
3.380 kelime · ~17 dk okuma
Peri Bacası Fakültesi. Oğlum olmayabilirdim şu an he. Bilmiyorsunuz neler geldi başıma. Geçen hafta telepi yapamamıştık psikiyatrisle.
Yani 14 gün beni görmedi. Ve bu hafta diyorum ki merhabalar, bu hafta da hastanede yatıyorum. Ben Türkiye'nin en genç tanınan doktoru olarak... En çok tanıyan, en genç doktor olan nasıl bu kadar longevity, sağlıklı beslenme, cart truth arkadaşlar takviyelerim falan derken hastaneye yattığım az kalsın öbür tarafı boyluyordum arkadaşlar.
Hadi gelin biraz da beni buraya sürükleyen her şeyden gerçekçe bahsedelim. Biraz da update vereceğim, biraz sohbet edeceğiz, biraz da güleceğiz, bazen de ağlayacağız. Hazırsanız başlıyoruz. Ben sizi çok özledim.
Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Peribacalılarımı belirtmek isterim ki hala nekahatliyorum. O yüzden böyle bir gidip bir geliyor yani.
Çok yorgun hissediyorum, evden çıkmıyorum. Vallahi billahi sözümü tutuyorum. Dinleniyorum. Böyle ateşim çıkıyor.
İlaç içiyorum, iniyor. Antibiyotiklerime devam ediyor falan. Tamam mı? Buradayız şu anda.
Dün hastaneden çıktım. Dün öğleden sonra. İyileşeceğim. Bir 3-4 güne kendime gelirim inşallah.
Ama tabii ki sepsisten sonra dikkatli olmak gerekiyor. İşte bir süre ağır spor yok falan. Canım çok spor yapmak istiyor ama yapamıyorum. Ondan sonra uzak mesafeye gitmek yok.
Kendini yormak yok falan filan. Şimdi... Abla sana ne oldu? Şimdi bir tanem.
Tam bir hafta önce. 11 Kasım. Çok değer verdiğim bir insan vardı, var hala. Onu havalimanına bırakacaktım, tamam mı?
Havalimanına bıraktım, havalimanından dönmeye çalışıyorum. Dönüyorum, benzinliğe uğradım. Allah, ben tir tir titriyorum, tamam mı? Böyle, yani madde bağımlısı gibi.
Millet bana bakıyor, benzinlikteyim falan. Harbi bakıyor, iyi misiniz hanımefendi, iyi misiniz bir şeyler. Diyorum, iyi değilim ya, iyi değilim. Bana ilaç verdiler sağ olsun falan dedim.
Non-steroid, anti-inflamatör, bir şeyler var mı? İşte AVLS, parol, ne varsa artık yani hani... Non-steroid, anti-inflamatör veya paracetamol. Ateşim düşmesi lazım, titril titril.
O güne kadar da anlatacağım. Ağızdan tedavi, serum... Ateşim düşürüp devam ediyordum. Sanıyordum ki ben böyle... Üst solun yolu devam ediyor.
Haa viral falan geçer. Hastaneyi meşgul etmeyin falan. Tamam. Neyse sonra, ay benzinlikle titriyorum, kendime gelemiyorum, araba kullanacağım falan.
İlaçları içtim, yolda gidiyorum, geri dönüyorum havalimanda. Bir terliyorum, bir terliyorum, bir de iki tane içtim ilaç yetmez falan diye. Allahım bir terliyorum. Kevser'i arıyorum podcast'tan falan işte, çok hastayım gerizekalı, bölümü atamayacağım falan.
Tam da geçen hafta bu zamanlar bölüm atmam gerekiyor ya. O da çok geçmiş olsun falan dedi arkadaşlar ben sonra. Kendime gelemedim. Oturduğum yerden kalkamıyorum.
Kalkamıyorum. Aradım annemi, anne çabuk gel neredesin falan. Beni hastaneye götürdüler. Hastaneye gittim.
İyi değilim. Hastaneye gittim acile. İşte kadın doğumcu, dahiliyeci falan filan vardı. İyi değilim yani.
Kadın bir şok oldu dedim. Doktor dedim niye şok oldunuz falan. Bakıyor bana şok oldu böyle. Ne oldu dedim beni tanıyor musunuz da şok oldunuz.
Yani garip karşıladım ben de şok olmasını. Dinliyorsa da buradan o beni tanımıyordu. Diğer doktoru tanıyordu. Selam olsun.
Yani anlamadım niye şok oldunuz gerçekten. Ama sonra toparladık arayı. Neyse. Ondan sonra belki hani halim çok kötü falan kan testlerim çıktı o falan derken arkadaşlar hello ben sepsisteyim.
Doktor dedi ki yatırmamız gerekiyor falan. Annem diyor ki yatırmasak ya biz geliriz. Hani şey var ya kötü olduğum durumlarda kimse bana inanmıyor çünkü hani olduğum hal diye böyle davul zurna oynuyor. Ben gerçekten kaç gün boyunca normal yaşadım hayatımı hep baskıladım baskıladım.
Ateşim çıkıyor titriyorum serum takıyorum terliyorum ateşim düşüyor dışarı giriyorum hammama gidiyorum iyiyim falan diye böyle bir şey Olamaz. Ve kadın da diyor ki doktor hanım işte yatıralım hani diyor ki bir şey olmazdı biz geleliz falan. Anne diyorum sepsisteyim. Şimdi değerleri anlatsın falan.
Korktum biraz. Sonra işte yattım tabii. Sanıyoruz ki biz herkese gün çıkacağım hani IV demardan biraz tedavi alayım. Antibiyotik falan çıkarım.
Ha çıkarsın. Arkadaşlar ilk girdim. CRP'm yüz küsürdü. Sonra her gün artmaya devam etti.
Devam etti. Prokylstoninim artmaya devam etti. Septik şoka girmem riskim artmaya devam etti. Prokylstoninim falan.
Ya Allah! Yani ben... CRP 200 geçti. Şöyle anlatayım bu arada size.
CRP bir enfeksiyon markerı. Sadece enfeksiyon markerı değil. Başka şeyleri de gösteriyor. Ama enfeksiyonun gidişatını da gösteriyor.
Sepsis dediğimiz şey de enfeksiyonun organı geçip kana yayılması, kanla beraber diğer organları sıçramaya başlaması falan filan ve bunun başka değerleri de var sepsisi yapan. Vücuttaki diğer bulgulara, diğer sonuçlara falan bakıyorsunuz ve sepsislerim değil mi öyle karar veriyorsunuz. Sonra seplik şok var artık, o ölümcüz zaten. Tepsiste baya riskli, kayabiliyorsun zaten direkt yani.
Neyse arkadaşlar, benim sorunum idrar yollarından başlayan ve idrar yollarında hiç semptom vermeyen, sonrasında geçti sandığım yukarı böbreğime kadar sıçrayan, böbreğimden safra kesimin duvarına sıçrayan, safra kesimin duvarına sıçrayan, oradan pankreasıma falan da artık Ak ciğerime sıçradı, ak ciğerlerim stoplamaya başladı. Yani pleural effüzyon dediğimiz şey. Ben nefes alamıyordum artık. Yanına duruyorum, böbreğim ağrıyor, yan ağrım var.
Öne duruyorum, epigastrilik karın ağrım var, safra kesemden, pankreasımdan. Arkaya yatamıyorum çünkü pleural effüzyonum, ak ciğerim stopladı. Çok kötüydüm. Sürekli titriyorum.
Ateşim düşmüyor, ateşim düşmüyor. Her yerim ağrıyor. Bilincim, babam dedi ki bir ara artık sayıklıyordum dedi yani. Sayıklamaya başlamıştım hani.
Manasız şeyler söylüyordum hastanede. Ve korktu herkes. Ben bir ara, bir gece hemşehrileri korkuttum dedim. Ben dayanamıyorum artık, tedavi edivereceğim.
Bana ne? Evimde giderim, titriye titriye edebilme dedim. Hastalığımı yaşarım, bu ne dedim ya. Baya cahil cahil işler yaptım o sırada ama... Şimdi benim damarlarım... Ehlerdanlos var diyorum ya,
hipermobilim. Hani her yerim esnek, damar... Bağ dokumu bozuk falan. Damarlarım da hemen sertleşiyor, hemen.
Yani... Trombofilabit oldu her yerim. Anlatabiliyor muyum? Ve onun için de böyle sürekli damar yolu değiştirmemiz gerekti.
Sertleşti, acıdı, etti. Yani çok kötüydü, çok zordu. Kan gazı param. Kan kültürü almaya çalışıyor, alamıyor.
İki saat kan kültüründen önce de ateş düşürülmüyor. Ateşim, iki saat titriyorum böyle falan. Ay Allah'ım dedim ben dayanamıyorum artık. Ve gerçekten bana o kadar çok şey öğretti ki bu hastalık.
Neyse arkadaşlar en kötü gecede tamam mı? Gergin uykulardan kör gecelerden bir sabah gelecek kardan ay ağlayacağım. En güzel o gece Allah'a çok dua ettim. Tamam mı?
Dediğim gibi böyleyim ama Allah'ım varsan eğer gel beni iyileştir varsan. Sabah kalktım diyorum ki arkadaşlar iyileştirmedi beni yani nasıl olabilir? Bilmiyorum ama grandiöste. Sabah doktoru içeri girdi.
Dedi ki Cerebro düştü ve reksiyon kırıldı. Ben dedim Allah'ıma özür dilerim. Bir sabah gelecek kardan aydınlık. Sonra dümdüm bilmecelerden.
Bir sabah gelecek kardan aydınlık. Velhasıl kelam 3. antibiyotikte ilk başta safe reaksiyon yaptık daha geniş spektrumlu falan. Antibiyogram çıkmadan ne demek bunlar ne diyorsun abla?
Şimdi ben sistito oldum, anlamadım. Ya anlamadığını derken semptom vermedi. O sırada yukarı çıkıyormuş böbreklerime yani piyelonefrit böbrek ithabı. Piyelonefritinde de böbrekte hangi enfeksiyon, hangi mikrop ürediğine bakmak için idrarından kültür oluyorlar tamam mı?
Ayrıca kandan da kültür oluyor. Antibiyogram çalışıyorlar. İdrarından kültürü aldılar. İdrar kültürü ne?
İdrar örneğinden, kültür yani o bakterilerin olduğu yerden alıp alıp örnekleri hangi bakteri varmış onu üretmeye çalışıyorlar. Eğer orada bakteri ürerse, aa diyorlar bu bakteri üredi. Yani sizde bu varmış. Bende de ekoli vardı.
Genelde de ekoli olur zaten. Bunlarda. Ve benim E. coli bakterim, Escherichia coli, İngilizcesi, Escherichia, kolide Türkçesi.
Bunun hangi antibiyotiğe karşı duyarlı olduğunu anlamak için de antibiyogram yapıyoruz. Antibiyogramda da bir sürü duyarlı olduğu antibiyotik vardı. Meropanem de bunlardan bir tanesiydi. İlk başta Sefti reaksiyonu denildi.
İkincisi Tazobak'tan. Ona direnç değilmiş. O yüzden enfeksiyonun kötü gitmiş o ara. Sonra Meropanem, tamam mı?
Hepsi damardan alındı bunların. Sonra yavaş yavaş ağrılarım azalmaya başladı. İşte iyi olmaya başladım. Ateşim düşmeye başladı.
Bunlar genel olarak bir yedi buçuk, yedi gün sürdü. Tamam mı? Peki yani ne oldu da ben bu hale geldim? Ya da hiç niye fark etmedim ben bunları?
Yani sonuçta o kadar sağlıklı besleniyordun falan filan değil mi? Hani niye fark etmedim? Bunları konuşmak istiyorum biraz. Çünkü önemli şeyler bunlar.
Doktor Güneş radyo. Önce bu hastalığın üzerinde şeyden bahsedeyim. Şimdi ben bu hastalığı olmadan önce, yani ürünel sistem enfeksiyonundan, ürosepsise girmeden önce sonunum yolu hastalığım vardı. Yani herkesinki gibi soğuk algınlığı.
Bu aslında işleri karıştırdı. Soğuk algınlığım vardı ve soğuk algınlığım viraldi. Viral soğuk algınlığının bir tedavisi yok arkadaşlar. Yani siz o içtiğiniz ilaçlar içiyorsunuz.
Hani soğuk algınlığı için grip ilaçlarını anlatabildim mi? Ve sonra C vitamini falan kendinize iyi bakıyorsunuz. Onu konuşmuştuk daha önce. Ve ben de bu ilaçları içiyordum.
Kermeslerimi takıyordum falan. Ve iyi beslenip iyileşmeyi bekliyordum. Ona iyileşmiş gibiydim böyle. Ama ateşim de çıkmaya devam ediyordu.
Ateşim çıkmaya devam edince ben dedim ki demek ki onun artıcısı bu falan. Hani devam ediyor bitmedi. Çünkü uzun sürebilir bazen. Viral enfeksiyon yani.
Bir hafta genelde ama tekrarladı belki falan diye düşündüm. Ve idrar yollarımda da başka bir semptom yoktu. Yoktu yani ne yapayım, yoktu. Çünkü niye?
İşte o an başka bir dopaminim vardı benim. Başka bir adrenalinim vardı. O adrenalinden, dopaminden anlamadım ben bir şey olduğuna. Böyle yani tabii baskıladım kendimi hep.
Ve ben sadece sanıyorum ki ben sadece titriyorum ve üşüyorum falan. Nasıl titriyorum, üşüyorum? Bir anda titreme geliyor. Hiç normal değil aslında yani.
Desene Tuba ne oluyor kendine? Bir bak kendine yani. Sonra böyle olunca artık bayılacak gibi olduğunda, yerinden kalkamayınca artık annemi aradım. Hastaneye o şekilde gittim.
Bu yüzden geç kaldım. Anlatabildim mi? İki enfeksiyon birbirine karıştığı için, iki hastalık birbirine karıştığı için ve semptom vermediği için vücudum. O yüzden dayanıklılık da bazen iyi bir şey değil.
Yani dayanıklıydım, eee semptom vermedi. Ne oldu? Bak, gidiyorduk yani. Ben 48 saat daha geç kalsaydım bugün aramızda olmayabilirdim.
Çünkü ilaca rağmen o kadar eskale etti. İlaç olmasaydı ne olacaktı? Antibiyotik yani bahsettiğim damardan seft reaksiyon olmasa ne olacaktı? Allah korusun.
O yüzden kendimizi ihmal etmeyelim bu durumlarda tamam mı? Ben yaptım, siz yapmayın. Şimdi en baştan size niye böyle oldu? Bunu anlatacağım.
Hazırsanız devam ediyoruz. Şimdi son zamanlarda herkes bana diyor ya çok hızlısın, çok hızlısın, çok hızlısın falan filan. Yani ya da işte hani manik bir şeyler, bir şeyler. Ben manik değildim okey ama çok hızlıydım evet.
Zihnim çok hızlıydı. Fakat sorun şu ki, hızlı olan zihnime, çalışmak isteyen, uyumayan, işte sürekli bir şeyler üreten zihnime, bedenim yetişemedi arkadaşlar. Konu bu tamamen. Yani hatta böyle bakıyorum storylerime, şey falan yazmışım size.
Bir gece dans ediyorum, bir gece diyorum ki arkadaşlar bugün tüm gün uyuyacağım. Çünkü uyumadan çalışıyordum arkadaşlar ama bedenimi o kadar uzun zamandır, bakın bu da yapılmaz yani. Eylülden beri. Eylül 15'te o kitap sözünü tamamlamıştım.
Eylül 15'ten beri ben canhıraş, durmadan çalıştım. Ve bedenimi diyorum ya o kadar hoyratça kullandım ki yani o kadar sabote ettim ki pes etti. Yemek yemedim, çok kilo verdim. Yani ben sağlıklı besleniyordum fakat sağlıklı besleniyorken hasta olmadım.
Ben beslenmiyordum son zamanlarda. Bu iyi bir şey değil. Fakat çalışmaktan, o dopaminden yemek yemek zamanım yoktu falan derken yemek yemeyi unutuyordum, yemek yemiyordum. Ameliyat oldum.
Bakın, 10 saat ameliyat oldum. Ameliyattan sonra daha yüzüm iyileşmedi. Yüzüme daha ben bantlayacak zamanı bulamadım. Gittim sempozyumlara, kitap çıkardım, imza günlerine gittim.
Şehirler arası koşturdum, ettim. Yani bunlar yanlış. Yanlış derken bedenime yanlış. Bunlar bana, kendime, bedenime haksızlık.
Kendi kendim hakkına girdim yani. Ve zihinim o kadar durmuyordu ki, yapacak başka bir şeyim yoktu. Yani diğer türlü de evde oturup dans ediyordum gecenin bir vakti. Çünkü enerjim bitmiyor.
Bitmiyor. ADHD'yi suçlamıyorum. Ne yapayım? Ben böyleyim.
Ama evde oturup çalışsam dahi yani, o en kötüsüydü. Bir kere dedim ya size, yani 80 saate girdim ya uyku çalışarak. Ve bu olmaz. Uyku çok önemli.
Günün sonunda, ben kendimi böyle bedenimi suistimal ederek hayatta kalmaya çalışınca, Ne oldu? Bağışıklığım düştü. Kortzolüm arttı. Beslenemedim.
Benim bu bir ay içerisinde D vitaminim yerlerde. Sekiz şu an, sekiz. Yani çok kötü. Hemen depo alıyorum şu an yani fazla fazla.
Anemik olmuşum bir ay içerisinde. Anemik yani bir buçuk işte. Kaç? İki ay mı oluyor?
Eylülden beri kansız olmuşum yani. Ya çok kötü. Bir insan bu genç yaşında niye sepsise girer? Niye böyle efekte olur?
Çünkü bağışıklığım yerde, korkusuyum. Tavan, stres, çalışmak, uykusuzluk. Bir de her imza gününde işte 500 kişi var. İşte sarılıyoruz, ediyoruz.
O da düşürüyor bağışıklığımı. Hiç dikkat etmedim kendime. Talkshow'da herkes... Talkshow'daki kişi sayısı tabi daha azdı ama... Yani sepsisten çıktım hastaneden.
Yani daha yeni ameliyat olduğumda değil. Bu hastanede yattığımda. Eczaneye gittim kızlara fotoğraf çekilebilir miyiz diye. Ben sarılıyorum kızlara.
Ya napıyorsun? Ne yapıyorsun? Kendine gel ya. Çıktım ben, Hempa'ya gidecektim ayın 23'ünde.
Ben hala gitme derdindeyim falan. Bana yazdı ki, Enes hatta dinliyor olabilir, çok sağ olasın. Tuğba dedi bak gelmek zorunda değilsin, gelmeye çalıştın, biraz bize ayıp olmaz. Ben dedim ki zoom, o diyor ki Tuğba zoom da yorucu, otur oturduğun yerde.
Teşekkür ederim yani, ben kendimi düşünmüyorken kesinlikle söz verdim, düşüneceğim falan diye. Yani teşekkür ederim, çok iyi insanlarsınız. Bana ders olsun. Diğer bir ders de şunu söyleyecektim.
Vallahi hastalara o kadar yandım ki. O kadar yandım ki. Bu yaşta böyle yatmazsın. Bu nadir bir şey.
Ne alaka? Bir de sağlıklıyım falan. Doktorlar da şaşırdı. Beklemiyorlar böyle kötü progresyon.
Ben anlatamıyorum onlara. Bakın, benim bağışıklığım şu an çok kötü. Ben hiçbir şey yemiyordum. Uyumuyordum.
Ama dışarıdan gözüken de öyle değil çünkü. Ama baksanız öyle. Uyumadığımı yemediğimi söylüyorum. Duyuramadım yani kendimi.
Neyse Allah, bakın şu anda da hadi hep beraber dua edelim yani. Tüm, tüm şu anda hasta yatağında şifa bekleyen, çare bekleyen, herkese şifa diliyorum. Umarım hasta yakınlarında Allah dayanma gücü versin, sabır versin. Umarım bir an önce oradan kurtulursunuz yani inşallah.
Çok zor bir şeymiş ya. Ben, bir de sadece ben de değil yani, etrafımda hiç kimse böyle, ailemden falan da hiç kimseyi böyle görmedim ben yatarken. Anne babama bakmadım, onlar bana baktı. Ameliyat, sonrasında bu, çok saçma.
Şimdi arkadaşlar patolojik bir dayanıklılık var tamam mı? Patological endurance. Aşırı dayanıklılık. Yani, yüksek performans çalışınca dayanmayı sanki hani böyle başarıyla eşitlemek gibi.
Buna dayanmak, ben buna dayanırım, ben buna dayanırım. Yorulduğunu fark etmiyorsun, acıyı tanımıyorsun, beden sinyallerini küçültüyorsun, aa bir şey olmaz, aa bir şey olmaz. Bir şey olur kanka, bir şey olur. Sana da bir şey olur.
Ve... Devam etmeliyim. Yapmam lazım. Artık devler şaşırıyor, içe giriyor, griftleşiyor.
Griftleşiyor. Ya overachiever'lık tamam, hani okey güzel bir şeyler başarmak ama... ...bunun da böyle kendini bir maske edinmiş ya.
Aslında bu self-sabotaj bazen. Çünkü üretiyorsun, başarıyorsun, yükün altına giriyorsun. Ama kendine değer vermeyi de üretim üzerinden öğreniyorsun falan ya. Bunu konuştuk.
Bir de şey var işte bu ADHD'de. Suçlamıyorum. Ama yorgunluğu hissetmeme. Şimdi açlığı geç fark ediyorsun.
Susuzluğu fark etmiyorsun. Yorgunluğu anlamıyorsun. Uykusuzluk normalleşiyor yani. Senin normalin ne oluyor?
Ağrı toleransın artıyor. Stres belirtilerini anlamıyorsun. Dışarıdan anlaşıldı ben anlamıyorum. Tükenene kadar fark etmiyorsun tamam mı?
Bir anda işte hastaneye yatmak zorunda kalıyorsun. Bir anda çöküyorsun. Burnout oluyorsun ya da. Ama bu bir anda olmuyor aslında.
Sistem sinyal veriyor, sen algılayamıyorsun. Ben algılayamadım arkadaşlar. Ve bu ne oluyor biliyor musunuz? Hiperfokus patlaması yani.
Ben hiperfokus yaşıyordum fark ettiyseniz. Yani 1,5-2 aydır uzamış bir hiperfokus. Yani fazla fokuslanma, fazla odaklanma. Evet dönüşlerini aldım maddi manevi bu arada.
O da sıkıntı işte abi. Positive reinforcement ediyor bu durumları. Yani ben 1,5 ayda, 2 ayda çok çok geri dönüş aldım yaptıklarımdan yani. Maddi manevi diyorum ya.
E böyle olunca da bu bunu böyle pozitif besliyor. O zaman çalışmaya devam et. O zaman durma. Hayır ama işte Ne oldu?
Ölüyordum kanka. Bu hiperfokusta bir de fazla odaklanmadan yani. Zaman algısı kayıyor, beden algısı garip oluyor yani. İnsani değil, bağdaşmıyor.
Eşyanın tabiatına aykırı. Gayet çalışmak. Beni bedenim durdurmasaydı ben devam ediyordum arkadaşlar yani hani. Tam gaz, devam ediyordum.
Çünkü beyin çalışıyor, beyin okey. Güya. Bir şey daha yapayım diyorsun. Bir şey daha.
Uyumadan önce bir şey daha. Mola yok zaten. Yani işte ameliyat kitap, talk show, imza, sempozyum. Bir de üzerine ben ne yaptım biliyor musunuz? Spora gittim falan da bir de üzerine aşk yaptım.
Yani bunu biliyorsunuz çoğunuz zaten. Bir ilişkim var ama söylemiyorum. İyi ki söylemiyorum. Bak işte arkadaşlar nazar değmesi maşallah.
Onu bir yerde tutuyoruz. Bunu söylemek zorunda olduğum için söylüyorum. Çünkü aşk üzerine konuşmuyorum diye podcast yapayım bunu konuşayım. Bunu söylemeyince olamıyor.
Zaten paylaşmıştım çiçeğimi falan filan da. O da sebep oldu aslında. O da sebep oldu derken o dopaminden, o adrenalinden ben anlayamadım hasta olduğumu. Anlatabiliyor muyum?
Böyle geçiştirdim hep falan. Şimdi ben stres, uykusuzluk, kalori açığı, yoğun yük ne oldu? Bağışıklığım paramparça oldu. Neden?
Kortisörüm yükseldi, lenfositlerim düştü, inflamasyonum arttı, mikrobiyatam bozuldu, savunma mekanizmalarım çöktü, enfeksiyon riskim arttı, enfeksiyonum çıktı, enfeksiyon da ağır serette hemen böbreklerime sıçradı. Yoksa öyle bir şey olur mu yani? Niye sıçasın böbreklere? Olursun siz titini adam gibi alırsın iki tane antibiyotini tamam mı?
Bir ya bir ya iki o değişir. Gidersin bir direk tahliye yaptırırsın. Titinde leukosit makosit baktırırsın tamam mı? Budur yani.
Leukosit esteraz baktırır. Hadi budur ya. Şimdi bu ADHD arkadaşlar benim gibi yani kapitalist sistemin bayıldığı insanlar. Hız, üretim, performans, çoklu iş, görünürlük falan.
Hepsi var. Ama bakın ne oluyor görüyor musunuz? İşte buna kapıldığınızda sonunuz bedenin iflas etmesi oluyor. Yani bana şu an ama çok iyi ders oldu.
Ben gençlik ateşidir, odur budur, ben yaparım, ederim falan derken işte bak beden dinlenmediğimde beden zorla beni dinlendirdi. Ben bir hafta o hastanede 7-24 yattım. Mecbur kalkamadım ki ağrısından. Yattım yani, şimdi de yatmaya devam ediyorum.
İyi oldu. Dizi de izleyemiyorum abi. İzleyemediğim bir tane dizi var, onu bitirdim. Şu hamlı olan.
Nobody Wants This, onu bitirdim. İyi oldu. Onun dışında şimdi ne izlesem diye düşünüyorum. Bir şey de izleyemiyorum.
Bir plan yapacağım, yapamıyorum da. İş yapacağım, yapamıyorum. Yapmamam gerekiyor o iş. Bir şeyler düşünmemem gerekiyor.
Podcast kaydettim, o da bir iş oldu, iyi oldu falan. Ama çok iş yapmamam lazım. Genel olarak dinlenmem lazım. Bu saatten sonra ne yapacağım?
Şimdi ona gelelim bir tanem. Anladık konuyu. Hatırlatacağım kendime sürekli bunu. Başıma gelenleri, çektiğim acıları falan.
Bu arada doktor olarak hasta olmak çok zor biliyor musunuz? Çok zor. Trust the process hani. Prosese güven olmuyor çok.
Çünkü her doktorun yanlışı olabiliyor ve o yanlışları görüyorsunuz ve söylüyorsunuz ve düzeltiyorsunuz ve görürüp düzelttiğinizde hep kontrolde olmak zorunda kalıyorsunuz. Çünkü siz düzeltmezseniz yanlış olacaktı abi o zaman. O zaman ben hep düzelteyim, hep kontrolde olayım ve o hasta halimle sürekli kontrol ettim bir şeyleri. Sürekli.
Zordu baya. Yönetmesi çok zordu. İşte artık bana en son tomografi sonuçlarını çok söylememişler. Usta son kontrast tomografi falan filan çekirdiğim bir sürü işte akciğer tomografisi, karın tomografisi, karın utusunu.
Kontrast madde de iyi değil ya. Vücudumuza biraz zarar verdik yani. Neyse. Şimdi şey yapıyorum.
Kombuça, kefir, fermante şeyler, vajinal probiotik, fitil. O ağızdan probiyotikler ne kadar geçiyor tartışılır. O yüzden vajinal probiyotik daha iyi bir dili olarak. Onun dışında başka şekerden uzak duruyorum.
Alkol zaten yok. Şeker çünkü bozuyor probiyotayı. Probiyota ne ya? Mikrobiyotayı.
Şimdi ben ne yapacağım biliyor musunuz bu saatten sonra? Öncelik sırası. Hadi ya nasıl buldum bunu? Arkadaşlar bir tanem.
Şimdi biliyorsunuz ki her şeyin yanında da tuz var. Tuz sınavı. Artık söyledik yani çalışıyoruz diye. Önceliğim tuz.
Önceliğim tuz. Sonra sosyal medya. Yani podcast içinde tabii ki bunun. Sonra güreş talkları devam edeceğim.
Aynı zamanda... Şaka şaka. Öncelik sıramı yapacağım bir tanem. Ve ve çok önemli arkadaşlar ne olur bakın.
Zayıflık sıkıntı değil fakat zayıfladığınız şekil sıkıntı. Benim şu an zayıflığım analeksik bir sıkıntı falan değil yani. İyi bir zayıflık. Sıkıntı yok bence.
Ama zayıflama şeklim çok kötü. Ve o yüzden içine ettim vitaminlerimini falan. Anlatabiliyor muyum? O yüzden bağışıklığımın içine ettim.
Yapmayın. Ben yaptım, siz yapmayın. Ben şimdi artık düzgün beslenerek bu kiloyu idame ettireceğim. Ve kendimi ihmal etmeyeceğim.
Hikayeleri neler yaptım. Tüyap kitap fuarı var önümüzde. Onunla gideceğim. Normalde 2-3 tane daha fuar vardı ama giremeyeceğim.
Manatya'da, Trabzon'da falan vardı. Gitmek istiyordum çok. Denizli'de falan da var. Gidemiyorum.
Sağlığım el vermiyor. Şaka gibi. Bunu söyleyeceğimi asla düşünmezdim. Ama bu saatten sonra daha planlı çalışıp daha planlı uyuyup.
Bakın bakın saat 22 şu anda 10 ve ben bu saatte podcast kaydediyorum. Normalde ne yapardım ben? Tüm gece uykusuz kalıp araştırıp sabah yapardım ve uyumadım arkadaşlar derdim size. Yapmıyorum.
Bakın, biraz önce annem yağlama yapmış. Yağlama. Şeker yemiyorum deyip yağlama. Yağlamanın içindeki kıymayı yedim.
Turşu yedim. Ama turşu çok önemli ya. Fermente olacak ama sirke falan olmayacak içinde. Öyle dışarıdan aldığımız turşular çok şey değil.
Mikrobiyat anlamında yararlı değil. Ben sizi çok özledim. Kısaca böyle bir update yapalım. Neredeyiz?
Bunları konuşalım istedim. Sohbet edelim istedim. Siz nasılsınız? Her şey yolunda mı?
Bu arada, aaa aklıma ne geldi. Lock-in'e gireceğiz dedik ya, ben Lock-in'e harbi girdim. Yani farkındaysanız. Yani şu an hazırım yılbaşına da.
Lock-in'e fazla girdim. Lock-in'e fazla girince bakın sonum ne oldu yani. O yüzden her şeyin dengesi gerek. Birileri çok hızlı gidiyorsa, kendini dinlendirmiyorsa açın beni gösterin.
Bakın sonum böyle olur deyin. Dr. Gül'e çabak deyin. Kız ne oldu deyin.
İbret alın benden, ibret. İbretli karı. Bu arada arkadaşlar, yediklerimin hiçbir alakası yok yani. Hiçbir alakası yok konunun.
İdraga ve enfeksiyon ya. Ama isteyen öyle diyebilir. Onlara da. Canın sağ olsun.
Sizi seviyorum. Kendinize iyi bakın. Öpüyorum.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.