
1.672 kelime · ~8 dk okuma
Kerim, Mike. Biz geldik. Hadi, balık kızartması için geç kalıyoruz. Bunlar tam uykucu ya.
Arabalar hep burada. Camlar da açık. Neden ses vermiyorlar? Evet ya, aslında bir gariplik var.
Dur bakayım. Kerim. Tatlım. Uyanmadınız mı?
Ah! Aman tanrım! Betü sakın gelme! Sakın buraya gelme!
Ölmüşler, çabuk! Ambulans, polis ne varsa ara, çabuk! Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar.
Bu bölümde ikinci baharını yaşayan mutlu bir çiftin, geçmişin gölgelerinden gelen kusursuz bir kinle nasıl avlandığını konuşacağız. Ne dersiniz? Mike Sisko ve Karen Harkness'ın başına gelenleri duymaya hazırsanız, başlayalım mı? Temmuz 2002, Kansas eyaletinin Topeka şehrinde sıradan, sıcak bir pazar günüydü.
47 yaşındaki Mike Sisko ve 53 yaşındaki Karen Harkness geçmişte farklı evlilikler yapmış fakat bazı anlaşmazlıklar yüzünden boşanmışlardı. Artık beraberlerdi ve boşanmalarını atlatmış, hayatlarının ikinci baharını yaşayan mutlu bir çifttiler. Çevrelerindeki herkes onların birbirleri için yaratıldığını düşünüyor, yakında evleneceklerine kesin gözüyle bakıyordu. Mike ve Karen o pazar gününe kadar her şeyin yolunda gittiği, huzurlu bir hayat sürüyorlardı.
6 Temmuz cumartesi gecesi çift için oldukça keyifli başlamıştı. Evlerine yaklaşık bir saat uzaklıktaki bir kumarhaneye gitmişlerdi. Şans onlardan yanaydı. O gece makinelerden bir miktar para kazanmış, gece boyunca bolca gülüp eğlenmişlerdi.
Gece yarısı saat 1.30'lularında kumarhaneden çıkıp otoparka doğru yürürken kazandıkları o parayla ne yapacaklarını konuşuyorlardı. Topeka'daki evlerine vardıklarında saat çoktan ikiyi geçmişti. Yorgun ama mutluydular.
Üzerlerini değiştirip yataklarına uzandılar. Mike ve Karen o derin uykuya dalarken hayatlarının tehlikede olduğunun hiç farkında değillerdi. Zira evleri o gece boş değildi. Onlar yukarıda derin bir uykudayken alt kattaki karanlık bodrumda saatlerdir sabırla ve sessizce bekleyen biri vardı.
ve o gölge evin sessizliğe gömüldüğünden emin olduğunda merdivenleri ağır ağır çıkarak yatak odasının kapısında belirecekti. Nihayet her şeyin kontrol altında olduğunu fark eden gölge yavaş ve sessiz adımlarla Mike ve Karen'ın yatak odasına doğru ilerledi ve odaya girdiğinde hiç düşünmeden cebindeki silahını çıkararak 10-15 el ateş etti. Mike ve Karen daha ne olduğunu bile anlayamadan uykularında katledilmişti. Bu soğukkanlı cinayetin ardından katil hiçbir iz bırakmadan evden uzaklaştı.
Mike ve Karen ise ertesi gün öğle saatlerinde Karen'in babası tarafından bulunmuştu. Zira o gün ailecek dışarıda vakit geçireceklerdi. Buluşma noktalarını ise Mike'ların evi olarak belirlemişlerdi. Heyecanla çiftin evine varan baba, kapıların kilitlenmemiş oluşundan ve içeriden hiç ses gelmemiş olmasından şüphelenmişti ve hışımla eve girme kararı almıştı.
Polisler olay yerine ulaştığında ve o yatak odasına girdiklerinde karşılaştıkları manzara sıradan bir hırsızlık vakasına hiç benzemiyordu. Karen'a beş, Michael'a ise tam yedi el ateş edilmişti. Kurbanlar kendilerini savunmaya bile fırsat bulamamışlardı. Ancak dedektiflerin dikkatini çeken asıl detay odadaki değerli eşyalardı.
Masanın üzerinde duran binlerce dolar nakit para, Karen'ın kolundaki Rolex saat ve elmas bileklik. Hiçbirine dokunulmamıştı. Dedektif Richard Walley, olay yerini incelerken bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Bu bir soygun değildi.
Biri bu eve sadece can almak için girmişti. Bu, öfkeyle, nefretle ve şahsi bir kinle işlenmiş bir cinayet olmalıydı. Polis, Mike ve Karen'dan bu kadar nefret edebilecek o karanlık siluetin peşine düştüğünde karşılarına tek bir isim çıkacaktı. Polis hızla çiftin geçmişini mercek altına aldı.
Kafalarında çeşitli sorularla Mike ve Karen'ın herhangi bir düşmanı olup olmadığını araştırıyorlardı. Ancak tüm sorularının cevabı koca bir hayırdı. Mike ve Karen'ın hayatı adeta şeffaf bir kitap gibiydi. Herkes tarafından sevilen, kendi hallerinde insanlardı.
Kelimenin tam anlamıyla düşmanları yoktu. Bu yüzden soruşturma daha başlamadan tıkanmak üzereydi. Fakat aile üyelerinden alınan çeşitli ifadelerden sonra soruşturmanın seyri değişmeye başladı. Mike son zamanlarda çok tedirgindi.
Beni uyarmıştı aslında. Sizi ne konuda uyardı hanımefendi? Bir tehdit mi alıyordu? Bana dedi ki, eğer bir gün başıma bir şey gelirse sorumlusu olur.
Lütfen polise gidip onun adını ver demişti. Kim? Kimden bahsediyordu? Dana.
Eski eşi Dana Chandler. Saplantılı bir şekilde etrafımızdaydı. Mike onu defalarca kendi evinin etrafında gördüğünü söylemişti. Bizi bir türlü rahat bırakmıyordu.
Dana ve Mike, 15 yıllık evliliklerini 1990'ların sonunda oldukça sancılı bir şekilde bitirmişlerdi. Mahkeme iki çocuğun, Hayley ve Dustin'in velayetini babaya, yani Mike'a vermişti. Dana için bu, kabullenilmesi imkansız bir yenilgiydi. O, kontrolü kaybetmeyi asla hazmedemeyen bir kadındı.
Mike'ın yeni bir hayata başlaması, üstüne bir de Karen gibi başarılı bir kadınla mutlu olması, Dana'nın zihnindeki kıskançlık tohumlarını devasa bir nefrete dönüştürmüştü. Cinayetten önceki aylar adeta yaklaşan felaketin habercisi gibiydi. Telefon kayıtları incelendiğinde polis şok edici bir gerçekle karşılaştı. Dana sadece son 7 ay içinde Mike ve Karen'ı tam 700 kez aramıştı.
Saplantısı o kadar tehlikeli bir boyuta ulaşmıştı ki, gecenin bir yarısı eski kocasının bahçesindeki trambolinde zıplayarak evin pencerelerinden içeri bakarken yakalanmıştı. Hatta kendi çocuklarını bile Mike'ın evini gözetlemeleri için kullanıyordu. Ancak polisin elinde büyük bir sorun vardı. Cinayet gecesi Dana Chandler, olay yeri olan Kansas'ta değildi.
O, arabasıyla tam 8 saatlik mesafede olan Colorado, Denver'da yaşıyordu. Polisler Dana'nın 8 saat yol gidip cinayet işledikten sonra hiçbir iz bırakmadan evine geri dönmesinin çok zor olduğunu düşünüyorlardı. Soruşturma derinleştikçe, Dana'nın o hafta sonuna dair anlattığı hikayede devasa bir kara delik olduğu ortaya çıkacaktı. Mike'ın kız kardeşinin verdiği ifadeden sonra polis, hızlıca Dana Chandler'ı sorgu için emniyete çağırmıştı.
Bayan Chandler, 6 ve 7 Temmuz tarihlerinde nerede olduğunuzu anlatır mısınız? Bütün hafta sonu dağlarda kamp yaptım. Colorado'da hep gittiğim bir yer vardır. Yalnız mıydınız?
Yalnızım. Peki, anlıyorum. Bayan Chandler, biliyorsunuz ki Mike Siskova tarihlerde öldürüldü. Eski kocanızın ölümüyle ilgili bize verebileceğiniz bir bilgi var mı?
Hayır yok, biz boşanalı yıllar oldu. Hiçbir şey bilmiyorum. Dayna'nın hikayesi kendi içinde tutarlı görünüyordu. Polise göre o kafa dinlemek için dağlara çıkmış yalnız bir kadındı.
Ancak dedektifler bu kamp masalına inanmamıştı. Hala akıllarında soru işaretleri vardı. Bu yüzden Dayna Chandler'ı daha fazla incelemeye başladılar. Yaptıkları ilk araştırmada Dayna'nın bir telefon bağımlısı olduğu ortaya çıktı.
Ama bir gariplik vardı. Dayna tam da o saatlerde telefonunu hiç kullanmamış ve hep kapalı tutmuştu. Fakat bu, polis için yeterli değildi. Zira kamp hikayesi gerçekten yaşanmış olabilir, Dayna gerçekten her şeyden uzaklaştığı için telefonunu kapatmış olabilirdi.
Chandler'ı suçlayabilmek için daha fazla kanıta ihtiyaçları vardı. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Dana Chandler'ın anlattıklarından şüphelenerek onu inceleme altına alan polisler, daha fazla bilgi edinebilmek için bu kez de banka dökümlerini incelemeye karar verdi.
O tarihlerde yapılan bir harcama da yoktu. Polisler Dana'nın bir suçu olmadığına inanmak üzereydiler. Fakat banka dökümlerinde bir şey dikkatlerini çekti. 5 Temmuz'da, cinayetten bir gün önce, Dayna bir benzin istasyonuna gitmişti.
Ama sadece arabasına yakıt almakla kalmamış, bagajına koymak üzere iki adet beş galonluk büyük benzin bidonu satın almıştı. Halbuki Dayna'nın bahsettiği kamp yeri evinden o kadar da uzak değildi. Bunun üzerine polisler, Dayna'nın kamp yaptığını söylediği bölgedeki ve oraya giden güzergahtaki tüm kamera kayıtlarını saniye saniye inceledi. Ancak Dana'nın arabası o kameraların hiçbirinde yoktu.
O hafta sonu Colorado dağlarında olduğuna dair tek bir fiziksel kanıt, tek bir görgü tanığı bile bulunamamıştı. Peki ama ormanda değilse neredeydi? Dayna'nın hakkında incelemeler yaptıkça onun yalan söylediğine ikna olmaya başlayan polisler zihinlerinde tüm parçaları birleştirmişti. Zira onlara göre Dayna, yolda benzin istasyonlarında durup kameralara yakalanmamak ve kredi kartı izi bırakmamak için o bidonları önceden doldurmuştu.
Gecenin karanlığında Denver'dan Kansas'a 8 saat araba kullanmış, o yatak odasına sızarak eski kocasını ve onun yeni aşkını uykularında katletmiş, ardından bagajındaki o benzinle hiç durmadan 8 saat boyunca geri dönmüştü. Bu bir anlık öfke patlaması değil, zihnini sadece cinayete odaklamış birinin ilmek ilmek işlediği kusursuz bir plandı. Polis Dana'nın o geceki rotasını, yalanlarını ve aldığı o iki büyük benzin bidonunu ortaya çıkardığında herkes davanın artık çözüldüğünü sanmıştı. Kurbanların aileleri nihayet katilin bileklerine kelepçe vurulacağı o anı bekliyordu.
Ama araştırma ekibi hazırladıkları dosyayı savcılığın önüne koyduğunda bekledikleri o coşkulu tepkiyi alamadılar. Çünkü savcının baktığı pencereden manzara çok daha farklıydı. Evet, Dana'nın kamp yalanı çökmüştü. Evet, benzin almıştı.
Evet, cinayet için korkunç bir takıntısı ve sebebi vardı. Ama ortada cinayet silahı yoktu. Kanlı bir ayak izi, bir DNA, olay yerinde veya kurbanların üzerinde Dana'ya ais tek bir saç teli bile bulunamamıştı. Savcı sadece ikinci derece delillerle mahkemeye çıkmanın yanlış olacağını söylüyordu.
Savcılık daha fazla kanıt bulun diyerek davayı açmayı reddetti. Davanın o an görülmemesi uzun zaman sürecek bir koşuşturmaya sebep olacaktı. Aylar yıllara, yıllar koca bir on yıla dönüştü. Topeka Polis Departmanı'nın arşivindeki Cisco ve Harkness dosyası yavaş yavaş tozlanan bir dosya haline gelmişti.
Ta ki aradan tam dokuz yıl geçene kadar. Dedektif Richard Walle ve ekibi o dosyanın peşini aslında hiç bırakmamıştı. Yıllar süren ısrarlı takipler ve değişen savcılık yönetimi sayesinde o tozlu dosya nihayet raftan indi. Savcılık artık bu devasa delil yığınını jürinin önüne koymaya hazırdı.
Dana Chandler çifte cinayetten tam 9 yıl sonra, 2011 yılında nihayet tutuklanabilecekti. Ancak yargılama süreci başladığında bu davanın sıradan bir cinayet davası olmayacağı hemen anlaşıldı. Amerikan hukuk tarihine geçecek, kan donduran bir yüzleşme yaşanmak üzereydi. Artık 60'lı yaşlarında olan Dana Chandler, mahkemede herkesi şoka sokan bir hamle yaptı ve bütün avukatlarını kovarak kendi savunmasını kendisi yapmaya karar verdi.
Savcılığın en güçlü tanığı Dana'nın öz çocuğu Haley'di. Yani o gün babasının vahşice öldürüldüğünü öğrenen travmatik çocuk, şimdi yetişkin bir birey olarak tanık kürsüsüne çıkacak ve katil olmakla suçladığı öz annesi tarafından bizzat çapraz sorguya çekilecekti. Hayley, babanın ölümünden beni sorumlu tutuyorsun ama o gece benim o evde olduğuma dair tek bir fiziksel kanıt, tek bir görgü tanığı bile yok, öyle değil mi? Oraya nasıl gittiğini, o silahı nasıl sakladığını bilmiyorum.
Ama babamı senin öldürdüğünü biliyorum. Bunu hepimiz biliyoruz. Sen yaptın. Dayna mahkemede günlerce kendi masumiyetini savundu.
Kendi çocuklarını yalancılıkla suçlayıp köşeye sıkıştırmaya çalıştı. Ancak jüri, Dayna'nın suçlu olduğuna çoktan karar vermişti. Dana Chandler suçlu bulundu ve iki kez müebbet hapse mahkum edildi. Hayatının geri kalanını o dört duvar arasında bir daha asla çıkmamak üzere geçirecekti.
Yıllar süren bu dosya bize adaletin bazen ne kadar yavaş ve sancılı işlediğini gösterdi. Ama daha da önemlisi, zehirli bir takıntının ve kibrin bir aileyi, masum hayatları ve geride kalanların tüm geleceğini nasıl paramparça edebileceğini kanıtladı. Dana Chandler gerçekten kusursuz bir cinayet işleyen, zeki ve soğukkanlı bir ölüm makinesi miydi yoksa adalet sistemi yıllarca çözülemeyen ve basının baskı yaptığı bir dosyanın faturasını nefret etmesi çok kolay olan bir kadına mı kesmişti? Bu sorunun mutlak cevabını sadece o pazar sabahı sessizliğe bürünen evin duvarları ve hapishane hücresindeki Dana Chandler biliyor.
Geride kalanlar içinse değişmeyen tek bir gerçek var. Mike ve Karen'ın tek suçu, geçmişin hastalıklı gölgelerinden habersiz, sadece mutlu olmak istemekti. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki dosyada görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Allah'a emanet olun.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.