Podcast

Adli Sicil Kaydımız

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Fularsız ile Kuralsız beyler, ortada hiçbir sebep yokken sürüklendikleri bazı suçları patır patır itiraf etmeye başlıyorlar. Neyse ki her şeyin ilacı olan zaman devreye giriyor ve zamanaşımıyla bu sorunu da çözüyor.



Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.869 kelime · ~29 dk okuma

Demin şimdi bir haber okudum. Mersin'de lavaş ekmek piyasasını ele geçirmek isteyen bir çete çökertildi diyor. 23 araç ve 10 milyar TL'lik hesap hareketi bulunan 85 tane banka hesabına el konulmuş. Bu sadece Mersin lavaş piyasası mı?

Bilmediğimiz kim bilir ne piyasalar var acaba diye düşündüm. Daha önce hiç kafamda lavaş ekmek piyasasının büyüklüğüne dair bir tasavvur yoktu kafamda. Şimdi var. Bu bir de yer altı.

Legal olan kısmı herhalde daha farklıdır. Mafyatik örgütler kendi aralarında birbirlerini tehdit ederken şöyle bir terminolojileri var ya, bu sektörde sana ekmek yedirmem. Lavaş ekmek piyasasında birbirlerine ekmek yedirmek istemeyen tipler var Mersin'de. Sen hiç suç işledin mi?

Transkriptin tamamını oku

Ben de evet, konuyu buraya getirmeye çalışıyordum. Büyük suçları söylemem tabii burada. ama bazen çocukken de bazı komşularının şeftalisinin çok sulu olması çocukları suça sürükleyebiliyordu yani sanki böyle alegorik bir şey söylüyormuşum bazı komşularının şeftalisinin sulu olması derken gerçekten ben de mafyatik örgütler gibi gerçekten şeftaliden bahsediyorum şeftali gerçek su gerçek ağaç gerçek Metafor değildir yani. Bir tane komşu vardı, bir adam.

Onun da böyle bazı meyvelerini çalardı, kayısıları. O adam kızmazdı. Cama bile çıkmaya tenezzü etmezdi. Bazen balkona çıkardı, bizi görürdü ve hiçbir şey demezdi.

Bir süre sonra o bahçeye dadanmamaya başladık. Çünkü tam bu suçun unsurları oluşmuyor ya. Biz çaldığımızı zannediyoruz ama adamın rızası var. Belli ki hiçbir şey demiyor.

Suçun getirdiği adrenalin oluşmadığı için o kayısıların tadı da böyle bir sası gelmeye başladı. Meğer çözüm buymuş yani çocukları kovalamak, işte onlara falan bir şey demek daha da bizi suça teşvik ederken adamın hiç sallamaması bizim orayı görmezden gelmemize sebep olmuştu ilginç bir şekilde. Ters psikoloji yapmış size resmen. Evet biz de o zaman yedik yani bunu ters psikolojiyi bilmediğimiz için.

Bunun çok benzerini ben de yaşadım. Dükkanlardan ufak tefek şeyler yürütüyorduk bizde. Böyle süs eşyaları, anahtarlıklar. Artık herhalde zaman aşımına uğramıştır bu suç diye düşünüyorum.

Bazılarından hakikaten yürütüyorduk. Farkında değillerdi ama bazıları bize hadi tamam onu da alın diye izin veriyordu. Ama sendeki gibi bir etki olmadı bende. Ben daha da çok, ulan bunlar ne kadar aptal.

Hayatım boyunca buradan anahtarlık yürütebilirim diye bir psikoloji oluştu bende. Hiç dersini almadım ben. Bu adam benim sonsuza kadar anahtarlık tedarikçim olacak ve haberinde bile değil gibi. O kadar anahtarım yok ama sonra da eve gelirdik.

Arkadaşımla yapıyordum bunu. Torbadan böyle yatağın üstüne bocalayıp ondan sonra mal paylaşımı yapardık. Ondan sonra günün birinde yakalandım ben. Kasada yakalandım ve tam yakalandığım sırada Optik scannerlar bozuldu.

Bir şeyler alıyorduk da hani böyle kamufle etmek için. O şey bozulunca, o scanner bozulunca ortada bir karışıklık oldu ve biz bir şekilde sıyırdık. İlahi bir müdahale gibiydi. Bir daha bu kadar kolayca kurtulamazsınız.

Ondan sonra bıraktım ben. Sen öyle deyince Toffita diye bir şekerleme vardı. Neden marka ismi verdim bilmiyorum. Çok belki iz bıraktığı için.

Onu çalmıştık. Düzenini çalmaya başlamıştık. Çünkü bir bakkal vardı okuldan gelirken. Toffitaları çok görünmeyecek bir yere koyuyordu.

Yani sanki bize davetiye çıkartırcasına. Bu kadar ihmalkarlık olamaz. Canımız Toffita mı istiyor? Yoksa bakkalı cezalandırmaya mı çalışıyoruz belli değil.

Neyse bir gün yakalandım ben de. Hatta arkadaşım yakalanmadı. Ben yakalandım. O daha çok sinirim bozuldu.

Yakalanmayan yakalanmıyor. Ben nasıl böyle bir kerizlik yaptım diye. Ve tam olarak yüzüm de kızarmadı. Biraz da öfkeliyim.

Neredeyse arkadaşımı da ihbar edeceğim. Ele vereceğim yani. Sonra şeyin üstüne koydu bakkal amca Toffita'yı. Parasını sonra verecektin değil mi dedi.

Evet dedi. Evet evet. Tam da bundan bahsediyor. Yani adam benim adımı beni kurtardı öyle.

Sonra hakikaten geldim utanç içinde, parasını da verdim sonra bir daha da Toffita çalmadım. Bir daha hep diğer arkadaşım çaldı ve onun çaldıklarından yemeğe devam ettim. Belli ki ben bu işi yapamıyorum. Yani adamın sana vermek istediği ders aslında tam tutmamış.

Yani ben dersimi aldım, sadece diğer arkadaşım almadı. Yani onun da yakalanması gerekiyordu. Ondan sonra peki, büyüdükten sonra bu işler devam etti mi sende? Yok, sonradan bıraktım ya.

Ben uzun bir süre sonra tekrar döndüm bu kariyere. Ekibi topluyoruz diyorsun. Yok, tek çalışıyorum ben. Solo çalışıyorum.

Çok param yoktu yani çalışıyordum ama hani ancak kiraya filan yetiyordu. Bakkala gidip, orada markete gidip tavuk, et filan yürütüyordum. Çantama koyuyordum. Sonra eve geliyordum.

Bir tane yaşlı bir kadının evinde bir oda kiralamıştım. Kendisi peçeteyle çok benziyor. Yaşlı kadın, oda kiralama. Bir tane odam var sadece.

Arkadaşlarımı davet ediyordum oraya. ve mangal partisi yapıyorduk çalınmış mallarla. Ahlaken rahatlatıyordu. Ben paylaştım, Robin Hood gibiyim, süpermarketten çalıp etrafa dağıtıyorum diye düşünüyordum.

Çaldın ama o kadar kişiye de ekmek veriyorsun. O kadar kişiye de lavaş ekmek yedirdik. Bu aylarca devam etti. Sonra kadın da gelmeye başladık.

Bir yandan şöyle aramızda bir gerilim var. Kira konusunda pazarlık yapıyoruz. Benim param olmadığını biliyor fazla. Bir yandan da geliyor.

20 kişilik mangal partisi yapıyor bu adam evimde. Yani nasıl parası yok bunun diyor. O yüzden bir ufak gerilim yaşandı. Ne oldu?

Sonra yine yakalandım ben. Süpermarkette ben çantaya doldurdum, doldurdum, doldurdum. Tam çıkışta yine elimde satın alacağım bir tane şey var. Orada güvenlik görevlisiyle göz göze geldik.

Adamın hal ve hareketlerinden anladım ki bu herif beni gördü. Kasadan geçip çıkmaya çalışırsam yakalayacak beni. Kanun değişti şimdi. Şimdi böyle az buçuk bir şeylere çalarsan bir şey yapmıyorlar da.

Hele bir de dükkandan kaçıp gidersen. O zaman biraz daha korkutucu bir durum vardı yani. Ve ben kasadan tekrar böyle tırıs tırıs geri adım attım. Bundan sonra dükkanla mı yaşayacaksın?

Ben bunları almak istemiyorum diye numaralar yapıyorum ama herkes biliyor. Konuşmuşlar birbirleriyle. Kasiyer biliyor, güvenlik görevlileri biliyor, herkes biliyor. Ben onları teker teker çantamdan çıkarıp raflara koydum ve adam geldi bana.

Aferin, akıllıca hareket yapıyorsun. Çıkmadığın sürece suç değil çünkü dedi. Ben hala poz kesiyorum. Benim ihtiyacım yokmuş, diyetim değişti falan.

Salak salak şeyler yapıyorum. Diyetin değiştiği için hırsızlık yapamayacaksın maalesef. Sonra o elimde satın almak için götürdüğüm tek şeyle çıktım dükkandan ve yine kariyerim orada bitti. Sen hiç böyle bir şey yaptın mı?

Şöyle yapardım, bir tane burada Beşiktaş'ta kapanan bir yayın evi vardı. Kabalcıydı. Oraya giderdim böyle süreli yayınları, paketlerinden çıkartırdım işte dergileri falan. Ya da mesela sevdiğim bir kitap var.

Kafe kısmına geçerdim, bir tam meyve suyu söylerdim. 5-6 saat içinde, 4-5 saat içinde kitabı bitirirdim, okurdum. Sonra rafa geri koyardım. Yani tam hırsızlık değil, bilgi hırsızlığı.

Suçlu hissediyor muydun kendini? Açıkçası hiç suçlu hissetmiyordum ya. Soyut bir şey olduğu için hiç çalmış gibi hissediyorum. Ama yaptığımın yanlış olduğunu biliyordum.

Ben şimdi senin yaptığının bir kademe daha kötüsünü yaptım. Kitapçıya gittim, orada oturup kitabı okudum. Ama yine çantanın içini kitaplarla dolduruyordum. Oradaki koltuklardan bir tanesi çıkıştaki güvenlik cihazları var ya, onun tam yanındaydı.

O yüzden çantayı oraya koyunca eğer içinde o aletlerden varsa, o RF vericilerden neyse artık onlar, Bip bip bip ötüyor. Ama ötünce tabii hiç bozuntuya vermiyorum. Ben orada oturuyorum sonuçta. Güvenlik görevlisi gelip bakınıyor etrafa, bir şey yok.

Ondan sonra o kitabı okurmuş gibi yapıp sayfalığın arasına çevirirken o şeyleri buluyordum, vericileri. Onları çaktırmadan çıkarıp koltuğa bırakıyordum. İşim bitince hepsini, artık temizlenmiş bütün kitapları çantama koyup çıkıyordum oradan. Orada bir operasyon da yapıyorsun, ameliyat yapıyorsun kitapları aslında.

2 saat falan sürüyor orada. Senin gibi kitap okurmuş gibi yapıp, bir de hırsızlık yapıyordum. Sonra bazılarını kendime saklıyordum. Bazılarını oradaki evsizlere falan dağıtıyordum.

Hani yine böyle işin içinde bir Robin Hood var, bir şey var. O yüzden kendimi çok suçlu hissetmiyorum. Peki evsizler nasıl karşılıyordu bunu? Yani kitap okuyorlar mıydı evsizler?

Bilmiyorum ne yapıyorlardı. O kitabı satıyorlar mıydı geri artık? Yani ben onu takip etmedim. Ama hani beni aralarında biraz kabul etmiş gibiydiler.

Ha bizim kitapçı geldi diye. Biliyorlardı beni yani. Bu da bizden birine benziyor. Bir gün biraz abarttım yani.

10 tane falan kitap çaldım bir seferinde. Eve geldim, baktım yarısını da istemiyorum aslında. Hani sırf çalmış olmak için çaldığımı fark ettim ve kendimi çok kötü hissettim. Geri kitapçıya girdim.

Bir köşeye bıraktım onları. Sonra çıktıktan sonra telefonla aradım. Sizden çaldığım kitapları geri getirdim. Kusura bakmayın diye.

Şurada duruyorlar diye. Bilmiyorum ne düşündüler. Ondan sonra da bir daha yapmadım. Peki abi evsizlerde şöyle bir şey gelişti mi?

Zamanla kitap okuya okuya artık bir ev almanın belki de zamanı geldi. Sürekli emlak kitapları veriyorum. Başka işlediğim suç ne olabilir? Çalıştığım yerde kütüphane var.

Ortada genelde yalnız oluyorum. Sigara içmek yasak tabii kapalı alan. Bazen orada yalnız olmanın verdiği rahatlıkla elektronik sigara içerdim abi. Namussuz meretten de çok duman çıkar.

Bir gün böyle kütüphanede tek başıma işte derin bir nefes çektim, bayağı bir çektim. Bir anda iki tane kadın geldi içeri, dediler ki kütüphane kaçta kapanıyor biliyor musun? Ben sadece nefesimi tuttum yani onlara bakıp. İçim duman dolu çünkü.

Bütün hücrelerim duman basmış durumda. Beyefendi duydunuz mu dediler. Bakmaya devam ettim. Beyefendi iyi misiniz dediler artık.

Yani mal mısınız, niye cevap vermiyorsunuz? Sağır ve dilsiz misiniz gibi. Ben beşte dedim ama her yerimden dumanlar çıktı. Sanki kadınlara prodüksiyonunu cevap vermek için duman üretiyor gibi oldum.

Yani bir saniye, dumanla beş yazacağım, içinden de ok gibi bir altını çizeceğim dumanla. Öyle ufak yasaklar deliyorum. Hüküm giyecek kadar bir suç işlememişim. Hiç belki böyle suçlularla, ciddi suçlularla bir yakınlığın oldu mu?

Sen sordukça anılar depreşiyor. Kriminal saç tıraşı diye bir şey gündemimize geldi, biliyor musun? Hiç gördün mü? Hiç bilmiyorum, nedir?

Tas kafa tıraşı diye bir şey var. Daha çok suç işleyen kardeşlerimizin tercih ettiği bir model olarak bilinir. Belli bir önyargı da yaratıyor. Ben bu önyargıya katılmıyorum.

İnsanlar saç tıraşlarına göre kategorize edilemez. Çok kötü olmadığı sürece. Bir gün gece geç saat eve gidiyorum. Kriminal saç tıraşlı bir dostum da köprünün altında, yaya geçidin altında duruyor.

Açıkçası korktum. Ama kendimi teskin etmeye çalışıyorum. Seçkin dedim, sakin ol. Önyargılara gerek yok şu an.

Bıçaklanmanı gerektirecek bir şey yok. Kulağımda kulaklık var, kulaklığı kökledim. Göz teması kurmadan çocuğun yanından geçip gideceğim. Neyse çocuğun yanından geçtim, tam böyle rahatladım falan.

Bir anda arkamdan bir el dokundu bana. Vaa diye bağırdım falan. Çocuk da korktu, geri attı kendini. Ağabey dedi, çakmak isteyecek miydin?

Niye bağırıyorsun? Manyak mısın? Tipin ne acayip? Vırkıcı mıdır nedir?

Benim önyargılarım çocukta da varmış meğersem. Sakallı makallı geliyorum geçen bir yarısı. O da korkmuş. O da şu anda başka bir podcast ile seni anlatıyor.

Evet, birbirimizi korkuttuğumuzla kaldık. Bir rap şarkıda benden bahsediyor olabilir çocuk şu an. Bir şey olmadı sonra ateşini veremedim. Birbirinizi korkuttuğunuzu da kaldırdı.

Hayatımda bir haftalık bir dönemim var. Teknik olarak suç işledim çünkü Jamaica'ya gitmiştim. Jamaica'ya gitmen kendisi bile suç gibi mi? Kendisi bile suç.

Şimdi oraya herkes kafayı bulup takılmak için gidiyor. Aslında kafayı bulmak yasal değil. O zamanlar ot içmek falan suçtu. Jamaica'da da mı suçtu?

Evet, o zamanlar suçtu. Şimdi bilmiyorum nedir. Nasıl kendini bilmez bir ülke olabilir? Onlara da hakkını yemeyelim.

Pratikte hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü bütün turizmleri buna bağlı. Amerika'dan öğrenciler geliyor bahar ayında. Ekonomide tamamen buna göre şekilleniyor.

Onlara ot falan satıyorlar. Herkes kafayı buluyor. Biz de öyle bir tatil yaptık. Şöyle bir gariplik var.

Şimdi geliyorsun, daha havaalanındayken sana ot satmaya çalışıyorlar. Yani havaalanından çıkmamışken orada bagajını taşımak isteyen adam gelip sana ot satmaya çalışıyor. Tamam, istemiyorum falan diyorum. Hani istiyoruz da daha değil.

Kazıklanacağız kesin orada. Havaalanında döviz değiştirmezsin, ot almazsın. Bunlardır yani kuralı. Çıkalım da öyle yapalım diyoruz.

Çıktık daha kapı açılır açılmaz başka biri geldi. Zar zor minibüse girdik. Şoför zaten direkt ister misiniz dedi. Hayır mahir oturduk.

Bütün minibüs bizim gibi tiplerle dolu öğrenciler. Hepimiz birbirimize bakıyoruz. Hepimiz aynı tecrübeyi yaşamışız. 2 dakika sonra falan Muavin bir torba açtı, bize ot satmaya çalıştı.

Ama yani daha profesyonel. Torbanın içinde çeşit çeşit şeyler vardı. Tamam dedik, buradan alacağız artık yani. Hepimiz orada karar verdik.

Ondan sonra karanlık bir yerde durdu, başka bir araba geldi yanımıza. Kapılar açıldı ve içeri kasa kasa biralar. Bira satışı başladı. Siz daha ayağınız Jamaica toprağına basmadan... Bastı yani 10 dakika falan geçti ve hepimiz suç işlemiş vaziyetteyiz teknik olarak.

Ama zaten şoför de içkili. Onun yanında bizim yaptığımız şey önemli değil. Bu arada bize bunları hepsini anlatmışlardı daha önceden. Oraya gitmiş olan arkadaşlar, geçen sene gitmiş olan arkadaşlar ve biz inanmıyoruz yani.

Hani bu kadar da abartılı değildir diyorsun ve gidip 10 dakika içinde her şeyi yaşıyorsun. Filmin koptuğu yer bende şuydu. Muavin geldi ve arkadaşlar aranızda bunu sarmasını bilen var mı diye soru sordu. Biz bilmiyoruz yani.

Ben içiciyim abi, yapıcı değilim, sarıcı değilim. Hatta içici de değilim o sırada yani ilk defa deneyeceğim. Tamam dedi ve her gruba gidip sarmasını öğretti. Siz bir workshop'a katıldınız gibi. Evet.

Bir torba ot, onun içinden bir kısmını aldı ve bize öğretiyor sarmasını. Kocaman böyle şişman pro gibi bir şey yaptı. 10-15 dakika daha geçtikten sonra otobüsteki manzarayı şöyle anlatayım. Tamamen duman altı, tamamen.

Reggae müzik çalıyor böyle. Şoförün elinde bira şişesi var. Tek şeritli bir yoldan geçiyoruz. Gecenin bir vakti herif aşırı hızlı.

Her an ölebiliriz. Herkes kafayı bulmuş, şarkılar söylüyor. O haldeyken bir checkpoint'e geldik. Askeri bir noktaya.

Ve bizim minibüsü durdurdular. Minibüsün kapısı açılınca dışarı böyle bir duvan çıktı ve asker içeri girmeye çalışıyor. Asker öksürüyor. Dedim biz gittik.

Hiç umurlarında değil. O işi zaten o gün 10 kere yapmışlar. O halde biz öyle otele geldik. Otel dediğimde pansiyon.

Pansiyondakiler bize ot satmaya çalıştı. Yok falan. Ve oradan aldığımız ot bize bir hafta boyunca yetti. Sonra da hatırlamıyorum ne yaptığımızı.

Bir hafta boyunca böyleydik. Sana şunu diyecektim, bütün bu muhabbete şuradan başladım. Gece şimdi orada bir yerden dönüyorsun, karnın acıkıyor. Hani bizde şey yersin ya, midye bilmem ne.

Orada da onun bir muadili var, jerk chicken diye bir şey. Mangalda işte tavuk yapıyorlar bir soslu. Ama bizim jerk chickenci, bizim pansiyonun önünde olan, dünyanın en pislik adamı, ilk günden çantasını açtı. İçinde böyle kutu kutu değişik uyuşturucular var, yani otun ötesinde şeyler.

Hangi renkte kadın istiyorsunuz? Eğitim oradaki kriminal merkez. Ve haftanın her günü oraya gidip, adamla günde iki kez muhabbet ediyoruz. Her seferinde bize daha da kötü şeyler satmaya çalışıyor.

Arkadaşları geliyor, tam böyle pislik tipler. Tavuğu da mı o satıyor? Tavuğu da o satıyor. Bu nasıl geniş bir yelpaze?

Bazı iş kollarını da başka insanlara bıraktı. Bu nasıl bir tekelcelik anlayıcı? Silah satıyor ya silah ya. Kim alır silahı cört çıkıncadan?

Bir de bizim gibi insanlar oraya gelmiş, alt tarafı kafayı bulmak isteyen insanlar. Ne işimiz olur bunlarla? Ama başımıza hiçbir şey gelmedi. Ne paramızı gasp etti, ne bizi tehdit etti.

Kafa da tipler zaten. Baya ilginçti yani. Dünyanın en pislik insanları, baksan herhalde suç sicili sayfalarca ediyordur ama nihayet güzel geçindik. Belki de o da emir kulu, silah biliyorum almayacağınız ama size teklif etmek zorundayım.

Supervisor'ım yoksa burada kızar. Ben günde belli bir insana bunu teklif ettim, bildirmek zorundayım. Yoksa kotonun altında kaldığım zaman üstlerimden fırça işitiyorum gibi. Tabii ki ben de biliyorum Kaleçnikov falan almayacaklarını.

Suçu şu açıdan da seviyorum, inanççılara göre hayatta bir suçla başladı ya, Adem elmayı yedi, işte Havva'nın da bir takım manipülasyonları sonucu bir suç işledi ve hayat başladı dünyaya. Suç bir yandan çok kurucu bir şey. Evet, ilk günah. Yani bahçelerden meyve çalan çocuklar aslında Hazreti Adem'in sünnetini de yerine getirmiş oluyor gibi geliyor.

Sen biliyor musun, İslam'da bunun üstünde duruyorlar mı? Tabii, tabii. Cennetten kovulma hikayesi İbrahim'i dinlerde ortak sanırım. Dünyadaki hayatın suçla başlaması fikri hoşuma gidiyor.

Yani bir suç işleniyor ve alakası bir şekilde bize de giriyor olay yani. Babanın işlediği suçların çocuklarına geçmesi hikayesi o. Suçun şahsili ilkesi çiğnenmiş. Tabii zaten ilk günahla doğuyorsun bir bebek olarak.

Ondan sonra kurtulman lazım kilise aracılığıyla. İslam'da her bebek masum doğar. Teoloji nasıl bilmiyorum da Hazreti İsa da insanlığın günahları için acı çekiyor aslında. Bütün insanlık için bedel ödemiş oluyor.

İslam'da öyle bir şey yok. Suçu kendin işliyorsun ve cezayı da kendin çekiyorsun gibi bir durum. Hristiyanlık da yani duble hakikaten seni töhmet altında bırakıyor. Suçluluk duygusu duymadığı istiyor.

Hem günah için hem de Hz. İsa'nın şileleri için. Hem bir minnet duygusu var hem de vicdan azabı var. Yani birileri senin için bedel ödüyor ve sen gelip burada mal gibi takılıyorsun.

Yani inanılmaz bir sorumluluk yükleniyor sana. Psikolojik olarak bakarsan süper bir sistem aslında. Bir yandan da saçma tabii çünkü başkasının işlediği suçla yükümlü tutulmak ya da başkasının ödediği bedel için borçlu hissettirilmeye çalışmak belli bir şeyden sonra artık tutmamaya başladı. Ben orada sana biraz şeytanın avukatlığını yapayım.

Şimdi tabii ki dedenin dedesinin dedesinin suçlarından sorumlu tutulmak saçmalık yani. 2000 sene önce yaşamış bir adamın çarmıhta gerilmesi yüzünden. Ama uzun bir süre doğrudan babanın suçlarının seni etkilemesi onu motive ediyor. Yani doğru düzgün davranman için bütün ailen etkilenecek.

Bizim bildiğimiz anlamda şimdi birey de olmadığı için daha aşiret olarak hani klan olarak düşünebiliriz. İçinde bulunduğun herhangi bir hareket işlediğin herhangi bir suç doğrudan klanını etkiliyor. Kan davası da öyledir ya. Ben sizin aileden birini öldürüyorum.

Sen de bizim aileden birini öldürüyorsun. Yani burada bireyler önemli değil. Ölen kişi suçlu mu değil mi? Yani karşılıklı birileri gitsin gibi düşünüldüğü için aslında.

Orada bir süper organizma var. Süper organizmalar klanlar. Bunlar birbirleriyle savaşıyor aslında. Evet, tekil bireylerin özgürlüğü hiç önemli değil orada.

Murat mı ölmüş karşıdan, İbrahim mi, Ethem mi? Fark etmez, birileri ölsün de. Çünkü neden? Bizim klandan da birileri öldü.

Bir eleman eksildik. Şu açıdan da bakabilirsin. Anan, baban suç işlerse, bu senin hakkında ne söylüyor? Bir kere seni yetiştirenler onlar.

İkincisi de onların kanını taşıyorsun. O zamanlar genetik nedir bilmiyorlar da, yine kan önemli bir şey. Soy önemli bir şey. Bir fikirleri var.

Sonuçta hayvan yetiştiriyor bir insanları. O hayvandan anlıyorlar bazı özelliklerin nesiller boyunca devam ettiğini. Sadece mekanizmasını bilmiyorlar. İşte bunun babası suç işledi, bu da kanı bozuktur.

Kanı bozuk ifadesi tam doğru bir ifade. Çünkü soyda kanla çok alakalı bir şey. Tabii biz suça dışarıdan bakıyoruz diyelim. Bir klan için suç olan bir şey.

Diğer klan için övünç meselesi olabilir. Mesela bir klan at çalmakla övünüyor. At hırsızı klanı. At hırsızı klanı bununla övünüyor.

Biz o kadar iyi at çalarız ki onlar için suç bile değil. Ama diğer klanlar için suç olduğu zaman işler değişiyor tabii. Bunun babası at çalardı. O zaman oğlunun da çalması beklenen sonuç gibi düşünülüyordu belki de.

Bizim bu anlayışı değiştirmemiz çok yeni aslında. Doğrudan ananın, babanın yaptıklarının seni etkilememesi, kan bozukluğunu düşünmememiz veya yetiştirme bozukluğunu düşünmememiz... Hayır, hayır. Her çocuk tamamen kendinden sorumludur.

Yasal açıdan herkes aynı yerden başlıyor. Herhalde 500 sene önceki insanlara çok çılgınca geliyordur. Yani oğlum siz aptal mısınız diyecekler bize. Tabii ki bu daha çok suça yatkın olacak.

Babası at hırsızı, onun da babası at hırsızıydı. Bireyin icadıyla alakalı bir şey bu tamamen. Hukukun insanları tekil olarak, birey olarak kabul etmesiyle alakalı bir şey. bir dakika burada suçun şahsiliği diye bir ilke ortaya atıyoruz ve bundan sonra bu şekilde herkes sıfırdan başlayacak suçun şöyle bir özelliği de var abi yani suç tanımını kim yapıyor aslında hani suç tanımını yapabilmek iktidar olmakla alakalı bir şey bir tane Sovyet fıkrası vardı sarhoş bir adam Moskova'da Kremlin meydanında bağırıyor işte diktatöre ölüm kahrolsun diktatör falan diye bağırırken bir tane gizli polis bunu tutuyor götürüyor yoldaş Stalin diyor bu böyle böyle diyordu işte falan Sarhoş adam da biraz ayılıyor kendine geliyor yani yediği bokun farkına varıyor yoldaş diyor ben diyor Hitler'i kastetmiştim diyor Stalin gizli polise dönüyor peki diyor sen kimi kastettin Bir anda küçük bir manevrayla, bir bağlam değişince suçlu konumdan seni yakalayan gizli polisi suçlu konuma itebiliyorsun.

Çok kaygan bir zemin de var. Özellikle siyasi suçlarda konjonktür değişince bir anda kahraman da olabilirsin. Hep öyleydi. Dediğin doğru.

Bence bütün insanlık tarihi boyunca öyle. Hala da öyle. Ve her seviyede geçerli. Senin dediğin daha kişisel seviyede.

Krala ihanet gibi. Bir de devlet seviyesinde de böyle. Geçen hafta Venezuela'nın başkanını aldı, koydu helikopteri, uçak gemisine getirdi. Millette keriz gibi legalliğini tartışıyor.

Amerika içinde de tartışma var. Kongreden izin almalı mıydı, almamalı mıydı, müttefiklerimize haber vermeli miydi? Adamın gücü yetti, yaptı. Bir tane daha örnek vereyim sana.

Yeni öğrendiğim bir şey. Bunların hepsi yanlış olabilir bu arada. Hepsini tembel tembel sosyal medyadan öğren. Şimdi uyduları düşündüm.

Uydular tepemizde dolanıyor ya. Normalde eğer ben gidip evinin üstünde mesela 10 metre üstünde bir drone uçurursam, senin hakkını ihlal etmiş oluyorum. Belli bir yüksekliğe kadar orası senin alanın. Ülkelerde de böyle.

Şimdi o sınır nereye kadar gidiyor? 1 kilometre mi? 3 kilometre mi? 5 kilometre mi? Bu uydu işi başlayınca o bir tartışma konusu oldu.

Kara sınır var, deniz sınırı var, bir de hava sınırı var yani. Yükseklik olarak da. Tabii hava sınırı var. Eskiden hiç düşünmediğin bir şey.

Şimdi burası yalan olabilir. Bence en zevkli kısmı da burası. Millet diyor ki, biz uyduları ekvator üzerinden geçirelim. Oradaki ülkelerin zaten uydularla iş yok.

Afrika'da, Karayipler'de, Maripler'de insanlar ne alakası var uydularla? Onların hava sahasını ihlal edelim. Birbirlerimizin hava sahasını ihlal etmeyelim. Şey gibi, bu vergi cennetleri gibi.

Orası da uydu cenneti. Orası da uydu cenneti olsun diyorlar. Ondan sonra onlar hak iddia ediyor. Bize kira ödemek zorundasınız diyoruz ama bizim hava sağlığımızı kullandığınız için.

Başvuruyorlar Birleşmiş Milletleri. Ondan sonra diğerleri bir araya gelip tekrar kuralları değiştiriyorlar falan. Hayır, orası sayılmıyor. Artık yeni kural, herkesin hava sahası 100 kilometreye kadar gidiyor.

Ondan sonrası herkese serbest. Kafaya göre bir düzenleme getiriyorlar. Kafaya göre bir düzenleme getiriyorlar. Her türlü düzenlemeyi kafana göre yapabilirsin.

Bu Maduro konusunda, Maduro'nun kaçırılması konusunda bir haber vardı. O benim çok ağrıma gitti. Şimdi Maduro'ya operasyon düzenlenmeden önce soruyorlar. Diyorlar ki, istersen Türkiye'ye gidebilirsin.

Ve adam reddediyor. Ben hali hazırda Türkiye'de yaşayan bir insan olarak o kadar ağrıma gitti ki bu. Bize kimse seçme şansı bile sunmadı. Biz burada başladık ve aşağı yukarı memnunuz.

Ne oldu ki yani Maduro? Ne yaptık biz sana? Nusret'te gelip et yerken iyiydi. Etlerin götünü tokatlayan adamla kanka olurken iyiydi.

Ne yaptık sana ya? Şimdi gör Amerika hapishanelerinde hukuksuz bir şekilde yargılan da gör. Yani şu kötü, adama acaba seçenek sundularmış öyle. Ya Türkiye'ye gidersin ya da seni Amerika'da hapse tıkarız dediler de adam yine de Türkiye'ye gitmek istemedi mi?

İki halde de kötü ama. Evet, ben bunu kişisel algıladım ve ağrıma gitti biraz açıkçası yani. Bu şey mesela Kanada'nın lideri 2-3 gün önce bir konuşma yaptı. Büyük yankı uyandırdı.

Ben içeriğine dikkat etmiştim. Çünkü artık bu kural bazlı düzen bitti. Bu Amerika bizi sürekli tokatlıyor artık. Gümrük vergilerini silah olarak kullanıyor.

Yok Grönland'ı ele geçireceğim bilmem ne. Yeter artık diyor. Yani bizim gücümüz tabii ki belli ama bizim gibi orta güçlü, orta büyüklükteki ülkelerin birleşip bunlara karşı bir denge unsuru olması lazım. Millet de işte şey diye tepki gösterdi.

Siz sağa solu bombalarken iyiydi, bilmem ne yaparken. Ben de bunu düşündüm. Ulan adamın kural bazlı düzen dediği şey, onunla Kongo arasındaki bir anlaşma değil zaten. Kağıt üstünde öyle olabilir ama esas anlaşma onunla diğer gelişmiş ülkeler arasındaki anlaşma diyor.

Şikayet sebebi aslında şu, sıra bize geldi. Biz böyle olacağını düşünmemiştik. Evet, yani bize de gelmez diye düşünüyorduk. Zaten biz aramızda anlaşmıştık.

Bizim bahsettiğimiz kural değil yani. Biz yine orada yokuz. Ya bu benim aklıma şey getirdi, Magna Carta var ya. Genelde hani demokrasinin başlangıcı olarak falan anlatılıyor.

Magna Carta'nın aslında normal insanlarla kral arasındaki bir anlaşma olmadığını anlamak lazım. Yani normal insanların haklarıyla alakalı değil. Lordlar arasındaki bir anlaşma. Hani derebeyleri ve kral arasındaki bir anlaşma.

Bu da iyi bir şey. Yani bu aslında hakikaten gelişmenin bir sonraki seviyesi. Bunların arasındaki kural bazlı düzende bu. Yani Afganistan serflere muadil.

Onlarla bir alakası yok o düzenin. Bu her zaman böyleydi. Batı'nın ikiyüzlülüğü diye bir klişe var artık. Bu doğru.

Klişe zaten doğru bir şey. Ama ikisinden de bıktık. Bu Batı'nın ikiyüzlülüğü, Doğu'nun da yüzsüzlüğü. Şu ikilemde kalmaktan o kadar sıkıldım ki.

İran'da despot, berbat bir rejim var. Sıradan insan bunlardan kurtulmaya çalışıyor. Gündelik yaşama, kadınların kıyafetine karışan bir molla rejimi. Ama yerine de Şah'ın oğlu falan gel.

Ya Şah ne ağa, biz ne yaşıyoruz ya? İşte Maduro, evet rejim, korrupted bir rejim. Gelen şey de bir hükümet bile değil, Amerikan petrol şirketleri falan gelecek. Sıradan insanla ilgili yine hiçbir şey yok ortada.

Yine hayatı berbat olacak yani. Bu ikilemden aşırı sıkıldım. Evet, içkar artıcı bir şey. Bizim hepimizin standardı biraz aşırı yüksek.

İnandık bu düzene. İnandık doktorlara. Öyle yetiştik çünkü. Barış içinde yetiştik.

Genel bir dünya barışı içinde yetiştik. Uluslararası ticaretin standart olduğu bir dünyada yetiştik. Birleşmiş Milletler'in standart olduğu bir dünyada yetiştik. Bunların hepsi yeni.

İnsanlığı da aynı yolda hep gidecekmiş, ilerleyecekmiş gibi düşünüyoruz. Bir de tabii şey de var. Beklentilerimiz ekstra yükseldi. Bu tarihlerde artık Mars'ta koloni kuracağımızı düşünüyordum çocukken.

Bütün insanlığın birleşeceğini, kansere çare bulacağımızı, uçan arabalar falan bütün klişeleri düşün işte. Hiçbirinin olmadığını görünce ve hala bu senin dediğin gibi şeylerin devam ettiğini düşününce, sürekli ilerleme fikri bozulunca insan hakikaten bir şeye düşüyor. İlerleme bozulduğu gibi, kansere çare bulunmadığı gibi yeni saçma sapan virüsler falan da çıkmaya başladı. Bu jetgillerdeki hayat olmadığı ve şu an sadece elimizde şu var, chat GPT, yapay zeka, onunla muhabbet ediyoruz.

İçimizi döküyoruz. Teşekkürler. Bari vaat etmeseydiniz. O jetgiller çizgi filmi olmaması gerekiyormuş.

Biraz erken gaza getirildik. Çok erken gaza. ve bu da bir suçtur abi yani yapamayacağın şeyleri vaat etmekte suçtur bence madem öyle bağlıyım Sence televizyon dizilerinin veya filmlerin suçla bağlantısı nasıl? Suça bakışını nasıl etkiledi?

Ben mesela kendime bakıyorum, çok kısaca söyleyeyim sana. En çok sevdiğim diziler, filmler hepsi suçla alakalı. Hapisten kaçıyorlar, hapse giriyorlar, kahraman avukat mahkemelerde geçiyor. Sicili temiz olan bir kahraman hemen hemen yok gibi değil mi?

Adliye-sicil kaydına baktığımız zaman. Ya bu şeyden mi kaynaklanıyor acaba? Bunu ben de çok düşünüyorum. Diziler, mafya dizileri insanları suça özendiriyor.

Şey demek gibi biraz. Netflix hepimizi gay yaptı. Ortam ona müsait. Sebeple sonucu biraz tersten okuyoruz gibi geliyor bana.

Bir yandan da şu da var. Yani hikaye oluşturmanın kolaylığı da öyle. Ben mesela her gün işe gidip gelen bir insanım. Hiç suç işlemiyorum.

bundan bir hikaye çıkması zor yani bu adamın hayatında bir suç olması lazım ki bir hukukla başını belaya sokması lazım ki izlenir bir şey olsun o zaman şey olsun bütün televizyonlar işte devlet televizyonu özel televizyonlar hepsi 24 saat 24 TL tabileri yayınlasın ve suç ortadan kalksın böyle bir şey de olmayacak yani bunu biliyoruz yani Evet, ama şu ilginç. Böyle zıtlıklar veya mücadeleler anlatabilirsin. Veya aldatır biri birini. Böyle bir drama yaratabilirsin.

Ama cinayet mesela çok orantısız vaziyette. Gerçekte cinayet oranı çok düşük birçok ülkede. Ama bütün bu dizilerde sürekli cinayet bir şeyler oluyor. Olmasın demiyorum, bunlar cinayete özendiriyor bizi demiyorum.

Belki de tam tersine, zaten günlük hayatta çok nadir olduğu için bunlar daha ilginç geliyor. Yani onu düşündükçe hani benim sevdiğim dizilerin, izlediğim dizilerin kaçta kaçı cinayet üstüne kurulu. Bu polisiye dizileri acayip meraklıyım mesela. Onların içinde de seri katillik orantısız vaziyette.

Gerçekte yine cinayetler zaten az, onun içindeki seri katil oranın iyice az. Televizyonlarda, dizilerde bu orantsız biçimde fazla. İnsanların bir merakı var bu işlere. Evet, çünkü hiç bilmediğimiz bir alan.

Çok kolay yedirilebilecek bir şey bu. O insanlar kendisi de bu dizileri izliyor mu bilmiyorum. Bir çete reisi oturup çetelerle ilgili bir diziyi izliyor mu bilmiyorum. Ama şunu duymuştum.

Mesela Godfather yayınlanınca aslında Amerika'daki mafyatik örgütlenmeler çok takım elbise falan, giyime kuşama dikkat etmeyen insanlarmış. Sinemada izleyince demişler ki, biz de takım elbise giyiyoruz. Sanat hayatı taklit edecekken insanlar sanatı taklit edip takım elbise giymeye başlamışlar yani ilginç bir şekilde. Bütün mafya babaları birer kedi sipariş etmiş.

Demek ki bu işin raconu bu deyim. Bir kedi edinmek lazım yani yaz kedi ya. Ama şöyle bir etki var mesela CSI diye bir dizi vardı ya. CSI Miami CSI değişik.

Franchise gibi yayıldılar yani. Her şehirde çekiyorlar. Neyse bu başladıktan sonra millette şöyle bir beklenti oluşmuş. Bütün suçlar DNA ile çözülür.

Her böyle cinayeti soruşturan 5 tane dedektif var. DNA örneklerini gönderiyorsun. Yarım saat içinde cevabı geri geliyor veya aynı gün içinde çözüyoruz falan. Tabii böyle tek seferde değil de seneler boyunca göre göre insanların beklentilerini çok değiştirmiş.

Senin dediğin gibi hani biz o dünyada olmadığımız için. Bize ne gösterilirse onu öyle zannediyoruz. Tabii. Hem işin suç tarafında yoksun, hem de suç çözme tarafında da yoksun.

Ne bileyim ben şimdi DNA örneği ne kadar zamanda çözdüğü veya parmak izi alma işi mesela. Böyle hep silahları falan temizliyorlar ya. Hiç onun gerçekten nasıl işlediğini bilmiyoruz ya, oradan inanıyoruz işte. Bütün adalet sistemini de etkiliyor, özellikle jüri sistemi olan yerlerde.

Jürideki herkes 20 sene boyunca böyle şovlar izlemiş. Gördüğü kanıtları ona göre değerlendiriyor. Gerçek bürokrasi de asla böyle işlemez. Bugün örnekleri verdim, yarım saat sonra sonucu aldım.

Böyle bir şey olmaz. Olmaz. Bir ay sonra gün verirler, kala kalırsın. Benim çok sevdiğim dizilerden biridir House.

Yani onun suçla bir alakası yok da aynı formüle oturtmuş. İşte dahi bir doktor var. Bunun bir takımı var etrafında. 4-5 tane böyle genç doktordan oluşan.

Ve kimsenin çözemediği vakaları bunlara veriyorlar. Sadece o vakayla uğraşıyorlar. Gerçek hayatta böyle bir şey olabilir mi? Yani onların her birinin maaşı 500-600 bin dolar.

Tamam mı? Doktorun maaşı 1 milyon dolardır. Şimdi sen öyle bir ekibi, 5 kişiden oluşan ekibi bir hafta boyunca tek bir vaka üstünde çalıştırabilir misin? Yani başkanın oğlu musun sen kardeşim?

Dr. House gel bakalım sen acilde bir gece çalış. Bakalım teşhisler nasıl oluyor? Yani şov içinde de onunla dalga geçiyorlar gerçi.

O kadar da böyle alakasız değiller ama yine de bütün formül onun üstüne kurulu. Dedektiflik hikayeleri de öyle şimdi. 3-4 tane dedektif bir vaka üstünde çalışıyor. Yani sanmıyorum hiç.

Gidip donut monot yiyorlardır yani mesailerin yarısında. Belki bir tek o donut sahnesi gerçekçi. O bile aslında bize o filmlerden gelmiyor. Dalga geçtiğimiz şey bile aslında yapar.

Sonuç olarak bütün bu jürilerin beklentileri her şekilde değiştiği için savunma tarafı ve savcı tarafı ikisi de jürileri eleyebiliyor. O eleme testleri ona göre değişmiş artık. Filmlerde gördüklerini sorup, bu tamamen olayı yanlış anlamış diye bazı jüri üyelerini eliyorlar. Bu artık fantazi dünyasındayız.

Bir de şey var mesela aklıma gelen. Suçluların aşırı zeki olması. İşte yine hikaye anlatabilmek için. Hem dedektif çok böyle kendini vermiş oraya takımıyla beraber.

Suçlunun da kendisi dahi. Hiç normal böyle gasp, yaralama. O suçlular da çok zeki gibi gelmiyor bana. Düz.

Suçları %99'u falan. Bu şekilde yani. Nedir mesela en ünlü örneğin? Hannibal Lecter.

Yamyam bildiğin alanının en iyi doktoru. Her şeyi bilir, şarabı bilir, şiir yazar. Sen nasıl bir Rönesans adamısın? Belki de doğrudan insan eti yediği için protein alımı konusunda... İster istemez bir sağlık trendi yaratacaksın yine.

En yararlı et insan etidir. Bunun hakkında çalışmalar var. Suçların IQ seviyeleri konusunda. Ortalamaları normal seviyenin altında.

Hatırladığım figür 90 küsurdu galiba. Ortalama 100 ise bunlarınki 92. Şöyle de ilginç bir korrelasyon var. Suçun şiddeti arttıkça, kötülüğü, vahşeti arttıkça IQ da düşüyor.

Peki abi şeye ne diyorsun? Kader mahkumu diye bir şey var mı sence? adamda her şey var cinayet, gasp, yaralama, dolandırıcılık var, hırsızlık var sorunca da böyle af talep edince de böyle ailesine bakıyorsun kader mahkumu ya sen bu kadar kriminal bir kader senaryosunun nasıl figüranı oldun yani hiç mi özgür iraden yok bu şeyde yani spinoza mezarına kalkıp gelse senin elini öper yani tamamen deterministik süreçlerle suç işleyen bir makinesin sen o zaman Şöyle bakmak lazım, çok fakirsen ve kötü bir mahallede yetişmişsen, ailenden şiddet görmüşsen, elbette ki senin suça yatkınlığın artıyor. Yani kat ve kat artıyor.

Ben onların hiçbirini yaşamadığım için şanslıyım. Şimdi ben onlardan çok daha ahlaklı olduğum için suça karışmış değilim. O ortamı yaşamadın. O ortamı yaşamadım.

Ailem düzgün. Benim bir suça karışmam için gerçekten o işe gönlümü vermiş olmam lazım. Ailem hiç desteklemedi. Ne yaptıysam kendi çabalarımla yani.

Ödül alırken söyleyeceğim. Aileme hiç teşekkür etmiyorum. Bu suçu tamamen kendim işledim. Şimdi o bakımdan arada tabii ki atkınlık farkı var ama aynı soruyu tersten de soracaksın.

O şartlarda yetişen insanların kaçta kaçı o suçu işte? Yine çok düşük bir rakam çıkıyor. Yüzde yüz değil, yüzde elli değil. O zaman o kader mahkemesi abi lafının mantığı kalmıyor.

He, kader olsaydı yüzde yüz olması gerekiyordu. Şey aklıma geliyor, bu true crime diye bir janra var. Gerçek suç, yani gerçek suç öykülerini alıp, hikayeleştirip anlatıyorlar insanlara. Çok da podcast falan da vardır.

Tam podcast işi. En popüler podcastler zaten bu konuda. Şimdi bunun popüler olması zaten ilginç ama benim dikkatimi çeken şey, özellikle kadınlar arasında çok popüler bunlar. True Crime serilerinin %75 dinleyici kitlesi kadınlardan oluşuyormuş.

Yani her bir erkek başına üç tane kadın var. Godfather, Motherfather yine böyle o tip şeyler erkeklerle, mafya tiktizler erkeklerle özdeşleştirilmiş ya. Neden sence? Kadınlar gerçeklerle, hakikatle daha çok ilgileniyorlar sanırım ya.

İşte Müge Anlay'ı falan da daha çok kadınlar izliyor ya. Erkekler daha çok artistliğinde, o mafya babası, kediyi seviyor. Bunların çoğu tıraş yani ama true crime, birileri gerçekten suç işlemiş. Bu süreci merak ediyor sanırım kadınlar yani. Yani kimse bilmiyor zaten benim anladığım kadarıyla da değişik teoriler var.

Bir tanesi senin dediğin gibi işin gerçek süreciyle ilgilenmenin pratik bir yararı var. Hani orada sen simülasyonu yapıyorsun aslında. Ulan benim başıma gelirse demek ki bu şekilde kurtulurum. Ya da kurtulamam.

Veya kurtulamam. Zaten şuradan anlıyorlar bunu. Hikayenin hangi kısmıyla daha çok ilgilendiklerine bakıyorlar. İşte orasını kesmiş, burasını yırtmış falan böyle iğrenç detaylarıyla o kadar ilgilenmiyorlar da nasıl kurbanın kaçıp kurtulduğuna mesela o detaylara ekstra ilgililer veya katili anlamaya çalışıyorlar.

Onu modellemene sağlıyor. Herkes için aslında ilgi çekici bir yanı var bu işlerin. Çünkü ortada bir puzzle varsa özellikle de o suç hikayesini bir puzzle olarak sunuyorsan zaten puzzle çözmeye programlıyız ya biz de yani. Bir de internette herkes bunu tartışıyor, paylaşıyor falan.

Böyle bir kolektif dedektiflik yanı da var işin. Hep beraber puzzle yapmak gibi aslında. Evet, hep beraber puzzle yapmak gibi. Bunun üstüne de işte tabii yine dediğin gibi bu gizemli bir tarafı hayatın, bizim bilmediğimiz bir tarafı.

Onu kendi konforumuzdan yaşayabiliyoruz. Üstüne bir de böyle pratikte yarar var. Ulan bir gün başıma gelirse... Çünkü ben erkek olarak bunları düşünmüyorum.

Ben erkek olarak mal gibi şu şekilde yaklaşıyorum. Biri gelirse ben hemen kaçarım, şuradan koşarım. Biz genelde suça daha yatkınız ve daha çok kurban oluyoruz ama... Aslında en çok bizim ihtiyacımız var.

Biz de pek dinlemiyor çıktık. Bizim maruz kaldığımız suçlar daha çok organize suçla alakalı oluyor. Ama kadınların karşılaştığı suçlar genelde tanıdıklarından geliyor. Onları takip ediyorlar falan.

Daha uzun süreli bir şey. Daha böyle manyak kafalarla alakalı. Belki de oradaki ipuçlarını pratik faydaya çevirmeye çalışılan böyle acı bir yön de var. Öyle bir teorisi var işin.

Peki abi mesela Allah korusun büyük bir suç işledin. Bundan kaçabilecek gibi hissediyor musun kendini? O özgüven var mı? Ben hemen yakalanırım gibi geliyor.

Hemen çaktırırım. Yani terlerim, orada yüzüm kızarır. Hiçbir şey demelerine gerek yok. Ağzımı açmama bile gerek yok.

Zaten şeyden de çok korkarım. Diyelim odada beş kişi suçluyuz ama suçu ben işlememişim. Ama biliyorum ki orada aramızdan biri işlemiş suçu. Orada bile belli edelim.

Bırak kendim işlemeyi, ortamda bir suç işlendiği zaman bile aşırı korkarım. Benim üstüme mi kalacak? Hemen belli edeceğimi düşünüyorum. Bu yaygın bir şey.

Hatta dedektiflerin bir sorgu tekniği var. Klişeleri vardır. Yukarı bakarsan yalan söylüyorsun. Veya sana bir şey anlattırırlar.

Ondan sonra aynı olay çizgisini tersten anlatmalı isterler. Sorgu sırasında ne kadar stres emareleri gösteriyorsun, onu ölçmeye çalışıyorlar. Ondan sonra ona göre de ikna oluyorlar. Sen suçlu musun?

Millette diyor ki psikologlar da, ulan gerizekalılar, masum bir insanı da o ortama koysan senin gibi aynı stres tepkilerini gösterecek. Suç işlemesem dahi o bütün tekniklere 10-10 suçlu çıkabilirim oradan. Masum olmak daha büyük bir risk teşkil ediyor. Ben de senin kadar kesin terliye terliye kendime ele veririm diye düşünmüyorum ama kolluk kuvvetlerinin toplam zekasını aşacağımı düşünmüyorum.

Telefonumu şuraya atayım, çipini kırayım, buraya GPS yerleştireyim, tamamen bütün ipuçlarını yok edeyim, browser history mi değiştirip falan. Bir şeyleri unutursun kesin. O kadar metodik olamıyorsun. Çok basit bir şeyden gidiyorsun ya bile.

Ayakkabısının orasında böyle bir iplik bir şey kalmış ve hadi oradan gitti yani. Sinir bozucu bir tarafı da var ya. Her şeyi çok iyi ayarlamıştım, kaçabilirdim ama o son hayal kırıklığını yaşamak istemiyorum. Küçük bir şeyden batmak istemiyorum.

Tamam, ne siz yorulun, ne ben yorulayım. İtiraf ediyorum. Evet neyse inşallah o günleri görmeyiz veya dedektif olarak görürüz masanın diğer tarafında.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)