
3.214 kelime · ~16 dk okuma
Herkese selamlar. Karanlık Dosyalar kırılma anı video kestirimize. Hoş geldiniz. Yanımda Sinem Hanım var.
Hoş geldiniz. Hoş bulduk. Bugün bahsedeceğimiz kişiyi Una Bomber ama bölümün tamamını eğer dinlemediyseniz açıklamalardaki linkten Karanlık Dosyalar podcastine giderek dinleyebilirsiniz. Burada davayı anlatmıyoruz.
Sadece ufak bir özet oluyor diyebilirim. Onun dışında daha çok Bahsettiğimiz kişinin kendi dünyasına, psikolojisine odaklanıyoruz ve neyin neden olduğunu aslında aramızda konuşarak bir nevi çözmeye çalışıyoruz, fikir yürütüyoruz diyelim. Konumuzu belirledik, biz hazırız, siz de hazırsanız başlayalım. Korkmuyorsun çünkü tehlikenin farkında değilsin.
Tehlikenin neye benzediğini bilmiyorsan kaçmayı da bilemezsin. İnsanlar da böyle işte. Zincirleri boyunlarına dolanıyor, sistem onları yavaş yavaş sıkıyor. Ama hiçbiri farkında değil.
Unabomber, yani Ted Kaczynski, aslında yaşadığı bölgede birçok korkunç olaya sebep olmuş bir kişi. Kendisi birçok bomba yapıyor ve bu bombaları psikologlara, havalimanı şirketlerine, üniversitelere, böyle farklı farklı bölgelere sanki bir paketmiş gibi, bir kargo paketiymiş gibi gönderiyor ve bunun sonucunda birçok kişinin yaralanmasına, hatta hayatını kaybetmesine sebep oluyor. Bu bombaların hepsini çok İtinayla hazırlayan birisi gerçekten her detayını inceliyor. Ne kadar zarar verebileceğini tamamıyla ölçüyor.
Ve zarar verdiği kişileri seçmesinin arkasında da manifestosunda bahsettiği şeyler yazıyor aslında. Kendisi düzene karşı olduğunu belirtiyor. Teknoloji düzenine karşı olduğunu, sanayi devrimine karşı olduğunu ve bu sistemin aslında insanları kötü bir hale getirdiğini savunuyor. Sizle konuştuğumuzda küçüklüğündeki bir olaydan bahsetmiştik Ted Kaczynski'nin.
Bir alerji meselesi vardı sanırım. Bu kırılma noktalarından birisi olabilir mi? Bize bahsedebilir misiniz bu konuda? Ben Ted'i araştırdığımda birkaç tane kırılma anı gördüm.
Bu aynı zamanda aslında mahkeme süreci içerisinde... ...hakimin de kendisinin cezai ehliyet durumunu anlayabilmesi için... ...görevlendirmiş olduğu bir psikiyatristin raporu.
...bütün maruz kaldığı olayları... ...kendi tuttuğu günlükleri... ...ondan sonra işte Harvard Üniversitesi'ndeki... ...deneylerdeki elde edilen bilgiler... ...yaşamış olduğu o kabin... ...oraların gözlemlerinden elde ettiği yaklaşık 51 sayfalık bir döküman var.
Şimdi burada ilk kırılım anı... ...9 aylıkken... ...TED... ...zannediyorum ki bazen ürtüker diye geçiyor,
bazı kaynaklarda da alerjik diye geçiyor... ...ama bir hafta kadar ortalama hastanede bir yatış... ...süresi var.
Anladığım kadarıyla orada anneyle görüştürmüyorlar ya da bir şey oluyor, bir uzak kalıyor anneden. Ve tabii 9 ay oldukça aslında şey... ...küçük ve çocuk için o kadar da anlamlı değildir... ...diye düşündüğümüz bir dönem olsa da aslında çok kritik... ...çocuk gelişimine baktığımızda.
Ve nitekim anne de... ...bu yatış süresinden sonra, pet eve geldiğinde... ...aşırı kaygılı olduğunu... ...anneye çok yapışık olduğunu,
annenin bir yere gitmesini istemediğini... ...çok içe kapandığını... Hatta bazı duygusal bir takım şeylere de geç tepkiler verdiğini gözlemliyor.
Hatta bazı otistik belirtiler gibi yorumluyor bunu. Hatta galiba da bir araştırma varmış otistik çocuklar üzerine. Anne acaba buraya mı soksam diye düşünüyor. Ama oraya göndermediğini öğreniyoruz kayıtlardan.
İlk kırılım halının ben bununla başladığını düşünüyorum. Bu önemli yani. Orada büyük ihtimalle bir şey geliştirdi. güvenli anne bağı kopmuş oldu ve kendini güvensiz hissetmeye başladı.
Muhtemelen ilk tohum orada atıldı. İlkokulda da bildiğimiz kadarıyla IQ'sundan dolayı sınıf atlatılıyor kendisine ve bu ortamda aslında zaten içe kapanık bir çocukken bir de bir üst yaşındaki insanlarla birlikte olmak onu daha da içine kapatıyor. Aralarına kaynayamıyor, karışamıyor onlara ve bir Zorbalığa uğradığını da biliyoruz. Dışlanıyor onlar tarafından.
Hiçbir zaman aralarını almıyorlar tam olarak. Bu da tabii psikolojisinde büyük bir etki olmuştur diye düşünüyorum. Sizin görüşünüzde merak ediyorum. Tabii büyük ihtimalle o ergenlik dönemi, erkek çocuklarında tam böyle fiziksel değişimin boy uzaması vesaire onların arttığı bir dönemde.
...kendisinden yaşça büyük... ...bedensel olarak da daha kuvvetli, daha... ...uzun,
güçlü çocukların arasına düşüyor. Hatta kendisine o cübe diyorlar. Bir yandan da zaten içe kapanık, sessiz, sakin... ...duygusal tepkileri geç olan çocuk... ...bir de böyle... ...okul zorbalığına maruz kalınca... ...iyice artık... ...o noktada büyük ihtimalle şey başlamıştır.
Ben diğer insanlardan farklıyım. ...bir eksiklik ya da yetersizlik şamasının başlangıcı diyebiliriz aslında burada. Ve yine lisede de IQ'sunun yüksek olmasından dolayı erken mezun oluyor.
Ve 16 yaşında kendisi Harvard Üniversitesi'ni kazanıyor. Ve bu Harvard Üniversitesi'nde bazı deneylere katıldığını, deneylere tabi tutulduğunu biliyoruz. Bu deneyler sırasında öğrencilerden bir fikri savunmaları isteniyor. Ama yani kaynaklarda gördüğümüz kadarıyla gerçekten böyle aşağılayıcı, küçümseyici ve bir nevi zorbalayarak aslında bu fikirlerinin aksini kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Ve bu deneyin de yaklaşık 3 yıl sürdüğünü biliyoruz. Okulda 3 yıl boyunca bu zorbalığa maruz kalıyor. Ve bunun da onda bir değişim yarattığını aslında bir nevi bir öfke birikmesi de yaşamasına sebep olduğu söyleniyor. Sizin de bu konudaki görüşünüzü almak istiyorum.
Yani çok ciddi bir aşağılanmaya maruz kalıyor orada. Sesini de çıkartamıyordur büyük ihtimalle. Çünkü otoriteye bu noktada karşı gelmek çok zor. Bir de ne kadar akademik olarak yüksek olsa da zekası ne kadar iyi olsa da fiziksel geriliği de var ister istemez.
Ben farklıyım var zaten. İçeride bir utanma mekanizması başlıyor. Hem kendinden, önce bedeninden utanıyor. Kendinden utanıyor ve şimdi de fikirlerinden utanmaya başlıyor.
Dediğim gibi o öfkeyi de yansıtamayınca karşı tarafa, o öfkenin bir yere gitmesi lazım. O çok yoğun bir duygu çünkü. Öfke duygusu ve insanın içini yakar. Öfke duygusu.
Evet. Yine sizinle konuştuğumuzda kendisinin bir psikoloğa gittiğini ve aslında bu psikoloğa gittiği sırada cinsiyet değişimi yapmak istediğini ve bundan bahsetmek istediğini konuşmuştuk ama vazgeçiyor bundan da yani bunun sebebi yine aynı zamanda Kendisi savaşa gitmekten de korkuyor. O sırada savaş var ve hani insanlar, erkekler savaşa çağrılıyor. Acaba bunun da ondan kaçmak istemesiyle bir bağlantısı olabilir mi diye düşündüm sizinle konuşurken de.
Hani cinsiyet değiştirmesi sırf yönelimiyle alakalı değil de... ...hani o savaşa gitmek istemediği için mi böyle bir şey yaşadı acaba? Savaş korkusu ne kadar var bilmiyorum.
Cinsel kimliğiyle de ilgili olan bu değiştirme düşüncesi... ...işte üniversitedeyken başlıyor. Onunla da ilgili çok aslında detay, bilgi yok.
Sadece diyor ki ben kadın olmak istiyorum ve bu acaba benim duygularım, düşüncelerim neler? Ben bunu bir tespit edeyim diye bir psikiyatrdan randevu alıyor. Fakat bekleme odasında fikri değişiyor. Ve içeri girdiğinde savaş anksiyetesinden, yani bunlardan endişeleniyorum ben, beni savaşa alacaklar diye söylüyor.
Ve çıktığında o psikiyatriste de çok yoğun bir öfkesi var. Ve hani ben ne anlatırsam anlatayım, insanlar bana inanmayacaklar, güvenmeyecekler. Çünkü zaten bu muhtemelen Harvard'daki deneyde fikrine olan o saygısızlık, o fikrinin küçük görülmesi. Bir de içgüdüsel olarak kendini kadın olarak hissediyorsa bile bunu nasıl söyleyecek?
Gene bir aşağılanmaya maruz kalabilir. Buradan da çok büyük bir öfkeyle çıkıyor ki aslında psikiyatrdan etkileşimi gayet iyi olduğunu yazmış. Herhangi bir öfkesi yok. Fakat o çıktığı noktada konuşamamış olmak, anlatamamış, anlaşılamamak aslında bence oradaki ana teması.
Yine ifade edememiş olması öfkesine öfke katıyor. Evet. Ve benim anladığım kadarıyla bir reddedilme korkusu da çok var kendisinde. Hani fikrine değer verilmemesi, anlattığı şeyin anlaşılmaması.
Bunu yine çıkma teklifi ettiği kadın onu reddettiğinde yaşadığı öfkede de görebiliyoruz. Yani onun yüzünü kesmeyi düşünüyor, böyle bir plan yapıyor kendince. Ve aslında onun tarafından da reddedildiğinde bir nevi aşağılanmış hissediyor, değil mi? Orkunç, tabii, tabii.
Ben eksiğim, ben yetersizim. Muhtemelen iğrencim, insanlar benden bu yüzden uzak duruyorlar, beni istemiyorlar. Bir noktada bu davranışlar onda bütün insanlara özellikle kendi fikrine karşı olanlara tepki olarak bu bombaları yapmasına sebep oluyor aslında. Hazırladığı birçok bombayı fikirlerine inanmadığı kişilerin özellikle bulunduğu noktalara ...gönderiyor ama bir yandan da kişisel olarak problem yaşadığı... ...kişileri de yapıyor bence bunu.
Yani psikiyatra göndermeyi düşünmesi falan bunu hani. Bu mesela bir nevi aslında onunla konuşurken kendini ifade edemeyip... ...ona öfkelenmesinden dolayı olmuş bir şey gibi görünüyor.
Benim anlayışım da bu şekilde oldu en azından. Yani kendisinin bu bombaları yaparak bir nevi aslında... ...ününü yaydığını biliyoruz ve insanlar bu kim, bu adam kim, bunları kim yapıyor falan diye düşünürken... ...bir manifesto yayınlıyor,
gazetelere tehdit ediyor bir nevi. Bunu yayınlamazsanız ben devam edeceğim daha fazla insanın... canını alacağım diye. Ve en sonunda bunlar tabii FBI'ın da gözetimi sonucunda yayınlanıyor.
Ve bunda da ben işte sanayi devrimine, teknolojiye, modern hayata karşıyım diye bir fikir belirtiyor. Ve aslında ben kötü değilim. Bu sistem bizi kötü gösteriyor. Aslında kötü olan sistem, ben sadece ona karşı çıkıyorum diye bir tepki koyuyor ortaya.
Ve yine hikayesinin sonunda da, yani yıllarca hapishanede kalıp da... ...en sonunda üzerindeki ilgi artık öldüğünde, üzerindeki ilgi tükendiğinde... ...kendi canına kıyıyor ve bunu yaptığında 81 yaşında.
Yani aslında bayağı hayatını yaşamış ve... ...FBI'yi atlatmış, yıllarca polisi atlatmış yani... ...peşindeki herkesten kurtulmayı başarmış.
Bir noktada tabii kardeşinin de etkisiyle tutuklanıyor ama... Evet, yakalanması da çok enteresan. Evet, orada da bir ihanet durumu var aslında değil mi? Kardeşim yapmaz diyor çünkü ilk bir yakalandığında ama... ...hem kardeşinin hem annesinin onun yakalanmasında etkili olduklarını öğreniyor bir nevi.
Ama yine de hapishanede kalıp kalıp da üzerindeki ilginin bittiği noktada... ...kendi canına kıymış olması da bana ilginç geliyor. Çünkü öncesinde kitaplar falan çıkarıyor yani.
Akademik olarak çok başarılı aslında. Matematik profesörü zaten. Çok zeki bir adam. Mesela şey de çok enteresan.
Üniversitedeyken öğrencileriyle ilişkisi aslında çok kopuk. Aslında onların sorularına yanıt vermiyor. Geliyor, kitabını okuyor, okuyor, gidiyor falan. Orada da bir etkileşime giremiyor.
Hep yalnız. Hep yalnızlığıyla kendini var etmeye çalışmış. Ama tabii orada çok ciddi bir gene aslında şizofreni yapısı var. Bir yandan şey gibi değil.
Uzaylılar aslında benim zihnimi kontrol etmeye çalışıyor gibi bizim bildiğimiz bir paranoyaklık yok. Ama modern yaşam işte bu teknolojik aletler aslında hep toplumu kontrol etmeye çalışıyorlar. Biz de bunun ürünüyüz. gibi inanışlar üzerinden devam eden sanraları var.
Bu sanralar zaten onu yoldan çıkartıyor. Bu noktada da zaten şeye geliyoruz yani işin adli psikoloji ile olan bağlantısı. Bu kişi bu düşünceleri olmasaydı bunları yapar mıydı? Bir de yapıyor, yapıyor.
Arada bir 7 yıllık bir boşluk var. Sonra mektup yazıyor gazetelere. Diyor ki bu manifestoyu yayınlamazsanız işte ben tekrar devam edeceğim. Ve yayınlıyorlar, evine baskın yaptıklarında başka bomba düzenekleri buluyorlar.
Yani aslında niyeti bırakmak değilmiş. Demek peki ne istiyordu? Asıl şey o aslında. Asıl amacın neydi?
Bir uyanış yaratmak mı? Bir değişim yaratmak mı? Burada da gene aslında oradaki o tanrısallık, o ben bir şeyi yaratırım, var ederim kafası gene burada da var aslında. Diğer vakalarda konuştuğumuz gibi ben başlatıyorum ve ben bitiriyorum.
Ben uyanışı sağlayacağım düşüncesi. Evet, kontrol etme isteği de var. Kontrol etme isteği, evet. Bay Kaczynski'nin davası basit bir akıl sağlığı meselesi değildir.
Kendisi yıllarca plan yapmış, bombalar tasarlamış, insanları hedef almış ve soğukkanlılıkla saldırılar düzenlemiştir. Bu bir delinin işi değildir. Evet, doğru. Ben deli değilim.
Ben farkına varılmış bir gerçeğim. Yani bu bahsettiğimiz mesela yedi yıllık durulma anı, buna ne sebep olmuş olabilir? Yani o yedi yıl boyunca nasıl bir psikoloji de olabilir de? Çünkü az bir süre değil.
Ve devam etmeyi baya baya planladığı bir şey yani. Ama birden yedi yıllık bir ara veriyor mesela. Bu tarz durumlar nasıl gerçekleşiyor? Yani ne sebep olmuş olabilir sizce bunlara?
Ted vakasında 7 yıllık boşluğunun sebebini ben bulamadım yaptım araştırmada. Diğer seri katillerde de bazen böyle boşluklar olur, yıllarca yapmaz. Genellikle başka bir suçtan cezaevine girmiş olur. Ve çıktığı zaman kaldığı yerden devam eder.
Amerikan seri katil kültüründe onu görüyoruz. Ya da bazen büyük bir hastalık geçirir, hastanede kalır. Güçsüz kalır. Hastalığı sebebiyle bir şey bir şey yaşar falan.
Onlarla olabilir ama Ted'in neden orada bir yedi yıllık boşluğu var? Mesela neden bir anda istifa ediyor? Çünkü aslında işi var. Orada bir izolasyonunu da aslında pekiştirebilecek ve ona rahat ortam sağlayabilecek bir yerde.
Belki de evde çalışıyor bir yandan. Derslere giriyor, çıkıyor ama her şeyi bırakıp bir kabine yerleşiyor. Elektriğin, suyun hiçbir şeyin olmadığı. Aralardaki o boşluklar ne acaba?
Bir nevi bana bu kadar zeki bir insanın bu düzenekleri kurmaktır, planlamaktır vs. Bunlara odaklanmış olabileceğini düşündürüyor bana. Belki de planını mükemmelleştirmek istedi. Daha hazırlıklı bir şekilde.
Çünkü dönüşü direkt manifestoyla yapıyor. Ve orada asıl düşüncelerini falan dünyaya duyuruyor ve belli ki bir plan yapmış. Yani ben bunu yayınlamazsanız ben bunu bunu yapacağım diyor. Yine evine gidildiğinde de bir sürü aslında düzenek bulunuyor.
Belki de o yaptığı bombalarını ve izleyeceği yolu mükemmelleştirmeye çalışıyordu. Ve o yüzden bir inzivaya çekilmişti belki de. Benim aklıma sadece bu geliyor yani şu anda. Bu puzzle'a ben bir türlü yerleşemiyorum.
Düşüncesi, oradaki o kusurluluk şeması... ...beraberinde başarısızlık şemasına da geliyor olabilir, yaratıyor olabilir. Şemaları kısaca şey yapayım, daha rahat anlaşılır.
Aynı dili anlayabiliriz. Bizim çocukluğda başımıza gelen olaylarla ilgili kullandığımız bazı davranışsal metotlar var. Herhangi bir şey olabilir. Bunlar biz nasıl mücadele ediyorsak, aslında bunlar bizim şemalarımız.
Fakat yetişkinlik de genellikle de işte 20'li yaşlardan sonra ortaya çıkar. Çünkü yetişkinlikte kullandığımız bu savaş mekanizmaları diyeyim, işe yaramaz hale gelir. O yüzden 20'li yaşlar özellikle kışlık bozukluklarının başladığı dönemlerdir. TED'de de büyük ihtimalle, gene spekülasyon yapıyoruz da biz seviyoruz bunu.
Çocukluktaki anne tarafından, anneden uzak kalma. Ben farklıyım. Çocukluktaki sınıf atlamasıyla beraber ergenlikte yaşamış olduğu dışlanma. Ben farklıyım.
Bir de Harvard'da fikrinin çürütülmesi. Ben başarısızım aslında. Onu da fark ediyor çünkü. Ben o kadar aslında zeki değilmişim diyor Harvard'dayken.
Yani Harvard büyük ihtimalle herkesin çok akıllı olduğu bir yer olduğu için kendini o kadar da şey görmüyor ki. O dönemde yapılan IQ testinden de 138 alıyor. Yani muhtemelen ortaokuldaki 170'ler falan çok abartı. Dolayısıyla orada hep ben farklıyım, ben farklıyım bir yerde bence başarısızlık şamasını da getirmiş olabilir.
Ve onu bertaraf etmek için, onunla mücadele etmek için mükemmel niyetçilik. Yani ben öyle bir şey yapmalıyım ki. Çünkü zaten bilmem kaç sene boyunca her yere bomba gönderiyor. FBI bulamıyor.
Sadece bir silik fotoğraf var. Kapişonlu gözlüğün olduğu, hiçbir şeyin anlaşılmadığı. Büyük bir korku ve bir anda duruyor. Ve 7 sene sonra tekrar kontrolü ele geçirmek için tekrar başlıyor.
Dediğin gibi artık bundan sonra ben mükemmel noktaya geleceğim demiş olabilir. Herkes zorbalık yaşıyor, herkes çocukken ailesinden uzak kalıyor falan diye bunları mantıksız gelebileceği noktalar için söylüyorum. Ted yaşadığı birçok şeyde aslında daha küçük. Yani üniversitede bu bahsettiğimiz psikolojik baskıyı yaşadığı, yaş 16.
O deney olayını bile belki de o kadar kavrayamamıştır. Gerçekten kendi fikirlerinden şüphe etmesine daha çok etkilemiş de olabilir bence. Muhakkak, muhakkak. Tabii çünkü 19-20 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin fikrine inanıp... Hatta bu belki birinci sınıf ve dördüncü sınıf için bile fark eder.
Üniversite birdeki şeyimiz ne kadar hani o kadar bilmiyorum. Ben bizi benim tek gördüğüm ders psikolojiye giriş dersiydi mesela. Ama son sınıf daha farklı oluyorsun. Yaşın da daha farklı.
Gördüğün geçirdiğin şeyler daha farklı. Dolayısıyla birinci sınıfa son sınıf bile fark ederken... Bir de zaten ucube tanımlamasıyla sıfatıyla dışlanmış bir çocuğun... ...deneyde kendisine söylenen lafları,
aşağılamaları alıp nereye koyduğunu bilmiyoruz. Nasıl? Çok daha ağır yaşamıştır büyük ihtimalle. Evet ve hep bir kendini kanıtlama çabası aslında var.
Siz beni anlamadınız. Ucu bedende zorbalandı, dışlandı. Fikirleri değersiz görüldü. Ama bir yerde de şeyin biliyor.
Ben fazla zekiyim. İnsanlardan farklıyım. Ben üstün zekalı birisiyim. Ben dahi seviyesindeyim.
Ve beni anlayamıyorlar. Bunu da bence kendi kafasında bir şey olarak tutuyordu yani hep. Ve en sonunda da kendince, kendi fikirlerini meşrulaştırıyor. Sorun bende değil, sorun sizde.
Sorun toplumda, sorun bu düzende. Aslında ben haklıyım, ben sanıyorum. Ama bakın siz anlamadınız benim fikirlerimi. Yıllarca çabaladım.
Ben bunları söyledikçe dışlandım. Fikirlerim aşağılandı. Ama hadi şimdi de anlamayın. Bu bombayı da yapabilecek zekaya sahibim.
Daha iyisini de yapabilecek zekaya sahibim. Hadi sizin önünüze koydum. Benim fikrimi dinlemeyin de göreyim. Dinlemezseniz dinletirim.
Böyle bir şey olmuş oluyor aslında. Olabilir, olabilir. Güzel bir tespit. Sen beni dinlemezsen, anlamazsan ben dinletecek bir yol bulurum.
Evet, kesinlikle. Yani aslında o kontrolü, gücü ve anlaşılma isteğini çok ileriye bir hırsla, çok ileriye taşımış birisi yani. Yine günün sonunda baktığımızda bence anlaşılmayı ve fikirlerine saygı duyulacak bir yerde olmayı istiyor. Çünkü kendini öyle bir yerde görüyor zaten.
Mesela ben burada bir fikri deli gibi savunabilirim ama siz gelip de hayır öyle değil deyip bunun aksini söylerseniz ben de şey derim. Katılıyorsam evet doğru olabilir. Katılmıyorsam da hani o onun düşüncesi. Bu benim düşüncem diyerek geçebilirim mesela.
Bunu ille de kabul ettireceğim. İşte hayır benim fikrim öyle değil doğru falan diye düşünmek de bir nevi aslında üstün görmesinden kaynaklanıyor olabilir. O dediğiniz tanrı sağlık durumundan geliyor da olabilir değil mi? Olabilir olabilir.
Çünkü şey var orada aynı antisosyallikteki O büyüklük hezayanı. En çok güvendiği, en somut olan şey yüksek zekası. Dolayısıyla yüksek zekasından vurmak istemiş olabilir insanları. Şeyi de var çünkü mahkemede avukatları delilik savunması yapıyorlar ve onları azlediyor.
Hayır diyor ben deli değilim. Benim fikrimi çürütmeyin. Bana deli diyerek benim fikrimi yok etmeyin. Teda hak veriyorlar.
Evet, evet diyorlar yani. Onun bir taraftar grubu da var adam doğru söylüyor diye. Evet, doğru. Onun fikirlerine katılan çok büyük bir kitle de var tabii.
O yüzden aslında onların da desteğiyle bir hapishanedeyken bile hala görüşlerini dışarıya aktarabilmeye devam ediyor. Çünkü insanlar onu görmek istiyor, tanımak istiyor. Onunla sohbet etmek istiyorlar. Fikirlerini merak ediyorlar.
Bu kitap çıkarmaya kadar gidiyor bir noktada. Ve o ilgi aslında azaldıkça belki de Gitgide artık kendisi de yaşlandıkça kim olduğu artık çok konuşulmadıkça belki de bunu da yedirememiş olabilir kendine. Yani unutulmayı, kendince zayıf bir pozisyonda kalmış olmayı da yedirememiş olabilir diye düşünüyorum. Çünkü intihar ederek ölüyor bildiğim kadarıyla.
Yani ölü bulunuyor. Ölü bulunuyor büyük ihtimalle. İntihar bilimi bildiğim kadarıyla babasının da kanser sebebiyle 90 yaşında kendini öldürdüğünü biliyoruz. Belki oradan davranışsız bir modelleme de yapmış olabilir.
Geçmişinde çok aşağılanmış, belki bir ebeveyn figürü, belki başka bir şey olarak... ...ya da arkadaş çevresinde çok zorbalık görmüş, belki bilmiyorum. Ama kendince bir hırs üzerine, incindikçe bunu bir hırs haline getirip... ...kendini çok üst düzeyde görme ama altında hep bir sanki şey yatıyor gibi.
Bir kırılganlık TED'de de böyle bir şey olabilir. Narsistler çok zordur. Bizim kendi meslektaşlarımızda da aramızda şey vardır, narsisistler psikoloğa gitmez, narsistin delirttikleri psikoloğa gider gibi bir şeyimiz de vardır kapaca. Esprimiz vardır kendi aramızda.
Narsisizmde evet şeyi görürsünüz, içeride çok ciddiye alınmış bir ego vardır. ...işte bu meşhur Freud'un ego, süper ego ve it dediğimiz nokta. Çocuklukta o anneyle olan iletişimi, belki babayla ya da o dönemki bakıcıdan görmüş olduğu... ...egosu o kadar zedelenir,
o kadar zedelenir, o kadar zedelenir ki... ...kendine pamuklardan bir korunma alanı inşa eder. Aslında orası çok çabuk kırılabilir.
Hatta narsisizmle çalışan bazı psikolojik ekollerde... Dönüş anında yani bunlarla yüzleşme anında travmalarla biz intihar davranışını, girişimini çok görürüz. Bazı ekollerde vardır bu. Olur da bir şekilde psikoloğa giderse, psikoloğa, psikiyatriste giderse.
Çünkü çok kırılgandır dediğiniz gibi ve o saldırı mekanizması yani karşı tarafı kendisiyle cezalandırmak. Beni göremezsin o zaman falan o tavırlar. Kendini çok üstün görme. Kendini yukarı koymak zorunda ki zarar gelmesin egosuna diye.
Çünkü geldiği noktada parçalanabilir. Çok konuşurlar genel olarak. Çok böyle laf cambazlıdırlar. Aralardan işte kendi başarını çok överler, çok ön plana çıkartırlar.
Tatlış insanlar gibi gözükmekle birlikte bazen çok yorucudurlar yani. Bir de bilirler mağdur şeylerini. Böyle mıknatıs gibi çekerler. Evet, iki taraf birbirini çekiyor değil mi?
Evet, o yüzden zor bir kişilik bozukluğu olduğunu söyleyebilirim. Şeyde de evet, yani büyük ihtimalle narsisizm. ...gelişmiş olabilir.
Bu kadar belki çocukluk travması... Aslında hep şeyde oradan geliyoruz, hep bir çocukluk travması var. Hep bir şey var yani. Evet, öyle güllük gülistanlık bir çocukluk, gençlik ya da ergenlik yaşamış da... ...bu yola girmiş.
Çok hani örnek var mıdır bilmiyorum. Yani denk geldiklerimiz en azından... Bilgisine sahip olduklarımız genellikle bu tarz şeylerini böyle ekstrem olaylarla adını duyuran kişiler özellikle çok böyle travmatik geçmişe de sahip genel olarak. Yani bir yerde mağdur ve şey değişiyor.
Fail ve mağdur. Belki de mağdur olmaktan bıktığı için artık. Bir nevi o fail konumuna geçmek istiyor yani. Belki yani ya öğrendiğini yapıyor ya bir şekilde işte o öfkenin yansıması oluyor.
Bir şeyler bir şeyler oluyor. En başta söylediğim gibi meşrulaştırma yapmıyoruz ama anlamlandırmaya çalışıyoruz ki belki bir yerlerde bir şeyler değişebiliriz. Belki bir şeyleri daha iyi anlayabiliriz. Benim soracağım sorular bu şekildeydi.
Sizinle bu şekilde sohbet etmek de ayrı güzel oldu. Tabii çok güzel oldu. Karşılıklı böyle senin analizlerinle aslında ben birazcık bilimsel daha hani ismini koymuş oldum sadece. Çok güzel oldu.
Gözlemlerim sonucu doğru mu değil mi sizinle teyitleşerek bir merakımı gidermek istedim aslında. Evet bu bölümümüzün de sonuna gelmiş olduk. Bir sonraki karanlık dosyalar kırılma anında görüşmek üzere. Kendinize çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.