Podcast

Hiç Eskiyi Özlüyor musun?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Hiç eskiyi özüyor musunuz? Eski yılbaşlarını, eski sevgilinizi, ailenizin ya da ülkemizin eski halini... Eskiye duyulan özlem aslında çok insani bir duygu. Yakın İlişkilerin bu bölümünde o histen, yani nostaljiden bahsediyoruz. Bu hissin nasıl yaşam boyunca işimize yaradığı üzerinde duruyoruz.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.332 kelime · ~12 dk okuma

Hiç eskiyi özlüyor musunuz? En basit haliyle sordum size. Eski sevgiliyi özlüyor musunuz? Eski zamanları özlüyor musunuz?

Eski yılbaşlarını özlüyor musunuz? Ailenizin eski halini özlüyor musunuz? Ülkemizin eski halini özlüyor musunuz? Kendinizin eski zamanlarını özlüyor musunuz?

Genel olarak hiç eskiyi özlüyor musunuz? Eskiye duyulan özlem aslında çok insani bir duygu ve birazdan daha da detaylı açıklayacağım ama bu nostalji hissi aslında birçok sefer işimize yarayan şekilde de kullandığımız bir his. Ama yılın özellikle de bu zamanlarında hava soğukken, yılbaşına yaklaşırken, etrafta böyle ufak ufak yılbaşını anımsatacak ışıklar yanıp sönerken, O eski özlem hissi içimizde daha çok canlanabiliyor ve genelde yıl sonlarında bir yılın muhasebesini kendimize verdiğimiz için o nostalji hissi, sanki eskiden daha başarılıydım, daha iyiydim, her şey daha yolunda gidiyordu hissi, bizi birazcık daha fazla kapsayabiliyor. O yüzden hazır bu böyle yılın sonlarında çıkan bu podcastte bence beraber nostalji hissini konuşalım ve bakalım bu duygu ne kadar işimize yarıyor, ne kadar bizi bazen yanlış yerlere sürüklüyor ve bu his tekrar içimizi kapladığında bu duyguyla nasıl başa çıkabiliriz?

Transkriptin tamamını oku

Hazırsanız başlayalım. Nostalji kelimesi İsviçreli askerlerin eve dönme arzusu üzerinden gözlemlenen ve bulunan bir tabir aslında. Ben de bunu ilk okuduğumda çok şaşırdım. Aslında nostos, eve dönüş ve algos, acı kelimelerinin birleşiminden geliyor.

Ve zamanında yani 17. yüzyılda bir hastalık olarak tanımlanıyor. Ama bugün biliyoruz ki nostalji aslında çok normal bir duygu. Hatta Inside Out'un ikinci filmini izleyenler varsa aranızda orada nostalji duygusunun böyle minik ortama girişini de belki hatırlarsınız.

Bence o filmin üçüncüsünde kesinlikle kendisini daha da net gösterecek. Ama nostalji hepimizin zaman zaman yaşadığı bir duygu. Kendimizi yalnız, yorgun veya eksik hissettiğimizde, bünyemiz bizi güvenle ve seviliyor olduğumuzu düşündüğümüz eski bir ana ışınlıyor aslında. Ve baktığımızda bu bir cins bir hayatta kalma mekanizması, duygu regulasyonu mekanizması.

Şu anın acısını geçmişin böyle tatlı bir anısıyla rahatlatma çabası diyebiliriz. Girişte de söylediğim gibi soğuk hava, erkenden kararan gün ya da sabah bir türlü başlamayan, aydınlanmayan gün. Etrafta gördüğümüz o ışıklandırmalar, herkesin yıl sonu hakkında konuşuyor olması, sosyal medyada işte bu Spotify ve Türevlerinin yıl sonu değerlendirmeleri, bunları paylaştıkça hepimiz sürekli geçmişte geride bıraktıklarımızı hatırlamaya başlıyoruz. Ve bir yandan da şöyle bir tarafımız da var.

Bizim zihnimiz bazı zaman işaretleriyle çalışıyor. Yani böyle şey gibi düşünebilirsiniz bunu. Hani artık oyunlar autosave yapıyorlar ama eskiden oyunlarda şey vardı, böyle belli bir noktada ölünce seni başa aldığı bir nokta vardı. O noktalar gibi tıpkı zihnimizin kendimize belirlediği, bence böyle belli landmarklar var, işaretler var, zaman işaretleri.

Bunlar daha çok doğum günleri, yılbaşları, bizimki gibi kültürlerde işte mesela bayramlar, böyle zamanlar bir yeniden değerlendirme zamanları. Mesela geçen sene doğum günümde kim vardı yanımda? Yılbaşlarını bundan önce nasıl kutlamıştım? Ya da işte geçtiğimiz bayramlar nasıl olurdu?

Zaten hepimizin zihninde bir vardır ya, eskiden bayramlar hiç böyle değildi duygusu. Aynısını bu arada yılbaşı için de yapıyoruz. Bu aralar Twitter'da sürekli benim karşıma çıkıyor. Eminim sizin de karşınıza çıkıyordur.

Bu eskiden kartpostallar vardı ya, böyle üzeri simli, böyle çok güzel, böyle karlı manzaraların böyle simlerle canlandırılmış hallerinin olduğu kartpostallar vardı. İnsanlar birbirlerine öyle şeyler gönderirlerdi. Yılbaşında televizyonda hep beraber oturup izlediğimiz böyle çok keyifli programlar vardı. Doğal olarak hepimizin hakkında bir zamanlar bunlar güzel zamanlardı ve ben bu zamanları artık geride bıraktım.

Artık bir daha hiçbir şey böyle olmayacak hissi canlanabiliyor. Nostalji ise tabii ki sadece böyle zamanlarda canlanmıyor. Mesela daha yakınlarda flört yorgunluğu hakkında konuşmuş olmamın tetiklemesiyle şimdi şeyi de söyleyeceğim. Mesela kendimizi yalnız hissettiğimizde, diyelim ki böyle ilişki kurmaya çalıştığımızda ama bir türlü o aradığımız insana ulaşamadığımızı fark ettiğimizde ya da bir ilişkin içerisindeyken ve yanımızdaki insanın bizi tatmin etmediğini hissettiğimizde hemen bir geçmişi özlemle duyabiliyoruz.

O olsaydı başka türlü olurdu. Şimdi o olsaydı beni anlardı. Ya da ah ben onunla ne güzel günler yaşamıştım duygusuyla. Eski sevgiliye özlem duyduğumuz zamanlar da mevcut tabii ki.

Bu yüzden nostalji aslında hepimizi bir yerlerde ele geçiren bir duygu. Şimdi bunu anlatmışken hemen bir eski sevgili ya da eski arkadaşlıklar, eski ilişkiler onu biraz anlatmak istiyorum. Neden orayı daha tatlı hatırlıyoruz? Bir kere her şeyden önce zaman içerisinde duygularımız, özellikle de olumsuz duygularımız... ...biraz renk değiştiriyor.

Yani soluyorlar aslında. O böyle yoğun, olumsuz halleriyle hatırlamıyoruz onları. Ve pozitif anların duygusal yoğunluğu aklımızda kalıyor. Ve baktığımızda mesela yerlere kapanıp ağladığımız günleri değil de... ...beraber gittiğimiz ve eğlendiğimiz bir yemeği hatırlıyoruz.

...ya da işte kavgada birbirimize sarf ettiğimiz o kötü cümleleri değil de... ...o çok böyle romantik bir anda... ...işte sen benim için şöyle özelsin,

bu kadar muhteşemsin gibi cümleler kurduğumuzu hatırlıyoruz. Ya da yani o böyle ayrılık anının ne kadar yıpratıcı olduğunu... ...veya ilişkin işte son haftalarının ne kadar aslında böyle... ...birbirine tüketme haliyle geçtiğini hatırlamıyoruz da... ...beraber böyle sımsıcak sarılıp bir film izlediğimiz anı hatırlıyoruz. Ve o anları gözümüzde o kadar yüceltiyoruz ki bir yerde sanki o negatif anılar hiç yaşanmamış gibi... ...ve biz böyle çok muhteşem bir ilişkiyi bırakıp gitmişiz gibi... ...ya da o muhteşem ilişkiyi parmaklarımızın arasından kaybetmişiz gibi hissetmeye başlıyoruz.

Bu çok ciddi bir yanılgı. Yine bu arada aynı şekilde o ilişkin içerisindeki özellikle kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlardaki anları hatırlıyoruz. Yani o kişinin hatalarını ya da bizim o insanla yaşadığımız duyguları, olumsuz duyguları değil de... ...o ilişkinin o zamanki potansiyelini bize kurdurduğu hayalleri ve olabilecekleri aslında hatırlıyoruz.

Çoğu zaman zaten mesela eski sevgiliye duyulan özlemde bence şu soru çok kritiktir. Özlediğimiz gerçekten o kişi midir? Yoksa onunla olduğumuz halimiz midir? Çoğu zaman, bu arada geçmişi özlediğimizde hepimiz daha genç, daha umutlu, daha naif, daha hayata pozitif bakan bir yerde olduğumuz zamanları hatırlıyoruz.

Bu sadece bu arada bence romantik ilişkiler için geçerli değil. Mesela ben bunu kendi hayatımda şurada da tecrübe ediyorum. Arkadaşlıklarımız, yani arkadaşlıklarımızı bugünkü halleriyle incelediğimiz zaman eskisi kadar görüşemiyoruz belki, eskisi kadar paylaşım yapamıyoruz belki ya da eskisi kadar derinleşmiyor paylaşımlarımız belki. Ve hep eskiden böyle miydi, eskiden daha iyiydik, eski arkadaşlıklarımız daha güzeldi gibi bir kendimizi kandırma haline girebiliyoruz ve burada şeyi unutuyoruz yani eski arkadaşlıklarımızda da aslında problemler yaşıyorduk ya da eskiden de derinleşemediğimiz konuşmalar oluyordu ya da eskiden de kendimizi yalnız hissettiğimiz ya da ihtiyacımız olduğu anda arkadaşlarımıza ulaşamadığımız zamanlar yaşıyorduk.

Ama bugünden bakınca eskiden çok daha özgür, çok daha bol vaktimizin olduğu, hayatımızın çok daha az sorumlu olduğu veya çok daha potansiyelimizin yüksek olduğu zamanlardaki arkadaşlıklarımızı hatırladığımız için... ...daha çok eğlenebildiğimiz, daha çok gezebildiğimiz, daha çok konuşabildiğimiz... hayatımızdaki hareketin bol olduğu, öyle olunca da konuşacak malzemenin bol olduğu zamanları özlem duyuyoruz.

Ama büyüdükçe hayatlarımız hem biraz daha duruhan hale geliyor, bu arada neyse ki ve iyi ki biraz daha duruhan hale geliyor ve zamanımız azalıyor çünkü rollerimiz artıyor. Öyle olunca arkadaşlıklarımızı ayırdığımız vakit veya zihinsel odaklanma halde azalmış oluyor. Öyle olunca eskiye özlem duymak, eski arkadaşlıklara özlem duymak çok normal hale geliyor. Yine benzer şekilde aile ilişkilerinde de geçmişteki halimizi özlüyoruz ama geçmişteki halimizde daha çocuğuz, daha ailenin içerisinde belki bizim adımıza alınan kararlar var.

Bu kararlar bazen bizi üsse de bazı zamanlar üzerimizdeki sorumluluk hissini azaltıyor. Yani birileri bizim adımıza karar verdiğinde o kararın olumsuz tarafıyla biz yüzleşmek zorunda kalmayabiliyoruz. O yüzden böyle zamanları hatırlamak doğal olarak bize daha iyi hissettiriyor. Hadi şimdi minik para verelim.

Sonrasında konuşmaya devam edelim. Bir de bu işin aralık ayı kısmı da var. Biraz girdim ama biraz daha detaylandıralım. İşin bu muhasebe kısmı.

Yani bu yıl ben neler yapabildim ya da neler yapamadım. Neleri planlamıştım ve neler yolunda gitmedi. Aralık ayında maalesef bu yıl boyunca elde ettiğimiz tırnak işareti içerisindeki zaferleri değil de maalesef yapamadıklarımızı hatırlama meylemiz çok daha yüksek oluyor. Çünkü insan oğlu yani ilk yapmışımları değil de keşke yapsaydımları daha fazla hatırlıyor.

Yani ne yazık ki yaptımları daha fazla hatırlıyor. Yani o gün öyle söylemeseydim bugün şu anda böyle olmazdı. O gün gitmeseydim bugün yeni yıla birlikte girerdik. Hep olumsuzları çağırıyoruz yıl sonu muhasebelerinde.

Halbuki bütün bir yıl boyunca doğru yaptığımız, iyi yaptığımız, iyi ki yaptığımız birçok şey var. Onları hatırlayıp birazcık da o zaferleri, mikro zaferleri kutlamak önemli diye düşünüyorum. Hatta yani zihnimizin bu bize çelme takma tuzağını bu şekilde karşı koyabiliriz diye de düşünüyorum. Yine bu dönemde o muhasebeleri yaparken işte sosyal medyada yapılan paylaşımlarda Kimlerin ne kadar çok kitap okuduğunu, kimlerin nereleri bu yıl içerisinde gezdiğini, kimlerin bu yıl neler başardığını okuduğumuzda da kendimizi kötü hissediyoruz.

Çünkü yine bu benim birçok podcastta söyleyeyim bir şey ama bir kere daha duyun benden. Bütün listelerin arkasında bu insanların neleri kaçırdığı veya bu insanların bu başarıları elde ederken... Hangi başarısızlıklardan geçtiği hiçbir zaman yazılmıyor. Ama biz kendi hikayemize, kendi başarısızlıklarımıza çok hakimiz.

Belki biz de 30 kitap okuduk, atıyorum şu anda. Ama yapamadığımız da çok şey var. Ve okuduğumuz kitapların yapamadığımız şeylerin yanında maalesef zihnimizde hiçbir önemi yok. İşte bu yanılsamaya düşmek bize zarar veriyor.

O yüzden de az önceki mikroz aferleri söylemeye çalışıyorum. Ben bu sene geçen seneye kıyasla şu konuda daha başarılı oldum diyebiliyor musunuz? Mesela ben kendi adıma bu sene bir önceki seneye göre daha fazla hareket ettim. Ben bu sene geçen seneye göre arkadaşlarıma daha fazla vakit ayırabildim.

Ben bu sene geçen seneye göre daha fazla istemediğim şeylere hayır diyebildiğim anlar yaşadım. Ben bu sene şu şu şu insanlarla biraz daha iyi ilişkiler kurmayı başardım. Ben bu sene duygularımı şöyle şöyle daha iyi ifade ettim gibi cümleler kurabiliyorsanız aslında baktığınızda güzel bir yıl geçirmişsiniz. Hani bu sabahleyin yatağımı topladığım zaferi var ya benim asla yapamadım.

Sabah yatağımı topladım gibi, bu yıl mesela bir önceki yıla göre on kere daha fazla yatağımı toplamışımdır gibi böyle küçük şeylerin farkına varmak da önemli. Şunu söylemiyorum, kendimizi kandıralım, işte bu şekilde kendimizi kandırarak mutlu hissedelim demiyorum. Ama kendimize sürekli tekme atmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Çünkü yani kendimizin karşısında kendimizi savunacak yegane insan yine biziz.

Bir de şundan da uzaklaşmak lazım. Bizim hatıralarımız aslında tam onları hatırladığımız halleriyle yaşanmıyor. Bizim bir hafıza inşa etme halimiz var. Yani belleği baştan inşa etme halimiz var.

Mesela arka planına bir şeyler ekleyebiliyoruz hikayenin. ya da olduğundan daha şiddetli, ya da olduğundan daha hafif hatırlayabiliyoruz. Bununla ilgili çok araştırma var ama benim en çok aklımda kalan örneklerden biri şudur. Yani mesela bir araba kazasını hatırlarken, araba kazasıyla ilgili soruyu sorma şekli bile yerde insanların cam kırıkları hatırlayıp hatırlamadığını belirleyebiliyor.

Yani işin gerçeğinden çok bağımsız bir şey düşünme şeklimiz o hafızamızı zihnimize getirme halimizi değiştirebiliyor. O yüzden de Özellikle nostalji etkisini düşünürken geçmişi olduğundan daha iyi hatırladıkça orayı daha da böyle canlandırıyoruz. Yani bana şöyle bakmıştı, tam bunları söylemişti, gözümün içine şu şekilde gözlerini dikmişti. İşte yani böyle bir şey yaşanmış.

Tabii ki güzel bir şey yaşanmış ama onu olduğundan daha da tatlı, daha da iyi hale getirebiliyoruz. Bunu yaptığınız zaman zaten güzel olan bir durumu daha da ulaşılmaz, daha da yani o eskide kaldı ve bir daha böyle bir şey yaşaman mümkün değil haline getirmemiz çok kolay oluyor. Bununla birlikte bir de duygumuzda uyumlu hatıraları zihnimize çağırma eğilimimiz de var. Ne demek istiyorum?

Mesela kendimizi yanlış hissediyorsak, Maalesef otomatik olarak, ya aslında sen yalnız değilsin, bak işte... ...iki gün önce arkadaşlarına şurada şöyle güzel vakit geçirmiştin... ...ya da işte daha yakınlarda kardeşinle öyle bir diyalog geçirdin ki... ...onun varlığını yanı başında hissettin gibi hatıraları çağırmıyor zihin.

Yalnız olduğumuzu düşündüğümüz zaman maalesef gidip... ...çok eskiden birileriyle birlikte olduğun ve keyif aldığın... ...ve şu anda onu yakalayamadığın hissine getiriyor.

Ve böyle yaptığın zaman aslında o yani bizi teselli etmeye çalışıyor o anılar ama çok eskiden geldiği için... ...ben onu tekrar yakalayamayacağım, ben onu tekrar yakalayamayacağım duygusuyla daha da fazla yalnız hissediyoruz. O yüzden de aslında bunun bize fayda etmediğini hatırlamamız lazım.

Yani atıyorum şu anda ben sevgiye açım gibi hissettiğimiz... Ama eskiden çok seviliyordun, eskiden öyle güzel bir ilişki vardı ki ve ben orada o kadar doyuma ulaşmıştım ki bir daha asla öyle sevilmeyeceğim hissiyle boğuşma halimizden uzak durmamız lazım. Bunlar işte zihnimizin bize kurduğu tuzaklar. Ve tabii ki bütün bunların bir sebebi var, bir amacı var.

Yani bunların işe yaradığı zamanlar da var. Ama aynı tuzaklar, işte az önce bahsettiğim durumlarda... ...bize çelme takıp bizi düşürüyor.

Ve düşürdükçe kendimizi daha da kötü hissediyoruz. O yüzden şimdi artık nostaljinin getirdiği her şeye hakimiz. Arada nostalji böyle yüreğimizde belirdiğinde ona birazcık izin verebiliriz. Tabii ki böyle tatlıca bizi sarmasına, bize kendimizi iyi hissettirmesine izin verebiliriz.

O güzel zamanları hatırlama haline izin verebiliriz. Ama ne zaman nostalji bizi ele geçirmeye başlar? Ne zaman, hayır şu zamanlar çok kötü ve geçmiş kesinlikle daha iyiydi ve bir daha hiçbir zaman o kadar mutlu olmayacaksın hissi bizi ele geçirmeye başlar. İşte o noktada birincisi geçmişte yaşadığımız durumların da daha gerçekçi taraflarını hatırlamamız lazım.

Bunu bu arada romantik ilişki bitimlerinde hep söylediğim bir şeydir benim. Bir yere not alın. Yani bu ilişki neden bitti? Gerçekten neden bitti?

Bu insan, bu insanı benim tekrar hayatıma almamak için hangi nedenlerim var? Bunu yazmak önemli. İşte bu nostalji ataklarında o listelere bakmak işimize yarıyor. Onu bir söyleyeyim istedim.

İkincisi işte birazcık o duyguyu etiketlemek. Yani ben şu anda bir nostalji atığı yaşıyorum tırnak işaret içerisinde ve doğal olarak şu anda bir özlem duygusu duyuyorum. Ama özlediğim şey o insan değil ya da o ev değil ya da o an içerisindeki insanlar değil. O zamanki benim ya da o zamanki hissettiğim duygular ve şu anda geçmişteki gizem olarak ben onları yaşadım.

Bugün birebir beni o an içerisine koysalar ben o duyguları yaşayamayabilirim, birincisi. O insanlar şu anda o hatırladığım zamandaki gibi değiller, ikincisi. Ve üçüncüsü, aslında bugünkü gizemin ihtiyaçları doğrultusunda ben yine çok güzel anılar yakalayabilirim. Ve bir de şunu hatırlatmak, bir cins çapalama gibi düşünelim.

Yani ben gelecek senede, 2025 Aralığına bakacağım aslında. Ve gelecek sene 2025 aralığına baktığım zaman bugünü güzel hatırlamak istiyorsam, bugün kendimi o nostaljinin beni böyle paralize eden kollarına bırakmamalıyım ve bugünü gerçekten güzel hatırlamamı sağlayacak bir şeyler yapmalıyım şeklinde kendimi motive edebileceğimi de düşünüyorum. Umarım bu öneriler işinize yarar ama yine de böyle azıcık da olsa ben kendime hep böyle nostalji deyince kendimde arada yaptığım şey canlanıyor. Mesela böyle arabanın camına kafamı dayayıp arka planda çalan müzikle kendimce küçük bir klip çekmek ya da işte ne bileyim sokakta yürürken hafif böyle rüzgar var, ağaçların yaprakları dökülmüş böyle nostaljik bir film karesindeymişim gibi hissetmek.

Bunlar benim de yaptığım şeyler. Arada ona kendimizi kaptırmamız güzel ama dediğim gibi İçinde çok kalmayalım. Umarım yılın son günlerinde bu podcast size iyi gelir. Hepinize çok sevgilerimi gönderiyorum.

Bir sonraki bölümde görüşürüz.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)