
6.358 kelime · ~32 dk okuma
Yaratıcılık konusuna yaratıcı bir giriş bulamadım ben. Ya maalesef öyle oluyor abi ya. Bir şeyin üzerine çok titizlenirsen gerisini getiremiyorsun. Can sıkıntısı konuşurken ona sıkıcı bir giriş yapmayı başardık istemeden de olsa ama yaratıcı konusuna yaratıcı giriş yapamıyoruz.
Sence nedir yaratıcılık? Senin kafanda var mı böyle bir tanım? Ya benim kafamda bir tanım yok açıkçası. Yani yaratıcı bir tanımım yok, yaratıcılıkla ilgili de.
Ama şunu düşünüyorum, neden yaratıcı olma ihtiyacı hissediyorum? Ya da hissediyoruz, hisseden insanlar neden hissediyor? Bunu sağlayan ilk baştaki şey ölümlü olmamız sanırım ya. Aklıma hemen bu geliyor.
Yani sonsuza kadar yaşamam garanti olsaydı sanırım hiçbir şey yapmazdım. Yani böyle boş boş takılırdım gibi geliyor. Hem üretkenlik açısından hem de o üretkenliğin yaratıcı bir şeyler olması açısından doğru bu dediğin. Hiçbir şey yapmazsın çünkü.
Evet. Hiç beni zorlayan bir şey yok ki. Hiçbir bitimsiz... Ay çok kötüymüş ya şu an kötü hissettim kendimi.
Herhangi bir yaratım sancısından daha kötü hissettiriyor böyle düşünmek. Hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Bir yandan harika gibi duyuluyor ama ölçek genişleyince tam bir cehennem yani. İşte Tanrı'nın sorunu bu.
Yani sonsuz hayatı var. Zamanın üstünde ne yapacak? Bizi yaratmış. Bir yaratıcılık işlemiş yine.
Sıkıntıdan bizi yaratmış. Tanrı demişken mesela aklıma şey geliyor bu. Eskiden bizim dini geleneklerde, İbrahim'in dini geleneklerde yaratıcılık aslında insana has değil, Tanrı'ya has bir şey olarak görülüyor. Evet, evet.
Bugün bile seni bir uyarırlar yani. Daha hassas insanlar ya. Yaratıcılık Allah'a mahsus. Lütfen ağzını topla.
Evet, evet. Yaratmak Allah'a mahsus. Onun yerine ne ikame ediyorlar bilmiyorum. O çok acayip bir şey.
Her şeyin orijinalini yaratıcılık olarak adlandıracağımız yeni şeyleri zaten aslında yeni bir şey yok. Onlar yaratılmış. Yaratılacaksa da onu zaten sen yapamazsın. Senin yaptığın şey yaratıcı bir insan olarak bizim kullandığımız anlamıyla bu zaten yaratılmış şeyleri tekrar keşfetmek.
Tanrı'nın işlerini yaptığı şeyleri tekrar biraz keşfetmek, açığa çıkarmak, insanlara anlatmak falan yaptığın orijinal bir şey yok yani o açıdan. yeni bir formla onları sunuyorsun sadece. İşte o da anca tanrı izin verirse, ilahi ilham gelirse sana, kutsal bir ilham gelirse onu yapabiliyorsun. Yani sen bir aracısın sadece, o tanrıdan sinyal geliyor ve onun yaptığı işleri insanlara açığa çıkaracak şekilde bir şeyler yapıyorsun.
Yoksa senin içinden gelen insana has bir yaratıcılık yok, kaynağı sen olan. Uzun süre böyle görülmüş yani bu iş. Bu bana çok ilginç geliyor yani. Şunu da sormuş olayım hemen.
Senin bir yaratıcılık tanımın var mı? Peki yaratıcılık nedir? Yok benim de yani ben bu konuda düşündükçe aslında yaptığım tanımların çoğunun başka kavramlarla ilgili olduğunu görüyorum. Mesela orijinallikle çok.
kesişiyor. Efendime söyleyeyim hayal gücüyle çok kesişiyor. Yani bunlar alakalı kavramlar ama biraz farklılar. Tam olarak yaratıcılık nedir?
Zaten burada da baktım sürpriz olmayacak şekilde yüzden fazla tanımı varmış literatürde yaratıcılık. Bir şeyin çok fazla tanımı varsa büyük ihtimalle tanımı olmadığından her aklına gelen bir şey söylüyor. Bu da çok ilginç bir şey. Tanım 10'u geçerse derim ki demek ki bu tanımsız bir şey.
Sadece sezgisel olarak kavramı. Bütün şey öyle. Bize çok basit gelen bir sürü şey. Can sıkıntısı olsun, yaratıcılık olsun, çeşitli bizim doğrudan tecrübe ettiğimiz şeyler.
O kadar basit ki kesin bir tanımı vardır. Herkes biliyor zaten diye düşünüyorsun. sonra biraz düşünmeye başlayınca aslında zor bir şey. Yani kağıda dökemiyorsun bunları.
Yani benim o yüzden yok. İnsanlar yüz tane tanım bulmuşlarsa benim de böyle hayır bunların hepsi yanlış. Ben yüz birincisini bulacağım ve doğru budur. Doğrusu budur.
Öyle bir şey demek istemiyorum. Ama genelde hani ben yaratıcılığı bir süreç olarak görüyorum. Yaptığın ortaya çıkardığın ürünün orijinalliğinden ziyade önce onun arasında bir ayrım yapalım. Hani orijinallikle yaratıcılık nasıl farklıdır?
Mesela bir insan sence orijinal olmadan yaratıcı olabilir mi? Ağabey, orijinal olmadan yaratıcı olabilir... ...ama yarattığı şeyler, yaratılmış şeylere çok benzer.
Çünkü orijinal değildir gibi böyle bir totoloji... ...totolojik bir cümle kullanmak istiyorum. Evet ama zaten öyle.
Yani mesela bak, çocuklar yaratıcıdır falan diyoruz ya... ...yeni şeyler yapıyorlar, daha önceden bilmedikleri şeyler. Ama yaptıkları her şey daha önceden yapılmış... ...başka çocuklar tarafından veya bizim tarafımızdan.
Yani hiçbir şey, daha önce yapılmamış bir şey yapan bir çocuk yok. Belki Mozart falandır hani. Böyle arada çıkıyor işte, 4 yaşındayken senfoni bestelemiş falan. Ama hani o öyle ekstrem durumlar dışında yok.
Ama yine de o çocuklara yaratıcı diyoruz, hiç orijinal işleri olmamasına rağmen. Belki acelem ediyoruz diyorsun abi sen. Ya dur bakalım, belki başka çocuklar da yapmıştır. Yok yok, yani ben şu açıdan diyorum.
Hani yaptığımız işin sonucuna göre değerlendirmemek lazım yaratıcılığı. O senin kullandığın süreç daha önemli. Çocuk hakikaten kendi açısından yeni bir şeyler üretiyorsa, o zaman ona yaratıcı diyebiliriz. Evet, bireysel bakmak lazım belki de.
Genele vurunca bütün çocuklar biraz, hadi çocuklar daha iyisi olabilirdi. Parantezini alınabiliyor yani. Bütün çocuklar biraz hayal kırıklıdır. Ulan size yaratıcı dedik o kadar.
Allah kahretsin sizi. Doğru düzgün bir şey çıkmadı oradan. Evet ben biraz daha bireysel bakıyorum. Bunun tersini de mesela sorabilirsin.
Yaratıcı olmadan orijinal olunabilir mi? Bence abi orijinal olmak tamamen bireysel bir şey. Çünkü bir fikrin orijinal olması çok zor artık. bir temanın orijinal olması çok zor belki formlar biçimler orijinal olabilir onlar bile çok zor ama orijinal olan her insan biriciktir klişe var ya gerçekten öyle bir fikir senin elinde neye dönüşüyor orijinal olan bu tamamen subjektif olarak bana ne gösteriyorsun çünkü yani düşünelim nedir temalar işte aşk ihanet, ayrılık, acısı, yani güneşin altında yeni bir şey yok.
Duygular bunlar. Toplasan 10 tane alt alta yazıyorsun. Ama bir insanın tek tek ayrı ayrı insanların gözünden bunlar nasıl anlatılıyor, nasıl ifade ediliyor? Orjinal olan bu bence.
Çünkü biricik olan insan olduğu için boş boşuna orjinal fikirler arayıp duruyoruz. Orjinal bir fikir yok aslında gibi geliyor bana. Evet, bence de. Yani bu biraz şey gibi hani Happy Topu birkaç tane nota var, kaç farklı müzik yapılabilir ki gibi.
Ama evet, Happy Topu birkaç tane tema var genelde işlenen. Ama yine de ortaya bir sürü şey çıkıyor. Bir sürü eser çıkıyor senin dediğin gibi o kişinin gözünden farklı göründüğü için. Yani mesela şu orijinallik konusuna bence de kafayı takmamak lazım çok.
Ben biraz daha teknik açıdan düşünüyorum. Mesela işte bu yapay zeka ile uğraşıyoruz. Yapay zekayı da geçtim. En basitinden bir rastgele sayı üreticisi.
Türkçesi odur herhalde. Random Number Generator. Bilgisayara basın işte bana rastgele bir sayı üret de. O da orijinal.
Daha önce hiç üretilmemiş bir sayı üretebilir sana veya daha önce hiç yazılmamış bir şeyler yazabilir bir sürü harfleri bir araya getirerek. O açıdan yaptığı orijinal olur ama ona yaratıcı demezsin o sürece. Çünkü onun yaratıcı olma çabası da yok. Yani bir üretim çabası da yok o şeyin, o yapay mekanizmanın.
O yüzden o çaba önemli. Onun farkında olmak önemli. Niyet önemli belki de. Niyet, evet.
Aradığım kelime oydu aslında. Niyet önemli. Onlar olmazsa olmuyor. Ama sonuca bakarak değerlendirirsen, o makinenin yaptığı daha orijinal olabilir.
Bir şairin yaptığından mesela. Evet, ama ben şeyi çok seviyorum. Bunu söyleyecektim. Açtın, iyi oldu.
Yapay zeka ve sanat, işte yapay zeka ve yaratıcılık. Benim çok sevdiğim bir kavram var. İnsan faktörü. Bu irasyonel mi?
İnsan rasyonel mi davranıyor? Bir şeyleri kağıt üstünde yapıyorsun böyle. Çok güzel gözüküyor. Çalışacak gibi.
Sonra bir şeyler uzmanların istediği gibi gitmiyor. Yetkililerin istediği gibi gitmiyor. Ve diyorlar ki biz insan faktörünü göz arda ettik. Yapay zekanın problemi de bu bence.
İnsan faktörü olmadığı için asla sanat hissi vermiyor bana. Çünkü orada bir şey görmek istiyorum. İnsanın o kurcalayıp bozan, bazen kusurluğu, bazen neye niyet, neye kısmet. Onu görmek çok daha hoşuma gidiyor benim.
Bir şeyler yapmak istiyorsun, bir fikrin var. Yola çıkıyorsun, o yolda bambaşka bir şey oluyor. Yani çok daha hesapsızca gelişen, insanın oynaklığının devreye girdiği süreç, dediğim gibi süreç çok daha önemli, çok daha heyecan verici geliyor bana. Tabii tam da o stili de taklit edebilir şu anda ama... Ben yine onu şey derim,
bu insan faktörünü taklit etmiş derim. Evet öyle yapıyor zaten. Ona da bir bok atarım yani. Yani bir resimden bahsediyorsak mesela şey diyebilirsin, çok da güzel çizme.
Burada hata yap ya da şu işte senin bu hisleri hissetmene neden olan ressamı taklit et desen zaten üç beş tane ressamın ismini versen veya şairin ismini versen ona uygun bir şeyler yapabilir ama o sürecin kendisi yine senin dediğin gibi olmaz. Evet çünkü benim atıyorum sevdiğim ressam da başta yola o hatayı yapmak için çıkmıyor ya burada başta bizim verdiğimiz bir komut var orada adam hakikaten sanatını en yetkin bir şekilde icra etmek için tablonun başına geçiyor bir şeyler yapıyor ama bir şeyler yolda fikir değiştiriyor ya da tam istediği gibi olmuyor belki istediği gibi olmamasını çaktırmıyor beğenince hani ne olduğunu bilmediğimiz sonsuz bir komutlandırılamayacak bir şey var işte İnsan faktörü tam olarak bu yüzden çok heyecan verici geliyor bana. Anladım, evet. Bu şeyden tabii sanat hakkında daha geniş bir görüş bu.
Mesela eğer bir fotoğraftan bahsediyorsak, atıyorum Galapagos Adaları şu anda nasıl görünüyordur? Onun fotoğrafını görmek istiyorum veya videosunu görmek istiyorum. Orada yapay zekanın veya makinelerin bunu yapması beni rahatsız etmiyor. Hatta daha iyi yapacakları için, o fotoğrafı daha iyi çekecekleri, daha iyi bir üç boyutlu model oluşturacakları için, neyse artık.
Hani orada ürüne yönelik, son ürüne yönelik bir beklentim var benim. En iyi fotoğrafı görmek istiyorum kardeşim, nasıl yapıyorsan yap. Başka konularda da böyle düşünebiliriz. Yani şu konulardaki en iyi argümanları listele bana.
Chat, GPT. Tamam mı? Chat, chat, chat, chat. Onları yapıyor.
Orada şey düşünmüyorum yani. Aman bunun nasıl vardı? Bu süreç nasıldı? Ama herhalde bunu da daha önce düşünmemiştim.
Herhalde sanatı değerli kılan şey veya bir şeyi sanat olarak nitelendirmeni sağlayan şey. Ya ben son üründen ziyade onu yapan insanın iç düşüncelerini ve o yolculuğunu da merak ediyorum. Hani orada bir insanın bir üç dünyası vardı, bir şeyler görüyordu. O göle bakarken mesela bir ressam.
Ve çeşitli duyguları yüzünden, o duygular da zamanla değişmiş olabilir. Mesela iki aylık bir süreç içinde. O resim de ona paralel olarak değişti. Şu boyalar, şu renkler eklendi.
Yani bir yerlerde, bir zihin içinde bir görüntü vardı, bir hissiyat vardı. Ve onlar zamanla değişerek kağıdı aktılar. Ben o görüntüyü, o esasını hiçbir zaman bilemeyeceğim. Burada bir temsilini görüyorum sadece, o bir merak uyandırıyor.
Diğerinde hiç öyle şeyler yok ya, iç temsiliyet falan böyle iç görüntü... Yok yani, sayıları birbirine çarpıyor bal gibi. Şimdilik en azından yani benim düşünceme göre. Şey uydurması güzel abi, yapay zeka, hemen bir söyleyip geçeceğim bunu.
Halüsinasyon diye bir şey var ya, böyle uydurma bilgiler sıkıyor bize böyle. Ama çok da kendinden emin söylediği için inanmaya meyilli oluyorsun. Ya sonra bir çek ediyorsun böyle, ulan bir şeyler sallamış. Ya diyorsun niye böyle yaptın?
Aa evet iyi yakaladın falan diyor. Sanki hani hata yapmamış da bize bir şey, onu yakalamamız için bir fırsat vermiş gibi hani. Usta oraya on lirayı bırakır da bakalım sen çırak onu alıyor cebine mi koyuyor, sana mı söylüyor falan gibi bir şey bizi o duruma düşürüyor yani kendi bir salaklık yapıp. Bir de sürekli gaz veriyor sana yani sürekli de övüyor.
İnanılmaz bir açıdan yaklaştın buna işte çok güzel bir gerçekten nokta yakalamışsın falan her dediğim şeye böyle söylüyor. Evet beni bir annem bir berberim bir de EY bu şekilde Hep sürekli yakışıklı oğlum, en iyisini sen yaparsın falan gibi. Bu üçlü olmasadan yaşayamam yani. Evet, yani bu yaratıcılıkla ilgili muhabbetlerde, karşı tarafta senin asla erişemeyeceğin bir şey olması, o zihninin içinde, o bana biraz heyecan veriyor hakikaten.
Sen sadece onun dışa vurumlarını görebilirsin ve tecrübe edebilirsin. Ve onun üstünden kendi yorumlarını yaparsın. Ona baktığın zaman sen de yeni şeyler uyandırabilir. O senin zihninde uyandırdığı hisler, yaratıcısının hisleriyle tamamen farklı da olabilir.
Bir film izlediğinde böyle oluyor zaten. Yani o görüntü, sesler, oradaki karakterler. Sen bambaşka şekilde yorumlayabilirsin onları. Bu güzel bir şey.
Yani bu belirsizlik benim hoşuma gidiyor. Evet, yaratıcı olan da bu zaten. Tam olarak bunu demek istiyordum. Bir insanın zihinsel ve duygusal süreçlerine şahit olma çabamız.
Bizim de bir çabamız var. Çünkü anlamaya çalışıyoruz, yanlış anlıyoruz, anladığımızı zannediyoruz. Bu müthiş bir anlam yığını oluşturuyor. Bunlardan bir şey seçmeye çalışmak çok heyecan verici geliyor bana.
Peki hayal gücüyle sence nasıl bir bağlantısı var bu işin? Hayal gücü evet bir şeyleri olmuş gibi ben de şaka yazmaya çalıştığım için bunu sürekli düşünürüm yani bir olay yaşıyorum ondan sonra bu olayı anlatıyorum bir yerlerde ama gerçekten yaşanan olayı yüzde on ama ben anlattığım hikayenin tamamına bakıyorsun lan yüzde doksanını götümden uydurmuşum. Ben şimdi bir yalancı mıyım yoksa sanatçı mıyım? Ya orada evet bir yalancı tarafım var ama şu olay şöyle olsaydı, adam bana böyle deseydi ya da kadın şöyle bir şey yapsaydı ben nasıl davranırdım?
Oradaki duygum dürüst, olay kurgu olabilir ama duygun senin. böyle bir şey olsaydı öyle derdim şeklinde bunda dürüstsen gerçekten duyguda dürüst olmak yeterli o hayal gücünü de tetikleyen bir şey oraya bir giriyorsun istediğin gibi oynayabiliyorsun o çok güzel artık tamamen senin alanına bir prompt eden bir şey var başlatan bir şey var bir olayı sen onu düşünüyorsun işte ben şöyle derim adam şöyle der işte ben aslında böyle düşünüyorum diye hayal gücü çok büyük bir yer kaplıyor tabii ki de yaratıcılık konusu olunca hayal gücü bir de müthiş bir şey ya Bir anda ağzına mikrofonu tutulan sokak röportajcısı gibi konuşuyorum ama heyecanlandım biraz. Çok güzel. Herkesin kendine göre bir hayal gücü vardır.
Aynen. Kimsenin hayal gücüne kimse karışamaz. Kimse karışamaz. Ya benim aklıma şey geliyor.
Mesela bu eski yazarlardan Dickens mesela, Charles Dickens'in bir sürü karakteri var. O bir röportajında şey demişti. Bu karakterler benim için gerçek insanlar gibi demişti. Hani bunlarla yaşıyorum, büyüyorum.
O kitabı yazarken o karakterleri doğuruyorsun ve onlarla birlikte yaşıyorsun belli bir süre belki bir sene boyunca. onları resmen hayal ediyor. Yani biraz da aslında akıl hastalığına yakın bir durum var orada. Şizofrenik bir durum var ya.
Sen ne anlatıyorsun dayı desen yani. Aklı olursun. Tam ayarında olması lazım o işin. Hani çok böyle artık abartmadan, hayatını zorlaştırmadan o yeni karakterleri görüyor.
Bu hayal gücü, bu karakterlerin ne kadar üç boyutlu olmasıyla alakalı bir şey gibi görüyorum ben bunu. Ne kadar derinlikli olmasıyla alakalı bir şey gibi görüyorum. ve onların arasındaki tabii etkileşimleri hayal ediyor. Ama bu tam olarak yaratıcılıkla aynı şey mi mesela?
Eğer hep aynı karakterleri yaratıyorsan, ona yaratıcı denmez herhalde. Ama o karakterleri çok iyi hayal edebiliyorsan, çok derinlikte hayal edebiliyorsan, o zaman hayal gücün yüksek olmaya devam ediyor. Evet. Ya sen mesela şaka yaratırken, bir olay, bir mizansen yaratırken kafanda bunun ayrımını hissediyor musun hiç?
Ya ben çok iyi bunları düşünebiliyorum falan ama Bu geçen hafta yaptığım şakayla çok benzer, yani aynı yapıda mesela. Geriye dönük bunun üzerine düşününce, bakınca ondan rahatsız olmakla alakalı bir şey. Ya bu çalıştı, insan zihninde kolaya kaçma eğilimi var. Diyorsun ki aslında bunu bir karar alarak da yapmıyorsun.
oraya doğru itiliyorsun çünkü bir reaksiyon almış olumlu bir feedback almışsın oradan oraya doğru bir itiliyorsun ama geri dönüp bakınca ya ben acaba hep aynı şeylerimi yapıyorum evet tamam bir şeyleri güzel hayal ettim kafamda güzel canlandırdım bunu somut bir forma dönüştürdüm ama acaba ulan hep aynı şeyimi yapıyoruz demek orada bir uyanma anı oluyor o da çok değerli bir şey çünkü bunu yapmasan sürekli hani kendini tekrar etme diye bir şey var ya ona çok kolay düşebilirsin onu geriye dönüp son ürüne bakınca görüyorsun aslında belli bir süre sonra. Aha yani ben de bunu merak ediyorum çünkü her işin bir mekaniği var sonuçta yani şaka yazmanın da herhalde bir mekaniği vardır. Mesela ben bir şeyler yazarken veya bir ders oluştururken, podcast oluştururken, onu böyle her seferinde sıfırdan, hadi işte elimde kahvemi alayım, manzaraya bakayım, bir anda ilham gelsin ve ortaya beş bin kelime dökeyim veya on tane slide hazırlayayım,
böyle mükemmel olsun bir anda, böyle değil. O işin bir yapısı var ya öğrendiğin, yani sanki bir iskemle yapar gibi bir metodu var işte. Giriş, gelişme, sonuç. En basitinden ama daha çok kullanılan biraz daha kompleks teknikleri de var.
Başta bir anektod anlatabilirsin, en sonunda konuyu oraya bağlayabilirsin mesela. Bu bir yapıdır ve yarattığın şeyi bunlara uydurmaya çalışıyorsun. Şimdi o yapıya ne kadar sadık kalırsan sanki daha az yaratıcıymış gibi geliyor. Ama bazı öğeleri de hani çok iyi hayal edebildiğin için, hiç yoktan oluşturabildiğin için o açıdan da yaratıcıymış gibi geliyor.
O yüzden ben hep böyle kendimden emin olamıyorum. Yani bir şeye yaratıcı demekle yaratıcı değil demek arasında hep gidip geliyorum. O yapıya, o tekniğe, o mekaniğe ne kadar uygun olup olmamasıyla alakalı. Abi dediğin şey çok doğru.
İlk başta bir şeyleri yaparken taklit ediyorsun. Yapanlar nasıl yapmış? Burada yaratıcı bir şey yok. Senin hoşuna giden bir şeyleri taklit etmeye başlıyorsun.
Sonra kendin gerçekten özgün bir şey yakalıyorsun. Gerçekten senin içsel durumunla oluşturulmuş bir şey yakalıyorsun. Sonra bu sefer kendini taklit etmeye başlıyorsun. Yani ilk ortaya çıkardığın şey evet yaratıcı oluyor.
Ama bu sefer kendini taklit edersen yine geriye düşüyorsun bir adım. Bu sefer onu aşmaya çalışıyorsun. Ama o ilk anı yakalayana kadar da sürekli o zanaat kısmında olman gerekiyor işin. Dedin ya bir anda manzaraya bakıyorsun önünde bilgisayar açık böyle şakada şukadayı yazamıyorsun.
Stephen King'in yazmak üzerine bir kitabı vardı. Orada şey diyordu ilham perisini ben hep şöyle hayal ediyorum. Benim için bu bir çok güzel bir melek gibi değil de sürekli Bodrum katta yaşayan bira kahve ve sigara içen aksi huysuz bir ihtiyar sürekli hizmet bekliyor. Sen ona hizmet etmek zorundasın.
O tanım benim çok hoşuma gitmişti. Bu adamı, bu huysuz aksi ihtiyarı memnun etmek zorundasın. Sürekli onun ağzının içine bakmak zorundasın. Çünkü bu adamın elinde bir tılsım var.
Yaratıcılığın tılsımı o huysuz ihtiyarın elinde. Dediğin gibi devamlı kovalamak gerekiyor. Yani oturuyorum ve bir şeyler bir anda hayal gücümde parıldasın ve şakır şukur aksın. Bu imkansız gibi geliyor bana.
O herhalde eski tarz Betim. O tanrıdan gelen o melekler... Sana ilham veriyorlar. Müyüz mü diyorlardı, müyüzler mi?
Evet, müyüzler. O da Yunanlıların fikri. Tanrılara sana bir kanal açıyor, aracı olarak. Müyüzler sana oraya kanal açıyorlar ve sen oradan aldığın ilhamla onların dehasını yeniden yaratıyorsun.
Senden kaynaklanan bir şey yok. O zaman o melek tasviri daha uygun oluyor. Ama bu hümanizmle birlikte bunlar insan kaynaklıdır. düşüncesiyle birlikte.
O zaman senin içinden geldiğin için bu Stephen King'in şeyi bence daha uygun tasviri hakikaten yani. Melek falan bilmem bir anda sana deha yaratmıyor da... Hakikaten Bodrum'da seni kırbaçlıyor. Keyfi gelirse bir güzellik yapacak sana ama senin sürekli onun hizmetkarı olman gerekiyor.
Bu aslında şeyler de araştırmalarla da sabit. Şimdi aklıma geldi. Önemli bir öğesi yaratıcılığın. Bunları ölçmeye çalışıyorlar bu arada böyle. Birtakım testler geliştirmişler.
Şimdi detaylarıyla milletin canını sıkmayalım da. Çok önemli bir öğesi o konuda çok bilgi sahibi olmak. Yani Domain Specific Knowledge deniyor. Bir konuda senin stand-up tarihi hakkında mesela çeşitli şakalar hakkında çok fazla bilgi sahibi olman gerekiyor.
Bu sayede yaratıcı şeyler yapabiliyorsun. Çok az şey bilirsen o konu hakkında. Bu aslında ilginç bir denge. Çok şey bildiğin için yaptığın şeylerin tekrar olduğunu da bileceksin. Görüyorsun.
Görüyorsun. Ama az şey bilmenin de şöyle bir güzelliği var. Kendini yaratıcı zannediyorsun mesela. İnsanı mutlu ediyor bu.
Evet ama herhalde dışarıdan bakanlar bunu yaratıcı olarak görmüyorlar. Dışarıdan bakanlar çok mutlu olmuyor buna. Şu da var ama bence sadece dışarıdan bakanlar değil. Gerçekten içinde olan biten süreç de çok fazla basit oluyor eğer az şey bilirsen.
Yani bu bir yemek gibi düşünürsen yeterince içinde fazla şey olmalı ki. Bir sürü tuğul olması lazım yani. Evet, bir sürü orada bir geçmiş olması lazım, orada bir birikim olması lazım. Ondan sonra o belli bir kritik eşeğe ulaşınca bir takım kıvılcımlar oluyor ve yeni bir şeyler ortaya çıkıyor veya yaratıcı bir şeyler, yeni olmasa bile tamamen.
Yaratıcılığın bir kritik eşeği var diyebiliriz. Ya sen biraz sokak ağzıyla ama çırağı olmadığın işin ustası olamıyorsun abi. Zanaat kısımları baya iyi olması lazım. Zanaat kısımlarından kaçarak hiçbir şey olmuyor hiçbir işte ya.
O bir metin oluştururken bile bir sürü işte paragraflara dikkat edeceksin, o ince işlikçilikleri falan. O can sıkıcı şeyleri yapmadan asla orijinal bir şeye ulaşamıyorsun. Gerçekten içinden bir şey yapamıyorsun. Zaten zor kısmı da biraz bunlar.
O baştaki çileyi çekmek çok sıkıcı ya hakikaten. Mesela aklıma başka bir örnek geldi. Satrançtan örnek vereyim mesela. Satrancı takip eder misin hiç biliyor musun?
Yani çok isimleri falan bilmem. Messi var, Ronaldo var. Yani bu satranç şu yüzden ilginç. Çok çalışırsan, bütün açılışları falan ezberlersen, yani bir takım başarılı hamle sekansları var, onları ezberleyebilirsin otur.
Hani her seferinde tek tek hesaplamana gerek yok. Bunları ezberlersen işin yaratıcılığı düşüyor. Biraz makineye benziyorsun. Ama bunları hiç ezberlemezsen, hiç çalışmazsan da, Gerçekten yeni bir şeyler yapar.
Vay inanılmaz bir şey yaptın, inanılmaz bir sekans buldun. Öyle bir şeyin imkanı yok. Mesela bütün bu ileri seviyedeki oyuncuların çok çalışması lazım. Senin zanaatkarlık dediğin şey.
Oturup o işi öğrenmesi lazım. Bazıları ondan sonra yaratıcı olabiliyorlar. Bazıları da hala o zanaatkarlıkta devam ediyorlar ama bazıları daha önce denenmemiş bir şeyler deniyorlar. Bobby Fischer var mesela.
Hani tarihteki örnek bu Amerikalı Ruslara karşı bir dünya şampiyonasına gidiyor. Rusların takımı var. O zamanki en iyi satranççılar da onlar. Her şeyi analiz ediyorlar falan.
Bu herif tek başına geliyor ve adamları yani onları darmadağın ediyor gerçekten. Modern analizlere göre de çok ileri seviyede oynamış. Bilgisayarı koysan yüzde 90 küsur ihtimalle aynı hamleleri yapacak ve bunu tek başına hazırlanmış mesela. O açıdan deha adam.
Ama o dehanın arkasında, o yaratıcılığın arkasında da binlerce saat oturup kendi kendine oynadığı oyunlar var veya kitaplardan okuduğu. O zamanlar işte böyle kitaplar nadir de. O basit açılışları bilmeden bu olmaz yani. Yani o zaten olmaz.
Onun üstüne başka daha ileri teknikler de var. Yani zanaatini epey geliştirmiş. Onun üstüne sanatçı olabilmiş. Hani sanırım uzun uzun anlatmaya çalıştığım şey herkesin zanaatkâr olması lazım.
Onun üstüne bazıları da sanatkâr olabilir. Evet küçük dokunuşlar gerekiyor artık. Çok küçük de değil de asıl büyük dokunuşlar orada gerekiyor. Peki şeyden olabilir mi abi?
Sovyetlerde düşünce özgürlüğü sıkıntılı olduğu için satranç takımı çok düşünememiş o an. Bazı hamlelerde sıkıntı yaşamış olabilirler mi? Yok, pek sanmıyorum. Bir problem de olabilir mi bu?
Onun neden öyle olduğunu da bilmiyorum aslında. Onlar herhalde bir grup, biz bu işi çok iyi biliyoruz, bu konuda en iyisi biziz diye düşündükleri için herhalde kendilerini de çok zorlamadılar. Sadece bildikleri noktalarda, bildikleri şekilde ilerlemeye çalıştılar. Şunları analiz edelim, on hamle ilerisinde değil de on beş hamle ilerisinde analiz edelim falan diye.
Öteki tarafta adam geldi, ya ben piyonu alacağım, ağzıma koyacağım falan neyse. Yani böyle değişik değişik yaratıcı şeyler. Daha otomatize edilmiş hamlelere karşı organik bir çıkış vardı yani. Evet, öyle basitleştirebiliriz.
Yani öyle başka oyuncular da var aslında. Yani Fischer çok bilinen biri olduğu için böyle bir paralelik kurmaya çalıştım ama daha da yaratıcı oyuncular da var tarihte. Fakat tabii onlar da çok başarılı olamıyorlar. Yani bu şey gibi hani biraz daha halkın seviyesine inip futboldan örnek vereyim.
Yani Ronaldinho'nun neden dünyanın en iyi oyuncusu olamaması gibi. Hani adam inanılmaz şeyler yapıyor veya Zidane. Çok böyle estetik videosunu yapsalar iki saat oturup izlersin. Ama o kadar sanatçı gibi görünmeyen birçok oyuncu çok daha verimli olduğu için uzun vadede daha başarılı oluyorlar veya o oyunculardan oluşan takımlar daha başarılı oluyor.
Bir iş birazcık yani mekaniğe dönüyor. Hani yaratıcılıkla başarı arasında da böyle bir birebir ilişki yok aslında. Peki sen şeyleri mi seversin? Böyle serseri, serkeş ve Allah vergisi bir yetenekle istikrarsız bir şeyler yapmış ve o kısa sürede gönüllere taht kurmuş.
Atıyorum Sergen Yalçın Denizli'ye öyle bir firki katmış ki. Ama Denizli'ye atmış yani. Bir de öte yanda şey vardır. Gerçekten dişiyle, tırnağıyla bir şey inşa etmiş.
O yetenek de onun pastanın üstündeki çilek olmuş yani. Bu iki tip hakkında ne düşünüyorsun? Hangisi sana daha etkileyici geliyor? İkincisi daha etkileyici geliyor.
Ben çünkü kendimi onda daha iyi özdeşleştiriyorum. Öyle bir aşırı bir yeteneğim olmadığı için hiçbir konuda. Yani işin... Ben de öyle yapıyorum abi, bilmiyorum.
Ben de tam onu diyecektim. Belki de gerçekten yetenekli olmadığım için ikincisi daha takdire şayan geliyor. Yani ama burada deminden beri benim altını çizmek istediğim nokta aslında o. Belki Sergen Yalçın örneğinde çok işlemiyor.
Hakikaten yani göbekli haliyle bile böyle inanılmaz bir firkik atabilir kimsenin atmadığı. Ama işte şeyde oynayamaz mesela Premier League'de tamam mı? O da şampiyon olamaz. Yani deminden beri altını çizmek istediğim şey, o dahilerin çoğunun da aslında işin zanaatine çok vakit harcamış olmaları.
Messi, Ronaldo kıyası bence daha uygun. Ronaldo tam böyle ikinci tip insanın örneği. Adamın tabii ki yeteneği var fiziksel olarak bilmem ne de artık her şeyini maksimize etmiş. En iyi diyetlerle, en iyi çalışmayla, bilmem neyle olabileceğinin en iyisi olmuş ve o şekilde oynuyor.
Diğer oyuncular gibi ama onlardan %10 daha iyi her konuda. Daha hızlı, daha güçlü, bilmem ne. Diğer tarafta da Messi var. Diğer oyuncular gibi değil.
Hiçbir oyuncu öyle değildi. Hiç kimsenin yapamadığı şeyler yapıyordu. Aynı anda hem en iyi pasör olup hem de gol atma konusunda gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri olmak falan filan. Ama Messi de kardeşim, Sergen Yalçın gibi değil.
Adam da çalışıyor her gün. Evet, onu diyeceğim. Messi'den şu açıklamayı hep beklerim. Ya tamam Ronaldo çalışıyor da ben de çalışıyorum kardeşim.
Beni de bu kadar evde paso yapmıyoruz. Biz de bir şeyler yapıyoruz yani. Yani çok küçük yaştan beri top oynamış etmiş bilmem ne. Öyle olmasa olmuyor zaten.
O seviyeye gelemiyorsun. Zaten o tiplerden haberdar olamıyorsun. Yani sergenden haberdar olmamızın sebebi sergene de yani... Lokal bir değerimiz olması.
Ona yakın olmamız ama kim bilir her yerde bir sürü sergen vardır her toplulukta. Çoğundan haberimiz yok. Çok yukarı seviyelere çıkamadığı için. Yani genel olarak şey de denir, hani böyle yetenek bence çeşitli konularda bir eşik gibi düşünülmeli.
Hani yeterince yeteneğin yoksa, mesela ben notaları falan iyi duyamıyorsam, ne kadar çok çalışırsam çalışayım, belli bir noktaya kadar geleceğim ve ondan sonra daha iyi olamayacağım. Yani müzik konusunda dahi olamayacağım. İyi şarkı söyleyemeyeceğim hiçbir zaman falan fiş mekan. O seviyeye çıkmak için belli bir doğal yeteneğin olması lazım.
Bir yaratıcılığın olması lazım diyebiliriz. Ama ondan sonra daha ilerlemek için sürekli çalışacaksın ve işin ameliyatını yapacaksın. İşte o boğdurum katında duran... İhtiyarı memnun etmeye çalışacaksın.
Hırçın adamı memnun etmeye çalışacaksın. Değişik insanların yaptığı şeyler de var. Ben de biraz baktım böyle. Yani yaratıcılığı tetiklemek için hani dedin ya hayal gücü, bilinç... Altıyla da çok ilişkilendirenler var.
Mesela Salvador Dali şöyle bir şey yapıyormuş abi. Bu insan uykuya geçerken şöyle bir şey olur. Okurken ben de hissettim bunu. Yani fark ettim böyle bir şey olduğunu.
Tam uykuyla uyanıklık arasında böyle. Bir şeyler görürsün, tam uyumuyorsundur ama bir 5-10 dakikalık bir zamandır o. Buna hipnogojik evre deniyormuş bu arada. bu anda gördüğü o sayıkladığı şeyleri yakalamak için şöyle bir şey yapıyormuş eline büyük bir anahtar alıyor altına tabak koyuyor tabak canak neyse işte ses çıkaracak bir şey koyuyor hafif uzanıyor tam uykuya dalarken o kaslar gevşiyor anahtar elinden düşüyor ses çıkıyor ve uyanıyor tam o anda zihninden geçenleri o imgeleri sayıkladığı şeyleri not alırmış sürekli Böyle bir şey yapıyormuş.
İlginç bir şekilde. Rüya ile uyanıklık arasındaki dönemde yaratıcılığı hat safhaya çıkıyor. Yani onu yakalamaya çalışıyor. Evet işte o bilinç dışı süreçlerden bir şey çekmeye çalışıyor.
O frekanstan bir şeyler almaya çalışıyor. Bunun aynısını babam da yapıyordu. Biliyor musun abi? Televizyonu açıyordu.
Bombok bir şey açıyordu. Kumandayı kucağına koyuyordu. Öyle bir saniye uyudu galiba diye. Kumandaya uzandığımız an.
Anlamsız şeyler söylüyordu artık. Rüya gördüm falan diyordu ama hiçbir şey de üretmedi yani. Biz de bilmiyorduk belki de. Belki de çok yardımcı olmadık.
Baba şu an yaratıcı bir süreci tetiklemiş olabiliriz demedik bilmediğimiz için ama Salvador Dali bunu daha efektif kullanmış yani. Evet bu çok bence işe yarar gerçekten de. Yani ilk adım olarak o yaratıcılığın ilk adımı olarak hakikaten işe işine yarayabilir. Rüyalarını kaydetme imkanı olsaydı ve rüyaya geçiş sürecini kaydetme imkanı olsaydı buna gerek kalmayacaktı ama adamın öyle bir imkanı olmadığı için tam o anda kendini uyandırması gerekmiş demek ki. Evet tabakla çanakla hani ölçüler bardakla kaşıkla var ya bu rüyaları kaydedemiyor.
O teknoloji yok ama bu da yaratıcı bir şey bence ya. Bu mekanizmaların kendisi bile yaratıcı geldi. Ama kendine de çok işkence çektirmiş ya. Aslında aynısı çocuklarken oluyor.
Yani çocukla beraber uyumaya çalıştığın zaman Salvador Dali'nin çocuğu var mıydı bilmiyorum da bence hiç gerek yok yani tabağa çanağa. Çünkü o tekmeliyor seni ağzına burnuna elini sokuyor küçücük elleri her yere giriyor zaten tam böyle uykuya dalıyorsun uyanıyorsun uykuya dalıyorsun on kere tekrarlanıyor bu her gece yani ve evet hiçbirimiz salgıdor dali olamadık demek ki bunu da üretken bir şekilde kullanmamız lazım çocuğa küfür edeceğime yanıma bir tuval koymam lazım belki de Not almadık oradan kaybettik abimiz yani maalesef. Sabah uyanınca bir bakıyorum böyle şey çocuğu boğarken böyle öyle bir figür çizmişim. Dininci altında.
Yani böyle ilginç şeyler var hakikaten metotlar ya. Şey de var yani çok daha basit bir metot var aslında daha az yaratıcı. Aristo'ydu galiba. Sürekli Aristo'dan bahsediyoruz zaten.
Evet. Ya ben sadece birkaç isim bildiğim için Antik Yunan'a dair sürekli Aristo Aristo diye bir Aristo'yu bellemişim. Hepimiz öyleyiz zaten. Ya Plato ya Aristo yani ikisinden biri yüzde doksan itibaren doğru oluyorsun zaten.
Bu derslerini yürüyerek veriyor bu adam. O peripatetikler. Evet o kelime zaten oradan geliyor yani sürekli yürüdüğü için açılır işte beynimize oksijen girer biraz şey yapalım hareket edelim ama bu gerçekten de hakkı da mantığa da uygun birçok modern tavsiye de bu yönde yani fiziksel hareket egzersiz yaratıcılığın bence çok önemli bir kısmı. Şöyle ben yapmaya çalışıyorum.
Mesela ben de bir şey yazmaya çalışırken tıkanıyorum bir yerde. Çoğu zaman tıkanıyorum. Zaten genel hali tıkanıklık bunun. Yani bu konuda deha olmadığı için belki bazıları böyle inanılmaz bir şekilde şelale gibi akıyor beyninden, parmaklarına.
Öyle yazıyorlar. Öyle bir kişi tanıdım. Bir sürü de insan var zaten edebiyat dünyasında öyle. Ben öyle değilim yani.
Ben işin hammallığını yaparak, mekanizmasını, o mekaniğine odaklanarak bir şeyler yaratmaya çalışanım. Tıkanıyorsun. En iyi metodlardan biri benim bulduğum. Dışarı çıkıyorsun yani balkona veya işte bir yerlere.
Hopluyorum, zıplıyorum. İşte orada bar fix var. Böyle kendimi çekmeye çalışıyorum. Çekemiyorum hiçbir zaman.
Eğerse bari asılayım diyorum. Hani şeylerim gelişmiş. Bir şeyler yapıyorsun yani. Bunun iki yararı oluyor.
Bir hareket hakikaten senin fizyolojini birazcık değiştiriyor. İkincisi de hareket etmemiş olsan bile zaten beynin o problem üstünde çalışmayı bırakıyor beyninin bilinçli kısmı. Ve bilinç dışı onunla uğraşmaya devam ediyor. Evet, başka bir yere delege ediyorsun yani.
Evet, başka bir sisteme onu delege ediyorsun ve ondan sonra çat diye bir anda bir şey aklına gelebilir yani. Ha şuradan şöyle bağlantı kurayım, ha bunu böyle yapayım diye. O çok sık oluyor. Uykuda da bu oluyor zaten.
Yani uykunun da böyle bir Salvador Dali'nin yaptığı birazcık radikal bir şey de mesela birçok insanın tavsiyesi ya bir problemi eğer kafanıza takılan bir problem varsa onu düşünün. Ondan sonra uykuya dalın. istiyareye yatmak diye geleneğimizde de böyle bir şey var ya. O bilinç dışı o problem üstüne çalışmaya devam ediyor.
Uyandığında bazen yani hemen uyanır uyanmaz değil de veya rüyanda da değil de ertesi gün o cevaba ulaşabilirsin. Ama bu anca şeyle mümkün. Hani kısa yoldan yapamıyorsun bunu. Ya bir problem var atıyorum.
Soğuk fizyonu nasıl buluruz? Her problem içinde uyuya uyuya. Parfix çeke çeke uyuya uyuya çözemeyiz yani soğuk füzyon. Ama o problem üstünde mesela beş bin saat kafa yormuşsan, zaten yeterince bilgin varsa, işte ameliyatını yapmışsan, gereken ameliyatını, ondan sonra bu tekniklerle o gereken kıvılcımı yakalayabilirsin.
Kurmadığın bağlantıları kurabilirsin. Mesela şey de var tabii, yine böyle ilginç bir örnek olarak, hep hani tesadüflerin yaratıcılıkla ilgisi konusunda örnek verilir. Kimdi penisilini keşfeden? Buraya yazmıştık.
Şeydir, boya yapmaya çalışıyorlar. Boya maddesi yapmaya çalışıyorlar. Benim dediğim başka bir şey galiba. Ve antibiyotik üretiyorlar ya.
Harika bir şey gibi geliyor bana. Serendipidi diye bir kelime var ya böyle neye niyet, neye kısmet. Böyle yaratıcılıklar istiyorum ya, bir şey yapmak istiyorum ve bambaşka harika bir şey çıkıyor. Flaming King'i daha da iyi çünkü adam inanılmaz dağınık olduğu için penicillini bulmuş.
Yani çok dağınık, tatile çıkıyor, laboratuvarda bir sürü şey var, bakteriler falan üretiyor. Ama onları doğru düzgün böyle organize etmediği için bir tane bakterilerin içinde büyüdüğü petri diş küflenmiş, küf olmuş. Yani pislik içinde adamın laboratuvarı aslında. Sonra geri döndüğünde fark ediyor ki o küfün etrafında ürememiş bakteriler.
Küfün etrafı böyle bir DMZ gibi kalmış, nötr bölge gibi kalmış. Oradan sonra aa diyor ben bu küfü kullanarak bu bakterilerle mücadele edebilirim. Yani o işin içinde bir tesadüf var ama o tesadüfün bir halta yarayacağını da yine bilgisi sayesinde anlıyor. Evet, o baktığı şeyden bir sonuç çıkartması tesadüf kısmı değil.
Orası tesadüf değil, işte o kısımda bilgiye dayanan bir yaratıcılık var. Ama yine işte neye niyet niye kısmı, yani alakasız bir bakteri üretirken ve tamamen pisliği yüzünden milyonlarca hayat kurtardı adamı. Güzel. Dünya tarihindeki en faydalı insan olabilir yani.
En çok hayat kurtarmış insan olabilir. Abi... Pratik tavsiye namına bir şeyler konuşabiliriz, bir şeyler paylaşabilirim. Hani bu barfiks çekme, uykuya dalırken anlatar düşürmenin ötesinde... Biraz da teoriye dayalı bir teknik de var.
Bu Iraksak düşünce ve yakınsak düşünce ikilisi var. Divergent-convergent. böyle çok artistik kelimeler bulmuşlar da aslında yaptıkları şey şu, yaratıcılık hem böyle odaklı düşünceyi gerektiriyor, hem de biraz sağa sola dallanıp budaklanan düşünceleri gerektiriyor. Bunların bir kombinasyonu olması lazım.
İşte bizim de deminden beri zaten ben hani bilgin olması lazım, yeterince bu işin ameliyatını yapmış olman lazım derken buna paralel bir şeyler söylüyordum aslında. Bu teknikte senin mesela önünde bir sorun var. Var mı yaratıcılıkla ilgili bir sorunun şu anda? Abi sürekli var ya.
Öyle bir sorun var. Şöyle diyebiliriz, her gün canım çok sıkılıyor. Zamanımı boşa harcıyormuş gibi hissediyorum. Telefona çok bakıyorum.
Üçte üç gidiyorsun şu an. Söylediğin her şeyi çek yani. Gençken ulaşabileceğimi düşündüğüm amaçlara, hedeflere ulaşamadım. Ulaşacak gibi de gözükmüyorum yakın zamanda.
Tamam, böyle bir problemimiz olsun. Şimdi bu çok belirsiz bir problem. Evet. Yani nasıl çözeceğin bile belli değil.
Şimdi bu yönteme göre önce sorunumuzu birazcık netleştirmemiz lazım. Dememiz lazım ki mesela, zamanımı boşa harcıyorum yerine. Ya ben işte günde iki saat bilgisayar oyunu oynuyorum veya şunu yapıyorum, bunu yapıyorum, telefona bakıyorum. Bunları birazcık böyle netleştireceksin, sayıya dökeceksin.
E-maillerime bakıyorum sürekli. Bir saat harcıyorum falan. Ondan sonra senin zamanını harcayan veya senin hedeflerine ulaşmanı engelleyen ne kadar öğe varsa birbiriyle tamamen alakasız olsa bile bunları yazacaksın. Bu işin ıraksak kısmı.
Sonra bunları filtreliyorsun. Biraz daha üç beş tanesine odaklanacaksın. Bir iki tanesine ve biraz daha böyle spesifik hale getireceksin. Bu yakınsak düşünce.
Ondan sonra tekrar bir sonraki adımda Iraksak bir şekilde düşüneceksin. Mesela ben bu sorunu nasıl çözebilirim? Benim zamanımı harcayan bu şeylerle nasıl mücadele edebilirim? Bir sürü metot bul.
Mesela işte demin konuştuğumuz gibi gece yatmadan önce telefon yok veya saat üçle beş arasında işte hiçbir şey elektronik hiçbir şeye bakmayacağım, şöyle yapmayacağım, böyle yapmayacağım. Evden çalışıyorsam, dikkatimi dağıtmamak için aslında evden çalışmayacağım. Çünkü o zaman belki bilgisayar oyunu açıyorsun. Alacağım kağıdımı, kalemimi veya laptopumu gideceğim bir kütüphaneye.
Orada başka bir şey yapamayacağım için. İnterneti de copy'eceğim falan filan. Bir sürü, bir sürü, bir sürü metot. Sonra tekrar yakınsak düşünce.
Tekrar bunları filtrele. Biraz daha somut adımlar haline getir. Böyle böyle arada değişe değişe, beynine farklı düşünmeye zorluya zorluya bir çözüm sürecine giriyorsun. Bu yaratıcı düşünmeyi bir yapıya oturtma çabası.
Bir mekanizma kazanıyorsun. Sürekli merceği odaklayıp, büyüterek, odaklayıp, büyüterek bir yol bulmaya çalışıyorsun. Ben de şöyle bir tavsiye değil de, kendim nasıl yapıyorum? Aslında yaratıcılık, kendini ifade etmenin bir yolunu bulmak ya benim için diyelim, kişisel konuşayım.
Derdim nedir? Bu aralar en büyük derdim nedir? Bunu yazıyorum ilk önce bir. Bununla ilgili sorular yazıyorum altına da.
Ama bu derdini pat diye söylediğin zaman bu yaratıcı bir şey olmuyor. Bunu nasıl dolayımlayabiliriz? Diyelim sürekli toplu taşımadayım, arabam yok. Bunu yazıyorum ilk önce.
Sonra arabam olmalı mı? Böyle bir sürü sorular, aklıma gelen her soruyu yazıyorum. Gerçek bir dertten yola çıkıyorum. Sonra bunu maskeleyerek başka bir şey anlatmaya çalışıyorum.
Yani aynısını anlatınca çünkü yaratıcı bir şey yapmış olmayacaksın. Her şey insanlara böyle dertleri olan insanlara gerçekten en büyük derdinizi yazın ve onun üzerinde düşünün illa içeriden komik bir şeyler çıkıyor ve salak salak sorular sormayı da önemsiyorum ben. Bu çok önemli bir şey. Çocuklar böyledir dediğin gibi biraz böyle hani başta da konuşmuştuk ya işte anne o ne baba bu ne işte bu niye böyle oluyor falan filan.
Bunu biz iyi bir eğitimle yok ederiz yani. İyi eğitim almış bir yetişkin hiç soru sormamaya başlar. Çünkü salak gibi gözükmekten çekiniriz. Ben aptal aptal sorular sormayı en azından kendi içimde çok önemsereyim.
Biraz yakın arkadaşlarımın yanında da böyleyim. Onlar da beni böyle kabul ederler. Yani seçkin biraz öyle mal mal konuşur falan derler. Ve bu bana müthiş bir özgürlük alanı sağlar.
Garipsenmemeye başlarsın. Yani seçkin biraz öyle şeydir işte salak salak konuşur falan derler. Harika bir alan açar sana ve o yaratıcılık için de öyle bir özgür alan gerekiyor ya biraz. Onu da çok seviyorum.
Yani dertlerinizle insanlara tuhaf gelen sorularınızı ne kadar birleştirirseniz çözüme ulaşmıyorsunuz ama ne bileyim sempatik bir insan olursunuz belki. Belki bir işe yarar ya illa ki. Çok da tavsiyem bir yere bağlanmadı yani. Evet, o kısım önemli.
Yani çocuk gibi düşünme kısmı da gerçekten ilginç. Sadece öyle düşünerek bence yaratıcı olamazsın. Bir sorunu da çözemezsin ama işte demin dediğim gibi onları arasında dönüşümlü olarak kullanırsan o düşünce modlarını yani aptal aptal sorular sorup ondan sonra ama aptal gibi bütün gününü geçirmeyeceksin. Aptal soru sorup akıllıca anlar.
Hep o çok dikkatimi çekmiştir. Aptal sorulardan çok parlak fikirler çıkıyor. Hatta bazen en aptal soruyu sorup en akıllıca cevap bulmaya çalışmak da bir yöntem olabilir gibi geliyor bana. Evet, yani bunu birçok insan sanırım içgüdüsel olarak bir şekilde kendi kendine keşfetmiş.
Ama bunu bir metoda dönüştürme çabası da var. Yani herkesin uygulayabileceği bir şablonu oturtma çabası da var işte. Aptal sorular sorun, ondan sonra birkaç tanesine odaklanın akıllıca. Sonra tekrar... Bir sonraki adım yine aptalca.
Sen aptalca dedin, ben Iraksak dedim. Divergent işte, farklı farklı alanlara gidin. Tek böyle bildiğin, tek bir noktaya çünkü gidersen ve o nokta, o yol yanlış bir yolsa, çıkmazsa sonu, o zaman orada harcadığın bütün vakit boşa geliyor. Çöp oluyor, evet.
Evet, yani böyle değişik bir şekilde kendimizi daha yaratıcı olmaya zorlayabiliyoruz. Yaratıcılık öğrenilen bir şey yani. En azından bu Waldorf okullarının falan bu tip okulların hep aşılamaya çalıştığı fikir bu. Biz bunu öğretebiliriz.
Herkesin farklı yetenekleri olabilir bu konuda. Bazıları hakikaten daha yaratıcı olabilirler ama herkes şu anda olduğundan biraz daha yaratıcı olabilir. O bile yeterlidir ya. O bile yeterli.
O bile yeterlidir. Eğer bu yanlışsa da, yaratıcılık öğrenilemiyorsa da, öğrenilebilir olduğunu söylemek yaratıcı olmayan insanlar için de bir tesellidir. Her türlü... Her türlü yararı var.
Herkesi iyi hissettirecek bir tarafı var. En kötüsü senin dediğin gibi arkadaş ortamı içinde rezil olmuyorsun. Orada böyle sana bir lisans veriliyor. İstediğini söyle kardeşim.
Takıl ya. Bu harika bir şeydir. Evet kafamız rahat olsun yeter. Öyleyse yine bir bölümümüzün sonuna geldik.
Çok teşekkür ederim abi. Ağzına sağlık. Senin de ağzına sağlık. Güzel oldu.
Görüşmek üzere diyelim o zaman. O zaman görüşmek üzere diyelim. Evet.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.