
6.220 kelime · ~31 dk okuma
Merhabalar herkese. Mecbur Muyum'un yeni bölümüne hoş geldiniz. Bugün uzun bir aradan sonra sevgili partnerim Yaşar burada. Onu özlediniz biliyorum.
Yaşar yoktu. İran'daydı. İran'a gitti. Sonunda döndü.
Sağ salim. Sağ salim döndü evet. Biraz endişeliydi. Ben de annesi gibi konuşmam.
Biraz endişeliydik. İsrail vuracak mıydı acaba? Ve İsrail vuracak mı İran'ı diye ama sağ salim döndü. Ne yaptın yani?
Biraz İran'ı anlat. Valla İran güzeldi ama İran'da herhangi bir düğüne katılamadım mesela. Bak bir ağda gittim, camiye gittim, bir Tahran gecesi yaptım. Çeşitli barlarda, gizli apartmanların beşinci katlarında ama... İçki var mıydı?
Vardı. Ama böyle şey çok gizli servis ediliyor. Ama dans ediyorsun, ayakta dans etmen yasak. Oturarak dans ediyorsun.
Aa niye acaba? Öyle. Çok ilginç. Ayağa kalkarsan hemen geliyorlar, oturtuyorlar.
Ama valla. Valla. Çok ilginçmiş. Öyle.
Bayağı değişik bir gece oldu senin için. Çok güzel oldu. Ömür boyu anlatıyorsun artık. Sürekli herkesi anlatıyorum.
Bir aydır askerlik anası gibi herkesi anlatıyorum. Ama çok farklı bir kültür ve şey yani. Tavsiye ediyorum. Hani gidip ne bileyim Fransa'yı, Muransa'yı dinlemem kimseden ama biri uzun uzun İran anlatsa dinlerim.
Çok yakın ama çok uzağız. Kesinlikle öyle. Bütün otoriter ülkeleri gezeceğim. Afganistan, Pakistan.
Batı artık ilgimi çekmiyor. Böyle otoriter, nerede insan haklarına saygısı olmayan, işte insanların alelade bir şekilde öldürülebildiği rejim varsa ben oradayım. Gidip ölmeyi deneyeceğim diyorsun. Yani üçlerde yaşıyoruz.
Direkt sohbete girdik de konuyu söylemeyi unuttuk. Düğün yapmaya mecbur muyum konusunu konuşacağız. Bu sefer bence biraz şey olacak. Şimdi biz genelde bir doğru kabul edilen teamülü masaya yatırıyoruz ve biz bunda genelde farklı fikirde oluyoruz.
Bu sefer birazcık da iyi ki böyle bir şey var, tonu olacak mı acaba diye hissediyorum. Sen düğünü yaptın mı Ezgi? Ben düğünümsü bir şey yaptım. Nikah kokteyli diye daha sekülerleştirilmiş bir şeyle.
Nasıldı? Muhteşemdi, çok güzeldi. Kalkıp iki göbek atmadın mı? Yok, şey vardı, triyo.
Üçlü. Sınıf saldırı. Sınıf saldırı. Ne göbek atacağım ya, köylü gibi falan.
Peki böyle arkadaşlarının isimlerini kendi topuğun altına yazdın mı? Yok, onu yapmadım. Çünkü genelde o biraz şimdi ben feminist olduğum için sanki böyle kadınlar çok evlenmeyi istiyorlar ve hani erkek kadın beraber karışık yazabilirdim ama genelde bu kadınlar evlilik meraklısıymış gibi. Ki kadınlara evlilik çok daha negatif etkiliyor, depresyona sokuyor falan.
Erkekleri depresyondan çıkarıyor falan. Erkekler daha fazla fayda elde etmesine rağmen böyle bir diskur var. Kadınlar çok evlilik meraklısıymış gibi. O yüzden bu işte çiçek atma, Ağabey öyle diyorsun da ben bir düğüne gittim, çiçeği tuttum.
Sen erkeksin, tutamazsın dediler. Bir daha çiçeği tuttular. Ne? Keşke orada olsaydın.
Artvin olarak. Ne demek? Tuttuğum çiçeği saymadılar mesela. Peki sen yanlışlıkla mı tuttun?
Yoksa oraya girdin. Helal olsun sana. Toplumsal cinsiyet rollerini yıkmışsın. Kurdele yuttum.
Öyle bir gelenek de varmış. Bu kadar evlenmek isteyen bir erkek var da senin kadar tanımıyorum. İşte her yerdeyiz. Seni alan yaşadı.
Sorma, müthiş. Bakarım, yemek yaparım, bir temizlerim, her şeyi yaparım. İzdivaç programı. Aynen.
Tariflerimi bekliyorum. Bu arada hayalim izdivaç programı sunmak. Sende var ya, acayip bir iki yıldır. Çok seveyim, çok güzel olur.
Yeni konsept. Kesinlikle şey, entelektüel çiftleri bir araya getiriyorsun. Evet. Sen Dostoyevski okuduğunu söylemiştin ama Ali Bey ise Tolstoy'u seviyor.
Anlaşabilecek misiniz? Falan gibi, evet. Aysun Hanım da cevap veriyor. Olsun, ben Tolstoy'u da okurum onun için.
Şimdi düğün yapmaya mecbur muyum? Ben düğünleri insanlığın bir şöleni gibi görüyorum. Yani geleneklerimizin bize bıraktığı en güzel miraslardan biri. Kesinlikle kıymeti bilinmeli.
Her düğünde üç saat boyunca oynarım, göbek atarım. Halaysa halay, horonsa horon, zeybekse zeybek. Bir düğüne gittim, bir zebek oynamışım. Diler ki bu çocuk galiba Trakyalı.
Giresunlu bir düğüne gittim, horon teptim. Zaten bizim düğünlerde full halay, hiç oturmam. Kürt düğünlerinde. Tabii, full terli bir şekilde oradayımdır, sahnedeyimdir.
Hep gelinin anne veya babası veya damadın anne veya babası beni tebrik eder. Seni sorarlar ki bu kimin çocuğu? Hatta derler ki sen bizim akrabamız mısın, niye bu kadar çok oynuyorsun falan diye. Yok diyorum ben arkadaşım ama çok oynarım, keyif katarım, bayılırım düğünlere.
Bir tane şey var ya, halay başı böyle inanılmaz performatif bir böyle slow motion giderek aşağı doğru eğlenmiş. Seni o olarak hayal ettim. Düğünlerden önce çalışırım. Ne çalışıyorsun?
Dansa çalışıyorum, halay malay bilmem ne. Düğünlerde halay başıyım, cenazelerde omuz başıyım. Peki damat halayı hakkında ne düşünüyorsun? Damat halayı güzel bir halay.
Ama ben yani şey halayları daha çok seviyorum. Hani işte Kürt halaylarını daha çok seviyorum. Biraz seküler. Aynen biraz fazla.
Ama herkes oynayabilsin de yapalım şu şeyleri. Birazcık böyle herkes katılabilsin. Bu arada düğünler bir... Ama şey Pelana, anti parantez.
Damat halayının yavaş yavaş hızlanması olayı, ivmelenmesi ve herkesin kantarı içinde kalması ve... ...sona kalan last man standing olması olayını seviyorum. Güzel, bir ritüel aslında düşündüğümüzde aslında düğünlerde böyle yüzlerce ritüel var.
Yani makas kesmiyordan başla, işte gelini evden almak. İşte sonrasında yok işte kapıyı açtın, açmadın. İşte düğüne giderken ayağına bastığı falan filan bunların her biri bir ritüel. Ve sonra ben biraz üzerine düşündüğümde derler ya, yani düğün çok stresli bir süreç.
Sen de tabii bunu yaşamış birisin. Hani evlilik, işte kız isteme, nişan. İnsanlar bunları böyle yapay stresler gibi görüyor. Konuşabiliriz, tartışabiliriz bunu ama bence bu bir ilişkiye doğru giderken yaşanan stres testleri.
Yani böyle atıyorum amca bir şey söylüyor, dayı bir şeye karışıyor. İşte kayınvaliden olacak kişi sana dahi bir takım eleştiriler getiriyor. Bunları kaldırabiliyorsan zaten o evliliğe giden süreçte ilişkin daha sağlamlaşıyor gibi düşünüyorum. Çünkü sen daha sandalye alırken bile karar veremiyorsan, sandalye alırken bile kavga ediyorsan çocuğu nasıl yetiştireceğin üzerine nasıl karar vereceksin diye düşünüyorum.
Stres testleri bence. Evet, önemli bir noktaya değindim. Veya hani yol yakınken belki... ...birlikteliği bozmanın da bir işareti de olabiliyorlar.
Ben mesela gelinliğimi çok muhafazakar bir terzi dikmiştim. Fatih'te ne alaka diye sordum. Ucuzdu. Annemin aslısı.
Neyse ve genelde kapalı gelinlikleri diken biriydi. Ben de kapalı bir gelinlik diktirmeyecektim. Yani hafif dekoliteli bir gelinliğim vardı falan. Bana da sürekli soruyor tamam mı?
Bak bu kadar böyle mi olsun? Emin misin? Sürekli dekoliteye dair sorular soruyor. Ya diyorum evet hani abartma falan.
Söyledim işte şöyle olsun, şu kesin falan filan. Sürekli böyle iğneyi geçirirken bak işte tam şurası mı falan değil mi? Bu kadar önemli mi yani hani milimetrik? Bu yüzden o kadar çok insan nişan attı ki dekoltenin derinliği yüzünden ben sadece bununla ilgileniyorum artık bir tarzı olarak falan dedi.
Uzmanlık alanı bu. Evet. Düğünlerde dekolte. Yani işte şey yani gelinin fazla açması, kayınvalidenin istememesi bilmem ne falan filan.
Çok cidden bir stres sessizliği haline gelebiliyor düğün. Süreci ama ben burada hani biraz daha ben de gelenek yalnız konuşacağım. Şey çok güzel bir his bence ben düğüne gitmeyi de ben de çok severim. Senin gibi hani senin kadar performatif bir.
Halay player olmasam da hoşuma gider yani. Ama kendi evlenirkenki seremonide de çok böyle sanki bütün hayatım bir film şeridi gibi önümden geçiyor. Yıllardır görmediğim ilkokul arkadaşlarım işte eski mahallemdeki komşu teyze bütün o hayatında tanıdığın herkesin gelip sana zamanını ayırması, sana işte maddi bir belki destek vermesi işte altın formatında neyse sana işte ne bileyim Güzel dileklerini sunmaları falan o kadar böyle iyi hissettirmişti ki yani. Herkes de bunu yaşamasını istiyorum yani bir konuk olarak.
Tabii ki de ekonomik bir kısmı da var. Bunun çok ciddi bir düğün endüstrisi var, düğün sektörü var. Ve çok düğün yapamayacak olmak da birçok insanı bazen evlilikten de soğutabilecek kadar şey hale geliyor. Ama burada da hani ara çözümler var yani daha bütçe dostu ara çözümler.
İstanbul'daki düğünler zaten artık böyle bir nikah ve nikahın ardından yemeğe döndü. Ama düğün aslında toplumsal gerçekliğe doğru atılmış adımlardan biri. Şimdi şeyi anlayabiliyorum. Çok ciddi bir masraf ve çiftler üzerinde de gereksiz bir yük de yaratıyor bir yandan.
Yani işte o düğün salonunu karşılamak, belki oraya gelecek insanların eleştirmeyeceği bir yemek sunmaktan başla... ...işte ufak hediyeleri düşünmek, işte böyle yüzlerce o an öngöremediğin harcamayla baş edebilmek... ...yani yeni evlenecek,
hayata ilk kez adım atacak, işte bir hayat kuracak çift için çok maliyetli olabiliyor ve bir yandan uzak akrabalar. İşte ya da işte etrafındaki tanıdıklar büyük beklentilere giriyor. Dolayısıyla bir noktada da ben hani düğünü seviyorum derken düğünün arkasında ben sosyolojiyi seviyorum. Orası bence bütün çıplaklığıyla güç ilişkilerinin ayyuka çıktığı bir yer.
Yani kimin ne kadar altın taktığı, onun karşılığını verip veremediği işte biz ona yarım takmıştık ama o bize çeyrek takmış veya işte biz onun oğlanların hepsinin düğüne gittik. O bizim düğünümüze gelmemişe kadar aslında o bütün ilişkilerin... ...üzerine inşa olduğu yapıyı gösteriyor bize.
Ya işte mesela kayınvalidenin oradaki şeyi... ...böyle biraz şey, o biraz böyle endişeli olur, stresli olur, hafif... ...naza çeker.
İşte oğlum evleniyor. Proy diyen. Aynen, hani oradan böyle bir öfkelidir falan. Gelini hemen yüz vermez.
Çünkü şey gibi düşünün. Hemen yüz verirsen bu da böyle artık bize saygı duymaz gibi. Çok böyle normalde bizim medeniyet, medeniyete geçerken kabul etmek istemediğimiz... ...üzerine örttüğümüz ilişkileri ayuka çıkarıyor.
Ben onu seviyorum. Düğünü seviyorum derken yani işte başkaları içinde düğün eş bulma yeridir. Arkadaşlar orada eş bulur. Gerçek bir Tinder'dır yani orası.
İşte o ona beğenir, bu buna beğenir. Çok iyi yani genelde, içkili düğünlerde en azından açık bar, sonsuz içki. Sevdiğin arkadaşlarının arkadaşlarına gittiysen, akraba düğünü değilsen yani çöpçatı almak için mükemmel bir yer. Kesinlikle veya bir takım güncellemeler olur.
Falanca'nın oğlu evlenmiş de ama mutlu değil gözüküyor. Kilo almış, kilo vermiş, işini batırmış, içini batırdığı için buraya gelememiş gibi... ...bütün o toplumsal realiteler oraya dökülür.
Benim için böyle bir romanda olmak gibidir. Yaşar Kemal'in yazdığı veya... Sen tweet'i planlıyorsun sadece. Ben sosyolojik analizler yapıyorum.
Ben oturup... Düğüne gidip tweet planlıyorsun. Halay çekerken mesela ben kayınvalideyi izlerim. Mesela nasıl bakıyor falan gibi.
Gelini nasıl bakıyor. İşte babayı izlerim. Baba işte orada daha onlar hüzünlü ve bir kenarda böyle ikinci rolü olmayı kabullenirler. Mesela anneler ikinci rolü olmayı kabullenmez.
Ben o realiteyi seviyorum. Çünkü biz ne kadar kabul etmesek de ilişkiler bunun üzerine dayalı. Yani sen birine çeyrek taktığında, onun geri döneceğini bekliyorsun. Bu bir gerçek, bu bir realite.
Bunu reddetmeye gerek yok yani. Yaşar'cığım, gerçek zengin düğününe bir gün gidersen... Ben birkaç kere bulundum. Evet.
Altın toplamıyorlar. Böyle bir gelenek var ultra zengin düğünlerinde. İvan mı, bayraşı mı? Bulamıyoruz.
Hayır, şey... Yok yani hani... Atıyorum girişte belki bir kutu oluyor ama kenarda, köşede öyle toplama gibi bir şey olmuyor da... ...içinden gelirse gidip oraya atıyorsun hani.
Gerçekten hiç kimsenin dikkat etmediği bir köşede bazen oluyor. Çok fazla altın toplanmayan zengin düğününe gittim. Orada da düğünlerin şöyle bir fonksiyonu oluyor bence. Oralar bir network ya.
Tabii, tabii. Yani orada işte bir masaya oturuyorsun, falanca işle ortak yapabileceğini düşünüyorsun. İşte şu malı beraber yapalım, böyle bir iş yapıyorsun falan. Aslında onlar bir network.
Dolayısıyla orada aslında... Tabi sinyalleme de oluyor. Yani buna ihtiyacım yok benim. Kesinlikle.
Aslında her halükarda düğün dediğimiz şey bir toplumsal gösteri aracı. Yani düğünde sen kendi gücünü gösteriyorsun. Mesela geçen sene ben biliyorum ki Üsküdar'ın önde gelen ailelerinden beri... ...Üsküdar'da çok büyük bir düğün yaptı.
Ve mesaj şuydu, bir sınıf atladık. Gittiler mesela Küçük Su Kasrı'nı tuttular. Küçük Su Kasrı'nda çok büyük bir düğün yaptılar. Mesaj şuydu, işverenlerine ve beraber iş yaptı insanlara.
Bakın bizim bu kadar paramız var. Bizle ticareti yaptığınız zaman üzülmezsiniz. Bazen böyle oluyor mesaj. Ya da bazen daha küçük alttan gelen bir sınıf için düğün, o çiftin araba alacak parayı toplaması oluyor.
Yani otuz yıl boyunca aile bütün düğünlere gitmiş, altın takmış, takmış, takmış, takmış ve şimdi oğulları evlendiğinde bir milyon lira toplayacak da bir tane işte araba alacak. Dolayısıyla aslında bir sürü fonksiyonu var düğünde. Asıl düğünlerin fonksiyonu bu arada şeyden çıkmış, yani ta tek eşliliğe... ...daha doğrusu bizim işte tek eşlilik ihtiyacımıza... ...dayanıyor.
Bunu zaten uzun uzun sebeplerinde tek eşli olmaya mecbur muyum bölümünde... ...konuşmuştum. Ona da giderseniz.
Çok izlendi bu arada, dinlendi pardon. Biz iki ayak üstüne çıktıktan sonra bebekler çok daha prematüre olarak doğur hale gelmiş, özetle. Ve çift bağları uzun süreli, monogomik, tek eşli çift bağları kurma ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bunun üzerinden de işte bir tür işte bu ailenin kutsallaşması, işte evliliğin kutsallaşması, tek eşliğin kutsallaşması sürecine giriliyor insanlık olarak milyonlarca yılda.
Evlilik de aslında şu işlerle çıkmış, tarihini araştırdım bu bölüme hazırlanırken. Bu gece bir aslında ilk seks, ilk cinsel birlikteliğin... ...günü düğün yani işte şimdi artık modernleşen toplumla beraber genelde çiftler... ...cinselliği evlilik öncesinde yaşıyorlar.
Tabii ki muhafazakarlık ve kişisel, dini değerlere vesaire göre değişmekle beraber. Ama illa yani bir ilk birliktelik günü olmuyor çoğu çift için. Bu ilk birliktelik, ilk cinsel birlikteliği tüm topluluğa ilan etme. Hani biz işte Ali ile Ayşe... ...bu akşam cinsel olarak birleşeceğiz.
Buradan bir çocuk doğa varsa Ayşe'ye, bu Ali'nindir'in işaretlemesi... ...aslında ve bunu bütün şeyin görmesi, bütün o topluluğun görmesi. Bir başka şey, Katolik Kilisesi'nde mesela tüm çevrendeki insanların... ...o düğüne davet edilmesi ve orada bir ensest yasa olmadığının teyidinin yapılması aslında.
Katolik düğünlerinde şey vardır işte bir itirazı olan varsa şimdi konuşsun ya da sonsuza kadar sussun diye bir ifade vardır. Peder söyler evlendirirken. Orada da hani bu çifti tanıyan, ayrı ayrı Ali ile Ayşe'yi tanıyan herkes konuşacağını konuşsun. Şu an bunlarda bir kardeşlik ya da bir kuzenlik bağı var mı?
Yok mu? Aslında orada hem bunun bir teyidi yapılıyor, hem de bütün topluluk nezdinde artık işte bu kadından doğacak çocuklar, bu adamın olacaktır ona görenin ilanı yapılıyor aslında. Güzel. Ben bu ilk meseleyle ilgili yani işte daha uzun birlikteliklere olan ihtiyaç.
Çünkü çocuğun daha uzun süre bakıma ihtiyaç duyması. Bunu da bir mülke bağlıyorum bu arada. Çünkü çocuk dediğin şeyde bir mülktür. Ve aslında evlilik bir mülk rejimi düzenliyor.
Bir sözleşme ya. Yani düğünde aslında o sözleşmenin ilanı oluyor. Çünkü biz biriyle beraber olduğumuzda, cinsel olarak beraber olabilirsin veya duygusal bir şeylerle paylaşabilirsin ama paylaştığımız en önemli şey mülklerimiz, soylarımız ve kan bağlarımız. Çünkü o soylarımız ve kan bağlarımız üzerinden bize tevarüs edilen bir takım miraslar var.
İşte belki toprak kalıyor, belki arsa kalıyor. Hatta ortaçağa gidersek sana soyluluk kalıyor ve yapabileceği meslekler kalıyor. Öyle sen kafana göre ben şövalye olayım veya ben işte tüccarlık yapayım, zanaatkarlık yapayım diyemiyorsun. O soy üzerinden veya bir takım edinilmiş edinebilirsen eğer haklar üzerinden ilerliyor ve evlilikle bunları aktarıyorsun ve evlilikle bunları kime geçeceğini bilirliyorsun.
E hangi çocuk buna... ...talip olacak. Hangi çocuk bu hakkı meşru olarak taşıyacak?
Bunu evlilik ve düğünle duyurmuş oluyorsun. Düğünün bence bir başka önemli tarafı da şu. Yani insanlar ilişkilerini çok bireysel yaşıyor. Yirmi birinci yüzyılda değil mi? Yani biz iki kişi beraber yaşıyoruz.
Belki anne babamızın bildiği haberi yok. Belki hiç karışmıyorlar. İşte tatile gidiyoruz, sormuyoruz değil mi? Doğal olarak.
Çünkü biz böyle insanlarız. Yani yirmi birinci yüzyıla insanı çok... Otonomiye sahip olan, kendi kararlarını alabilen insanlar ve ilişkilerine dışarıdaki aktörleri dahil etmiyorlar. Ama evlilik anı, düğüne giden süreçte artık aileler girmeye başlıyor.
Yani o bireysel ilişki kamusallaşmaya başlıyor ve gördüğümüz ikinci tansiyon bu. Yani normalde namzet eşinin, anne babası artık sana dair bir şeyler söylemeye başlıyor. İşte evinize şöyle bir eşya alın veya bu renk yakışmaz veya düğününüzü şurada yapın veya işte balayına buraya gidin. Sonra sen şunu sorguluyorsun, altı ay önce böyle bir şey yoktu.
Altı ay önce bana herhangi bir meselede karışmıyordunuz. Artık karışmaya başlıyorsun. Dolayısıyla bizim kuşağımızın çiftlerin, evlenmeye karar veren çiftlerin ilk yaşadığı tansiyonlardan biri bu. Kamusallaşan ilişkiyle karşılaşıyor.
Şimdi diyebilirsin ki, ya bize ne kardeşim? Yani niye karışıyorlar ki? Ama evliliği de biraz kabul etmek lazım ki kamusal bir şey, toplusal bir şeydir. O aslında herkese duyurduğunda onun sorumluluğuyla beraber geliyor.
Bir de bence pratik bir tarafı var. İleride çocuğun olacak ve yani eşinin annesinden veya kendi annenden o çocuğa bakmasını isteyeceksin. Orada bir takım aslında karşılıklı görev paylaşımları var. Yani... O evliliğe giden süreçte demiyorum ki işte bütün dediklerini yapın,
bütün dediklerini ona da aile edin ve bunun karşılığında onun bakımını alın. Ama işler biraz böyle yürüyor. Yani onları sen tatmin ettiğin ölçüde onlar da sana yardımcı olmaya başlıyor hayatında. Çünkü hayatta böyle bir şey, müşterek bir şey, kamusal bir şey diye düşünüyorum.
Kesinlikle. Bu arada Kürt düğünlerinin Türk düğünlerinden bir fark var mı? Akış açısından. Çok daha sonsuz halay var.
Bir de eski düğünler çok daha uzun sürerdi. Yani belki bir hafta, bir hafta hani daha böyle kırsalda vesaire bunların daha uzun sürdüğünü görüyoruz. Ama elbette Kürtlerde şehirleştikçe o düğün sıraları kısalmaya başlıyor. Ama en bariz şey halay süresi.
Mesela on beş dakika sürüyor benim gittiğim şimdiki düğünlerde. Ama mesela Kürt düğüne gidersem üç saat falan sürer yani. Non-stop. Ona da enerji yetmez ya.
Kondisyonuna geliyorsun. Bayağı kardiyo yani. Tabi tabi ona göre geliyorsun. Crossfit yani. Tabi tabi kesinlikle.
Ona göre geliyorsun. Ben bu arada gerçekten folklor şeyine gideceğim profesyonel olarak. Yani şeyi ben severim, bayılırım. Ben de severim.
Geçenlerde Sirtaki'deydim. Benim de Beyaz Türk anılarım. Bu arada sırtaki onun kırılma sebebi şey değil mi aslında? Nazar çıkarıyorlar.
Yani o bardak çabakla... O ayrı, o taverna muhabbeti. Sırtaki halk dansı. Orada tabak kırma ekstra olarak yapılmıyor.
O tabak kırmayı da yapabilirsin. O ikisi ayrı şeyler ama ikisi de bir taverna geleneği diye. Anladım. Ama sırtaki de şunu var, ben halk dansları seviyorum.
Zaten böyle hani şey de seviyorum. Gece kulübüne gidip herkese dans etmeyi de seviyorum. Halay da seviyorum. Çünkü hep beraber bir birlik, senkronizasyon hissini seviyorum.
Yani protestoya gitmeyi de aynı sebepten seviyorum. Konsere gitmeyi de yani hani bir grup insan aynı şeyi, şarkıyı söylüyor ya da aynı sloganı atıyor. İyi hissettiriyor. Ya da maça gitmek.
Maça gitmiyorum ben de. Maça gidenler de böyle hissediyordur diye varsayıyorum. Evlilikle ilgili, düğünle ilgili beklentiler hep artıyor. Bak bu iyi bir şey değil.
Bunun altını çizmek lazım. Mesela şimdi şunu görüyorum. Drone fotoğrafları işte böyle bir akım başladı. Bu bitti şimdi.
Görüyorum benim kız arkadaşlarım yani üniversitelerden tanıdığım insanlar böyle. Nedim'i olmak için bir hafta önceden tatile gidiyorlar. Yok işte özel makyajlar, özel kıyafetler falan. Şimdi buna da şöyle yazılar çıkıyor.
Nedim'i olmanın masrafı diye bak. Acayip masraflı bir şey. Şimdi bu çiftler için de masraflı. Çiftlerin etrafındaki insanlar için masraflı.
Mesela ben bu yaz beş tane düğüne gittim. Beşide şehir dışındaydı. Yani beşincisinde artık yani hem yorulmaya hem sıkılmaya hem de ekonomik olarak seni zorlamaya başlıyor. Aslında çiftler için de inanılmaz bir yük bu.
Çünkü işte drone fotoğrafları çekiliyor. Yok işte öncesinde şey gidiliyor. Yok onları ağırlıyorsun. Yok bunu ağırlıyorsun vesaire.
Beklentiler hep artıyor. Biraz bu Instagram endüstrisi var bunun arkasında. Kesinlikle gömülmesi gereken çok nokta var. Şu anki mevcut Türkiye'deki düğün trendleriyle ilgili.
Ve bence eklenmesi gereken bazı şeyler de var. Birazcık benim gittiğim düğünler biraz daha üst orta sınıf düğünler oluyor bu arada. Tabii ki her zaman değil ama genelde. Şey oluyor yani sadece bare minimum herkesin yaptığını yapmak için atıyorum.
Ana yemekte bir et servis etmek için veya da işte bir fotoğraf çekimi yapmak için işte profesyonel. ...ya da arkadaşlarına seni mahcup etmeyecek bir yerde düğün yapmak için... ...en minimum için bile beş milyon lira harcanması gerekiyor mesela.
Ve bunu yaptığın zaman böyle fark edilebilir ya da konuşulacak bir şey bile yapmıyorsun. Sadece minimum seviyesini yapmış oluyorsun. Bunun üzerine bir de başka şeyler de farklılaştırman da gerekebiliyor vesaire. Bu çok ciddi bir saçmalık haline de geldi.
Buna da belki bir parantez açmak lazım. Çok sıkıcı düğünler de var. Evet, ben düğüne gitmeyi ve her türlü eğlenmeyi beceririm ama yani artık böyle başından sonuna böyle sanki bir rol dolduruyoruz. İşte aynı şeyler oluyor.
Aynı şarkılar çalıyor. Aynı playlist artık yani. Hani buradan düğün DJ'lerine sesleniyorum. Yani şu playlist'i değiştirin artık ya.
Bir kere daha kuzu kuzu dans edecek takatim kalmadı. Yani şu hareketi bir daha yapamayacağız. İrem Derici'nin, kalbimin tek sahibinin şarkısının kurduğu dominasyon. Bak bir ara Cristiano Ronaldo mesleğinden daha büyük bir dominasyon kurmuştu.
İlk dans şarkısı. Acayipti, acayipti bu arada. Sen dedin ya ama hep böyle bir beklentiler var. O beklentinin karşılanması lazım diye.
Gerçekten onun bir de böyle kümenatif bir şekilde arttığını görüyoruz. Yani sen görüyorsun, diyorsun ki bir adım daha öteye çıkarayım. Sonra senin bir sonraki sene düğün yapacak olan, onu bir adım daha öteye çıkarıyor. Ve dolayısıyla sona kalan, hakikaten dona kalıyor burada. Yani sonra kaldığında daha büyük bir masraf yapman gerekiyor.
Bir de şunun altını çizmek istiyorum ben. Yani sen aslında bir yerde de dedin ya, o kümletif, o beraber hissi seviyorum diye. Senkronize oluyoruz vesaire. Mesela Adorno'nun güzel bir sözü var.
Diyor ki, gelenek muhafazakarlara bırakılmayacak kadar önemli bir şeydir diye. Ben mesela biraz düğünü sevmem ve düğünü sahiplenmem de şundan kaynaklanıyor. Sen de muhafazakarsın. Muhafazakar olarak atletmiyorum.
Atletmiyorum. Yani şöyle, her gelenekten... Vaz mı geçeceğiz? Her gelenekten çıkacak mıyız?
Çünkü her gelenekten çıktığımızda çok atomize bireyler olmaya başlıyoruz ve bizi bir arada tutan bağlar gevşemeye başlıyor. Yani burada düğünde edilen dans bunun sadece bir unsuru. Böyle yüzlerce şey var ve gerçekten beni yaşadığım topluma, yaşadığım ülkeye, yaşadığım sosyal çevreye bağlayan da bir şey. Tek bu değil ama bir sürü şey var.
Şimdi hepsinden vazgeçtiğimizde biz böyle rüzgarda sallanan yaprak gibi oluyoruz ya bunu ben sevmiyorum. Bir takım şeylerin bizi bağlıyor olması lazım. Bir takım geleneklere sahip çıkıyor olmamız lazım ki bizim anlam dünyamızı genişlesin. Ben o yüzden düğün yapmamakla işte ben bu ülkeden kopacağım, gideceğim artık bu ülkede yaşamak istemiyorum falan demek arasında bir korrelasyon var.
Şey demiyorum, nedense onun çelişkisi değil ama benzer patikaları doğru getiriyor bizi düşünsel dünyada. ...şu da vardır ya, biz zaten birbirimizi seviyoruz... ...bir de devlet nezdinde bunu açıklamamıza gerek yok falan.
Miraf kanunu diye bir şey var. Haberiniz var mı? Bir öğrenin önce evlilikle ne hakları ediniyorsunuz? Yani bu arada şeyde denebilir.
İlla bunun için evliliğe gerek var mı? Belki bir takım partnerliklerle yapılabilir mi? Bunlar hani tartışılabilir şeyler. Ama demek istediğim şey, gün sonra bütün bu ritüeller, Durukayım'dan konuşacak olursak... ...bütün bu ritüeller bizi bir topluluğun parçası haline getiriyor.
Konfüçyusçulukta da vardır bu arada. Ritüeller kaosa düzen getiriyor aslında. Bizim böyle bir kaotik bir varoluşumuz var. Toplumsal anlamda ve zamansal anlamda da.
Sadece düğün de değil. Doğum günü, bayramlar vesaire. O bizim zamanımızı, yılımızı böyle sembolik günler anlamlı bir şekilde bölmeye... ...bazen işte heyecanlı bir şey beklemek için ona heyecan duymaya.
O günün geleceği vesaire vesaire. Ritüelleri şey yapmak gerektiğini düşünüyorum. Korumak gerektiğini konfüçyusta düşünüyorum. Burada adını vermeyeceğim çok yakın bir arkadaşım var.
Sen de tanıyorsun. Bir evlilik sürecinde. Şimdi onların yaşadığı evlilik sürecine bakıyorum. Normalde hani seküler diyebileceği bir hayatları vardı.
İki çifti de tanıyorum çünkü beraber tanıyorum. Fakat aileleri muhafazakar ve düğün süreci başladıktan sonra dediğim gibi... ...artık aile hem onların karar süreçine daha fazla karışmaya başladı ve... ...hani o ilişkide biz söz sahibi olduk diyorlar.
Şimdi burada bu çift şöyle yönetebilir süreci, bize ne bilmem ne, biz artık otuz yaşında insanlarız, olgunuz işte demek yerine... ...aslında onu bir denge buldular. Yani kendi otonomilerini korudukları, kendi kafalarındaki hayatı, düğünü, sosyal inşai sürdürdükleri ama... Anne babalarında kırmadıkları ve onların bazı isteklerini yerine getirdikleri,
istemediği istekleri ise kibarca reddettikleri bir düzenle görüyorum onları dışarıdan. Bu bana çok sağlıklı bir tutum geliyor. Aslında bu gelenek ve gelecekle kuracağın ilişkinin böyle bir mikrokosmosu gibi. Yani tümden reddettiğinde... Anne babanı da biraz üzmüş oluyorsun,
onlara saygısızlık yapmış oluyorsun, onlara gönül kırıklığına sürüklemiş oluyorsun. Bu bence iyi hissettirmiyor ama ona daha sağlıklı bir iletişim kurup göğsünde yumuşatıp onların istekleri kendi isteklerine harmanladığında hani kendi karakterinde buluyorsun gibi kendi yaşamak istediğin şey. Dolayısıyla biraz buraya getirmek istiyorum. Yani ben buradan full gelenekçi bir çizgiyle her şeyi yapın kardeşim, makas kesmeye de para verin, yolda giderken konvoyda yapın demek istemiyorum ama... Onlar arasında bir denge bulmak ve reddederken de böyle on iki yaşında bir ergen gibi reddetmemek.
Olgunca ne istediğini bilerek kırmadan ama kendi yolunu çizerek geleneği şekillendirmek. Yani orada bir şeye yer olabilir her zaman nego şey o. Uzlaşma mı yoksa? Bir uzlaşmaya yer olabilir her zaman.
Bir Kürt olarak konvoylar hakkında ne düşünüyorsun? Yakın zamanda Belçika'da bir grup Kürt asıllı vatandaş ceza aldılar. Cezası açıklanırken de konvoy yaptıkları ve trafik akışını durdurdukları için şöyle bir gerekçe açıklanmış. Hem trafiğin akışını bozuyorsunuz.
Hem de insanların ırkçı önyargılarını yeniden üretiyorsunuz bu davranışlarınızla. Avrupa'da olsam konvoy yapmam ama buradaki konvoylara katılmayı istemiyorum. Yani böyle abanarak kornaya falan basıyorsun. Bak o da bir sosyal göstergedir.
Evlenen kişinin arkasında yüz kişi var. Tamam, yarın bir gün bunların başına bir şey geldiğinde ona borç verecek on kişi çıkar. Onun işte hukuki bir meselesine gidecek elli kişi çıkar. Hastanede şey olsa... Aslında bir toplumsal itibar göstergesi.
Biz kalabalığız ve hala buradayız. Yani bir cemaat göstergesi. Evet, biraz kabileselliği ve şehirdeki konvoylara okey değilim. Öyle mi?
Kırsal da yapabiliyorsunuz. Eyvallah. Şey ne diyorsun, peki bu meşale tutup yüzlerce kişi yürüyor biliyor musun? Kız isteme giderken falan.
Şövalyemizlerle. Seni istediler mi bu arada? Evet. Yani isteme değil de daha modern ve feminist bir paragraf olarak okundu o metin ama evet.
O seromanı yaşandı. O seromoni hakkında ne düşünüyorsun bir kadın olarak? Ya ben o kadar takılmadım. Ben böyle ne bileyim, cinsiyet dünyası gibi, bundan ilişki gelecek ama cinsiyetçi küfürlere de benzer bir şekilde takılmıyorum.
Altındaki niyetin olmadığı, yani beni gerçekten mal olarak vermedikleri bir şeyde, isim olarak yüzeysel bir ifade olduğu için beni rahatsız etmiyor kız isteme ismi. Ama tabii ki de gerçekten bir mal gibi veriliyor olduğum bir durumda ve pozisyonda olsam beni çok rahatsız ederdi tabii ki. Ben de benzer bir kanaatteyim. Yani orada aslında o artık seromaniler belki bir takım eski toplumsal düzenlere dayanıyor ama artık değiştiler.
Onların altı başka şeylerle doldu. O kız isteme oldu bize dünürlerin tanışması. Kahve içiliyor bilmem ne, Türk kahvesi, seromanisi gibi bir şey. Dünürler tanışıyor ve sonuçta onlar arasındaki dengeyi bulmakta senin ilişkinin... Geleceğini ve sağlığını etkiliyor.
Ben gerçekten burada şunu önemli görüyorum. Mesela biriyle evleneceksiniz. O ana kadar hiç akraba muhabbeti dönmedi ve karşınızdaki insan şey diyor, ben zaten akrabalarıma hani çok öyle ilgi duymuyorum, çok sevmiyorum falan. Ama bence hegelleyen bir perspektiften akraba ilişkileri senin o ikili ilişkide olduğun insanlığın statünü belirliyor.
Yani şey gibi hissediyorsun. O benim bir akrabama işte yanlış bir şey söylediğinde veya onu terslediğinde veya ona iyi davranmadığında... ...sen kendi statünün sarsıldığını, saygı görmediğini, eskisi kadar saygıdeğer biri olmadığını düşünüyorsun.
Yani dolayısıyla bana bu konuda ben akrabalarımı umursamıyorum diyen biri bile... Eşi, anne babasına saygısızlık yaptığına veya kardeşine veya kuzenine... ...bundan rahatsızlık duyuyor gibi geliyor bana.
Yani dolayısıyla bu söze ben pek inanmıyorum. Herkes bunu önemser. Dolayısıyla o bütün o seromaniler, tanışma fasılları, işte ne bileyim... ...kız istemeler,
şunlarlar önemli bence. Çünkü sen eşinin anne babasına saygısızlık yaparsan veya onlarla iyi anlaşamazsan... ...yüzde doksan evliliğinde sorun olur gibi geliyor.
Bilmiyorum sende ne düşünüyorsun? O kadar emin değilim ya, hayır. Öyle mi? Yani çünkü bazı şeylerde mesela çok farklı ayrı dünyalarda hani beton kemalist bir tülale ve Kürt aşireti falan gibi bir evlilik şeyleri oldu etrafımda arkadaşlarımın.
Uzakta farklı şehirlerde yaşanıyorsa çok da artık müdahil olamıyor aileler istese de. Dolayısıyla çok önemini de kaybedebiliyor. Yani bence o akrabalık bağları bence değil yani zayıfladı ve artık evlilik şeyinde çok bir hüküm sahibi değil. Tabii ki de aile yapısına göre değişiyor ama en azından şehirli modern kesimde.
Bu bölüme hazırlanırken şey gördüm, değişik düğün adetleri dünyada ve tabii ki en garibi yine Almanya'dan geldi. Bunun videolarını izledim abi düğün hani evlilikte beraber yaşayacağın zorlukların bir şeyi olarak hani beraber zorluklara göğüs gereceksin ya. Sembolizmi olarak Almanlar ne yapıyormuş biliyor musun? Düğünde gelin ve damada bir odun kestiriyorlar manuel bir testereyle.
Çok iyi. Ama baya zor ve hani gelin kantar içinde kalıyor ve dekolte vermemeye çalışıyor. Rezalet yani. YouTube'da videolarını izleyin.
Baumstamm Sägen diye bir adet. Baya 10 dakika bir de baya uzun sürüyor. Testereyle bir cunanı oturtuyor. Bir cunanı oturtuyor şeyi yapmaya çalışıyorlar.
Odunu kesmeye çalışıyorlar. Bir tane İsveç adeti varmış. Gelin damat masada otururken Ne zaman damat kalksa masadan karşı cinsten biri gelip gelini öpebilir falan gibi böyle oyunlu bir şey. Hani kaçırdık kızı gibilerinden.
Bir tane Nijerya adeti var. Geline para atıyorlar. Suratı ful asık. Gülene kadar atmaya devam etmen lazım.
Para toplamanın bir yolu gibi geldi bana bu. Ama gülmemen lazım. Hani şöyle çok para oldu dememen lazım. Gibi gibi.
Burada ben birazcık, özellikle Türkiye'deki düğünlere de... ...bence bazı modifikasyonlar gelebilir. Bir zaten DJ'lerden bahsettik, playlistlerden bahsettik.
Biraz daha minimalist ve biraz daha duygu yüklü olabilir. Ben mesela şey adetini seviyorum. Video geliyor falan. O da güzel.
Bu Amerikalıların vardır ya işte konuşma yaparlar. Severim ben onu. Güzel. Ne anlam ifade ediyor mesela?
Evet yani işte çift hakkında yakın bir arkadaşı geliyor, konuşuyor vesaire. İşte ne bileyim damadın çok yakın kuzeni geliyor, anlatıyor, komik bir şeyler söylüyor. Bugün çulhan tarzı bir analiz yapayım mı? Bak geliyor.
Abi Türkiye'de her şeyin festivalleşmesini görüyoruz. Neyi? Bak şimdi. Çocuk doğacak cinsiyet partisinden başla.
Ama bu Türkiye'ye özel değiller. Değil ama hani Türkiye'de bu inanılmaz yaygınlaşmış. Türkiye'de çok özentilik var abi. Mesela sen o cinsiyet partilerini biliyor musun?
İki tane bebek geliyor. İşte maskot buluyorlar, kavga ediyorlar. Kazanan işte aslında doğacak bebeğin cinsiyetiymiş. Erkek kazanıyor.
İşte erkek olacak falan. Sonra işte kadın çıldırıyor falan, ağlamaya başlıyor. Damat orada öğrenmiş işte. O da ağlıyor, baba olacağım falan.
Buradan başla işte kırk gün. Şeyi, duşu, işte yok. Duşu mu? Öyle değil mi?
Baby shower, başka bir şey. Diş buğdayı var. Diş buğdayı, işte yok birinci yaşı, yok ikinci yaşı. Bir de hem doğunun hem batının adetlerinden bir arada.
Baby shower, kırk gün diş buğdayı. Acayip bir her şey, yani işte okumayı öğrendi, işte üniversite falan. Her şeyi festivalleştiriyoruz yani. Her şey böyle özel gün oluyor ve inanılmaz ona para harcanıyor, zaman harcanıyor.
Bir de İnstagram'a onlarca post çıkılıyor. Biz de sanki bundan böyle acayip keyif alıyormuşuz gibi. Harika olmuş canım, işte Allah bağışlasınlar, bilmem neler falan. Bu kadar, inanılmaz bir festivalleşme var.
Bak, acayip bir eğlence sektörü var bunda. Endüstri inanılmaz, bence mutludur bundan. Organizasyon şirketi olduğunu düşünsene. Her şeyi organize ediyorsun abi. Evet,
evet. Bir de biri yaptı, ben de yapayımcılık da çok farklı yani. Kesinlikle. Çünkü şöyle oluyor.
Sen yapmadığında değer vermediği gibi oluyor ya. Bir soru soracağım. Düğüne çok para harcamıyorsan o insana az mı değer veriyorsundur mesela? Zor bir soru ya.
Bir de çok kişiden kişiye göre değişiyor. Paran varsa ve harcamıyorsan, paran yoksa ve harcamıyorsan gibi... ...çok farklı farklı sekmeler açıldı zihinde. Çünkü bak... Net bir cevap veremiyorum.
Yine bizim muhtemelen takipçilerin düşünmediği şekilde ben yorum yapacağım. İnsanın zihninde geleneklerin böyle tohtusunda biriktiği bir bilgelik var ya... ...para harcamıyorsa sevmiyordur abi.
Katılıyorum ben buna. Bir adam para harcamıyorsa sevmiyordur. Parası varsa ve harcamıyorsa olabilir, evet. Evet, zaten tabii canım.
Parası yoksa şey yapacak değiliz yani. Ama harcamıyorsa sevmiyordur bence. Borca girmiyorsa sevmiyordur da olabilir. Kredi çekmiyorsa sevmiyor.
Vallahi ihtimaller dahilinde. Yani ona şey yapabilir miyim? Bulacak adam bulur falan da diyebilirim. Çünkü...
Verdiğin sevgi, şimdi sevgi dediğin şeyi nasıl ölçeceksin ki? Biraz böyle şey... Tehlikeli bir yere gidiyorsun Güneş. Sevgi dediğin şeyi, ölçebileceğin şeyi ortaya koyduğun yani emektir yani.
Bu emek de öyle seni seviyorumlar falan değildir. O da vardır da şimdi şey yapmayalım. Şimdi bir erkek para harcamıyorsa sevmiyordur. Ben açık konuşayım.
Hadi ya çok keskin bir yere gittin Yaşar. Kadınlar bizim kahve şeyimizi aldılar ve gittiler falan. Ne o? İki latte ısmarlamış. Yok.
Hayır, işte ben, yok o çizginin tam tersindeyim. O çizginin tam tersindeyim. Orada erkek, bak o bile bak, beni şöyle doğru çıkarıyor. Üç yüz liranın hesabını yapıyorsa erkeği boş ver zaten.
Sal gitsin yani. Doğru söylüyorsun. Bak ben genel olarak şuna karşıyım. Bizi o üniversitede bir takım gelenekler, bir takım işte binlerce yıldır gelişmiş olan bilgelikler, bunlar boş.
Her şeyin doğrusunu biz biliyoruz. Ben öyle düşünmüyorum yani. Bu biraz toplumsal, yapı bozum, postmodernizmin tüm olayı zaten bir şeydir. Birazcık bizim podcast'ımızda da yaptığımız bir şey yani.
Deconstruct, yapı bozuma uğratıyoruz bir şeyleri. Ama bu yapı bozuma uğrattığımız her şey ya da bu... ...jeneolojisini, soy kütüğünü çıkardığımız her şey boş ve bundan kurtulalım demek değil.
Bu böyle bir brownie tarifi, kek tarifi veriyorum ben mesela. Diyorum ki içinde bak şu var, şu girdi, tereyağı var, çikolata var, bilmem ne var falan, fındık var. Ama bunun nelerden, hangi faktörlerden oluştuğunu, soykütünü çıkardığımız zaman... ...biz bunu çöpe atalım bakın,
ipliğini pazara çıkardık demek anlamına gelmemeli her zaman bence yani. Katılıyorum. Çünkü o toplumsal bir gelikte oluşmuş o davranış kodlarının... ...hakikaten arkasında bir ekikat olduğunu düşünüyorum yani.
Birine para harcadığında veya işte birine dair bir yatırım yaptığında... ...o insana verdiğin değer de artıyor veya en azından ilk ölçebileceğin test bu oluyor. Çünkü bir date'e çıktığını düşün, bir kadın olarak.
Yani adam beş yüz liranın hesabını yapıyor. Şunu düşünürsün, bunda olmaz. Çünkü yarın bir gün daha büyük paralar konuşulacak. Belki senin işte annen hasta olacak, annene para bulman gerekecek.
Çocuğunu okula göndereceksin, bir kıyafet alacaksın. Yani bundan hesabını yapan adam... Oradan ölçüyorsun ya, ölçebileceğin bir takım sana da kriterler lazım. Aslında kastettiğim şey bu.
Bundan ölçmeyeceksek nereden ölçeceğiz? Çünkü bana duygular çok gelip geçici şeyler geliyor. Evet. Uçarlar yani duyguyu.
Ama neyse bu bizi düğün, düğün... Düğünden başka bir yere gideceğiz şu an. Ben buradan şey diyeceğim, büyük düğünler yap onu hani beş milyona falan. İçindeki gürdü özgür bıraktın yaşa.
Sen sadece büyük düğün istiyorsun ve rasyonel er gibi ki düğün yapacak mısın? İnşallah bir gün hayalini kurduğun gibi evlenirsen. Yapacağım, yapacağım, düğün yapacağım. Nasıl bir düğün hayal ediyorsun?
Vallahi işte herkesi çağırıyorum. Sen kesin böyle müstakbel eşinden daha çok detaylara kaçıyorsun. Evet, bak şimdi düğünü benim zaten yapmam ihtimam yok. Hayalinde bir düğün var yani.
Hayalinde bir düğün yok ama şöyle, benim düğün yapmam ihtimam yok zaten. Bir kere ben şimdi en büyük torunum, bir de en büyük erkek torunum. Şimdi hani bir paşa, öyle olur yani anladın mı? Büyük erkek torun şeydir, yapman lazım.
Altın kemeri hazırdır, müstakbelleşin. Dolayısıyla yapmama gibi bir durum söz konusu değil. Ama düğün yapmayı da seviyorum. Niye?
Arkadaşlarınla eğleniyorsun, onu bir kere yaşayacaksın. O keyfi de bir şey. Umarız bir kere. Evet, birden fazla doğru.
Boşanılan düğünler hakkında ne düşünüyorsun? Ben geçen boşanmış arkadaşımın ikinci düğününe gittim Nasıl? Ha, bir daha evlenirken mi? İkinci evlilik.
Ee? ve... Komik bir ev, vay vay. Hadi bir daha olmasın falan gibi bir mod oluyor.
Güzelmiş. Ben daha o aşamada değil, ben daha düğün aşamasındayım da. Güzel şakalar döner. İşte bir bölümden... Yeniden hoş... Ben konuşma yaptım bu arada düğünde tabii ki.
Ve sürekli şöyle düşündüm. Yeniden hoş geldiniz desem mi? Oo, şey olabilir de. Kamede.
Ama o dark yumura Türkiye hazır değil. Değil, evet, evet değil. Yani düğün yapmayı düşünüyorum. Tabii bu arada bu biraz kısmet meselesi.
Yani o an yapamazsın, başka bir şey olur falan ama o kadar da karşı değilim zaten. O kadar büyük bir mesele haline getirmiyorum. Yani yapılır, halledilir. Ne olacak ki yani?
Hani çok da fazla üzerine kafa yormuyorum. Çok böyle ses girdiğim mesele değil. Sence peki Türkiye'deki düğünleri nasıl daha iyileştirebiliriz? Bu arada şöyle bir data da var, global bir data.
Düğünü harcanan parayla evli olma süresi ters orantılı. Yani ne kadar çok para harcarsan düğününe, o kadar kısa evlilik alıyorsun. Bu benim bu arada deminki tezimi yanlışlayan bir şey. Çünkü ben hani çok para harcayayım.
Bence orada bir eşikten sonra artık tamamen hava atma ve şeye giriyor ya böyle. Birazcık artık bazı düğünlerde de fazla hava atma ve artık konu böyle evlilikten çıkıyor ve güç gösterisine, gövde gösterisine dönüşen düğünler de olabiliyor. Ben bence burada düğünün yüzde doksan amacı bu zaten. Bağlarla, kalabalıkla, parayla, sermayeyle her şeyi gösterme gücü.
Ama Türkiye'de değişmesi gereken şey... Birincisi insanların modu değişmeli ya. Yani düğüne geldiklerinde çok surata asık insan görüyorum mesela. Yani bak İran'da bir farkı koyayım.
Sen İran'dayken. İnsanları... ...bir takım gelenekleri icra ederken veya bir takım okazyonlarda daha mutlu gördüm.
Yani Türkiye'de böyle bir şey de var. Bir keyif almama durumu da var. Mesela İran hakikaten şey, goy goy sanardım. Adamlar sanatta çok gelişmiş abi falan.
Bu karikatür var ya, İran'ı yeni övdük. Ben yeni övdüm falan. Ama sayı kayındı. Aynen ama... Övüp geldim abi.
İran sinemasında. Aynen öyle. Ama bak gerçekten sanatta, işte resimde, müzikte bir... Bir gelenekleri, bir derinlikleri olduğunu fark ettim ve mutlular.
Yani toplumsal hayat daha canlı bize kıyasla. Biz de ne yaparsak yapalım. Düğünden başla, düğün, kutlama, bir araya gelme. O kadar coşkulu yaşamıyoruz.
Böyle bir genel sinmiş bir memnuniyetsizlik var. O ruh hali değişsin yeter. Yeri kalan her şey çorap söküyor gibi gelir yani. Ben birazcık inovatif ve marjinal bir öneride bulunacağım.
Bizi çağırın. Temalı düğün. Ben bir tane benim uzaktan tanıdığım bir kız. Çok keşke beni çağırsaydı bu arada, üzüldüm.
Sirk demalı düğün yaptı. Allah Allah. Şey, Türk bu arada kız. Şey, sirk çadırı.
İşte o sirkte klasik olan sarıklı adamlar. Herkes rengarenk giyindi. Gelinlik değil böyle renkli bir fantastik elbise ve her şey sirk demalıydı falan. Bence biraz böyle farklılıklara da artık...
Hani insanlar sıkıldılar sonuçta hep aynı şeyleri yapmaktan. Aynı ordu tabağı işte sarmasıyla, bilmem nesiyle... ...aynı müzikler falan, aynı akış.
Birazcık belki bir farklılaşma da getirebiliriz ben. Birazcık yeni evleneceklere, kutunun dışında düşünme önerisinde bulunuyorum. Böyle bir şirket kur. Konsept tavsiyesi var. Çok iyi.
Benim yapmak istediğim 30 iş var yani. Hangi birinin sığdığı sen bilmiyorsun. Bu arada biz geçen bölüm bize Reels göndermelerini istemiştik. Aa evet ve bakamadık.
Ben baktım ve pişman oldum. Niye? Abi yüzlerce Reels geldi. Bana da çok geldi ve ben Yaşar'a gönderin dememe rağmen.
Sana ilettim zaten. Evet, yani yüzlerce reis geldi. Vallahi izledim. Ama top üçü sıralı desen, bir tane Urfalı bir reis vardı.
Bir tane Urfalı amca şey diyordu, Sinatra çal, işte bilmem ne çal falan. Biliyor musun o reisi? Urfalı bir adam. Kültürlüdür Urfalılara bak.
Görüyorsun yani. Sen ve bu adam herhalde. Tek iki kültürlü Urfalı. Birer tatlı ses var.
Ortamı düşürüyor mu? Işte Frans Sinatra çal falan diyor. O riyaz güzeldi. Aklıma mesela o kalmış.
Urfalıya kaldı galiba. Bence şey yapalım, bir oturup izleyelim sen. Çünkü daha o konuya eğilemedik, daha yeni geldiğin için İran'dan. Evet.
Bu riyaz konusunu ayrıca eğilelim sevgili Yaşar ve bir top üç beraber belirleyelim. Tamamdır. Peki o zaman burada bitirelim. Mecbur muyumun bölümünde düğün yapmaya mecbur muyumu konuştuk. Biraz aynı fikirdeydik.
Yapın gitsin dedik yani. Ama belki bir ufak çeşitli modifikasyonlar önerdik. Birazcık düğünün tarihinden konuştuk. Bir sonraki bölümde yine toplumsal bir kabulü masaya yatıracağız.
Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.