Podcast

dr. güleç ve prof. dr. patoloji gerçekleri konuşuyor

Dr. Gulec Radio

9 ay önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Fakültemize gerçek bir profesör teşrif etti bu bölüm arkadaşlar. Sosyal medyadan @drpatoloji olarak da tanıdığınız Prof. Dr. Emrullah Beyazyıldız konuğumuz. Motivasyondan, Tus'a, uzmanlık seçiminden sağlıklı beslenmeye... Neler konuştuk neler... Hepsi bölümde!



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar ------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.253 kelime · ~26 dk okuma

Dr. Gilledge Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Pelin Hocası Fakültesi de kanunuz konuşuyor. Şu anda bir ilk gerçekleşiyor.

Fakültemize gerçek bir hoca... Gerçek bir profesör davet ettik. Artık işler ciddileşiyor arkadaşlar. Ve uzun zamandır abla ne zaman ders çalışacağız?

Abla bizi kandırdın mı? Abla hani TUS'la çalışıyordun? Abla aşk meşk işlerinde kendini bıraktın ve TUS'u unuttun dediniz. Ben de dedim ki hayır.

Transkriptin tamamını oku

Her şeyin bir zamanı var dedim. Sebahat edin dedim. Ve bugün sonunda size beni TUS'la barıştıran diyeyim, TUS'la aramı iyi yapan diyeyim öyle bir insanı bir bir türlü uğraşla çağırdım kendisi kabul etti ve huzurlarınızda arkadaşlar doktor patoloji yani Emrullah Bey yani insanlara tuzu patolojiyle başlatıp sevdiren ve o zinciri kıran kişi kendisi hoş geldiniz. Çok teşekkür ediyorum Tuğbacığım ya mükemmel bir giriş oldu ve bir an çok acayip derecede kendimi iyi hissettim.

Bu giriş çok iyi oldu gerçekten çok teşekkür ediyorum. Ben mutlu oldum ben teşekkür ederim. Ve bu patoloji ile birlikte çalışıp TUS'u sevdiğinde mesela bunları ilk defa duyuyorum. Çok mutlu oldum.

Ne güzel. Tabii ki ilk defa duyuyorsunuz. Çünkü ilk defa aslında konuşuyoruz. Şimdi öncelikle bir şey söyleyeceğim.

Arkadaşlar TUS nasıl çalışılır? TUS değil aslında. Biz genel olarak en başta bir sınava çalışmadan bahsedip zaten bir sohbet etmek istiyoruz. Tusa özel tabii ki de konuşacağız.

Beşinci sınıflar, internler, onlar falan. Ama asıl konu genelde motivasyon ya. Aslında bir yerde oradan devam edebiliriz. Zaten Emre Ulu Hoca'nın kendi YouTube kanalında bir sürü videosu var.

Ben hepsini izledim. O yüzden orası bile aslında yetiyor. O yüzden bugün daha genel, daha toparlayıcı, daha motive edici bir yerden biraz da konuşulmayanları da konuşmak istiyorum. Öncelikle hocam, işin biraz magazinini merak ediyorum.

Siz beni, ben size ulaşmadan önce hiç tanıyor muydunuz? İnstagramda bu ne yapıyor? Doktor da ney, frunser mi olur? Bu kız ne yedi falan dediniz mi?

Lütfen lütfen açıkça dürüstçe söyleyeyim. Hiç adımım var. Şimdi yaklaşık doktor patolojinin kurulma yılı 3 yıl oldu. 3 yıl önce tabi ki ben vardım sadece doktor patolojide.

Sonrasında bir çalışan bulmam gerekiyor. Sevgili Burcu ile yanımda çalışan arkadaşım. Onunla anlaştık ve başladı çalışmaya. Seni şöyle tanıdım, Burcu'yla tanıdım.

''Hocam bir tane doktor vardı, neler yiyor? Bakar mısınız? Canlı canlı bir şeyler yiyor. Kurbağa mı yiyor?

Bir şeyler yiyor.'' falan. Gerçekten öyle. Baktım.

''Aman Allah'ım bu nasıl bir şey ya? Nasıl yiyor?'' falan dedik. Ve öyle tanıdım.

Sonrasında 1-2 yıl sonra falan eşim bir şekilde denk geldi. Çünkü denk gelmemiz imkansız yani sosyal medyada. Çok selamlar gelsin. Sonrasında baktım, birçok meslektaşım seni takip ediyor.

500-600 tane ortak arkadaşımız var. Birçok doktor meslektaşım takip ediyor. Şimdi dedik ya, Sinop'ta bir doktor meslektaşımız varmış. Tuba Göz çok da meşhurmuş.

Ne kadar ilginç. Sinop'ta olması ilginç falan diye. Zaten bana da aynı şeyi soruyorlar. Tuz dersleri anlatıyorum.

Birçok tıp fakültesinde mezun doktor var ve beni tanıyor. Benim Samsun'da olduğuma çok şaşırdım. Nasıl yani? Samsun'da mı?

Herkes Ankara, İstanbul gibi geçiyor. Samsun güzel bir şehir bu arada. Baydır'a iyi bir şehir yani. Bayağı büyük bir şehir.

Mavi falan, güzel. Ön yargımız var mıydı hocam? Konuşuyoruz burada kartlar açık. Ön yargımız vardı bir tık.

Ne yapıyor bu kız falan? Tabii ki. Tabii. Olabilir.

Tabii ki. Şöyle. Ne oluyor? Neler yapıyor?

Sinop'ta ne işi var? Tabii ki B10'a bakmıştım. B10'da da çok güzel şeyler var. Geçmiş çok güzel.

Ama niye Sinop? Bunları düşünüyordum ama bunları cevaplayacak doğru kişiyi bulamadım. Seninle konuşmam gerekiyordu aslında ya da çok sıkı bir takipçin olmam gerekiyordu. Ama bundan sonra olacağım kesin. Şimdi başlarken şey dedin ya hocam aşk dedin bir şeyler hani bu takipçilerin muhtemelen böyle bir durum var.

Tuzla o bir arada olur mu? Olmaz. Aşksız tuz olmaz yani onu söyleyebilirim. Çok net.

Yani hayatımızın içerisinde bizi motive eden, duygusal olarak destekleyen bir aşk olması gerekiyor. Bu aşk tabii ki romantik bir aşk olabilir fakat... Ben kendime aşığım hocam olmaz mı? Yani bu zaten her şeyin başlangıcı.

Bu olmadığı için kendimizi sevmemiz gerekiyor. peki tuz sürecinde şimdi o tabi şakalı bir yana tuz sürecinde şimdi sizin videolarınızda ben hocam dersime çalışmıştım diyordunuz ki tuz sürecinde yeni sevgili yapmayın ve ayrılmayın mümkünse stabilize edin durumu ve hani bu böyle hani nevrotikten psikotik değil o geçiş olmasın yani labilyete olmasın duygular böyle devam etsin şimdi ben çok iyiyim hani okey ders çalışıyorum şu an çalışmıyorum da hedefime odaklı gidiyorum başka şeyler yapıyorum ama bu süreçte aşk olsun da yeni aşk dengeyi bozar mı? Kesinlikle. Kendimden bile örnek verebilirim ama bu süreç çok bireysel olur ama şunu söyleyeceğim.

Ben de TUS sürecini yaşadım. 16 yıl öncesine gidiyorum. Çok geç bir şey. Baya baya mağara dönemine gidiyorum.

Yani TUS sürecinde bir kere şu çok oluyor. Özellikle ne zaman başlıyor herkes TUS'a? Tıp fakültesinin 5. sınıfında ya da 6.

sınıfında. Ben ne yapıyorum? Nereye gideceğim? Ben ne uzmanı olacağım?

Hangi bölümü seçeceğim? Bu süreçte de herkesin çevresinde bir nişanlısı oluyor, sevgilisi oluyor. O da yoksa mesela aman Allah'ım falan herkeste bir stres. Bu sefer tuz var bir yandan da ya sevgilim de yok falan deyip hem yeni sevgili arayışına girip hem de bir yandan da tuza çalışılınca bu süre çok kaotik bir sürece dönüşüyor.

Ben hep şöyle söylerdim onlar meslektaşlarıma. Bunu bir düşünmeyin veya tuz bitsin bundan sonra düşünürsünüz. Yeni sevgili arayışına girmeyin ya da bir sevgiliniz varsa Ufak problemleri büyütmeyin. Bu da çok önemli.

Sevgilisi var ama yok benle birlikte çalışmıyor. Yok bana şu mesajı atmıyor. Asla. Bir sıkıntı da varsa, hayatım bugün çok iyi görünüyorsun.

Bugün çok iyisin. Ne kadar güzel giyindin. Pozitif vibe'larla. Süreci ilerletmek gerekiyor çünkü TUS gerçekten patolojik bir süreç.

Bu patolojik süreçte de her şeyin dosdoğru olması gerekiyor. Bizim stresimizi arttıran bir patoloji olmaması gerekiyor. Çünkü stres yönetimi de önemli. Çok patolojik bir sınav.

Çevremizde bizi negatif olarak düşürecek her şeyin inhibe edilmesi gerekiyor. Burada mesela bazen sorun yaşayan meslektaşlarım var ve onlar hep böyle aktif bir şekilde sorununuz var. Evet psikolojik sorunlar yaşıyorsunuz. Kaygınız çok yüksek.

Bir yandan da sevgili sorunlarınız var. O zaman destek alın diyorum mutlaka. Psikoterapi çok önemli bu süreçte. Şimdi hocam şey diyeceğim, şöyle başlayalım hatta konuya.

Ben neden TUS'a karar verdim? Otuz yaşındayım falan böyle hani zaten maddi olarak doktorluğa ihtiyacım olmayan bir yerdeyim ve doktorluğa dönmek amacımda da bu değil konu. Bunu açıkça söylüyorum çünkü bence gerçeklerin konuşulması gerekiyor. Neden yani bir de İngiltere doktorluğum var.

GMC'yi rejesterdim hala hani lisansım var. Neden TUS'a giriyorum yani değil mi? Çünkü çok açık bunun sebebi. Ben Gazi'de başladım sonra Medenet'e geçtim.

O sırada Amerika'da işte çok güzel derslerimi yaptım falan filan iki üç farklı yerde. Sonra bitti işte İngiltere'de denk kaldım. Orada da devam. Bir şeyler bir şeyler tamam.

Birisi çok güzel seviyor, okey. Fakat İngiltere'de maaşlar iyi değil. Yani 4000 pound civarında ve ne zaman rahatlıyorsunuz? Uzman olduğunuzda falan filan.

O rahatlık da yine hani çünkü sosyal devlet olduğu için yani maaş olarak tek tatmin edecek yer Amerika. Bunu biliyoruz. Amerika'da da sömürülüyorsunuz. Ben orada insan olarak.

Ben sabahları böyle daha az koşuşturacağım bir hayat istiyordum. O cendereyi istemiyordum. İngiltere'de de o maaş hoşuma gitmedi. Ne yapabilirdim?

Harley Street var orada. Buranın işte Etiler, Levent, Nişantaşı gibisi. Orada bir klinik açabilirdim. Güzel, estetik kliniği.

Direkt 3 sene uzmanlık sonrası, GP olup bunu yapabilirdim. Fakat ben onu yapmak istemiyorum. Onu yapmak istem, burada da açarım, yaparım. Zorunluluğumu tamamladım.

Dolgubotoks yaparım, medikal istatik yaparım. İstemiyorum, sevmiyorum. Beni tatmin etmiyor. O yüzden o maaşı da al dedim.

Ben ne yapayım? Geri döneyim. Çünkü benim orada aldığım lisans asla boşa gitmeyecek. Her türlü bana burada, ki öyle de oldu, hem repütasyon, hem işte benim için güvenilirlik, hem de kendime güven anlamında.

Ben şimdi İngiltere'deki denkliğim var. 8-9 ülkeye gidebiliyorum. Buradaki zor hizmetimi bitirdim. Her türlü klinik açabilirim, bir şey yapabilirim.

Ama dedim ki ben ne yapmak istiyorum? Ben hekim olarak, uzman olarak bir iş yapmak istiyorum. Yoksa ben longevity, biohacking çok seviyorum. Bütün cilti çok seviyorum.

Şimdi maddi şeylerle, kaygılarla cerrahide bazen bazı alanlar boş kalıyor. Mesela benim Ehlerdanlos'um var. Kimse uğraşmıyor çünkü organ spesifik bir hastalık ve niye birisi uğraşsın para kazandırmıyor adam ameliyat yapar. Bazı bölümlerde çok fazla da böyle hastalık var ve hayat kalitesini düşürüyor.

Kadınlarda özellikle konfor yok. Ben bunları önermek istiyorum çünkü benim kitlem var. Benim maddiyat için şeye ihtiyacım yok, cerrahi yapmama ya da sadece para kazanacak hastalıklar önermeye ihtiyacım yok. Bu yüzden bu boşluğu gördüm.

Dedim ki ben uzman olayım. Cidden yalı parmağı işiyim. Gideyim bu konuda araştırma yapayım. Kafam çalışıyor.

Doğru bilgiye ulaşabiliyorum. O zaman bu hayatı bir anlamlı kılayım dedim. O yüzden TUS'a karar verdim. Böyle.

Şimdi bence doğru bir karar. Çünkü bana da çok soru soran var bu şekilde. Hocam yurt dışında hekimlikle ilgili ne düşünüyorsunuz? Özellikle Avrupa'da, Almanya, İngiltere... Bu ülkelerde hekim meslektaşlarım var.

Bildiğim arkadaşlarım da var. Çok da mutlu olmadıklarını biliyorum. Hatta bir göz hekimi arkadaşım, doçent olan İngiltere'ye gitti. Yaklaşık bir yıl orada yaşadı ve tekrar koşa koşa Türkiye'ye geldi.

Ne beklediğinize bağlı hocam. Risk optimizasyonu iyi yapman lazım. Ne bekliyorsun kardeşim? Hayattan ne bekliyorsun?

Çocuğunu iyi büyütmek istiyorsan, okey çocuğunu büyütürsün 15 sene sonra. Ama konu buysa, burada Cerrahol, mis gibi para var. Para kısmı, şunu ben çok öğrendiriyorum. Şimdi tıp fakültesinde bizi dinleyen öğrenci birçok meslektaşımız var diyeyim.

Belki sayı çoktur yani bilmiyorum ne kadar takipçi var, ne var, kim var. Ama onların pozitif yönlendirilmesi lazım. Çünkü etrafta o kadar negatif hekim var ki. Yani işte hekimlik çok kötü, aman işte dramatize oluyorlar.

İşte stres var, savaş var. Şöyle oluyor, böyle oluyor. İşte aman her gün bir şeyler oluyor. Beyaz kotlar falan.

Mutsuzuz, hekimler mutsuz. Tamam, bazı sıkıntılarımız var. Yani ülkece sıkıntılarımız var. Hekim bazında da sıkıntılarımız var fakat genel olarak bence Türkiye'de hekimlik eğer doğru yönetilebilirse, doğru bir şekilde seçimler yapılabilirse, bu seçimler de önemli.

Tuz seçimi de önemli. Tuzdaki bölüm seçimi de önemli. Mesela göz istiyor, göz hekim olmak istiyor ama puanı yetmiyor, kadın doğuma gideyim bari. Bu olmaz işte.

Aynen, farklılaşacaksın bir de hocam. Yani ben diyorum mesela ben bugün 30 yaşındayım ama neden geç hissetmiyorum kendimi? Çünkü o kimlik sermayesini iyi inşa ettim. O yüzden hiçbir şekilde geç değil.

Çünkü ben bu ne kadar boş gelmedim. Altını doldurdum onun. O yüzden diyorum ki kaç hekim var? 700 bin hekim var.

Kaç tane çok iyi İngilizce bilen var? 2000. Kaç tanesinin İngiltere diyelim ki doktoru var? 100.

Sırıldım, bitti. Farklaşmazsan, yerinde sayarsan dersin ki aile hekimleri bu kadar alıyor. Yapacak bir şey yok. Bedel ödeyeceksin.

Zorunu seçeceksin. Ya ondan önce, ya ondan sonra. Ama zorunun bedelini ödedikten sonra bence hekimlik muhteşem bir meslek. Benim ablam da doktor.

O da İngiltere'de ama o şeyde, Pharma'da çalışıyor. İlaç firmasında. Medikal müdür. O da mutlu tabii ki ama sonuçta şöyle bir şey söyleyeyim.

Dünyanın her yerine gidersem benim elimde bir mesleğim var ve saygı gören. Ve toplumda da o kadar işim var ki dating hayatımda. Yani o kadar zevkli ki doktor olmak. Çok seviyorum ben.

Bayılıyorum doktor olmayı her yerde kullanıyorum. Doktor olmak isteyen varsa mutlaka olsun. Müthiş meslek. Ben çok seviyorum.

İyi ki olmuşuz. Yani yarı yolda tıp fakültesi okurken olumsuz örneklere takılıp moralinizi bozmayın. Başarılı olmuş ve mutlu olan, yani sadece başarı değil, temel kriter değil, hem başarılı hem de mutlu olan hekimleri kendinize idolalın ve onların peşinden gidin bence. Çünkü hayat böyle güzel.

Ve sınava çalışırken de ben hep şunu düşünüyorum. O günkü mikrobioloji soruları için kalkmıyorum, oraya oturmuyorum. Kendimi hayal ettiğim o başarılı doktor, o hastanede, o klinikte insanların bana geldiği, Türkiye'de şu denecek aklı bu gelir. O insan olmak istiyorum ve o insan için çalışıyorum.

Ve bu motivasyon beni diş tutuyor. Çok şey var aslında. Konuyu açıyor. Sen konuşurken ben de şimdi nöronlar işliyor işliyor.

Sonra başka bir şey geliyor. Onu söylemedim. Hangisini söyleyeyim falan diye arada kaldığım oluyor. O kadar güzel konular ki bunlar aslında.

Bu da bir konuşmak için aslında fırsat oldu. Güzel oldu. Şimdi bir örnek vereceğim. Ama örneği niye veriyorum?

Şunun için. Yani hedef bizim için çok önemli. Şimdi önünde bir hedef var. Tuz.

Ama niyetin iyi bir hekim olmak. Başarılı bir hekim olmak ve bu süreçte de mutlu olmak. Tamam. Şimdi ben bir özel hastanede çalışırken, Samsun'da.

Şimdi bir tane hekim arkadaşımla ameliyathanede bir sürü cerrahlarla oturuyoruz. Hatta benim amacım böyle ileride cerrahlarla podcast yapmak. Nasıl bir fikir bilmiyorum. Cerrahlar, adı cerrahlar yani.

Çünkü cerrahların hayatı çok başka. Cerrahlar, cerrahi bir tanrı mesleğidir yani. Bence de. Çok ilginçtir.

Bence de. Ve hekimliğin tadı orada, onu söyleyebilirim. Cerrah erkekler hakkında yorum yapacaktım da yapmıyorum. Şunu özellikle söyleyeyim, ben göz hekimiyim.

Mikro cerrahiyle uğraşıyorum ve bir yandan da patoloji dersleri anlatıyorum. Hikaye uzun. Özeti bu ama. Ve ameliyathanede göz ameliyatı yaparken, bizim ameliyatlar çok kısa sürüyor.

5 dakika, 10 dakika falan. Ve yandaki cerrahlara bir uğruyorum masalara, neler yapıyorlar. Şimdi branşını da söylemeyeyim çünkü mesela kim olduğu anlaşılır. Şimdi yanına gittim.

Bana dedi ki ya ben de gözdoktor olmak istiyordum ya. Ama kadın doğuma geçtim. İşte böyle. Söylemediniz.

İyi ki branş. Söyledim bu arada. İyi ki diyorum söylemedin. İyi oldu.

Yani üzüldüm. Tamam mı yani? Çok üzüldüm ya. Bir dakika ya.

Yani niye bunu yapıyorsun yani? İzlemiyor ki hani. Uyutursa başına. Tamam mı?

Anlamadım. İşte yani. Ya direk ismini söyleyin de belli olsun direk. Aynen bari adrese gitsin, reklamını yapalım.

Evet hocam. Yani dedim ki niye o zaman bunu seçtin falan. Ne bileyim öyle puan yetmedi, öyle gitti falan filan. Bu çok kötü bir şey.

Yani hep şunu söylüyorum. Seni gördüğümde aklıma keşke gözü seyredeydim diye geliyor. Çünkü ben hastanede motivasyon saçan yani böyle mutlu gözüken işini de severek yapan bir hekimdim. Herkes bana bakardı.

Mesela ameliyathane 5. katta ben merdivenlerle çıkardım. Asansöre binmezdim. Hasta yönetimim iyiydi.

Sürekli hasta bakayım sürekli işte çok şey olsun vakam olsun değil, kendime vakit ayırdı mesela sabah spor mutlaka olurdu. Spordan sonra... Hocam utanmadıkça siz çok genç dururken yani nasıl profesörsünüz? Ben tam anlayamadım konuyu.

Benim geçen ilk başta çıktığımda sahte doktor diye beni şeyde çıkarmışlar. Böyle ana haberlerde falan. Çok komik. Ondan sonra ben zorunluyu yapınca böyle sustular.

Sizin de diyorum ki hani bu yaşta nasıl profesör olduğunuz yaşınızda gerçi çok bilmiyorum. Söylemek isterseniz söyleyebilirsiniz burada ayrı. Ama çok nasıl oluyor bu kadar genç profesör? Söyleyeyim mi yaşımı?

43 yaşındayım ben. Ama benim 5 sene önceki halimi görsen bunu demezdin. Bu adam profesör herhalde falan derdin. Şundan dolayı... Kilo mu verdin?

Aslında kilom aynı. Kilom tamamen aynı. Fakat hayatımı değiştirdim. Hayatımda değiştirdiğim çok şey var.

O konulara gireyim bilmiyorum ama çok sevdiğim konular. Şöyle başladı, ben hastanede çalışırken, özel hastanede çalışırken bir testler yaptırayım falan dedim. Radyolojiye indim, ultrason yaptı arkadaşım ve dedi ki sende karaciğerde grade 2 stelatoz var. Nasıl ya dedim.

Bir dakika yani hani yağlanma var karaciğerde. Ya bende niye yağlanma olsun ki gayet iyiyim dedim. Aslında görünüşüm çok böyle fethi bir görünüm değil, yağlı bir görünüm yok ama interner işten yağlanma deniyor ya. Skinny fat miydiniz?

Spor yapıyor muydunuz? Skinny fat. Yani o zamanlar yine spor yapıyordum ama bu kadar da yoğun değil. Yani şu anki hayatımda olduğu kadar değil.

Mutlaka sabah gider fitness yapardım. Fakat olay fitness ile bitmiyor tabii. Sonra ben doktor arkadaşlarımla işte doktor odasında konuşurken dedim ki karacilerimde yağlanma varmış. Herkesin teklifçi oldu.

Bende de var. Bende de var. Ne var ki yani herkes de var. O zaman herkes hasta.

Şimdi ben Statoz'u anlatıyorum. İnflamasyonu, kronik hepatiti anlatıyorum. Nanalkolik yağlı karacer hastalığını anlatıyorum. Bunun sonuçlarını anlatıyorum.

Ve kendimde grade 2 Statoz varken benim böyle sakin kalıp aman tamam demem çok yanlış, çok patolojik. Ve orada bir savaş verdim ben. Yani Statoz ile yağlı karacer hastalığıyla ilgili savaş verdim ve o savaşı kazandım. Yani geçenlerde yine bir ultrason yaptırdım.

Sıfır. Hiç Statoz yok. Maşallah. Doktor Güneş radyo.

peki hocam siz bunları kendiniz okuya okuya yani literatür taraya taraya mı yaptınız yoksa güveniniz doktora mı gittiniz ben çünkü hep kendim okuyorum kendimi tarıyorum doğru bilgiye ulaşıyorum ailem için de bunu yapıyorum çünkü herkese de güvenilmiyor bu deney evet ya çok çok çok yanlış bilgiler var yani o kadar kötü bir zamandayız ki o kadar kötü ki ama hocam bu da doğal seleksiyon bir yerde ben hep anlatıyorum yani inanmasınlar yapacak bir şey yok yani insanlarda inanılıyor ne yapayım biz her şeyi de söyleyelim yani doğru kişiye gelsin Çok garip böyle bakıyorum işte instagramda orada burada mesela diyor ki bu hapı alırsanız adam kaslı maslı falan çok iyi falan işte bunu aldım böyle oldum. Herkes şunu düşünüyor o fotoğrafa bakıyor kaslı bende bunu alınca bende onun gibi olacağım sanıyor. Hep o var güzel ciltlilerde öyle kızın cilti güzel bunu kullanıyor. Kanka ondan olmuyor işte ya.

O o kadar basit değil yani. Süreç o kadar basit değil. Hep söylerim. Biraz bahsedeyim bu konu.

Biraz detay ama yine de bahsedeyim. İkinci podcast edecekler. Diyecekler ki başka podcast edin bunlara konuşun. Bence kesinlikle istenecek yani bu.

Şimdi şöyle. Aldığımız ve çıkardığımız olayı var ya. Az yersek ve çok da harcarsak yani çok hareket edersek bir kere kalori açığı ortaya çıkarmış oluruz. Kilo veririz.

Ama konumuz kilo vermek değil aslında. Hatta ben kilo da vermek istemiyorum. Şimdi eğer buna az yersek, çok hareket edersek, buna bir de protein alımını eklersek... Body Composition yaparız.

Bu sefer aslında yağ yakmaya başlarız aslında. Ama yine kas almayız. Yani protein ağırlıklı beslenip hareket ediyoruz. Ne yapıyoruz?

Yağ veriyoruz, yağ yakıyoruz. Zaten yağ yaktıktan sonra insanın cildi güzelleşmeye başlıyor. Yani kadınlara özellikle bir tavsiyem. Yani yağ yakarsanız cildiniz parlar.

Bana böyle hep soruyorlar. Hocam işte videolarınızı izliyoruz, cildinizde ne var? Bu niye parlıyor falan. Bu yani hani bu.

Yağ yakarken hocam o oksidasyonu nasıl antitoksit etmemiz gerekiyor? Bunu da söyleyelim. İstahare olacağız, atacağız. Hocam biliyoruz herhalde.

Temel iyi yani. Ve dördüncüsü de kasta yapmak istiyorsak da ve vücudunuzun tamamen değişmesini istiyorsanız... Ağırlık kaldıracağız. Süper.

Yani ağırlık kaldırmak lazım. Progressive overload hocam. Bu kesinlikle böyle. Bir de hayatımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Bir de öğrenciler için, tabi ki şimdi TUS'u konuşacağız ama TUS sürecinde de bu çok önemli. Eğer doğru beslenirsek, özellikle öğrenme sürecimiz çok daha pozitif etkileniyor. Daha iyi aklımızı tutabiliyoruz. Hafızada tutma sürecimiz artıyor.

Ve öğrenme kapasitemiz, bellek kapasitemiz artıyor. Bunu gösteren çalışmalar var. Ben çok okudum bu süreçte. sporcu beslenmesi nasıldır?

Ben bir yandan da sprint yapıyorum. Ondan dolayı da okuyorum bir yandan. Ve kitap tamamen PDF'ler, kitaplar. Tabii ki podcast'ler var.

Onlara da bakıyorum YouTube'da. Ne yazık ki Türkçe çok fazla podcast yok. Burada yabancı takip ettiğim podcast'ler var. Onlardan çok faydalandım.

Ve çok da iyi olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte bana çok pozitif katkılar alıyor. Okumak ve kendini geliştirmek tabii ki her alanda önemli. Hala okuyorum.

Beslenme dedik ya şunu söyleyeyim ben şimdi tam şekerli yemeyeceğiz falan filan işte proteinimizi düzgün alacağız okey karbonhidratlarımızı da seçili yerde güzel karbonhidrat okey ama bende şöyle bir şey var mesela ben ders çalışırken o kadar flow state de oluyorum ki akışta o kadar hiç yemek yemiyorum akşam altıda falan yiyorum ve beynimde yavaşlamıyor yemek yemeyeceğim hatta daha da iyi oluyor açken ve beni kahve de etkilemiyor reseptör bazında yani hani hiçbir etkisi olmuyor midemde çok iyi O yüzden ben ilk öğünüm 6-7'de yiyorum akşam. Benim normalim bu. O yüzden burada hani kişinin normaline göre değişir diyebiliyor muyuz? Tabi ki yani. Normalde hani sabah bir şey almak illa hani ye kafanı... Yok öyle bir şey yok.

Yani ben yemiyorum. İçime çok iyi gidiyor. Ya şimdi şöyle bir şey değil mi? Tavsiye değil yani bu arada.

Yemek yemeyin. İşte yok şurada yiyeceksin, şu saatte yiyeceksin, şunu yiyeceksin falan asla. Çünkü her birey farklı, her bireyin reseptörleri farklı. İlaçlar bile herkesle aynı etkiyi yapmıyor ve herkesle farklı farklı yeni etkiler ortaya çıkabiliyor.

O nedenle bence her türlü bilgiyi kişiselleştirmek burada önemli olan. Aynen personalized medicine, çok doğru hocam. Yani mesela iMac var, işte iPhone var, işte i işte neyse işte. O i faktörü, yani x faktör değil mi bizin üstünde?

Bence burada şeyi konuşulmuyor, yani esas nokta şu, hani ne yapalım dedin, ne yapmayalım? Mesela ne yapmamamızı iyi bilirsek. Şeker yemeyeceğiz. Hah, işlenmiş gıdalar, şeker, frukoz şurubu, bunlardan uzak trans yağlar, omega 6'dan uzak durmak gerekiyor, alkol, sigara.

Hocam alkol sigara gerçekçi olmuyor hocam. Çocuklar sigara kullanacaklar yani. Kullanıyorsa ne yapacak peki o zaman? Sigaranın etkilerini azaltmak için C vitamini azalıyor ya her sigarayla.

C vitaminini alacak gamya olarak alabilir ama şekerli oluyor. Başka omega 3'ünü alsın mutlaka değil mi? D, D'sini alsın en az günde. Bu süreçte 2000 inti olmasın mı hocam günde?

Bir alsın. Hem beyin sağlığı için hem anti aging'i için alsın yani. O konu çok şey işte. Onda bile yine ben de hani dedik ki hep bireyselleştirmek gerekiyor.

Genelize etmemek lazım. Kişiye göre farklı tabii öneriler. Hani burada çok yetkin değilim açıkçası. Hani şunu alın bunu alın.

Kendime göre tabii bir takviye şeyim var. Benim şöyle bir akşamları ve sabahları aldığım kocaman bir hap ordusu var ama... Hocam o karaciğerinizi etki etmiyor mu? Hep böbrekleriniz kötü olmuyor mu hocam?

Bir hap verin hocam. Bütün şeyler bunlar. Hepsine dikkat ederek kendime göre alıyorum ama bunu hala yani şunu şunu yapın diyecek yetkinlikte değilim. Ama... Hocam kimse değil.

Ben de şaka yapıyorum. Denir mi öyle? Ara metabolitler çıkıyor. Daha zararlı.

O tamamlamazsak o karaciğerde faz 1, faz 2, faz 3. O faz 1, faz 2 arasında ara metabolit daha zararlı hocam öyle değil mi? Evet, evet, evet. Orada şöyle bir sorun da var.

İnsanlar diyor ki ben zaten iyi besleniyorum diyor. Nasıl besleniyor? Sabah tost, öğlen gidiyor. Döner yiyor, tost yiyor, bir şey yiyor.

Yedin yemek değil kanka sen yemek yemiyorsun. Evet bitkisel beslensek bile ne yazık ki. Bitkiler de aslında doğru toprakta yetişmediği için onlarda bile yine fiber sayısı az oluyor, vitamin sayısı, mineral sayısı az oluyor. Günümüz ne yazık ki böyle.

O nedenle takviyeler hayatımızda olacak. Fakat onları da abartıp her şeyi onda dememek gerekiyor gibi gibi. Ama şunu özellikle söylemek istiyorum. Tuz derslerinde de anlatıyorum.

Obezite demek kronik enflamasyon demek. Vücutta, yağlı vücutlarda özellikle, yağın fazlalığında intihar löküm 1, TNF alfa... Ya şimdi kanalda şey yapılıyor. İnflamasyon... Tabii hocam konuşun tabii ki.

İnflamasyon faktörü. Ne anlatıyor bu ya falan demesin diye de ben çok akademik girmek istemiyorum ama... Pro-inflamatuarist tokinler artıyor. İşte interleukin 1, TNF alfa ve interleukin 6 artıyor.

Ve vücutta düşük dereceli kronik inflamasyon varlığında hem bellek güçlü ortaya çıkıyor. Zihinsel olarak insanlar bunu konsolde edemiyor. Öğrendiklerini depolayamıyor. Hem de kronik enflamasyon kanser riskini artırıyor.

Bak şunu ne söyleyebilirim. Vücutta, vücutta bütün kanserlerin sıklığını artan tek bir hastalık var. Obezite. Bu obezitede de insanlar hep şey düşünüyor.

Ya ben iyi gözüküyorum. Aslında öyle değil. İnternal, visceral yalanmadan bahsediyoruz değil mi? O çok daha tehlikeli.

Ve onu da gösteremiyoruz ne yazık ki. Hocam, visceral yağlanmayı tıp okumayanlar için bir açabilir miyiz? Çok kısa. Yani şöyle, visceral yağlanma şu, iç organlarımızın etrafında... Şimdi yağ nerede birikir?

Deri altında birikir, iç organlarda birikir. Özellikle deri altında biriken yağ çok sakıncalı değil fakat iç organların etrafında, işte periton dediğimiz bölgelerin etrafında, altında, üstünde biriken yağlar bizde toksik etki yaratıyor. İşte biz buna visceral yağlanma diyoruz. Sadece orada değil, karaciğerde de yağ birikiyor.

Çünkü fazla miktarda yağ. Fazla miktarda yağ, özellikle bu viseral, iç organlarda yağlanma, vücutta enflamasyonu sürekli kronik bir şekilde arttırıyor. Ve bu, bir, kronik enflamasyon, kronik enflamasyon kanserlisini arttırıyor. İki, şunu söyleyeceğim.

Yağ uclarının şöyle bir özelliği var. Östrojeni, aromatoz enzimi var. Vücuttaki androjenleri östrojene dönüştürme özelliği var. Östrojen artınca da, östrojenin de şöyle bir özelliği var.

proliferatif etkili. Yani hücre sayısını arttırıyor, kanser riskini arttırıyor. Yani obez kişilerde hormon duyarlı kanserlerin sıklığı net bir şekilde artıyor. Bir de... Bunları konuşacağımı hiç düşünmüyordum.

Emrullah Hoca fat-shaming yapıyor hocam. Fat-shaming yapıyor Emrullah Hoca. İnanılmaz. Hayır, biz konuşacağız dedik de ben bunları konuşacağımı hiç düşünmüyordum.

İnanın yani. Hocamlar çok zevkli konular. Lütfen bir tane daha yapalım. Tamam, yağ hücrelerimizin de güzel fonksiyonları da var.

Mesela adiponektin salgılarlar. Adiponektin de bir melektir yani bizi korur. Bir saniye hocam iki tane spor yapıp zayıf olan insan gelip burada bize obezer laf söyleyen böyle bir şey yok ya. Şaka şaka.

Adifone ektin evet. Mesela sen gerçekten sen de çok dikkat ediyorsun. Ben çok dikkat ediyorum. Ben takıntılıyım hocam.

Ben normal değilim. Yani bu güzel bir şey. Bunları da konuşmak lazım. Ne güzel işte.

Bence topluma en büyük katkı da budur yani. Değil mi? Benim bacilis morfim var ve ben bununla ilgili podcast de yaptım. O yüzden ben hiç kendimi demiyorum insanlara.

Beni hani örnek alın bu anlamda. Evet beni zayıf olmamı sağlıyor bu. Evet bu çok güzel işlevsel bir patoloji. Ama gün sonunda ben 3 kilo aldığımda dünya sallanıyor hissediyorum.

Yani bu da bana kötü. Ben de şöyle hissediyorum. Mesela kötü beslendim diyelim. Ben de mutsuz oluyorum.

Yani canım sıkılıyor. Tabii ki o kadar kötü etkilemiyor beni. Gerçekten kötü hissediyorum. Ki olması da lazım.

Doğrusu bu ama yani. Bizim gelecekte yani 60-70 yaşında... Bende bu kaygılar var Tuğba. Sende şu an o kaygılar yok ama.

Acaba 60'ında 70'inde çok rahat bir şekilde yürüyebilecek miyim? Toplumda hala bu şekilde konuşabilecek miyim? Hocam benim babam annem o kadar karizmatik ve gençler ki ne alkol ne sigara var ve çok sağlıklı besleniyorlar ve çok gençler yani. O yüzden 60 yaşına geldi babam.

Siz de çok öyle olursunuz hiç sıkıntı yok. Ben onları da görüyorum daha da gaza geliyorum. O yüzden böyle devamlı insanları da bu anda motive etmiş olalım. Daha sonra obezite de nasıl gerçekten köle verilebilir ve şey falan da konuşuruz.

İğneler mineler bence çok güzel konu. Ama ben size şunu soracağım. Adiponektin'de kalmıştık. Ben duymak istiyorum.

Şimdi adiponektin aslında yağ yakıcı ve molekül diyebiliriz yani vücutta enflamasyonu baskılayan anti-inflamatuvar, anti-aterojenik, anti-karsinogenik bir hormon ve bunu yağ ücretleri sentezliyor. Fakat yağ ücretleri bir de leptin sentezliyor. Obez bireylerde şunu görmüşler, leptin düzeyi yükselirken leptin, aslında leptin hormonu ne yapar? Tin, yani zayıf kalmamızı sağlar.

Leptin yükseliyor, adiponektin düşüyor. Hocam leptin yükselmesi iyi bir şey değil mi? Aslında iyi bir şey ama ne yazık ki aynı insülünde olduğu gibi leptinde de direnç ortaya çıkıyor. Yani visceral obezitede iki sıkıntı.

Bir, adiponektin azalıyor. İki, leptin direnci, insülün direnci gibi leptin direnci ortaya çıkıyor. O zaman tam tıpçı gibi şöyle söyleyeyim. O zaman hocam adiponektinle alalım biz takviye niye almıyoruz diyelim.

Bunlar işte hipotez işte. Ne güzel şeyler. Bununla ilgili çalışmalar yapıyorlar. Yapmışlardı aslında.

Adiponektin direnci olan, eksikliği olan farelerde kanserlerin daha fazla olduğunu göstermiş çalışmalar var. Ama bir de şeyi söyleyeceğim. Ben kortizolun da hepimizde yüksek olduğunu, bundan dolayı da obeziteye yatkın olduğumuzu, birçok sürecin olumsuz etkinliğini düşünüyorum. Ben sabahları kortuzol dansı yapıyorum hocam.

Bunu biliyor muydunuz? Hiç gördünüz mü? Kortuzol düşürmek için sabahları gidiyorum. Camı açıyorum.

15 dakika. Hava karanlığına göre değişiyor. Güneş varsa 5 dakika falan filan. Hiberman'ı çok sevmem ama neyse.

Onun göre güneşi alıp kortuzolümü dengelemeye çalışıyorum ve dans ediyorum. Sabah kortuzol dengesi yapıyorum. ADHD'im de olduğu için günlük böyle kompansiyonlar geliştirdim kendime. Dengelemek için kendimi.

Böyle. Kortuzol. Evet devam edelim. ADHD benim eşimde de var bu arada.

Çok iyi biliyorum. Sizleri çok iyi anlıyorum. Belli mi? Olduğu belli mi? Anlamış mıydınız? Çok net yani.

Tabii ki. Yani bu işte, ben hep şuna inanırım. Yani yediği işlerin zeka seviyesinin topluma göre daha yüksek olduğunu. Fakat bunu kontrol edebilenlerin başarılı olduğunu düşünüyorum.

Kontrol edemeyenler ne yazık ki toplumda çok kötü yerlerde yani. Kompansa edebilecek kadar yüksek zeka da kontrol etmesen de devam edebiliyor. Benim mesela öyle diyorum kendimi. Çevremde iki kişi var böyle.

Bir de iş arkadaşım var, Hakan Hoca. Allah doktorlardan korusun inşallah. Ben böyle zeki insan görmedim yani. Neyse o bu şekilde kompansa ediyor.

Kim hocam o pardon? Bizde mikrobioloji, tıptemi de mikrobioloji anlatan bir hocamız Hakan Hoca. O da sanatçıydı. Evet evet.

O net yani. Tanışmanı isterim inanılmaz. Ben mikrobiolojiye daha gelmediğim için tanışamadım. Bir şey söyleyeceğim.

Bir orada laflar arasında çünkü birçok şey söylüyorsun. Benim onları yakalaman bile çok zor oluyor. Andrej Huberman'ın sevabına gidelim. O da göz doktoru.

Mesela benim takip ettiğim bir adamdır. Severim ben onu. Doğru mu duyuyorum? Evet evet Huberman aynen.

Aynen. Hocam bazen sahte bilim çok yapıyor ya. Yani bazen hani science fazla giriyor. Anlıyorum popülist olması gerekiyor.

Anlıyorum çok güzel para kazanıyor. Hoş güzel ama evet ona ihtiyacımız var öyle insanlara. Fakat öyle insanları hani Allah kitap gibi okuyan insanlar gerçi o da doğa seleksiyonu yine bana ne. Kim ne yapıyorsa yapsın.

Ben bu arada bir de şey yapıyorum. Laf lafa açıyor ama. Vücutta glikoz seviyesini ölçen cihazlar var ya hani... Evet, evet, aynen.

Kontinüs glikoz monitörü aserasyon cihazları. Şimdi onu ölçtüm ve onunla ilgili çok ilginç bir deneyimiz paylaşacağım. Ondan sonra bitireceğim. Bir gün çok stresliyim.

Yani o gün inanılmaz stresliyim ve hiç yemek yeme isteğim bile yok. İştahsızım, yemiyorum. O gün boyunca kan şekerim 130'larda seyretti. Hiçbir şey yemedim.

İşte Flight or Fight'tan hocam işte yani. Ne yapsın vücut korumaya uğurmak zorunda. Kortisolumuz yüksek. Yani şunu demek istiyorum.

Aynen. Stresimiz yüksek olduğu zamanlar kan şekerimiz yüksek. Eşittir hiperinsüline mi? Yani insülün seviyesi yüksek.

Eşittir yağlanma demek. Yani hiçbir şey yemeseniz bile yağlanabilirsiniz eğer stresiniz fazla. Stresli insanlar bazen yemeğe vuruyor kendini. 10 yıl oluyor zaten onun direnci vardır leptine falan belki.

Hani insülinde de direnci var o yüzden mi? Evet, evet. Yani o zaman ki obezler stres yapınca yemek yiyer, zayıflar, stres yapınca iş daha kapanır. Kısır döngü gibi yani.

Kısır döngü daha da kötü yapar. Stresli oldukları için mi obez oluyorlar, çok yedikleri için mi obez oluyorlar? Çok kısır bir döngü ama süreçte şunu, yani özetim net, cümlem şu. Vücutta cortisol, stres yüksekse ki bu iş stresi olabilir, çevre olabilir, negatif arkadaşlar olabilir, her şey olabilir.

Bu bize obezite olarak, visceral obezite olarak, kronik dönemde de kanser olarak, yaşlanma olarak dönebilir neyse. Böyle bir şey. Hocam bu kadar konuştuğumuz için gerçekten BMI'yı 30 ve üstü olan insanlara bir borcumuz var. Size de burada bunu söylemek isterim.

Kusura bakmayın. Bir bölüm yapacağız ve bu BMI'yı nasıl düşürüp hani çünkü sadece yemekle ilgili değil ya hani şöyle bir şey yok bu yalan. Bir kere set point diye bir şey var. Benim yediğimi yese de aynı kiloda şu an olamayız.

Konu bu değil. Çünkü vücudun o hani hem kastaki bazar metabozumuz farklı, dirençler farklı. O yüzden bu bambaşka, çok daha kompleks bir konu ya. Var mısınız bende bu borcu ödemeye ve kiloyu total olarak nasıl dengeleyip düşürebiliriz podcast yapmaya?

Bence muhteşem bir bölüm olur. Var mısınız? Çok güzel olur ama sadece korkuyorum. Yani böyle şimdi senin şöhretinden korkuyorum.

Çünkü şu durumda... Hocam benim şöhretimden herkes korkuyor. Yani şöyle, şimdi ben hep akademik dersler anlatıyorum, fakültede dersler anlatıyorum ama... ...bir yandan böyle tamamen topluma mal olup biraz daha böyle hani... ...kendimi acaba bunu anlatırken... ...biraz böyle karşı taraflar tarafına... ..."Emulo Hocam ne yapıyorsun sen?" falan deyip böyle... Hocam,

toplum derken... Pardon, benim takipçilerim toplum değil. Kusura bakmayın, biz halk değiliz öncelikle. Herkesin de ayağında el kalsın.

Hocam şöyle, yok yok, kesinlikle. Ben burada daha toplumun sorularını sorup... ...siz sadece tıbbi kimliğinizle gerçekleri söyleyebilirsiniz yorum yapmadan.

Şunu demek istiyorum yani yanlış anlaşılmak istemiyorum. Orada mesela bir cümlem geçer. Mesela Zerdeçal Yiğit. Dedikten sonra onu alıp koyup Emullah Hoca Zerdeçal Yiğit dedi.

Böyle densin de istemiyorum. Ondan korkuyorum. Ben lütfen hani şunu da söyleyeyim. No risk no story hocam.

Risk olmazsa hikaye de yazılmaz. Siz hikaye yazmaya geldiniz bu dünyaya. Ona yapacak olan her türlü yapar. Denizde yürürsünüz.

Niye uçmuyor derler hocam. Biz sizi biliyoruz. Sizi bilen de biliyor. Öyle bir durumda yaparlarsa da arkanızda ben varım.

Bacı birliği var. Koca kaç yüz bin kişi var hocam. Hiç yani sırtınız yere gelmez. Böyle bir şey yaparsınız. İstemezseniz yapmazsınız.

Çok teşekkürler. Çok mutlu oldum. O zaman Tuzsu'da şimdi hemen ikinci bölüm yapıyoruz arkadaşlar. Hemen onunla konuşuyoruz.

Çok güzel bir sohbetti. Teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim. Pelin bacaları tanıştığınız ve ilk kez tanıyanlar varsa şu anda.

Biliyorum bırakmak isteyemeyeceksiniz hocamızı ama kusura bakmayın. Hocamız çok yoğun çünkü kendisi hem profesör hem de bir tuz dersihanesinde. Hocam siz kurucusuzuz aynı zamanda değil mi? Hem kurucu hem hocasınız orada.

Evet, Tıbdemi, Tuzfers ve Dere Patoloji. Bu üç markanın kurucusuyum. Reklam değil bu arada, gönül bağı yani. Birine tuz var istediği için.

Teşekkür ederiz hocamıza. I love you girls, bye bye.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)