
4.081 kelime · ~20 dk okuma
Bir romantik ilişkinin bitişinde etrafımızdaki insanlar bizim içinden geçtiğimiz yaz sürecini doğru bir şekilde tespit edip bize destek olabiliyorlar. Ama bir de görünmeyen, anlaşılmayan ya da belki çok daha önemsenmeyen bir ayrılık daha var ki, o da arkadaş ayrılığı. Bu aralar bu konu hakkında konuşmayı düşünürken, belki de bu konu benim zihnimde daha da yoğun hale geldiği için, kendi içinden geçtiğim bir ayrılık sürecini, arkadaş ayrılığı sürecini düşünmeye başladım. Onu düşündükçe kendi zihnimde de beraber yaptıklarımız, içinden geçtiğimiz süreçler, birbirimize paylaştığımız dertlerimiz ya da paylaşamadığımız dertlerimiz zihnimde çok daha fazla yer etmeye başladı.
Hatta şeyi fark ettim. Arkadaşımı sık sık rüyamda görmeye başladım. O kadar ki böyle gün içerisinde aklıma geliyor. Bir tane mesaj atsam, uzun zamandır haberleşmiyoruz, konuşmuyoruz, koptuğumuzu ikimiz de biliyoruz ama bununla ilgili hiç yüzleşmedik.
Ama farkındayız. Bir mesaj atsam, bir araya gelsek, bir araya gelebilir miyiz? Ben mesaj atsam cevap verir mi? Arasam açar mı?
Yoksa zaten mesaj atsam cevap vermeyeceği için mi bu ilişki bitti? Ya da gerçekten şimdi karşı karşıya gelsek ve konuşsak, konuşamayacağımız için mi, yani asıl meseleyi hiçbir zaman masaya getirmeyeceğimiz için mi bu arkadaşlık bitti gibi soruları ben de daha çok sormaya başladım. Öyle olunca bugünkü podcast'te biraz arkadaş ayrılığını konuşalım. Neden arkadaşlarımızdan ayrılıyoruz ya da neden ayrılamıyoruz?
Arkadaşlık bittiğinde diğer kalan arkadaşlarımız durumdan nasıl etkileniyor? O kendine suçlama duygusu hiç biter mi? Ya da hep karşımızdakini suçladığımızda doğru yaklaşıyor muyuz duruma aslında? Biraz böyle bunlar hakkında konuşacağım bugün.
O yüzden hazırsanız başlayalım diyorum ve şu soruyla... Şimdi kendi zihnimi de hazırlamaya çalışıyorum podcast'te. Şu soruyla başlayalım. Neden arkadaş ayrılığı?
Aslında bizde derin bir acı yaratır. Yani o kadar da küçümselecek bir acı değildir bu. Üzerine konuşalım. Şununla başlamak istiyorum.
Nasıl hep şunu söylüyoruz, romantik ayrılıklar aslında bir ölümün sonunda tuttuğumuz yaz gibi bir süreç başlatır. Yani bir romantik ilişki gerçek anlamda bittiğinde aslında karşımızdaki insan ya da o insanın kimliği diyeyim, bizim için partner oluş kimliği biter, ölür. Yani ölüme çok benzer. Arkadaşlıkta da öyle.
Yani arkadaşlıkta da bu bir kayıp ve o kayıpla beraber bizim kimliğimizin çok önemli bir parçası kayboluyor. Çünkü aslında arkadaşlıklar farklı kimliklerimizi yaşattığımız yerler. Yani eğlenceli gizem, düşünceli gizem, işte ne bileyim daha çocuksu gizem, üniversite yıllarındaki daha hareketli gizem ya da lise yıllarında daha ...kaygıları olan gizem, hepsi birbirinden farklı şekilde... ...arkadaşlarımız içerisinde yer alıyorlar.
Ve özellikle de eskiden getirdiğimiz arkadaşlarımızla yan yana geldiğimizde... ...o kimliklerin hepsi canlanıyor. Belki mesela şeyi bilirsiniz yani... ...şöyle geçer ya o espri,
işte lisedeki... ...arkadaşlar bir araya geldiklerinde, ortaokul lise arkadaşları bir araya geldiklerinde... ...bitti uzun eşek oynarlar.
Yani sanki işte ne bileyim... ...40'lu yaşlarındaki, 30'lu yaşlarındaki insanlar gibi değil de... ...10'lu yaşlarındaki insanlar gibi davranırlar ve bu... ...müthiş keyif de verir.
Yani çünkü o zamanki halimiz... ...içimizde canlını verir. Ve... ...normal gündelik hayatımızdaki artık daha ciddi,
daha... ...oturmuş kimliklerimizin... ...yanında bir anda o çocuksu kimliğimizle karşılaşmak... ...çok keyiflidir gerçekten.
Ama o arkadaş ayrılığıyla beraber o kimliğimize ya da o kimliğimizi canlandıracak olan o uyarana veda etmek durumunda kalırız. Ve ondan sonra şu soru belirir içimizde. Beni o dönemlerden tanıyan, beni o zamanımdan beri bilen, bana o zamandan beri bakan, yani beni o zamandan beri gözlemleyen kim kaldı ki hayatımda? Ben mesela hep gıpta etmişimdir ilkokuldan beri, ortaokuldan beri.
Çok çok çok eski arkadaşlıkları olan insanlara. Ben çok uzun yıllar yurt dışında yaşayınca çok eskiden getirdiğim yani çocukluktan vesaire getirdiğim arkadaşlıklarımla birazcık daha ayrışmalar yaşadım. Yani daha üniversite yıllarından arkadaşlarımla daha sağlam ilerledi arkadaşlıklarım. Ama böyle etrafımdaki insanlara bakıyorum.
Mesela ilkokul 1'den beri yan yana kalan insanlar var ve onların arkadaşlıkları içerisindeki o tırnak işareti içerisindeki zıpırlık çok hoşuma gidiyor benim. Çünkü o dönem zaten yani öyle bir yerden bir araya gelmiş insanların bunu hala sürdürebilmesi. Ama bir yandan da özellikle böyle çok eskiden beri getirdiğimiz arkadaşlıklarda... ...bir sonsuza kadar algısı var.
Yani sonsuza kadar birlikte olacağız. Ömür boyu sürecek bu arkadaşlık duygusu. Hatta belki sizler de yapmışsınızdır. Yani şeyi hatırlıyorum biz.
Üniversitedeki yakın arkadaşlarımla şeyi hayal ederdik. Üniversiteden mezun olacağız, çalışacağız, para kazanacağız. İşte kendi hayatlarımızı kuracağız, çocuklarımız olacak. vesaire ve sonra hep beraber işte emekli olduğumuz zaman beraber bir yerde birlikte yaşayacağız işte beraber okey oynayacağız birlikte batak çevireceğiz çünkü hani bunu üniversite yıllarına yapmak çok keyifli tabii ki yani çok bol vaktimiz olduğunda bunu birlikte yapmayacağız da ne zaman ne şekilde yapacağız sorusu aklımızda ve bunun hayalini kurardık Şimdi dönüp bakıyorum o zaman çok yakın olan arkadaş grubundan hala görüşen çok da fazla kişi kalmadı.
Grup dinamiği tamamen bozuldu. E şimdi bunun bir sakıncası yok. Sonuçta hepimiz farklı yollarda ilerleyip farklı kimlikler edinebiliyoruz. Farklı arkadaşlarımız daha ön plana gelebiliyor.
Ama işte o sonsuza kadar birlikte olacağız algısıyla arkadaşın içinde bulunduğumuzda. Bu sefer bu bağı ben kopardıysam bende bir problem var. Yani bu bir cins bu anlaşmayı ben bozuyorum duygusu da derin bir acı yaratıyor bence. Bir yandan tabi burada da sosyal medyanın etkisini düşünmeden edemiyorum.
Çünkü sosyal medyada herkesin çok arkadaşı var ve herkes çok mutlu arkadaşlıklar içerisinde. Herkes kocaman masalarda çok kalabalık ve çok eğleniyor algısını da görüyoruz. Ve öyle olunca biz sanki başarısız, biz sanki beceriksiziz gibi de hissedebiliyoruz. Yani ben arkadaşlığı yürütemiyorum ya da o insanların arkadaşlığını yürütemiyorum duygusuna da kapılabiliyoruz.
Bu arada sosyal medyanın şöyle bir tarafı da var. Bence arkadaş ayrılıklarında önemli bir yeri olan arkadaşımızın... tek arkadaşının biz olmadığını daha da fazla farkettiriyor bize. Arkadaşımızın başka bir çevresi var, başka insanların yanında da mutlu ve bazen mesela bizim yanımızda onun o kadar neşeli, eğlenceli ya da duygusal olmadığını görebiliyoruz.
Ve o gerçeklikle yüzleşmek, tabii gerçekse, bu yanına bir soru işareti koyalım çünkü sosyal medyada gördüğümüz her şey gerçek değil, bu da bir kırıklık yaratıyor. Bazen de mesela o insanın farkılaştığını ve bizden ayrı bir dünyaya evrildiğini, başka zevkleri olduğunu, ...bizim aslında çok daha haz etmediğimiz, hatta belki onaylamadığımız kimliğe büründüğünü... ...onu sosyal medyada takip ederken de görebiliyoruz.
Ve bu da arkadaşlığa dönüp etki eden bir durum haline de gelebiliyor. Ama işte dediğim gibi, burada bu acıyı neden derin yaşıyoruz sorusuna geldiğimizde... ...işte o, ben beceremedim.
Yoksa herkes çok mutlu, herkesin çok arkadaşı var. İllüzyonu da bizi üzüyor. Ve tabii ki aslında bütün arkadaş ayrılıklarında terk edilme duygusu da yaşıyoruz. Yani günün sonunda o arkadaşın bitme sebebi biz olsak bile, arkadaşlıktaki o bir arkadaşın bitmesi için gerçekten büyük bir sebep olmalı yanılgısı, bizde terk edilme duygusunu tetikleyebiliyor.
Yani gerçekten büyük bir şey oldu. ...ya da büyük akut bir olay olmadıysa bile... ...belli ki içinde çok biriktirmiş... ...benden bir şeyler gizlemiş... ...ya da bana karşı dürüst değilmiş... ...beni o kadar çok sevmiyormuş... ...en iyi arkadaşı ben değilmişim aslında... ...ya da ben kolay vazgeçilebilirmişim aslında gibi... ...düşünceleri de çağrıştırabiliyor bize.
O yüzden de bir sonra kurduğumuz arkadaşlıklarda... daha temkinli ve belki daha fazla mesafeyle yaklaşmaya başlayabiliyoruz. O yüzden aslında arkadaş ayrılıkları bize derin bir acı yaratıyor. Şimdi bu arkadaşlıkların bitiş sürecinde çok da farklı bitiş şekilleri var değil mi?
Yani çoğu zaman baktığımızda ve bence en acı bitiş şekli de bu, genelde böyle büyük kavgalar sonucunda bitmiyor arkadaşlıklarımız. Yani mesajlar seriliyor, birbirimize dönüşlerimiz azalıyor, ya da beraber oturduğumuz zaman artık böyle daha yüzeysel konular konuşulmaya başlanıyor. Yüzeysel konulara girilmesinin aslında şöyle bir etkisi de oluyor. Şimdi bir insanla ne kadar çok derdini paylaşırsan, ne kadar derin konulara girersen, o kadar aslında o insandan kopmak zor.
Yani beraber dert ortaklığı etmiş olmak, beraber mesela bir mücadele vermiş olmak ya da bizim hayatımızın böyle çok zorlu bir zamanında o insanın elini tutabilmiş olmak, O arkadaşlığı çok derinleştiren bir şey. Sonra diyelim ki böyle bir insan var ve zaman içerisinde bütün o mücadeleleri beraber vermiş ve hani ömür boyu birlikteyiz duygusuna kapılmışken, yıllar içerisinde yani karşı karşıya geldiğimizde konuştuğumuz konular çok basit, çok yüzeysel olduğunda ...o uçurumu daha derin yaşıyoruz. Yani biz neydik ve şimdi ne olduk gibi.
Aslında romantik ilişkilerde gördüğümüz gibi nasıl başlamıştık ve şimdi neredeyiz... ...onu yaşıyoruz ya bazen. Ne kadar yukarıda başlamıştık ve şimdi artık... ...yan yana oturduğumuzda birbirimize dokunuşumuz bile gelmiyor dediğimiz romantik ilişkiler vardır.
Bu arkadaşlıklarda da böyle. Yani birbirimizden hiç ayrılmak istemezken... ...sabah, öğlen, akşam birbirimizle konuşmak isterken... Bütün gün mesajlaşırken ya da böyle başımıza bir şey geldiğinde ilk mesaj attığımız insan bu insanken,
şimdi bu insanla karşı karşıya geldiğimizde bir şey anlatasımız gelmiyor. Peki neden olur bu? Yani neden karşımızdaki insana artık bir şey anlatasımız gelmez? Tabii yani bizim güvenimizi çok sarsacak şeyler yapmış olabilir.
Onunla paylaştığımız şeyleri başkalarına anlatmış olabilir. Bizi kalabalık bir grup içerisinde kötü bir duruma düşürmüş olabilir. Ona özel anlattığımız bir şeyi kullanarak bizi incitmiş olabilir. Ya da yine bizi yargılamış olabilir.
İçinde bulunduğumuz durumdan dolayı. Bunlar aslında tabii ki bir arkadaşı olan güvenimizin sarsılmasına sebep olabilir. Ya da bazen hayat aslında farklı yönlere doğru akıtıyor bizi. Yani nehirde o çaylar ayrılmaya başlıyor ve farklı yerlere akıyoruz artık.
Bir türlü konularımız birleşemiyor. Yani mesela biri çocuk sahibi oluyor, diğeri olmuyor. Ve çocuk sahibi olanın dünyası daha farklılaşıyor. Çocuk sahibi olmayanın dünyası daha farklı bir akışta ilerliyor.
Konuştuğumuz zaman çocukla ilgili bir şey anlattığımızda karşı tarafta bu... hiçbir şey ifade etmiyor. Ya da çocuğu olmayan bir yerden konuştuğumuzda çocuğu olan kişi, bu da dert mi, bu da önemli mi, ya dünyada daha neler var, ben çok daha büyük meselelerle uğraşıyorum gibi hissettirebiliyor bize. Ve öyle olunca anlaşılmamış hissetmeye başlıyoruz.
Anlaşılmamış hissetmeye başladıkça arkadaşlıktaki paylaşımlarımız azalıyor. Ya da bazen şu da oluyor, arkadaşımız hayatında bir süreçten geçiyor ve bizi o sürece dahil etmediğini hissediyoruz. Bunu bize özel yapmıyor belki. Yani belki o süreci tamamen kendi başına yaşamak istiyor.
Bazen tamamen partneriyle yaşamak istiyor o süreci. Ama biz dışarıda kalıyoruz ve sanki böyle bir camın içinden, bir kapının aralığından onun hayatına bakmaya çalışıyormuş gibi hissediyoruz. Ve bu da kırıcı olmaya başlıyor. Arkadaşlıklarla ilgili önemli bir detay var.
Bence zaman zaman unuttuğumuz. Arkadaşlıklar aslında bilgi alışverişiyle başlar. Yani dert, tasa ya da güzel an paylaşımı da tabii ki onu çoğaltan ve derinleştirendir. Ama birbirimizin hayatına dair duyduğumuz derin merak, Ancak biz anlattıkça gelişir.
Yani ben eğer hayatımda olup bitenlere dair, hayatımda olup bitenlere dair karşımdaki insana bilgi vermiyorsam... ...ve böyle gündelik akış, hani belki gün be gün, an be an olan akıştan bahsetmiyorum ama... Böyle bir haftalık update gibi.
En azından arkadaşımın hayatında olup bitenlere ve genel kararlara hakimsem ben çok daha orada hissediyorum. Ama onun hayatı akıyor ve ben oraya dahil olamıyorsam bu sefer arkadaşlığın dinamiği bozuluyor. Bir de bilgi alışverişine girmemin sebebi buydu. Aslında arkadaşlıklarda birbirimize sorduğumuz, birbirimizden fikir aldığımız yerlerde Şu mesajı veriyoruz.
Ben senin fikrini önemsiyorum. Ben senin benim hayatımdaki dahiliyetini önemsiyorum. Ben senin bu hayatta ilgili deneyimini önemsiyorum. O yüzden de seni kendi hayatımın akışına dahil ediyorum diyoruz.
Alt mesajda. Ama bunu yapmamaya başladığımızda, aslında karşı tarafa verdiğimiz mesaj da, senin fikirlerin, senin deneyimlerin o kadar da önemli değil. Ben kendimi daha iyi biliyorum. Tabii ki şunu söylemem lazım.
bizim daha iyi bildiğimiz durumlar olabilir. Tek tükte olsa dışarıda bütün insanları dışarıda bırakıp kendimiz karar vermek isteyebiliriz. Bu da saygı duyulacak bir yer. Ama bu çok sık olmaya başladığında ya da hayatın bütün temalarında bunu görmeye başladığımızda bu bir problem haline dönüşüyor.
Bazen şöyle de bir etkileniyor arkadaşlar. Şimdi anlatırken laf lafı açtı zihnimde. Mesela bir ilişkiye başlıyoruz ve ilişkinin kendi dinamiği içerisinde ilişkide yaşadıklarımızı arkadaşlarımızla paylaşmamaya başlıyoruz. Tabii ki yani her ilişkinin mahrem tarafları vardır ve o onar iki kişiye özeldir ve bir üçüncü kişiyle paylaşılmaz.
Paylaşılması iyi de olmaz aslında. Ama bazen de bir ilişkiye başlıyoruz ve bütün dünyamız o partner haline geliyor. Yani tamam, tabii ki partnerimize çok yakın arkadaş olmalıyız. Ama bütün dertlerimizi ve bütün iyi, güzel, kötü, çirkin anlarımızı paylaştığımız insan sadece partnerimiz olduğunda arkadaşlarımız otomatik olarak dışarıda bırakılmaya başlanıyor.
Ve bu ilişkinin ilk başlarında çok okeydir. Zaten olması gerekendir. Bunu daha önce iki podcastlerde anlattığım çok oldu. Yani böyle bir altı ay civarında zaten ilişkiye bütün enerjiye odaklamak gerekir ki... ...ilişki coşsun,
hani böyle yeni yapraklar versin. Ama eğer bu hep devam ederse... ...ve arkadaşlıklarımızın o esnada susuz kalmasına müsaade edersek... ...zaman içerisinde artık o bitkiler susuzluğu götüremez hale gelirler.
O yüzden de az az da olsa su vermek o ilişkinin gelişimi esnasında arkadaşlıklarımızın devam etmesini sağlar ki sonra biz tekrar arkadaşlıklarımızı dönebildiğimizde onları orada bulalım. Ama işte bu dengeyi yakalamak her zaman kolay olmuyor. Hadi şimdi minik para verelim sonrasında konuşmaya devam edelim. Şimdi bütün bu anlattığım örnekler aslında sessiz bitişlere dair.
Bazen de mesela şunu yaşıyoruz. Bir hata yapıyoruz ilişkimiz içerisinde. Arkadaşımızı kıracak bir şey yapıyoruz ve bunu biliyoruz. Yani bunun farkındayız.
Bundan dolayı kendimizi kötü hissediyoruz. Ama bunu karşı tarafa aktarmıyoruz. Yani ben yanlış yaptım demiyoruz. Seni ihmal ettim demiyoruz.
O cümleyi kurmamalıydım demiyoruz. Orada seni fazla yargılanmış hissettirdim demiyoruz. Demiyoruz. Yani sessiz kalıyoruz.
Ama karşımızdaki insan bizden en azından bir farkındalık bekliyor. Yani özür olmasa bile onu kırmış olduğumuza dair bir kabul etme bekliyor. Ama bunu vermiyoruz. Bunu vermedikçe karşı tarafın beklentisi giderek arkadaşlığa dair de azalıyor.
Ve biz bu sefer onun arkadaşlıktan geri çekilmesini kendimize dair yapılan bir suçlama gibi de algılayabiliyoruz. Bazen de kendimizi suçlu hissettiğimiz için biz geri çekilmeye başlıyoruz. Yani o konuyu konuşacak, o konuyla yüzleşecek gücü bulamıyoruz kendimizde ve yüzleşmek yerine yavaş yavaş geri çekiliyoruz. Ve zaman içerisinde zaten hayatlarımız hep yoğun olduğu için ve çoğumuzun birden çok arkadaşı olduğu için arkadaşlık, o kişiyle kurduğumuz arkadaşlık daha önemsiz hale geliyor.
Yani o kişi artık zihnimizde sık sık beliren bir yerde olmuyor. İngilizce salience diye bir kavram vardır. Zihnimizde belirgin halde olması gibi çevirebilirim bence. Belirgin diye çevireyim bence.
Arkadaşlığın belirginliği, zihnimizdeki belirginliği azalıyor. Ve o insanı daha az düşündükçe doğal olarak o insana daha az telefon açıyoruz, o insana daha az mesaj atıyoruz, o insana daha az haber veriyoruz. ve gitgide bir kopuş oluyor. Bazen de gerçekten hayatımızdaki o dönüm noktaları, mesela başka bir şehre yerleşmek, yurt dışına taşınmak, okulu bitirmek, Yeni bir işe girmek ve o işin telaşında kendimizi kaybetmek, hepimizin yaptığı şeyler.
Ya da mesela yeni bir projeye başlamak, yeni bir arkadaş grubuna girmek. Bunlar da yani o böyle hayat evrisinin kopuşları da arkadaşlıkları bitirebiliyor ya da önemini yitirmesine sebep olabiliyor. Bu az önce bahsettiğim, yani kendimizi suçlu hissettiğimiz... ...ya da karşımızdaki insana kırgın olduğumuz ve konuşulmayan durumlar... ...bence ilişkiler içerisindeki en tehlikeli sular.
Çünkü birbirimizi ihmal etmek... ...ya da işte hayat evresi içerisinde, o hayatımızın dönüm noktaları içerisinde... ...birbirimizi daha az aramak,
daha az sormak, daha az mesaj açmak... ...yine bir yerde toplanabilir durumlar. Yani yine bir yerde o arkadaşımızı çok özlüyorsak, ona hala ihtiyaç duyuyorsak, bir şekilde onunla yaşattığımız kimliğimize dair bir özlemimiz varsa, bir şekilde ona tekrar ulaşıyoruz ve baştan başlatabiliyoruz ya da kaldığı yerden devam edebiliyoruz arkadaşlar.
Ama o böyle konuşulmayan, içimize tuttuğumuz hani böyle boşver bunu da dile getirme dediğimiz kırgınlıklar birikip gerçekten çok daha büyük patlamalara ya da ya ben artık bunu yürütmek istemiyorum çünkü o kırgınlıklar beni çok rahatsız ediyor gibi duygulara yol açabiliyor. Şimdi arkadaşlıklarla ilgili bence bir de şöyle bir problem var. Grup arkadaşlıkları. Yani her arkadaş grubu aslında kendi içine bir mikrosistem ve o arkadaş grubunda iki kişinin arkadaşlığı koptuğu zaman grubun diğer kalanları da ne yapacağını şaşırabiliyorlar.
Çünkü kim o grupta kalmaya devam edecek? Ya da o grup iki farklı insanın etrafında iki ayrı grup mu kuracak? Grup ikiye mi bölünecek? Mesela hafta sonu buluşulduğunda hangi arkadaşla buluşulacak?
Taraf mı seçmemiz gerekiyor? Yoksa taraf seçmeyip böyle ara bulucu mu olmak gerekiyor? Ya da daha da kötüsü bir mesaj taşıyıcı rolüne mi giriliyor? Bunların hepsi zor şeyler.
Bir de tabii şey de var ya, o varsa ben yokum ya da o yoksa ben de yokum. Bunlar ikisi de söylenebilecek şeyler. Bir anda aslında gayet güzel giden bir grup dinamiği iki kişinin, arkadaşlarının bozulmasıyla bitebiliyor. Bence buradaki en temel soru, biz burada nasıl bir pozisyon almalıyız?
Birincisi, o iki arkadaştan biri bilsek, yani bir grup arkadaşları içerisinde, biz o gruptan biriyle bozuştuysak, diğer insanlardan ne beklemeliyiz? Ben bunun çok önemli bir soru olduğunu düşünüyorum. Çünkü iki kişinin arasında ne yaşanırsa yaşansın dışarıdaki insanlar bu konunun dahiliyetinde değil aslında. Yani diğer insanlar eğer mesele içerisinde bir rol almıyorlarsa sadece bizden dinledikleri üzerinden bir karar vermelerini beklemek ve bir taraf seçmelerini beklemek aslında çocuksu bir tepki.
Bu şey gibi, yani çocukken takımlar kurardık ya. Onu ben aldım, bunu sen aldın gibi. Biraz buna evrilmeye başlıyor. Halbuki daha yetişkin, daha duygusu olarak olgun bir tepki.
Biz bunu yaşadık ve ben artık daha fazla iletişim kurmak istemiyorum. Ama sen kendi kararını vermelisin. Yani senin o insanda olan arkadaşın, benim seninle olan arkadaşımı etkilememeli. Ben kendi yaşadıklarımı ve kendi hissettiklerimi anlatabilirim sana.
Ama bunu seni etkilemek için anlatmamalıyım. Yani sen benim durumumu dinledikten sonra kendi arkadaşlığını gözden geçirebilirsin. Benim yaşadığım durum belki senin adını koyamadığın başka bir probleme ışık tutabilir. Ya da ah evet ya ben de aslında bu insanla bunu hissediyordum dedirtebilir sana.
Böylece sen de kendi arkadaşlığını bitirmeye karar verebilirsin. Ama bunu başlatan ben olmamalıyım. Bunu talep eden ben olmamalıyım. Yine aynı şekilde grup arkadaşlığı içerisinde iki kişinin arasında mesaj taşıyan, birbirinin hayatından haber veren ya da yani orada ara bulucu rolü üstlenen de biz olmamalıyız.
Yani şey çok başka. ...bitişinde, bitiş sürecinde, genelde çünkü tek seferde kopulmuyor arkadaşlıklardan... ...yapılabilecek bir şey var mı diye anlamaya çalışmak... ...ya da hani ortamı yumuşatmaya çalışmak çok başka... ...ama iki insanı bir araya getirmek için ısrarcı olmak... ...ya da dediğim gibi mesaj taşımak,
o ilişkiyi kesinlikle daha fazla bozan... ...ve bize de bence gereğinden çok daha fazla kaygı ve sorumluluk veren bir durum. O yüzden bunun uzak kalmak iyi bir beceri.
Tabi bu arada grup arkadaşlıkları bittiğinde yani bir üye gruptan ayrıldığı zaman diyelim, grubun dinamiği bozuluyor ve grubun geri kılan üyeleri de yas tutabiliyor. Yani biz birlikteyken ne güzeldik, o ikisi ne kadar tatlıydı, o ikisinin arasındaki espriler ya da birbirlerine gösterdikleri anlayış ne kadar keyifliydi. Bunları hatırlayabiliriz ya da hep beraber yaptığımız şeylerin her bir grup üyesinin çünkü gruba kattığı keyif başkadır. Bunun da yasını tutabiliriz.
Yani arkadaşı kaybeden biz olmasak bile biz hala o her iki insanla da arkadaşlarımıza gayet iyi bir yerden devam ediyor olsak bile hala bir yas tutabiliriz ve bu çok olağan, çok doğal bir duygu. Onu da yeri gelmişken söyleyeyim. Şimdi arkadaşlıklar biterken ghosting maalesef çok yaptığımız bir şey yani normalde çok ulaşılabilir olan bir insana artık ulaşamamak ve şu da çok acı yani o insan telefonumuzda kayıtta hala belki gittiğimiz yerde denk geliyoruz ona denk geldiğimizde mesela nasıl davranmalıyız Merhaba merhaba mı olmalı? En azından böyle bir yüzeysel de olsa hoş beş sohbet etmeli miyiz?
Yoksa yani merhaba deyip kaçınmak mı daha doğru? Yoksa görmezden gelmek mi gerekiyor? Bunlar aslında arkadaşlığın bitiş haliyle yani bitiş şekliyle çok ilişkili. Yani böyle kötü bir kavga sonunda mı bitti bu arkadaşlık?
Yoksa işte böyle fading away dediğimiz yavaş yavaş kopuşa mı gidildi? Çünkü eğer yavaş yavaş kopan bir ilişki ise o insanla tekrar karşılaştığımızda aslında bazen tekrar bir kıvılcım çakabiliyor ve bir yerden başlayabiliyoruz ya da tekrar karşılaştığımızda bir yüzleşme yaşayabiliyoruz yani nerelerdesin sen gibi. Ama biraz da şey oluyor gibi hissediyorum ki bu manipülasyon çeşidi. Yani diyelim ki ben birini aramıyorum.
O da beni aramıyor. Sonra karşılaştığım zaman beni neden aramıyorsun diye ona kızıyorum. Ve o bana diyor ki, ama sen de beni aramadın. Ben de sen beni aramadığın için aramadım diyorum.
Ama sonuçta o da ben onu aramadığım için beni aramamış oluyor. Yani burada kişisel sorumluluğumuzu üstlenmiyoruz aslında. Bu fading away durumlarında aslında şunu kabul etmek lazım. İki tarafta da belli ki bir duygu eksikliği başlamış.
İki taraf da yavaş yavaş bundan kopmaya çalışmışlar. Bence daha zorlu olan durum bir tarafın böyle hissetmediği. Yani bir tarafın hala arkadaşın iyi olduğuna ve o arkadaşın sadece bir süreçten geçtiğine dair bir inancı olduğunda ama mesela bizim içimizde bir şeylerin tamamen bittiği durumda karşımızdaki insan uğraşıyor, mesajlar atıyor, arıyor, görüşmeye çalışıyor. Biz hemen kestirip atamıyoruz, görüşüyoruz.
Görüştüğümüzde böyle biraz soğuk darbalıyoruz. Mesaj atıyor, üç gün sonra cevap veriyoruz. Arıyor, ne bileyim bir hafta sonra dönüyoruz. Yani böyle biz aslında o mesafeyi koyuyoruz ama bir türlü de ya sorumluluğu alıp şey diyemiyoruz.
Ya ben artık burada keyif almıyorum. Ya da ben artık sana karşı eskisi gibi hissetmiyorum. Ben artık eskisi kadar yakın hissetmiyorum. Yani bunları söyleyemiyoruz.
Bence bu eşit olmayan dinamikte bir tarafın daha bitirme yanlısı oldu ama diğer tarafın ruhunun bile duymadığı, haberdar olmadığı durumlar bence en acısı ve en zorlusu. İki tarafta da olmak zor. Yani arkadaşın peşinden koşup o arkadaşlığı tekrar kurtarmaya çalışan kişi olmak da zor. Çünkü bilmiyorsun yani.
Ne yaptın bilmiyorsun, problem ne bilmiyorsun. Gerçekten karşındaki insan senden uzaklaşmaya mı çalışıyor yoksa Atıyorum gerçekten mi çok yoğun ya da zor bir dönemden geçiyor ve şu anda arkadaşlığınızla ilgilenemiyor bilmiyorsun. Diğer taraftan da uzun yıllardır özellikle arkadaşsak, o insana ben artık eskisi kadar keyif alamıyorum demek çok zor, biz farklı dünyalara evrildik demek çok zor, Sen bana şunları yaptın o yüzden ben bu ilişkide kalmak istemiyorum demek çok zor. İdeal olan tabi ki sorumluluk alıp bunu söyleyebilmek.
Sorumluluk alıp ya ben sana gerçekten şu şu şu sebeplerden dolayı çok kırgınım ya da şu şu şu sebeplerden dolayı ben bu arkadaşlığı yürütemiyorum diyebilmek. Ama kaçımız ideal olan davranışları yapıyoruz? Yapmıyoruz. Zaten bu arada biz ideal olan, sağlıklı olan davranışı yapsak dahi karşımızdaki insanın onu bizim umduğumuz şekilde alması da her zaman mümkün olmuyor.
Yani siz son derece sağlıklı, karşı tarafı incitmeyen, kendi derdinizi ifade eden bir mesaj attığınızda dahi Arkadaşınızın, anlıyorum seni böyle olması beni çok üzüyor ama sana saygı duyuyorum deme ihtimali tabii ki yok değil, var. Ama genelde böyle karşılanmadığı için bu tarz bitiş mesajları fade away etmeyi tercih ediyoruz maalesef. Ama dediğim gibi ideal olan bu değil. Bana sorarsanız öyle yapmayalım ama yapıyoruz da.
Peki arkadaşlık bittiği zaman sosyal medyada nasıl davranmamız lazım? O da bir mesele ya. Bazen eski sevgiliye mesaj verir gibi arkadaşa da pasif agresif mesajlar içeren storyler atabiliyoruz. Ya da işte ben diğer insanlarla çok eğleniyorum imajı verebiliyoruz.
Bunlar tahmin edersiniz ki hiç sağlıklı ve aslında hiç olgun davranışlar değil. Bunu yapmamamız lazım. Bunu yapma dürtüsü hissetsek dahi buna engel olmamız gerekiyor. Çünkü bunlar daha çocuksu bir yerden, daha ölç alma isteğiyle dolu şeyler.
Tabii ki şey çok zor, bunu çok iyi anlıyorum. Yani bütün o duyguların içinde patlaması bir cins, çok zor bir şey. Ama yani böyle pasif agresif mesajlarla ya da dediğim gibi böyle ben zaten çok iyiyim, sana ihtiyacım yok mesajları karşımızdaki insanla olan arkadaşlığımıza, bitmiş olan arkadaşlığımıza saygı duymadığımızı gösteriyor. Ve bu hayatımızın aslında bir döneminde bizim yanımızda bulunmuş bir insanı düşününce kendimize de yaptığımız bir haksızlık, kendimize de yaptığımız bir saygısızlık.
O yüzden karşı tarafa artık saygı duymuyorsak bile kendimize olan saygımızdan da bunu yapmamamız gerekiyor gibi hissediyorum. Ama şunu yapmamız gerekebilir. Yani bu insanı bir süreliğine ya da belki kalıcı olarak müte almak, sessiz almak ya da gerekirse buna daha çok ihtiyacınız varsa o insanı takipten çıkmak da kötü bir davranış değil aslında. Bunu tepkisel yapmamak önemli.
Çoğu zaman, işte bu takipten çıkma davranışını ya da Whatsapp'ta engelleme davranışını dürüstsel olarak yapıyoruz. O kişiyi cezalandırmak için, bir mesaj vermek için ya da hakikaten kaldıramadığımız için o süreçleri yapıyoruz. Bunun yüzden değil de, bunu görmek bana iyi gelmiyor. Farkındalığıyla bir şey yaptığımızda, o daha farklı.
Bir kere bu dürtüsel olarak yapılmaz. Yani bugün kavga ettik ve ben sana her yerden engeli basıyorum, dürtüseldir. Bugün kavga ettik, bir ay sonra ben seni yavaşça takipten çıktım, dürtüsel değildir. Düşünerek verilmiş bir karardır.
Tabii ki bir insanı sosyal medyada daha fazla görmek istemeyebilirsiniz. Onun paylaşımlarına bakmak sizi tetikleyebilir. Bir anda karşınıza çıkması tetikleyebilir. O yüzden oralarda gerekirse biraz olsun uzaklaşmak bir öz bakım yöntemi olarak da kullanılabilir aslında.
Şimdi bu podcastta bir arkadaşlık neden bitirilmeli? Çok konuşmadım. Onu konuşacağım bir bölüm kaydetmeliyim bence. Daha çok böyle bunun duygusal yansımalarına ve o ayrılık sürecinin kendisine odaklandım.
Ayrılığa gidiş yolumuza odaklanmadığım gibi hissediyorum. O konuları başka bir bölümde konuşalım. Eğer arkadaşlık konusuyla ilgili aklınıza takılan sorular olursa, deneyimleriniz varsa benimle paylaşmak isterseniz... ...sosyal medya hesaplarımdan bana ulaşabilirsiniz ve gönderebilirsiniz.
Ben onları bir araya getirip yeni bir bölümü kaydedebilirim. Ama şöyle söyleyerek bitirmek istiyorum bu bölümü. Bazı ilişkiler... Bu romantik de olsa, arkadaşlık ilişkisi de olsa, hatta bazen aile ilişkileri bile olsa, zaman doldurur, görevini tamamlar.
Yani birini çok özleyebiliriz ama artık onunla yakın olmak istemeyebiliriz. Onunla geçirdiğimiz zamanlar çok güzeldir ama artık bir araya geldiğimizde eskisi gibi hissettirmiyordur. Bu okey, bunda bir sıkıntı yok. Bu sizi kötü bir insan yapmaz ya da karşınızdaki insanı kötü bir insan yapmaz.
Biri hayatımızdan çıktı diye onun boşluğunu doldurmamız da gerekmez. Yani orada da aceleci davranmanın bize iyi gelmediğini hatırlatmak istiyorum. Bence arkadaşı ayrılığa geçiriyorsanız şu soruyu sorun kendinize. Eğer bugün o insanla sıfırdan tanışıyor olsaydınız hala o insanla yakın arkadaşlık etmek ister miydiniz?
Hala o insanı merak edip o insanın yanında olmak ister miydiniz? Bu sorunun cevabı bence ayrılık konusunda doğru noktada olup olmadığınızı dair sizi aydınlatacak bir soru diye düşünüyorum. Herkese çok sevgilerimi gönderiyorum. Umarım kolay atlattığınız arkadaş ayrılıkları yaşarsınız.
Herkese sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.