Podcast

214 - Kendine Yatırım Yapmanın Formülü

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hepimiz bireysel olarak iyi ve yeterli olmak istiyoruz. İleriye gitmek, insan olmanın önemli bir parçası sonuçta. Fakat bu özelliğimiz derin bir kaygı hissine de sürükleyebiliyor bizi. 111 Hz'in bu bölümünde kişisel gelişim ve gelecek kaygısı konularına farklı bir perspektiften bakıyoruz. Böylesi süreçlerde küçük adımların nasıl büyük etkiler yaratabileceği üzerinde duruyoruz.


Sunan: Barış Özcan

Hazırlayan: Özgür Yılgür

Ses Tasarım ve Kurgu: Metin Bozkurt

Yapımcı: Podbee Media




Bu bölüm ⁠Garanti BBVA⁠ Emeklilik hakkında reklam içermektedir.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!

Bölüm Transkripti

2.991 kelime · ~15 dk okuma

Öyle hikayeler vardır ki sizi başka bir yere ışınlar. Bazen ilhamı buluruz vardığınız yerde, bazen de harekete geçme cesaretini. 111. frekansta o hikayelerin izini sürüyoruz.

Hadi başlayalım. Oo hoş geldin Barış. Nasılsın? Sizinkiler geldi üst katta seni bekliyorlar.

İyiyim ya. Bildiğin gibi işte. Havalarda ne oldu böyle bir anda soğudu değil mi? Bir kahve iç hiçbir şeyin kalmaz.

Transkriptin tamamını oku

Her zamankinden mi vereyim yoksa bitki çayı falan mı alırsın? Her zamankinden olsun lütfen. Ee sende ne var ne yok? İyi ya, ne olsun.

Birkaç haftadır Çince kursunun yoğunluğuyla uğraşıyorum. Sandığımdan da zormuş. Ama keyifli gidiyor şimdilik. İlerleme kaydettiğimi görüyorum.

Çince mi? Nereden esti ya şimdi Çince? En son kod yazmayı öğreneceğim demiyor muydun sen? Yoksa Çin kahve sektörünü de mi domine edecek?

Öyle deme abi. Geleceğe yatırım diyelim yani. Kendimizi geliştiriyoruz işte. Fena mı?

E sen de haklısın. Her şey işimize yarayacak diye bir şey yok. Kahve hazır hocam. Afiyet olsun.

Sağ ol. Hayda. Alındı galiba ya. Ama yani ne alaka ki şimdi Çince filan.

Heh geldi. Bakıyorum da erkencisin Barış. Ya sormayın. İş uzadı da biraz.

Çok aksatıyorsun kendini bak. Ben sana diyeyim. Ya iyiyim aslında. Valla bak ben çok iyi bir hafta geçirdim.

Geçenlerde paraşüt de atlama kursuna başladım da. Acayip iyi geldi. Senin yükseklik korkun yok muydu Nazlı ya? O nereden çıktı? Vay korkularımla yüzleştim diyorsun.

Baya iyi fikir yalnız ha. Ben de yogaya başladım bu hafta. Bu kadar karmaşık hiç dünyayla olmuyor abiciğim. Ben arınacağım.

Meditasyon falan sıkılırım demiştin. Negatif yapma Barış ya. Çok iyi yapmışsın Cem. Bak iki yıla tepeden tırnağa yenilenmiş olursun.

Mis gibi yatırım. Sen de biraz kendinle ilgilensen fena olmaz aslında Barışcığım. Bak mesela ben de hızlı okuma dersleri almaya başladım yeni. Ölmeden evvel istediğim her şeyi okuyacağım.

Ben de Fransızca öğreneyim diyorum ya. En iyisi yemek kursu abi. İnsanı rahatlatıyor bir kere. Kişisel gelişim abi çok önemli.

Yarın ne olacağı belli mi olur? Altın bilezik hem. Bak yerken mesela. Çok iyi.

Ya siz ne ara bu kadar taktınız bu kişisel gelişim işlerine? Aslında var ya, sen trompet kursuna gitsen çok iyi olur. Belki müzik kariyeri falan da yaparsın Barış. Yok abi.

Acilen dağcılık eğitimi ayarlayacağım. Tövbe estağfurullah. Bak çok iyi gelir. Gelişmemiz lazım Barış.

Yarını düşün. Dolu dolu yaşamalıyız. Hadi Barış yapabilirsin. Bak zaman azalıyor.

En az iki üç kurs daha lazım. Amma darladılar değil mi ya? Eminim tanıdık gelmiştir size de az önce duyduklarınız. Malum dört bir yanımız böyle kişisel gelişim meraklılarıyla sarılmış durumda son birkaç yıldır.

Geliş de geliş, ilerle de ilerle. Rutinler, eğitimler, kurslar hep böyle bir daha iyi olma telaşı içerisindeyiz. Dün yaptığımız şeyleri hiç analiz etmeden, bugünün tadını bile çıkaramadan hep yarına doğru yapıyoruz yatırımlarımızı. Adı kişisel gelişim olunca çok da problem gibi durmuyor tabi bu.

Hepimiz kendimizi geliştirmek istiyoruz. Hayatımıza bir artı değer katmak istiyoruz değil mi sonuçta? Ama bu arzumuz az önceki mizansende olduğu gibi bir telaşa da dönüşebiliyor ne yazık ki. Yarın dışında geriye kalan her şeyi gözden kaçırabiliyoruz bu yüzden.

Ben de bu bölümde insan neden geleceğe yatırım yapar, neden sürekli gelişmeye çalışır gibi soruları değerlendirmek istiyorum sizinle. Tabii bununla da kalmayıp sağlıklı bir bireysel ilerleme ve gelecek kaygısı gibi meseleleri de odamıza alacağız. Şimdi insanın bu geleceği düşünmesi öyle sıradan bir zihinsel aktivite değil arkadaşlar. Bu evrimsel sürecimizde edindiğimiz çok kritik bir özellik esasında.

Çünkü bir düşünsenize şu an hiçbir şey yapmadan oturuyor olsanız bile zihnimiz sürekli böyle bir yerlere doğru gidip geliyor. En basitinden hayal kuruyoruz mesela ya da bir sonraki haftayı, yarın yapacaklarımızı hatta bazen birkaç saat sonrasını bile planlıyoruz aklımızın böyle bir köşesinde. Bilim dünyasında bu durum episodik gelecek tasarımı olarak tanımlanıyor sevgili arkadaşlar. Bu yeteneğimiz sayesinde zihnimiz gelecekteki bir olayı tıpkı bir anıyı hatırlar gibi canlandırabiliyor.

Hani geçmişi anımsarken zihnimizde o anı yeniden kuruyoruz ya. İşte geleceği de aynı bilişsel kabiliyetlerimizle sanki yaşanmış da bir anıya dönüşmüş gibi ele alabiliyoruz. Bu epeyce ilginç bir paralellik aslında. Zira beynimizde geçmiş ve gelecek için kullanılan bölgeler neredeyse aynı.

Hipokampus ve varsayılan mod A dediğimiz bölgelerde geçmişi de, geleceği de bir anı gibi canlandırabiliyor zihnimiz. Ve böylesi bir kabiliyete sahip olmamız da tesadüf değil elbette. Biliyorsunuz biz hayatta kalmayı önceleyen varlıklarız. Hayatta kalabilmek için de sadece bugünü kurtarmak yetmez değil mi?

Yarını da öngörebilmek gerekiyor. Bir tehlikenin ne zaman ya da nereden gelebileceğini hayal edip buna göre bir savunma mekanizması geliştiriyoruz çünkü. İşte bu savunma mekanizması modern insanın kişisel gelişim diye adlandırdığı şeyin kökenini oluşturuyor. Yani temelde hayatta kalma içgüdüsüyle geliştirdiğimiz bir özellik bu ve zamanla daha rafine bir hal almış durumda.

Artık sadece tehlikeden kaçmak için değil, hayatı şekillendirmek için de bir araç gibi kullanıyoruz bu özelliğimizi. Kariyer planlarımızı buna göre yapıyoruz mesela. Hatta çocuk sahibi olup olmayacağımızı bile episodik gelecek tasarımı özelliğimizi kullanarak yapabiliyoruz, karar verebiliyoruz böyle şeylere. Yani kısacası bir beceri öğrenmek için, bugünden emek harcıyor olmamızın temelinde işte tam olarak bu özelliğimiz yatıyor.

Kafamızın içerisinde öyle bir zaman makinesi varmış gibi gelmiyor mu size de? Zihnimiz zaman içinde ileri sıçrayıp bir öngörüde bulunuyor ve buna göre bir strateji kuruyor. Bu harikulade bir özellik olsa da maalesef bir bedeli var. Hepimizin farklı şiddetlerde maruz kaldığı o his, yani kaygıyı duyarak ödüyoruz bu bedeli.

Çünkü zihnimiz geleceğe dair stratejiler geliştirirken epeyce önemli bir değişkeni de hesaba katıyor. Hayatın getireceklerini bilemiyoruz hiçbirimiz. Ne kadar kusursuz tasarlarsak tasarlayalım, yarın bir belirsizlik bizim açımızdan. Dolayısıyla da hayatın bize iyi ya da kötü sürprizler hazırlayabileceğini biliyoruz içten içe.

İşte bu vaziyette beynimize sürekli bir tehdit sinyali ulaşmasına neden oluyor. En nihayetinde geleceğe yatırım yapma dürtüsüyle geleceğin belirsizliğinden duyduğumuz kaygı aynı anda işliyor. Bir yanımız hazırlan, öğren, düzenle diye fısıldarken diğer yanımız ya olmazsa? Ya bir şeyler ters giderse, ya doğru zamanı ıskalarsam ki bir şeyler söylüyor.

Bu çoğu zaman bizi yıpratan bir ikilem maalesef. Ama bunun üstesinden gelebilmenin de yolları var elbette. Bazen kelimelerin ilk anlamları bizi yanıltabiliyor sevgili arkadaşlar. Benzer bir durum kaygı için de geçerli pek tabii ki.

Yani tamam, kabul ediyorum ki kaygı baş etmesi öyle kolay bir şey değil, zor bir his. Fakat bunu bir araca dönüştürdüğümüzde, bir bedelden çok bir pusulaya da dönüşebiliyor. Bakış açımızı buraya çevirelim biz de o zaman. Kaygı dediğimiz şey, temelde hazırlan demenin biyolojik bir karşılığı.

Bu hisin bize işaret ettiği şey, potansiyel bir geleceğe karşı önlem almamız gerekliliği. İşte bu mekanizmayı anlamak, kendi geleceğimize yatırım yapma meselesini de bir klişe olmaktan çıkarıyor arkadaşlar. Kaygılarımızı bir motivasyon videosunun illüzyonuyla değil de milyonlarca yıllık evrimsel gelişimimizin üzerinden değerlendirebiliyoruz böylece. Bugün öğrenmeye çalıştığımız bir takım becerileri, geçmişte atalarımızın tehlikelerden korunmak için geliştirdiği sistemlerin modern bir versiyonu olarak düşünebiliriz mesela ki biz de bu yüzden geleceği düşünmeden duramıyoruz zaten.

Orada yaşanabilecek iyi şeylerin heyecanına ya da olumsuz şeylerin endişesine kapılıyoruz. Bu yüzden planlar yapıyoruz, bu yüzden kendimizi geliştirmek istiyoruz. Az önce de bahsettiğim gibi yarını zihninizde taşıyabilme kabiliyetimiz bizi daha iyi ya da daha donanımlı bir insan olma fikrine ulaştırıyor ve kişi gelecekteki halini ne kadar somutlaştırabilirse bugünden yatırım yapma olasılığı da o kadar artıyor. Kaygılarımız sayesinde ihtimalleri daha bir objektif değerlendirebiliyoruz kısaca.

Yaptığımız planlar veya duygusal yatırımlar da buradan geçiyor esasında. Bir ilişkiyi sürdürmek, bir hayali kovalamak, büyük bir projenin peşine düşmek. Bunların hepsi de gecikmiş bir ödülü, bugünden haklı çıkarma çabası ve her seferinde beynimiz bu matematiği yeniden yapıyor. İşte biz de bu matematik formülünü kendi lehimize kullanabildiğimizde ilerleyebiliyoruz.

Biliyorum bunu yapması öyle söylemek kadar kolay değil. Fakat geleceğe yatırım yapma maceramızda kaygılardan arınabilmek ya da onları bir araç olarak kullanabilmek epey verimli bir süreç sunuyor bize. Bunun içinde başvurabileceğimiz bazı enstrümanlar ya da deneyebileceğimiz bir takım yöntemler var tabii ki. Mesela yarını güvence altına alabileceğimiz bazı seçeneklere sahibiz günümüzde.

İşte tam bu noktada bölümümüzün sponsoru Garanti BBVA Emekliliği'nin 10 yıla aşkın bir süredir müşterisi olduğum bireysel emeklilik sisteminden bahsetmek istiyorum sizlere. Büyük ya da küçük fark etmeksizin herkesin birikim yapabileceği bu sistem sayesinde hem kendinize hem de sevdiklerinize güvenli bir gelecek sağlayabiliyorsunuz. Az önce bahsettiğim o gelecek kaygısını, bir şeyleri kaçırmış olabilir miyim hissini bastırabiliyorsunuz böylece. Tek yapmanız gereken her ay gelirinizin bir kısmını bireysel emeklilik sistemine yatırmak.

Üstelik sistemin sahip olduğu devlet katkısı uygulamasıyla sisteme yatıracağınız her katkı payının %30'u kadar ek bir tutar da hesabınızda birikiyor. Örneğin siz her ay 1000 TL'lik bir yatırım yapıyorsanız devlet de bunun üzerine 300 TL'lik bir katkı sağlıyor. Böylece siz de birikim hesabınıza 1300 TL'lik bir yatırım yapmış oluyorsunuz. Ayrıca 2025 yılı sonuna kadar maksimumda 93.619,80 TL'ye kadar devlet katkısı alma imkanınız da var.

Sistemin bu avantajlarına ek olarak Garanti BBVA emeklilik, Aralık ayına özel bireysel emeklilik sistemine minimum 50.000 TL ve üzeri ek katkı payı yatıran 10 kişiye 150.000 TL, 30 kişiye 50 bin TL değerinde boyner hediye çeki kazanma fırsatı da sağlıyor. Emeklilik deyince hemen aklımıza yaşça büyük kişiler geliyor tabii.

Fakat Garanti BBVA emekliliğin bireysel emeklilik sisteminde 18 yaşından küçük gençler ve çocuklar için de şimdiden yatırım yapabiliyorsunuz. Bu da onların hayal ettiği geleceğe kavuşabilmeleri için erkenden bir destek sağlıyor tabii ki. Şayet siz de daha güvenli ve keyifli bir gelecek için bir adım atmak istiyorsanız bölümün açıklamasındaki linkten ya da Garanti BB veya Mobil'den daha detaylı bilgi alabilir, hemen bu ürüne sahip olabilirsiniz. Ama pek tabii geleceğe dair yapabileceğimiz tek yatırım yöntemi bu değil sevgili arkadaşlar.

Bazı davranışsal kabiliyetleri geliştirerek de gelecek kaygısını aşabilir ve verimli bir kişisel gelişim süreci planlayabiliriz. Şimdi biraz da buna dair yaklaşımları değerlendirelim birlikte. Ünlü psikolog Albert Bandura'nın üzerinde durduğu öz yeterlilik kavramı epeyce güzel bir örnek bence bu konuda. Bandura bu konuyu şöyle açıklıyor.

Diyor ki, bir insanın bir görevi başarabileceğine olan inancı, o görevin sonucunu belirleyen en etkili psikolojik güçlerden biridir. Fakat tabi bu öyle alelade bir ''Ya inanırsan yaparsın'' tarzı söylem değil. Daha ziyade bir ilk adım gibi de düşünebilirsiniz bunu. Çünkü Bandura'ya göre kendi öz yeterliliğimizin farkında olmadan hayatta ilerleme kat edebilmemiz pek de kolay değil.

Kendini tanımak, kendi potansiyelini bilmek, yapabileceklerimizin çok önemli bir parçası. Peki bu ''yapabilirim ben'' hissini inşa edebilmek için ne gerekiyor diye soracak olursanız, bunun içinde dört temel kaynaktan beslenebileceğimizi ifade ediyor kendisi. İlk olarak sonuçlara odaklanmaktan başlıyor. Şöyle açalım bunu.

Küçük bile olsa bir hedefe ulaşmak beynimize evet ya ben bunu yapabiliyorum sinyalini gönderiyor. Bunun sağladığı o haz, o özgüven gelecekte yapacağımız şeylere de yansıyor. Biz zincirin ilk halkası olarak değerlendirebiliriz bu adımı. Özünde kendi kendimize referans oluyoruz.

Albert Bandura'nın dikkat çektiği diğer bir kaynak ise ilham almak. Bizim gibi birinin bir şeyi başardığını görünce motive oluyoruz. Zira beynimiz, e o yapıyorsa ben de yapabilirim minvalinde bir çıkarımda bulunuyor. Dolayısıyla başkalarının başarısını, ya ben niye yapamıyorum yerine, ya demek ki bunu yapabilmek mümkünmüş gibi daha pozitif bir perspektifle yorumlarsak çok daha faydalı olur bizim için.

Öz yeterlilik hissimizi besleyen bir diğer kaynaksa sosyal ilişkilerimiz tabii ki. Özellikle de yakın çevremizden aldığımız motive edici ya da yapıcı bir eleştiri bizi hemen harekete geçirebiliyor. Bu sayede yaptığımız şeylere daha bir objektif yaklaşabiliyoruz. Birinin bizim ilerlememizi özenli bir şekilde takip etmesi aidiyet duygumuzu da güçlendiriyor çünkü.

Ve son olarak kaygının da öz yeterlilik hissimizi şekillendirdiğini ifade ediyor Bandura. Doğru yönlendirilmiş bir kaygının başarıya giden yolda iyi bir zemin hazırlayabildiğini ifade ediyor kendisi. İşte bu dört alanda bir farkındalık geliştirebilirsek geleceği de biraz daha rasyonel bir şekilde değerlendirebiliriz aslında. Zira bu sayede geleceği şu anda sahip olduğumuz şeyler üzerinden değerlendiriyoruz.

İhtimallerin bilinmezliğinde kaybolmuyoruz yani. Bu da sonu hayal kırıklığına varacak o suni bir motivasyondan çok daha faydalı bizim için. Fakat demin de dediğim gibi öz yeterlilik hissi, sağlıklı bir kişisel gelişim sürecinin sadece ilk adımı arkadaşlar. O temeli attıktan sonra ufak adımlarla ilerlemek de işin başka bir püf noktası.

Bu konuyu da yine başka bir önemli psikolog Carol Dweck'in yaklaşımı üzerinden değerlendirelim istiyorum. Carol Dweck, Mindset diye bir kitap yazdı. Tam adı Mindset, The New Psychology of Success. Yani başarının yeni psikolojisi diye çevirebiliriz.

İşte o kitapta insanların Fixed Mindset ve Growth Mindset olmak üzere iki farklı zihinsel çerçeveden birini seçtiğini ifade ediyor. Fix ve Growth. Fix yaklaşımındaki bir kişi, yetenek sabittir. Şimdi yapamıyorsam zaten hiçbir zaman yapamayacağım diye düşünüyor.

Growth Mindset'e sahip olanlarsa, yetenek geliştirilebilir, şu an yapamıyorsam henüz zamanı gelmemiştir mantığıyla hareket ediyor. Burada çok önemli bir kelime var. Henüz kelimesi. Bu basit gibi gözükse de çok büyük kapıları açabilen bir sözcük aslında.

Bu sayede bilinmezlik, bir tehditten çok bir potansiyel gibi gözüküyor bize. Henüz kelimesi sayesinde. Kaygıyı bir araca dönüştürmekten bahsetmiştik ya, işte bu yaklaşımla birlikte şu an başaramamış olabilirim ama bu durum değişebilir, öğrenebilirim, uyum sağlayabilirim gibi refleksleri geliştirebilmemizi sağlıyor. Dweck bu bakış açısına küçük yatırımlar yaparak ulaşabileceğimizi ifade ediyor kitabında.

Zira beynimiz büyük hedeflere kıyasla küçük adımları çok daha kolay işleyebiliyor. E bu da ödül için daha az enerji harcamak demek. Böylece tekrar edilebilir ve daha az direnç gösterdiğimiz şeylerle uğraşmış oluyoruz. Çözdüğümüz mikro problemler ya da attığımız ufak adımlar da büyük problemlerin korkutuculuğunu ortadan kaldırıyor.

Bunu da basit bir örnekle pratiğe dökelim isterseniz. Mesela işte yılda 52 kitap okumak başlı başına bir hedef değil mi? Böyle bir rutine oturtsak bile sonuca ulaşmak için ne yapmak lazım? Koca bir yılı beklemek lazım.

Fakat günde 10 sayfa kitap okumak gibi basit, hızlı sonuç alabileceğimiz hedefleri çok daha rahat gerçekleştirebiliyoruz. Bu da uzun vadede büyük faydalar sağlıyor bize. Zaten ben bu konuyu o yüzden zinciri kırma metodolojimde Aldığın, koyduğun kararları, hedefleri ikiye böl diyerek rasyonalize etmeye çalışmıştım. Yıllardır da yapmaya devam ediyorum.

Öte yandan kişinin kendisine geri bildirim verebilmesi de önemli bir adım bu growth mindset inşasında. Sürekli filtreden geçirdiğimiz bir süreç, bizim ilerlememiz açısından da önemli Duwek'in bu teorisine göre. İşte tüm bu yöntemlerle hatalarımızı gözden geçirip çözüm odaklı düşünme sistemi geliştirmiş oluyoruz. Bilmem fark ettiniz mi?

Bu mikro yatırımlar konusunda başka bir anahtar kelime daha var sevgili arkadaşlar. Hani ilk anahtar kelime dedik ya, henüz diye. Diğer anahtar kelime de sabır. Evet, her şey çok hızlı akıyor artık hayatta.

Hemen adapte olmalıyız, hemen uyum sağlamalıyız, hemen sonuca ulaşmalıyız gibi hissediyoruz. Fakat bizi esas yıpratan, bizi yetersiz hissettiren şey tam olarak bu. Sabretmek kendimize veya hedeflerimize gösterdiğimiz değeri de açığa çıkartabilir. Hatta bakın bu mikro yatırım konusunda bize ilham verebilecek güzel de bir hikaye var.

Bunun için 1914 yılına kadar gideceğiz sizlerle. Kâşif Ernest Shackleton'ın İngiltere kıyısından uzaklaştığı geminin ismi bile bir hikaye fısıldıyordu kulağına. Endurance, yani dayanıklılıktı önündeki yolculukta. Ernest ve ekibinin çok net bir hedefi vardı.

O güne dek hiçbir insanın tam anlamıyla başaramadığı bir şeyi yapacak, Antarktika kıtasını bir uçtan bir uca geçeceklerdi. Bu da upuzun buz çöllerini aşmak demekti. Anlayacağınız deniz seyahati bu yolculuğun kolay kısmıydı. Fakat hayatın görünmez eli bu planı altüst etmek için türlü sürprizler hazırlamış ve endurance'ı bekliyordu.

Ernest ve mürettebatı Antartika'ya yaklaştıklarında okyanus bir anda derin bir sessizliğe bürünmüştü. Zaman dahil her şey donmuş gibiydi sanki. Suyun yüzeyi devasa buz parçalarıyla kaplıydı. Gemi ilerledikçe buzlar daha da bir sıklaşıyor, endolansı yavaşça sıkıştırıyordu.

En nihayetinde sıkıştığı buz parçalarının baskısına dayanamadı ve okyanusun derinliklerine doğru gömüldü gemi. Tayfa için her şeyin sonu gelmiş gibi değil mi? Fakat Shackleton, yolculuğun en başında her şeyi göze almıştı. Her şeyi planlamış, hazırlığını iyi yapmıştı.

Kendisi ve mürettebatı için başka bir yolculuk başlıyordu artık. Şimdi tek amaçları kıtayı geçmek değil, hayatta kalmaktı. Soğuk, açlık, yalnızlık, çaresizlik... Bir insanın zihnini kolaylıkla parçalayabilecek koşullardan bahsediyoruz.

Ama işte Şeyh Hatun'un en büyük gücü de burada çıkmıştı ortaya. Her şeyden önce mürettebatındaki herkesi çok iyi tanıyordu Ernest. Kim daha kırılgan, kim gülmeye ihtiyaç duyuyor, kim daha özverili, kimin motive olmaya ihtiyacı var. Hepsini not etmişti bir kenara.

İşte bu bilgiyi kullanarak ekibini kurtarmayı planlıyordu. Elindeki erzağı verimli ve eşit bir şekilde mürettebatına dağıtarak başladı işe. Açlığı yenemezdi belki fakat olası sonuçları öteleyebilirdi bu sayede. Bununla birlikte günü verimli kullanabilecekleri iş programları da oluşturmuştu Shackleton.

Herkese ufak bir görev düşüyor, mürettebatın tamamı işin ucundan tutuyor, o beyaz ve soğuk cehennemden kurtulmak için katkıda bulunuyordu. O küçük görevlerin üstesinden geldikçe kolektif bir umut da duymaya başladı Endurance mürettebatı. En önemlisi de her gece küçük bir kamp ateşi yakıp tüm ekibini bir araya getirdi Shackleton. tüm tayfanın birlikte sıcak bir an yaşamasını sağlamıştı.

Herkes birbirinin dirayetinden destek alıyor, hayatta kalmak için ilham devşiriyordu aslında. Bütün bunlar tek başına küçük ya da önemsiz gibi gözükse de bir sonraki güne yapılan küçük yatırımlar olmuştu. Bu durumun mağduru değil, çözümün bir parçasıyız diye düşünüyordu 27 kişilik Endurance ekibi. Geleceğin tamamen belirsiz olduğu bir yerde, sabırla ve ufak adımlarla yolanmışlardı.

Her gün kazanılmış bir zaferdi onlar için. Ve tüm bu maceranın sonunda, 3300 kilometrelik bir yolculuğun üstesinden gelmeyi başarmışlardı. Üstelik tayfadaki herkes sağ çıkmıştı bu maceradan. Ölüm kaygısını bir araca çevirmiş, ufak ve uygulanabilir bir planla hedefe ulaşabilmişti Shackled'ı.

İşte bu bakış açısını kendi yaşantımıza da adapte edebiliriz. Küçük şeylerden mutluluk yaratmak iyi bir başlangıç olabilir mesela. Daha da önemlisi kendimize alan açarak, zaman tanıyarak yürütebiliriz bu kişisel gelişim süreçlerimizi. Sonuçtan çok süreç odaklı bakabiliriz bu meseleye.

kendine zaman tanımak. Bölümü kapatmadan önce en başa dönüp zamanı hatırlatmak istiyorum size arkadaşlar. Girişteki o hani boğucu diyalog akarken arkada bir tik tak sesi ve en sonunda çığlıklar duymuştunuz hatırladınız mı? Aslında Pink Floyd'un Time şarkısına yaptığımız bir göndermeydi bu.

Bizim zamanla, özellikle de gelecekle verdiğimiz mücadeleyi çok iyi anlatan bir şarkı bu. Hayatta sahip olduğumuz en değerli varlığımızın zaman olduğunu hatırlatıyor bize Time. Ve çok güzel bir sözle vurguluyor bunu bize. No one told you when to run.

Kimse sana ne zaman koşman gerektiğini söylemedi. Şarkıyı farklı şekillerde yorumlayabilmek mümkün tabii ama biz kişisel gelişim meselesi çerçevesinde ele almaya çalışalım bu sözleri. Kendi hikayelerimizde ne zaman koşacağımızı ya da ne zaman duracağımızı birinin bize söylemesine ihtiyacımız yok sevgili arkadaşlar. İzlediğimiz tüm motivasyon konuşmaları elbette birer ilham kaynağı olabilir bizim için ancak o konuşmalardaki toz pembe anlatıların bizi yanıltması da pek muhtemel.

Bunun yerine yaptığımız her şeyin bizi bir noktada geliştirdiğini unutmamak gerekiyor sanırım. Yani hatalarımız da, başarılarımız da, karşılaştığımız zorluklar da, deneyimlerimiz de bunların hepsinin de bir faydası var bize. Bir şeyleri kaçırıyor muyum, yetersiz miyim, en iyisi ben olmalıyım, tüm engelleri aşmalıyım falan gibi düşüncelere kapılmadan önce bunlara odaklanmak biraz daha iyi olur, biraz daha verimli olur sanki. Ne dersiniz?

Sonuçta endişelerle yahut boş hırslarla yaptığımız planlar en değerli varlığımızı yani zamanımızı tüketmekten başka bir şey vaat etmiyor bize. Kendimizi tanıdığımız, akılcı bir plan kurduğumuz ve sabrettiğimizde ileriye gidebiliyoruz gerçekten. İşte belki de bunu anlamak en iyi kişisel gelişim örneğidir değil mi? İşte o yoldan sapmamak dileğiyle.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)