
5.585 kelime · ~28 dk okuma
Bu yaz bir kitap okudum. Adı Amerika Amerika. Ama 2. Amerika'nın e'sinde aksan var.
Yani Amerika Amerika gibi okumak gerekiyor. Bu kitap Amerika'nın keşfinden başlıyor. Tamam yani Amerika'yı öyle bir yer olduğunu bilmiyorlar. Kıtayı keşfediyorlar ve sonra kitap şu an Amerika Birleşik Devletleri olarak bildiğimiz yerle, Latin Amerika olarak bildiğimiz yerin keşiften günümüze kadar olan geçmişini anlatıyor.
Bu böyle 750-800 sayfalık bir kitap. Ve yani geçen sene ben çok az kitap okudum. Hani ondan az kitap okudum. Ve okuduğum kitaplardan biri buydu.
Ve niye okudum ben de bilmiyorum. Durup dururken bir tarih. Ama okuması aşırı keyifliydi. Arkadaşlarımla Dutch'a dayıdık işte.
Dört kişiydik. Ve ben sürekli kitap okuyordum. Çocukken de bunu yapıyordum bu arada. Bir ara.
Ailemle takılırken. Bir de tek çocuk olunca yetişkinlerin muhabbeti bazen sarmıyor yani. Sürekli politika konuşuyorlar. Şu an benim podcast'e yapsam ki.
Beni başka arkadaşlarıyla yemek yerken götürüyorlardı farklı yerlere ve ben de gidiyordum. Kucağıma kitap alıp okuyordum. Bayağı da keyifli oluyordu bu arada. Yani evde kitap okumaktansa başka şeyler yaparken kitap okumak çok kolay ve bu sinir bozucu bir olay.
Mesela ben evde ders çalışmakta zorlanıyorum ama bir yere giderken, otobüste, metroda böyle bir şeylere çalışmak daha kolay oluyor. Hatta bir kere 2017'de Türkiye'de Euroleague basket şampiyonasını Aynen basket olayı var. Avrupa takımları birbirleriyle basket oynuyorlar ve onun son final maçları İstanbul'daydı. Babam da bilet almıştı.
Biz de Fenerbahçeliyiz yani. Ama sonraki gün üniversitede benim muhasebe sınavım vardı ve muhasebede çok iyi olduğum bir ders değildi. Ve yani büyük ihtimalle evde kalsaydım çok çalışmayacaktım ama ben Muhasebe kitabını, bu arada o devasa kitabı stada almaları çok iyi bir şey. Çünkü bazen hani bozuk para almıyorlar, su sokamıyorsun hani oyunculara atarsın diye.
Ama ben o böyle tuğla gibi ders kitabımla bildiğiniz basket maçına girdim. Ve aralarda bakıyordum yani. Ve çok rahat oluyor. Çünkü biraz bakıyorsun, biraz maçı izliyorsun, biraz bakıyorsun, biraz maçı izliyorsun.
Böyle sakin... Oluyor ve sonra gidip sınavdan gayet de normal bir not almıştım. Gerçekten ilginç. Neyse ben bu kitabı okudum.
Hatta podcast'in önceki bölümlerinde de kitabı okuduğumdan bahsettim. Biraz başka bir bölümün arasına sıkıştırdım. Böyle konu konuyu açtı ve kitaptan konuşmaya başladım. Ama bugün bu kitabı biraz daha konuşabilirim diye düşündüm.
Çünkü geçen hafta sonu Bad Bunny bir performans sergiledi. Amerika'da Super Bowl diye bir Amerikan futbolu etkinliği var. Ve her yıl orada biri konser veriyor devre arasında. Bu yılda Bad Bunny diye bir sanatçı konser verdi.
Ve kendisi Latin Amerikalı, Portorikolu. Teknik olarak Amerika vatandaşı. Ama mesela Portorikollular Amerika'da seçimlerde oy veremiyorlar. Böyle sömürgesi gibi bir şey.
Direkt sömürgesi aslında yani Amerika'nın. Amerika almış ve öyle duruyor şu an orası. Çok bir hakları yok. Yani Amerikan pasaportları olması iyi tabii.
Her yere gidebiliyorlar. Ama biraz unutulmuş bir yer. Ve Bad Bunny'nin performansı aşırı popüler oldu. Tabii bunu herkes görmüş müdür bilmiyorum bu podcast'ı dinleyen.
Ama belli bir kesim sadece bunu konuştu. 24 saat falan boyunca. Çünkü her şeyi bir saniye sonra unutuyoruz sosyal medyada. Şu an bunu yüklediğimde... Oha!
Bad Bunny'nin performansı mı olmuştu bu sene ya? O 10 yıl önce değil miydi diye düşünenler olabilir. Abartıyorum. Ama Amerika'da göçmen karşıtlığı ve ırkçılığın tavan yaptığı bir dönemde, tabi ki sadece Amerika'da değil tüm dünyada, Bad Bunny'in İspanyolca şarkılar söylemesi ve gösterisinin sonunda Tanrı Amerika'yı korusun deyip Amerika'daki tüm ülkeleri sayması, Kanada Amerika dahil bütün Latin Amerika ülkelerini de saydı.
Çünkü aslında Amerika, Amerika Birleşik Devletleri değil. Ben de aslında başka bir şeyle ilgili bir bölüm yapacaktım. Hatta tüm hafta sonu aslında 160 sayfalık bir kitap okudum. Apartmayayım da.
Yok, 180 sayfalık. Bell Hooks diye bir yazarın Will to Change diye bir kitabı var. Erkeklerin nasıl sevmeyi beceremediğinden bahsediyor. O kitabı okumuştum çünkü biraz şeyden bahsetmek istiyordum.
Bu günümüzde yaşadığımız erkek egemen toplumda erkekler sevmeyi bilemiyor ve bu hem kadınları hem de erkekleri çok kötü etkiliyor. Biraz böyle bunu konuşmak için bir kitap okuyordum. Sonra Bad Bunny olunca tamam Bad Bunny yapayım falan dedim ve tekrar bu 8-3 sayfalık kitabı açtım ve not çıkarmaya başladım ve böyle 3 saat olduktan sonra 150. sayfaya gelebildim.
Ve sonra biraz moralim bozuldu. Zaten bölüm yetişmedi. Neyse sonra şey oldum. Yeterince iyi olmayacak zaten.
Ben yani tarihçi miyim kitaba bakıp çalışıyorum. Böyle bazen hani insan panik olur ya. Hem her şeyi bir anda yapmak ister. Zaten her şeyi bir anda yapmak istediği için de çok bir şey yapamaz.
Ya da bir anda böyle kendine olan güveni o paniklikten dolayı azalır. Ve bir şey yapamayacağım diye böyle bir felç olur ya. Bana da böyle bir süre o oldu. Sonra bu felçi Instagram'a 4 tane reel koyarak açtım.
Çünkü dedim ki podcast yapamıyorsam yani 15 saniyelik videolar yapabilirim. O kadar da panik değilim diye ve 15 saniyelik videolar yaptım. Ve şu an harika hissediyorum. Eğer siz de kötü hissediyorsanız Instagram'a reel koyup influencer rolünün ne kadar kolay olduğunu fark edip sonra hayatınıza devam edebilirsiniz.
Bad Bunny'nin performansının detaylarına aşırı girmeyeceğim. İnternette zaten konuşuldu. Ama genel politik olarak insanların ne düşündüğüyle ilgili biraz konuşacağım. Ama önce kitaba girmek istiyorum.
Çünkü... Evet, farklı bir şey konuşulsun yani. Şimdi Amerika... Şimdi Amerika 1900... Ne 1900 gerizekalı?
Amerika 1492'de ilk. İlk değil de daha önce Vikingler falan da gitmiş de ne olduğunu anlamamışlar çok yani. Biraz böyle takılmışlar sonra geri mi dönmüşler ölmüşler mi de bir şeyler olmuş. Neyse Amerika ilk yani böyle gemilerle 1492'de Chris Columbus tarafından.
Böyle gidiyor diyor burada ne oluyor falan. Sonra New York'u görüyor. Binalar var. Binalarda reklamlar var.
İşte McDonald's görüyor diyor. Oh Allah Allah. İşte burada Amerikalılar neler yapmış diyor. Acaba bölüme devam etsem 1492'de New York'un gerçekten günümüzdeki gibi olduğuna kaç kişi inanır?
Çünkü internet her dinlediğini gerçek görebiliyor ya, insanlar olduğunu düşünebiliyor ya. Chris Columbus ilk olarak New York'a gitmiyor. İlk Bahamalar'a gidiyor. Küba'ya gidiyor.
Sonra İngilizce'de İspanyol'a denilen bir bölge var. Dominik Cumhuriyeti'nin olduğu yer. Oralara gidiyor. Haritadan açık bakabilirsiniz.
Latin Amerika'yı çok bilmiyorsanız. Açıkçası ben bundan önce çok bilmiyordum. Hangi ülkenin nerede olduğunu. Haritaya bir bakabilirsiniz.
Araba kullanıyorsanız şu an sakın bakmayın. Tamam mı? Ya da bazılarınız böyle çamaşır falan yıkıyor, şu an şey diyor. Lan bir de telefonumu açıp fotoğraf mı bakacağım, podcast dinliyorum zaten, daha ne istiyorsun falan.
Neyse. Bu arada, Harry Potter'ın ilk iki filmini yöneten... Kişinin adı, aynı zamanda evde tek başına filmleri de üretiyor. Chris Columbus.
Amerika'yı keşfeden adamın adı da Christopher Columbus. Bu bilgiyi de hiçbir şey yapmayabilirsiniz. Neyse, Christopher Columbus ilk Amerika'yı Hindistan zannediyor. O yüzden hala Amerika Birleşik Devletleri'nde yerlilere Indian American diyorlar.
Çünkü, bu yüzden yani Indian Hintli demek. İsim böyle kalıyor gerçekten. Tarihçilerin tahminlerine göre Amerika ilk keşfedildiğinde nüfusu 50 ile 100 milyon arasında. Yani böyle bomboş kimsenin olmadığı bir yer değil.
Ve 100-150 yıl içinde bu nüfusun İspanyollar, Portekizliler, İngilizler Amerika'ya girmeye başladıktan sonra bu nüfusun %85-%95 arasında düştüğünü söylüyorlar. Durup dururken düşmemiş tabii. İnsanlar biz bundan sonra çocuk yapmıyoruz. İspanyollar geldi artık yani onlara yardım etmemiz lazım dememişler.
Çok büyük katliamlar olmuş ve tabii ki Avrupa'dan Avrupalılar bir sürü hastalık taşımışlar ve bir nüfus o hastalıkla daha önce hiç karşılaşmamışsa bir anda tanışması çok büyük bir katastrofi oluyor. O yüzden hem katliamlardan hem de hastalıklardan İnsanların %95'i ölmüş. Bu gerçekten inanılmaz. Ve bunun dünya tarihindeki en büyük, yani nüfusa oranla en büyük nüfus kalbi olduğu söyleniyor.
Amerika, Amerika kitabında ilginç bir olaydan bahsediyordu. Bir karakter, karakter dediğim gerçek bir kitap. Yani bir insan üstünden ilerliyor kitabın başı. Bu adamın adı da Las Casas.
Kendisi 1484 doğumlu ve İspanya'da doğup büyüyor. Sonra rahip oluyor. Babası da Christopher Columbus'un ilk düzenlediği seferlerde var. Hatta bu yüzden ticaretten bayağı bir para kazanıyor.
Çünkü o Amerika'dan çıkardıklarını getirip Avrupa'da satıyorlar. Ve bu yüzden de Las Casas iyi bir eğitim alıyor. Ayrıcalıklı bir insan oluyor. Ve sonra kendisi de Amerika'ya düzenlenen seferlere gitmeye başlıyor.
İlk gittiği yerde Dominik Cumhuriyeti ve Haiti civarları. Peki burada Avrupalılar ne yapıyor? Oradaki insanları direkt kendilerine işçi olarak çalıştırıyorlar yani. Peki Amerika'daki insanlar hiç mi savaşmıyor diye sorabilirsiniz.
Ya da böyle hiç mi imparatorluk gibi bir şey yoktu Amerika'da diye de sorabilirsiniz. Hayır yani birkaç tane böyle imparatorluk vardı. Hatta bazı yerliler bu imparatorluğu çökertmek için Avrupalılarla beraber işbirliği yiyorlar. Bazı yerliler kendi topraklarını savunabiliyorlar uzun süreler boyunca veya bazıları karşı geliyorlar uzun süreler boyunca.
Bazıları da gelemiyor tabii ki. Avrupa silah ve savaş konusunda çok sevdiği için böyle şeyler yapmayı hani bazı açılardan onlarla savaşamıyorlar. Bir de tabii ki hastalık olayı da var. Yani Avrupalılar yani kendi bağışıklıkları olan hastalıkları istemeden öbürlerine yaydıklarında kendilerine avantaj da elde etmiş Neyse, bizim bu Las Casas'ta Amerika'da bir şey oluyor.
Enkomenderos diye bir şey oluyor. Bu işte adını tekrar söylemeyeceğim. Enkomenderos'un amacı oradaki topraklarda yaşayan insanlara üstünlük kurmak ve onlara hükmetmek. Oradaki insanlara diyorlar ki benim için çalış.
Onlar da çalışıyor. Yani kölelik gibi bir şey aslında. Ama bunun karşılığında sayın Avrupalılar o kadar iyi şeyler yapıyorlar ki onlara koruma da sağlıyorlar hani sözde ve aynı zamanda da onlara Hristiyanlığı öğretiyorlar, Katolikliği öğretiyorlar ve böylece onları eğitmiş oluyorlar. Çünkü herkesin katolik olması lazım.
Çünkü en önemli dünya görüşü o. Herkese yaymaları lazım. Las Casas da bunu yapıyor bir süre ve sonra bazı fetihlere de katılıyor. Yani Amerika'nın başka yerlere saldırılara katılıyor rahip olarak.
Doğrudan savaşmış mı bilmiyoruz ama doğrudan hani alanda bulunmuş. Ve zaten bir tane fetih sırasında ya da saldırı sırasında şöyle bir şey olmuş. Yani İspanyollar herkesi kesmişler zaten bir köydeki. Sonra başka köye gitmişler.
Oradakileri de öldürmüşler. Sonra başka köye gitmişler. En sonunda yani bir köyde böyle herkes dizlerine çökmüş, eğilmiş, duruyorlarmış, teslim olmuşlar. Ama sonra İspanyol cesur bir erkek bu diz çökmüş insanlardan birinin kafasını kesmiş.
Ve sonra herkes bir anda böyle yerlilere saldırmaya başlamış oradaki Amerikalılara. Ve çoluk çocuk yaşlı demeden bir sürü insanı öldürmüşler, değişmişler. Ve Las Casas'ın kucağına biri düşmüş bir insan, öldürülen bir insan. Ve bu cinnet, gerçi buna cinnet demek biraz saçma çünkü aslında savaşlar böyle oluyor yani.
Bir sürü genç erkeği bir yere yolluyorsunuz ve onlara diyorsunuz ki bu insanları karşınızdakilere öldürmeniz lazım. Ve böyle şeyler oluyor yani. Neyse bu olay bittikten sonra Las Casas hani bazı insanlara orada tıbbi yardımda bulunmuş. Ve askerlerin yaptıklarının arkasında bir sebep aramış ama bulamamış.
Yani çünkü ne bulacak gerçekten? Bunlar bittikten sonra Las Casas Kibruv Bible'ı okuyormuş. Bu da Türkçe'ye İbranice İncil olarak çevriliyor. Başka bir böyle tam özel ismi varsa.
Ben bilmiyorum. Orada şöyle diyor, bunu da İngilizceden çevirdim. Bir insanın geçim kaynağını elinden almak, onu öldürmektir. Bir işçiyi ücretinden mahrum bırakmak, kan dökmektir.
Las Casas bunu okuyor ve diyor ki, aa evet, bizim yaptıklarımız yanlışmış. Yani herhalde katliam görmesinin de bir sebebi var, fiziksel olarak. Ama bunu okuduktan sonra karar vermiş gerçekten, yaptıklarının yanlış olduğunu. Yani kendi yaptığının ve genel olarak İspanya'nın yaptığının.
Bu sırada İspanya'da insanlar ölmeye devam ediyor hastalıklardan. Hatta İspanya işçi olsun diye Afrika'dan köle de getiriyor. Zaten o yüzden şu an Latin Amerika'ya gittiğinizde o kadar çok farklı insan var ki... Bu gerçekten... Yani Latin Amerikalılar bazen güzel diyorlar ya veya... İşte yakışıyor,
çekici. Mesela Brezilya'ya gittiğimde ben öyleydi gerçekten. Ve arkadaşıma soruyordum yani niye bir arkadaşımla beraberdik orada yaşayan. O da diyordu ki yani işte yerliler var, beyazlar yani Avrupalılar, siyahiler gelmiş bayağı bir jenerasyondur ve yani sonra Asyalılar da gelmiş ve bayağı bir karışmışlar.
O yüzden böyle bir bakıyorsunuz dünyanın en güzel insanı sonra bir daha bakıyorsunuz aynı kafede böyle 10 tane dünyanın en güzel insanı. Bu arada Türkiye'de bence insan çekiciliği açısından o kadar farklı etnik kökenlerden insan yaşamış ki eskiden Türkiye'de. Onu hissedebiliyorsunuz bence. Neyse, İspanya'dan devam etmek gerekirse Latin Amerika'ya bir sürü siyahi insan getiriyorlar.
Köle olarak çalıştırmak için. Ve bunların bazılarını böyle şeker tarlalarında çalıştırıyorlar. Hatta Bad Bunny'nin performansının başında da öyle bir şey görüyoruz. Tarlada çalışan insanları görüyoruz.
Puerto Rico'da yani. Latin Amerika'nın çoğunda yapılmış bir şey. Neyse sonra Las Casas bu yaşadıklarının farkına varınca neler yaptığının yaşananlarla ilgili bir kitap yazıyor ve gördüklerini anlatıyor. Ve bu da basımın popülerleştiği bir zaman.
Eskiden bir şey basılmıyormuş ya. Hani, kitap bile internet gibi bir şeymiş. Çünkü insanların okumaya erişimi çok daha hızlanmış ve başka çevreyle beraber başka yerlerden başka şeyler de okumaya başlayabilmişler. Elas Kasas'ın çıkardığı kitap, Amerika'da yaşananları anlattığı baya bir popüler oluyor.
Ve yani kitapta gerçekten gördüğü şeylerden bahsederken çok kötü şeylerden bahsediyor. İspanyolların, oradaki yerel insanların mesela elini falan da kesebiliyorlar ya da başka kötü şeyler yapabiliyorlar oradaki yerel insanların vücutlarına, insanlara tecavüz ediyorlar. Özür dilerim burası biraz böyle sert olacaksa. Söylediğine göre... Ama yani insanlık tarihi bu.
Yine Las Casas'ın söylediğine göre bazı insanları pişiriyorlar ve böyle saldırma köpekleri var. Mesela bir köye girerken o köpekler giriyor böyle insanlara saldırıyor. Çoluk çocuk kim olsun. Ya da çocukları mesela yüzme bilmeyen nehirlere atıyorlarmış.
Sonra kaç tane baloncuk çıkaracak ölmeden önce diye bakıyorlarmış. Evet, Las Casas olanları böyle anlatıyor. Hani diyebilirsiniz, biraz abartmış olabilir mi insan haklarını korumak için diye? Yani biraz belki abartmıştır ama bunların gerçekten yaşandığını da düşünüyorum.
Zaten İspanya ordusunda da mesela insanlar tecavüz konusunda hoşlarına gitmeyen insanlar oluyormuş. Bu kadar insanların vahşi olmasının kötü olduğu ordu raporlarına da geçmiş. ve yani oradaki yerel insanlar o kadar kötü koşullar altında yaşıyorlarmış ki bazıları zaten hani hastalıktan ölüyormuş biraz önce bahsettiğim gibi bazıları da hani mesela hamile kaldıklarında istemeden kendilerine kürtaj yapıyorlarmış Bazıları bebekleri olduğunda, kürtaj eğer bir işe yaramazsa, bebekleri öldürüyormuş. Çünkü böyle bir hayat yaşamalarını istemiyorlarmış bebeklerin.
Bunlar bu arada Avrupalılar tarafından kayıtlara geçirilmiş bunların yaşandığı. Bazen de toplu intihar ediyorlarmış yerel insanlar. Peki yani... İspanya bunu niye yapıyor?
Yani tabii ki niye yaptığını biliyoruz. İşte oradan para kazanıyorlar, insanlara zorla tarım yaptırıyorlar, zorla madencilik yaptırıyorlar, altın çıkarıyorlar, götürüyorlar ve bunları satıyorlar. Avrupa'da zenginleşiyorlar ve sürekli İspanya'dan bir asker desteği geliyor. Ve sonra İspanya'da bu savaş gerçekten doğru mu diye konuşulmaya başlanıyor.
Ve bu ilginç bir şey gibi gelebilir çünkü insanların sömürülmesi veya savaş eskiden normal görülüyormuş gibi düşünüyor olabilirsiniz. Ama bazı ülkeler mesela savaşlarına hep bir bahane üretmişler. Yani arkasında bir sebep varmış gibi göstermeye çalışmışlar. Çünkü iyi insanlar olduklarını düşünüyorlar ve savaşışırken de iyi bir şey yaptıklarını kanıtlamak istiyorlar kendilerine.
Mesela Katolikliği yaymak, İspanyol İmparatorluğu ne deniyorsa artık o zamanki İspanyollar için doğru bir savaş sebebiymiş. Mesela İspanya'daki Müslümanlara karşı verdikleri savaşta hani bu normal. Dini yaymak için savaş yapıyoruz çünkü Hristiyanlığı reddettiler demişler. Hatta ilk Amerika'ya gittiklerinde bazı insanlar savaş bahanesi uydurmak için şey bulmaya çalışmış.
Hani eğer biz bir şekilde daha önce Amerikalıların Hristiyanlığı reddettiğini bulabilirsek o zaman onlara savaş açma bahanesiyle savaş açabiliriz demişler. Ve kölelik için de bahane bulmaya çalışmışlar. İspanya'da hani kölelik için bahane bulmalarının birkaç yolu varmış. Mesela savaşıyorsanız savaşta aldığınız esirleri köle olarak kullanabiliyorsunuz.
Ya da dinsizleri ve putperestleri köle olarak kullanabiliyorsunuz. Ve bir tane daha köle alma bahaneleri var. Eğer biri doğal köleyse. Çünkü bunu Yunan felsefesine dayandırıyorlar.
Sevgili Aristoteles, M.Ö. 384 yılında doğmuş dahi Aristoteles diyor ki insanlık içinde doğal köleler de var ve onları köle olarak kullanabiliriz. O yüzden böyle felsefe falan denildiğinde hemen aa!
Oh çok ilginç ha! Oh, you're not a pacifist. Demeyin yani. Ve İspanyollar da bu insanların hani dini daha önce reddetmediğini fark edince demişler ki bunlar aslında doğal köle ve böyle ırkçı ırkçı şeyler söylemişler.
Bunlar aslında insan değil. Hani bizimle aynı şekilde yaratılmamışlar. Bunlar canavar, bunlar maymunla insan arası şeyler demişler. Bunlar cani demişler.
Ki bu arada size İspanyolların yaptıklarını biraz önce söyledim yani. İspanyollar söylüyor bu. Amerika'daki yerel insanlar için. Ama tabii ki orada yaşayan, yani oraya giden İspanyollar karşılarındaki insanların gerçek insanlar olduğunu biliyorlar.
Yani bu günümüzde yapılan savaşlarda da söyleniyor, onlar gerçek insan değil diye. Ya da mesela İsrail, Filistin'e diyor ki, onlar gerçekten insan haklarını savunmuyor. Onlara bıraksanız eşcinselleri öldürürler, diyor. Ve sonra bu bahaneyi onları öldürmek için, bir sürü insanı, çocuğu öldürmek için kullanıyor.
La Casas bu kitabını çıkardıktan sonra popüler oluyor ve gerçekten konuşulmaya başlıyor yaşananlar. Bu arada La Casas şey değil yani, tam böyle İspanya'daki krala karşı gelip biz tüm bunları yok edelim diyen biri değil. Ama kendisi gerçekten yerli insanlarla o kölelik sisteminden çıkıyor ve ayrı bir şekilde yaşamaya başlıyor. Kendini oradaki insanlara yardım etmeye ve dine veriyor.
İspanya'da bu konuşmalar arttıktan sonra Amerika'daki İspanyollar sinirleniyorlar ama şey diye davranıyorlar hani şu an burada İspanya devleti yok, başka insanlar yok o yüzden biz size istediğimizi yapabiliriz diyorlar. Ama İspanya'da biraz şey konuşulmaya başlanıyor. Amerika'daki yerel insanlar da gerçekten insan ve eğer bir savaş çıkarmak istiyorsanız bu savaş için gerçekten bir sebebiniz olması lazım diyorlar. ve tabii ki gidip oraya insanlara din eğitimi verebilirsiniz ama din eğitimi vermek demek gidip oraya insanları öldürmek için bir bahane olamaz diyorlar ve belki de dünyada yani en çok konuşulması gereken bir fikirden bahsediyorlar her toplumun içinde kötü insanlar var ve o kötü insanları bahane olarak kullanarak başka ülkelere savaş açamayız diyorlar çünkü o zaman her ülke birbirine savaş açabilir diyorlar ve gerçekten de dünyada bu böyle bir şey bahane gösterip tamamen bir ülkeyi yok etmek ve sonra kaynaklarını sömürmek dünyada şu an çok popüler bir şey maalesef ve yani İspanya'nın aktif bir şekilde soykırım diyebiliriz herhalde buna bunu yaparken aynı zamanda bu fikirleri konuşmaları da çok ilginç çünkü yani dünyanın en kötü şeyini yapıyorsunuz ama hala bunun arkasına böyle
...olumlu bir sebep bulmaya çalışıyorsunuz. Yani... Bu arada konuşmaları çok iyi çünkü... ...bunun konuşulmayan bir örneği de var.
Doğrudan savaş açıp hiçbir bahane de bulmayabiliyor bazı ülkeler. Ona da birazdan geleceğim. Neyse, Las Casas'ın mücadelesi devam ediyor. Hala 1500'lerdeyiz bu arada.
Ve Las Casas bir rahipti hatırlıyorsanız ve Katoliklerde günah çıkarma var. Rahiplere günah çıkarma da Las Casas diyor ki, hani diğer rahiplere, eğer siz bu Amerika'nın sömürüsüne katıldıysanız bir İspanyol olarak, siz günahlarınızdan arınamazsınız. Çünkü kolektif bir hırsızlığa ve insan öldürme etkinliğine katıldınız. Hani onu da itiraf etmeniz ve bununla ilgili bir şeyler yapmanız gerek diye konuşuyor.
ve siz eğer bir at terbiyecisiyseniz bile suçlusunuz çünkü hani bir şekilde o atlarla insanlar bu saldırıları yapıyorlardı ve sizde ne olduğunu biliyordunuz ve sizde bundan kar ettiniz o yüzden bundan sorumlusunuz diyor bence bu da gerçekten çok önemli çünkü bir sürü insan böyle dünyada inanılmaz kötü şeyler olurken sadece iş yerini yapıyor insanlar tarzı şeyler diyor evet yani Almanya'da da soykırım yapılırken insanlar sadece iş yerini yapıyordu ya da İsrail'de de şu an Düz bir işte çalışıyorsanız bile istemeden olsa soykırmı destekliyorsunuz. Bu arada yani tabii ki bunu dünya genelinde baktığımızda mesela Amerika, İsrail'e en çok silah satan ülke. Amerika'da yaşayan herkes, vergi ödeyen herkes ister istemez İsrail'e silah satımını desteklemese bile oraya para yollamış oluyor. O yüzden yani hiçbir şey politik değil.
Ben hayatıma bakıyorum diyen insanlar gerçekten... ve rahiplerin böyle konuşmasından sonra bazı insanlar gerçekten itiraf ediyorlar işledikleri suçları tam ölecekken şakasız bazı tüccarlar ve sonra mesela esir aldıkları insanları sözde yani artık ne kadar özgür bırakabiliyorlarsa özgür bırakıyorlar bazılarına para veriyorlar yani kazandıkları parayı geri bağışlıyorlar Ya bu arada tabii ki insanların hani çok kötü şeyler yapması çok kötü ama insanları durdurabilmek de çok önemli. Günümüzde çok kötü şeyler yapan insanlarla ilgili öyle bir intikam alacakmışız gibi konuşuyoruz ki yani bunu çok iyi anlayabiliyorum. Durmuyorlar.
Bu arada tabii ki bazı insanlara böyle insan hakları konuşarak ikna etmek zor. Zaten bazı insanları kesinlikle edemeyiz. Ama eğer dünya gerçekten insan haklarının konuşulduğu bir yer olsa bu herkes için daha iyi olur. Evet, yani 1500'lerin sonunda Amerika'nın ortası ve güneyi böyle.
Kuzeyindeyse İngilizler bazı şirketler aracılığıyla, çünkü sömürgeleşmeyi ilk şirketler yapıyordu Kuzey Amerika'da. İngilizler Amerika'ya gidiyorlar ve bir bakıyorlar ki böyle çok insan yok, az insan var ve ne olmuş? Çünkü onlardan birkaç sefer önce Avrupa'dan insanlar gelince bir sürü hastalık bulaştırmış ve bir sürü insanın ölümüne sebep olmuş. O yüzden İngilizler Amerika'ya gittiklerinde, Kuzey Amerika'ya daha böyle çok insanın yaşadığı bir yer bulmuyorlar ama yaşayan insanlar var.
Sonra gidiyorlar, ilk yerleşimler kuruyorlar oraya. Oradaki yerel insanlarla da konuşuyorlar. Hatta bir süre sonra bir tane İngiliz fazla vakit geçiriyor yerel insanlarla, iyi anlamda. Onları anlamaya başlıyor ve hani o toprak bölüştürdüklerini, kimin hangi toprağa sahip olduğunu yazdıklarını...
Anlıyor İngiliz biri ve hatta yani İngilizlerin kaldığı yerinde aslında yerlilerin toprağı olduğunu fark ediyor. Ve İngilizlerin hani o ilk bahanesinin yanlış olduğunu söylüyor. Boş topraklara biz geldik. Onları hani boşsa zaten biz buraya gelebiliriz.
Gidip yerlilerin dilini falan öğreniyor. Tam Avatar filmindeki gibi bir şey aslında bu adamın yaptığı. Ama bazı İngilizler de diyorlar ki, Tanrı bize yardım etti bu yerlileri hastalandırarak. Hani bize açtı bu bölgeyi, bizim geleceğimizi biliyordu.
O yüzden bu insanları öldürdü diyorlar. Aynen, kesinlikle öyle olmuştur. Sonra da böyle yavaş yavaş çöküyorlar bu yerlere. Bir ara yerliler saldırıyor İngilizlere.
Baya bir insan ölüyor ama sonra durduruyorlar yerlileri. Ve bunu da daha böyle saldırgan olmak için bir bahane olarak kullanıyorlar. Bu arada yani benzer zamanlarda İngilizler İrlanda'da da bir soykırım yapmakla meşguller. İspanyolların o Amerika'daki, Orta ve Güney Amerika'daki yerellere söylediği bahaneleri aynı şekilde İrlandalılar için kullanıyorlar.
Bunlar insan değil diyorlar ve gidip yani oradaki bir sürü insanı öldürüyorlar. Sonra aç bırakıyorlar ve milyonlarca insan, bu arada bir milyon galiba ölen insan sayısı. Yani az diye söyleyeyim, 1 milyon kişiyi öldürüyorlar açlıktan. Zaten yani insanları doğrudan öldürdükleri yetmiyormuş gibi.
Ve bu arada İrlanda'da aslında bir kıtlık yok. Ama İngiliz askerleri onların tarlalarındaki ürünleri doğrudan alıp İngiltere'ye götürüyorlar. Ve yani böyle hani adamlar bir şeyleri yetiştiriyor ve sonra doğrudan bunlar ellerinden alınıyor. Ve tekrar yani İngiltere'ye götürülüyor.
O yüzden hani İngiltere'de yaşayanlar da soykırım yapma açısından hani başarılı oldukları için Amerika'ya girdiklerinde oradaki yerleşmelerle çok sıkıntı yaşamıyorlar yani onları sömürmekte de. Bu arada Amerika'daki ilk o yerleşen insanlar arasından bazıları da kaçıyorlar. Hani bu şekilde yaşamak istemiyorlar. Bazıları gidip yerlilerle yaşıyor, bazıları da daha uzaklara gidip gerçekten kimsenin yaşamadığı yerlerde kendilerince yaşamaya çalışıyorlar.
Ve tabii ki ABD olan yerde de şu an onlar da köle getirip işçi çalıştırmaya başlıyorlar. Ve bu böyle hani Amerika'nın en doğusundan, Boston'ın olduğu bölgeden böyle batıya doğru yavaş yavaş yayılmaya başlıyorlar İngiliz şirketleri olarak. Ve bu sırada güneye doğru gittikçe de yaklaşıyorlar İspanyollara İspanyollar da burada garip bir şey yapıyor yani kendileri köle kullanıyorlar Ama Amerika'dan kaçan kölelerin Kuzey Amerika ya da Amerika O sırada Amerika Birleşik Devletleri değil Çok özür dilerim Bad Bunny'den ve tüm Amerikalılardan Kuzey Amerika'dan kaçan kölelere İspanya özgürlük tanıyor ve böylece bir sürü insan Kuzey Amerika'dan kaçıp İspanya'ya geliyor. Sonra yani bundan sonra aşırı detayına girmeyeceğim ama Amerika bir süre sonra İngiltere'den bağımsızlığını ilan ediyor.
Çünkü sürekli İngiltere'ye para yollamaktan falan sıkılıyorlar ya da onların kurallarına göre oynamaktan. O yüzden biz kendi daha özgür olduğumuz ve devletin bize karışmadığı bir ülke yaratalım diyorlar. Zaten Amerika'nın anayasası kurulurken hep kişisel hak ve özgürlükler ve devletin insana olabildiğince karışmaması üzerine. Ve bunun içinde yani tabii ki çok önemli şeyler var.
Mesela ifade özgürlüğü gerçekten yani ekonomik olarak uygulanan insanlara yapılan linçler falan ya da işten çıkarmalar ayrı. Ya da yani Amerika'nın şu an geldiği yer ayrı ama yine de Amerika'da ifade özgürlüğü gerçekten dünyadakinden çok daha fazla var. Özellikle de Amerikan vatandaşları için. Eğer Amerika'da yaşıyorsanız istediğiniz şeyi söyleyebiliyorsunuz.
Yani bu gerçekten bence iyi bir şey. Tabii ki ifade özgürlüğünün sınırları tartışılabilir. Ne zaman nefret söylemine geliyor ya da nefret söylemleri ne zaman yapılmamalı. Bunlar tartışılır ama yani ifade özgürlüğünün olması da genel olarak gerçekten iyi bir şey.
Bu sırada Amerika'dan sonra Venezuela'da mesela İspanya'da ilk kendi bağımsızlığını ilan eden ülke oluyor. Onların anayasası ise biraz daha farklı Amerika Birleşik Devletleri'nin. Venezuela'nın anayasasında çok daha sosyal bir devlet anlayışı görüyoruz. Hani devletin insanlara eğitim vermesi gerektiği, sağlık yardım yani sağlık açısından onlara yardım etmesi gerektiğiyle ilgili.
Bunun dışında da bir sürü böyle sosyal şey var. Bu da yani iki aslında toplum arasındaki kültürün farklılığını da gösteriyor. Çünkü günümüzde de bu var. Yani Latin Amerika ülkeleri tabii ki ABD yüzünden, Amerika Birleşik Devletleri yüzünden istedikleri refah seviyesinde değiller.
Onlara da birazdan değineceğim. Ama daha sosyal bir bakış açısına sahipler ve yaşam stilleri de daha farklı. Yani sokağa çıkıp eğlenebiliyorlar, keyif alabiliyorlar, bir şeyler yapabiliyorlar. Amerika'da ise çok daha fazla bireyselleşmiş bir kültür var ve o da gerçekten hala devam ediyor.
Ve ABD şu an dünyanın en zengin ülkesi. Ama hala insanlarına sağlık sistemi sunmuyor. Ve hala gelir eşitsizliği gerçekten dünyadaki en kötü yerlerden biri. Ve bir sürü insan fakirlikten çok çok zor hayatlar yaşıyor.
Bir sürü insanın kalacak evi yok. Venezuela ilk kurulduğunda ABD'nin aşırı kötü görmüyorlar. Çünkü gerçekten iyi şeyler de yapmışlar ve kendi bağımsızlıklarını da ilan etmişler. Amerika Birleşik Devletleri'nin içinde iyi fikirler var.
Bunu da görüyor Latin Amerika'daki liderler. Ve sonra komik şeyler oluyor. Çünkü bir ara hem İspanya var hem Latin Amerika'da kendi bağımsızlığını ilan etmeye başlayan ülkeler var. Ve İspanya mesela İngiltere ile arası iyi olmadığı için başta Amerika Birleşik Devletleri'nin bağımsızlığını destekliyor.
Çünkü İngiltere ile yarışıyorlar. Ama İngiltere'den bağımsız olduğu anda Amerika Birleşik Devletleri ve sürekli böyle batıya sürekli toprak alarak ve onlara yerleşerek ilerlediği için sonra İspanya anlıyor ki Bizi de alacaklar. Biz ne yapacağız şimdi diyorlar yani. Hatta mesela bir ara şu an Florida civarları galiba ya da yok Louisiana diye bir yeri Amerika'daki Fransızlara veriyorlar.
Aralarında böyle başka bir bölge oluştursun da çatışma matışma çıkmasın diye. Ama sonra Napolyon satıyor Amerika Birleşik Devletleri'ne Louisiana'yı. Böyle komik şeyler de oluyor. Ve evet yani Amerika Amerika kitabı bundan sonrasına devam etmem için hani 10 bölüm podcast daha kaydetmem gerekir.
O yüzden şimdi biraz daha hızlı geçerek anlatayım. Bundan sonra yaşananlar, Amerika ilerliyor. Amerika Birleşik Devletleri, özür dilerim Bad Bunny. Amerika Birleşik Devletleri batıya doğru ilerliyor.
Meksika mesela, Los Angeles falan. Zaten Los Angeles'ın adı Los Angeles aslında. Yani San Diego falan. Onlar Meksikayken, bir süre sonra onları da alıyorlar.
Ve uzun süre Latin Amerika'nın işlerine karışıyorlar. Bütün Latin Amerika'nın bir araya gelmesini istemiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri olarak. Çünkü başka bir süper güç istemiyorlar.
Bu sırada yine Latin Amerika tarihinin önemli şeylerinden biri 1823'te çıkan Monroe doktorini bu o sıralardaki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Monroe'nun bir doktorunu yani söylediği bazı yazdığı bir şey mi hani doktorin aynen bir şeyler söylüyor ve diyor ki Avrupa bize karışamaz artık biz kendi ülkemiziz ve genel olarak batıdaki ülkelere Latin Amerika ülkeleri dahil bize karışamazsınız diyor. Ama sonra bu doktorini şey olarak kullanıyor Amerika. Hani podcast'ın başında nasıl İspanya'nın bahaneler kullanarak Amerika'ya girdiğinden bahsetmiştim. ABD de yine bahaneler kullanarak bu Murrow doktorininle biz Batı kıtasının koruyucusuyuz gibi bir bahane kullanarak bir sürü savaş başlatıyor Latin Amerika'da.
ABD ülkelerinin yatırımları bulunduğu yerlerde. Çünkü direkt şirketler başka Latin Amerika ülkelerinde maden çıkarıyor, direkt fabrikaları var ya da tarım yaptırıyorlar. Mesela bu Latin Amerika ülkelerinde bazen iç kaosu olduğunda ya da tam tersi mesela bir ülke biz artık daha az Amerika'ya bağlı olacağız. Topraklarımızda böyle Amerika'nın tarım yapmasını ya da bizim madenlerimizi çıkarıp para kazanmasını istemiyoruz.
Hani biz bunları yavaş yavaş geri almak istiyoruz dediğinde Amerika şirketlerini korumak için Amerika Birleşik Devletleri özür dilerim Bad Bunny. çirketleri korumak için Latin Amerika ülkelerine saldırıyor. Bu sırada da Latin Amerika ülkeleri tekrar sürekli bir araya gelip insan haklarının ve yani ülkelere saldırmasının saçma olduğunun ve her ülkenin hani kendi halinde yaşayabilmesinin gerekmesiyle ilgili bir sürü Amerika ile iletişim kuruyorlar ve genel olarak açıklamalar yapıyorlar. Kitapta da şeyden bahsediyor hani bugün Birleşmiş Milletler çok fazla işe yarayan bir kurum değil çünkü doğru kararlar alamıyor ama aslında doğru kararlar alacak bir yapısı var yani kurulma amacı öyle.
Bir sürü ülkenin bir araya gelip böyle tüm ülkeleri kapsayan bir hukukun, uluslararası hukukun olduğu ve hani bunun işleyebileceği bir yer aslında. Ama öyle değil maalesef. Hatta Amerika şu an Birleşmiş Milletler'e ödemesi gereken parayı ödemiyor. Şu an Birleşmiş Milletler, Batman'ın eşiğinde olduğunu söylüyor.
Evet, kitapta şeyden bahsediyor, işte bu Latin Amerikalılar Avrupa Birliği kurulmadan, Birleşmiş Milletler kurulmadan çok önce dünyanın bir olması gerektiğiyle ilgili konuşuyordu ve bunlar gerçekten önemli fikirlerdi, diyor. Sonra şöyle bir şey de oluyor. Yani sonra değil de şöyle bir şey de oluyor. Latin Amerika, ABD arasında.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Latin Amerika ve ABD arası bir tık böyle düzeliyor. Hatta savaşa bayağı yardım ediyor Latin Amerika ülkeleri. Fabrikalarında silah üretilmek için gerekli olan şeyleri çıkarıp Amerika'ya, ABD'ye, özür dilerim Bad Bunny, ABD'ye yolluyorlar. ABD'de de o sırada böyle daha devletçi bir ve insan haklarına biraz olsa da önem veren bir yönetim var.
Ama 2. Dünya Savaşı sonunun sonucunda Sovyetler Birliği ve yani komünist bir ülke Amerika'nın en büyük düşmanı haline geliyor. Nazileri yendikten sonra Amerika ve Sovyetler. O yüzden de Amerika diyor ki biz bu komünistleri yenmek için daha sosyal bir şekilde yaşamaya çalışan insanları yenmek için başka ideolojiler, başka görüşler dünyaya sunmalıyız Ve bu yüzden birçok ülkede bunun tam tersi olarak görülen şey işte aşırı milliyetçilik ve onların militanlaşması.
Sovyetler Birliği başka ülkelerdeki solculara bir şekilde ulaşmaya çalışıyor. Amerika'da başka ülkelerdeki sağcılara ulaşmaya çalışıyor ve bunu Latin Amerika'da gerçekten çok vahşi şekillerde yapıyor. Bazı naziler Latin Amerika'ya kaçıyor. Bu arada Latin Amerika'da dünyanın yani böyle en şey yeri değil hani en mükemmel yeri değil tabii ki yani orada da bir sürü kaotik şeyler oluyor.
Neyse naziler Latin Amerika'ya kaçtıktan sonra Amerika mesela bu ülkelerde nazileri destekliyor ya da ultra gerici insanları destekliyor, onları fonluyor. Ve onlar mesela bir sürü darbe yapıp ülkeleri stabil olmaktan çıkarıyorlar. Ve sonra bu darbe yönetimlerini destekliyor tekrar ABD. Ve bir sürü solcu insan direkt katlediliyor bu sıralarda.
ve kitapta 2. Dünya Savaşı ile ilgili ilginç bir şeyden daha bahsediyordu. 2. Dünya Savaşı bittikten sonra hani dünya yeni bir sayfa açıyor gibi düşünebilirsiniz.
Yeni bir başlangıç olacak ve yeni bir dünya düzeni kurulacak. Amerika Birleşik Devletleri bu sırada düşünüyor. Biz Latin Amerika'ya mı yatırım yapalım? Avrupa'ya mı yatırım yapalım?
Yani ikisini de yapabilirler. Bu arada zaten para var yani. Ama sonra diyorlar ki biz Latin Amerika'yı daha iyi, daha refah bir yer yaparsak o zaman onların madenlerini, onların tarım gücünü kullanamayız ucuza. İş gücünü ucuza kullanamayız.
Çünkü fakir olduklarında sömürü üstünden çalışan bir düzen yani ve bu sömürü düzenini bozmayalım diyorlar. Bu arada Amerika'da tabii ki bunu bozmak isteyen, Latin Amerika'nın daha iyi olmasını isteyen ABD'de insanlar, diplomatlar da var ama öbür taraf kazanıyor ve gidip yatırımı mesela Almanya'ya yapıyorlar yani Nazilerin o... Dünya Savaşı'nı kaybetmiş Japonya'ya yapıyorlar ve Latin Amerika'nın kaderi de biraz bu yüzden hala çok iyi bir refah seviyesinde olmamaları veya güvenlik açısından Latin Amerika'nın çok iyi görülmemesi biraz da bu yüzden. Ve günümüzde de Amerika'nın, ABD'nin, özür dilerim Bad Bunny yeter artık, ABD'nin Latin Amerika'yı sömürmesi devam ediyor.
Geçen işte Venezuela başkanını kaçırdılar ve şu an Venezuela'daki petrolü ABD kontrol ediyor. Hatta geçen uzun süre sonra ilk defa İsrail'e mesela petrol sattı Venezuela. Çünkü zorluyor ABD bunu yapmaya. Ve diğer ülkeleri de tabii ki yönetim kimi destekleyeceğine kendi karar veriyor yani.
Mesela Trump'çı bir başkan var Arjantin'de, ona iyi davranıyorlar. Hatta seçimi kazanması için yardım ediyorlar. Ama diğer daha böyle toplumcu ve daha solcu görüşlü ülkelerdeki başkanlara da hani onları da daha kötü yapmak ya da seçimlerde başkalarıyla değiştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ve gerçekten agresif bir şekilde bunu yapıyorlar.
Ve evet yani bu şekilde. O yüzden Latin Amerika'da gerçekten ilginç bir yer. Benim Panamalı bir arkadaşım var. Ben ona bir kere geçen sene New York'a gidecektim.
Yani hem iş hem de akrabalarımı görmek için orada yaşayan birkaç akraban var. Bunu söylemiştim. Ve Panamalı arkadaşım bana Amerika'ya hiç gitmem demişti ben yani artık. Daha önce gitmiş bu arada çocukken.
Çünkü Trump yeni seçilmişti ve neler olacağını az çok tahmin edebiliyordu Panamalı biri olarak. Zaten Panama'da Amerika'nın bir konsoli altında. O yüzden Latin Amerikalıların çoğu bölümünde böyle bir birlik duygusu var ve kaderleri de biraz benzer olduğu için. Zaten aynı dili konuşuyorlar.
Bu gerçekten inanılmaz bir olay. Yani sömürgecinin dilini konuşuyorlar ama şu an sömürgecinin dili, İspanyolların dili, ezilenlerin dili oldu. Yani tarihin değişmesi de ilginç bir olay. Yani zaman ilerledikçe böyle şeylerin olabilmesi.
Ya düşünsenize, siz Arjantinli bir gençsiniz ve isterseniz yani Meksikalı birinin podcastini dinleyebiliyorsunuz ve başka ülkelerle ilgili haberler öğrenebiliyorsunuz. Bence bu çok önemli. Çünkü eğer sadece ana dilinizi konuşuyorsanız, sizin yaşadığınız ülkede beyninizin yıkanması çok kolay. İngilizce bilmiyorsanız ya da yabancı, popüler ve iyi olan bir basın dili bilmiyorsanız gerçekten her türlü beyniniz yıkanabilir de.
Yani yabancı bir dil bilmek gerçekten ya da başka insanların bakış açılarını öğrenmek size yardım ediyor. Ve Latin Amerika'da bu var yani. Gidip başka şeyleri okuyabiliyorsunuz. Tabii ki internetiniz yasaklanmazsa.
Evet o yüzden Bad Bunny'nin performansı, bunları ışığında düşünüldüğünde ve performansının sonunda tüm Amerika tarihini korursun deyip tüm Amerika ülkelerini sayması gerçekten hoş bir şey. Tabi ki yani Amerika'da da, ABD'de de Amerikan futbolu insanların dikkatini dağıtan, kitbeleri politikadan uzak tutan bir şey. Ama bunun için de birinin böyle bir şey yapması tabi ki bir anda dünyayı değiştirmeyecek. Ama belki insanları bir tık olsa politik bilinçlendirir.
Onu da bilmiyorum bu arada. Yani ortalama bir Amerikalı, ABD'li Bad Bunny'nin performansını izleyip, aa şimdi politik olarak, ilginç olarak ne varmış, YouTube videosu izleyeyim bununla ilgili. diye ne kadar düşünür? Emin değilim çünkü bakıp geçecekler büyük ihtimalle yani.
Geçen bir podcast dinliyordum. Orada Oklahoma diye bir yerde yaşayan beyaz bir kadın Filistin'le ilgili konuşuyordu ve Filistin'le ilgili çok bir şey bilmediğini söylüyordu. Hatta yani geçen sene Amerikan seçimlerinde sol partideki insanlar Joe Biden'ı ve Kamala Harris'i Filistin yüzünden protesto ediyorlardı. Hatta onu da biraz böyle abartı buluyormuş.
Niye ediyorlar ki işte Trump yerine Kamala başkan olsun? Hani protesto ne gerek var ki falan diyormuş. Ama sonra bir gün böyle tenis oynarken, tenis oynadığı kişi Filistinliymiş ve o zamana kadar hiç konuşmamışlar Filistin'de yaşananları. O da böyle elini omzuna koyup, nasıl hissediyorsun, ne oluyor diye sormuş Filistin'de.
Ve kız da ağlamaya başlamış şu ana kadar bana bunu kimse sormadı diye. O yüzden Amerika'da öyle bir yer, ABD. Özür dilerim Bad Bunny. Evet, bu podcast bölümü de böyleydi.
Bu kadar panik yapmama gerek yokmuş konuşacak baya bir şey varmış aslında. Aaa ne konuşacağım ne konuşacağım falan oldum. Evet konuşuluyormuş yani sakin bir şekilde. Evet bu bölüm de bu hafta biraz gecikmiş oldu ama gelmiş oldu.
Yine de her hafta bölüm gelmeye devam ediyor. Kendinize iyi bakın. Nereden dinliyorsanız Apple Podcast'da direkt yorum yazabilirsiniz. Spotify'dan dinliyorsanız direkt puan verebilirsiniz.
O da yardım ediyor. Bilgisayardan puan verilebiliyor. Spotify'ı boykot edeceğim diyorsanız, bu arada Podbean'in kendi uygulaması çıktı. Oradan da dinleyebilirsiniz podcast'ı.
Çok teşekkürler dinlediğiniz için. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.