
1.965 kelime · ~10 dk okuma
Merhaba sevgili dinleyiciler. Bugün sosyal medyada da üzerinde fazlaca konuşulan bir konu olan... ...zoru oynamak ve zor olana elde etmeye çalışmak üzerine konuşmak istiyorum.
Bu aralar özellikle de modern aşklar hakkında konuşmaya çalışırken... ...seçenek sayısının artmasıyla, fazlaca artmasıyla beraber... ...acaba artık birbirimize o kadar da emek harcamıyor muyuz... ...ve bu aşkı değersizleştiriyor mu sorularını sormaya başladık.
Bir de tabii zor olanı oynamak iyi bir şey midir? Bizi daha kıymetli mi kılar? Yani başlangıçta böyle karşımızdaki insanın iyisini ve beğenisini arttırmak için öyle davrandığımızda aslında onun için daha mı çekici hale geliriz? Bu soruları da soruyoruz tabii ki.
Ve ben istedim ki bugün biraz bu konuları gündeme getireyim. Bilim buna ne diyor? Çalışmalar buna ne diyor? Biraz bunları anlatayım.
Ve sonunda bunlar ilişkilerimiz için ne ifade ediyor? Biraz buralara girelim istiyorum. Hazırsanız başlıyorum. Önce zoru oynamak konusuna biraz girmek istiyorum.
Yani bu zoru oynamak dediğimizde aslında gerçek bir oyundan, bir stratejiden, bir rol yapmaktan bahsediyoruz. Yani ben kendi isteğimden, kendi arzularımdan daha bağımsız bir şekilde sırf kendim karşımdaki insan için daha çekici hale geleyim diye buna inandığım için ilgimi, isteğimi ona göstermiyorum. Mesela beni arıyor, ben hemen açmıyorum. Mesajlarını bir gün sonra dönüyorum ya da birkaç saat sonra dönüyorum.
Diyelim ki o hafta sonu müsaitim ve biz Cuma günü görüştük. Aslında Cumartesi'de rahatlıkla görüşebilecek durumdayım ama diyorum ki yok yok beklesin biraz. Öyle her gün her gün görüşüp kolay bir lokma olmayayım. Bu tabiri de pek sevmiyorum ama dilimizde böyle kullanıldığı için şu anda böyle kullandım.
Ya da mesela karşımdaki insana çok arzuluyorum cinsel olarak beni yükseltiyor ama ben diyorum ki hayır hayır yani bunu kolay elde etmesin ben birazcık daha bekleyeyim. Ve böyle yapa yapa acaba ben daha kıymetli bir partner haline mi geliyorum? Yani karşımdaki insanın isteğini arttırıyor muyum? Yoksa bu aslında benim ilişkime ve ilişkide kurduğum ve kurabilme ihtimalim olan yakınlığa zarar mı veriyor?
Zoru oynamakla ilgili yapılan çalışmalar aslında şunu gösteriyor. Eğer karşımızdaki insanın bize biraz olsun ilgisi varsa, yani bizimle ilgili zaten olumlu hisler içerisindeyse, bizi beğeniyorsa, biz eğer zoru oynamıyorsak, yani ilgimizi açıkça belli ediyor, karşımızdaki insandan hoşlandığımızı ona gösteriyorsak, bu bizi daha sevilesi, daha bizimle ilgililmesi hale getiriyor. Ama bir yandan da zoru oynamak bizi daha çekici, daha arzulanan bir partner adayı haline getiriyor. Yani bence burada birazcık bizim bu ilişkiden ne beklediğimiz sorusu da önem taşıyor.
Bir kere zaten Zoru oynarken yaptığımız rolün dostu önemli. Yani ben mesela gerçekten o insanın aramalarını görüp, telefonu kenara koyup ona hemen dönmüyorsam ya da mesajını görmeme rağmen ona hemen cevap vermiyorsam, kendim gibi olmuyor da başkası gibi oluyorsam Zoru oynamak için diyeyim. O zaman zaten günün birinde benim kim olduğum, nasıl olduğum, aslında çok daha böyle bir insan olmadığım ilişkinin içerisinde ortaya çıkıyor. Ve maalesef rol yapılarak başlanan her türlü ilişkide yakınlık zedeleniyor.
Ve o ilişkideki yakınlık hiçbir zaman iki tarafın da gerçekten şeffaf halleriyle bir araya geldiği ilişkiler gibi olmuyor. Ama eğer ben karşımdaki insan için zaten sevilesi, hoşlanılası ve gerçekten böyle iyi vakit geçirilen bir partner olmak istiyorsam, hislerimi, isteklerimi oldukları halleriyle ortaya koyduğumda karşımdaki insan benim ilgimden hoşlanıyor, kendi ilgisine karşılık verildiğini fark ediyor. Ve benimle zaten bu sürece başlıyor. Aslında zoru oynamak beni daha gizemli bir hale getiriyor.
Karşımdaki insanı o belirsizlik cezbediyor. Birazcık daha uğraşırsam elle edebilir miyim sorusunu sorduruyor aslında benim zoru oynamam. Ama öyle olduğunda zoru oynamakla ilgili şöyle bir Başka bir durum söz konusu oluyor. Bununla ilgili de aslında çalışmalar var.
Zoru oynamanın da bir dozu olmalı. Yani ben zoru oynuyorsam tırnak işareti içerisinde bir yerden sonra karşımdaki insanın canını tak edebiliyor. Yani fazla naz aşık usandırıyor diyelim. Ama zaten bence bütün çalışmaların ortak noktası şunu gösteriyor.
Rol yapıyorsak bu iyi bir şey değil. Peki yani rol yapmadan zoru oynamak ne demek? Yani aslında belki burada zoru oynamadan hani o rol yapmadan bir ilişkinin başında birazcık daha ilgimizi fazla ortaya koymadan karşımızdaki insanla flört etmek Öyle sanıyorum ki biraz daha temkinli davranarak, bir anda ilişkinin içerisine hızlıca girmeden, birazcık daha yavaş yavaş girerek ilerlemek demek. Bunu rol yapmadan yaptığımızda nasıl olur diye söylüyorum.
Karşımızdaki insandan birazcık daha emin olduktan sonra kendimizi o ilişkiye bırakmak demek. Yani aslında flörtün kendince güvenli gri alanında kalmak demek. Biraz daha zor oynamak. Şimdi burada zoru oynamanın daha doğrusu kolay elde edilmemenin yani zoru oynamak demeyelim de hemen bir insanla büyük bir yakınlık kurmamanın daha adım adım gitmenin bir faydasından bahsetmek istiyorum.
Yani şunu ayırt etmek önemli. Ben Bir ilişkinin adım adım ilerlemesi için rol yapmamalıyım. Bu zaten ilişkinin kendi doğasında böyle olmalı. İlişkideki yakınlığın adım adım ilerlemesi bizim yakınlığımızın daha sağlam bir şekilde oluşmasını sağlıyor.
Karşımdaki insanın ilgisini özellikle böyle çok yoğun, çok romantik bir şekilde ilişkinin en başında hissettiğimde bu bana samimi de gelmiyor sahici de gelmiyor hatta law bombing dediğimiz şeyin içerisine biraz da bu var ya yani benim hazır olmadığım bir seviyede bana gösteren ilgi law bombing ve yani samimi ya da değil karşımdaki insanın ilgisinin fazlalığı beni rahatsız da ediyor yani beni henüz hazır olmadığım bir seviyeye çekmeye çalışıyormuş gibi de hissedebiliyorum ben bir de şöyle karşımdaki insanla ilgili karşımdaki insanın zor olmasının şöyle bir anlamı olduğuna inanıyoruz ilişki biliminde. Karşımdaki insan diğer insanlar için ulaşılmaz. Benim içinse bir miktar çaba, emek harcadıktan sonra ulaşılabilir olmalı. Yani aslında ben karşımdaki insandan şeyin sinyalini almalıyım.
Ben seni ilgileniyorumun sinyalini almalıyım. Ben senden hoşlanıyorumun sinyalini almalıyım. Ben senden hoşlanıyorum ama seni biraz daha fazla tanımaya ihtiyacım var. Ben senden hoşlanıyorum Ama biraz daha fazla zaman geçirmeye ihtiyacımız varı aldığım zaman, işte o zaman ben bu ilişki için çaba harcamayı hiç dert etmiyorum.
Çünkü biliyorum ki bu zamansal ve enerjisel yatırımın sonunda hoşlandığım, istediğim insanla bir arada olma şansım olacak. İşte o yüzden aslında zor olanı elde etmenin böyle bir tarafı var. Beni yükseltiyor, beni bu ilişki için uğraşmaya götürüyor. Şimdi aslında bu konu sosyal medyada geçenlerde konuşulan bir yerden benim de aklıma düştü.
Hatta bu konuyla ilgili bir tweet atmıştım ben de. Modern zamanlarda artık online dating özellikle ya da işte sosyal medyadan eşleşmek gibi konular gündeme geldiğinde sanki artık birbirimizin ilgisini hissetmek ya da aynı anda bir sürü insanın ilgisini görmek çok daha kolay hale geldi. Ve bu maalesef aşkın içerisindeki romantizmi bir miktar öldüren de bir konu. Yani hani eskisi gibi işte dağları delen ferhatların olmamasının meselesi.
Çünkü ben karşımdaki insana çok kolay ulaşabiliyorum. Bunu sadece partner bulmaya çok kolay ulaşabiliyorum gibi düşünmenizi istemiyorum. Yani bir sonraki partnere de çok kolay ulaşabildiğim için elimdeki kişiyi yeterince tanımadan, ona yeterince emek harcamadan bir sonraki insana geçmeyi de kolay buluyorum. Öyle olunca aslında ilişkilerin gerçekten ihtiyacı olan emek o kadar da harcanmaz hale gelmeye başladı.
Bütün mesele burada. Çünkü dediğim gibi o az önce bahsettiğim yani ben bu insan için uğraşırsam biz güzel bir ilişki kuracağız, ben bu insan için uğraşırsam biz sonunda birbirimize kavuşacağız duygusu aslında bizi iten ve bütün zihnimizdeki ödül sistemini harekete geçiren, motive eden, bizi yükselten şey. Öyle ki... O ödüle ulaştığımız zaman hissettiğimiz o tatmin olmuşluk duygusu zaten aslında bizi rahatlatan, o insanla ilişkili pozitif interaksiyonları daha da çoğaltan ve o insanın zihnimizde çok daha olumlu bir yer edinmesini sağlayan şey.
O yüzden de ben ne kadar uğraşırsam ve uğraşımın karşılığını alırsam, özellikle dopaminerjik ödül sisteminde, zihnimde şunu söyleyebiliyorum, ben tam da bunu hayal etmiştim, tam da onunla vakit geçirdiğimde bu kadar iyi hissedeceğimi hayal etmiştim deyip, bir sonraki sefer daha fazla uğraşmak isteyebiliyorum. Ya da diğer ödül sistemlerinde, opiyoderjik ödül sisteminde mesela, onunla olmanın tadını çıkartmak kadar keyiflisi yok diyebiliyorum ve bunu çok daha derinlemesine yaşayabiliyorum. Maalesef bir kişiden diğerine çok hızlı geçtiğimizde, bir kişiden diğerine hiç emek harcamadan geçtiğimizde bir türlü ilişkilerin o gerçekten aslında bize keyif verecek, bizi rahatlatacak, bizi yükseltecek faydalarını göremiyoruz. O yüzden de ilişkiler çok yüzeysel kılıyor.
O yüzden de ilişkiler gerçekten bizi tatmin etmiyor. Hadi şimdi birazcık duralım. Minik para verelim. Biraz sonra tekrar başlayalım.
Peki, burada şey sorusu çok önemli. Yani bunu sosyal medyada da söylemiştim. Yani aynı anda mesela birden çok insanla mesaj açmak, birden çok insanın bizi beğendiğini hissetmek, birden çok insanla flört etmek bir kişiyle flört etmekten daha mı iyidir? Yani aslında çok insan daha mı iyidir?
Burada kesinlikle aslında tam tersini söylemek mümkün. Yani bir insana karşı hissettiğimiz yoğun ilginin, yoğun ihtiyacın, onun peşinden koşmayı duyduğumuz yoğun motivasyonun asla yerini alamıyor çok ilgi. Hatta o çok ilgi o kadar yüzeysel kalıyor ki zaman içerisinde asla karnımızı doyurmuyor. Şey gibi bu, çok açız, Ve güzel bir yemek yemektense açlığımızı böyle küçük çikolatalarla falan gidermeye çalışıyoruz.
Evet çikolatalar çok lezzetli o esnada ama açlığımızı tam olarak gidermiyor. Ve biz burada ilişkilere bakış açımızla ilgili sorun yaşıyoruz. Söylüyorum bunu. Bizim aslında ilişkilere, romantik ilişkilere, aidiyet ihtiyacımızı gidermek için ihtiyacımız var.
Yani biz köklenmek, bir insana ait hissetmek, bir insanda varlığımıza anlam kazandırmak istiyoruz. Ve bunu yapamadığımızda, yani hiçbir insanda köklenemediğimizde, aslında günün sonunda yalnızlık hissini çoğaltıyoruz. O yüzden kalabalıklar içerisinde yalnız hissediyoruz. Kalabalıklar içerisinde bir türlü kendimizi bir yere ait hissedebiliriz.
O yüzden çok insan, hiç insan gibi hissediyoruz günün sonunda. Tüm bunları aslında neden anlatıyorum? Yani bu kadar çok yalnız insan varsa hala nasıl bu kadar çok yalnız insan var diye soruluyor ya. Bütün yalnız insanlar birbirlerine gerçek emek harcamaya razılar mı sorusunu sormamız lazım.
Ben gerçekten bir ilişki için diğer bütün seçeneklerden vazgeçmeye razı mıyım? ben gerçekten bu ilişkinin sorumluluğunu almaya razı mıyım? çünkü ben bir insanı tercih ettiğimde diğer bütün seçeneklerden vazgeçiyorum ve diyorum ki ben bu insanı iyisiyle kötüsüyle doğrusu ile yanlışı ile bir değerlendiriyorum yani buraya zaman harcıyorum buraya emek harcıyorum ve şu anda belki bu insandan nispeten beni daha mutlu edebilecek başka insanları değerlendirmiyorum diyorum Çünkü fikrim yok. Bu bir kendi içinde bir kumar aslında.
Yani bir elma alıyorum bir nevi ve o elmanın gerçekten seçebileceğim en iyi elma olduğunu düşünerek alıyorum bu elmayı. Ama o elma hiç lezzete çıkmayabiliyor tabii ki. Ama eğer ben o elmanın tadına gerçekten bakmazsam yani ucundan ısırıp bırakırsam diyeyim aslında o elma hakkında yeterince fikirde geliştiremiyorum. Belki elma en iyi örnek olmamış olabilir çünkü zaten kastetmeye çalıştığım ilişkilerin o kadar çabuk tüketilir şeyler olmadıkları.
ya da ilişkilerin bizim için gerçekten faydalarını, bize gerçekten hissettirebilecekleri bütün duyguları aslında bize hissettirebilmeleri için biraz zamana ihtiyacımız oldu. Çünkü eğer çok az zaman verirsek zaten bir insanın bizi yeterince mutlu etmesi ya da bize yeterince iyi hissettirmesi gerçekten mümkün değil. O yüzden bir sonraki sefer hayatınızda bir ilişki arıyorsanız Bir şans verdiğiniz insana ne kadar gerçekten emek ayırmak istediğinizi düşünmenizi çok isterim. Çünkü aslında sevgi gerçekten emek demek.
Emek vermediğimiz sevgiler çoğalmıyor, büyümüyor, bize iyi hissettirmiyor, günün sonunda bizi beslemiyor. Ancak emekle büyüyorlar ve biraz da şunun gibi, Hani böyle bir çiçeğe baktığımızda, bir çiçeği daha böyle üzerine çiçekler yokken, tomurcuklar yokken aldığımızda, o çiçeğe su vermemiz gerekir. Belki biraz bir gübre vermemiz, besin vermemiz gerekir. O çiçeği güneşe koymamız gerekir.
O çiçekle her gün ya da işte birkaç günde bir mutlaka ilgilenmemiz gerekir. Eğer ilgilenmezsek, o çiçeğin tomurcuklanmasını ve büyümesini, gelişmesini bekleyemeyiz. O çiçek günün sonuna kurur gider. Aslında bu da onun gibi birebir aynı şey.
Yani bu çiçek tomurcuk açmıyor diye ben iki gün sonra o çiçeği atıyorsam, o zaman bununla ciddi bir sıkıntı var. O çiçek hiç tomurcuk açmayabilir. Ben onunla ilgilensem de o tomurcuğu açmayabilir tabii ki. Ama denemeden bunu bilebilmem mümkün değil.
Aynı şey bence bütün ilişki tipleri için de geçerli bu arada. Yani yeterince emek vermeden ebeveyn çocuk ilişkisi de güzel gelişmiyor. Yeterince emek vermeden iki arkadaşın ilişkisi de yeterince iyi olmuyor. O yüzden bu konu üzerine daha derinlemesini düşünmemiz lazım diye düşünüyorum.
Umarım bugün anlattıklarım size iyi gelmiştir. Biraz olsun kafanızdaki bu zoru oynamak ya da birinden diğerine atlamak konusunu birazcık daha netleştirmiştir. Bu konuyla ilgili yorumlarınız, sorularınız varsa her zaman yazabilirsiniz. Herkese çok sevgilerimi gönderiyorum.
Bu arada kaydetmemi istediğiniz podcast konularını bana her zaman sosyal medyadan yazabileceğinizi unutmayın. Ben haftalık podcastlara devam ettiğim için yeni konulara her zaman ihtiyacım oluyor. Sizin hakkınızdan geçenleri de bilmeyi çok seviyorum. Bana yazmayı unutmayın.
Herkese çok sevgilerimi gönderiyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.