
4.979 kelime · ~25 dk okuma
Perivacası Fakültesi. Alo, bugünkü konumuz toplumun birey üzerindeki görünmez baskı mekanizmaları hakkındaki bazı mülahazalar. Hazırsanız başlayalım. Da arkadaşlar uzun zamandır ben bu bölümü bekliyorum.
Gerçekten birincisi bana ne oldu delirdin mi? İkincisi, oğlanla ilgili update. Filmin devamı. Başlattım.
Oo çok iyi. Aynı şey gibi. Yani Türk dizileri gibiyim. 2-3 bölüm muhteşem.
Sonra bir anda ratingler düşüyor falan. Anlatacağım arkadaşlar lütfen. Üçüncüsü, yetişkinliğe övgü, eve çıkma hikayem ve ev arama sürecim. Ve neden ben buna karar verdim.
Dördüncüsü, 5 yıllık terapi sonucunda sanırım sona yaklaşıyoruz. Psikiyatristinle bazı mülazılarda bulunduk geçen. Tabii ki bunu söyleyemeyeceğim ama. Bir şeyler oluyor.
Onu da anlatacağım biraz. Başka bir şey kaldı mı? Evlenme sürecimi anlatacağım. Çocuk yapma.
Geçen bölüm çok beğenmişsiniz. Cilt bakımı. Teşekkür ederim. Çok sağ olun.
Onun saçı da gelecek. Saç versiyonu. Zaten kanalda da sorularınızı aldım. Onlara değineceğim mutlaka.
Hazırsanız şimdi gerçekten başlıyoruz. Doktor Gületç Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Welcome back Queen's area. Şimdi ben size biraz açıklayacağım.
Ondan sonra da bir yorumun üzerinden tekrar konuşacağım. Bana ne oldu biliyor musunuz ameliyattan sonra? Ameliyat 10 saat sürdüğü için fazla narkoz verilmek zorunda kaldı ve karışık narkoz. Hem gaz hem işte sıvı damardan yani.
İntravenoz, IV. Whatever arkadaşlar. Ondan sonra ben uzamış disosyasyon yaşadım tamam mı? Böyle bir hafta falan çok kendime gelemedim.
Sanki uzayda yürüyormuş gibi falan ama olabiliyor bunlar yani. Hani bir hafta aslında tam o gazların etkisi sürmez karışık bir şeyler tamam mı? Yaşadım işte bunu. Ben son bir aydır gerçekten farklı bir süreç içerisindeydim.
Hatta geçen podcast'te bahsettim ya hiç uyumuyordum falan diye. Uyudum şükür artık hani uyuyorum. O kadar hatta podcast'ı zor yaptım ki sesçimiz Ada o kadar zorlandı ki yani o kadar belirdi ki benim dikkatimin dağınıklığı, uyumadığım... Hani artık kaliteyi de düşürmeye başlıyor böyle uykusuzluk.
Çok kötü bir şey. Psikolojiyi etkiliyor tamamen. Cümle kuramıyorsun falan filan. Uyudum, düzene girdi bunlar.
Ve hani, işte kitabı tamamladım, onu tamamladım. Podcast, canlı podcast yapacağız 6 Kasım'da. Bunun çalışmaları vardı, sürüyor. Bir tane daha var, yeni konsept.
Onun adını duyurmadım daha. Onu da videosunu paylaşacağım. Geçen toplantısını yaptık falan. Böyle çok çok yoğun bir dönemdeyim.
Bunu biliyorsunuz. Prime time yaşadığımı düşünüyorum. Hem fiziksel hem mental. Mental hadi.
Ben bu süreçte gerçekten çok çalıştım. Ama aynı zamanda anlamla ilgili hiçbir şey sorgulamadım. Aynı zamanda yorulsam da, arada ağlasam da yorgunluktan depresyonum geçti. Öyle bir insanım ki şu anda.
Yani açıyorum televizyon, dans ediyorum, bir şey düşünmüyorum. Bu benim için o kadar bir lüks ki. Bugün arkadaşıma söyledim. Yani dedim, hani anlamı bulamayacağım, okey de anlam aramayı şu an bıraktım yani.
O kadar güzel bir şey ki bu. Depresyondan çıktım çok uzun zaman sonra. Ve benim hayatım böyle. Yani %60, %70 ben coşkulu, hipertimik yani mizah olarak da.
Ve böyle hayatımda zaten büyük şeyler oluyor bence. Yani her gün başka bir olay oluyor ve Onların dopaminini yaşıyorum, coşkusunu yaşıyorum. Sonra bunları kaydediyorum. Çünkü depresyona girdiğim ya da kötü olduğum zamanlarda hani biri bana dediğinde hayat böyle değil, çok mutlu olduğun zamanlar vardı dediğinde açıp bakıyorum gerçekten mutlu olduğum zamanlara diyorum ki bak evet biraz sabret, biraz sabret.
Çaresiz değilsin, sıkışmış değilsin. O güzel zamanlar için şu an bunları tölere edebil Tuğba diyorum. Ve yani bu kadar bunu yaşıyorken hayatı coşkulu yaşamak, dolu dolu yaşamak istiyorum. Şimdi mesajı okuyacağım.
Mesela bir yazmış ki, sana ne oldu da bu hale geldin ya? Ve sadece şarkı söylüyorum. Sadece. Ya sonra dedim ki diğer mesaj daha uzun ve daha onca ara konuşacağım da dedim ki burada yani bir yerde de aslında insanların anlayamaması daha da iyi yani onların normuna göre biri olsam o da çok sıkıcı bir hayat deneyimi olurdu.
Hani oradan bakınca çok düz bir mantıkla tabii ki böyle fakat sosyolojik olarak anlamaya çalışıyorum. Anlamaya çalışıyorum çünkü hoşuma gidiyor anlamak insanları hani Evet, bana bunu yazan hanımefendi, ismi Nilüfer, kızı var falan. Depresyon ve panik atak bir aradaymış bir ara. Hatta benim sayemde RTL'de 4 tane şeyi yapmış.
Ama benim şarkı söylediğim videoda bu hale geldim, ne olmuş da bunu düşünüyorum. Okey. Şimdi diğer mesajı okuyacağım. Biraz yavaşlayın bir süre.
Bence sosyal medyayı kapatın. Kendinize odaklanın, yavaş ilerleyin. Bence kendinize odaklanmaya ihtiyacınız var. Sürekli kendini açıklamadan.
O zaman belki bu projelerle kitaplara varmak istediğiniz noktayı falan filan. Açmamışım mesajı, aşağısına okuyorum. Ya kardeşim ya. Yani ne haddinizde bir yeri.
İkincisi. çok komik sana mı kaldı yani benim psikiyatristim var iki tane ailem var kapı gibi çalıştığım ajanslar var podcastimi editleyen insanlar var sürekli benim feedback aldığım ablam var arkadaşlarım var psikiyatrist arkadaşlarım var benim kimse görmüyor da instagramdaki ne idüğü belirsiz insan oradan bana bakıp ya biraz yavaşlayayım bir süre sosyal medyayı kapatıp sana mı kaldı teyze sen mi karar veriyorsun yani herkes sizin gibi olmak zorunda mı? Benim beynim farklı çalışıyor. Benim beynimi anlamlandıramadığınız için neden bana bu şekilde, önleri izmeden geçtim, sormadım falan.
Sen kimsin? Senin ne tahsilin var? Hangi eğitimde bunu söylüyorsun? Hadi siz!
Geçtim hepsini. Dersiniz ki bu ne sinir, bu ne efki? Hak ediyorlar. Ne münasebet?
Mesela size örnek alalım. Sabah kalktınız, işte biraz sebze özlediniz, onu yaptınız bunu yaptınız, kafeye gittiniz falan. Ne yaptıysanız umurumda değil de ben size diyorum muyum? Bu hayat deneyimi niye sıkıcı yaşıyorsunuz?
Bu hayat deneyiminde neden daha böyle işte farklı işler yapmıyorsunuz? Diyorum muyum? Demiyorum. Çünkü bana ne?
Çünkü herkesin kapasitesi, herkesin istekleri, herkesin arzusu, herkese bahşedilmiş hayat hani inanıyorsanız kadere. Bunlar farklı. Herkesin hayat deneyimi de farklı. Bir hayat yaşıyoruz ve ben bu hayat deneyiminde başka bir hayat yaşamak istiyorum.
Mutluyum. Mutluyum kardeşim. Sana ne sosyal medyayı kapatayım da. Şikayetinize.
Bu arada bu bir kişi değil. Yüzlerce kişi böyle. Sosyal medyayı kapatacakmışım he. İşim bu.
Ne gördün? Ne gördün? Bir de benim babam sosyoloji bitirmiş. İki tane hepsi ya.
Sana mı kaldı duygu? Git sen kendine bak. İşe yarar bir şeyler yap. Bana yazmakla uğraşma.
Mutlu olmayı, depresyonda olmamayı, sorgulamamayı, sürekli analiz etmemeyi o kadar özlemişim ki. Ve öyle bir şey geldi ki bana son zamanlarda. Hani bilmiyorum, bu kitapla beraber oldu, başarılarımla beraber oldu, gelecek kaygımın azalmasıyla oldu, aynı zamanda doktorluğuma devam edeceğim yolu da buldum, ona çalışıyorum. Söylemiyorum nazar değmesinden enerji olarak sıkıntıya girmeyeyim diye de.
Çok güzel defterim var yani bu sosyal medyayı günü birinde böyle yana koyup hadi bay bay deyip gidebileceğim bir iş modelim var kafamda ve hayat yolu var yani. Çünkü hani bu sosyal medya o bu işte millet beni hiç tatmin etmiyor zaten. Neyse. Ama bunu yapıyorum, hem para kazanıyorum hem şu anda mutluyum.
Hem de görünürlüğümü artırıyor, kitap yazıyorum. İşte imza günüme en genç, Türkiye'nin en genç edebiyatçısı falan şakası. İmza günüme çok kişiler falan geliyor, anlatabiliyor muyum? Yani çok zevkli bunlar.
Güzel şeyler yaşıyoruz. Benim o imza gününde beraber birbirimize bakarken duygusal olarak yaşadığımız, o paylaştığımız şeyler bambaşka. Çok mutluyum bu konuda ama ben sosyal medyadan çok daha fazlayım. O yüzden.
O benim de arşivsizim. Hayır kanka anladınız işte. Neyse günün sonunda bu insanların anlamadığı şey şu yani hani ben anlıyorum farklı beyinlere sahip olabileceğimizi ve insanlara neden mesela memuriyetten neden memnunsunuz niye 9-5 işe gitmek istiyorsunuz demiyorum. Çünkü herkesin farklı bir deneyimi var.
Olabilir. Bazıları garanti ister, bazıları yorulmak istemez, bazıları bildiğince düşünmek istemez. Ben de farklıyım. He, o kadar madem zekisin Tuluba bırak da onların seni anlayamamasını anla.
Anlıyorum o daire. Unsocialist advice yapıyor. Sorulmadan tavsiye veriyor. Okey bu da soru.
Yani paylaştım işte. Konuştuk yani gün sonunda. Ayrıca ben aslında hayatımın çoğunda böyleyim. Yani bu benim normalim.
Ben mutsuz olduğumda, depresyona girdiğimde ya da işte fazla hayatı sorguladığımda, yaşamdan tat alamadığımda, anhedoniye girdiğimde normal diğer insanlar gibi oluyorum onların gözünde. Ama böyle de bir hayat deneyimim var ve bu hayatta çok zevkli biliyor musunuz? Bir de ne oldu biliyor musunuz son zamanlarda ya? Belki bu hani hayat deneyimi falan sürekli insan deneyimi.
Çok takmamaya başladım. İlginç bir şekilde ameliyattan sonra da böyle akselere ederek arttı. Olayları büyütmüşüm. Böyle hani ee ne olmuş işte orada öyle çıkmışım, burada böyle olmuş.
Son postta mesela ağlamalı falan böyle çirkin çirkin yani çirkin derken işte çirkin işte neyse hani put together olmayan fotoğraflarımı koydum ya da şöyle düşünmeye başladım yani hepimiz insanız ve aslında it's not a big deal o kadar da büyük bir problem değil yani olanlar hani düşünmeden yaşa işte yani hani o olur bu olur şu olur zaten güzel güzel akıyor bir şeyler ve bu rahatlık beni baya mutlu etti biliyor musunuz? Yani mükemmeliyetçilikten şikayet ediyordum aslında belki de bunun çözümü budur. İyiyim şu anda. Şimdi gelelim bu date mevzusuna.
Bu arada beni sevenler için önce söyleyeyim, hakikaten iyiyim, teşekkür ederim. Sadece bazı hastalık iddialarına cevap vermeyişim, insanları sürekli stigmatize eden insanların oluşu. Ve bana o kadar çok mesaj aldım ki, ben bipolarım, bende borderline bozukluk var, bende şöyle böyle ve beni sürekli bu şekilde işte damgalıyorlar, onu yapıyorlar falan. Ve o kadar üzüldüm ki yani, biliyorum bunu yaptıklarını, iğrenç insanlar.
Yani hani bu insanların sizin tanı koymanıza, tavsiye vermenize, onu yapmak ihtiyacı yok. Anlatabiliyor muyum? Sizindeyken kimsenin işte, Ve zaten zor bir hayat deneyimi yaşıyorlar. Bir de üzerine sizin, onlar gibiler yüzünden, kusura bakmayın o kişileri düşünerek söylüyorum bunu, daha da hayat zorlaşıyor.
O yüzden ben de o aldığım tüm mesajları kucaklıyorum ve diyorum ki günün birinde eğer bu konu hakkında söz sahibi olabilen biri olursam bu yaptıkların yanlarına bırakmayacağım. Ben kendim 30 yıldır bu bedende yaşıyorum, bu akılda yaşıyorum, bu zihinde yaşıyorum değil mi? 30 yaşına gelebilmişim, bu kadar başarı elde edebilmişim falan filan. Yani bilmiyorum bana çok şey geliyor yani hani bu kadar mı iç görünüz yok?
Onlar bu konuda tavsiye verecek kadar, bu konuda yorum yapacak kadar falan bu kadar mı yok ya? Herkesi kendiniz mi sanıyorsunuz? O insanlara dönüş edemiyorum. Kusura bakmasınlar ama hayat onların beyni kadar abartıyor.
Küçük değil falan. Tamam tamam neyse ya konumuz ondan değil arkadaşlar. Hepimiz rahatlayalım diye konuştuk. İyi oldu.
Şimdi gelelim şu dating mevzusuna. Geçen dedim ya, psikiyatristime karar verdik, 5 yıl sonunda evlenmem gerekiyor. Tabii ki psikiyatristim oturup evlenin demedi bana. Fakat günün sonunda, ben önceden böyle standart bir hayat çizgisi değildi, hani lineer bir çizgi değil.
İşte 3 yıl burada yaşarım, 5 yıl burada yaşarım, 3 yıl bunu yaparım, sonra 5 tane çocuk evlendiririm ve işte çiftlikle yaşarız beraber falan filan. Böyle farklı bir hayat düşünüyordum ve daha böyle grandioz bir yerden benim böyle bir hayatım olmalı. gibi takılıyordum. Sonra bir podcast yaptım hayatın anlamını buldum diye.
Maneviyatın ve yakın ilişkilerin önemini kavradıktan anladıktan sonra yakın ilişkiler, eş, evlilik, çocuk bunlara dair bakış açım değişti. Şöyle bir durum var ben ne kadar istiyor olsam da yapamıyorum ya normalde hani İlişki de kuramıyordum. Çocuk da yapamıyordum çünkü fobilerim yüzünden. Ben onu fark ettim mesela bununla ilgili.
Çocuk yapmak istemeyişimin sebeplerine baktım. Antinatalist değildim çünkü. Yani tamam, dünya kötü olarak düşünmüyordum sadece. Şöyle düşündüm.
İstismara uğrarsa çocuğum. Çocuğum, biri tarafından benim kontrolüm olmayan bir şekilde taciz veya tecavüze uğrarsa tamam mı? Ben bununla baş edemediğim için çocuk yapmayı düşünmüyorum. Ya da şey diyordum ki mesela mutsuz olursa yaşamak istemezse ben onu dünyaya getirdim.
Her gün mutsuz olup her gün işte anladınız. Ne yaparım? Ne yaparım? Ben kahrolurum ben.
Abi sonra bunların fobi olduğunu anladım ben. Bunlar fobi. Bunlar hani uçağa binememek gibi bir şey yani. Hani bu %1 bir ihtimalle kaç art.
Tamam benim çocuğumun beyninin tamamen standart olamayışı olabilir. Okey bu çok düşük bir ihtimalle değil. Fakat o da onun hikayesi. Bakın ben de mutsuzdum.
Ben de zorlandım ama kendi hikayemi yazdım. Şimdi iyi ki gelmişim diyorum dünyaya. Bakın, iyi ki gelmişim, iyi ki varım yani. Neler konuşuyoruz, beraber buluşuyoruz.
Bir yani bir yaralı parmağı eşedim ben bu dünyada. İyi ki gelmişim. O yüzden o da çocuğun hikayesi. Bunların fobi olduğunu anlayınca, bunlar yüzünden doğurmaktan vazgeçmemin yanlış olduğunu fark ettim.
Başka sebeplerle doğurmak zorunda değilim. Mesela şu da bir var, işte babası pislik olursa. Boşansam bile giderse işte böyle küçük küçük kızlarla takılırsa falan benim çocuğum bunları görürse ben ne yapacağım? Yani ben bu yüzden yapmıyorum.
Yani her şey kötü düşünüp ya bunlar olursa falan diye çocuk yapmaktan vazgeçiyorum. Çünkü diyorum zaten hayatım var bir de bununla mı uğraşacağım? Sonra diyorum Tuba maddi olarak çocuğa sıkıntı yaşatmayacaksın. Çocuğa öğretebileceğin çok şey var.
Eğlencelisin. Senin çocuğun olmak da bir çocuğun hakkı. Nasıl bir düşünce? Neyse en sonunda bunu düşündüm ve aynı zamanda evlilikle de ilgili boşansam dahi sonrasında hani ailemin kayıbıyla ileride bir şekilde yüzleşmem gerekecek.
Yani ben önce ölmezsem. Onunla istiyordum önceden ama sonra dedim ki annemlere de yazık sıralı ölüm herkesin psikolojisi için daha iyi. Neyse sonra Benim ikinci ve ayrı kurmam benim bu kayıplarla başa çıkmamı kolaylaştıracak çünkü bu kayıplarla baş edecek yeterince imanım yok. Ya bu konuda kendimi güçlendireceğim.
Deniyorum bu arada, deniyorum. Zikire falan gitmeyi düşünüyorum. Gerçekten dergaha gideceğim. Dergah kaldı mı bilmiyorum da çok yani güzel bence.
Geçen böyle ben bu cana sığmazamla yaptığım bir şeyler bir geldi hissiyat olarak. Neyse sonra işte evlenirsem ve çocuk yaparsam o aileyi artık farklı bir aileye aktarmış olacağım. Gündemim değişecek falan filan. Hatta böyle evleneceğim kişiyi aradığım özellik beni çok karıştırmasın çocuğun eğitimine.
Ben kendi mükemmeliyetçiliğimi, kendi sıkıntılarımı asla çocuğa yüklemek istemiyorum. Bunun bilincinde bir anne olurum diye düşünüyorum. O da bir çocuk istediğini yapabilir. Benim hayalimdeki kişi olmuş.
Hayalimde bir şey yok da yani belli olmaz benim işim. Neyse günün sonunda bunların hepsini düşünüyorum. Karşımdaki kişi de husband material yani hubby material olması gerekiyor. Bana ve çocuğuma take care ve provide edebilecek bir erkek olması gerekiyor.
Yani bayağı hipergamik bir erhem değil tabii ki bu hani. Eskiden anlatmıştım ya ben size işte şöyle hipergamik diyeyim hani mal diye olarak şöyle olsun şu olsun falan. Tabii ki standartlarımızı sağlayabileceğimiz, beni mutlu edebilecek kendisi de beni mutlu ettiğinde mutlu olabilecek biri olsun okey. Ama tek konu o değil ve bunun maksimumu delil.
Çünkü o durumu maksimumda yaşayan bir insan için siz artık replaceable ve disposable yani yer değiştirilebilir ve şöphe atılabilir biri oluyorsunuz. Bence bu. Onun yörüngesine uydu oluyorsunuz, ay oluyorsunuz, kendinizin olmuyor, çanta gibi taşınıyorsunuz falan filan. O yüzden her şeyin dengesi güzel.
Şimdi peki bu hikaye benim şu date hikayem nasıl oldu? Onu anlatayım sonunda artık update gelsin. Ama ufak bir ara verelim olur mu? Doktor Güneş radyo.
Hoş geldin bir tanem. Ay çok özlemişim böyle konuşmayı biliyor musunuz? Kafamda böyle hiçbir şey imtihanlamadan nasıl istiyorsam akışına böyle gelişine. Şimdi, ben neden ilişki yapamıyorum, niye sevgili yapamıyorum bölümünden sonra geçen hafta bana bir aydınlanma geldi.
Niye yapamadığımı buldum. Ama bunu size söyleyemem. Psikiyatrisle aramda özel bir mesele. Fakat buldum ve dedim ki ilişkilerini bilmem için başka bir konuyu aşmam gerekiyor.
Bilinç dışımdan atmam, anlatmam falan filan tamam mı? En azından bunu fark ettim. Ona nasıl yapacağım? Bakacağız ilerleyen dönemlerde ve bu sürede maruziyet yani ilişkilenmeye çalışıp, ilişkilenmeye çalışıp bir şekilde deneye deneye becermem gerekiyor.
Konu bu. Ve ben böyle şeyler düşünürken olmadık bir zamanda kuzum. İşte bir tane çocuk benim böyle beni tanıyan insanların yanında ne kadar podcastimi dinlediğini, işte beni sevdiğini falan bahsediyor. Birkaç kişinin yanında da özellikle benimle Dede çıkacağını falan söylüyor.
Ama tanımıyor beni yani hani yüz yüze tanımıyor. İnstagram'dan falan takipleşmiyoruz. Ondan sonra bana da bu kuşlar tarafından iletiliyor. Benim de aklımda yok tamam mı hani öyle mi falan filan dedim.
Çok yoğunum ya zaten. Neyse sonra ben işte Dyson için çıkmıştım dışarı. Bayağı da çıkmıyordum. Hatta dün ceket bile almayı unuttum.
Çünkü dedim ki ben bir iki saat uyudum, uykusuzdum ya. Uyudum, Dyson etkinliğine gideceğim diye şeye gittim. Alışveriş merkezine dedim. Birkaç bir şey alayım, hemen eve gideyim, üzerimi giyeyim, etkinliğine gideyim.
Ama ben ABM'den çıktığımda saat 6.40'tu. Ve etkinlik 7'de bitiyor. Eve gidemedim.
Ayakkabıyı da hemen oradan buldum işte. Pantolonu da oradan buldum falan. Üstümde bir şey almıyormuşum. Staplez gittim öyle.
Neyse sonra bayağı da dışarı çıkmıyorum falan. İyi geldi kendimi de güzel hissettim. Hani operasyondan sonra yüzüm insan aşına çıkacak gibi oldu falan. Dedim ben bugün biriyle buluşayım.
Bu arada, o kişi bunu dinliyor yani, biliyorum. Sana da bunları söyledim yani, bir şey olmaz. Bizim insan deneyimiz böyle, biz farklı şeyler yaşıyoruz. Yani bir şey olmaz, tamam mı?
Zevki burada. Benim manipülasyon şekli. Hayır hayır, şşş, tamam. Şimdi, ondan sonra düşündüm falan, ne yapsam, ne etsem, kim var, ne bulsam.
Aklıma geldi bu çocuk. Ama hiç daha önce konuşmamışız, hiç yani. Ben çok tanımıyordum da zaten. Sonra baktım, Instagram'dan direkt aranmıyor.
Mesaj isteğe düşüyor ve mesaj attım. İsmiyle. Atıyorum, ismi şey olsun. Noah olsun.
Tamam Noah yazdım ama Tuba yazdı. Bir arayayım yazdım. Aradım dedim ben buradayım buradayım. Gel.
Geldi. Ceketle getirdi bana. Öyle ondan sonra biz konuşmaya falan başladık. Tabii çocuk bilmiyor benim evlenmek gibi düşüncemi.
Bu arada ben kanalda anlattım yani. Bana diyorlar ki görmüyor mu işte şöyle mi? Arkadaşlar görüyor. Arkadaşları da biliyor.
Herkes görüyor. Herkes her şeyi görüyor. Ama ne yapabilirim? Benim düşüncem bu zaten.
Ben bilmiyorum normalde hani evlenmek isteyen, çocuk yapmak isteyen kadın toplumda anlıyorum nasıl bir kadın kabul ediyorum. Ama ben hiç öyle hissetmiyorum biliyor musunuz? Hiç. Demek ki kişi bence kendini öyle hissetmediğinde, öyle olmuyor algısı yani.
Bilmem, umurumda bile değil. Benim hakkımda bu kız nasıl modern değil, bu böyle mimmiş, yobaz mı, işte bu nasıl bir moderniteyi reddedişi, evlenmek mi, çocuk mu, bunlar ne falan diyebilir. Ben de ona derim ki, sıkıntı yok, ben zaten seninle evlenmek istemiyorum. Ama, dedim deneyim bu yani.
Exposure, maruziyetimi arttırıyor falan. Şaka falan. Kendisi çok iyi biri. Asıl ben size neyi anlatacağım.
Annen falan da oradan gördü. Gel diyor ki, Tumay ne oldu, ne farkı var diyor. Ben dedim ki bu kişiye, ilk görüştüğümüz gün, o akşam, bak dedim böyle böyle böyle biriyim. Zaten benim podcastlerimi sürekli dinliyormuş falan, tanıyor beni yani.
Dedim ben sabot edeceğim. Sabot etmek için elimden geleni yapacağım. Her şeyi yapacağım. Lütfen dedim, benim için izin verme sabote etmeme.
Ben dedim çünkü iyileşmek istiyorum, ben dedim yapamıyorum hani eşit il için kuramıyorum falan dedim seni bir yerde hani hiyerarşik düzene çekmeye çalışabilirim ki bunları yaptım arkadaşlar hepsini yaptım. Fakat beni etkileyen ora şu olmuştu yani o kişi bunu anladı ve beni silahsız bıraktı bazı durumlarda ve hala yapıyorum bunu. Hala. Şimdi diyeceksiniz ki abla sen dedin ki ben artık evlenmeyeceğim flörtlerle zaman kaybedemem falan filan.
Evet arkadaşlar kaybedemem. Ama bu bir senelik uzun bir maraton bir yarış. Bu yarışın galibi bir sene sonra açıklanacak tamam mı? Bir senemiz var.
Şimdi şöyle bir durum var açık konuşacağım. Ben 30 yaşına yeni girmiş primetime'ını yaşayan başarılı, güzel, akıllı bir çok akıllı bir kadınım. Ve diyorum ki evleneceğim bir sene sonra çocuk yapacağım. Kimse de kusura bakmasın yani.
Ben de böyle istiyorum. Bu da böyle bir hayat deneyimi. Bu da böyle bir insan deneyimi. Değerlendireceğim, düşüneceğim.
Nasıl olur bu işler falan. Öyle karar vereceğim. Yani ben 5 yıldır ilişki yapmıyordum. Sevgilim yok biliyorsunuz.
Yoktu yani. Hala yok da. Ve en azından şu an gerçekten 4-5 gün falan boyunca sürdürebildiğim bir flört deneyimi olmuş oluyor. Bu da bir şey.
Ve kendisi çok iyi. Yani ben mesela daha önceden farklı olarak mesleki olarak da böyle beni anlayan, analiz edebilen, benden bazı şeyleri daha çok bilen, rekabet etmek istemediğim bir insanla tanışmış olmaktan çok mutluyum o anlamda. Çünkü daha öncekiler bazısı doktordu, diğerleri de yani beyin ve kapasite olarak yani çok konuşmuyorduk zaten. Bence bakışıyorduk falan.
O zamanlar öyle. Okeydi mi bu herhalde buna? Neyse. Ama şimdi bunun zevkine varıyorum.
Mesela ben önceden, en son hatırlıyorum erkek arkadaşıma bir yere gittiğimde, ya giderdim en güzel yere diyelim. Gidiyorsam oturuyoruz ve asla keyif almıyorum ya. Çünkü konuşmak yok, espri yok, gülmek yok bir şey. En güzel yere gittin.
Eee ben ne anladım bundan, ben o gün ne anladım? Derim ki hayır kardeş, hipergamikliği bir yerde bırakıyorsun. Konu bu değil çünkü. Böyle kendinle ilgili bir şeyler sorabileceğin, seni anlayan, üzerine katan, insanlarla görüşmek, arkadaş olmak, bakın konu sevgililik değil, arkadaş olmak çok önemli.
Benim kendim gibi insanlarla tanışmam gerekiyormuş. Ben kendimi çok kapatmışım ama gerek yokmuş aslında. Benim gibi insanlar var sadece bunlar doktor değil. Doktorlar da vardır tabii ki arada ama nedir ya?
Zaten yani sayısalcı olduğunda Çok gelişmiyor diğer kısımlar genel olarak. Gerçek. Gerçek yani. Var tabii ki bunu yapan ama çok insan yok.
Yani böyle bir yerde şu anda konu. Ve ben kendim olmaktan çok mutluyum şu an. Bu hayat deneyimini yaşamaktan çok mutluyum şu an. Şey vardı ya dizi neydi o?
Podcaster kız vardı neydi o söylesenize. Hah. Tamam, buldum. Nobody Wants This.
Hatta orada da işte Haham'la beraber podcaster kız, kız böyle kaçıngan... Kaçıngan derken anladınız demek istediğimi. Hani teorideki kaçıngandan ziyade. Tabur olarak kaçıngan.
Sabot etmeye çalışıyor. Çocuk böyle işte sabot ettirmiyor bir şekilde. Çocuk dindar. Haham zaten, neyse.
Kız agnostik ya da ateist, hatırlamıyorum. Ve çok ilginç geliyor ona falan. İlk gün şeye gittik ya, karaoke bara. Orada ben bu cihana sığmazdım ama zikir yaptık arkadaşlar.
Bir de şey, kardan aydınlık. Neyse, sonuç olarak o diziye çok benziyor bu hikaye ve benim hoşuma gidiyor falan. Böyle ne bileyim? Ama oradaki haham kızın podcastlerini dinlemiyordu tanımadan önce.
Benimkini de dinliyor, öyle zaten beni tanıyor falan. Hatta bir gün bir arkadaşı yolda giderken açıyor. Bak diyor bu kız çok tatlı şöyle böyle falan. Hep onu dinliyorlar.
Sonra kendisi bir gün motosikletle giderken 6 saat boyunca karanlık yolda müzikle dinleyemi açmış beni dinlemiş. 6 saat boyunca. Çok garip, bilmiyorum garip ya. Düşünsenize karşınızdaki insan her şeyi biliyor hakkınızda.
Neredeyse her şeyi. Ve ona göre hazırlanıyor falan. Yani bu Karaoke Bar'a gitmek ilk gün çok mu tesadüf? Değil tabii ki.
Millet çalışıyor dersin arkadaşlar. Siz öyle oturun. Sanırım yani mutluyum ve böyle hani coşkuluyum ve sonunda tekrar kendi eski komik halime, matrak halime geri döndüm diye psikolojik olarak çok takmıyorum hiçbir şeyi ve bu çok güzel bir şeymiş biliyor musunuz? Kim hakkımlarını ne düşünmüş?
Ben böyle yaparsam o ne düşünür? Aaa yani. O yüzden mi 10 dakika konuştun? Hayır o başka bir konu, o insanlara had bildirimi, o başka arkadaşlar.
Şimdi girelim eve çıkma mevzusuna. Ben 30 yaşındayım ve geçen podcastta söylemiştim ben başarısız ediyorum, eve çıkamadım, başarısızlık bu bence falan diye. Sonra geçen böyle saat kaç? Gece 5 müydü?
6 müydü? Annem odama geldi, ışık kapattı dedi ki. Dedim anne niye odama giriyorsun yani gece vakti niye odama giriyorsun? Işık açıktı dedi.
Dedim anne ışık açık da odamın kapısı kapalı. Yani belki işim var, belki niye gelip kapatıyorsun? Sonra düşündüm, ben dedim neden bu evde hala yaşıyorum? Yani ben artık yetişkin biriyim, 30 yaşındayım, yetişkin olacağım en azından.
Kendi paramı kazanıyorum, neden bu evde yaşıyorum? Sonra işte o gece full ev baktım. Bunu düşündüm demledim. Ablama sordum dedim.
Ben böyle böyle düşünüyorum. Annenler sence ne söyler, ne tepki verir falan. Ablam dedi ki bana. Annemlerin dedi işine gelir.
Sen bir söyle bak ne oluyor falan. Ben nasıl ya? Hiç beklemiyordum. Gittim dedim böyle böyle.
Babamla annem böyle yapıyor. Bizce de çok iyi olur. Kendi ayaklarının üzerine durmağı çok iyi olur senin için falan dedi. Aynen öyle kanka yani gerçekten çok mutluyum bu konuda ve ben şey diyordum spor salonum Etirler tarafında diyordum ki işte Etirler, Hulus, Arnavutköy falan o taraflarda çıkayım.
Sonra arkadaşlar aklıma birileri girdi. Ve daha böyle dokusu, karakteri olan böyle daha farklı bir ev arayışındayım şu anda. Diğerlerine de zaten otururum. Rezidans zaten istemiyorum.
Otel odası değil de daha farklı bir ev olsun. Böyle şimdi benim şu an 9-5 işim yok ama ilerleyen dönemlerde günlük işe gitmemi gerektirecek bir iş modeli var kafamda. Ve bu olursa istediğim yerde oturamayacağım trafikle alakalı. O yüzden bir sene istediğim yerde oturma özdürlüğüm var.
Teraslı bir ev olsun istiyorum. Böyle güzel manzarası olsun istiyorum. Evde çok vakit geçireceğim çünkü. Daha sonra yaşayamayacağım bir deneyimi yaşayayım istiyorum.
Çünkü sonra biliyorsunuz çocuk falan olacak ya, evleneceğim falan. Bu arada bu görüştüğüm kişi evliliğe falan karşı yani ve mesela düşünsenize evliliğe karşı olan birine kız 3. görüşmene diyor ki ben evleneceğim artık. Kendin bilirsin canım bir doktor güleçi aklı başında herkes isteyebilir ama hak eden, çabalayan ve sonunda pes etmeye kazanır.
O yüzden good game, well played deriz. Devam ederiz. GG. Neyse arkadaşlar.
Yani ben şimdi bakıyorum evlere falan. Kasım sonu en en kötü aralık başı artık çıkmış olurum inşallah diye düşünüyorum bir tanem. Ondan sonra da artık yolumuza bakacağız. Kendi ayaklarımın üzerinde, ekonomime daha dikkat ederek.
Çünkü geçen bölümde söyledim ya saçma sapan para harcamaya başladım. Çok yanlış yani. Hani harca da... Düzgün şeye harca yani.
Değilsin. Bu kapitalizmin diyor ama kendini iyi hissetme şeyini kaptırma yani Tuba. Sen bu değilsin. O yüzden ben bunun üzerine çalışacağım ve eve çıkmamda bu anlamda çok iyi olacak.
Ne eder ne etmez bunu düşünmek lazım. Haa bir de kilo konuşacağız. Doğru. Şimdi bana bir mesaj geldi.
Ben kilo verdim bu arada evet. O yüzden daha iyiler. Nasıl kilo zayıfladım, nasıl zayıfladım. Normal bunlar.
Bir de şey geldi hani kilo da birine söylersin, ablana tavsiye edersin falan diye. Arkadaşlar bence bu çok önemli bir nokta. Nasıl ki her cildi güzel kişiden cilt bakımıyla ilgili tavsiye almamak gerekiyorsa ki bunu yapıyoruz sosyal medyada, halo etkisi. O cildi güzel diye sanıyoruz ki o konuda da bilinçli falan.
Yani çok yanlış bunlar. Zayıf birinden de bu kişi endokrinolog, bu kişi diyetisyen, bu kişi doktor fakat üzerinde nutrisyon eğitimi almış değilse hiçbir zayıf insandan tavsiye istemememiz gerekiyor. kilolu insandan da istemememiz gerekiyor da hani kiloludan zaten nasıl zayıfladın diye o an istemezsiniz ama çok kilolu ve sonrasında zayıfladıysa o insan yaptığı şeyler size yarayabilir tabii ki o daha mantıklı ama benim gibi hali hazırda normal standartlarda olan BMI'ye göre söylüyorum birinden doktor olduğum için tabii ki başka şeyler söyleyeceğim de onun dışında genel olarak söylüyorum istemeyin çünkü birincisi çok yanıltıcı ikincisi onun yaptıklarını yaptığınızda aynı sonuçlar elde edilemeyebilir çünkü hormonlarımız farklı yapmamız gerekenler farklı Ve kilo almanın sebebi bambaşka olabilir. O yüzden endokrin çok önemli.
Mesela benim kendi arkadaşlarımla tabii ki bunu konuşuyorum. Birbirimize sürekli araştırıp bir şeyler atıyoruz sürekli. Ve onlara geldiğim yerden ötürü bunu özellikle anladım. Aynı değil bizim metabolizmamız o anlamda.
Ona göre çalıştığımızda çok daha iyi verim alıyoruz. Ben kendi düzenimde yapıyorum, o kendi düzeninde. Ve hepsini böyle bilimsel olarak science fact ile yani sürekli böyle makaleyle falan birbirimizi destekliyoruz. Ve bence gerçekten profesyonellerde bile bu konuya çok dikkat eden biri yok.
Yani hem pratikte farklı olmalı verilen diyet, hem de total baktığında kilo vermenin hızı, o kiloyu korumak, kilo verirken ki işte proteini Ya bunlar bambaşka detaylar bence. Kiloya göre değişiyor. Spor yapılan spor hepsi. Yani bugüne kadar sürekli alıp veriyorsanız alıp veriyorsanız yo yo diyet dediğimiz yani.
Belki bu yüzdendir. Umutsuzluğa kapılmayın. Bu yüzden söylüyorum. Çok denedim.
Çünkü yanlış deniyor olabilirsin bir tanem. Herkese uymuyor. Genel geçer kurallar uymuyor herkese maalesef diyet konusunda. Ve kesinlikle çok tetikleyici.
Yani benim verdiğim kilo da yani tetikleyici bence. Çünkü ne bileyim, bir anda mı verdim bilmiyorum. Bir ayda falan, bir buçuk ayda verdim. Okey, istekli verdim ama şu anda da biraz çelimsiz gözüküyorum bence.
Çünkü spor yapmadım ameliyattan ötürü. Ve çelimsiz gözüktüğünde işte güzel durmuyor. Seksi de durmuyor. Şu an tam sınırdayım.
Daha fazla kilo vermeyeceğim. İnşallah şey yapacağım. Spor. Memem gitti, popom gitti.
Ben ne anladım? Bu işten zaten. O yüzden memeyi tabii ki spora geri getiremem. Çok da lazım değil bence.
Çocuk doğurunca büyür. Popom için de yani eskiden çok güzeldi popom. Şimdi ne oldu bilmiyorum. Böyle şey oldu yani sündü falan.
Hemen toparlamam gerekiyor sporla. Gerekmiyor istiyorum dikkat edeyim kelimelerimi. Şimdi abla tamam anladık anladık etiksin okey nasıl verdin diyorsanız. Kendim için ne yaptığımı söyleyeceğim.
Tavsiye falan değil asla. Herkes uyumaz. Okey bunlar disclaimer. Alright kapattık.
Arkadaşlar az yedim. Bu kadar. Zaten ben abur cubur sevmiyorum. Zaten hani tatlı çok sevmiyorum.
Ben niye kilo alıyordum? Ya da niye istediğim kilo değilim? Ya da niye bu kadar zayıf değilim? Çünkü ben çok yemek yiyordum, çok.
Hani böyle beğenmediğimi böyle annem babam bakıyor yani hani böyle fazla yediğimi düşünüyorlar genel olarak hani zaten. Bu ara... Günde 1-2 öğün yiyorum. Acıktığımda da yiyorum.
Ama az yiyorum. Midem küçüldü yani. Az yedim. Ameliyattan sonra falan da az yedim.
Spor da etmedim ya. Hep çalıştım, çalıştım, çalıştım. Az yedim. Verdim direkt.
Kilomu da bilmiyorum. Boyum 1.72. Kilom da 58-59'dur büyük ihtimalle.
Kasım'da olduğu için gözüktüğümden daha kilolu çıkıyorum tartıda. Ama 34 giymeye başladım. 36-38 giyiyordum. Geçen beyaz gömlek giymiştim ya.
34 mesela falan. Pantolonlar da bol alıyorum hala bilerek. Daha güzel duruyor düşük ben. Öyle.
Yani arkadaşlar ez cümle, velhasılı kelam. Bazen şöyle düşünüyorum. Freud'un sadece bir konuşması var tamam mı internette o da BBC'ye verdiği röportaj. Başka da yok.
Ses çok ince bu arada hiç tahmin etmezsiniz öyle olduğunu falan. Neyse İngilizcesi güzel tabii ki Londra'da yaşadığı için sonrasında. Mesela Freud podcast yapıyor olsa deli derler. Ne bileyim Van Gogh sosyal medya kullanıyor olsa kafayı yemiş derler falan.
Kendimi kıyasladığım insanlar. Ama onlar da insan ve onlar da bir hayat yaşadılar. 70-80 yıl artık, 50 yıl işte. Onlar da bir hayat deneyimi yaşadılar.
Siz de aynı hayat deneyimi yaşıyorsunuz, ben de aynı hayat deneyimi yaşıyorum. Dünyada yaşıyoruz hepimiz değil mi? Ve o insanlar ne büyük insanlar değil mi? Neleri değiştirdiler.
Einstein mesela bak ne yaptı adam yani. Einstein'da mesela ben aynı dünyada yaşıyorum. Ve günün sonunda diyorum ya sosyal medya olsaydı onlar da şu anda cadı avında deliydi bir tanesi. Psikopattı Freud, sapıktı Freud.
Van Gogh zaten beyinsiz şizofrendi yani hani. Aptal mısındı? Tedavi görmesi lazımdı. Görmesi lazımdı bu arada size mi kaldı?
Yani o yüzden okey. Bu da böyle bir hayat. Ama ben günün sonuna dönüp bakacağım diyeceğim ki iyi ki kendin oldun. İyi ki tatlım diyeceğim iyi ki.
Eğer bu da size böyle ilginç geliyorsa, gelmiyorsa çok iyi de geliyorsa keyfini çıkarın. İyi seyirler. Ne diyeyim? Son lafım da şu.
Bence her şey normal. Bence her şey yani okey. Ben kendimi farklı görmüyorum. Ben anlamıyorum bunu.
Şunu demek istemiyorum. Ben evet çok şey... Yok ben çok iyiyim. Ben sadece insanların tepkilerinden böyle bir çıkarım yapıyorum.
Yoksa bence her şey müthiş. Ben hayatımın en güzel aylarını, en güzel yıllarını yaşıyorum. Umarım siz daha güzelini yaşarsınız. Benim peribacalarım en güzelini yaşasın ama.
Sizinle benim peribacalarım ayrı. Sizi çok seviyorum. Benim için müthiş bir bölüm oldu. Ayrıca şu anda benim eski halim gibi depresyonda olan, anhedonist eden, düşen varsa aynı zamanlarda düşmediğimiz için böyle senkronizasyon bozukluğu oldu aramızda ama bilin ki ben yanınızdayım.
Çok uzakta değilim. Pes etmeyeceksin bir tanem. Vazgeçmeyeceksin. Yolun sonu aydınlık tamam mı?
Sizi çok seviyorum. Kendinize iyi bakın. I love you.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.