
6.347 kelime · ~32 dk okuma
Pelin hocası fakültesi tam ne oldu geçen hafta hani hep deriz ya ders çalışacağım ders çalışacağım ama ne olur sonra dersin başına otururuz ve bir arkadaşımız sohbet ederken asla derse giremeyiz ya biz geçen hafta tam olarak onu yaşadık ders çalışacağız sus konuşacağız falan diye girdik ama sohbet o kadar aktı ki tutsak gittik Dr.Güleç Radyo'ya hepiniz hoşgeldiniz. Hocam tekrar hoş geldiniz. Doktor Patoloji Emrullah Bey.
Prof Doktor Emrullah Bey. Hoş bulduk Tuğbacım. Teşekkür ediyorum. İki buçuk ay kaldı.
Kapıya dayandı yani yumurta. Vallahi bile kapıya dayandı. Şimdi öncelikle hocam ben şunu sormak istiyorum size. Ben Plap 1, Plap 2'ye girdim ve çok aşırı mantıklı bir sınavdı.
Çünkü işte ilk sınav zaten çoktan seçmeliydi. Gerçekten çalışacağın kaynaklar belli. Çalışacağın süre belli. Ve gelişimini görebiliyorsun.
Kendini test ediyorsun. Diyorsun ki aa %70'lerdeyim. Tamam şuraya çıkmam lazım diyorsun. Ve fail pass yani geçtin kaldın sınavı.
Ben bir puanla geçtim. O günde o kadar güzellik tanıdık falan daha fazla çalışmadım ilk. Yine böyle çok son zamanlara bakmıştım. Plubiki'de İngilizce böyle oski yani hani işte şeyler geliyor oyuncular falan filan.
Orada da şey yapıyorlar hocam böyle beyazsanız gerçekten bu var ya beyazsan ve tipinde iyiyse böyle oyuncular aramcılık yapıyor size gerçekten biraz gerçekleri konuşuyoruz burada. Ve İngilizcemde benim İngiliz aksanım olduğu için o sınavda kolaydı benim için. Orada da az. Bu arada gerçek bu.
İnsanlar bunu şikayet ediyor sürekli. Mesela Asyalılara yapıyorlar. Bizim Türklere iyi anlamda pozitif ayrımcılık yapılıyor. Neyse.
Ondan sonra şimdi o sınavlara gidiyorum. Fakat ben hayatımda hiç TUS derslerine gitmedim. TUS sınavı açmamıştım ve bilerek yapıyordum. Yani böyle bunu bir meziyet sanıyordum.
Ben TUS'a girmem. TUS mu? Böyle. Ve sonrasında çünkü şey geliyordu hani herkes yapıyor falan.
Kendimi öyle değerliyordum. O kadar egom da zayıfmış ki yani. Biraz özeleşti. Sonra günün sonunda artık doğru yolun parti adı olmayıp da... ...gerçekten TUS olduğunu ve hekimlik olduğunu anlayınca dedim ki... ...Tuba,
kır dizincik ne? Çalışacaksın. TUS'ta Sibistan diye baktım. Ve gördüm ki hocam, hani şey değilmiş yani... ...ben zekiyim,
yaparım. Hayır, TUS gerçekten dünyanın en saçma sınavlarından bir tanesi. Hani saçma, çünkü bana nasıl geliyor? Hani o kadar saçma bilgiler ve sayılar var ki... ...sanki pil sayısını ezberle gibi bir şey yani.
olmayanlara böyle anlatabiliriz. böyle garip garip sayılar var ve ezberliyorsunuz arkadaşlar yani böyle saçma sapan bir şey hierarrogrife ezberlemek gibi böyle bilmediğim bir alfabeyi ezberlemek gibi falan bilmediğim bir dilde paragraf ezberlemek ve günün sonunda subkortikal olduğunu anladım yani hani bilgiyi gerçekten işlemek değil de olay onu uzun süreli hafıza da olabildiğince unutma eğrisini şey yaparak çarparak tutabilmek ve zamanında aktif recall yani aktif geri çağrıma yapabilmek sınav zamanında bu kadar O yüzden bilgiyi bilmek değil de beyni art bir şekilde nasıl çağırırsan çağır. Konu bu. Bunu anlayınca hocam, geleceğim şimdi size vereceğim lafı. Baba yok,
çok güzel özetledin, bitti artık. Ben artık konuşmam gerek. Doktor Tuğba hocam, gerçekten öyle. Hocam ne yaptım biliyor musunuz bunu anlayınca?
dedim ki neuroscience dedim bunun için dedim çabaladıdır yani ben Amerika'ya baştan keşfetmeyeyim benim bir şeyi unutmamam ve kafamdan geri çağırmam için ne yapmam lazım birkaç teknik var işte unutma eğrisi hangi günlerde oluyor ilk bir bilgiyi işte hani yedinci günde en çok unutabiliyoruz ya hemen o gün tekrar şimdi bir üç beş yedi Fibonacci'ye göre unutma eğrisi devam ediyor ve o kırılma anında tekrar hatırladığımda bir uzun bir daha uzun tekrar her tekrarda biraz daha uzun ve Bunun adı ne? Aralıklı tekrar. Yani spaced repetition. Aralıklı tekrar.
Bu şekilde zamanı geldiğinde hafızamızdan geri çağırıyoruz. Active recall. Ve ben bunun podcast'ını da yaptım. Sadece bu değil.
Genel olarak nasıl minimum saatte maksimum verimi alırız? Asyalı tıpçılar nasıl çalışıyor? Ama burada size katılmayacağım ve soracağım. Artık biliyorum bir şey var.
Diyor ki, derin çalışmayı yani derin ve odaklı maksimum çalışabileceğimiz saat bilime göre 4. Ama sizde normalde tıpçılar 8 ve 10 saat çalışıyor ya. Şimdi şöyle bir şey var. 8 ve 10 saatin 4'ü zaten derin diyebiliriz.
Okey. Ama ben ne yapıyorum? Derin çalışmıyorsam çalışmıyorum hocam. Çalışacaksam çalışıyorum.
O yüzden beş saatte işi kapatıyorum. Şimdi dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan kişilerin çalışma stratejisi çok başka oluyor. Onların sadece tutamazsın zaten. Daha yeni benim kızım Duru'nun videosunu paylaştım.
Gördüğünü bilmiyorum ama tam DHB. Yani 4-4 DHB. Durmuyor, duramıyor. Ben de mecburen böyle bir kurallar koymaya çalışıyorum ama o kurallar ona göre değil yani.
Hemen onu geçmeye çalışıyor. Sevmiyor onun kuralları. O nedenle mesela sana 10 saat çalış desem çalışmazsın yani. Net yani biliyorum.
Senin kendine göre, kendi bileceğin ve onu isteyeceğin saatlerde çalışman lazım. İstediğin belli saatlerde çalışman lazım. 10 saat efektif mi yani 10 saat çalışmak? Evet, yani şöyle.
Önce şunu belirleyelim. Hedefimiz ne? Hedefimiz ne? İyi bir hekim olmak, bir bölümü kazanmak.
Ama şimdi öğrenciler de şu oluyor, benim hedefim 70, 100. İlk 100'e gireyim de, ilk 3'e gireyim de sonra seçerim. Yanlış, bu çok yanlış bir şey. Mesela kardinom seçeceksin ya da beyin cerrahı olacaksın, kaptamar cerrahı olacaksın ki bunları nispeten, kaptamar cerrahısın ve beyin cerrahısın özellikle nispeten puanları düşük.
Niye bütün dersleri yoğun bir şekilde çalışırsın ki? Kendine göre bir çalışma stili bulman lazım. O nedenle hani şu kadar çalışman gerekiyor, günde şu kadar saat çalışman lazım diye bir kural yok. Kişiden kişiye değişir bu ama hedefimiz yani Hedefimiz işte 65 üstü puan almak ise, iyi bir yere yerleşmek ise o zaman ne yazık ki 10 saatleri bulmamız gerekiyor.
Çünkü çok fazla örnek var yani etrafımda ve bu arkadaşlar da ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çalışıyoruz hocam ama olmuyor. Burada bence saat de önemli değil. Hani bence masa başına oturduk, masa başından da geçen saat değil, önemli olan o saatleri nasıl yönettiğin.
Tamam, kronometre efsaneler var 10 saat, artı 11 saat, 8-9 saat falan ama efektif teyze bir anlamı yok ki. Sen muhtemelen 4 saatte belki 10 saatlik efektif teyze çalışıyorsundur çok hızlı bir şekilde belki de. Yok yok, bu şekilde çok fazla şey olmuş oluyor. Hocam bir şey söyleyeceğim.
Sadece tuzçular dinlemiyor ya bunu. Şunu bir baştan çok kısa anlatabilir misiniz? Yani tuz, 65 puan diyorsunuz ya, tuz ne? Ne soruyorlar tuzda?
Bu doktorlar bilmiyor mu her şeyi zaten de bu kadar zorlanıyor. Ya da tuzda iyi yapmayan doktor kötü mü yani? Hani falan. Bunu bir açıklık edebilir misiniz? Şimdi bir kere TÜS'ta 11 tane branştan sorular geliyor.
11 tane branş var ve 2 tane sınava giriyor herkes. ÖSM'nin düzenlediği bir sınav. 100 soru temel branşlar, 100 soru klinik branşlar. Yani 200 tane sorudan hazırlanıyorlar.
Fakat bu branşlar Tıp Fakültesi'nin birincisinden yani A'sından Z'sine kadar öğretilen yani 6 yıl içerisinde öğretilen bütün derslerin textbook'larından, kitaplarından hazırlanmış sorular. Yani 6 yıl boyunca okuduğun bütün kitaplardan sen sadece 3-4 saatlik bir sınavla şey yapıyorsun, eğleniyorsun. Yani orada sorular karşına çıkıyor. O nedenle zor zaten.
Her kitaptan, her 11 tane kitabımız var dedik. Her kitaptan 400 tane sayfa okuman gereken bilgi var. Bunu 11 ile çarparsan 4400 sayfa. Ve 4400 sayfanın her cümlesi, her kelimesi soru olarak gelebilir.
Yetmiyor. Bunlardan çalışsan bile yine full yapamıyorsun. 87 yılından beri tuz var ve 87 yılından beri full yapan yok. Yani fulle yaklaşan bile yok.
Şöyle diyebilir miyiz mesela anlamaları için yani saçmalığı ve zorlu. Bir şef düşünelim, 3 yıldızlı bir şef, dünyaca ünlü falan ve muhteşem bir makarna yapıyor tamam mı? Ve bugün de kuşkonmazlı makarna yapacak bu şefimiz. Şeflere sorulan soru, biz sınava tabir tutuyoruz ve sorulan soru şu.
Bu kuşkonmaz hangi topraklarda, kaç derecede ve nasıl yetişti? Bunu niye bilsin bu şef? Bu şef bunu bilmediği kötü şef mi? Değil.
Ama soru bu. Güzel bir örnek verdik. Yani mesela diyelim ki ben bir göz hekimi olacağım ama bana biyokimyasal işte çok saçma bir tecahüslü usulundan bir basamak soruluyor. Tamam ama şu açıdan saçma.
Ya ben göz hekimi olacaksam bunu niye bileyim? Ama bir sürü kişi içerisinden yani 30 bin kişi içerisinde seçilmem gerekiyor. Bir şekilde bir sıralama sınavı bu. Birileri de kazanması gerekiyor.
Ama öyle mi? İngiltere'de de seçiyorlar. Yani yurt dışında bu yapılıyor. Yurt dışında İngiltere'de bir sınav daha var biliyorsunuz uzmanlık için.
Portfolyo gerekiyor. Portfolyo ve interview o kadar önemli bir şey ki. Burada yok. Ama Türkiye'de yapamazsın onu işte.
Hocam, elli olmayan kişi cerrah olabiliyor yani Türkiye'de. Tabii, elli olmayan bırak. Mesela mikro cerrahı seçiyor ama üç boyutlu görmesi yok. Amblyopsi var yani bir gözde.
Nasıl cerrah olacaksın? Mecburen giriyor ve sonra istifa ediyor. Tekrar bana göre değilmiş diyor. Yazık değil mi? Hocam,
o gerçekten test olmalı. Psikiyatrist olurken bir anlama kapasitesi, bilgisayar bakılmalı bunlara. Bunlar çok eksik hocam yani. Zaten ona geleceksek, Allah'tan iyi ki TUS var, onu söyleyeyim yani.
TUS olmasa bizim ülkemiz için söylüyorum. Çok zor, yerleşmek çok zor. Liyakat kısmına giriyoruz, o konularda çok ciddi sorunlar ortaya çıkar. Bu ÖSME'nin TUS sınavı, bence şu an için Türkiye'deki en objektif sınavlardan biri.
Bence de. Alttan doktora yok da TUS var, uzmanlık var. Aynen. DUS'ta mesela diş hekimliğinde doktora var.
Ne yazık ki burada sıkıntılar var. Hem DUS'a girebiliyorsun hem doktora seçebiliyorsun. Bu bir haksızlık bence. Bunun konuşulması gerekiyor.
Bir şekilde bunun konuşulması lazım. Hatta bir günde olursa bir diş hekimiyle birlikte bunlar konuşulabilir. Bu büyük bir haksızlık. Nüfuz ve para olan her türlü yapıyor.
Diğerleri ne yapıyor? Çok çok kötü yani. Yazık. Ama bir de şu var.
Senin demek istediğin noktaya geliyorum zaten. Şimdi tercih kısmında kişi kendini bilmediği için psikiyatrist oluyor. Dinlemeyi sevmiyor. İyi bir işitsel değil.
İşitsel zekası yok. Mesela ben psikiyatrist olamam asla. Çünkü ben dinlemeyi sevmiyorum. İyi bir dinleyici değilim.
Hatta evlendikten sonra eşim diyor ki sen hiç dinlemiyorsun. Yani sıfırmış yani. Evlendikten sonra anlaması kötü olmuş. Ne yazık ki yani.
Çok geç. Artık çok geç dediğim yani. Mesela benim psikiyatrist olmam bir kontrendi ki. Ama olabilirdim yani.
Belki bir gaza gelip arkadaşımın gazıyla kendimi tanımasam, kendimi bilmesem olabilirdim. Ya da bazı hekimlerin hasta görmemesi gerekiyor. Çünkü empati duygusu yok. Empati yoksulluğu var.
İşte bu olmayınca... Empati yoksulluğu bir kişinin daireye yazdığını düşünün. Sürekli günde 100 tane hasta bakıyor. Hangisiyle empati kuracaksın?
Hangisine doğru cevap vereceksin? Hangisini doğru yönlendireceksin? Ya da el becerisi, dokunsal özelliği, zekâsı iyi olmanın da cerrah olmaması lazım. Bazı insanların cerrah olmaması gerekiyor.
Bu kural net. Nezke olanlar da oluyor. Bu sefer de mutlu olamıyor. Çünkü ona uygun değil.
yani uygun olmadığın bir yerde hani böyle şeyler var sosyal medyada görüyoruz yani doğru yerde olduğun anlamına gelmez tabağa koymuş ya ızgaraya işte lağım ızgarasından oraya yerleşmiş ama doğru olduğun anlamına gelmiyor oraya girdin bu puanı aldın ama doğru yerde değilsin ki sen mutlu olamazsın ki orada o nedenle bölüm tercihi çok önemli ama tıbbın şöyle bir şeyi var O kadar çok bölüm var ki. Yani herkese uygun bir bölüm var. Psikiyatrist olup, insanları dinleyerek tanı koyabilirsin. Cerrah olup, sabahtan akşama ameliyat yapıp minimum iletişimde olabilirsin.
Bir kalp damar cerrahı mesela. 7-8 saatlik ameliyatlar yapabilirsin. Ya da biyokimya uzmanı olup, hiç tamamen hasta görmeyip laboratuvarda vakit geçirebilirsin. Ama hocam, şu an koşullardan, mobinden, ekonomik kaygılardan insanlar uygun olduğu bölümü değil.
Artık kendine, hayatına uygun olan bölümleşmek zorunda. Evet, evet. Biz insanları görürüz de ne yapsın? Klinik olmadan ne yapabilir?
Psikiyatri online terapi yapabilir, para kazanabilir. Enfeksiyonu çok seviyordur belki ama hastaneye bağımlısın. Anestezi seviyorsundur, hastaneye bağımlısın. Şimdi ben çok seviyorum beyin celalesi, çok seviyorum ama yapamam.
Çünkü mobbing yani ben o erkeklerle uğraşamam. Ha uğraşırım ama uğraşmak istemiyorum. Anlatabiliyor muyum? Tısta en çok tercih edilen branşlarda dermatoloji, plastik, cerrahi, göz oluyor.
Şimdi bir de şu var, kaptamar cerrahisinin puanı düşük, beyin cerrahisinin puanı düşük. Buna girenler... Bir de şu var, acaba çok zekiler mi gidiyor? Hayır, tıstaki zeka aslında o değil ki.
Çok çalışmış oluyor. Çok çalıştığı için de puanı yüksek oluyor. Ama bu onun iyi olacağı, iyi bir rekim olacağı, çok başarılı olacağı anlamına da gelmiyor. Hatta bir de şöyle bir şey var.
etrafta dönüyor. Ben mesela ona çok sinirleniyorum. Ya şuna bakar mısın, susta puanı en düşük olanlar işte kaptama cerahları. Biz kendimizi bunlara mı emanet edeceğiz?
Ne alakası var? Hep bu yani. Tamam kanka en çok siz biliyorsunuz. Bir de hocam şu var.
Ben bunu da gördüm. Elinle işler tutmayan doktor sarmıyor. Ya sen kimsin? Sen kimsin?
Pardon. Yani bu ne demek? Sen biliyor musun ki o ilacı bulan o temel bilimcilerin ne kadar değerli olduğunu falan. Yani doktorluk hakkında doktor olmayan çok konuşmasın arkadaşlar.
Herkes haddini bilsin. Ya şu tuz konusunda en azından yani tuz seçimleri konusunda o konuda lütfen bir yorum yapmamak lazım. Çünkü bu böyle bir sınav değil yani. Değil.
Ben hocam bunu diğer birine bir gün açtım sizi dinlettim. 15 saniye sizi dinlettim. Dedim ki bir tane kelime anla şu dediğim yere kapanacağım. Bir tane kelime anla.
tıp okusaman ya bırak kardeşim ya konu bu değil ya ya bizim çalıştığımız şeyi hayal edemezsin sen ya benim o yükümü çalıştığım yükü hayal edemezsin hiçbir fakülte bunu görmedi ya ben ya gerçekten bizim ya ben başka fakültelerin sınavlarında girdim çok çok fazla arkadaşımız işletmeye ol bu ekonomi sıkı yapıyordum çok o kadar basit ki yani gerçek bu hocam yani hayal edemezsiniz bu insani bir şey değil o yüzden herkes kendi işine yorum yapsın arkadaşlar teşekkürler ben ekonomi yapabilirim diyorum bir kişi tuzu başarmışsa yani tuz sonrası istediği bölüme yerleşmişse bu eli öpülesi bir süreç yani o süreçten geçmiş ve gerçekten çok insanüstü bir şey yapmış demektir. Çünkü tuz patolojik bir sınav. Hocam başka bir süreç daha var böyle, ne o? USML'i.
USML'i bence tutsan daha kolay. Hayır hocam, süreç zor. Şimdi İngiltere kolay mesela ama süreç uzun ve hani o yerleşmek, o sebaat, o da çok sebaat gerektiriyor ve bence Amerika'da çok zor. Süreç çok yorucu, ben onların da elini öperim.
Ya o da öyle. Ama ben tuzcuların elini öpüyorum önce. Çünkü USML'e daha kolay yani. Bir de şey var yani herkes USML'e, şundan da gireyim mi, ekonomi koşullardan çok pahalı diyor herkes.
Yani gerçekten USML'in de bir süreci biraz sıkıntılı. Hocam ama karşılığını alıyorsun yani biraz şey gibi yatırım yapacak bir şey yok. Kredi çek diyorum. Kaya çek, aynen.
Çünkü iyi ki kazanıyorsun. Sonra da hocam oraya giden doktorlar da sürekli aynı muhabbet. Yani sen Amerika'ya da geldin de. Kanka tamam aldın oradaki arabanı süper devam et sür ya.
Bırak buradakileri sal. Her şey para değil. Allah Allah. Her şey para.
Konu o değil. Birazcık başka şeyler yap. Meslektaşlarım var. Aynı bölümden, aynı yılda mezun olmuş.
Bölüm arkadaşlarım var. Yani herkes de çok mutlu değil. Amerika'da olduğu için, çok para kazandığı için mutlu olmuyor. Keyifli değil yani.
Ama ben şu anda çok pozitif göstergesi olarak durmayayım ama ben mutluyum yani. Şu an hayatımdan mutluyum. Huzurluyum. İyi ki Türkiye'deyim.
İyi ki TUS'a girdim. İyi ki Türkiye'de çalışıyorum. İyi ki burada göz uzmanıyım. İyi ki patolojiye TUS eğitimleri yapıyorum.
Şu an bulunduğum konudan çok mutluyum, çok memnunum. Çok güzel söylediniz. Sizin bu iyi ki dediğiniz yere bazıları lanet okuyor ya şimdi ikisi de var ve gerçek ya. Bu farkı sizce temelde ne sağlıyor?
Bugün hatta çok güzel bunu verebiliriz. 30 yaşında kadın doktorum, uzman değilim, pratisyenim. Mutluyum, başka bir yolum var, birkaç işim var falan filan. Siz profesörsünüz, göz doktorusunuz.
Aynı zamanda bir girişim yapmışsınız ve çok başarılı olmuşsunuz. Kendinizi bu anlamda patolojiyi bu kadar bilecek kadar ve bunun bedelini ödemişsiniz falan filan ve mutlusunuz günün sonunda. Güzel bir aileniz var, çocuğunuz var, eşinizi seviyorsunuz. Her şeyi ve Samsun'da yaşıyorsunuz.
Mutluluğu ön plana alıp güzel bir hayatınız var, huzurlu. Öyle gözüküyor buradan. Ve biz bunu bu şekilde bugün konuşurken vermek istediğimiz diğer mesaj da, Türkiye'de de kalarak, doktorda olarak, gittiğimiz yoldan, ödediğimiz beladan vazgeçmeyerek nasıl mutlu olabiliriz? Bunun tek yolu böyle sizin benim gibi sosyal olup, sosyal medyada popüler olmak mı?
Bu yüzden mi biz mutluyuz? Ya da gerçekten doktor olarak, doktor olursak hayatın sonu mu yani? Yazılımcı olmadık diye, kafamızı doktorluğa verdik diye, ailemizin fabrikası yoktu, doktor olmak zorunda kaldık diye mi bunu yaşıyoruz yani? Hocam nasıl mutlu olacak bu insanlar?
Hani ilke mi zor, ekonomi mi zor, ne yapalım? Tabii ki. Çok fazla soru var. Mesela ben bilgisayar mühendisi olabilirdim şimdi.
Üniversite tercihlerimin hepsi bilgisayar mühendisliğiydi. Sadece bir tanesi tıptı. Geldi Hacettepe, tıptı İngilizce'ye. Girdi 5.
tercih olarak. Gerçekten öyle. Tercihlerimiz bizi belirliyor ama ben şunu düşünmüyorum. Lanet olsun niye tıpa yerleştim demedim.
İyi olmaya çalıştım. Şimdi bence burada sihirli nokta şu. Ne yapıyorsak yapalım, iyi olmaya çalışmamız lazım. Yani iyi yapmaya çalışmak gerekiyor.
Öğrenciydim Hacetepe'deyken. İyi çalıştım. Tuz vardı, iyi çalıştım. Göz hastalıkları uzmanı olarak asistanlık sürecinde gerçekten insanüstü çalıştım.
Motivasyonun neydi hocam? Şimdi burada motivasyon şu olmaması gerekiyor. İnsanlar sonuna bakıyor. Diyor ki ya şunu hocam çok para kazanacağım.
Bu olsaydı bu kadar disiplinize olmazdım. Motivasyon anlık zaten. Hani geçici. Bir anda mutlu oluyorsun.
Evet tamam iyi olacağım. Bir kere en başta iyi bir hekim olmak istiyordum. Bu çok net. Ben Tuz sürecinde tercih yaparken daha doğrusu Hacı Tepe'de öğrenciyken bir tane göz hastalıkları uzmanı bir abim vardı.
Onu gördüm. Ya ne kadar iyi. ne kadar karizmatik, böyle elleri falan, yürüyüşü, gözlük, böyle hani... Kafamda çok böyle onu ideolarak almıştım.
Fakat... Yani ondan dolayı gözü seçtiğimi de hatta düşünüyordum. Fakat... Yaklaşık 3-4 yıl önce annemi ve babamı katarak ameliyatı yaptıktan sonra bir şey fark ettim.
Babam benim tek gözlüm. Küçükken göz enfeksiyonu geçiriyor ve gözü alınıyor ve oraya protez yerleştiriliyor. Ben aslında bilinç dışı olarak, bilinç dışı tercih olarak gözü seçmişim. Belki tıbı tercihimde de yani o 5.
seçeneğe tıbı yerleştirmemde de bu var. Yani bilinç dışı bir şekilde bizi yönlendiriyor. Tercihlerimize aslında sebep oluyor. Ve ben gözü seçtikten sonra şunu düşünmüyordum.
15 yıl sonra babama ameliyat edeceğim. Bunu asla düşünmüyordum. Ama babama ameliyat ederken o hakkıma geldi ve gerçekten inanılmaz derecede mutlu oldum. Yani annem ameliyattan sonra tabii ki bizi en çok mutlu eden şey bir göz hekimi olarak hastalarımızın sabah... Bunu çok yaşadım onu da söyleyeyim.
o kadar mutlu oluyordum ki elimi ayağımı öpmeye çalışanlar ver elini ayağını öpeceğim görüyorum şu an ki göz bölümü diğer tıbbın diğer bölümlerine oranla objektifitesi çok daha yüksek yani iyisi kötüsü değil yani objektifitesi yüksek çünkü mikroskopla bakıyorsun kataraksa katarak retina dekolmanıysa retina dekolmanı vitre içi hemorrojiysa vitre içi hemorroji ve Ve bu süreçte çalıştıklarımın, yani çalıştığım, zaman harcadığım süreçlerin hep sonucunu bir şekilde gördüm. Belki akut bir şekilde göremeyebiliyorsun ama bu iki yıl sonra, üç yıl sonra, beş yıl sonra, on yıl sonra bir şekilde karşına çıkıyor. Ve ben buraya geldiğimde herkes bana bakıyor, adama bak ya, adam profesör olmuş, göz hekimi, bir yandan patoloji, işte kitapları var, videoları var, ne kadar mutlu sporunu yapıyor falan ama buralara gelirken ben bir anda gelmedim ki böyle hop diye göz uzmanı olmadım, hop diye patoloji eğitmeni olmadım ki çok çalıştım.
Yani bence bunun işin özü emek vermek, çalışmak ve motivasyonun da yetmiyor disiplinli olmak. Yani disiplin her şey. Şu an bile benim hani böyle muayenehanem var, Medipol Üniversitesi'nde derslere gidiyorum, patoloji eğitimlerim var ama ben her sabah mutlaka sporumu yaparım, mutlaka. 9'da, en geç 9'da tabii, masa başında olur, burada çalışırım.
Kitaplarımı okurum, yeni kitap yazacaksam onunla ilgilenirim, video çekeceksem video çekerim ama bu, bu rutindir yani. Bunu değiştirmen, rutin ve disiplin bence burada temel nokta. Hocam ben bu sene yine böyle çok güzel podcast ödülleri falan aldım. Podcastım çok iyi gidiyor.
Bir de ne yaptım bununla beraber? Tebrik ederim. Teşekkür ederim. Çok sağ olun.
Kitap çıkardım geçen de. O da çok güzel gitti falan. Ve o kitap çıkardıkken mükemmeliyetçi olduğum için bir araya 80 saat uyumadım. Ve artık hani çok shutdown oldum ayrı ama hakikaten emek yani bir şeyler kolay olmuyor.
şu anda bunu yapmak zorunda değilim normalde yani ama yetmiyor daha çok boş daha çok istiyorum böyle bir şeyler yapmak istiyorum motivasyonum var hep böyle hani yaşıyorsam böyle bir anlamı olsun bir şeyler yapayım üreteyim aktarayım çünkü sublimasyon yani yaşadıklarımı tüm o sizde diyoruz ya emek verdik zorlandık o zorluğu bir şekilde kreatif bir şey dönüştürdüğümde sublime ettiğimde hayat daha zevkli oluyor anlam oluyor acılar da anlam kazanıyor güzellikler de o yüzden emek vereceğiz yani Biz hep dopamin istiyoruz, bir başarı görmek istiyoruz. Bizim hekimler olarak, tıp fakültesi öğrencileri olarak, başarı bizim için çok önemli. Bir diploma almak, bir yere gelmek, doçent olmak, uzman olmak. Bu bizi çok motive eden bir şey.
Hedefimiz var. Bir hedef uğruna gidiyoruz. Fakat bu süreçte de küçük dopaminlere ihtiyacımız oluyor. Mesela tuz çalışırken de öyle.
Mesela çok basit hedefler konulabilir. Mesela tuz çalışıyorum. Bir denemeye gireceğim. Bir ay sonraki deneme de 100 net yapayım.
Bu bir hedef konulur ve o hedefi başarınca da mutlu olursun. O nedenle hayatta hep karşımıza önümüze büyük hedefler de konulmak lazım. Hep onu da düşünmemek gerekiyor. Çünkü süre çok uzun.
Evet, küçük koyduğumuzda da başaran bir insan olduğumuza inanıyoruz. Yani başaran insan olduğun için fake it till you make it deniyor ya İngilizcede. Ben hep öyleyim. Sen başaran birisin Tuğba.
Sen başaran birisi olarak kafamda kodladığım için herkes öyle düşünüyor. Yani mesela Suha yapar zaten. Çünkü hayır ne yapar? Çünkü öyle inandığım için ben başaran bir insanım.
Bu benim stereotipim. Ve öyle beynim de öyle inandığı için, hücrelerim otururken şey motivasyonu kırmadan çalışıyor. Diyor ki üzülerek çalışmıyorum, depresif çalışmıyorum, mutlu çalışıyorum, başaracağımı bilerek çalışıyorum. Bunu yapamazsam kalırım, ya kalırsam diye değil, bunu yapacağım.
Çünkü niye? O gün o soruyu yapabileyim diye. Bu beni motive ediyor oturduğumda masaya. Yani ben mesela kimin tusu kazandığını gördüm, ben başarırım, ben yaparım diyenler kazanıyor.
Hani bak 15 yıldır ben ders anlatıyorum, 15 yıldır birçok öğrencinin başarısını gördüm ve şu nettir. Hocam ben hallederim diyorsa bir kişi, kafasında bir loser psikolojisi yoksa o kişi kazanıyor. Çok net bir şekilde. tamam nasıl çıkacak o zaman loser mentality'sinden ve artık şey gelebiliriz yani ben çok bölüyorum sizi artık kızacaklar böyle mi diye yani insanlar şimdi sus sadece oturup çalışmak değil ya hani buna nasıl çalışacağım nereden başlayacağım bunların hepsi çok önemli ya çok çok detaylı ve çok önemli hani diğer sınavlardan ayrı bu bu konu hakkında bize böyle insanların kafasını netleştirecek ve şu soru çok güzel hani ben yapıyorum yap çalışıyorum çalışıyorum niye olmuyor yani her defa netimi yükseltemiyorum neden olmuyor veya işte başlıyorum ama tekrar yapamıyor falan filan hocam genel Bize bir şeyler söyleyelim gibi oldu.
Şimdi işte toparlayalım. Bir kere. Evet. Tuzu kazanmak üzere bir kere üç şeyin olması gerekiyor.
Bir, zihinsel hazırlık. Az önce konuştuğumuz bu içsel motivasyon da yine bunun içerisinde. Uyku da, beslenme de bunların içerisinde. Zihinsel olarak bir kere hazır olmak gerekiyor.
Bu bir. Ve bu hazırlık akut değil, kronik olması lazım. Yani bir yıl, iki yıl ne kadar çalışacaksan bu süreç içerisinde her daim zihinsel olarak bir kere pozitif önde olman lazım. Bu bir.
İkincisi de teknik konular. Hangi derse nasıl çalışayım? Nereden çalışayım? Dershaneye gideyim mi?
Ezberleyeyim mi? Not çıkarayım mı? Program nasıl? Tuz koşuluna gideyim mi?
Gitmeyeyim mi? Gibi birçok faktör var. Teknik konuları tabii ki ben burada çok detaylı girmek istemiyorum ama... YouTube'da anlatıyorsunuz zaten hepsini.
Birkaç şey söyleyeyim onunla ilgili. Teknik konularla ilgili. Bir kere tuz sürecinde ezberlemek kontrolündeki. Çünkü çok fazla kaynak var.
4400 sayfa var. Bir de bunların soru kitapları var. Onları saymadık. Yani 10 bin sayfa. Hangi kaynaktan çalışacağımızı nasıl bilineceğiz?
1400 hangineye göre? En önemlisi şey şu. Bir kere şu ana kadar yapılan en büyük yanlış. Ben de eskiden dershanede anlattım.
Bir dershaneye yazılıp tamam ben gidip dinleyeyim deyince oradaki kitaplar homojen olmuyor. Heterojen. Yani bir kitaptan mutlu oluyorsun, bir kitaptan mutsuz oluyorsun ama önüne vermiş, parasını da vermişsin. Mecbursun dinliyorsun.
Ama şimdi mutsuz oldun, beğenmediğin, anlayamadığın bir dersi tekrar etmek işkencedir. Bu yanlışa öğrencilerin özellikle düşmemesi gerekiyor. Yani dönem 1, dönem 2'de başlıyorlar. Dershaneye kaydolacağım.
Herkes kaydoluyor. Koyu sürüyor. gibi sen de kaydoluyorsun yazık gerçekten çok yazık. Hocam ben şimdi dershaneye hiç gitmedim gitmeyi düşünmüyorum ama şu var dershaneye kimler gitmeli yani mesela sıvı bitirmiş doktor olmuş kişi dershane gitmeden online alacağı derslerle halledebilir mi yoksa ama 4-5'deyken gitsin dershaneye ama ne yapacak yani boş durmaktan daha mı iyi maddi kısmını düşünmezsek bir de düşünürsek de söyleyelim.
Tabii aslında benim de şu an hani kurduğum sistem bir online dershane fakat benim demek istediğim şey şu dershane hepsinin dersini almak ve... Yani şöyle, dershanecilikte işte bu sıkıntı var. Yani erkenden dönen bir daha tıp fakültesinin birinci sınıfında tuz düşünüyor. İkinci sınıfında tuz düşünüyor.
Yazık değil mi ya? Ya önce bir hekimlik pratiğini öğrenmen lazım. Teori iyi olacak. Hocalarını dinleyeceksin.
Yani tıbbın ne olduğunu, patolojinin ne olduğunu anlayacaksın. Tuzu bir kere dönem 1, dönem 2, dönem 3, dönem 4'te düşünmeyeceksiniz. Ve dershane süreci de şöyle bir durum var. Eğer tek başına motive olamıyorsan, tek başına çalışamayacaksan, ortamın yoksa gidip Dinlemeyi seviyorsan ve sabah dokuz, akşam dokuz birini açıp dinleyeceksen ve sağa sola bakmayacaksan.
Sağa sola bakmayacaksan derken şunu demek istiyorum. Ve insansa. Mikrobioloji dinliyorsun. Kitana bakıyorsun ama yanında başka bir arkadaşın harika bir mitoloji kitabı var.
Renkli renkli dinliyor. Ya acaba benimki kötü mü? Şimdi komşunun tavuğu, komşuya kaz gözüküyor ya hani böyle bakıp ''Aa bir dakika ya ben yanlış mı yapıyorum?'' demeyeceksen gideceksin.
Çünkü o kaynaktan da kazanabilirsin. Çünkü artık tuz sürecinde herkesin kaynakları, kitaplar az çok birbirine çok benziyor. Onlar da soru yaptırıyor. Fakat önemli olan bu süreci eğer sen disiplinize bir şekilde kaynağından çok memnun olmasan da yine tekrar edebiliyorsan, iç disiplinin varsa, sabırlıysan kazanırsın.
O net. Fakat burada önemli bir şey şu. Daha önce kimler kazandı? Daha önce kazananlara sorup Başaranlar var sizin için.
Siz neden çalıştınız? Hangi kaynaklara baktınız? Hangi derslerden? Nasıl yaptınız?
Dershaneye gidelim mi? Gitmeyelim mi? Onların fikirleri bence çok önemli. Bir kere en başta kaynak seçmek gerekiyor.
Tek bir kitap. Bu çok önemli. Çünkü ben de hatırlıyorum. Ben dershaneye gitmemiştim.
Benim zamanımda vardı dershaneler ama maddi nedenlerden dolayı gidememiştim. Ve 3-4 tane mikrobiolojik kaynağı değiştirmiştim. En son birini bulmuştum. Oh be demiştim ya.
Ben bu kaynağı niye daha önce görmedim? Çünkü çok zaman kaybettim. Çok vakit kaybettim. Hocam ben şöyle bir şey yaptım.
Full kitapları aldım. Her kitabı yani. Aldım işte. Bir de üzerine 70 puandan daha fazla alan, kitapları mükemmel doldurmuş birinin tüm kitaplarını aldım.
Ya şov yaptım yani biraz. Çok gereksiz ama şey o kitapları ben çok düzgün kullanıp şey yapacağım. Üstü alınan not, çalışılmış kitabı devredeteceğim yani. Hem böyle sustainability falan filan.
Şimdi bu yaptığım bayağı şey oldu ya. Keşke bize de söylesem. Nereden buldun falan filan. Ben buldum birinden de.
Mantıklı mı yoksa bu şov mu yani? Gereksizim yani bu. Tatlar kaçtım yani hocam. Yani yapılabilir ki hani şey açısından da güzel.
Şimdi oraya alınmış notlar tamam güzel ama sen tek başına mı okuyacaksın? Burada önemli olan o. Yani video dinleyecek misin yoksa kendini okuyacak mısın? Zaman iki buçuk ay var.
Videoyu bazı derslerde dinlerim. Yani tek başına okunması zor. Onu da demek istiyorum. Hocam o zaman ben sadece soru çözeyim bu saatten.
Arkadaşlar beni örnek almayın, benim istediğim bölümü bilmiyorsunuz. Merak etmeyin, her şey kontrolüm altında. Beni örnek almayın. Ben, o yüzden kendime anlatmayacağım nasıl çalışacağımı.
Bir sonra ben bile ayrı konuşurum. Tuba Hoca'yla ilgili söyleyeceklerimi Tuba Hoca'ya vereceğim. Ben hoca değilim hocam, lütfen. Koçluk hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu da böyle çok niş bir soru ama sorayım. Hani dershaneye gitmiyorum ama ben işte koç tutmak falan çok elzem mi bu gerekli mi yoksa nice to have bir şey mi? O da biraz artık popülerleşmiş. Herkes koç tutuyor bir şekilde, giderliyor.
Gerçekten çok fazla var. İnanılmaz derecede koçluk sistemi var. Fakat burada da ihtiyacınız varsa diyorum öğrencilere, eğer kendi başına motive olamıyorsun, kendi başına ilerleyemiyorsun, o zaman birinin seni arkadan dürtmesine ihtiyacın varsa, evet bu rahatsız edici de olabilir. Sürekli biri sana mesaj atıyor.
Çalıştın mı Tuğba? Kaç saat çalıştın? Hangi kitaptan başladın? Ne yaptın?
Soru çözdün mü? Çöz bunu falan. Anksiyete de yaratabilir bu. Eğer kendini biliyorsan ve kendine uygun olduğunu düşünüyorsan koşuluk sistemiyle ilerleyebilirsin.
Maddi durumunda imkanını veriyorsan. Ama bu asla elzem değil. Asla gerekli değil. Ve herkesin de bu sürece girmesi de benim canımı sıkıyor aslında.
Yani zaten tıp fakültesinde kazanmış bir insan. güzel çalışabiliyorum, halledebiliyorum. Bunu bir kere şey yapmış oluyorsun yani bunu ispatlamış oluyorsun. Sebahat edebilen biri yani.
Tuzla kazanabilirsin ama tuz uzun bir soluklu bir süreç olduğu için 2 yıllık, 1 yıllık yani 1,5-2 yıllık bir süreç aslında kabaca baktığın zaman, temelinden gittiğimiz zaman. Çünkü 11 dersi, 11 kitabı bir kere okumak bile 1 yıl alıyor. Sonra bir de bunun tekrarları var. 3-4 kez, 5 kez, 6 kez tekrar etmek gerekiyor.
Tuz sorularına bakmak lazım, soru çözmek lazım. 2 yıllık Hocam 6 ayda yapanlar nasıl yapıyor hocam? İnsanları korkuttuk şu anda. 6 ayda yapanlar da var.
Yalan mı söylüyorlar? Tıpkı yalan ama yani. Ben çalışmadım sanava hiç falan. Böyle etrafımız doluyor.
Ben hiç çalışmadım ya falan deyip böyle... Hocam o insan mıydınız? Öyle gözüküyorsunuz birazcık. Ben öyle değilim yani.
Ben bildiğin inektim yani. Ben çok çalışırdım yani. Ben öyle bildiğin inek. Oturur çalışırdım.
6 ayda da tuz kazanılabilir. Eğer temel iyiyse bu bir. Temelin iyi olması gerekiyor. İkincisi de eğer hedef, hedeflediğin puan ilk güzde ise çok rahat 6 ayda kazanabilirsin yani.
Önemli olan... Barajı geçirmek için kaç ay gerekiyor hocam? Ya bunun işte bir kuralı yok. Kaç tekrar atmam lazım?
Hocam kaç tekrar atmam lazım? Hocam biz böyle cevaplar istiyoruz hocam. Böyle cevaplar. Kaç yıl... Aynen.
Barajı kaç... 45 değil mi? Herkes benden şunu bekliyor. Tuzu kazanman için 3 şey.
10 tekrar. 5 kitap. Ay hocam bunu istiyorum. Valla anlamıyorum.
Ne güzel bildiniz. Kafa net olsun yani. Başka bir şey geliyor. Düşünmeyin ben hocam.
Tuzu kazandıracak 3 takviye. Herkes bunu istiyor biliyor musun? Evet hocam lütfen, eve bekliyoruz hala. Ben düşünmeyeyim, bana söyle, ben yapayım yani.
Kimse düşünmek istemiyor yani. Hocam valla decision fatigue yani karar yorgunluğu, karar felci yaşıyoruz artık lütfen. Söyleyin yapalım, biz bunu seviyoruz. İtaat Ödüldürüldü. ve... Ya bir de biz için çok uyaran var.
O da çok kötü bir şey. Yani bu telefon ne kadar bizi inibi ediyor farkında değiliz. Mesela ben bütün bildirimlerimi, uyarılarımı kapatıyorum çalışırken. Hepsi kapalı.
WhatsApp kapalı, işte ne bileyim Instagram, hepsi kapalı. Aramalar sadece, o da belli kişilerin aramaları. Ondan sonra çalıştıktan sonra o zaman açıyorum. Sadece aramaları açıyorum ama.
Yine diğerleri her zaman kapalı oluyor. Niye oradan oraya geldim? Düşünmek bizim için, bizi insan yapan bir şey. Ama şimdi bir de yapay zekanın etkisiyle bir de bu var.
Kondan konuya gidiyorum. Yok böyle bir şey ya. O kadar sinir oluyorum ki. Sürekli her şeyde yapay zeka.
Her şeyde yapay zeka. Bir sorayım ona. Yapay zeka aranızda bir sorun mu var? Anlayamadım.
Niye yansınız? Vallahi bilmiyorum. Ben şu yapay zekayla... Tamam ben de kullanıyorum Hayatın her alanda yapay zeka kullanmak bizi inanılmaz derece aptallaştırıyor.
Yapay zeka gibi konuşan insanlar var. ama... Çok doğru. Aptalaştırıyor.
Ama şu da var bir aynı zamanda. Herkes her haltı biliyor olduğu ve her bu konuk olduğu millet. Çünkü özür dilerim. Çok özür dilerim.
Ama yani gayta işte. Her gayta. Şöyle ki hocam yani bilgi var ya orada. O bilgiyi sunabildiğin ölçüde bilgiyi biliyor sanıyorsun.
Ve ben bugün inşaat mühendisliği hakkında konuşabilirim. Ama hangi yeterlilikle? Yani bu nasıl bir hadsizlik ya? Ve millet de bunun yanında diyor ki o ne kadar güzel koşuyorsun.
Allah razı olsun. Kanka yapay zekâ konuşuyorsun. O değil. Bu kadar mı fitreleyemiyorsunuz ya?
Ya bak, bir konum var. Bir konu... Çok sinirlendim Tuba bu arada. Hocam çok sinirleniyorum bunlara.
Ben de buna şu açıdan sinirliyim. Kendi alanınla ilgili tabii ki kullanabilirsin. Ama şimdi alanın dışı bir şeyle ilgili ve sürekli... Bu sürekli kullanılmaz.
Gidiyorum mesela, şu olacak yakında, onu söyleyeyim. Kafaya gideceğim işte, bana Flat White... Bir dakika, Flat White'a hemen yazayım. Bu olmaya başlıyor insanlar.
Konuşuyorsun ve karşına her şey yazıyor. Black Mirror, Distopya. Hocam bir şey söyleyeceğim size. Bu yapay zeka ile ilgili tuz çalışırken bizi nasıl kullanalım?
Bize prompt söyler misiniz? Tuz çalıştırabilir miyim o yüzden? Ben Anki kullanıyorum. Anki'de deck yaparken yapay zeka diyorum ki chat.tp diye.
Bunu bunu diyorum. Benim anlayacağım şey sayfayı atıyorum hocam sizin sayfanızı. Copyright haklarını falan. Atıyorum sayfayı chat.tp diye.
Ama tuz oluyor işte yani. Anki deck'i için diyorum bana bunları ayır en güzel cümleleri diyorum. Nasıl? Yani bu çok güzel ama TUS'a ne yazık ki keşke çeçe bitti girse.
TUS'a biz giriyoruz işte yani. Şunu bir, TUS'u yetmiş üste almak istiyorum. Bütün kitapları sana atıyorum. Şimdi böyle arkadaşlarım var.
Hocam noktalar çok iyi değil mi? Evet güzel. Tamam at, sana çok güzel şeyler oluştursun ama yine hani dizimizi kırıp oturup çalışmamız gerekiyor. Çünkü yani memur gibi.
Tamam ama ben size prompt söyleyeyim o zaman. Arkadaşlar ben söyleyeyim. Hocamız söylemiyor. Payzekerler arasında bir sıkıntı var.
Kişisel mevzular. Bilmiyorum. Hocam şöyle, ben diyorum ki ben bugün bu konuları çalıştım bak bugün ajandan yani çalışmıyorum yani diyorum tamamen diyorum ki bana unutma eğrisine göre en uygun günleri söyle ve ona göre bana ajanda oluştur o bana diyor ki birinci gün işte yarın tekrar 20 dakika bana bak 7. gün sorularını çöz çünkü bir konuyu tekrar okuduğumuzda aktif geri çağrıma yapmıyoruz Düşündüğümüzde yapıyoruz.
O yüzden soru üzerinden geri çağırma beynimizi çok daha fazla çalıştırıyor. O konu hakkında tekrar tekrar okumak tıp da evet gerekli tıp gibi yüksek bir overload'un olduğu fakat onun dışında ben bu böyle kullanıyorum. Bana ajan da yaptırıyor. Unutma erisine göre tüm diyorum.
Nöresize biglerini kullan tüm diyorum ve ona göre bana ders çalışma planı yap. Böyle bunu kullanabilirler. Yani şöyle hani kullanabilirler tamam ama ben bunun tuz için uygun olmadığını düşünüyorum. Çok ciddiyim.
Şundan dolayı çünkü tuz çok başka bir şey. Tuzda çok fazla ders var. Yani şimdi tamam çalışıyorsun yani patoloji 3 konusunu. Cipti attın.
Buradan sana kontlar attı. Tamam onları çalıştın. Onlar da iyisin. Ama bir ay sonra unutacaksın yine Tuba.
Hocam unutmayayım diye diyecek ki bana, bugün ajan da yapıyor işte unutmayayım diye 7. günde çalış diyor bunu, hatırlatıyor. Ama çok ders var, 7 gün sonra sen yine ona çalıştın ama geride bekleyenler var, arkada bir oldu var ya. Hocam 10 dakika, 10 dakika sizin o hızlı soru var ya, 10 dakika oradan 5 soru çözeceğim sadece.
Çöz, tamam. Kafama tam oturtamıyorum. Şundan dolayı oturtamıyorum. Yapay zeka olduğu için.
Başka bir şeyden ötürü değil. Siz bilirsiniz. Yapay zekayla aramda bir şey yok. Şimdi ileride... Bu tabii ki hayatımızın içine entegre olmak zorunda.
Onu kullanmamız lazım. Ben open mind bir insanım her şekilde. Hocam yaşlanmak istemiyordunuz ama siz ben farkımı anlayamadım. Yeniliklere açığım.
Çağ adapte olmak istemiyorsun? Yok adapte olurum. Belki de bu süreçte yapay zekayı kullanacak program yapanlar olacak birçok şey olacak. Fakat daha yapay zekası hakim değil.
Yani daha oraya çok girmiyor. Çünkü o kadar garip bilgiler getiriyor ki. Şimdi ben de bazen kullanıyorum. Yani şu konuyla ilgili çıkar diyorum bir şeyler, acayip saçma sapan bilgiler çıkarıyor.
PubMed'den alıyor koyuyor. Tuz PubMed değil ki. Tuz'da PubMed'den soru gelmiyor. Tuz'da textbook alan bir kaynak yani.
Oradan soru geliyor. Daha spesifik olduğu için biraz zamanı var diye düşünüyorum. Bir de... Tamam.
Unutuyoruz. Yani unutmamak için de sürekli tekrar yapmamız lazım. Ama çok fazla kaynak var. İşte unutacağız hocam.
Unutacağız, tekrar edeceğiz. Unutacağız, tekrar edeceğiz. Unutacağız, tekrar edeceğiz. Sürekli tekrar edeceğiz.
Bu patolojik bir şey değil mi ya? Aslında bu patolojik. Evet. Ama TUS da patolojik bir şey.
TUS'u kazanmak istiyorsak da patolojik olmalıyız. Böyle sürekli tekrar yapmamız gerekiyor. Çoğu tıptırda patolojik zaten. Bize uyuyor işte yani.
Anormal durumlarda anormal tepkiler normaldir. O yüzden hepimiz normal olarak devam edelim. Fizyolojik bir süreç bu hepimiz için. Çünkü biz patolojikiz zaten.
Herkes patolojik olduğu için normal fizyolojik değil. Tekrar etmiyorum fizyolojik. Hocam, bitti hocam. Bence tuz konuştuk bu sefer.
Konuşabildik yani. Teknik konularda da tabii ki daha detaylar var. Sorular, soru üzerinden daha detaylı gidilebilir. Anlatacak çok şey var yani.
Bu hani bitmez ki konuşacak tuzla ilgili. Beş saatle konuşacak olsak daha detaylı konuşulur. Patolojiden başlayalım. Oradan var.
Her biri ayrı konu yani. Bunun için arkadaşlar, dershaneye gitmeyin. Hocamızdan şey yapmanız gerekir, danışmanlık. Danışmanlık veriyor musunuz hocam?
Ya ben aslında danışmanlık vermiyorum. Bana çok soran var. Koşuluk yapıyor musunuz? Hayır.
Ona vaktim yok ama Tuz'da YouTube kanalında özellikle bu süreçlerle ilgili hani herkese hitap eden videolar paylaşıyorum. Seninle tanışmamız herhalde oradan oldu. Yani ilk videoları izleyip... Aynen öyle.
Kesinlikle öyle oldu. Evet. Ben ilk Tuz neymiş diye baktım ama sizden öğrendim. İşte o yüzden sizinle çok konuşmak istedim bu konuyu.
şöyle yapalım size soru sorduklarında hocam ben görüyorum youtube'da falan ilk başlarda hemen videoyu koyduğunuz zaman olsa cevap veriyorsunuz sonra vermiyorsunuz veremezsiniz nasıl vereceksiniz sonra göremezsiniz zaten o yüzden hani bu konularda da bana sordukları soruları sizin zamanınız olursa belki güzel bir şekilde hani cevaplayabilirim falan ben de videoları izleyip bu konuda biraz daha çalışıp daha şeyli olduğumda antrenmanla cevap verebilirim diye düşünüyorum umarım güzel bir giriş ve böyle güzel bir motivasyon olmuştur bence oldu sizce? Bence de güzel oldu. Yani seninle konuşmak bir kere çok zor. Ay hocam.
Ya çok bilgi var. Yani o kadar çok şey soruyorsun ki hangisine cevap vereceğimi ya da sen konuşurken sana yetişmek beni çok zorladı. Ama bir şekilde doğru cevaplayabildiğimi düşünüyorum. Bilmiyorum ben iyi miydim yani?
Hocam sizde güzel ağırlayamadın mı yani hocam? Yok yok yani gerçekten keyifli ol onu söyleyeyim ben burada söylemek istedim keyifli olma diye ama çok keyifli bir sohbet oldu ama sana yetişemedim diye düşünüyorum. Hani kanalındaki dinleyiciler benim hakkımda ne düşünecek hiç bilmiyorum yani. Hocam ben geçen iki bölümü önce ablamla yaptım ve ablam da aynı benim gibi bir insan ve hani o kadar gergindi ki ikimiz de böyle hızlı.
ve sizle o kadar güzel o anlamda aktı ki çünkü bence aşırı iyiydi dinamikte çok iyiydi yetiştiniz asla düşmeyin sadece fazla benim psikiyatristlerimde böyle oluyor benden çıkınca böyle bir üzerinden kamyon geçiyor o geçince anlayacaksınız ne kadar iyi konuştuğunuzu çok güzeldi hocam iyi ki geldiniz bir dahakine ilacımı içip gelirim Benim de işebileceğim bir ilaç olması lazım. Çünkü bu kanalın gerçekten çok güzel. Sonrasında konuştuktan sonra videoları izledim. Çok efektif, çok güzel.
Benim gelmeden önce bir kaygım vardı. Acaba yetişebilir miyim? Herkes TÜS çalışmıyor. Herkes tıpkı kitesi öğrencisi değil.
Ama iyi olduğunu düşünüyorum ben de tabii. Konuşabildiğim kadar kendi alanımda konuştum. Ama bu geri bildirim çok iyi oldu. Siz bile benim hakkımda yetişebilir.
Yani siz diyorsanız bunu. Ben ne yapayım hocam o zaman? Yani ben kendimi böyle göstermeyeyim o zaman? Çünkü bu çok zor bir şey yani.
İnsanlar böyle yetişebilir miyim? Kaygısı. Ben çünkü uğraşmam mesela. Ben de böyle düşündüğüm biriyle görüşmek istemem.
Ya şöyle, hayır ben antrenmanlı olduğum için yani eşimden biliyorum, çevremden, iş arkadaşımdan biliyorum. Çok net bir DHB'liyi gözümden tanırım yani. Sadece süreci yönetebildim mi diye düşünüyorum. Hocam muhteşemdi valla.
İyi teşekkür ederim. Daha iyi olamaz. Ben gerçekten öyle hissediyorum. Buradaki arkadaşlar da öyle hissediyor.
Sadece ben, objektif hocam bu. En az göz kadar. İyi çok mutlu oldum. İyi ki geldiniz, iyi ki geldiniz.
Teşekkür ediyorum. Çok sağ olun. İyi ki varsınız bizim için, tüm Türkçeler için. Valla Türkiye'de bu camiaya bir hediyesiniz gerçekten.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.