
3.221 kelime · ~16 dk okuma
Hiç çok sevdiğiniz bir podcaster ya da tiktoker ya da youtuber yayınlarını bıraktığında boşluğa düşmüş gibi hissettiniz mi? Ya da çok sevdiğiniz bir dizi bittiğinde gözyaşlarına boğulduğunuzu hatırlıyor musunuz? Bu neden olur diye hiç düşündünüz mü? Bütün böyle bu sorular aklıma gelmişken sizi 2025 yılının kelimesi seçilen parasosyal ilişkilerle tanıştırmak istiyorum.
Ve bu bölümü de parasosyal ilişkilere atamak istiyorum. Bazen dışarıda beni dinleyen sizlerden biriyle karşılaştığım zaman müthiş bir samimiyet oluyor. Birbirimize sarılıyoruz. Beni dinleyen kişi bana kendi içimden geçtiği sürece anlatıyor.
Bu podcastlerin ona dokunduğu noktaları anlatıyor. Ve gerçekten aslında şeyi de hissediyorum. Karşılaştığımız zaman, karşımdaki insanın beni uzun zamandır tanıyormuş gibi hissettiğini de hissediyorum ben. Bana da çok iyi gelen bir duygu bu arada.
Ama bu da mesela parasosyal ilişkiden kaynaklanan bir durum. Hazırsanız, şimdi beraber parasosyal ilişki ne demek, bizi nasıl etkiliyor ve bunun kötü olabilecek yönleri var mı? Hep beraber konuşalım. Mesela aranızda beni çok uzun yıllarda dinleyenler olduğunu biliyorum.
Ben beş buçuk yılı doldurdum podcastlerde. Yüzlerce bölüm oldu. Tabii o bölümlerin içerisinde ben kendi hayatımdan örnekler veriyorum. Eşimden, çocuğumdan bahsediyorum.
İşimden bahsediyorum. Buna bir de Instagram'dan, Twitter'dan beni takip etme halde eklenince... Çünkü orada da ben günlülük yaşantımdan bir şeyler paylaşıyorum. Beni dinleyen bir insanın beni uzun zamandır tanıyormuş gibi hissetmesi çok normal.
Ya da mesela çok daha sık etkileşimde olduğunuz, işte mesela her gün storiesinden kendi hayatına dair çok özel de olabilecek detaylar paylaşan, gittiği yeri, yediği yemeği, akşam ne pijama giydiğini paylaşan influencerlerde olabiliyor. Ya da bazen bazı yayıncılar açıyorlar sabah kahvaltılarında, canlı yayın yapıyorlar, siz sanki kahvaltınızı o insanla beraber yapıyormuş gibi hissediyorsunuz. Ya da bir dizi, hani o örneği de verdim ya, o dizi yayınlanırken sanki böyle her anınıza o karakterler eşlik ediyormuş gibi hissediyorsunuz ve aslında tek taraflı bir ilişki kurulmuş oluyor orada. Şöyle tek taraflı, biz karşımızdaki insanı tanımaya başladığımızı düşünüyoruz.
Bu arada tanıyoruz da tanımaya başladığımızı düşünüyoruz kısmını açacağım biraz sonra. Kimi zaman çünkü gerçekten tanıyoruz. Ama karşımızdaki insan bizi tanımıyor. Yani karşımızdaki insan bizim ona duyduğumuz hisleri ya da bizim ona dair sahip olduğumuz bilgileri bilmiyor.
Bir de hep şunu anlatıyorum ya aslında gerçek yakınlık iki tarafın birbirine adım adım açılmasıyla kendini anlatmasıyla kurulan bir şey. Hatta burada Karşılıklılık ilkesi çok önemli. Yani ben mesela kendi hayatımdan detayları anlattığımda, karşımdaki insan bana kendisiyle ilgili hiçbir şey anlatmadığında ben kendimi çok yalnız ve değersiz hissedebiliyorum o ilişkide. Böyle aklınıza canlandırın.
Bir arkadaşlık buluşuyorsunuz sürekli. Her buluştuğunuzda Siz böyle kendi hayatınızı açıyorsunuz, paylaşımlar yapıyorsunuz ama karşınızdaki insan hiçbir şey anlatmıyor kendisine dair ya da böyle çok yüzeysel şeyler anlatıyor. Bir yerden sonra o arkadaşın derinleşmediğini hissedersiniz. Tabii tam tersi de mümkün.
Yani karşınızdaki insan size sürekli kendisiyle ilgili bir şeyler anlatıyor ve size dair hiçbir şey sormuyor, hiçbir şey öğrenmeye çalışmıyor. O arkadaşlığın da yeterince derinleştiğini hissetmezsiniz. Bunun bir benzeri aslında parasosyal ilişkilerde. Yani siz karşınızdaki insana dair bilgiye sahip oluyorsunuz ama o insansa dair bir bilgiye sahip olmuyor.
O yüzden biraz dengesiz bir ilişki gelişebiliyor. Ama biz o parasosyal ilişkilerde karşımızdaki insana dair sahip olduğumuz bilgiyi onunla ilişkimizi kendi zihnimizde derinleştirecek şekilde kullanıyoruz aslında. Mesela o insanın... Bazen bana şöyle mesajlar geliyor.
Beni çok mutlu eden mesajlar bunlar. O yüzden benim tarafımdan da dinleyin istiyorum bu podcastı. Zihnimde sizinle konuştum. Ben sizin podcastlarınızı çok uzun zamandır dinliyorum.
Sizi uzun zamandır takip ediyorum. Şöyle şöyle bir sorunum var. Zihnimde sizinle konuştum. Sizin için şöyle şöyle bir cevap verebileceğinizi düşündüm.
Yine de size sormak istedim gibi mesajlar gelebiliyor. Maalesef ben kişisel sorulara cevap veremiyorum. Ama yani benim bir duruma nasıl yaklaşabileceğimi bilme hissi geçiyor. Beni uzun zamandır takip eden ve dinleyen bir insana.
Çünkü aslında benim konulara yaklaşımımı, benim genel olarak karakterimi bildiğini düşünmeye başlıyor karşımızdaki insan. Şimdi bu ne kadar doğru ne kadar yanlış bir an önce bunu konuşalım. Bazen takip ettiğimiz insanlar samimi bir persona koymayabiliyorlar ortaya. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum.
Aslında onların karakteri öyle değil. Aslında mesela sizin gördüğünüz insan değil onlar. Orada daha fazla ilgi çekebilmek için ya da daha fazla takipçi kazanabilmek için Bir persona yaratıyor ve o personayı oynuyor. Aslında sahneye çıkıp oynamaktan bir farkı yok.
Her gün onu oynuyor. Hatta şimdi şunlar belki sizler de duyuyorsunuzdur. Hiç gitmediği bir yere gitmiş gibi yapan insanlar ya da işte ne bileyim bazen görüyorum ben de yani bir ünlü bir yere gidip sadece çok hızlı bir fotoğraf çekilip oradan çıkan insanlar yani orayı aslında deneyimlemek veya oranın içerisinde bulunmak için değil de sadece orada bir fotoğraf çekilmek için bir kare çekilmek için oraya giden insanlar işte ne bileyim mesela hiç gitmediği halde bir tiyatroya gitmiş gibi hiç okumadığı halde bir kitap okumuş gibi gösteren insanlar var ve bu insanlar aslında sosyal medyada bir personayı oynuyorlar. Böyle olduğunda aslında siz o insanı tanıdığınızı düşünüyorsunuz ama o insanın gerçek hayatı böyle değil.
Tabii bir de sosyal medyada ya da işte ürettiği içeriklerde gerçekten kendisi gibi olan insanlar var. Yani samimiyetle yaşadığı durumları iyi, kötü, güzel, çirkin, güçlü, zayıf, fark etmez oraya koyan ve böylece sizin aslında onun samimi dünyasına tanıklık edebildiğiniz insanlar var. Özellikle böyle insanlarla ilişki kurduğunuzda O insanı büyük ölçüde tanıyorsunuz da yani. O insanla gerçek hayatta karşılaştığınızda... ...çok farklı olmuyor o insanın size yaklaşımı.
Yani sizin kafanızdaki durumdan farklı olmuyor. Bence bunun bir başka boyutu da şey. Oyuncular. Yani mesela diyelim ki... ...bir oyuncu bir dizide bir karakteri canlandırıyor.
Ama o karakterle kendi karakteri arasında... ...dağlar kadar fark var ama o insanı oynuyor. Mesela aklıma şey geldi.
Hepimizin defalarca defalarca defalarca izlediği Aşk-ı Memnu'dan örnek verelim. Yani mesela Beren Saat, Bihter'i oynuyor. Beren Saat ile Bihter karakteri muhtemelen birbirinden çok farklı karakterler. Ama Beren Saat, Bihter gibi algılandığı için Beren Saat ile karşılaştığımız zaman belki Bihter gibi konuşmasını, bu evde herkes sinsi filan demesini bekliyoruz. Ama Beren Saat'in bunda hiç alakası yok.
Ama biz Beren Saat öyle davranmadığı için sanki böyle Beren Saat'in gerçek karakteri sahte gibi gelebiliyor. Yani böyle çok enteresan bir şey parasosyal ilişki o anlamda. Yani biz karşımızdaki insandan ne bekliyoruz? Mesela çok dışa dönük ve böyle heyecanlı bir karakteri oynayan bir insan.
kendi özel hayatında çok içe dönük ve böyle hiç dışarıyla ilişki kurmayı sevmeyen bir insan olabilir. Ve biz o insandan işte o dizideki karakterini beklediğimiz için ciddi bir hayal kırıklığına da uğrayabiliriz. Geçtiğimiz günlerde şey çok popüler oldu belki siz de denk gelmişsinizdir Feyyaz Yiğit'in İbrahim Selim'e çıktığı program çok popüler oldu oradan böyle bir sürü kesitler paylaşıldı sosyal medyada. Mesela Feyyaz Yiğit'in oynadığı birçok dizi karakterinde kendi karakterinin esintiler taşıdığı çok açık.
Ama yani çok bambaşka bir karakteri oynasa biz yine de Feyyaz Yiğit'ten o bambaşka karakteri mi bekleriz? İşte buralar böyle enteresan soru işaretleri getiriyor parasosyal ilişkilerle ilgili. Parasosyal kavramı bu 1956'larda ortaya çıkıyor. İki tane sosyal rekordu ama Wall'un televizyon izleyicilerinin haber sunucularıyla kurduğu tek taraflı hayali samimiyet üzerinden bu kavramı tanımlıyorlar.
Yani aslında bir ilişki ilüzyonu. Yani şey değil, siz o insanın fanı değilsiniz aslında. Bir ilişkide olduğunuzu hayal ediyorsunuz. ama hayran olmakla o insanla etkileşimde olduğunu düşünmek arasında bir fark var.
Hatta şimdi burada mesela enteresan bir bilgi de söylemek istiyorum size. Türkiye'de yapılan bir araştırma, podcasterların böyle direkt ses üzerinden, kulağımıza fısıldar gibi konuşmaları üzerinden dinleyiciye böyle özel bir sohbette olduğu hissini verdiğini ve bu yüzden de podcastlerin en güçlü parasosyal etiketleşim araçlarından biri olduğunu buluyor. Bu çalışma hani okumak isterseniz diye hemen yazarlarında söyleyeyim Çiğdem Özkansev ve Ali Murat Uğral'ın yaptığı bir çalışma. Buradan da aklıma şey geldi.
Bazen ben bir bölüm kaydediyorum. Sonra şöyle mesajlar geliyor. İçinden geçtiğim durumu nasıl anladınız da bu bölümü kaydettiniz? İşte tam şu anda böyle bir durum içinden geçiyordum diye.
Bunlar da mesela bana çok tatlı hissettiren durumlar. Hatta şimdi enteresan bir şey söyleyeyim. Şu anda konuşurken fark ettim. Aslında ben de beni dinleyen insanlarla bir parasosyal ilişki kuruyorum.
Çünkü ben de mesela aslında belki... ...birebir gerçek bir ilişkiye sahip olamasak da... ...onların içinden geçtikleri durum ya da karakterleri hakkında... ...sahip olduğum bir ilizyon üzerinden... ...o ilişkiyi kendi zihnimde sürdürüyorum.
Yani onun da böyle farklı bir yönü olduğunu şimdi ayırt ettim anlatırken. Peki neden beynimiz böyle yanılıyor? Yani neden böyle bir ilişki atfediyoruz? Birincisi, aşinalık kavramı.
Aşinalık kavramını daha önce bence farklı bölümlerde benden sık sık duydunuz. Özellikle romantik ilişkiler ya da arkadaşlık kurarken karşımızdaki insana aşina olmak ona karşı daha pozitif hissetmemizi sağlıyor. Çünkü aşinalık aslında karşı tarafın bir tehdit unsuru olmaması anlamına da geliyor bizim için. Ve hele de ilk izlenimimiz pozitifse o insana dair ya da negatif değilse diyeyim.
Çünkü nötr olması da okey. O insanı daha fazla gördükçe, o insanı daha fazla duydukça, o insan daha fazla karşımıza çıktıkça, o insana dair aşinalık kazanıyoruz ve daha da pozitif hissetmeye başlıyoruz. Ve beynimiz o insanın bizim sosyal ağımızın bir parçası olduğunu varsayıyor. Yani in-group, benden biri hissi, bizden biri hissi yaratıyor.
Yani evrimsel olarak bu kadar çok karşıma çıkan, bu kadar sık gördüğüm biri yabancı biri olamaz hissi oluşuyor benim zihnimde. Bir de o insanın içinden geçtiği durumlara biz azıcık duygusal tepkiler vermeye başlıyoruz. Çünkü beynimiz bir ilişkinin gerçekten olup olmadığını karşılıklı etkileşim kadar ya da karşılıklı etkileşimden ziyade tekrar eden temastan ve oradaki içerik zenginliğinden çıkartıyor. Hadi şimdi minik bir ara verelim.
Sonrasında konuşmaya devam edelim. Ben bu bölümü kaydetmeye karar verdiğimde aklımda şey canlandı. Ben sosyal medyada influencer takip etmekte çok zorlanıyorum. Zaten sosyal medyayı çok kullanmayı sevmediğim için de biraz.
Ayşenur Parlak vardı 2023'te kaybettiğimiz. Ayşenur Parlak influencer da aslında kendi hayatının birçok detayını sosyal medyada paylaşıyordu. Eşi Savaş Parlak da benzer şekilde yani karı koca olarak hem kendi ilişkilerini, hem çocuklarıyla olan ilişkilerini, hem günlülük yaşantımlarının detaylarını paylaşıyorlardı. Savaş Bey hala paylaşmaya devam ediyor.
Ve Ayşenur bir hastalık sürecinden yani ciddi bir kanser sürecinden geçerken... ...piril birçok kanseri geride bırakmıştı, tekrar yükseltti vs. Ve bu şekilde zaten hayata veda etti.
2023 Kasım ayında gerçekten anbean Ayşenur'un hastalığını, zayıflamasını, güçten düşmesini... ...ve daha sonra hayatını kaybetmesine tanıklık ettik aslında. Biz bunu seyrettik aslında.
Ve bunu seyrederken, yani seyretmek kelimesini kullanırken de kendimi çok iyi hissetmiyorum ama... ...buna tanıklık ederken diyeyim, sanki bir arkadaşımızı kaybediyormuşuz gibi, sanki çok çok çok yakından tanıdığımız, yani... ...uzansak dokunabilecekmişiz gibi hissettiğimiz bir insanı kaybettik aslında.
Bence Ayşenur'un en önemli özelliklerinden biri çok samimiyetle içinden geçiyor durumları paylaşıyor olmasıydı. Ama işte bu böyle farklı yerlere de götürüyor beni. Şimdi mesela yine konuşurken spontan aklıma şey geldi geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden Evre Clark durumu geldi aklıma. Evre'nin paylaşımlarının bazı açılardan linç yemesi, sonra Evre'yle ilgili ortaya atılan ithamlar ve gerçekten aslında hayatının son günlerinde olan bir kadının sosyal medyada ona karşı yapılan linç kampanyasıyla boğuşmak zorunda kalması falan yani böyle o parasosyal ilişkiler çok enteresan bir şekilde yönle değiştirebiliyor ve kurduğumuz ilişki bambaşka yerlere gidebiliyor.
Yani o duygusal tepki kontrolden çıkabiliyor aslında, olumlu ya da olumsuz yönde. Neden? Bir yandan bir başka açıklamada, parasosyal ilişkileri sevmemizin bir başka açıklaması da, Bunun bir güvenli bağlanma simülasyonu oluşuyor. Yani bu ilişkilerde risk çok düşük ama ödül çok yüksek.
Gerçek ilişkilerde karşımızdaki insan bizi kırabilir, bizi reddedebilir, tartışabilir, bizde hayal kırıklığı yaratabilir. Ama parasosyal ilişkilerde bu risk çok çok düşük. Yani hayal kırıklığı yaratma kısmına küçük bir yıldız koyuyorum, geri geleceğim. Ama karşımızdaki insan genelde bizi reddetmez.
Zaten onunla genelde iletişime geçmeyiz. Tabii gerçek hayatta karşılaştığımızda ya da ona bir mesaj attığımızda ondan gelen cevap bize hayal kırıklığına uğratabilir ya da gerçek hayatta karşılaştığımızda onun tavrı bizim aklımızda hiç ona atfettiğimiz gibi olmayabilir az önce bahsettiğim gibi. Ama çoğu zaman karşılaşma ihtimalimiz düşük olduğu için... ...ya da işte iletişimde olma ihtimalimiz düşük olduğu için... ...biz onunla güvenli,
tatlı, kendimizi hep iyi hissettiğimiz bir ilişki kurmuş oluruz. Bir yandan da tabii ki bu figürler genellikle bize... ...olabilecek en iyi, en komik, en mutlu, motive edici hallerini sundukları için... ...gerçekten de aslında onlardan gelen olumsuz şeyler genelde azdır.
İşte burada da şey giriyor, az önce Ayşenur'la ilgili söylediğim şey gibi. Yani ne kadar samimi bir resim ortaya koyuyorsak, bir yandan o samimi resmin hissettirdiği işte o duygusallık artabiliyor. Ama bir yandan da belki o insanın sadece olumlu anlarına değil, olumsuz anlarına da tanıklık etmek belki bu riski biraz arttırıyor. Burada enteresan bir soru çıkıyor bence karşımıza.
Bir yandan da aklıma hemen şu geldi, böyle siyasi gündemlerde ya da toplumsal gündemlerde diyeyim, parasosyal olarak ilişki kurduğumuz insanların bizimle aynı düşünmesini bekleyebiliyoruz ya da bizimle aynı tepkileri vermesini bekleyebiliyoruz ve o tepkileri vermediklerinde ya da bazen bizim düşüncemizin çok dışında bir tepki verdiklerinde acayip hayal kırıklığı doğurabiliyoruz. ''Ben senden bunu hiç beklemezdim.'' hissi doluyor içimize ve mesela çok yüksek olumlu duygular beslediğimiz bir insana bir anda nefret duymaya başlayabiliyoruz ve o da işte yani bu duyguların şiddeti çok enteresan bana kalırsa. Bir yandan da şu da önemli bir fark, onu da ayırt edelim lütfen.
Mesela parasosyal etkileşimle parasosyal ilişki arasında bir fark var ya. Dedim ya az önce İbrahim Selim'in talk show'unda çıkan Feyyaz'ı ya. Onu izleyip, ona gülmek ya da işte ne bileyim o esnada bir sempati duymak anlık bir etkileşim ama bir ilişki kurmak yani... sürekli takip etmek, sürekli o insandan bilgi almayı, beklemek, o insanın an be an yaşadıklarına tanıklık etmek için çaba harcamak, bunu bir ilişkiye dönüştürüyor.
Etkileşimden çıkartıyor ve ilişkiye dönüştürüyor ve daha yoğun bir hale getiriyor. Şimdi artık ilişkiler de şekil değiştirdi ya. Yani o eskiden mesela ben ergenlikteyken Titanic filmi falan çıkmıştı. Leonardo DiCaprio işte o zamanki genç kızların hayran olduğu bir insan yani.
Tabi bu arada hepimiz Leonardo DiCaprio'nun Titanic'te oynadığı karakterde olduğunu düşündük. Sonra adam hiç de romantik bir adam değil. İşte gördüğünüz gibi sürekli sevgili değiştiriyor. Yani biz ona neler atfettik, o neler yapıyor.
O zamanlar yani bu etkilendiğimiz insanlar Ulaşılmazlardı yani. Biz onların dünyasına daha çok az bilgiye sahiptik. Ama şimdiki influencerlar çok ulaşılabilirler. Onların mutfaklarını görüyoruz, yemek pişirmelerini görüyoruz.
Bazen işte ne bileyim yatak odalarını açıyorlar. Kendilerini daha çok özel sırlar paylaşıyorlar. Hatta bazen yani böyle mental olarak içinden geçtikleri durumları, panik ataklarını paylaşıyorlar. Bunlar paylaşılmamalı demiyorum bu arada.
Hiçbir yargı belirtmeden anlatıyorum bunları. ama işte bunlar bir anda ilişkiyi derinleştirebiliyor yani sadece uzaktan seyrettiğiniz bir insandan çıkıp bir anda resmen an be an anlık olarak hayatını paylaştığınız bir insana dönüşe ve böyle olunca artık siz bir fan olmaktan çıkıp yakın bir sırdaş gibi hissetmeye başlıyorsunuz kendinizi hastane odasından bir şey paylaşılıyor belki işte şu anda bu serumu aldım şimdi bu teşhis konuldu biraz daha iyiyim Yani gerçekten anbean sanki o hastane odasında o insana eşlik ediyormuşsunuz gibi gelebiliyor. Şimdi bir başka soruyu daha gündeme getirmek istiyorum. O da yapay zekayla kurduğumuz ilişki.
Çünkü, şimdi mesela duyuyorsunuzdur, artık insanlar yapay zeka ile partnerlik bile edebiliyorlar. İşte oradan kendilerine yarattıkları profillerle ilişki bile kurabiliyorlar. Yani arkadaşlık, sırdaşlığı geçiyorum. Hangimizin chatçi, bits, bizim hakkımızda çok fazla bilgisayar değil bu arada.
Romantik partner olarak bile görmeye başlayabiliyorlar insanlar bu AR chatbotları. Şimdi burada aslında o klasik tek taraflılık tanımı yıkılıyor. Neden? Çünkü yapay zeka bize cevap veriyor.
Ama bir yandan da bu bir parasosyal ilişki. Çünkü bize cevap veren kişi aslında bir duyguya sahip değil. Yani o duygu üzerinden cevap vermiyor. Aslında sadece duyguyu sahip olduğu veriye dayalı olarak taklit ediyor.
Ve biz onun bize söylediği duyguları gerçekmiş gibi algılayabiliyoruz. O yüzden de işte böyle Her filmini düşündürtüyor bana bu. Bu arada izlemelisiniz, izleyin. Çok güzel bir filmdi.
Yani bu yapay zeka ile kurulan ilişki aslında gerçekten yalnızlık duyan, sosyal ansetesi olan, ilişki kurmakta zorlanan insanların duygusal ihtiyaçlarını karşılıyormuş gibi yapıp... Onların gerçek dünyadan ve gerçek ilişkilerden daha da fazla uzaklaşmasına sebebiyet verebilir. O yüzden çok orada enteresan sorular var. Daha sonra daha da konuşulmaya değer diye düşünüyorum.
Yani aslında isterseniz gelin özetleyelim. Pozitif anlamda parasosyal ilişkiler hem bize bir yoldaşlık hissi veriyor. Hem hiç konuşmadık ama onlardan influansa da oluyoruz bir yandan. Etkileniyoruz.
Salkı davranışlarını hayatımıza entegre edebiliyoruz. İşte bir kitap öğreniyoruz onlardan. Ne bileyim, belki onlar spora başlayınca biz de spora başlıyoruz. Onlar bize bir kampanyadan bahsediyorlar.
Bir gönüllülük kampanyasından biz de ona dahil oluyoruz. Onların salkı davranışları bizim de karakter gelişimimize olumlu etki getirebiliyor. O yüzden mesela burada özellikle kimlik gelişimi hala devam eden yaş gruplarında kimin takip edildiği çok çok önemli. Diğer taraftan aslında izolasyon duygumuzu bir miktar azaltıyorlar.
Hemen burada aklıma şey geliyor. Bu örneği vereyim. Eminim sizin de bunu tecrübe ettiğiniz durumlar olmuştur. Biz Amerika'ya eşimle ilk taşındığımızda ben 25 yaşındaydım ve biz taşındığımız yer itibariyle Rhode Island diye Amerika'nın en küçük eyaletine taşındık ve çok yanlış bir lokasyon seçimiyle sadece etrafımızda emeklilerin işte böyle hiç bizim yaşımızda olmayan insanların yaşadığı bir kasabada bir ev kiraladık.
Gerçekten hiç arkadaşımız yok ve Türkiye'deki o güzel sosyalliğimizden çıktık ve korkunç hissediyorum ben kendimi gerçekten. Böyle arkadaş edinemedikçe de o duygum artıyor, artıyor, artıyor. Tam o dönemde biz Friends dizisini izlemeye başladık. Allah'ım nasıl iyi geldi bana anlatamam size.
Yani böyle o 6 karakterle ben beraber yaşıyormuş gibi hissediyordum kendimi. Ve bütün sezonları arka arkaya izleyince beni böyle bir 3-4 ay çok güzel oyaladı o dizi. Ve o yalnızlık hissimi çok güzel elimine etti diyeyim. Artık ben rüyalarımda onların evine gidiyorum, işte ne bileyim beraber takılıyoruz filan.
Ama normalde dizi bittiğinde ben ağla ağla ağla yani böyle en yakın arkadaşlarımdan ayrılıyormuş hissi. Resmen tekrar Türkiye'den Amerika'ya taşınıyormuş hissine kapıldım. Yani öyle bir duyguyla. Ama işte olumlu tarafı gerçekten o dönemde o ailet duygusunu sağlamışlardı bana ve daha da önemlisi bence o dizide Amerika'da geçtiği için benim biraz daha oradaki yaşamı, oradaki arkadaşlıkları biraz daha anlayabilmeme ve oraya adapte olmama da yardımcı olmuştu diye düşünüyorum.
O yüzden önemli bence bu tarz dizilerin hayatımızdaki yeri. Bir yandan da mesela bir pozitif yönü daha söyleyeceğim. Özellikle ön yargı azaltma, normalde karşılaşamayacağımız insanların hayatlarına bir pencere açma, empati duygumuzu artırma gibi tarafları da var bu parasosyal ilişkilerin. Yani işte gördükçe daha fazla anlayabilme ve ön yargıları azaltma kısmı var.
Peki, negatif yönleri, basit yönlerine sahip negatif yönleri, bazen gerçekten gerçek ilişkilerin yerini fazlasıyla almaları ve böylece bizim aslında gerçek ilişkileri fazla gerçek, fazla zorlayıcı, fazla emek harcayan bir yerden görmeye başlamamız, böyle olunca gerçek ilişkilerden kaçınmamız ve sosyal becerilerimizin körelmesi gibi negatif yönleri olabiliyor. Dediğim gibi yani bazen işte o yüksek pozitif duygularımız, yüksek negatif duyguları dönüşebiliyor, hayal kırıklığı yaşayabiliyoruz, işte toplumsal olaylardaki tepkiler vs. az önce anlattığım gibi. Ya da karşımızdaki influencer diyeyim, o figür diyeyim, maazallah bir yanlış bir şey söylediyse, yanlış bir şey yaptıysa, yani o bizim gördüğümüz karakteriyle uyuşmayan bir tırnak işareti içerisinde hata yaptığında buna orantısız duygusal tepkiler verebiliyoruz.
Ve tabii ki, bunu da söylemeden geçmemeliyim, bazen de aşırı uçlarda, obsesyon olarak geliştirebiliyoruz. Buna en iyi örneklerden biri Eminem'in Stan şarkısıdır. Dinlemediyseniz dinleyin, sözlerini okuyun. Bence çok enteresan, yani klibi de çok etkileyiciydi.
Böylece aslında şunu söyleyerek bitireyim isterim. Sevgili arkadaşlar, bence parasosyal ilişkiler böyle ara öğün olarak kullanıldığında, yani böyle eğlence için, ilham almak için, işte ne bileyim bir şeyler öğrenmek için, keyifli olması için, bir kimi zaman duygu regulasyonu için, mesela bence benim podcastlerim duygu regulasyonu konusunda çok etkili, bilgi verme konusunda etkili. Böyle şeyler için kullanıldığında çok sağlıklı, çok iyi. Ama ana öğünün, yani gerçek ilişkilerin, gerçek derinliğin, gerçek yüzleşmelerin yerine geçtiğinde sağlıksız bir hal olabiliyor.
O yüzden bu dengele tutmak kıymetli diye düşünüyorum. Ve birazcık da şeyi düşünmek iyi bence. Yani ben podcastleri bıraksam nasıl hissedersiniz? Hani sosyal medyadan tamamen silinsem nasıl hissedersiniz?
Ya da en sevdiğiniz sosyal medya karakteri bir anda ortadan kaybolsa nasıl bir duygu hissedersiniz? düşünüp hani orada ben yeterince doğru bir sınır koyabiliyor muyum? Yani bu insanla aramdaki ilişki gerçekten o insanın bana doğru yerlerden temas etmesi ama hani ben o insanın hayatımda yokken de hayatım normal devam edebileceğini biliyorum duygusunu kendi kendinize söyleyebiliyor musunuz? Bence bunlar önemli sorular.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım iyi gelmiştir size. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.