
2.874 kelime · ~14 dk okuma
Herkese merhaba. Bugün hepimizin zaman zaman içine düştüğü bir durumu hakkında konuşmak istiyorum. Bazen içine biz düşüyoruz, bazen içine partnerlerimiz düşüyor, bazen içine arkadaşlarımız düşüyor, bazen ebeveynlerimiz düşüyor. Ve bu durumla nasıl başa çıkabiliriz?
Bu durum bize neler hissettiriyor? Biraz bunlara gireceğim. Bahsettiğim konu ise şu. Telefonla uğraşmak suretiyle birbirimizi ihmal etmek.
Bunun tabii ki iki boyutu var. Bir, burada resmen telefonumuz ya da karşımızdaki insanın telefonu bizim baş düşmanımız, azılı düşmanımız haline geliyor. İkincisi, karşımızdakinin ilgisi telefonda olduğu için biz kendimizi ciddi ölçüde ihmal edilmiş, umursanmıyor hissediyoruz. Fabing diye bir tabir var.
Bu durumu fabing tabiriyle anlatıyor literatür. Phone snubbing aslında ikisinin bir araya gelmesiyle telefon ve birini küçümsemek tabirlerini bir araya getirerek fabing tabirini bulmuşlar bu durumu anlatmak için ama ben güzel dilimizin güzel kelimeleriyle telefonla ilgilenmek suretiyle birini ihmal etmek olarak size getirmek istedim. Şimdi bu durum bence girişte de söylediğim gibi bizi birçok katmanda etkiliyor. Mesela ebeveynlerin çocukların ihtiyaçlarını göremedikleri ya da çocuklarıyla kesintisiz bir iletişim kuramadıkları, oyun oynayamadıkları ya da sohbet edemedikleri bir durum yaratıyor.
Arkadaş ortamında herkesin telefonu masadayken O telefonların her birine birer bildirim gelirken, bir arama gelirken sohbet sürekli dağılıyor. Son olarak partnerimizle oturup böyle tatlı bir sohbet edemez hale geliyoruz. Hatta bazen bir tartışmanın tam ortasında ya da böyle romantik bir anın tam ortasında gelen bildirimle konu tamamen dağılıyor. Bazen de... Biz derdimizi anlatmak için,
bir şey paylaşmak için, karşımızdaki insanın varlığını hissetmek için oturduğumuzda onun telefonla ilgilenmesi bizim onu yokmuş gibi hissetmemize yol açabiliyor ve bunların hepsi sıkıntılı durumlar. Şimdi gelin birazcık daha şey konuşalım. Yani nedir, bu aslında tam olarak bize ne yapıyor, ne yaratıyor? Fabin'le ilgili en büyük sorun bize görünmezmişiz hissi vermesi.
Yani ya da dahası, karşımdaki insanın elindeki telefon ya da o telefon vasıtasıyla gelen bilgiler, bildirimler benden daha kıymetli. Yani o insanın şu an benimle ilgilenmekten daha önemli işleri var ya da daha çok eğlendiği bir şeyler var. Ve öyle olunca aslında bu bende bir sosyal dışlanma duygusu yaratıyor. Daha önceki podcastlerden hatırlarsınız bence sosyal dışlanma bizim zihnimizde sosyal acı yaratan bir durum.
Gerçekten fiziksel acıya çok benzer bir acı hissediyoruz. Bu durumun hiç küçümsenecek bir tarafı yok. Çünkü bazen ben dinliyorum, yani partnerim çok fazla telefonla uğraşıyor, hiç ona anlatsam da benim ne kadar bununla ilgili rahatsız olduğumu anlamıyor diye. Eğer siz de bunu yapan taraftaysanız, yani telefonuyla uğraşıp karşı tarafı ihmal eden taraftaysanız, Aslında hiç istemeden karşınızdaki insanın acı çekmesine sebep olduğunuzu bilmenizi istiyorum.
Dediğim gibi hepimiz zaman zaman bunu yapıyoruz ama bunun ne seviyede bir alışkanlığa dönüştüğü tabii ki kişiden kişiye değişiyor. O yüzden bu anlamda bir kendinizi değerlendirin isterim. Şimdi bu romantik ilişki kısmına biraz sonra tekrar geleceğim ama biraz şeyi anlamak lazım. Elimizde telefon varken karşımızdakini hissettirdiğimiz bedenen buradayım ama zihinsel olarak burada yokum.
Ben bambaşka bir yerde geziyorum. Bazen komik videoların içinde geziyorum. Bazen Şenevli'yim, orada okuduğum mesajların içerisinde geziyorum. Bazense tamamen random bir geyik sohbetin içerisindeyim.
Ama her türlü senin yanında değilim. Bedenen senin yanındayım, zihnen senin yanında değilim. Şimdi çocuklar konusuna geldiğimiz zaman yani ebeveynlerin bunun yapması konusuna geldiğimiz zaman karşımızda telefonla uğraşmalarını hiç istemediğimiz veya işte tabletle telefonla fazla uğraştıklarında şikayet ettiğimiz çocuklar var. Ve biz onlara doğal olarak cihazları vermezken kendimiz bu cihazların esiri olarak onlarla olan sohbetten mahrum bırakıyoruz.
Hem onları hem kendimizi. Bu bir kere zaten ciddi bir ikiyüzlülük içeriyor. Bu arada anlatırken tamamen... Çuvaldızı kendime de batıracağım.
Zaman zaman benim de yaptığım bir davranış çünkü. Ve şeyi de hissediyorum. Bazen kızımla oturup oyun oynarken ya da işte ne bileyim bir şeyin ortasındayken elimin telefona gittiğini, ekrana şöyle bir yandan baktığımı... Ya da hani böyle bir dakika bir dakika şuna bir bakmam lazım deyip bakıp ona geri döndüğüm zamanları biliyorum.
Bundan kesinlikle gurur duymuyorum. Bunu azaltmaya çalışıyorum. Ama bunu azaltmaya çalışmadığım zamanlar bu davranışın esiri olduğumu kesinlikle biliyorum. Çünkü çoğu zaman çocukların anlatma hızı, detay seviyesi ya da işte onların daha yavaş temposu bizim o zihnimizin alıştığı hızla aynı olmuyor ve biz o esnada sadece ona odaklandığımız zaman canım sıkılıyor.
ve mesela sevgili dinleyiciler ben size bunu anlatmamın tam ortasında telefonum çaldı benim o telefonla ilgilenmedim telefonumu kapattım ve şu anda kayda devam ediyorum yani demek oluyor ki bu birazdan size getireceğim çözüm ödelerini kendimde daha fazla uygulamalıyım ve bir de tabii ki aslında önceliklendirme yapmalıyım ama buraya geri döneceğim şimdi önce ebeveynler ve telefonlar kısmına dönmek istiyorum burada aslında biz çocuklarımızla o teması kuramadığımızda yani telefonlar vesilesiyle o aramızdaki bağ kurabilecek anlar bölündükçe aslında çocuklarımıza sadece sen benim telefonum kadar değerli değilsin mesajı vermiyoruz bir de şundan mahrum bırakıyoruz kendimizi çocuğumun ihtiyaçlarını bana gösterdiği sinyalleri yakalayamama haline giriyoruz Aslında bunu biraz sonra partnerlerimizden bahsederken de söylemek istiyorum ama ikisi zaten ortak bir temada. O yüzden bunu oraya uyarlayın lütfen.
Yani biz bütün ilişkilerimizde, bu sadece romantik partnerlerde ve ebeveyn çocuk ilişkisinde değil. Mesela ben şu anda bu podcastı kaydederken benim burada ekip arkadaşlarım var, beni dinliyorlar ve ben... Aslında onlara çeşitli sinyaller de gönderiyorum ister istemez. Yani beni gözlemledikleri esnada benim bir ihtiyacım olduğunu fark edebilirler, benim kendimi iyi hissetmediğimi fark edebilirler, bir şeyle ilgili kötü hissettiğimi fark edebilirler.
Bu sinyaller aslında bizim genellikle duyu organlarımızı yani görerek veya duyarak genelde fark ettiğimiz sinyaller. Ve biz telefonla uğraşırken aslında bu sinyalleri okuma becerimize ket vuruyoruz. Öyle olduğun zaman karşımızdaki insanı tanıma ve karşımızdaki insanla bağ kurma becerimiz zarar görüyor. Bakın başka bir örnek getireceğim size.
Aktif dinleme konusunu daha önceki podcastlerde anlattığım çok oldu ama hemen şeyi hatırlayalım isterim. Aktif dinleme neydi? Karşımızdaki insanın bize söylemek istediklerini ona cevap verme ihtiyacı duymadan tamamen ona odaklanarak dinlemek ve zaman zaman işte o anlattıkça, durdukça sorular sorarak yeterince iyi anlayabilme haliydi. Şimdi aktif dinlemede hatta daha önceki podcastlerde de söylerken şunu demiştim.
Bir psikoloğun sizi nasıl dinlemesini isterseniz öyle dinlemek aslında demiştim aktif dinlemeyi. Şimdi psikologlar olarak biz insanların beden dilinden de çok şey çıkartabiliyoruz. Bir insanın gözleri dolu dolu mu, bir şey anlatırken gözlerimi kaçırıyor, omuzlarımı düşük birazcık, elleriyle neler yapıyor, bunlar hep dikkat ettiğimiz şeyler. Ve telefonla uğraştığımız zaman karşımızdaki insanın bu tip bedensel işaretlerini, sinyallerini de kaçırıyoruz aslında.
Düşünsenize siz bir yere giriyorsunuz ve girdiğiniz yerde bir insanın canı sıkkın. Ama siz elinize telefonla giriyorsunuz, telefonunuzdaki mesajlara bakıyorsunuz, bir selam veriyorsunuz ama yani böyle formalite icabı, yani formalite icabı denmez ona, yani böyle görgü kuralı icabı, hani otomatik olarak selam ne haber diyorsunuz ama gözünüz ve aklınız telefonda. Orada karşınızdaki insanın belki bir heyecanı var, belki bir sıkıntısı var, bir duygusu var yani sizinle paylaşabileceği ama siz göz teması bile kurmuyorsunuz ya da çok böyle üstün kör bir göz teması kuruyorsunuz. Öyle olunca o insanın duygusunu tamamen kaçırıyorsunuz.
Verdiğiniz mesaj, sen benim için bir dakika durup seni anlamama değecek bir insan değilsin. Tabii ki bu arada yani bir kereliğinden insanlar böyle kocaman kocaman mesajlar almıyorlar. Öyle abartılı bir söylemde bulunmak istemiyorum ama bunu bir kere değil on kere yaptığınız zaman karşınızdaki insana bu mesajı vermiş oluyorsunuz ister istemez. Ve çocuklarımızda da çocuklarımız bizim onlara ne kadar ilgi verdiğimiz üzerinden bizimle ilişkilerini kurdukları için, biz onları ne kadar iyi dinliyoruz, ne kadar iyi duygularına hakim oluyoruz, ne kadar iyi duygularıyla uyumlu tepkiler veriyoruz, ne kadar onları yatıştırabiliyoruz, sakinleştirebiliyoruz, bunlar onların bizimle kurdukları ilişkideki en önemli taşlar olduğu için, yapı taşları olduğu için, bunları tutarlı bir şekilde atladığımız zaman çocuklarımız bizimle o ilişkiyi kurmuyorlar.
Dahası sonra bu çocuklar ergenliğe girdiklerinde benzer davranışları bize gösteriyorlar. Ve biz o zaman telefonundan kafanı kaldırmıyorsun çocuğum diye şikayet ettiğimiz zaman aslında aynı şeyi biz onlara öğretmiş oluyoruz. Ve bu çok üzücü bir şey. Yani biz de onlara bunu yaptık, şimdi onlar da bize yapıyorlar ve aradaki ilişki kurulmuyor.
O yüzden de bunu öğrenmemiz lazım, karşılıklı olarak öğrenmemiz lazım. Bir de aklıma şey geldi. Bir tane durgun yüz deneyi diye anlatayım size. Still Face Paradigm.
Bu deneyin İngilizce ismi. Bu deney de böyle hiç ifadesiz duran yüzlerin bebeklerde oluşturduğu olumsuz etkiyi gösterir. Bu deney çok etkileyici bir deney gerçekten. Yani bir bebeğin annenin yüz ifadelerini görmesinden ne kadar olumlu etkilendiğini anlatan bir deney.
Yani eğer ifadesiz durursanız bebek önce sizi güldürmeye, yani bir şekilde bir ifade oluşturmaya çalışıyor. Bir yerden sonra ifadesiz durmaya devam ederseniz bebek ağlamaya başlıyor. Çünkü ben bununla ne yapacağımı bilemiyorum gibi hissediyor. Aslında biz telefonlarımızla uğraşırken çocuğumuzun bize anlattığı duyguları yakalayamadıkça onu ne kadar çaresiz ve kötü hissettirdiğimizi buradan da anlayabilirsiniz diye düşünüyorum.
Hadi şimdi minik bir ara verelim. Sonrasında konuşmaya devam edelim. Gelelim romantik ilişkilerin içerisine veya işte arkadaşlıklarda yani biraz daha akran olduğumuz yani hiyerarşik olarak aynı yerde olduğumuz bir ilişkiden bahsedelim. Şimdi o ilişkilerde de sen benimle ilgilenmiyorsan o zaman ben de telefonumla uğraşabilirim duygusu yani böyle bir intikam duygusu üzerimize yapışabiliyor.
Yani şöyle düşünün. Karşılıklı oturduğunuz bir masada arkadaşınız sürekli telefonuyla ilgileniyor. Bir, iki, üç, Bir yerden sonra ister istemez size telefonunuzu çıkarıyorsunuz, siz de mesajlara bakıyorsunuz ve zaten çok önemli bir kelimeden bahsedeceğim şimdi. Senkronizasyon kayboluyor.
İlişkiler içerisinde senkronizasyon önemlidir. Yani iki insanın aynı ritimde ilerleyebilmesi önemlidir. Bu arada mesela romantik ilişkilerdeki senkronizasyonda mesela kalp atışlarımız, nefes alışverişlerimiz bile senkronize olur yeterince uyumlu olduğumuzda. Konuşmaların da senkronizasyonu vardır.
Hatta şu söyleyeyim, daha önce yaşadıysanız çok tanıdık gelecek. Mesela online bağlantılarda eğer bir gecikme varsa sesin gelmesine ya da sürekli ses kesilip geri geliyorsa... Bir yerden sonra böyle içinizde bir neredeyse öfkeye benzer bir duygunun uyanmaya başladığını farkedersiniz. Yani neredeyse karşınızdaki insanı öfkelenirsiniz.
Halbuki onun hiçbir suçu yoktur. Yani tamamen bağlantıyla ilgili bir meseledir. O da senkronizasyonla ilgili bir şey. Yani senkronize konuşamamakla ilgili bir şey.
Şimdi siz bir şey anlatıyorsunuz ve olayın doğal temposu içerisinde siz bir şey anlatıyorsunuz. Karşınızdaki insansa cevap veriyor gibi olması lazım. Ama siz bir şey anlatırken sürekli zırt pırt anlatıp bölünüyorsa ve sizi sürekli biraz daha geriye sarmak zorunda kalıyorsanız veya anlattığınız detaylar sürekli karşınızdaki insan tarafından atlanıyorsa Bir yerden sonra zaten anlatma ihtiyacı duymuyorsunuz ya da yine üstün körü anlatmaya başlıyorsunuz. Bu da ilişkinizdeki derinliği zedeliyor zaten.
Yani siz anlatmıyorsunuz, karşınızdaki insan almıyor. Bir yerden sonra niye karşılıklı oturasınız ki? Aynı şeyi romantik ilişkiler için de düşünün. Bir de mesela şöyle bir tarafa da gidebiliyor bu.
Mesela bir şey anlatmaya çalışıyorsunuz ya da bir şekilde vakit geçirmeye çalışıyorsunuz partnerinizle ama o başka, yani telefonuyla uğraşarak vakit geçirmeyi tercih ediyor. Şimdi öyle olunca siz de bu sefer başka şekillerde onay almaya, kendinizi iyi hissetmeye çalışıyorsunuz. Böyle olunca bir bakıyorsunuz iki tarafında bütün akşamı WhatsApp'ta başka başka gruplarda, arkadaşlarıyla konuşarak geçirdiği bir ilişkiye dönüşmüşüz. Ve kanepenin iki ucunda oturup elinde telefon olan, partner olan çift görüntüsü gözünüzde canlandı mı bilmiyorum.
İşte o hep bunların sonucunda oluşan bir şey. Mesela diyelim ki bir derdiniz var, partnerinizden o karşılığı alamıyorsunuz, o ilgiyi göremiyorsunuz, o desteği alamıyorsunuz. Ne oluyor? Mesela arkadaş grubunuzdan talep ediyorsunuz.
Onlar hele o esnada onu verirse, ebeveynleriniz o desteği verirse... ...her bir bu tarz eksik kalması partnerinizin... ...sizi ondan bir adım daha, bir adım daha, bir adım daha uzaklaştırıyor.
Tabii ki bunlar mikro adımlar. Yani yine tek bir seferde bir anda yıkılmıyor ilişkinin temeli. ama her seferinde böyle minicik minicik de olsa duvara bir şey attığınızı düşünebilirsiniz yani çantik atmak bilemedim tam olarak nasıl tarif edebileceğim ama yani belki çay kaşığıyla duvardan biraz parça kopartıyorsunuz ama yani çay kaşığıyla da olsa eğer o çay kaşığıyla bin kere duvardan bir parça kopartırsınız bayağı büyük bir delik açabileceğiniz bir gerçek Bir yandan da bütün bunların sonunda şunu da söylememiz lazım. Aslında bu kadar çok telefonla uğraşmak temelde dopamin arayışıyla ilgili.
Yani hızlı, sorunsuz, kolay, dopamin ihtiyacı gidermesi telefonlarımızla kurduğumuz ilişki. Özellikle işte bu kısa süren videolar, Reels, TikTok içindeki videolar, Twitter'daki hızlı hızlı okuduğumuz o tweetler bunların hepsi aslında böyle okudum geçtim izledim geçtim ve o kısa süreli özellikle videoların beynimizin çürümesine tabiri caizse ki artık gerçekten böyle kullanılıyor brain rot buna yol açtığı bulunuyor hem de yine çok önemli dikkat süresinin çok azalttığını buluyoruz şimdi öyle olunca ne oluyor diyelim ki siz Yarım saatlik bir konuşma içerisinde olmayı istiyorsunuz, böyle bir süre içerisinde konuşacaksınız. Ama karşınızdaki insanın dikkat aralığı o kadar değil artık. Yani o telefonların bize yol açtığı bu olumsuz özellikler de ilişkimizi kötü etkiliyor.
O yüzden de telefonla olan bağımızı partnerimizin bizden talepleri doğrultusunda değil de aslında kendi iyiliğimiz, kendi beyin sağlığımız için de azaltmamız gerekiyor. Başka bir problem de şu. Yani o brain rot dediğimiz şey, beyin çürümesi dediğimiz şey, bizim derin bir empati kurma kabiliyetimizi de etkiliyor. Karşımızdaki insanı anlama kabiliyetimizi de etkiliyor.
Yani dinliyoruz ama orada değiliz. Dinliyoruz ama hissetmiyoruz. Bir de daha da bence bir adım daha öteye götüreceğim ve şunu söyleyeceğim. Telefonlardaki bize o anda iyi hissettiren bütün içerikler özellikle de zor konular konuşurken, zor durumlar içerisinden geçerken müthiş bir kaçış. Öyle değil mi?
Yani kim gerçekten zor bir konuşmanın içerisinde... ...karşısındaki insanın gözünün içine bakarak bunu dinlemeyi tercih eder ki? Yani büyük bir kısmımız o anda daha keyif verici bir aktiviteyi tercih ederiz.
Çok insani bir şey. Hepimiz ödülleri tercih ediyoruz cezalara. ve hani orada yapacağımız bir konuşmanın ceza olarak tanımlanması hoşunuza gitmeyebilir ama temelde günün sonunda sizi iyi hissettirmiyorsa, iyi hissettirmeyen birçok şeyi ceza olarak tanımlayabiliriz ya da nötr olarak tanımlayabiliriz. Ama her türlü nötr bir event bile ödüllendirici bir eventten daha kötü zihnimiz için.
Yani yapacak bir şey yok, böyle çalışıyor kafalarımız. E öyle olunca doğal olarak kendimizi iyi hissedecek bir kedi videosunu yanımızdaki insanın derdini dinlemeye tercih edebiliyoruz. Ama ne oluyor? Yani yalnızlaşıyoruz.
Yalnızlaşıyoruz, derin diyaloglardan uzaklaşıyoruz. İnsanlar bize içlerini açmıyorlar artık. E biz de açmıyoruz. O konuşmalar olmuyor.
Sonra hep beraber kendimizi mesela flört yorgunluğundan şikayet ederken buluyoruz ya da ilişkimle derinlik kurmuyorumdan şikayet ederken buluyoruz ya da artık hiçbir şey konuşamıyorumdan şikayet ederken buluyoruz ya da daha da üzücüsü artık hiçbir andan keyif alamıyorum, hiçbir şeye heyecanlanamıyorumdan şikayet ederken buluyoruz. O kadar doğal ki. Dediğim gibi hepimiz bunun içerisindeyiz, hepimiz Haydık Yemin'in yolcusuyuz. Hepimiz o alnık ödülleri, daha uzun vadeli ödülleri tercih ettiğimiz için kendimizi bunun içerisinde buluyoruz.
Yani çözüm nedir diye sorarsanız, çözüm aslında bir miktar mindfulness. Mindfulness'ı doğru yapabilen, anda kalmayı doğru bir şekilde başarabilen insanlar. Aslında gerçekten muhteşem bir şey yapıyorlar. Yani bizim telefonları kenara bıraktığımız keyif aldığımız aktiviteleri telefonla değil de telefonsuz yapmaya başladığımız eylemler çok önemli.
Eğer bu arada gerçekten çok fazla telefonunuza ilgilenmenizi fark ediyorsanız telefonsuz zamanlar yaratmak da ve bunu ilişkinin aslında bir genel kuralı haline getirmek de önemli. Mesela ciddi bir konuşma içerisinde olmak istiyorsanız, bu ciddi konuşma illa bu arada olumsuz bir konuşma olmak zorunda değil. Yani böyle biraz baş başa vakit geçirelim içerisindeyseniz telefonları birlikte bir kenara koymak ve belli bir zaman sonra telefonlara bakmak, birlikte bakmak ve ondan sonra yine kenara koyup devam etmek de güzel bir yöntem oluyor. Yine arkadaşlarımızla otururken bu hep tavsiye ettiğimiz bir şey.
Telefonu mümkünse çantanızdan çıkarmayın. Hatta buradan konuyu dijital şiddete bağlamak istiyorum. Bir anda şaşıracaksınız nereden çıktı diye. Romantik ilişkilerde telefon aracılığıyla kontrol edilmek maalesef partnerler olarak birbirimize yaptığımız bir şey zaman zaman.
Yani ben aradığımda mutlaka orada ol. Mesaj attığımda mutlaka hemen cevap ver. İşte ben senin nerede, kiminle ne yaptığını bileyim. Şimdi bu özellikle dediğim gibi bir kontrol mekanizması haline döndüğünde ciddi bir probleme yol açıyor.
Yani siz bir arkadaşınızla buluşmaya gittiyseniz, ya ben buradayım, oturuyorum diye haber verdiniz diyelim ki haber verme ihtiyacı duyduğunuz ve haber verdiniz. Ondan sonra oradasınız ve o arkadaşınıza oturuyorsunuz. Yani zırt pırt mesajlaştığınız zaman aslında arkadaşınıza oturmuyorsunuz. Partnerinizle oturuyorsunuz.
Yani arkadaşınız oturuyorsanız o telefonun o çantada kalması gerekiyor. Yine benzer şekilde mesela işle ilgili sınır koyamıyorum şikayetinde bulunuyoruz birçoğumuz. Zaten maalesef Türkiye'de birçok iş WhatsApp'dan da dönüyor biliyoruz. İnsanlar herhangi bir saatte mesaj atabiliyorlar işle ilgili.
Bu da bir gerçek. Bunların hepsinin farkındayım. Ama eğer ben telefonuma belli bir saatten sonra bakmıyorum ya da belli bir saatten sonra gelen mesajları sabah cevaplandırıyorum, işle ilgili mesajları sabah cevaplandırıyorum gibi bir sınır koymuyorsanız kendinize, aslında diğer bütün ilişkileriniz bu sınırsızlıktan dolayı olumsuz etkileniyor. O yüzden bunları yapmamız lazım, bu tip sınırları da koymamız lazım.
Ebeveynler için de şeyi hatırlatmak istiyorum ama yine sadece ebeveynler için değil her türlü ilişki için göz teması çok önemli. Göz teması oksitusin yani bağlanma hormonunu salgılatan çok çok çok önemli bir eylem. Ve sarılmak, göz teması kurmak, el ele oturmak bunlar özellikle ebeveyn çocuk ilişkisinde ve romantik ilişkilerde çok ihtiyacımız olan şeyler. Telefon bunları yapmamıza en büyük engel.
O yüzden ne olur böyle zamanlarda telefonu biraz uzağa koyun. biraz uzağa koyun ve telefona bakmak birazcık daha fazla eforistisin hiç olmazsa. Evet belki 10 seferin 10'unda da bunu yapamayabilirsiniz ama 10 seferin 3'ün de yapmayı başarsanız ilk aşamada ve sürekli birazcık daha artırsanız çok daha sağlıklı çok daha iyi bir ilişki kuracağınıza emin olabilirsiniz dediğim gibi her türlü ilişkinizde. Bir de şunu söylemeden bitirmeyeyim.
Kısasa kısas yapmayalım. Yani karşımızdaki insan telefonla ilgileniyor diye biz de telefonla ilgilenmeye başladığımızda aslında ilişkiye bir tekmede biz atıyoruz. O yüzden onu yapmayalım. Mümkünse gerçekten bunun bizi ne kadar rahatsız ettiğini, ne kadar yıprattığını, ne kadar değersiz ve dışarıda bırakılmış hissettiğini söyleyelim.
Ama zaten bu söylemlerimiz karşı taraf tarafından sürekli görmezden geliniyorsa, ilişkide başka problemler olduğunu da düşünmek mümkün bence. Yani bu kadar temel bir ihtiyacımız karşı taraf tarafından tutarlı bir şekilde karşılanmıyorsa... Orada aslında birbirimizi anlamama, empati kurmama ve belki de gerçekten aslında ilişkin içerisinde daha büyük iletişim problemleriyle yüzleşiyor olma gibi durumlar söz konusu olabilir. O yüzden oralara da bakmakta fayda var diye düşünüyorum.
Umarım bir hayatımızda yaşadığımız, dediğim gibi hepimizin muzdarip olduğu bir problem hakkında konuşuyor olmamız iyi gelmiştir size. Biraz olsun kendinize ve etrafınızdakilere iyi gelebilecek sonuçlar çıkarmışsınızdır buradan diyerek bitiriyorum podcastı. Herkese sevgiler. Bir sonraki hafta görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.