
5.551 kelime · ~28 dk okuma
Arkadaşlar, Perim hocası fakültesi. Nasılsınız? Şimdi geçen hafta en son ne konuştuk? Kıskançlık.
Benim toksik kıskançlığım. Kıskançlığa bakış açım. Ama ne konuşamadık? Sadece ilişkilerle kıskançlığı konuştuk.
Aile, arkadaş, bunu konuşmadık. Çünkü neden? Tüm hepsini konuşmak için ben bu hafta size ablamı getirdim. Niye?
Çünkü ben kıskançlığı ablamla öğrendim. Herkes gibi. Hayır, arkadaşmışsın. Ablamdan öğrendim. Ablamdan değil,
abla. Hayır. Ama şimdi bir dakika. Bir dakika.
Önce seni sunmadım. Şimdi arkadaşlar, her ailede ne olur? Şimdi hepimizin böyle nesne ilişkileri falan. Bilirsiniz, Melanie Klein bir şeyler.
Ne zaman öğreniriz bunları biz? Küçükken. İşte annemizden kıskanırız ya da onu kıskanırız. Kendisinin şahsını falan.
O yüzden dedim ki bu konuyu konuşacak kim var en iyi ailemde? Ablam. Londra'dan kalktı sizin için kıskançlık konuşmaya geldi kendisi. Hoş geldin Sena Güneş.
Hoş buldum Tuğba Güneş. Nasılsın? İyiyim teşekkür ederim. Arkadaşlar hazırsanız 100 yılın yani 30 yılın gerçi ben 30 yaşındayım ablam 31 yaşında çünkü ablam kendisi benden 1 yaş büyük.
31 yıldır. beklediğimiz, cesur olanın kazanacağı, gerçek kapışmaya ve yüzleşmeye ve bazen kışkırtmaya, buradan çıkarken ne olursa olsun küsmemeye ve trip atmamaya ve kin tutmamaya, okey misin? Bakacağız. Söz veriyor musun?
Hayır. Hayır, söz vermen gerekiyor. En kötü bir şey ısmarlarım, bir hediye alırım, bir şey yaparım, okey mi? Ayrıca niye ben bozuyorum?
Ben de triplenebilirim. Neden yani illa sen? Olabilir, benim hiç problem yok. Tamam, okey misin?
El sıkışıyoruz. Anlaştık. Hazır mısın? Büyük buluşma?
Başlasın. Başlasın. Dr. Gületçi Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz.
Welcome back, Queen's Arena. Canım kardeşim öncelikle beni özledin mi? Ne zamandır görüşmüyoruz? Altı ay oldu sanki.
Altı ay oldu. Altı aydır görüşmüyor muydun? Ben Temmuz ayında geldim en son. Ben Temmuz ayında seni gördüm mü?
Belki. Ha aşağıya Temmuz ayında ablamın doğum günü vardı. Haziran 23'te. Haziran. Ve ben ona hediye almak istedim ve yemek ısmarlamak istedim.
Kendisi benimle yemeğe gelmedi. Arkadaşlarıyla gitti. Ben de o yüzden İban'ına gönderdim parayı. Yani bizim kardeşimiz gerçekten böyle altı ay önce görüşmüştü ve benimle yemeğe gitmemiş.
Ama kardeşlik bu değil midir? Budur evet tamam devam edelim. Anlat bakalım. Nasıl bir çocukluğumuz geçti?
Ne oldu? Biraz kendinden bahset. Siz nasılı bilelim? Dr.
Glech 2 olmak nasıl bir duygu? Dr. Glech 1'im bu arada ben. Çünkü ilk ben doğdum, ilk ben doktor oldum.
She self identifies as Dr. Glech 1. Dr. Glech 1 ama who knows?
Evet, hadi bakalım. Soru neydi? Kendinizden nasıl bahsetmek istersiniz? Kendimden bahsetmek aslında istemiyorum.
Ben senin kardeşinim. Kardeşin olmaktan mutluyum. Beni tek anlatan şey bu değil. Evet.
Ama burada ve bu ortamda bence bu olabilir. Çünkü olduğun ortamda seni tafnif mi ne denir? Bir şey etmeyi seviyorum. O zaman ben sorayım sen.
Liyakat. Liyakat. Ben sorayım sen cevap ver. Tamam mı? Hadi bakalım.
Şimdi hangi ay dolabımızı tuttun? Haziran dedik. Hangi? Çok iyi.
Benim modelasyon yeteneklerim. Hangi Burcu'sun? Yengeç. Yengeç Burcu'sun.
Ben hangi Burcu'm? Başak. Başak Burcu'm. Peki sence ben Başak Burcu'nun özelliklerini taşıyamıyor muyum bir kardeş olarak?
Hayır. Tamam. Peki sence bir kardeş olarak benim en kötü özelliğim ne? Out of context.
Var birkaç tane ama. Kötü. Peki. Dağınık olman.
Dağınık olman. Evet. Zihnen değil asla. Dağınık olman ama.
Peki bana hiç bugüne kadar söylemediğin ama en çok admirettiğin özelliğin ne? Kadın. Pek teşekkür ederim. Şimdi şuna görelim.
Şimdi bizim sendernemizde bir yaş var. Ya annem on dört kaç ay herhalde bizi doğurmuş o zaman? On dört. Maşallah.
Peki. Tamam. Şimdi o zaman yani sen süt emiyorken ben seni kesmişim. Bizim hikayemiz böyle mi başlamış yani?
Yok böyle başlamamış. Zaten ben iki üç erken bırakmışım. Sanırım sütü. Evet.
O yüzden öyle bir kesme konusu olmamış yani. Peki süt erken bırakmak mı bizi böyle hızlı konuşmaya itmiş? Bu arada ilk 6 ay anne sütü gerekli. Gerekli bunu da yapalım, aynen teşekkürler.
Arkadaşlar disclaimer sonrasında şunu söylemek isterim ki, ikimizin de hızlı konuşmasına herkes yorum yapmış. Genetikmiş, genetikmiş, genetikmiş diye. Benim ablam... Kaç aylıkken sen okuyordun onları?
Böyle şiirler ezberleyip okuyordu 18 aylık. Okumak değil, ben 9 aylıkken konuşmaya başlamışım cümlelerle. Cümlelerle ya. Bu annemin ifadesi, benim değil.
Sonra da sustura beni aşk olsun. Yani sonuçta genetik bilmeyiz ama annem nasıl yetiştirirse. Annem bize çok konuşmuş, bize çok kitap okumuş. Biz de almışız yani.
Ben şey hatırlıyorum bir küçük küçükken. Sena okumaya başlamıştı. Ben de işte ben de okuyorum, ben de okuyorum falan filan diye tamam mı? Böyle geziyorum ortalıkta. O zamandan başlamışsın. O zamandan tabii dedim ya ilk seninle öğrendik diye.
Boşverek konuşmayız biz. Bunu da öğrenmiş oldum bugün. Ve şöyle bir durum var. Sena böyle işte kitabı okuyor.
Ben de anneme diyorum yani ben de okuyorum. Diyor ki nereye okuyorsun? Kaç yaşındaydım o zaman Sena ben? İşte ben okuyorsam ben yedide başladıysam okumaya sende altı.
6 yaş falan. Yok daha küçük ya. Sen yedide başlamadın ki. 1.
sınıfa gidiyorsa okumaya başladın. Hayır biz daha erken başladık ki. 3 yaşında okumaya başladık. 3 yaşında okumaya başladık.
Neyse arkadaşlar kaçız anneme sorarız işte. Konu o değil şu anda. Yalanım ortaya çıktı falan. Tüm estetikleri hemen düzelteyim diye.
Sonra arkadaşlar tabii ki annem bizi psikiyatristlikte götürdü. Bu çocuklar neyi var bu çocuklar. Niye böyle her şey ilgileniyor. Niye bu kadar meraklı.
Televizyonun arkasına geçiyor, benim çocuğum çok hızlı durmuyor, ne kadar zeki falan diye gittik tabii ki. Onun konusu şu an bu değil. Neyse, ablamın okuduğu kitabı almışım elime, tamam mı? Böyle işte Ali bir şey yap, bir şey yap falan filan diye okuyorum böyle.
Hikaye böyle değil bu arada, hikaye bu değil. Annem bana sürekli aynı kitabı okuttuğu için sen de bunu dinlemişsin. Dinlerken daha sonrasında annem demişsin ki ben okumayı öğrendim. Annem de demiş ki hadi gel bakalım oku o zaman bunu.
Sen de bütün duyduklarını teker teker söylemişsin ya. Ezberinden aslında söylemişsin. Ezber yeteneğin çok güçlü olduğu için. Sonra annem aradan sorunca ben de söyleyememişim ve orada breakdown yaşamışım.
Hayatımın ilk breakdown'ı. Annem de yaş Psikotikliğe geçi şimdi ilki. Ve öyle bir sıkıntı yaşanmış yani. O günden beri Senel'cim bu aramızda bitmeyen çekişme devam ediyor.
Arkadaşlar... Ben çekişmiyorum bu arada. Tabii. Sen yaşamıyorsun ve... Ben öndeyim zaten.
Evet. Şimdi biz doğduk tamam mı? Aramızda bir yaş var ve hep böyle beraber büyüdük büyüdük. Ablam ilk doğduğundan beri böyle kendi kendine yetebilen, sakin, böyle melek gibi.
Annem onu koyar böyle şeye. Yalansa yalandı ya da farklıysa farklıdı. Annem onu böyle koyarmış. Melekler onu uyuturmuş.
Yanına sütü koyarmış, sütü içermiş bana. Hayır öyle değil. Kendi kendine gazını çıkarır. Hikaye şu.
Ben onu bir şeye koyardım. Beşikte karnı acıktığı zaman derdi ki, annecim istemiyorum. Dokuz aylıkken. Annecim güzel.
Sağ ol. Annecim biraz da acıktım. Ayıp olmazsa ceketimi çıkarıp tutuşabilir miyim? Ben de arkadaşa sürekli ağlayansı, kolik bebek var.
Sürekli karnı ağrıyor, ihtiyacı var. Annesinden koparılan ve kopmak istemeyen falan. O bebeğim anlıyor musun? Senin doğum nedenin benim aslında.
Ben o kadar kolay bir bebeklik geçirmişim ki. Hayır demişler, okey biz bir taneyi daha kaldırabiliriz. Problem olmaz. Belalarını görmüşler.
Sonra arkadaşlar, böyle ablam kendini büyütmüş falan, anneler ben değil. Ablam böyle ağlıyormuş, ilgi içinde mi? O sırada benim bir... Şaka şaka, şaka.
Just kidding. Sonra arkadaşlar, biz böyle ilkokulda falan hep aynı okullara gittik. Önce ablam gitti, sonra ben belesini patlatacaklardı. Ablamı üstüne çıkaracaklardı.
Ama ben çok küçük ve zayıf olduğum için ezilirim diye yapamadılar. Narin. Narin. Ablam çok çalışırdı, ben zekiyim.
Şaka bu, ben şaka. Neyse. Ondan sonra böyle güzel güzel geçiniyorduk ama çok kavga ediyorduk tabii ki. Genç kız gibi, yani küçük kız gibi.
O zamanlar niye çok tartıştık hatırlamıyorum ben. Gençteki anılarımızı hatırlamıyorum hiç. Ben biz çocukken çok tartıştığımızı hatırlamıyorum. Daha önce ergenlik sürecinde, biraz senin zorlu ergenlik döneminden kaynaklı, belki.
Ben çocukluğumu çatalamıyorum zaten. Bir de ben çocukluk anılarımızı yanlışlıkla sildim arkadaşlar. Hepsini yaktım hatırlıyor musun? Harici disk vardı ya.
Her şeyi yaktım. Fotoğraflarım yok. Yani hani çocukluğumu görmeye niye değil. Şey fotoğraflı makineleri, analog fotoğraf makineleri çekilenlerden var. Tabii kaç tane var da genel kalmadı çok falan.
Ondan sonra liseye gidecektik. Lise zamanında böyle ikimiz de işte süper ef bir sınavları oluyor. Oluyor, bu oluyor. Ders anında harala gıra çalışıyoruz.
Çalışkanız tam aynı böyle. İşte annem ikimizin peşinde de koşturuyor böyle. Ondan sonra ikimiz de üniversite şey sınavında aynı yaptık. Liselere giriş sınavında.
Sende OKS vardı, bende SBS vardı. Aynen. Ben dört birinci falan olmuştum. Sen de öyle olmuştun değil mi?
Büyük ihtimalle benzerdi. Ama özel okullar sınavı vardı bizde ayrı. Ben derece yapmıştım onda ama beni anlattım kaç kere. Roberta falan göndermediler.
O konu başka bir konu. Ben derece yaptım orada sadece sen yapmadın. Bizde özel okullar sınavı ayrıydı. Sizde de mi ayrıydı?
Değildi. Bizde ayrıydı. Sen yapmadın. Sen yapmadın.
Hayır ben yaptım. Sen ÖSS'de yaptın kardeşim. Hayır ben yaptım. Ben biliyorum kendimi.
Ben orada yaptım ama ayrı değildi sanki. Beraber miydi? Öyle bir şeydi ama herkes özel okullar sınavına girmiyordu yine de. Peki neyse öyle olsun.
Benimki ayrıydı. Her neyse arkadaşlar. 2008 yılında girenler söylesin. Tamam konu bu değil.
Sonrasında... Liseye girdik. Lisede benim şey olayım oldu işte bu İngilizcem girdiğimde kötüydü falan onu anlattım ya size. Ondan sonra ben lisede gaza geldim.
Bir de lisede bizim hazırlık vardı. İkimiz de ablamla aynı hocaya düştük. Yani aynı sınıfa. Şenel Hoca vardı, Şenel.
Kadıköy Anadolu vardı, Marif Koleji. Onu kazandığımız halde ikimizi de Hüseyin'in sözüne gönderdiler. Anadolu'dan daha yüksekti. Bizim okul daha yüksekti evet.
Ama işte ondan rağmen... ...gönderdiler çünkü aslında kendilerince bence mantıklı da bir şeydi bu. Ama zaten bizim okula gittiğimiz okul yüksek.
Tamam ama Arif daha iyi bir okul ya. Hayır. Evet ama. Daha köklü.
Daha köklü. Ne isteyeceğim bir okul ama tıp kazanmak işte mühendislik kazanmak... ...o bu falan bizim okuldan daha kolaydı.
Çünkü başarısı daha iyiydi sanırım Hüseyin abinin okulunda. Aynen daha inek o bir okul yani. İti'ye gidiyorlardı. Neyse işte ondan sonra lisede de böyle mezun olduk derken üniversite sınavı.
Orada da aynı dershaneye gittik. O zamanlar zor zamanlardı benim ergenlik zamanlarım. Çok zordu. Çok zordu bence de.
Sürekli ispikleniyordum ben. Aynen. Sadece ben ispiklemiyordum ama. Sen ispiklemiyordun, senin arkadaşların da ispikliyordu beni.
Ablanın arkadaşları ile beraber anneme sürekli ispikleniyordum arkadaşlar ben. Yok Tuba şunu giymiş, şurada şu Tuba şunu öpüşmüş. Tuba burada bunu yapmış. Öpüşmüş gitmiş mi?
Bana gelmedi yani. Neden? Tuba şu ete, eee eteye gidip kanka ne olmuş? Beni dershanemizde hocalara bile ispikliyordu anneme.
Kendileri her şeyi yaparken. Yani ben... Açacağım ağzımı yumacağım gözümde neler yaşadım. Boşver.
Neler yaşadın. Neler yaşadım. Beni şöyle yapma. Neyse aynen gerçekten bu hiçbir mahallenin kabul etmeyişi Türk gencinin en büyük problemidir.
Gerçek konuşulacak bunlar. Ve sonuç olarak o gün sen bunları benim iyiliğimi düşündüğün için yaptın. Belki arkadaşların öyle yapmamış olsa da. Bunun yüzleşmesini yapmak için mi bugün buraya geldim?
Hayır ama hayır her şey konuşuyoruz. Ama tabii ki zor zamanlardı yani. Ben de çok zorluk yaşattım sana zaten. Bunu kabul ediyorum.
Ben bunların hiçbirini düşünmüyorum. Ben bugün günümüze bakıyorum. Oraya geleceğiz. Tamam ben bu yolculuk.
Benim için zorluk değil, benim için bir zevkti sana bu yolculukta yandaş ve yoldaş olmayan. Yani kardeşlikle tabi ki bunlar olur. Bir de sen hani sonuçta ben daha böyle o zamanlar problem çıkaran, daha yaramaz olan bir de hani genel olarak da sorunu çıkaran, kulak tırmanmayan ben olduğum için de haliyle de düzeltebilecek olan da sendin yani o anlamda. O yüzden rollerin öyle olması çok doğaldı.
...çok öyle düşünmüyorum. Ne düşünüyorsun? Ama bunu yani bir kişi öbür rolü düşendi diye... ...diğerinin bunun balans ayarını yapması gerektiğini düşünmüyorum... ...ve böyle olduğunu da düşünmüyorum açıkçası.
Bence herkes kendi yolculuğunu yaşıyor. O yolculukta tabii ki farklı sesler olabilir. Ama bu sesleri dengelemek işinin kendisi için önemli diye düşünüyorum. Yani biri önde diye...
Diğerinin geride kalıp birbirinin dengeli olduğunu düşünmüyorum asıl dengenin. Bence o kişilerin içsel dünyasında yaşadığı bir denge ve bu sadece bir kişiyle alakalı değil bence. Karakter meselesi, yetiştiriliş tarzı ama yaş farkı, belki jenerasyon farkı bizim bunlarımız yoktu açıkçası. Yaş farkımız yok.
Benzer yaşlardayız, benzer çevrelerdeyiz. O yüzden senin bana bu anlamda bir zorluğunun olduğunu düşünmüyorum. Bence herkes kendi yolunda gidiyor. Benim onu gördüğüm gibi sen öyle görmüyorsun.
Ben öyle görmüyorum. Çünkü ben o zorluğu ben sene kadar yaşamadım çünkü. Ben mutlu oldum buna biliyor musun? Çünkü ben şey sanıyordum sana o zorluğu yaşattım ve bu yüzden de kendimi suçlu hissediyordum çok.
Anladım. Ama şu an bunu duydum ama mutlu oldum. Ya bence genel olarak ya bu hangi psikolojik terminolojiye giriyor bilmiyorum. Ama her zaman yaşadığın şey ya da travma başka birinin travmasına yönelik ya da karşı yaşanmıyor bence.
Birçok farklı etkenler var hayatta yaşadığın yolu yaşamanı sağlayacağın. Belki sen de ya da ben de senin için onlardan biriyimdir. Benim hayatımda sen olmasan ben çok bambaşka bir hayat yaşayacaktım. Çok bambaşka bir lise zamanı geçirecektim diye bir şey söyleyemem.
Bence sen de bunu bu şekilde söylemezsin diye düşünüyorum. Yok zaten hayır ama ben zaten senin orada kendimce gördüğüm rolünden şükran duyduğumu söyledim. Hani evet o gün zor zamanlar yaşadım fakat benim için gördüğüm rolde... Her zaman böyle olmadı bence ama her zaman bunu böyle bir şekilde söylemedim. O zaman zaten öyle söylemedim.
Aynen dönüp baktığımda olabilir. Dönüp baktığımda söylüyorum tabii ki ama sen orada rolde olmadığını da söylüyorsun zaten. Benim öyle bir amacım, benim öyle bir rolüm yoktu. Ben kendi yolumda, kendi istediğim gibi, kendi karakterimin el verdiği şekilde yaşadım.
Senden dolayı herhangi artı veya ekside düştüğümü düşünmüyorum. O zaman bu hani genel böyle bir şey var ya, stereotipleme hani işte büyük kardeş, bir de küçük kardeş, hani ailenin o küçüğü büyüğü. Sen o zaman o rollere baş kaldırıyorsun. Baş kaldırıyorum evet.
Baş kaldırıyorum. Aynen. Diyorsun ki yani siz kendinizi böyle koymayın. İnstagramda gördüğümüz kaydırırken o real'lar gerçek değil.
Ben bir şey söylemiyorum böyle. Her gün gerçek. Boş iş arkadaşlar. Hayır.
Asla böyle bir şey söylemiyorum. Ama diyorum ki bu da benim hikayem. Ya ben başkasının çizdiği bazı normalar içerisinde böyleyse bu böyle gibi yaşamak zorunda değilim yani. Bu benim hikayem.
Ben bunu kendime çizdiğimi düşünüyorum. Bu aslında beni de güçlendiren bir şey. Sadece sana iyi gelmesi değil. Bu bana da iyi gelen bir şey.
Çünkü diğer türlü ben senin hikayenin yanıçarı olurum. Peki sevgili Sena, stoik misin? Efendim? Stoik misin?
Hayır. Hayır değilim. Değilsin. Bu anlattıkların bana çok böyle orada hani nasıl seyrettiğin, başına gelenler değil de hani bu hikayeyi nasıl seyrettiğin ve kendi hikayenin çizdiğini falan öyle geldi kulağıma.
Hayır ben neciyim biliyor musun? Bir tane adam vardı. Bir tane adamcısın. Adler, Adler, Adler.
Ben Adler'ciyim. Adler'ciyim. Aramda bir if yoktur, kamuoyuna duyurulur, alınmasın ama. Umarım ters dönmez.
Adler'de olmalı yani. Birileri de kendini iyi hissetmiş. Birileri aynen, birileri de kendini iyi hissedecek. Başkaları da kendini daha iyi hissettirir.
Aynen, aynen öyle. Şimdi tamam, çok güzel. Bu konuda tekrar teşekkür ederim her şey için. Bir tane de.
Olsun yorum yere sıkma. Sonrasında arkadaşlar, sonuçta... Ben de şöyle düşünüyorum bu konu hakkında. Özellikle de karşıma gelen romantik ilişkiler erkeklerin geçmişi hakkında da bunu düşünüyorum.
Kendi geçmişim hakkımda da bunu düşünüyorum. Ayrıca bu arada çok düşünme delirirsin. Yok ben oradan geri dönme aşamasındayım şu an. Şimdi şöyle diyorum ki günün sonunda ben olduğum işten çok mutluyum.
Şükürler olsun çok şükür. Yani oldum Tuğba'dan ve başımın ne geldiyse. İyi kötü, her şey. Beni gelenlerle beraber onlarla savaşa çıktığım tuğba yaptı.
Ben bugün konuştuğumda beni Türkiye'deki her cenahtan birileri duyabiliyorsa, bir şekilde o... Sen de kendini bulabiliyorsan. Evet, duygu paylaşımına girebiliyorsak yaşadıklarım sayesinde. Yaşadıklarım nasıl yönettiğim sayesinde ve onu sublime etmem sayesinde.
Yani kreatif bir şey dönüştürebilmem sayesinde. Senin nasıl yönettiğin ve ailenin nasıl yönettiği de dinlenebilir. Hayat tabii ki öyle. Kesinlikle.
Ailem de yani biz nasıl yönettik? Nasıl başa çıktık? Ailem olmasa olmazdı. Sen olmasaydın.
Sen benim çocuğum değilsin ya. Sen benim kardeşimsin. Evet. Senin hayatının bendeki etkisi anne ve babamdaki etkisi ilanı değil.
Yani kendini çok büyük görme diyorsun. Gibi. Sen çok önemli bir isim yazdın benim hayatımda. Sen kendi adını başrolüsün diyorsun. Herkes sende adını başkan ramanı.
İşte ben burada benim karakter sendromuna yakalanmış olabilirim. Hikaye hep benim istediğim gibi yazılıyor sanıyorum. Ama senin böyle sanman senin için okey. Çünkü zaten sensin kendi kendine başkan ramanı.
Çünkü benim 700.000 takipçim var. Mesela. Mesela.
Çünkü ben daha ünlü olduğum için. Aynen. Peki benim ünlü olduğum başkan ramanım. Ha sonra bir dakika.
Üniversite zamanı, hadi oraya gelelim artık. Seni her şey yaptı arkadaşlar. ÖSS'de derece yapmıştı. 300.
mü olmuştun, ne yapmıştın? 500 küsür. 500. Sonra, şeyde ben daha iyi yaptım ikinci sınavda.
Ya daha iyi yaptığın şeyi söyle, Allah aşkına sıralı söyle ya. Daha iyi yaptın, böyle sıralama ya. Allah'ım 300. oldu, pardon, 500.
oldu. Sonra geriledi. Kaça gerilemiştin? 3500'e mi?
Ama benim 500'üm de vardı. Bizde 6 tane şey vardı. Onların bunlara göre var mı bilmiyorum. 6 tane sıralama vardı.
Altımın 500'üncü olduğunda var, 400'üncü olduğunda var. Şimdi diyeceksiniz ki bu nasıl bir rekabet? Arkadaşlar gerçek kardeşlik böyledir yani. Ben ablamın başarısıyla gurur duyuyorum.
Ağlarım, başarısından bağırırım, çağırırım ama bunları böyle konuşuruz. Bu zevki buradadır yani. Her bayram bunlar konuşulur tamam mı? Bilmeyen bilmez.
Böyledir bu iş. Ben işte İngiltere İstanbul'a geçerim, ablam bana hediye alır, onu yapar, kutlar. Herkes gurur duyar. O bambaşka bir şey, tamam mı?
Hani şeydir bu zevk, burada neyse. Sonra Marmara tıpa gitti. Ben de o zamanlar işte ergenim ve böyle hani şeyim ya, Ayşe malemden falan, İstanbul'da tıp okumayacağım diyorum. Ne istiyorum?
İşte Akdeniz tıpa gideceğim çünkü... Puanı da yapmıyordun zaten. Hayır, o yüzden dedim ki ben puanı kötü yapayım. Demek ki çok çalışmadım.
8.000'ci olmuştum sonra ailem o kadar mutlu oldu ki ablam da üzülmüşlerdi falan. Çünkü ağladığın çok kötü geçti, sınavın çok kötü geçti, çok kötü. Ben 3500 oldum, annemler yastığa.
Annemler yastığa çünkü derece bekliyorlardı. Ablamdan bayağı üzüldüler. 1.700 gerilemişim.
Mantıklı aslında da okey. Ben ise işte çok kötü falan dedim. 8.000'de sonra 3.700'e falan geriledim.
3.000'e geriledin mi? Evet. Sonra 4.070 oldu okul pahalılığıyla beraber.
Ne? Ben bunu yapınca ailem böyle kutlamalar falan filan. İnanılmaz bir anda. Çünkü hep böyleydim ben.
Liseye ilk girdiğimde de ilk 15 almıştım bilerek. Ya o da öyle olsun diye arkadaşlar böyle yapın. Her şey bilerek. Aynen.
Beklenti. Boş bırakmışsın ama. Beklenti toplamıştım. Neyse.
Üniversitede ablam marmara tuttu falan bayağı derste de iyiydi. Ben guys de yine böyle hani... Benim derslerim iyiydi. Yani ortalama bir öğrenciydim aslında.
Arkadaşlar ikimizin belki ortalama öğrenciden aldığı farklıydı. Ben gazideyken hani böyle atmıştık puanımız geçme puanı ve herkes kalıyordu falan. Yani geçmek başarılı sayılıyordu ama bence ablam bundan çok daha başarılıydı. Bir de Marmara'da daha farklıydı olaylar.
Bir dakika ama bir sürü. Sen konuşma. Bir süreceğim. Önce bir ara verelim.
Sonra kaldığımız yerden daha hızlı devam edelim. Hazır mısın? Hadi bye bye. Doktor Güneş radyo.
Welcome back Queen Serena. Arkadaşlar ne diyordun Sena sen? Oradan devam edeceğiz. Başarılı bir öğrenciydin.
Şimdi başarılı ders anlamında falan onlar sıkıcı işler. Onları geçelim. Geçtik işte yani. Tıp fakültesi zor evet ama çalışkanlık falan filan.
Tıp fakültesi çalışma işi. Zeka ile tabii ki alakası var ama çalışanlık yapacak bir şey. Yani orada söyleyebileceğimiz ekstra bir şey yok bence. Sevmediğin ders neydi?
Çok sevmediğim bir ders yok açıkçası ben. Lapları seviyor muydun? Seviyordum. Bence eğlenceli.
Bulmaca gibi biraz. Benim gibi 3-50 aldın falan oldu mu böyle? Hayır. 3-50 falan nedir ki ya?
Arkadaşlar ablam hiç çalışmadım diyen tıpçı biliyorsunuz. Of çok güçlü geçti. 96. Yazmışlar ki Sena Güleç'in Instagram'da niye hiç tıp fotoğrafı yok?
Ben dedim ki tıp yasasına aykırı yani bu genç halklılar. Şeymişsin. Pardon, pardon. Bende hiç tıp fotoğrafı yok.
Çünkü benim kimliğim doktorluktan çok daha öte bir kimlik tribünde misin acaba? Ben buna bir yorum yapmak istemiyorum. İçimde bazı acılar birikmiş. Ama evet öyleyim.
Ben şu an doktorluk yapmıyorum aslında. Nasıl yani? Ben ilaç firmasında medikal müdür olarak çalışıyorum. İlaç firmasında medikal müdür.
Şimdi bunu herkes çok merak edecek. Tabii ki bu konu ne alaka, ne demek, nasıl olunuyor? İngiltere'ye nasıl gitti? Doktorluk yaptım hiç burada falan.
Bunları konuşabiliriz. Şimdi mi bence? Biraz sonra. Bence şu anın konusu değil gibi sanki.
Ama ne konuşuyorduk onu hatırlamıyorum. Bunları konuşmanı istiyorlarsa Instagram'dan takip etsinler. Sana sordum. Ne kadar ekmek, o kadar köfte.
Şimdi arkadaşlar, sonrasında üniversite zamanı ablamdı. Ben mesela işte şeye gitmiştim ya, yayılı gittim Plas Cerahi'ye, University of California San Diego'ya gittim, çocuk nörolojisi stajına falan. Sonra İngiltere'de ekliyemi aldım. Ablam da anlatsın ne yaptığını.
Nerelere gittin staja, nerede resmus yaptın? Ben aslında ilk girdiğim sene üniversiteye. Ghana'ya gittim sosyal sorumluluk projesi için. Medikay mı?
Aslında medikal gibi denilebilir. İki, üç tanesi halk tanıması da yaptık onun içinde. Ama daha çok küçük çocuklarla, oradaki yetimhanedeki çocuklarla ilgilenmekle ilgili sosyal sorumluluk elementi daha yüksek bir. Element.
Biz böyle kullanıyoruz İngiltere'de. Evet, elementi daha yüksek bir projeydi. Daha sonrasında ise, belki tüp okuyanlar bilir, Türk Mısık diye bir grup var. Onlarla beraber ilk kez yurt dışında Endonezya'da staja gittim.
Benjaral stajına. Benim hayatımı değiştirdi. Ben çok mutluyum. Hala orada görüştüğüm profesörlerle, iki tanesiyle hala iletişimdeyim.
Buraya bir araya girebilir miyiz? Lütfen. Endonezya'da çok komik bir anısı var. Şimdi bizim burunlarımız büyük ya genel olarak.
Ablamla benim. Ve hayatında yani bence ilk kez öpeyim de en çok burnunun övüldüğü yer Endonezya'daki Beyin Cerahisi Kliniği olabilir. Konu burun değil, burnun büyüklüğü değil. Konu burnunun kökünün olması.
Burun kökü, şu gözlerimizin arasındaki çıkıntı var ya, onlarda yok ırk olarak. Şimdi ırk olarak onlarda olmadığı için gittiği hoca da Beyin Cerahisi olduğu için diyor ki, senin burnuna ne güzel girilir falan muhabbeti. Hani yukarı, burundan girip beyine girmekten bahsediyorlar. Bu arada ben bunu hiç hatırlıyorum. Senin burnunla ilgili nasıl bir
Burun deliklerim büyüdüğünde diyorum ki olsun beynime bir şey olsa iyi girilir. Hangi saça gittin başka? Amerika'ya gittim. Daha sonrasında bir sonraki sene... Cornell'da nereye gittin?
Yine beyin cerrahisine gittim. Sonra İtalya'da Erasmus yaptım dört ay. Nerede? Napoli'de.
Daha sonra... Ben yanına geldim mi? Hayır. Geldi mi Napoli'ye yanına?
İlk gittiğimizde. Allah Allah. Yerleştirdi beni aynen sağ olsun elimden tuttu. Yine her zamanki gibi.
Güney Kore'ye gittim. Almanya'ya mı gittin bir ara sanki? Plastikce ona gezmeye gittim. Plastikce Rail Stajı'na Güney Kore'ye gittim.
Daha sonra tekrar Endonezya'ya gittim Benjarai Stajı'na. Çünkü amacım Endonezya'da Benjarai sokmaktı. Ben Tuz'la ilgilim olmadı yani. Ben çünkü Endonezya'da Benjarai olacaktım.
Sonra ne oldu? Sonra... Sektör değişti. Ne yaptın?
Sektör değişti. Sektör değişti. Anladım. Ondan sonra üniversiteden mezun olduk.
Olduk. Sen burada Kastamonu'da zorunlu hizmet yaptın bir süre. Aynen. 4 ay zorunlu hizmet yaptım Kastamonu'da.
Nasıldı doktorluk? Acide yaptın. Güzeldi. Ben acide doktorluğunu seviyorum.
Şu açıdan seviyorum. Gün aşırı tutuyorsun. Tutabiliyorsun. Benim de uykuyla pek bir problemim yok.
Tutuyordum 7-8 gün. Ama tabi nüfus falan daha az. Nüfus daha az, bir de herhangi önemli bir durum olduğunda... Sevk ediyorsunuz.
Sevk ediyorsunuz. Tamografi var mıydı sizde? Hayır, röntgen vardı sadece. Bizde, o zaman bizimkisi çok daha kalabalık dedi. Bravo size,
evet. Bizim çok daha kalabalık değildi. Ne kattı sana doğru değil mi? Yani güzel insanlar kattı, arkadaşlıklar kattı.
Ben hani kötü hatırlamam asla yani. Orada beraber çalıştığım arkadaşları... Benim gibi değil. Bence güzeldi.
Seninki de güzeldi ya bence. Güzeldi. Ama benim hiç çekişmem olmadı kimseyle. Benim de olmadı.
İnsanlar benimle bana kusur kuruyorlardı. Ama çekişmek işteş yani iki taraflı olmak zorunda. Çekişmedik işte. Ayy.
Okey, çekişmemişler. Kastamon'dan sonra orada işte benim hikayem, senin hikayen, ayrı ayrı nerede yaşayacağız, ne olacağız, kariyerimizde ne yapacağız hikayesi var. Sonra şu ana gelelim çünkü asıl amacımız bugün kariyerden öte. Hani kız kardeşliği konuşmak, kardeşliğimizi konuşmakla güzel bir şekilde bağlamak istiyorum burada inşallah.
Bağlayacağım. Öyle bir şey ki, sen Londra'dasın, ben İstanbul'dayım. Ve altı ayda bir falan birbirimizi görüyoruz. Fakat sürekli facetime yaptığımız ve yapıyoruz.
Yapıyoruz ama konuşuyoruz. Ben sana sürekli bir şey olduğunda danışıyorum telefonla. Evet, sen bana danışıyorsun. Sen bana çok danışmıyorsun sanırım.
Danışıyor musun? Yok. Hayır, ben kendimi çözmeyi daha doğru buluyorum. Hep olduğun gibi.
Her zaman. Bebek yerinde olduğu gibi. Ve hani ben sana gerçekten hani küçükken evet daha farklı iletişimimiz ama özellikle büyüyünce ben bence sorunlarımı çözdükten sonra özellikle kendimle ilgili. Bir taraflı diyelim, bir taraflı diyelim hadi.
Ve hani böyle gerçek ablayı, gerçek kız kardeşi hissediyorum. Böyle başım sıkıştığında maddi manevi ne olursa olsun arayabiliyorum. Özellikle hani şu an ailemle ilgili maşallah hiçbir sıkıntım yok da. Olsa bile hani annemle babamla ilgili akıl danışabiliyorum sana.
Bir şey olsa niye böyle davrandın sen de işte idare edebileceğimiz pozisyonda birbirimizi konuşup konuşup böyle anlaşabiliyoruz falan filan. Bu çok güzel bir şey. Oradan buraya herkes diyor sürekli hani küçükken evet bu didişme oluyor sonra bir anda tatlıya bağlanıyor. İyi bir arkadaş oluyorsun ama bunu yaşadığımı ve bundan çok mutlu olduğumda defaatle sana dile getirmek isterim.
Hazır yüzüm buradayken. Herkes duymadı ama okey. O yüzden burada vlogların önüne dile getiriyorum. Daha ne yapayım ya. Bugün beklemiş yani. Bu kız sana ne yapsın ya.
Senden de duyabilirim ben. Senden de ben seviyorum. Duyamadık. Duyduk ya.
Bir daha. Ben de seni seviyorum kardeşim. Çok söylemeyen bu kelimelerim. Diyecekler ki Tuba sevgilisini belli ediyor, söylüyor.
Edirne Tuba'nın karakteri bu, benim karakterim bu değil. Kızı zorbalıyor. Bu karakter mi ses ya? Herkes her şeyi yorum yapmaktan artık birazcık sakinleşsin bence.
Bence sen böyle şeyler söyleme. Sen daha onun başınasın. Sen daha böyle şeyler söyleme. Ha hiç linç yemedin.
Neyini yiyeceksin de. Mesela ben çok fazla linç yediğim zamanlar bana üzülüyor muydun? Ya ben linç... Sana da geldi o kültürler, ailenin tüm farkları.
Bence bu konu... Gelmiş olabilir. Bence senin de bunun kafana takmana gerek yok. Ben takmıyorum.
Sana soruyorum. Ben zaten şu an takmıyorum. Senin üzülmediğin şeyi ben niye üzülüyorum? Zamanında.
Hayır üzülmedim. Çünkü gerek yok diye düşünüyorum. Çünkü herkes dediğini düşünebilir. Herkes dediğin sosyal medya özgür bir ortam.
Herkes dediğini yazabilir. Ama onlar bana ne kadar geçiyorsa yani. Onların etkisi bana ne kadar geçiyorsa. Ben sana geçmediğini düşünüyorum.
Çünkü sen güçlü, kendi ekmeğin üzerinde duran bir kadınsın. O yüzden sana geçmediğini düşündüğüm için bunları hiç kafaya takmadım yani. Çünkü sen her şeyle baş edebilirsin. O öyle bir güçlüsün maşallah.
Teşekkür ederim. Çok rica ederim. Şimdi bu 2025'in son podcast'ı. Şu anda bu yıl çoğu ödülün hepsinin yani büyük ödüllerin çoğunu toplayan podcast'ı kardeşin Dr.
Gül'e için podcast'ı Dr. Gül'e için veriyorum. Gurur duyuyorum. Teşekkürler.
Ve sen de ona konuksun. Son podcast'ı 2025'ten de kapatmak istedim kardeşim. İnanılmaz duygusalı. Ne güzel bir bölüm o.
Şelale. Yapma ağlayacağım. Yapma ağlayacağım birbirimize. Sevgimizi, duygularımızı, ilettiğimizi.
Rollercoaster gibi bir podcast oldu bence. Gerçek kardeşlik bu ama zaten. Kesinlikle. Ben siz yapamam.
İyi kardeşim sen. Herkes herkes siz yapabilir bu arada. Ama... Kabul ediyorum.
Annemsiz yapamam ama. Annemsiz yapmak istemiyorum. İstemiyorsun daha doğru. Yapmayalım onu ya.
Ama bunu çok düşünmeyelim şu an. Oksaklar kaçtı yani şu anda. Onu düşünmek istemiyorum. Bozdum moralimi.
Bozdum moralimi. Şimdi gerçekten yani o anlamda değerini anladım. Bir de şu var. Bak şunu diyeceğim sana.
En güzel böyle seninle ilgili çok, şu çok hoşuma gidiyor. Türkçe, İngilizce, işte kızca, tıpca, latince, geri geliyor İtalyanca. Aslında espriler anladım. Her şey, her dilde anlaşabiliyoruz ya.
Kültürümüz aynı, konuştuğumuz dil aynı, entelektüel seviyemiz senin daha fazla olabilir ama ben de yetişmeye çalışıyorum falan. Ya işte hani bu çok güzel bir şey. İyi ki böyle bir ablam var. Yoksa ben sen nasıl muhatap olurum?
Hiç çekilmez yani. Doğru. Çok güzel bir şey. Hani sana meme attığımda bu ne demiyorsun.
Anlıyor musun? Popüler kültürün kölesi olmak o anlamda da o. Yani çok ekran süren çok iyi. Çok idealik.
Kardeşliğe çok uygun. Teşekkür ederim izlenen. Approved. Aynen.
Teşekkür ederim. Approved. Gerçekten düştük. Söylemek istediğin başka bir şey var mı?
Bana, kızlara. Şöyle desek mesela. Bugün ölsem. Abla olarak bana 31 yıl sonunda, VC'nin tavsiye... Öyle sorar ki bunlar yani çok sert.
31 yıl sanki ne yani? Ne yani? 31 yıl! Kendi 31 yaşında hissediyor musun?
Hiç hissetmiyorum ya. Benden küçük hissediyor musun? Senden küçük, %100 bu arada. Neden?
Yaşanmıştık. Evet, senin bagajın çok fazla. Bagajım çok, yüküm, şeybemdeki yüklerim çok fazla. Çok, çok.
Yük değil de bilgelik. Tam doğru anladın, bilgelik. İkisi de bu arada, bilmişlik ve bilgelik. İkisi de çok iyi sende.
Kim daha hayırlı evlat? Bunu annem babama sormak lazım ama eminim ikisi de ben diyecek. Eminim ben diyecek. Ben diyecektir bu arada da ama ben daha çok seviyorum, sevgimi belli ediyorum.
Annem sen hayırlı hayırlı hayatınızı der ama bensiz yapamaz. Annem ikimiz siz de yapamaz. Bu böyle bir kıyas ben çekerek diyor. Bensiz yapıyor altı aydır.
Her gün ağlıyor biliyor musun? Selam da selam, selam da selam. Her gün ağlıyor. Ben de onu çok seviyorum.
Ama annem sen manipüle etmiyorsun benim gibi. Yok manipülasyon benim genetik kodlarımda yazılmamış. Peki kardeşin aileni manipüle ettiğinde? Yani aile ferdini manipüle ediyor ve görüyorsun falan.
Ve böyle hani nasıl bir his? Bir şey yapamıyorsun falan. Yani hani nasıl bir his? Ben hiç bunu yaşamadım.
Ben bilirim ki her zaman ablam akıllı olandır ve ablam annemleri asla üzmez mesela. Ben akıllı olan mıyım bilmiyorum ama ben objektif olanım bence. Ve hakkaniyetli olanım. Mantıkçı.
Senin gibi değilim. Rasyonel. Ben hakkaniyetli değil miyim? Ben neyim?
Biri kendini terazi mi? Hayır, kişilerin haklarını korumaktan bahsediyorum. Yani adaletten bahsetmiyorum. Yani orada o kişinin o tepkiyi almaması gerekiyorsa ben o tepkiyi vermem.
Ama sen o tepkiyi vermek istiyorsan verirsin. Ama sonra ben gönlünü alırım. İşte o hakkaniyet, gönlünü almak değil. Ama daha çok gönlünü alırım.
Bu sayılıyor mu? Bilmiyorum. Hediye alırım. Parayla satın alırım.
Onu yaparım. Onu deneyebilirsin. Anneciğim derim. Oradan giderim.
Buradan giderim. Ağlarım. Öperim. Bence annemse babam.
Öpersin. Bence ikimiz iki farklı karakterde. İki farklı birbirini tamamlayan. Yin yang gibi.
İki çocuğu olduğu için çok mutlu. Ben de onların çocuğu olmaktan çok mutluyum. Ben neden mutluyum biliyor musun? Bugün iki kişi.
Aynı arede büyüdüğünde, aynı mesleği yapsa da, aynı uykularda okusa da, benzer zekâ severine sahip olsa da... ...iki farklı karakter nasıl sahip olabilir? Ve kendilerini nasıl farklı ifade edebilirler?
Bunu gösterdiğimiz için ayrıca mutluyum. Teşekkür ederim. Bunların hepsi Burç. Burç'tan.
Aynen öyle, çok doğru. Ama işte ben Burç'ümü ne kadar taşıyorum özelliğinin tartıştığı. Şaka, şakaydı tamamen. Tamam o ayrı, Yüksel'in ne?
Yengeç, yengeç misin? Evet. Benimkini bilmiyorsun değil mi, Yüksel'in mi? Bilmiyorum ama ben kendi ayrı Burç'umu biliyorum.
Ne? Yay. Benim yükselim terazi ayım ikizler. Sen ne düşündün?
Bence okey benim bilmemem. Yok canım ben de seninle bilmiyordum zaten. Hiç kardeş Burcu da baktırmadım. Sen hiç baktırdın mı Şeynem?
Compatibility. Compatibility değil yani bu harita marita, solar bir şey düğün. Ben bir kere içeriden öyle baktırmıştım. Bayağı uyumuştu bana.
Ben bir kere baktırdım. Ailemizden birinin öleceğini söylediler. Hala ölmedi. Söylediler mi bunu?
Ben bulamıyordum. Söylediler, söylediler. Bu nasıl söylüyorlar ki böyle? Bir de herkes ölmüyor mu zaten gün sonunda?
Tamam işte en yakın o işte. Şimdi canım ablacığım, güzelim, bir tanem. Bize çok tatlı peri bacaları geliyor tamam mı? Yani bu fakültede sen bir ders vermiş oldun.
Hocası olarak bu fakülteden. Estağfurullah canım. Estağfurullah. Bir tane, take away, take home mesaj.
Mesaj versen, ne olur bu? Bence sen çok güzel bir yerde kapattın aslında, kendi tarafındaki konuyu. Kendin olmak istersen, ne olmak istiyorsan, yetiştiğin halden bağımsız, hayat şartlarından bağımsız, okuduğun okuldan bağımsız, o olabilirsin. Herkes istediği şeyi gerçekten çok isterse, çok boş konuştum ya, herkes...
Olsun olsun. Bir şey çok istersen olur ya. Bence gerçekten istemek ve odaklanmak çok önemli. Çok pozitif psikoloji gibi oldu sanki.
Ama böyle düşünüyorum. Ama bedel ödeyeceksen. Kendi olamadığın bedelini ödeyeceksen. Hayır ben öyle bir şey düşünmüyorum.
Düşünmek zorunda mıyım? Bedel ödemek gerekmiyor bence her zaman. Tamam. Ders vermek istemiyor kimseye.
Pozitif kapatmak istiyor. Ve size diyor ki... Herkes çok mutlu olsun yeni yılda ya bence. Sabah kalkıp manifest yaparsanız her şey olursunuz.
İstediğiniz her şey olursunuz. Sadece be happy. Just good intentions. No worries be happy. Emotions.
Evet butterflies. Değil mi? Asla değil. Ama hepinizi seviyor Tuğba.
Ben de sizi çok seviyorum o yüzden. Bu arada biz seninle hangi son yılbaşını beraber kutladık bilmiyorum. 10 yıl belki 10 yıl. Hiç hatırlamıyorum ben de.
Ama kalplerimiz bir. İnşallah. Bu sene de bir değiliz. Ben geçen sene nöbetteydim.
Sen neredeydin bilmiyorum. Her neyse. Hiç rutinin var mı? Yılbaşında ne yaparsın?
Yılbaşında arkadaşlarımla geçiş. Ben ya başına hiçbir şey yapmam bu arada. Hiçbir şey yapmayı da çok sevmem. Yani bu sene de hiçbir şey yapmayacağım.
Yapacaktım da işte planlar değişti falan. Biliyorsun hayat. Hiçbir şey yapmayacağım. Dedim bir ara Japonya'ya mi gitsem?
Dedim otur çalış dedim yani hani ders çalışacağım. Çok hedeflerim var bence de. 2 sene benim full kitlenip çalışmam lazım. Sonra rahat edeceğim inşallah.
Çalışacağım. Ama yılbaşında ben böyle üzüm yemedir, odur budur, ritüellerdir, manifestedir falan filan. Ben yapanlara çok saygı duyuyorum. Bence çok güzel bir şeyler yapıyor ama.
Ama çok benlik değil. Ama yapan, hoşuma gidiyor yani birilerinin bunu yapıyor olduğunu izlemek, yeni yıla böyle yüksek enerjiyle girmek. Benim çok hoşuma gidiyor. Ben de bak şöyle düşünüyorum, mesela tabi ki bilimsel değil bu ama... ...arkadaşlarıma hep bunu söylüyorum,
bir şeyi bana söylediklerinde... ...intentionlarını, niyetlerini falan, bir şekilde o konuda rahatladıklarını... ...ve onun böyle güzel bir enerjiyle kaplandığını ve olduğunu falan filan... ...yani tabi ki böyle bir şey. Katılıyorum.
O yüzden buradan yaklaştığımızda tabi ki o güzel bir şey, ona odaklanmak hoş tabi ki... ...ama belki onu bu kadar objeye bağlamak, bu kadar bir somutize... Somutize.
Ama kimse de şey yapmıyor bence, o okey kaç tane, on iki tane, beş tane, üzüm yedim oldu... ...ona girmiyor, bunu yapmıyor. Yani sonuçta benim böyle türellerim falan filan yok ama ajanda aldım.
Ajandaya da konuşacaktık ama konuşamadık. Ajanda aldım işe ah dolduracağım. Size de bu ajandayla ilgili arkadaşlar yorumlarımı söyleyeceğim. Mine?
Yok ya bildiğin normal günlük ajanda, şey ajandası, muhasebeci. 2026'da. Kendime öncelikle arkadaşlar, şu anda evlilik dilemiyorum. Evliliği rafa kaldırıp başarı diliyorum.
Huzur diliyorum. Huzurdur en güzeli. Huzur, iç huzur, mutluluk, akıl sağlığı, mental, refah, mentalizasyon kapasitesi, metakognisyon becerisi, critical thinking ability'si ve empatisi, empati. Ve ablamla daha çok görüştüğüm, bol bol güzel vakitlerimizin olduğu, shared experience'ımızın olduğu bir yıl diliyorum, bereket diliyorum.
Bereket dünyadaki en güzel şey. Bunu hepinize diliyorum, size diliyorum. Bol bol dua edeceğim. Hepimizin 2026-25'ten çok daha güzel olsun inşallah.
Amin, amin. Sizi seviyorum. Kendinize çok iyi bakın. I love you!
Happy New Year!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.