
3.578 kelime · ~18 dk okuma
Selamlar herkese, karanlık dosyalar kırılma anında bir yeni bölüme daha hoş geldiniz. Bugün Sinem Hanım'la birlikte çok önemli bir konuğumuz da bizlerle birlikte, Mesut Demirblek hocamız. Hocam hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Çok teşekkür ederiz geldiğiniz için. Ben teşekkür ederim davetin için. Çok güzel programlarınız var bu arada, takip ediyorum sizleri. Çok teşekkür ederiz, çok mutlu oldum. Çok güzel dosyaları ele almışsınız.
Ne mutlu. Siz de kendinizden biraz izleyicimize, dinleyicimize bahseder misiniz? Bilmeyenler de biraz en azından öğrenmiş olsun. Tabii ki bahsederim.
Ben aslında emekli bir polisim. Yani şöyle emekli polisim. Seksen yedi yılında polis akademisinden mezun oldum. Dokuz yıl kadar İstanbul'da cinayet bürosunda dedektif işte şu anda bulunduğumuz hatta ortamda.
Dokuz yılım cinayet olaylarıyla geçti. Sonrasında yurt dışındaki takım eğitimler, yüksek lisanslar ve benzeri konulardan sonrasında... ...emniyet müdürü olduğum dönemlerde Türkiye'ye geri döndüm ve şu anki adı... ...Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı olan birimi kurdum.
Çünkü artık cinayet olaylarının tarafı bırakıp fiziksel dünyayı... Tamamen teknoloji suçlarına yönelmiştim 2000'in yıllardan sonrasında. Orada da görevlerimi yaptıktan sonrasında 2005'te emekli oldum ve özel sektörde görev yapmaya başladım. Yaklaşık olarak bir 15 yıl kadar çok uluslu şirketlerin üst yönetimlerinde, yine tabii ki kurumsal güvenlik, risk ve siber güvenlik gibi alanlardan sorumlu direktör olarak, yönetici olarak çalıştım.
Yani sadece bu alanlara tutkuyla, hayranlıkla bağlı olan birisi olarak, bir profesyonelliğim yok sizlerinki gibi. Bu yola başladığımda, o videoları odamda çekmeye başladığımda, bir gün eski İstanbul Cinayet Büro Amiri yanında oturacak ve onunla bir videoda yer alacaksın. Cinayetleri anlatacak, bu bize gelecek. Gerçekten.
Benim için ben saatlerce dinlerim hocam, ben günlerce bile dinlerim. Keşke sadece cinayetleri anlatabiliyor olsaydım. Ki bugüne kadar da biliyorsunuz arkadaşlar, genelde kadın programlarda cinayetleri anlattık. O gün yaşadıklarımızı anlattık.
Ama şu anda anlattıklarım, rasyonel psikopattaki anlattıklarım çok farklı. Evet, çok uyarı niteliğinde. Evet. Ben size eski yıllarınıza dair birkaç bir şey de sormak istiyorum. Çünkü dinleyicilerimiz,
izleyicilerimiz de çok merak edecektir. Bizler de öyle keza. İlk olarak birçok insanın aklında tabii bu soru var. Sizin için cinayet büroda dedektiflik yaptığınız zamanlarda... Çok çarpıcıydı ve bunu unutamadım.
Bu olay benim için çok çarpıcıydı dediğiniz bir olay var mı? Sizin kırılım anınız oldu mu orada? Kişiliğinizle ilgili, bakış açınızla ilgili, dünya görüşünüzle ilgili. Bu 9 sene içerisinde, 9-10 sene içerisinde, o yıllardaki manuel polistik dediğim kavram vardı.
Yani sokaktaki bir polistin. Hani işte bilgisayar başında bugün cinayet çözmüyorduk. Bizzat her şey kanlı canlı bizzat. Hani cinayet olay yerini de sen gidip bakıyorsun.
Katil de sen sorguluyorsun. Şüphelileri, tanıkları da sen buluyorsun gibi bir dönemdi. Şimdi o dönem içerisinde bu neyi sağlıyor? Sadece cesetle konuşmuyorsun aslında.
Katille de konuşuyorsun. Onların yakınlarıyla da, her iki tarafın da izleri sende etkili oluyor. Ancak mesela yüzlerce tabi olaya baktım. Farklı farklı alanlardan, değişik yapılardan olaya baktım İstanbul'da.
Beni etkileyenlerden bir tanesi şudur, senin sorunun üzerine diyeceğim. O zamanki adı Kaddafi'nin pilotu olarak geçmişti. Şu anki The Marmar Oteli'nde, o zamanki adı da Etap Marmar Oteli'ydi. Orası sekizinci katında Kaddafi'nin pilotu.
Bu olarak ve bıçaklanarak öldürülmüştü ve üzerine de makasta bir not bırakılmıştı saplanarak. İşte her kuşun eti yenmez. İşte o şöyle şöyle küfürlü de bir şey el yazısıyla yazılmış. Tabii ki bu olay benim o zamanda 22-23 yaşında olduğum, komiser yardımcısı olduğum dönemlerdi.
Bu B bölgesi dediğimiz Beyoğlu bölgesini falan çok bilmem. Ben A bölgesinde çalışıyorum yani. Eminönü ve öteki tarafta çalışıyorum o dönemlerde. Arada o olaydan, aradan bir sene geçti.
Bir sene boyunca olay çözülemedi. Niye? Çünkü bu bir casus cinayeti olarak bakılıyordu. Kaddafi'nin işte pilotu burada öldürüldü.
Bu bir casus cinayetidir. Hatta Kaddafi işte bir sürü Bahar da çağırdı. İşte benim pilotumu öldürdünüz, bilmem ne yaptınız, savaş açacağım, bilmem ne yapacağım falan filan. Olayda işte ilgili bilimler, siyaset, terörle mücadele ve bir tarafından ele alınıyordu, bakılıyordu.
Ama çözülmedi olay bir türlü. Aradan bir sene geçten sonrası da konuyu bana verdiler. İşte yirmi üç yaşına gelmiştim o zamanlar. Yirmi üç, yirmi dört yaşlarındaki bir komiser yarmısı olarak bana verdiler.
Dediler ki, sadece bu olayla uğraşacaksın ve bu konuyu bulacaksın. Yani şimdi bütün olayı anlatmakla geçirmeyeyim vaktime ama orada değişen kırılma anlarından birisi, bugüne kadar bilmediğim bir dünyayı tanıdım. Yani farklı dünyalar, farklı yaşam şekilleri. Önce Beyoğlu'nu tanıdım.
Ki Beyoğlu'nu bilmiyordum. Karşı tarafta çalışıyorum. Beyoğlu'nda, o dönemlerde İslet Caddesi'nin sağında solunda, işte artık Galata Kolesi'nden şey varıncaya kadar, Taksim'e. Burada arkadaşlar, iki bin beş yüz civarında gece kulübü, bar, pavyon, bitirmahane ve benzeri konu vardı.
Yedi, yirmi dört yaşayan bir yerdi o dönemler içerisinde. Gay barlarından, travesti barlarına, normal barlarına, diğer pavyonlara, oteller falan gibi bir sürü değişik bir dünya vardı. O dünyayı, buradaki sokakları tanımaya başladım. O dünyayı tanımaya başladım.
Neden? Çünkü olay zaten etap Marmara'da olmuştu. E peki bu olaya bir sene bakılmış bir şey bulunamamış. Benim oradaki dikkatim yani bu adam niye çıplaktı?
Çıplak vaziyetteydi çünkü. Doğal olarak bunun bir herhangi bir ilişki sonrasında meydana gelmiş olabileceğini... Ancak ilişki sonrası da meydana gelmiş ama adam iri yarı bir adam. Bunu kalkıp da bir kadın yapmış olamaz.
Doğal olarak bir erkeğin yapmış olabileceği, bir ya da bir iki erkeğin yapmış olabileceği konusunda böyle bir rasyonellik sonucunda. Acaba bu bir gay cinayeti, bir homoseksüel cinayeti olabilir mi diye yola çıktım. Sekiz ay boyunca burada ne kadar marjinal var, cinistan falan orada. Bu kişinin en son kim tarafından görüldü?
Çünkü akşamları şey yapmaya girip severmiş, o dışarıda dolaşırmış. Tekrar oteline dönermiş. Daha önce gelip gittiğinde onu öğrenmiştik. Peki ama nereye gitti bilmiyoruz.
Ne kadar işte bu tarz marjinal bar varsa, yer varsa, oraları Pablo Mars'ı tespit ettim. Oralarda benim sekiz ayım geçti. Sekiz ayın sonucunda tespit ettik. O dünyanın seks işçisi.
İki erkek genci tespit ettik ve gerçekten de bütün delilleriyle beraber ortaya çıkartmıştım. Bu sekiz aylık serüvenimde gördüklerim aslında olayı öğrendiğim andan itibaren bütün olayı çıkartmak, hatta çaldıkları işte atıyorum saatini çalmışlar, cüzdanı çalmışlar, bunlar bunlar falan bunu sürmek işte ortaya çıkarmak dört saat falan sürdü. Ama o sekiz ay boyunca, sadece o noktaya ulaşmak için geçirdiğim süre sokaklarda, geceye, sabahlara kadar, bütün her gece, hem haftanın yedi günü her gece, buralarda yaşadığım dönemde o kadar farklı insan sürüyetleri gördüm ki, hayatı yeniden öğrendim. Bir anlamda böyle bir hayat var.
Çünkü dünyanın birçok farklı yerinden gelmiş olan insanlar, o insanların yapıları... İşte Taksim Meydanı'nda bir Laço Pazarı diye bir yer olduğunu öğrendim. Yoksa her gün o McDonald's'ın önden falan filan geçerdik yani, değil mi? Taksim Meydanı'nda.
Meğerse orası bütün Avrupa'da bilinen... İşte zengin gaylerin gelip orada genç çocukları aldıkları ettikleri bir pazar. En meşhur pazar. Dergilerinde de var işte orada.
Hangi dükkanlara? İşte bunları o sayede öğrendim. Sonrasındaki yıllarda da bu bilgilerimi, tecrübelerimi kullandım. Çünkü her seneki üç tane buna benzer cinayet olurdu.
Oradan kısa sürede bunları bulmaya başladık. Tabii, o toplumun çok kırılgan bir yapısı çünkü eşcinsel cinayetleri. Aynen öyle, aynen. Çünkü her yıl olur ve ona benzer konular.
Ama oradaki, eğer metodolojileri, oradaki algoritmaları bilmezseniz bunu çözemiyorsunuz. Onun da bir mantığı var. Mesela işte o gaylerin, eşcinsellerin dünyalarındaki birçok insanla tanıştım. Çok değerli dostlarımız da oldu.
Arkadaşlarımla hala görüştüklerim de vardır. Ama onların dünyasını... Bilmeden bu olayı aynı kalıplarla bakıp çözemezdim. İşte mesela bunlardan birisidir diyelim ve bunun gibi daha birçok olmuştur.
Çok büyük bir özveri ve çok büyük bir sabır gerektiren bir süreç aslında. Yani şu anda mesela bir bilgisayar üzerinden araştırabiliriz belki bunları ve dijital ortamda... Yapay zekâ söylersin zaten bize şu anda. Bütün o yapıları benim sekiz ayda öğrendiğim şeyi sekiz dakikada yapay zekâdan öğrenirdim bugün için.
Evet, ama siz o zamanlar yani gerçekten aylarınızı, bütün haftanızın bütün günlerini... ...belki dinlenebileceğiniz bütün vakitleri orada harcayıp... ...bir insanın adalete kavuşmasını sağlamışsınız aslında. Geçim senin yaşından küçüktü,
onu demek istiyorum. Evet, çok küçük bir yaş. Anlatabildim mi? Yani oradaki... Sen de kırılgansın ya.
Sekiz sene bir kapalı okulda okumuşsun. Yatılı, askeri okul gibi, kolej, akademi falan filan. Daha hayatı yeni tanımaya başlıyorsun. Yani ne kadar farklı benim için de baksak. O hayatı tanıyamadan bambaşka kuralları olan bir hayatı tanımaya çalışmak.
Hocam orada bakış açısı da kırılmış. Çünkü hani casusluk cinayetinden bunu başka bir noktaya bakmak... O bakış açısını çevirmek de bazen çok zordur ya. Çok doğru.
Çünkü ona zaten artık bir casus cinayet olarak bakmışlar, çıkmamış zaten. Benim başka bir açıdan bakmam gerekiyordu. Onunla başladım yani. Ama şimdi baksanız, o bakış açınız o açıdan çok önemli.
Ya bu zaten casus cinayettir deyip, sadece onunla ilgili çalışma yaparsınız. Oysa o güne ait olan ki bir yıl geçmiş aradan tek fotoğrafta benim dikkatimi çeken adamın yerde çıplak olarak yapmış olması. Hiç kimse onun niye çıplaklığını anadan dolma çıplak ve üzerinde bir tane miktar o da küfürlü şeyler var. Yaklaşık iki bine yakın o dünya içerisinde insanın el yazısını aldı bu dönemde sekiz ay içerisinde.
Öyle ya da böyle. Yani işte gittik, işte oradan topluyoruz, ona benziyor. Çok karakteristik bir yazıydı. Ama sen gel, o iki tane çocuğu bir şekilde öğrendik.
Orada bir sürü apayrı hikaye onlar. Öğrendik. Adını, soyadını yazdırdığımızda dahi hemen o karakterleri hemen gördük yani daha evinde o çocukları aldığımızda. Kavgas pilotu da bunu anlatıyorum bu arada.
Hocam peki bir sorum daha var. Bu da Türkiye'de seri cinayetlerin de olduğunu biliyoruz. Türkiye'de de seri katillerimiz mevcut. Eskiden daha çoktu hatta.
Ama sizinle konuştuğumuzda aslında sayısının dünya geneline kıyasla çok düşük olduğunu söylemiştiniz. Yani yaklaşık 17-18. Bilinen gerçek anlamda seri cinayet tanımına uyan, baksanız 17-18 tane cinayet olayı vardır Türkiye'de. Tabii Cumhuriyet döneminden bahsediyorum.
Yani Osmanlı döneminde de olan bazı kayıtlar falan var ama... ...sadece Cumhuriyet dönemine baktığımızda 18 tane olduğunu söyleyebilirim. Şimdi çok karıştırılan bir konu vardır insanlar.
Seri cinayetle çok kişiyi öldürmek ikisi aynı olarak kabul edilir. Hayır değildir. Yani seri cinayet kavramıyla, mesela bir anda girersin, buradaki on kişiyi birden öldürebilirsin ya da yirmi kişiyi birden öldürebilirsin. Bu, bu mass murder denilen bir kavramdır.
Yani bu bir seri cinayet değildir. Seri cinayete belirli kalıpları bakman gerekir. Yani orada nedir? İşte belli bir amacın olacak, misyonun olacak ve arada bir belli bir soğuma dönemleri olacak.
Bu bazısı için birkaç gündür, bazısı için belki bir aydır, iki aydır ya da bir senedir. O kendini hep tekrarlayacak. Aynı belli patenleri olacak, yani o modellemesi olacak. O patenlerle beraber devam edecek.
Ha bu patenler zaman içerisinde şey kendini geliştirebiliyor, sürekli bıçakla öldürüyorsa daha sonrasında bıçak işte atıyorum baltaya da dönüşebilir ya da başka şeye de dönüşebilir. Ama kendisine ait olan bir işareti vardır. Ya da seni katil buna bir imza bırakmak ister ve bırakır genelde. İki türlü seri katil vardır.
Aslında üç türlü de hani iki türlü ön plandadır. Bunlardan bir tanesi organize seri katiller. Bir de organize olmayan seri katiller. Türkiye'dekiler genelde organize olmayan seri katil türündedir.
Organize seri katilleri daha çok... Nasıl örnek vereyim? Mesela Ted Bundy organize bir seri katildir. Yani oradaki amaç şudur.
Bu cinayetleri işliyor. Kafasında her neyse, kendi motivasyonu her neyse, genelde bütün motivasyonlar cinsel bir hazdan çıkıyor seri katillerde. O cinsellikten çıkan konular oluyor ağırlıklı olarak. Bunu çıkıyor, gidiyor, yerine getiriyor falan.
Sonrasında onu o kadar hesaplayarak, hitap ederek yapıyor ki... ...dedim ki vicdanı yok, şu yok, bu yok falan. Tam bir psikopat.
Organize olmayanlarda genelde gördüğümüz böyle sosyopat vari bir konuda... ...başına bir olay geliyor. Bir konu geliyor ve bunu bir misyon olarak üstleniyor.
O misyon tamamlanana kadar bu cinayetlere devam ediyor. Organize olanda yakalanana kadar devam ediyor. Organize olmayanlarda yüksek zekalar beklemezsin. Yüksek eğitim kişileri falan beklemezsin.
Bu hep herkesin de başına gelebilen bir konudur. Organize olanda bakıyorsun ki ağırlıklı olarak, evet, tecrübe sahibi, yüksek zeka sahibi ve benzeri konularda. O yüzden de planlı programlı gider. Arasındaki fark budur.
Bir de üçüncü bir konu vardır ki, o da akıl hastalığın sebebiyle oluşan seri katili. O çarpıtılmış gerçekliğin aslında... Bravo. Denizde çivici katili gibi.
Yani adamcağız aslında normal, çok mülayim bir insan. Kendisi elektrikçi. Yüksek gerilim hatlarında çalışma yaparken bir anda otuz bin volt elektrik enerjisine kapılıyor. Yoğun bakımı alıyorlar.
6 ay boyunca yoğun bakımda tedavi görüntüden sonrasında iyileştiğine bıraktıklarında adam tamamen gitmiş vaziyette. Beyne olan müdahale nedeniyle çünkü o elektrik beyindeki bütün kimyasını değiştirmiş. Ve sonrasında kimi görse öldürüyor ve gözüne çivi çakıyor. Akıl hastası diye bunu yatırdılar.
Tekrar serbest kaldı. Serbest kalır kalmaz yine gitti ailesinin, sülalesinin onları yine öldürdü. Çünkü diyor ki, içimden böyle geliyor. Yani içimden bir ses sürekli olarak kafasına ve gözüne çivi çakma isteği hissettiriyor.
Bu Artvin canavarından bahsettiniz ya, o aslında hem organize hem de organize olmayan birisi gibi. Yok şöyle, o organize, o niye organize olmayan? Aslında o bunları yaparken... Misyonu var ama yaşlı insan nüfusunu bitiremez sonuçta.
Yapamaz, şöyle. Diyor ki, ben bunları yaparken, bunları yaşamaması gerekiyor. Yaşamaması gerekiyor ve bunu yaparken... Onları öldürürsen, ne kadar çok öldürürsen o kadar rahatlar.
Daha fazla oksijen kalır. Oysa Artvin'de inanılmaz oksijen olduğu bir yerdir. Ama inancı bu şekilde. Şöyle davranışlarının tarzında hiçbir zaman bir imza bırakma diye bir şey yok.
Sadece öldürüyor. Şimdi ötekilerinde bir metodoloji var. Senle bir kedi-fari oyunu oynuyor. Yani bir akıl var orada, bir zeka var.
Polise ona göre bir şey bırakıyor, iz bırakıyor. Hadi sıkıysa beni yakalayın, diyor. Diğerinde öyle bir şey yok. O misyonun kafasına takmış, şu yaşlı kim bulursam bunları öldüreyim.
Hocam, bu tamamen kişisel merak ettiğim bir soru olacak. Bu seri katillerden çoğumuz adını duyuyoruz. İşte Artvin Canavarı, Kuyucu Katil, Çivici Katil gibi. Siz bizzat cinayet bürodayken gördüğünüz, iletişimde bulunduğunuz ve hatta belki de bu kişinin cezasını çekeceği zaman ben görev başındaydım, ben bu operasyonda yer aldım dediğiniz var mıydı?
Marangoz seri katili. O da mobilyacılara takmıştı. Çünkü kendisi çocukken iki arkadaş beraber kendi memleketlerinde bir marangozun, mobilya marangozunun yanında çırak olarak çalışırken ustaları tarafından herkese tecavüz ediliyor. Korkudan kimseye bir şey söyleyemiyorlar bu her iki erkek çocuğu.
Sonrasında arasında aradan yıllar geçiyor. Bunlar İstanbul'a göç ediyorlar bir tanesi. Diğeri orada kalıyor. Bir şekilde o duyguların içine bastırmış yıllar içerisinde zaman zaman memlekete gittiğinde arkadaşına görüşüyor.
Ancak arkadaşı bu durumu atlatamıyor ve bildiğim kadarıyla 18-19 yaşındayken falan intihar ediyor. Bunu o sırada duyuyor arkadaşı. O geçmiş o travmalara tekrar tetikleniyor. Tam da olsa da kendisi nişanla evlenmek üzere işte beraber.
Nişanlısıyla beraber gidip mobilyacılara dolaşıyorlar ki evlenecekler, evlerini falan kuracaklar. Ve ilk gitmiş oldukları mobilyacıyı, ki o dönemler duymuş zaten, onu daha sonra, ertesi gün gelip öldürüyor. Sonra her gittikleri mobilyacıyı öldürmeye başlıyorlar. Kızın haberi yok tabii ki yani nişanlısının.
8-9 yaşındayken bunlar tecavüz etti. En az o kadar mobilyacıyı öldürecek. Çünkü gidip o adamı da öldüremiyor. O adam da ölmüş bir hastalıktan dolayı.
Kendi misyonunu bu şekilde rahatlatacak ve ondan sonra bitirecekti bu kişi. Dördüncü olayından sonrasındaki olayda bir hata yaptı. Çünkü hiçbir zaman böyle hani inanılmaz ben suç planları kurayım da yapayım davasına değildi. Onun bir şeyi vardı.
Sekize tamamlayacaktı. Enteresan başka bir şey daha olmuştur. Cezayirinde beraber aynı koğuşta yatmış olduğu bir arkadaşı var. O da işte tetikçilik yapan kişilerden birisi, mafya tetikçilerinden falan filan biri.
Çok yakın arkadaş oluyorlar. Ama tabii onun süresi geliyor. Cezanına çıkacak artık, tahliye olacak. Bir akşam arkadaşlarıyla beraber falan işte otururken, o an zaten diyor, gide gide en fazla dört tane insan öldürmüşsün, beş kişi öldürmüşsün, ne var diyor.
Ben senden daha fazla öldürürüm, çıkarım dışarıya diyor. Var mısın, var mısın? İddiaya giriyorlar. İnsan hayatı üzerinden iddia etmek.
O çıkıyor ve ona da iddiacı seni katil dediler daha sonra. Hakikaten geçti. Dedi ki artık seni geçtim ben. O da bir misyondu kendine göre.
Yani hasılı insanın beyninde, dediğim gibi arkadaşlar, karanlıklar da var, aydınlıklar da var. Evet, aydınlığı görüyoruz, ediyoruz. Ama sen ne düşünüyorsan, ne varsa o insanın beyninde de oda var. O karanlıklarında bunu görüyorsun.
Bana şunu çok sorarlar. Cinayet işleyebilir misin? Katil olabilir misin? Evet, olabilirim.
Herkes, hepimiz olabiliriz. Hiç kimse ya işte karıncayı dahi incitmez diyen insanlar da şartlar ve zaman doğru olması durumunda, bir araya gelmesi durumunda doğru şartlar, doğru yerde. Muhakkak katil olabilir. Çünkü cinayet dediğimiz kavram, hep söylerim, hatta derslerde söylerdim, bir insan davranışıdır.
Son olarak hocam, sadece son bir sorum var, sizi de daha fazla görmek istemiyorum. Tamam, estağfurullah. Eskiden Beyoğlu'nda görev yaptınız ve hani... İstanbul'a bütün bölgelerde yaptınız ama burada yaptığım o üç sene çok farklıydı.
Ve hani çok fazla cinayet olduğunu söylediniz. Günümüzde de bu oran aynı mı, yoksa arttı mı, azaldı mı? Güzel bir konu. Şimdi şöyle bir olay var.
Burada artık gerçeklerle ve rakamlarla konuşmak gerekiyor. Yani algılarla değil. Çünkü bir algı var. Şu anda herkesin algısı nedir?
İstanbul, cinayetten geçilmiyor. Evet, doğrudur, evet yani. Ama biz bunu duyduğumuz için, daha fazla, daha çabuk anında öğrendiğimiz için işte sosyal medyadan, medyadan, şundan, bundan. Böyle bir algı olduğunu söylemem gerekiyor.
Bakın, ben 87-96 o yıllarda İstanbul Cinayet Bürosu'na çalıştım. Mesela... 90 yılını ele alalım. 90 yılında İstanbul'un nüfusu 5,5, bilemedin 6 milyondu.
Cinayet sayısı ne kadardı? 850-900 civarındaydı. Bugün için baktığımızda İstanbul'un nüfusu ne kadar? Resmi 16 milyon ama gayri resmi 18 milyon, belki 20 milyon.
Cinayet sayısı ne kadar? 350 ya da 360 civarındaydı. Geçen sene öyleydi ama bu sene de o civarda. Şimdi cinayet sayılır rakamlarla ölçmez, oranlarla ölçülür şehirlerdeki, ülkelerdeki cinayet sayıları.
Yani 100 bin insana düşen cinayet sayısı olarak bakarsın. Düşünün bu yüz bin kişinin yaşadığı bir yerde kaç cinayet olduysa o oranlamaya göre alırsın. Yüz bin kişiye düşen cinayet olayına göre. Peki.
2002 yılında ben işte dünya metropollerinin cinayet olaylarıyla İstanbul cinayet olaylarını karşılaştırma ve profilini çıkartma ile ilgili bir test çalışmam olmuştu. Ona çok da güzel bir makale çıktı. Hala da tek kaynaktır bu alandaki. Orada da çok net bu sayıları, rakamları görme şansım oldu.
Mesela iki bin yılında, iki bin yıllarında İstanbul'un, doksan beş iki bin arası daha doğrusu, İstanbul'un cinayet oranı yüz binde beş buçuk. Yani yüz bin kişiye beş buçuk tane cinayet düşüyor diyelim. Taci Polis Bölgesi, bir de Jandarma Bölgesi falan var. Hani onunla beraber altıya falan denk geliyor yüz bin kişiye.
New York'ta o sırada oran yüz binde on sekiz. Washington D.C. vardır biliyorsunuz.
Yüz binde kırk beş. Dünyada en çok yüz bin kişiye düşen cinayet sayısının olduğu yer Washington D.C. Çünkü Baltimore bölgesi falan suç oranları falan şiddet olayları çok yüksektir orada.
Avrupa'daki metropolilere geldiğimizde, o dönemde Londra yüz binde bir buçuktu. Paris yine 100.002'lerdeydi falan. Moskova 100.009-10 falan o civarlardaydı.
Şimdi bu hikayelere baktık. Yıl olduğu şu anda 2025. Geçen sene 2026, 2025 rakamlarına göre şu anda İstanbul'un cinayet oranı 100.001'in altına indi.
Çok iyi. Yani cinayet sayısı, öldürme olayının sayısı yüz binde birinin altınıydı. Şimdi diyeceksiniz ki peki o zaman ne oldu da yani ama bizim algımız düşmedi. Evet artık o zamanlar bir cinayet olayını sadece okuma yazma bilenler bir gazetenin üçüncü sayfasında okurdu.
Doğru mu? Üçüncü sayfa haberleri derlerdi ya buna. Üçüncü sayfasını okurdun. Oysa şimdi daha cinayet oluyor.
Polis bile olay yerine gitmeden şeyde Instagram'da görüyorsun. Burada böyle cinayet oldu diye. İşte bunlar işte o algı, algı gerçekliktir dediğimiz konu bu. Mesela şöyle bir algı da vardır.
Bunu da lütfen hani buradan da belirtmek isterim. Mesela kadın cinayetleri çok arttı. Evet, kadın cinayetleri artmıştır ama gerçek rakamlarla söylersek bunu doğru olur. Nedir o?
Dünyada kadın kurbanlarla erkek kurbanların bir oranı vardır. Yüzde yirmi kadın kurban vardı cinayet olaylarında. Yüzde seksende erkek kurban vardı. Dünya ortalaması budur.
Ama gel gelelim ülkelere göre bunlar farklılıklar gösterebiliyor. Zaten insanların kafasının karıştığı da nokta da burada oluyor. Mesela yine ben o 2000 yılında yapmış olduğum araştırmada İstanbul'da ve Türkiye'de kurbanların yüzde 15'i kadındı, yüzde 85'i erkekti. Çünkü erkekler erkekleri öldürür zaten.
Tabi tabi aynen kurban açısından söyledim bunu yüzde on beş kadın yüzde seksen beş erkekti. Sonra ne oldu? Ama aynı dönemde katillerin yüzde beşi kadındı, yüzde doksan beşi erkekti. Her zaman bu.
Hemen üç aşağı beş yukarı hiç değişmedi. Bütün dünyada da hemen hemen böyle oldu. Her zaman katil erkektir. Geldik günümüze.
Günümüze geldiğimizde ise kurbanlara baktığımızda bu sefer kurbanların oranın yüzde yirmiye çıktığını görüyoruz kadınlarda. Yani öldürülen kurbanların yüzde yirmisi kadın, yüzde sekseni erkek. Günümüzdeki konu bu. Dünya ortalaması hala seksene yirmi.
Enteresan başka oranlar da var ama. Mesela Finlandiya'da, Norveç'te, İsveç'te... Kadın kurbanların oranı yüzde elli bir. Nasıl tuhaf geliyor, değil mi?
Evet, o bölgelerde öyle olmasın. Eksilme algımı söyle. Kadın o kadar hayatın içindeki, erkekle beraber aynı. Çünkü dediğim gibi insan davranışından bahsediyorsun.
Kadın ve erkek iş hayatında da eşit, cinayette de eşit. Japonya'da da yüzde elli bir. Şimdi ben size kafadan söyleseydim, dünyada en çok kadın nerede öldürülüyor falan? Afganistan falan derdiniz bana.
Ya da ne bileyim, çok daha muhafazakar yerler. Orada yüzde üç. Kadının adı yok ki zaten. Kadın birisinin ya da erkeğin malı gibi, yani eşyası gibi.
Niye eşyasını öldürsün zaten yok etsin? Bu bir anlamda cinayet davranışı olarak o ülkenin... kültürünü, ahlakını, inançlarını hepsini yansıtan da bir kavramdır. Şu anda bizim dünya ortalamasının noktasında olduğunu söyledim.
Artmış mıdır? Kesinlikle artmıştır. Çünkü kadınlarımız da her yerdedir. Daha fazla dışarıdadır.
Bundan 20-25 sene öncesine göre daha fazla iş hayatın içindeyiz. Daha fazla dışarıdayız. Ama bunu biraz daha detaylandırdığında, 25 sene öncesinde bir erkek kadını öldürürken kolay kolay ateşli silah kullanmazdı. Çok azdı.
Genelde bıçakla öldü falan filan gibi şeyler bıçakla. Artık o metodoloji değişti. Gördüğünüz gibi bunun akabinde ne oluyor? Ne çıkıyor bizim sonuç olarak?
Bir saniye. Demek ki ateşli silahlara erişim de arttı. İnsanlar erişebiliyor. Kadınlar da daha fazla ateşli silahlar kullanarak öldürmeye başladılar.
Yani yüzde beşlik oran kadın katillerde altıya, yediye, sekize çıkmaya başladı. Bu böyle. Buradan hayatın değişik noktalarına işte böyle bakıyorsunuz. Yoksa sosyal medyada ya da herhangi bir medyada çıkan bir haberden dolayı bu algının olmasını anlıyorum.
Onu da yani kendi sonunda öyle bir bilgi geliyor, öyle düşünüyoruz. Neyi çok görüyorsak onu daha normal gelmeye başlıyor, daha doğru gelmeye başlıyor. Ama gerçek bu, gerçek bu. Hocam çok teşekkür ederiz.
Gerçekten ağzınıza sağlık. Sağ olasın. Mükemmel bir sohbetti gerçekten. Evet bu şekilde karanlık dosyalar kırılma anında bir bölümün daha sonuna gelmiş olduk.
Bizleri izlediğiniz, dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Bölümümüzü hem bütün podcast platformlarından dinleyebilir, hem de podbmedia.com ve podb app üzerinden görüntülü olarak izleyebilirsiniz. Kendinize çok iyi bakın, hoşça kalın.
Tamamdır.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.