Podcast

188- Gizli Kapının Ardındaki Sır: Timothy Evans Dosyası

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Londra'daki bir dairenin mutfağında, şans eseri keşfedilen gizli bir kapının ardındaki dehşet verici manzara; Timothy Evans ve ailesini başına gelen korkunç olayların yanında, bir ülkenin hukuk sisteminin de değişmesine neden olacaktı.



Sunan: Sezgi Aksu

Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici, Sezgi Aksu

Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal

Yapımcı: Podbee Media



Canlandıranlar:

Kadın: Kevser Yağcı Biçici

Adam: Adar Yılmaz

Timothy Evans: Ada Kanbur

Berly Evans: Şevval Balkan

John Christie: Metin Bozkurt

Polis: Umut Güloğlu



Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.040 kelime · ~10 dk okuma

Bu ne ya? Ne oldu canım? Duvar kağıdını söktüm de bir kapı çıktı altından. Ne bu anlamadım ben.

Vay! Gizli bir geçit falan olmasın? Açsana şunu ya. Merak ettim.

Açıyorum. Bu koku ne ya? Allah'ım tanrım! Ceset mi onlar?

Transkriptin tamamını oku

Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere bir evin mutfağında şans esiri keşfedilen gizli bir kapının ardındaki dehşet verici manzaranın bir ülkenin hukuk sistemini nasıl değiştirdiğini anlatacağım. Ne dersiniz?

Gizli kapıyı aralamaya ve yıllardır saklanmış korkunç gerçekleri açığa çıkarmaya hazırsanız. Başlayalım mı? Timothy John Evans, 1924 yılında Galler'in küçük bir kasabası olan Merter Tidfield'e doğdu. Babası o dünyaya gelmeden önce ailesini terk etmiş, annesi çocuklarını sefalet içinde tek başına büyütmek zorunda kalmıştı.

Fakat bunlar Timothy'nin zorluklarla dolu hayatının yalnızca başlangıcıydı. Konuşmayı çok geç öğrenmiş, okula başladığında her zaman arkadaşlarından geri kalmış, anlatılanları öğrenmekte daima zorluk yaşamıştı. Kaldı ki ondaki bu öğrenme zorluğunun geçici olmadığı da açıktı. Nihayetinde zeka testine tabi tutulan Timothy'nin IQ'sunun 60 ila 70 arasında olduğu anlaşıldı.

Timothy ciddi bir zihinsel geriliğe sahipti. Sekiz yaşına geldiğinde ise hayatındaki zorluklara bir yenisi daha eklenecekti. Timothy'nin sağ ayağının alt kısmında cilt tüberkülozu olduğu tespit edildi. Bu ölümcül bir hastalık olmasa da Timothy'nin hayatını ciddi şekilde zorlaştıran bir rahatsızlıktı.

Zira küçük çocuk sık sık büyük ve acılı yaralarla mücadele etmek zorunda kalıyor, Hatta zaman zaman bu yaralardan dolayı yürüyemeyecek hale geliyordu. Böyle zamanlarda okula gidemeyen Timothy'nin okulla zaten zayıf olan bağı tamamen kopmuştu. Fakat o, tüm bunlara rağmen aile ekonomisine katkı sağlamak istiyordu. Bunun için genç yaştan itibaren tehlikeli ve düşük ücretli işlerde çalışmaya başladı.

Hatta henüz 13 yaşındayken bir kömür madeninde işe girmişti. Ancak bazen okuma yazma bilmediği, bazen de hastalığı sık sık nüksettiği için bu işlerden kısa sürede atılıyordu. 1947 yılında yani Timothy 23 yaşına geldiğinde Evans ailesi Londra'ya taşındı. Yaşadıkları yer suç oranlarının yüksek olduğu fakir bir mahalleydi.

Fakat Timothy burada hayatını değiştirecek biriyle tanışacaktı. Burley Torley, tıpkı Timothy gibi zor bir çocukluk geçirmiş, aynı Timothy gibi zeka seviyesi düşük genç bir kadındı. Aralarındaki bu benzerlikler onları hızla yakınlaştırdı. Ve daha fazla beklemek istemeyen ikili aynı yılın sonunda evlenmeye karar verdi.

Berli kısa süre içinde hamile kalmıştı. İkili çocuklarını bu suç yuvası mahallede büyütmek istemedikleri için ellerinde avuçlarında ne varsa bir araya getirerek Notting Hill'de buldukları çok küçük bir daireye taşındılar. Timothy ve Berli birlikte mutlu, kurdukları küçük ailede huzurluydular. Kızları Geraldine'in dünyaya gelmesiyle birlikte ise bu mutlulukları taçlanmıştı.

Başlangıçta her şey çok güzel gidiyordu. Timothy ve Burley bir yandan anne baba olmayı öğreniyor, bir yandan da hayatlarını devam ettirmeye, para kazanıp geçinmeye çalışıyorlardı. Fakat zaman ilerledikçe tüm bunlar ikisine de ağır gelmeye başlayacaktı. Ekonomik sıkıntılar, ebeveyn olmanın getirdiği sorumluluklar ve hatta dairelerinin küçüklüğü bile onları boğmaya başlamıştı.

Senden de bıktım! Bu kümes gibi evden de bıktım! Parasızlıktan da bıktım artık! Lanet olsun senle tanıştığım güne!

Senin yüzünden taşınmadık mı bu eve? Sen tutturmadın mı o mahalleden çıkalım diye? Sabahtan akşama kadar eşek gibi çalışıyorum ben be. Yattığın yerden konuşmak kolay tabii.

Yattığım yerden mi? Seni öldürürüm Timote! Anlıyor musun? Seni öldürürüm!

Tartışma sıklıkları artmış, eskiden yalnızca sözlü olan kavgalar fiziksel şiddete varmıştı. Üst kattaki daireden gelen bağrışmalar ve eşyaların yere çarpma sesleri artık apartman sakinleri için bir rutin olmuştu. Timothy başarısız bir evlilikle ve ailesine bakamamanın utancıyla baş edemez hale geldi. Bu çaresizliğini bastırmak, hayattaki sorunlarından kaçmak için sığınağı ise alkol olmuştu.

Ancak bu hiçbir şeyi çözmediği gibi aksine tüm sorunları daha da derinleştirdi. Elinde kalan azıcık parayı da içkiye yatıran Timothy artık neredeyse ayık gezmiyordu. Doğru düzgün düşünme yetisini ve kendisini kontrol mekanizmasını yitiren Timothy günün her saatinde öfke nöbetleri geçirmeye başlamış, zaten kırılgan olan hayatlarını tamamen çökertmişti. İşte tam bu çöküş döneminde Timothy'nin hayatına giren bir adamsa bu ailenin kaderini geri dönülmez şekilde değiştirecekti.

Timothy ve Berlin'in alt kat komşusu John Christie eski bir polis memuru, savaş gazisi, sakin görünüşlü, güven veren bir adamdı. Birinci Dünya Savaşı'nda görev yapmış, hardal gazı saldırısından sağ kurtulmuş, bir süre polislik yaptıktan sonra da posta memuru olarak çalışmaya başlamıştı. Çevredeki herkesin saygı duyduğu Christie, Timothy için de akıl danışılabilecek biri, örnek alınması gereken bir adam, adeta bir baba figürüydü. Christie, çiftin yaşadığı evlilik problemlerinin farkındaydı.

Timothy'ye sık sık öğüt veriyor, sabırlı olması gerektiğini söylüyordu. Timothy ise kendisine değer veren birini bulmuş olmanın sevinciyle bu dostluğa sıkı sıkıya sarılıyordu. 1949'un sonlarında, Burley beklenmedik şekilde tekrar hamile kaldığında ve Timothy tam anlamıyla dibi gördüğünde yanında yine Christie vardı. Ne yapacağım bilmiyorum Christie.

Biz kendimize bile bakamıyoruz ki. Kıza zar zor mama alıyoruz zaten. İkincisine asla bakamayız. Asla ya.

Of. Yani aslında en iyisi kültaj ama... Ya keşke. Keşke gidip aldırabilseydik şu çocuğu.

Bak Timothy, hastanede yapmıyorlar diye hayatını karartmana izin veremem. Tamam? Merak etme. Ben çözeceğim bu işi.

Fakat Christie'nin bu olayı çözmek için yapacağı ölümcül teklif, hem Timothy hem de Berlin'in hayatını sonsuza dek karartacaktı. John Christie bu çocuğun kesinlikle dünyaya gelmemesi gerektiğini düşünüyor, Timothy'ye bu yönde akıl veriyordu. Fakat o yıllarda İngiltere'de kürtaj yasa dışıydı. Timothy ve Burley eli kolu bağlanmış halde ne yapacaklarını düşünürken devreye yine John Christie girdi.

Timothy'ye onları içine düştükleri bu çaresiz durumdan kurtaracağını söylemişti. Askerlik döneminde biraz tıbbi bilgi sahibi olduğunu iddia eden Christie'nin planıysa Burley'e kendi dairesinde gizlice kürtaj yapmaktı. Timothy başka bir çıkış yolu olmadığını düşünerek bu teklifi hemen kabul etti. Böyleyse muhtemelen içinde bulunduğu tehlikenin boyutunu tam olarak kavrayamamıştı.

Korku, çaresizlik ve utanç içinde sıkışıp kalmıştı. Sonunda 1949 yılının Kasım ayında Timothy'nin işte olduğu bir an aniden kararını verdi. Bunu yapmaya mecbur olduğunu hissediyordu. Kızı Geraldine'i de alan Burley ayakları geri geri gitse de Christie'nin alt kattaki dairesine indi.

Christie'nin beklediği an sonunda gelmişti. Heyecan içinde onları içeri alan adam Burley'i sakinleştirmeye başladı. Her şeyin çok iyi olacağını söylüyor, Burley'den bu işi tereyağından kıl çeker gibi halledeceği konusunda kendisine güvenmesini istiyordu. Ona inanmaktan başka çaresi olmayan kadın sonunda operasyona başlamayı kabul etti.

Fakat bu karar, Evans ailesinin sonunun başlangıcı olacaktı. Şimdi kısa bir ara verelim. Dönüşte dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Burley hem bebeğini aldıracak olmanın vicdan azabını çekiyor hem de doktor bile olmayan bir adamın elinde başına gelecekleri beklerken korku içinde titriyordu.

Christie'nin çağırması üzerine salona, operasyon için hazırlanan alana geçti. Bu sırada içeri giren Christie, Burley'nin kızı Geraldine'i kucağından alıp arkadaki bir odaya götürdü ve kapıyı sıkıca kilitledi. Burley telaş içinde onu neden götürdüğünü sorduğunda, operasyonun sağlıklı ve hızlı bir şekilde ilerlemesi için bebeğin ağlama seslerini duymamaları gerektiğini, o ortamda bulunmamasının daha iyi olacağını, işi bitince onu hemen getireceğini, her şeyin onun iyiliği için olduğunu söylemişti. Fakat Christie yalan söylüyordu.

Zira ortada Burley'nin iyiliği için olan hiçbir şey yoktu. Mecburen adamın dediğini yapan Burley ise kısa süre içinde bayılarak bilincini kaybedecekti. Burley'nin bayıldığını fark eden Christie sonunda istediğini elde etmenin mutluluğunu yaşıyordu. Yüzünde çarpık zihninin kötü emellerini yansıtan pis gülümsemeyle Burley'e yaklaştı ve genç kadına saldırarak onu boğmaya başladı.

Yaptığı bu canice şeyden garip bir keyif alıyordu. Kadının çırpınmaması, ona itiraz edememesi ve çaresizce ölüme gitmesi Christie'yi adeta tatmin ediyordu. Bir süre sonra Berlin'in nefes almadığını fark ettiğindeyse... Zafer kazanmış bir Eda ile gülümseyerek ellerini kadının boğazından çekti.

Fakat bu kadarla bitmeyecekti. Sırada arka odada çaresizce annesini bekleyen küçük Geraldine vardı. Telaşsız ve kendinden emin adımlarla odaya doğru ilerleyen Christie sakince kapıyı açtı. Her şeyden habersiz masumca uyuyan bebeğe yavaşça yaklaşan Christie aynı Burley gibi onu da boğarak öldürdü.

Yaptığı şeylerden en ufak bir pişmanlık duymayan Chrissy'nin şimdi bu cansız bedenlerden kurtulması gerekiyordu. Bunun için bir profesyonel gibi sakince hareket eden Chrissy önce onları bir battaniyeye sardı. Ardından cansız bedenleri mutfakta kiler olarak kullanılmak amacıyla yapılmış küçük bir odaya saklayarak Burly ve Geraldine'in cansız bedenlerini burada çürümeye bıraktı. Şimdi sırada birkaç saat sonra eve gelecek olan Timothy'yi uyutmak için bir masal hazırlamak vardı.

Timothy eve döndüğünde Christie onu kapıda karşıladı. Yüzü donuktu. Oturmasını ve sakin olup kendisini dikkatle dinlemesini istedi. Merhaba.

Merhaba Timothy. Bugün Berli geldi. Sonunda karar vermiş. Kürtaja yani.

Oh be! Nihayet kafası çalışmış. Ama operasyon pek istediğim gibi gitmedi Timothy. Nasıl yani?

Abi sen yanlış yapmazsın ki. Ne oldu? Verli canını mı sıktı? Yoksa vaz mı geçti son anda?

Hayır Timothy. Maalesef Verli'yi operasyon sırasında kaybettik. Bu şok edici haberin ardından Christie soğukkanlı bir tonda konuşmaya devam etti. Geraldine'in güvende olduğunu ama Timothy'nin derhal Londra'yı terk etmesi gerektiğini söylüyordu.

Timothy duyduklarına inanamıyor, ne yapacağını bilemez bir halde boş gözlerle Christie'ye bakıyordu. Normalde de onun her sözüne sonsuz bir güven duyan Timothy, bu kez yaşadığı korku ve paniğin de etkisiyle adamın dediklerini sorgusuz sualsiz kabul etti. Christine'in yönlendirmesiyle derhal çantasını toplamaya başladı ve ilk aklına gelen yere, gallere doğru yola çıktı. Her şey birkaç saat içinde olup bitmiş, Timothy kendini bir anda başka bir yerde, evinden uzak bir otel odasında bulmuştu.

İlk paniğini atlattıktan sonra düşünmeye başladı. Karısı bir hiç uğruna ölmüştü. Kızının nerede ve nasıl olduğunu dahi bilmiyordu. Ailesini koruyamamış, her şeyi berbat etmişti.

Kafasında sürekli Christie'nin cümleleri yankılanıyordu. Maalesef Berley'i operasyon sırasında kaybettik. Zaman geçtikçe Timothy'nin suçluluk duygusu artıyor, vicdanı onu rahat bırakmıyordu. Daha fazla dayanamayan Timothy en sonunda polis merkezine giderek gerçeği itiraf etti.

Ancak çok önemli bir detayı anlatmayacak ve bu yaptığı onun sonu olacaktı. Polise hiçbir şekilde Christie'den bahsetmemiş, her şeyi kendisi yapmış gibi anlatmıştı. Karısına hamileliğini sonlandırmak için bir karışım verdiğini, bu karışımın onu kazara öldürdüğünü, ardından panikle cesedi evin önündeki kanalizasyona attığını iddia ediyordu. Bunun üzerine polisler derhal Timothy'nin dediği yerde araştırma başlattı.

Ancak yapılan geniş araştırmaya rağmen kanalizasyonda hiçbir iz bulunamamıştı. Sorgular ilerledikçe Timothy'nin ifadesinde çelişkiler ortaya çıkmaya başladı. Daha fazla dayanamayan Timothy sonunda asıl suçlumun kim olduğunu itiraf etti. Yeter lan artık!

Bir tane daha yalan duyarsam o ağzınla burnunun yerini değiştiririm. Tamam tamam gerçeği söyleyeceğim. Ancak polis ona inanmıyordu. Timothy'nin düşük zeka seviyesini dikkate almak yerine bu ifadeleri yalancı bir adamın uydurmaları olarak görmüşlerdi.

Onlara göre Timothy suçu başkasına yıkmaya çalışıyordu. Karısını kendi elleriyle öldürmüş, önce pişman olup itiraf etmiş, ardından vazgeçip cezadan kaçmak için bu yalanları uydurmuştu. Tutuklanarak mahkemeye sevk edilen Timothy Evans'ın yargılaması 1950 yılının ilk aylarında başladı ve yalnızca birkaç gün sürdü. Zira jüri Christie'ye körü körüne inanmıştı.

Sakin tavırları, düzgün konuşması, polis geçmişiyle Christie saygı uyandırıyordu. Timothy ise kararsız, ürkek ve bazen de tutarsızdı. Aklı kıt bir sarhoş olarak görülüyordu. Dolayısıyla sonuç kaçınılmazdı.

Timothy Evans, karısı ve küçük kızını öldürmekten suçlu bulundu ve 9 Mart 1950'de Pentonville Hapishanesi'nde asılarak idam edildi. Son sözlerinde dahi masum olduğunu yinelemiş ama kimse onun lafına kıymet vermemişti. Fakat gerçekler Timothy idam edildikten 3 yıl sonra çarpıcı bir şekilde ortaya çıkacaktı. 1953 yılında John Christie'nin Burley'i ve Gerald'ini öldürdüğü dairesi bir çift tarafından kiralandı.

Yeni kiracılar eve yerleşmeden önce boya ve tadilat işlerini yapmaya karar vermişlerdi. Mutfaktaki eski duvar kağıtlarını da beğenmemişlerdi. Bunu kullanmak istemediklerine karar veren çift, duvar kağıtlarını sökmeye başladı. İşe başladıktan bir süre sonra ise kaldırdıkları geniş bir duvar kağıdının arkasında bir kapı olduğunu fark ettiler.

Merakla kapıyı açmaya çalışan çift biraz zorladıktan sonra amacına ulaştı. Fakat gördükleri manzara karşısında adeta dilleri tutuldu. Gizli kapının ardında battaniyeye sarılmış üç kadın cesedi duruyordu. Derhal olay yerine gelen polis ekipleri yaptıkları incelemede 3 kadının da boğularak öldürüldüğünü tespit etti.

Bedenlerden ikisinin kimliği hızla tespit edilmişti. Bunlar Burley ve Geraldine Evans'tı. Üstelik bu evde gizlenen cansız bedenler bu kadarla da sınırlı değildi. Etrafı inceleyen polisler bahçede gömülü başka bedenler de tespit etti.

Ayrıca evin zeminini kazdıklarında John Christie'nin eşi Ethel'ın cansız bedenine ulaştılar. Ethel da diğerleri gibi boğularak öldürülmüştü. Tüm bu cinayetlerin şüphelisi olarak hızla yakalanan John Christie, sorgusunda aralarında Burleigh ve bebek Geraldine Evans'ın da bulunduğu 8 kadını öldürdüğünü itiraf etti. Yapılan yargılama sonucu suçlu bulunan Christie'nin idamına karar verildi.

Üstelik kaderin acı bir ironisiyle John Christie de tıpkı 3 yıl önce onun suçlarını yüklenen masum Timothy Evans gibi Pentonville hapishanesinde idam edildi. Christine'in yakalanışı, İngiliz hukuk sisteminin vicdanını sarsan bir dönüm noktası oldu. Masum bir insanın bu şekilde devlet eliyle öldürülmesi ülkede büyük bir infiale yol açtı ve idam cezasının ilk kez bu denli güçlü biçimde sorgulanmasına neden oldu. Uzun süren kamu baskısının ardından Timothy'nin karısını ve kızını öldürmediği devlet tarafından kabul edildi ve artık çok geç de olsa Timothy Evans resmen affedildi.

Aynı zamanda bu dava İngiltere'de idam cezasının kaldırılmasına giden süreci hızlandıran bir sürecin başlangıcı oldu. İdam cezası 1965'te askıya alındı ve 1969'da da tamamen kaldırıldı. Bugün Timothy Evans'ın adı, adaletin trajik biçimde yanlış işlemesinin ve hukuk kusursuz işlemediğinde idam cezasının masum insanların hayatını nasıl kararttığının simgesi olarak anılıyor. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)