaçınan ya da o esnaya bile bebeği uyurkenki zamanı bile yine sadece bebeğiyle ilgili şeyler yapmak zorunda hissederek geçiren anneler var. Halbuki şunda bir gerçeklik payı varmış yani. Sonradan anladım ki bebeğin uyurken sen de uyumalısın. Ya da bebeğin uyurken sen de kendine bakım vermelisin. Çünkü kendine bakmadığın sürece bu bir girdap. İçine giriyorsun ve çıkamıyorsun. 6 ay sonra, 9 ay sonra her gün birbirinin aynı şekilde geçerken unutuyorsun. Ben kimdim? Benim bir bedenim vardı. Benim isteklerim vardı, arzularım vardı. Ben mesela duşta 15 dakika kalmayı seviyordum aslında.

Ben telefonu elime alıp boş boş bir şeyler okumayı seviyordum aslında. Arkadaşlarımla geyik yapıyordum. Eşimle sohbet ediyordum. Bunun hiçbiri kalmamış. Sadece... ...bir bebeğin annesi ve babası pozisyona düşmüşüz. Ya bu o kadar zor bir şey ki. Buradan dışarıdan istenilen desteğe bir, bağlamak istiyorum. İki, partnerler arası yakınlığın tekrar kurulmasına bağlamak istiyorum. Önce ama minik bir ara verelim. Ondan sonra tekrar başlayalım.

Şimdi doğumdan sonra biz dışarıdan destek istemekte bazen zorlanabiliyoruz. Zaten aslında Türk aile yapısının içerisinde bebek doğduktan sonra eve gelen misafirler ve belki o birinci ailenin bakım verme durumu zaten var. Daha önceki podcast'a söylemiştim bunu çok önemsiyorum. Şöyle bir söz var yani bir çocuğu bir köy yetiştirir. It takes a village to raise a kid diye. Gerçekten de aslında baktığınızda eskiden çocuklar

Bir mahalle tarafından, bir apartman tarafından, bir köy tarafından yetiştirilirmiş. Herkes birbirinin bu süreçlerine destek olurmuş. Yani zaten mesela evde yemek pişmediğinde komşuda pişirilen yemek sana da düşermiş. Ama mesela ben size kendi hamleliğimi anlatırken... O kadar net bir şekilde söyleyebilirim ki 7. haftada annem gitti ve ben tekrar ailemden bir bireyi gördüğümde Defne artık 6 aylık. Yani ben o süreci tamamen yalnız geçirdim. Bir komşu bile görmedim. Yani akrabayı falan geçiyordum. O kadar yalnız çocuk büyütmek bence... Çok yanlış bir davranış. Çünkü bizim gerçekten birbirimize ihtiyacımız var. Yani insan evrimleşirken toplumsal dayanışmayla evrimleşiyor. Yan yana yürüyerek, birbiriyle yük paylaşarak evrimleşiyor. Bu kadar yalnız başımda çocuğumu büyütmeye çalıştığımda, kimseden destek istemediğimde... ...bunu yapamıyorum. Şimdiki aklım olsa ne yapardım? Buradan başlayayım.

Size de çünkü bunun ışık olacağını biliyorum. Bir kere her şeyden önce destek gruplarına kayıt olurdum. Artık Türkiye'de de var. O zaman Amerika'da zaten çok vardı ama Türkiye'de de artık olduğunu biliyorum. Oyun grupları var. Yani çok küçük bebeklerin bile bir araya getirildiği, asıl bebeklerin bir arada olmaktan hiçbir şey anlamadığı, Ama en azından aynı yaş döneminde çocukları olan annelerin bir araya geldiği gruplar var. Bu gruplarda biraz daha gerçekçi konuşmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Doğum sonrası annelerin bebeklerinden bağımsız olarak da birbiriyle konuşabileceği alanların yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Bu tip komünitelerin yaratılması gerektiğini düşünüyorum. Bunlar online de olabilir. Yani 3-5 annenin bir araya geldiği ve ben ne yaşıyorum, şu anda ne yaşıyorum ve nasıl bununla mücadele edebilirim? Ya da bunu yaşayan sadece ben miyim konuşmalarının yaptığı böyle küçük, minik, mikro grupları olması gerektiğine inanıyorum. Onun dışında gerçekten birilerinden yardım istemekten çekinmememiz gerektiğine inanıyorum. Ama yardım isterken ben çok zor durumdayım, bana yardım et değil de... Bugün bana bir kap yemek yapar mısın? Ya da bugün bir saat bebekle durur musun? Ben o esnada bir duş alayım, dışarıda bir yarım saat nefes alıp geleyim şeklinde işimize yarayabilecek yardımları istememiz gerektiğini düşünüyorum. Daha somut yardımlar. Bununla birlikte doğum yapan bir anneye

ya da babaya bu anlamda destek vermemiz gerektiğine de inanıyorum. Yani ben buradayım dememiz aslında hiçbir işe yaramıyor. Ben buradayım. Evet ama o insanın sana mesaj atabilecek bir kapasitesi yok. O insanın senin varlığını düşünebilecek bir durumu yok o esnada. Ama sen bir kap yemek yapıp götürürsen ya da hani ben bugün geliyorum, bir saat duracağım, sen o esnada dışarıda bir işini hallet, bir kahve iç, bir bilmem ne, fark etmez ne olduğu.

Bu şekilde somut destekle gidebilirsek, yakın arkadaşlarımıza, kardeşlerimize, kuzenlerimize, yeni doğumu yapmış, o kadar daha farklı olacak ki, o kadar daha rahat hissedecekler ki kendilerini. Dediğim gibi, podcast'ın başında bizim aileyle ilgilenmemiz gerekiyor. Bebekle zaten aile ilgileniyor, onların görevi o. Bunun yanı sıra şimdi çiftlerin arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. Yani daha önce ben bebekle nasıl bağ kurarım podcastinde çok anlatmıştım. Yani o bebeğe nasıl bir bakım verirsek bu sürecin daha iyi işleyebileceğini. Burada babaların üzerine düşen rolden de bahsetmiştim. Ama tabii ki şu eksik kalıyor. Yani bir çift doğum yaptıktan sonra bambaşka bir sürece giriyorlar aslında. Hatta yani ilişki memnuniyeti çok iyi olan çiftler bile doğumdan sonra zorlanabiliyorlar. Çünkü bir bebek her türlü tetikleyici bir unsur. Burada ebeveynlik stilleri de devreye girebiliyor. Mesela bir taraf çok daha katı veya kuralcı demek istiyorum. Olurken diğer taraf çok daha rahat davranabiliyor. Ya da burada o özellikle annelerin üzerindeki mükemmellik kaygısı, annelere empoz edildiği için annelerin sürdürmek zorunda olduğu mükemmellik kaygısı, bazen annelerin belli şeyleri belli şekilde yapmak zorunda hissetmelerini, babaların buna uyum sağlayamadığında annelerin babaları hızlıca devreden çıkarma meyilinde olmalarına sebep olabiliyor. Birbirimizin ebeveyn olma sürecindeki zorlanmalarına ve çabasına karşı daha anlayışlı olmamız gerek diye düşünüyorum. Ama bir de yani bir çift olarak artık bebekten önce özellikle işte çiftin ilk bebeğinde bebekten önceki anne baba olmayan yani sadece iki sevgili olan partnerlerin aileye bir üçüncü bire katıldıktan sonra yani anne baba rolünü üstlendikten sonraki deneyimleri daha farklı oluyor. Şimdi doğum sonrası cinsellikten biraz bahsetmek istiyorum. Genelde zaten sezeryanla doğum yapılmış olsun ya da vajinal doğum yapılmış olsun fark etmiyor. İlk kontrolden önce çiftler arası cinsellik zaten önerilmeyen bir şey. Genelde bu da 6-8 haftaya tekabül ediyor. Gerek vajinal doğumda gerek sezeryan doğumda bedenle doğal olarak belli zedelenmeler olabiliyor. Önce bunların biraz iyileşmesi lazım.

Bir ikincisi doğumdan sonra kadın için rahmin tekrar eski boyutuna gelmesi zaman alıyor. Bir üçüncüsü buradaki hormonal dalgalanmalar esnasında özellikle österojenin azalmasıyla kadınlarda vajinal kuruluk problemi de oluşabiliyor. Bunlar işin fizyolojik kısımları. İşin psikolojik kısmında sürekli bir bebekle muhatap olan annenin cinsellikle ilgili, kadınlıkla ilgili yani kadınlığın cinsellikle ilgili kısmıyla ilişkili zihninde hiçbir algı oluşamayabiliyor da. Yani bir gözlerinizi kapatıp hayal edin. Üzerinizde bir tişört var. Tişörtün bir kısmı memenizden sızan sütle lekelenmiş. Bir kısmı daha yeni emzirdiğiniz çocuğunuzun kusmuyla lekelenmiş. Belki o gün banyo yapacak fırsatınız bile olmamış. Ve bütün bunların içerisinde oturup kalmışken ve bebeğinizi anca uyutmuşken... ...o anda aklınızdan cinsellik geçmemesi o kadar doğal bir durum ki. Ya da mesela emziren bir annenin kendi memelerini bir erotik bölge olarak görememesi de çok normal. Çünkü o esnada gerçekten...

O bir çift memenin başka bir ruhu da var aslında onun hayatında. Ya bunu ayırt edebilen insanlara hayranlık duyuyorum. Ne kadar güzel. Ama bunu ayırt edememek de bir o kadar doğal. Tabii ki bu arada aynı şey erkekler için de geçerli. Yani ben sadece kadının gözünden bunu dinlemenizi ya da anlamanızı istemem. bir babanın da hayatlarının tam göbeğine düşmüş bir küçük bebek varken ve o bebek ağlarken, ilgi isterken ve hayatı doğal olarak domine ederken onunla ilgili imgeleri ve rolleri bir kenara bırakıp bir erkek olarak ya da işte cinseli, aktif bir çiftin bir partneri olarak kadını isteyememesi de son derece anlaşılır. Ya da yine bir erkeğin gözünden bebeklerini emziren eşini,

O dönemde cinsellik dürtüsünü aktive eden bir arzu unsur olarak görememesi de çok anlaşılabilir. Ama bu uzun sürdüğünde çiftin arasına bir soğukluk girmeye başlıyor. Bunu şu yüzden söylüyorum. Bundan dolayı kendinizi suçlu hissetmeyin ya da yalnız hissetmeyin. Ama bunun hakkında konuşun.

Yani çoğu zaman cinsellikle ilgili problem şurada başlıyor. Birim ki ben bir şey hissetmiyorum. Hissedemiyorum. Yani bedenimde o dürtüyü yakalayamıyorum, bulamıyorum. Zihnime gelmiyor. Ya da eşime baktığımda hiçbir şey, bu şekilde hiçbir şey hissetmiyorum. Bu bir, benim kendimle ilgili suçluluk hissetmemize yapılıyor. İki, Yanımdaki insanın ihtiyaçlarını gideremediğim için suçluluk hissetmeme sebep oluyor. Üç, yaptığım herhangi bir yakınlaşma çabasını yani fiziksel olarak atıyorum yanımdaki insanın elini tutmaman, gözüne yatmaman, kafamı omzuna koymaman... Ya da öpüşmemizin cinselliğe gidebilecek bir hamle olarak algılanmasından da korkuyorum bazen. Yani benim bir üst aşamaya geçebilecek gücüm ya da zihnim ya da isteğim yok. Ama karşımdaki insanın benimle aynı noktada durmak isteyebileceğinden de emin değilim. Öyle olunca hiçbir şekilde dokunmamayı da tercih edebiliyorum.

Bu sefer karşı tarafta benim bu davranışımı %100 bir isteksizlik. Yani sadece bir cinsel isteksizlik değil, aynı zamanda duygusal bir isteksizlik olarak da algılayabiliyor. Öyle olunca çiftin arasındaki çift ilişkisi bozulmaya başlıyor. Halbuki bu özellikle cinsellik tarafında konuşulabilen bir şey olsa ben şu anda... O aşamaya geçmeye hazır hissetmiyorum bedenimi. Ya da ben şu anda seninle sevişirken orada var olabileceğimi hissetmiyorum. Zihnimi orada hissetmiyorum. Ya da bedenimi henüz hazır hissetmiyorum. Ya da ben henüz kendimi o kadar, bedenimi o kadar rahat hissetmiyorum. Bedenimi o kadar çekici hissetmiyorum. Bunların hepsi olabilecek doğal duygular. Bunları eğer karşımızdaki insana aktarabilirsek... Bir, bir kere yüksek sesle söylendiğinde bunlar çözebilir problemler haline gelir. İki,

Karşımdaki insanın da benim zihnimi okuması gerekmez, problemin ne olduğunu anlar. Belki o da benzer bir süreç yaşıyor. Belki o da diyecek ki, ya ben de birebir aynı duygudayım ama benim sana sarılmaya çok ihtiyacım var. Ve sarılmak ikimize de çok iyi gelecek ve belki bir süre bunu yapabiliyor olacağız. Genelde burada ya hep ya hiç noktasında olduğumuz için zorlanıyoruz. Halbuki karşılıklı konuşmalarla, işte beraber bir dizi seyretmek, kanepede oturup başka bir konu hakkında konuşmaya çalışmak, ya da beraber çok da fazla bir şey konuşmadan bulaşık yıkamak, biberonları sterilize etmek fark etmez yani. Bunlar aslında birlikte yapılabilecek şeyler ve bunlar içerisinde küçük yakınlaşma anları yakalanabilir. Bu yakınlaşma anları cinselliğe dönebilir ya da dönmeyebilir. Çiftin o esnadaki hazırlığı, hazır oluşu durumuna bağlı olarak. Ama önemli olan böyle anların yakalanma ihtimalini arttırabilmek beraber. Bir de şu da bazen ihmal ettiğimiz bir şey oluyor. Mutlaka birlikte uyumayı sürdürmemiz lazım. Yani özellikle bebek doğduktan sonra ilk bir yıl anne babayla aynı odada uyuduğunda bazen çiftlerin yatakları ayrılabiliyor. İşte horlayan birey dışarı gönderebiliyor. Bazen o emzirme telaşından aman diğer taraf uyanmasın diye odanın dışında bırakılabiliyor. Ama yatakları bu anlamda ayırmak fiziksel temasa da engel olduğu için aradaki soğukluğu arttırabiliyor. Bu süreçte şeyi hatırlamak önemli arkadaşlar. O kadar ciddi bir hormonal değişimden geçiyoruz ki hatta şunu hatırlatmak istiyorum. Kadınlar menopozda bile bu kadar yoğun bir hormonal değişimden geçmiyorlarmış. O kadar derin bir dalgalanman içinden geçiyoruz ki doğumdan sonra eşimizin

Kokusu bile bize yabancı gelebilir, teni yabancı gelebilir, sarıldığımızda yabancı bir insana sarılıyormuşuz gibi bile hissedebiliriz başlangıçta. Ama bunu ondan uzaklaşmak için ve bir sebep olarak düşünmektense tekrar yeni baştan inşa ettiğimiz bir süreç olarak düşünmek önemli. Ve nasıl birçok sefer, birçok çift için cinsellik biraz aşama aşama kurulan bir yakınlık ise hamilelikten sonra da tekrar cinsellik yaşamak aşama aşama inşa edeceğimiz bir yakınlık olabilir. Gördüğümüz, birbirimize minik minik dokunduğumuz, sohbet ettiğimiz, sonra biraz daha yakınlaştığımız, sonra biraz daha yakınlaştığımız ama bunun bazen haftalar aldığı, bazen aylar aldığı bir süreç olabilir ve ne olur kendinize şu zamandan itibaren benim artık mutlaka cinselliğin içinde yer almam gerekiyor, baskısı yapmayın. Çünkü bir araştırmaya göre yeni doğum yapmış kadınların %20'si uzun bir süre cinselliktekiyle hiçbir şey düşünmek ve konuşmak istemiyorlar. O yüzden siz de bu insanlardan biri olabilirsiniz. Bu sizi kötü bir insan yapmaz, kötü bir eş yapmaz, kötü bir anne yapmaz. Sadece bunlar devam ediyorsa, bakın bence bunu söyleyelim. Bu devam ediyorsa, artık doğunuzun üzerinden anlamlı bir zaman geçtiyse, 6 ay geçti, 8 ay geçti, 1 yıl geçti. Mutlaka destek

alın, o noktada destek alın. Konuşamıyorsanız, konuştuğunuzda partileriniz sizi yargılıyor gibi hissediyorsanız mutlaka destek alın. Ve ne olur ama ne olur, hani her podcastta söylüyorum bunu. Ne yaşıyorsak açık olalım birbirimize, arkadaşlarımıza. Yani yaşadığımız zor durumları güzellemeyelim.

İçinde zorlanıyorsak söyleyelim ki herkes bunun doğal olduğunu anlasın. O yüzden mükemmel doğum sonrası süreçler değil, elimizden geleni yaptığımız doğum sonrası süreçler diyorum. Bir sonraki bölümde postpartum depresyon hakkında çok daha detaylı konuşacağım. Hepinize sevgilerimi gönderiyorum. Eğer siz de yeni bebek sahibi olmuş bir anneyseniz, babaysanız umarım bu zor ama güzel süreci çok keyifle götürürsünüz. Herkese sevgilerimi gönderiyorum.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)