
4.397 kelime · ~22 dk okuma
Şimdi ne yapacağız, ne konuşacağız bugün? Batıl inançlar, totemler, garip ritüeller. Mesela uyku deyince aklıma hemen şey geliyor. Bazen iş yerine bir gidiyorum.
Bir sürü insan şundan bahsediyor. Ya dün gece siz de uyuyamadınız değil mi? Bir şeyler oldu ve hiç kimse uykusunu alamadı. Yıldızlara yoran var.
Bir astrolojik altyapısı olanlar açıklamaya çalışıyor. Sen inanmıyorsun. Ama hakikaten bazı geceler toplu bir şekilde uyuyamıyoruz. Bunun nedenini çözebilmiş değilim ben.
Öyle mi hakikaten sence? Benim hiç başıma gelmedi bu. Ya bir de uyuyamamanın kalitesi nedir? Mesela biri 8 saat uyumuş, onu beğenmiyor.
Ben işte 6 saati beğenmiyorum. Öbürü 3 saat uyumuş, halbuki 5 saat uyuyor. Bir aramızda bir konsensus da yok. Yani 8 üzerinden mi konuşuyoruz, 6 üzerinden mi konuşuyoruz?
Herkes kendi uykusuzluğunu anlatıyor da olabilir. Evet, her gün aslında bunu yapsan değişik iş yerlerine gidip, değişik ortamlara gidip. Dün gece uyuyamadınız değil mi? Böyle bir örgüt kursan her gün.
Bence her gittikleri yerde yeterli desteği bulurlar. Evet ya uyuyamadık derler. Çünkü her gün uyuyamayan insanlar var. En ufak bir aksaklıkta bile yalnız olmadığımızı hissetmek istiyoruz.
Belki de çok insani bir tarafı var. Bütün dünya uyudu ve sen mal gibi gece uykunu alamadın. O çok daha rahatsız. Uykusuzluktan daha kötü bir şey oluyor bu.
Onun üstüne bir de şey de var. Şimdi böyle diyen biri ne? Bu kadar gazla sana gelmiş. Dün gece uyuyamadın değil mi?
Senden yardım, destek bekliyor. Ona hayal kırıklığını uğratmak da istemiyorsun ya. Yalan söylüyorum direkt. Çünkü hiçbir maliyeti olmayan bir yalan.
Seni mutlu etmek için. Hazır uykumu da almışım, iyilik yapasım var. Uyuma. Uykusuz olsam tam tersine huysuzluk yapardım, inatçı olurdum.
Abi senle mi uğraşacağım? Zaten uyuyamadık bir de. Gelmişin bize bunu söylüyorsun yani. Yani o ortamda bir tek uyuyamayan o insan olmuş olabilir ama herkes orada bir işbirliği yapıp onu kandırıyor.
Kesin odur. Bütün o etkileri ayıkladıktan sonra da geriye bir şey kalıyorsa hakikaten bazı günler hakikaten insanlar uyuyamıyor. O zaman bütün bilim dünyasının kökten değişmesi lazım. Belki ay bize yakınken film uyutmuyordur.
Martılar çok bağırıyordur, o zaman uyumuyorsundur mesela. Öyle bir şey de olabilir. Manyetik alanlardaki değişimleri seziyor. Çok fazla birey ve çok fazla etken var.
Ben bilime hakikaten saygı duyuyorum. Bir sürü şeyi ayrıştırman gerekiyor. Önce hayvanı da test ediyorsun, laboratuvar ortamında... Ne kadar çok etken var.
Teşekkür ediyorum herkese buradan bir kez daha. İnsan bir noktada şey der, ''Neden oluyorsa oluyor, gözünü seveyim.'' Ekstra saygı duyulması gereken bir alt kümesi var bilim insanlarının. O da şu mesela sen böyle ilginç bir araştırma yapıyorsun.
İlginç bir bulgu bulursan ünlü oluyorsun. Onun bir ödülü var. Sonra bir takım emekçiler, isimsiz kahramanlar gidip o senin yaptığın deneyi tekrarlıyorlar. Ve onların başarısı eğer seni tekrarlamışlarsa hakikaten seni onaylamış oluyorlar sonuçlarınız. sen yine ünlü olan sen oluyorsun.
Belki bir bilimsel bir hasetle mi hareket ediliyor orada? Ya bu herif çok ilginç bir şey buldu. Bu böyle olmaması lazım ya. Bir saniye.
Bilimin işlemesinin en önemli sebebi bu haset aslında. Orada bir kurt düşüyor. Ya bu çok ilginç bir şey. Bu herif hepimizden ileri gitti.
Buna bir daha bakmamız lazım. Sonra bakıyorsun veriler hep o uyuz olduğun insan lehine çıkmaya devam ediyor. Yani bıçak sırtı bir durumdasın. Ya yok edeceksin ya da daha da parlatacaksın.
Ya ben o ilginç araştırmayı yapan ilk insan olarak bunu şahsi algılarım. Ne demek benim deneyimi tekrarlamak ya? Hayırdır? Bir açımımı gördünüz de o etik arka plana sahip olmadığın için şahsi algılarım direkt.
Sonra bir de birkaç sene geçtikten sonra böyle bir sürü deneme yapıldıktan sonra başkası çıkıp derleme çalışması yapıyor. Bir meta analiz yapalım. 10 tane, 20 tane, 50 tane böyle araştırmayı alıp onların analizini yapalım. Sonra başkası çıkıp ya bu meta analizi yanlış yaptınız, benimkini almadınız.
Bir türlü böyle bir anlaşamıyor insanlar. Kimse kimsenin altını kazmasın, kuyusunu kazmasın diyemiyorlar. Şunu çok severim böyle bir makaleye bakıyorsun. Sonuç kısmında şöyle var.
Daha fazla çalışmaya gerek var. Ama gerçekten de var yani. Hiçbir sonuç kısmında şöyle bir şey okumayacağız galiba. Ya başka da hiçbir şeye gerek yok.
Cillop gibi her şeyi koyduk. Siz başka alanlara yönelenin abi. Burası bitti yani. Burada içiniz rahat olsun gibi bir şey yazmayacak asla.
İyi de yani bu sayede ilerlemişiz. Ağabey peki batıl inançları, totemleri konuşalım deyip... ...toplumun %1'inin bile ilgilenmediği... ...bilimsel çalışmanın ilkeleri konusuna dalmanız... Bana da benim batıl inançlarım var mı diye düşünüyorum.
İnsanlara sorduğun zaman batıl şeylere inanıyor musunuz diye... ...doğaüstü olaylara, varlıklara inanıyor musunuz diye... ...çoğu insan hayır diyor.
Gerçi Türkiye'de evet diyorlar da %50'si falan evet diyor. Böyle bir 2023'de bir araştırma vardı. Ama inanmadan yapılan pratikleri de kattığın zaman... O zaman neredeyse herkes.
Yüzde yüz. Mesela inanmadan yapılan pratik nedir? Tahtaya vurmak. Ben de nazar boncuğunu çok önemserim.
Nazar boncuğunu seviyorum da. Nazar bakış demek zaten Arapçada da. Renkli gözün, haset bir bakışın, kıskançlıkla dolu bir bakışın kötü etkileyebileceğine dair bir inanç var. O nazar boncuğu da bir göz aslında.
Göze karşılık göz. Göze göz, dişe diş. Ve renkli gözde çok bulunmadığı için mesela o zaman İskandinavya'da öyle bir gelenek var mı bilmiyorum ama nazar boncuyu koyu kahverengi olması gerekiyor diye bir tezim var. Ben yalnız bugüne kadar bizdeki nazar boncunun göz rengiyle alakalı olduğunu hiç düşünmemiştim.
Ama yeşil olması lazım o yüzden. Yeşil en nadir karşılaşılan renk değil mi? Veya gri. O da çok nadir olduğu için öyle bir yabancı da görmemiş olabilirler.
Güzel bir süs eşyası olduğu için hakikaten iyi. Mesela ben yaptırmadım da annem kurşun döktürdü bana. Onu hatırlıyorum. Çok güzeldir.
Çocuk falan da değildim. Eşek kadar adamdım. Türkiye'yi ziyaret ettiğimde gelmişken sana kurşun döktürelim dedi. Kendisine döktürmeye gelmiş biri.
Elinde fazla kurşun var herhalde. 10 binlik bir nazar bakımını yaptırır mı göndereyim? Evet, evet. Yani bir şüphelenme de yok.
Sürekli böyle başına kötü şeyler gelir, hastalanırsın falan üstünde nazar var derler ya. Öyle bir şey de yok. Gelmişken önleyici bir kurşun döktürelim. Hiç de bilmiyorum nasıl olduğunu bu işin.
Sen yaptırdın mı hiç? Kurşun döktürme ben yaptırmadım ama prosedürü biliyorum. Kurşunu eritiyoruz. ilk önce meraklısı için anlatıyorum.
Sonra danışanın ya da kurşun dökülecek kişinin adı ne deniyor bilmiyorum. Nazar altındaki kişinin üstüne bir tülbent ya da sofra bezi gibi bir şey tutuluyor. Eritilen kurşun tencere gibi bir şeyin içine dökülüyor. Tabii kurşun katılaşınca garip şekiller oluşuyor.
İşte onu da yorumlamak lazımmış. İşte burada göz var görüyor musun? Ve birinin de Felak ve Nas surelerini okuması gerekiyor. O da Bak, o kısım bizde eksik kalmış.
Biz seküler batıl insanlar olduğumuz için felak manas surasını önemsememiş bizimkiler. Ama kurşun döküldü. Joss diye bir anda patladı. Garip şekiller aldı.
Ondan sonra da baktılar. Etrafındaki aurada bozukluk varsa, başkaları böyle sihirli aduketler yollamışlarsa, sana o aura biraz bozulmuşsa, onu herhalde gösteriyor o kurşun. O kadar komik ki. Ama eğlence oluyor ya.
Eskiden can sıkıntısı nelere sebep oluyormuş ya? Kimsenin sana nazar etmekle de uğraşacağını düşünmüyorum o kadar. Milletin başka derdi var. Bu silah lobisi gibi işte yani.
Herkese silah satıyorsun. Herkesi tehdit olarak gösterip para kazanıyorsun. Nazarcılar da herkese nazar boncuğu satıyorlar kendinizi koruyun diye. Nazar Boncu lobisi iyi çalışıyor.
Şöyle bir şey vardı. Eskiden spor yaparken, basket oynarken... Onu da sağdan soldan duyduğum için yapmaya çalışmıştım. Sahaya bazıları illa sağ ayakla, sol ayakla çıkarlar ya.
Onu bir denemiştim. O kadar önemsiz ki hangi ayakla çıktığımı hatırlamıyorum bile. Zaten onu yaparken de unuttuğumu hatırlıyorum. Hani sağ ayaklı mı sol ayaklı mı ben unuttum diye kendi kendime kızdığımı hatırlıyorum.
Totem yapmaya çalışırken. O işin tabii teknik tarafları da var ayrıntısına girince. Sahaya çıkmak tam olarak nedir? Isınırken de çıkıyorsun çünkü.
Molada çıkıyorsun. Salon nereden başlıyor? Yani o da park eden mi şundan bundan mı? Onların hiçbiri belli değil ya.
Yoksa sabah evden çıkarken, salona niyet ederek çıkarken mi? Bir sürü... Evet. Salonun uzantısı nerede bitiyor?
Zaten totemlerin, batıl inançların karmaşık olmasının öyle bir fonksiyonu var. Gerçekleşmediği zaman, diyorsun ki ben evden çıkarken sağ ayakta çıkmadığım için bu ezici mağlubiyetle karşılaştık. O süreci bilerek karmaşık hale getiriyor ki kültür. İstenmeyen bir sonuçla karşılaştığında hemen suçu kendinde bulasın.
Yoksa totemde bulursan totem bir anda çöküverecek zaten. Kolayca test edilebilen totemler zaten eğlenmiş oluyorlar kültürde. Bir de zaten en iyi savunma mekanizması da şu olur. İnanmadan yapmışsındır.
Onu zaten kanıtlayamazsın ya tersine. Yeterince inanmadın, gönlünü vermedin falan. O zaman totemin kendisi basit olsa bile suçu yine sende bulabiliyor senin psikolojinde. İyi suçlu biz olduk.
Öyle şeyler yaptık işte basketbolla ilgili. Sonra kariyerim nereye gitti? NBA'ye falan gelmedim. Onun yerine afandisit ameliyatı geçirdim ve kariyerim bitti.
Belki de karşı takım topluca nazar etti. Ona karşı kendimi korumadım, bilmiyorum. Belki rakip oyuncular çok iyi totem yaptı. Senin totemin güçsüz kaldı.
Ama bana odaklanmalarına da gerek yoktu. Yedek oyuncuydum zaten. Kontrolsüz güç kullanıldı totemle birlikte. Bok yoluna gittik.
Şöyle bir şey vardı, o aklıma geldi şimdi. Bu totem sayılmaz, belki batıl da sayılmaz da. Kendi kendime mesela 10'dan 5'den geriye sayıyorum. Atıyorum, trafik ışığı bekliyorsun.
Tam sıfıra geldiğinde trafik ışığı kırmızıya dönecek, yeşile dönecek. Veya otobüs tam o sırada hareket edecek. Böyle saçma sapan oyunlar oynuyorum ama işin batıl tarafı, eğer o geri sayımı hizalayamazsam, tam sıfıra geldiğimizde o olay olmazsa, o zaman işim yaver gitmeyecek o gün. Bunu kendine söylüyorsun değil mi?
Evet ama bunu da bir yandan söylerken ne kadar aptalca olduğunu biliyorum ve yapmak da istemiyorum. Kendi kendimi böyle uğursuz şeyler içine sokuyorum zorla. Kendimle mücadele ederek. Küçük bir Sezgi testiyle günümü mahvetmeyi başarıyorum diyorsun.
Evet, evet. Derdim yokken kendi kendime dert yaratıyorum böyle. Ve ondan sonra bir de tam böyle geri sayım işte sıfıra yaklaşınca... Bundan diyorum bunun döneceği yok, bu otobüsün başlayacağı yok.
Sayımı yavaşlatıyorum biraz. Değişik hileler devreye çıkıyor. Ondan sonra tekrar geçerse... Ha tamam, bir de beşten geriye sayayım.
Bir kere daha yapalım bakalım. İkinci geri sayım da tam uyuşursa yine beni kurtarır. Batıl inanç bile sayılamayacak kadar saçma bir şey. Sağlam batıl inançları olanlar bile seni görecek diyecek ki ya bu kadar da değil yani.
Seni rasyoneliteye davet edecekler. Ya da sana öyle bir nazar etmişler ki seni böyle saçma sapan davranmaya zorlamışlar. Self nazarla götürüyorsun artık. Hiçbir şeye ihtiyacın yok.
Seni bir trafik ışığına bırak. Ben de uçağa binmeden önce, uçaktan korkuyorum ben biraz. Portakallı gazoz içerim abi. Portakallı Beyoğlu gazozu.
Ve işe yarıyor. Yani şu an buradayım. İşe yaramadı, olmadı. İçtiğim zaman şunu düşünürüm.
Yani bu uçaktaki insanlar onları kurtardım bilmiyor. Onların da sağ salim gidecekleri yere varmasını ben sağlıyorum. Bazen de olmuyor böyle bir yerde, bulunmuyor tabii ki de. O zaman da diyorum ki başkalarının batıl inançları bu sefer bizi kurtarsın.
Hep ben mi gazozu içeceğim? Birilerinde beni kurtarsın, birileri inisiyatif alsın. İnşallah diyorum, birileri de uçaktan korkuyordur ve bunun için bir şeyler yapıyordur. Yani hepimiz birbirimize bırakırsak bu uçak nasıl uçacak?
Yani her uçakta aslında böyle bir polis olması gibi, ajan olması gibi bir tane de batıl uzman olması lazım. Uçağın totemcisi olması gerekiyor bence de. Aslında yardımcı pilotun görevi olması lazım. Zaten yardımcısın.
Hani böyle bilmeyen adamların pilotları eleştirmesi gibi. Ya iş yapmıyorsunuz zaten her şey otopilot. Hadi tamam pilot bir şeyleri hallediyor. Yardımcısı ne yapıyor?
Aynen. Portakal gazozunda hiç bir adam. Ne olacak? Kulaklarımı havuza girilen tıkaçlarla tıkarım uçuşlarda.
Kulaklarım tıkalı olduğum zaman hiç korkmuyorum ya. Meğer beni sesler rahatsız ediyormuş. Acıtmıyor mu peki kulağını? Yoo.
O basınç değişikliği olduğu zaman tıkaçlar senin basıncı dengelemeni engelliyorlar. Ondan sonra kulaklarındaki yollar falan büzüşüyor, bir şeyler oluyor. Çok acı veriyor yani. Benim acımıyor ya.
Uçaktan korkmak daha çok acı veriyor herhalde. Bir seçim yapıyorum orada. Baya dayanıklı bir anatomin varmış bu işe. Bazen unuttuğum zaman kulaklığı kulağımda öyle uyuyakaldığım zaman, inerken uyanıyorum acıdan.
Sürekli esneyerek oradaki yolları açmaya çalışıyorsun. Evet, belki de bu batıl alışkanlığım ileride problemlere neden olacak. Şu an ne kadar olmadıysa bence iyi yani. Veya o uçak hiç havalanmadı, bilmiyorum.
Seni kandırdılar yani. O uçak hep yerde gitti. Sürekli taksi halinde yaşadım. Ya bu kulaktan bahsederken kulak çınlaması olayı da var.
Hani kulağını çınlattık denir ya. Biri seni andı, biri seni arıyor. Kötü anması mı gerekir? Ya da herhangi bir bağlamda ansa?
Herhangi bir bağlamda ansa oluyor. Yani benim sürekli duyduğum hep, aa dün gece de senin kulağını çınlattık olduğu için. Hani herhalde insanlar sürekli birbirlerine agresif bir şekilde dün gece de sana sövdük demeye çalışmıyorlardır. Ya şu cümle de çok garip.
Dün gece senin kulağını çınlattık. Kulak benim kulağım. Çınlayan kulak sahibi olarak farkında değilim. Bunu başkası söylüyor bana.
Her şeyin tabi master derecesi, doktora derecesi de oluyor. Yani bu kulak çınlamasına mesela yeterince inanırsan, ondan sonra başka biri çıkıyor. O konuyu daha iyi bilen birileri. Aaa, sol kulağın mı çınladı, sağ kulağın mı?
Eğer sağ kulak çınlıyorsa iyi, sol çınlıyorsa kötü konuşuluyor demek. Yani solun zaten genel olarak batıl inançlarda kötü ile özdeşleşmesi. Ta şeyden beri, eski Romalılardan beri mesela, onlar yatağın sağ tarafından kalkmaya çalışırlarmış. Bugün solundan kalktın, tersinden kalktın diye hala devam eden bir şey var.
İşte solakların zaten kuşkuyla bakılması toplamda. Şeytanın çocukları. Onlar da sol kelimesi zaten sinister kelimesi. Şeytani bir durum var, bir numara var bunda.
Yani hiçbir suçun yok. Bir tek sol elini kullandın diye bütün hayatın kayıyor. Ve bizimkilere kadar gelmiş işte. Düşün yani hani kulak çınlaması tamamen ayrı bir batıl inanç.
Belki başlangıç yeri de ayrıdır atıyorum. Hindistan'dan çıkmıştır neyse artık. Ama o da bir şekilde bundan böyle birleşiyor. Şey gibi, bilmiyorum Türkiye'de ne kadar yaygın bazı binalarda 13.
katın olmaması. Evet, bazı batıl inançlar da eskiyor sanırım. 13'ün uğursuzluğu artık o kadar sorun edilmiyor. 13 uğurlu da değil.
Herhangi bir rakama, sayıya dönüştü bence 13 artık. Amerika'da çok dikkat ediyorlar. Binaların çoğunda 13. kat yok.
Bazı havayollarında 13. sıra yok. Trenlerde 13. sıra yok bazılarında.
Yani oturup uğraşmışlar. Demek ki tüketici istememiş, bir tepki gelmiş. Onun da sebebi taa şeye gidiyor, İsa'ya gidiyor. Bu son akşam yemeğinde 13 kişi var.
Normal başlamış aslına bakarsan. Hani adamı peygamber kutsal olarak kabul ediyorsan, tamam ya biz bir daha toplandığımızda bir sayalım akşam yemeği için. 13 kişi varsa kötü bir şeyler olacak demektir diye. O biraz daha anlaşılabilir bir ilişki.
Ama ondan sonra her şeyin 13'ü uğursuz sayılıyor. Zivana'dan çıkmış iş. Ben de ona takıldım şu an. Şimdi binada 13.
kat var aslında. Sadece isimlendirmesi yok. Doğru diyorsun. Ben buna yine takılırım.
Öyle bir inancım olsa yine takılırım buna. Orası tamamen boşluk olmalı. Doğru diyorsun. 14, 13 olmuş oluyor.
Siz kimi kandırıyorsunuz? Çocuk kandırılıyor ve 13'ün de intikamı ağır olmalı. Çocukça böyle hani beni yazmadınız ama gerçekten varım orada. Daha da sinirlenirim yani ben 13'ün uğursuzluğu olsam iyice kıl kaparım buna.
Oraya boş bırakmaya yemiyor çünkü oradan para kazanmak istiyorsun değil mi? Yine oraya koltuk koymak istiyorsun. Sadece böyle ucuz hileler yapıyorsun. Tamam o zaman.
Görürüz bakalım diye. Bütün treni raydan çıkarırsın. Bütün uçağı düşürürsün. Final Destination'a döner iş.
Belki küçük bir uğursuzlukla kurtulacağın 13 uğursuzluğu daha büyük bir şeylere sebebiyet verebilir. Bu arada bu 13 evrensel değil. Başka yerlere gittiğin zaman başka rakamlar uğursuzlaşıyor. Uzak Asya'da falan değişiyormuş sanırım.
Dörtlü bir şeyler var kesin. Dört, ölüm demek. Fonetik olarak benzer. Evet, söylenişi yakınmış sanırım.
Yani bunu da bu kadar salak olmaya gerek yok ki. Bir insanın bağlamından dört mü diyor, ölüm mü diyor, bunu çıkarabiliyor olmamız lazım. Dilin özelliği bu değil mi? Yine sağlama alalım kendimizi demişler.
Şunu peki duymuş muydun? Hiç duymamıştım daha önce. Eğer gece ağzında sakız kalırsa, ölü bedene mi dönüşüyormuş? Gece sakız çiğnersen ceset çiğnemiş gibi olursun.
Evet. Sanki onu da bilecek... Yani o gibisi nereden geliyor? Daha önce ceset çiğnedin ya da kıyasını yapıyorsun.
Böyle bir batıl inanç var. Yani bunun aslında nereden çıktığı daha bariz. Ağzında sakız kalırsa gece, öyle uyuyakalırsan yutarsın. Boğulma tehlikesi olur.
Saça yapışır. Çocuklarda çok olur bu. Kesilmek zorunda kalır. Ondan sonra tırnaklarını gece kesmeyin.
Şeytanlar toplanır. Ben bu tarz uydurmaları çok seviyorum. Çünkü bir çocuğa insan gibi şu da söylenebilir. Yavrum gece yatarken sıkı zın çıkar.
Çünkü saçına yapışır. Boğulursun. Ama bunu bir şölene çevirmek de var. Bak.
Sakız çiğnersen ceset çiğnemiş gibi olur. Ya olay o kadar şenleniyor ki. Mükemmel. Büyük ihtimalle o tırnak olayı da eskiden elektrik olmadığı zamanlara ait bir şey.
Alaca karanlıkta, loş bu ışıkta, mum ışığında belki tırnak kesiyorsun sağa sola saçılıyor onlar. Tırnak makası yok bir kere. Ha evet. Düzgünce böyle literel bir şekilde anlatmak yerine işin içine şeytanları katıyorsun.
Herkesi istihdam ediyorsun. Olay bir Hint filmine dönüşüyor. Böyle bir anda oradan iki üç yüz tane şeytan çıkıyor. Ya ben tırnak kesiyorum bir anda şeytana ekme say yazılıyor.
Hiç seviyorum bu uydurmaları. Bu astroloji niye bu kadar yaygın sence peki? Tabii başta bu bilimdi. Gezegenlerin hareketleri bir şey söylüyordu.
Sonradan kopamadık ya abi senin o tahtaya vurman gibi. İnanmıyoruz ama başak burçları da titiz. Hayır şu açıdan ilgimi çekiyor. Şimdi iki tarafı var.
Birincisi işin mekanizması. Hani artık yer çekimini etkiler, manyetik alanları etkiler neyse. Bunlara tamam ya olabilir diye geçmemiz bence gayet doğal. İşin bu kısmını anlıyorum ama aslanlar böyle olur, kaplanlar böyle olur.
O genellemeler var ya o direkt yanlışlanabilir bir şey. Çünkü günlük hayatında tanışıyorsun o insanlarla. Ama hepsi böyle olamaz diyorsun. Bunun yükseleni var, doğduğu andaki doğum haritası.
Hemen detaylandırıp senin lafı ağzına tıkıyorlar. Bunu tırnak içinde uzmanlarıyla denk gelirsen asla başa çıkamazsın. Bütün farklılıkları hemen açıklayıverirler bir şekilde ve sen o alana dair çok ilgi duymadığın için he he diye böyle kalıyorsun. Evet, biz orada turistiz.
Onlarsa, onlar o işte profesyonel yani. Yalnız bu işe mesela orantısız biçimde kadınların ilgi göstermesi de ilginç. Genel olarak böyle bir şey sadece Türkiye'de değil. Astroloji, ezici çoğunlukla kadın meselesi.
Bir tane şey vardı, çok gülerim ona. Astroloji, kadınlar için ırkçılık gibidir. İnsanları kategorize ediyorsun. Ben aynı şeyin erkek versiyonunu şey olarak düşünüyorum.
Teknik analiz, borsada teknik analiz. O da çünkü öyle. Bir teoriyle karşına çıkıyor. Onu hemen derinleştirebiliyor.
İkinci sigmadan bakarsan, şuradan girersen, buradan çıkarsan o kadar çok ayrıntısı var ki aynı şey gibi oluyorsun. Yükselen burç gibi. Onu duyunca tamam tamam diyorsun. Abi işe yarıyorsa sen niye dolar milyarderi değilsin?
şu anda olman lazım. Belki de abi buluşlarda da teknik analizde de o kadar çok belirsizlik var ki bir sürü insan tipi. Bunları bir şekilde bildiğimizi varsayacak bir döküman lazım bize. Bu yalan da olsa elimizde hiçbir hikaye olmamasından daha cahil.
Bir kategorize edeyim kendimi iyi hissetmek için. Doğru ya da yanlış olması hiç önemli değil. Bir şeyler kontrolüm dışında değil. Ya da bazı parametrelere ben de etki edebiliyorum ki insanın anlamını hissetmesine de hizmet eden bir şey.
Bu konuda bizim ayrılıklarımız var. Çünkü herkesin kontrol hissiyatı aynı olmadığı için. Eskilerden beri yapılan araştırmalar vardı. 90'larda mesela.
Bu paranormal olaylara olan inançla... ...kendi kendine yetme duygusu arasında bir ilişki bulmuşlar. Yani kendi kendine yetme, öz yeterlilik, özelliği, yüksek insanlar.
Genelde olayların kontrolünde olduklarını düşünüyorlar. Ve kötü bir olay olduysa, onun sorumluluğunun kendinde olduğunu düşünüyorlar. İyi bir olayında. Esas aktör kendileri.
Her durumda böyle olmak zorunda değil de genel yatkınlıkları böyle. ipler benim elimde diye düşünmeye daha yatkın bazı insanlar. Doğru, bazıları değil. İşte o olmayanlar batıl inançlara daha yatkın oluyor.
Roma'nın da bir tane tanrısı var abi, Fortuna. Talih. Ve onun da temiz gibi gözü bağlıymış ki rastgele dağıtsın. Yani tarafsız bir şekilde talihi dağıtabilsin diye.
Ben bu Antik Yunan tanrılarını, Roma tanrılarını çok seviyorum. Çünkü bir bakanlar kurulu gibi her alan kendi tanrısını üretmiş. Şans tanrısı var. Orada Deniz tanrısı bir şeyler yapıyor.
Bayındırlık ve iskan tanrısı. Tarım ve köy işleri tanrısı gibi böyle. Bir tane yukarıda genel bir tanrı. Her şeye de biz bakmıyoruz.
Kardeşim yani Zeus'ta zamparalar falan da böyle vakit bulabiliyor. Hepsiyle kendi ilgilense bu mitoloji nasıl gelişecek? Onu seviyorum. İnsanlar, denizciler özellikle.
Fortuna önemli. Fırtına kelimesinin de hatta oradan geldiğine dair şeyler var. Çünkü denize açılıyorsun ve tamamen şans işi bu. Eskiden o kadar parametrelere hakim olmadıkça Fortuna'ya olan inanç da güçleniyor.
Evet, deniz özellikle böyle değil mi? Beş sene uğraşıp donanma hazırlıyorsun. Her tahtayı kesiyorsun, çivileri çakıyorsun. Her şeyi elle yapıyorsun.
Düşünsene kocaman donanmanın. Her şeyi insan eliyle yapılmış. Ondan sonra çıkıyorsun ve bir gün sonra fırtına oluyor, batıyorsun. İnanılmaz bir acizlik duygusu.
Dediğin gibi her şeyi bire bir yaptığın şey, bilmediğin bir güç tarafından denize gömülüyor. Tabii ki de inanıyorum. Bize lazımsın. Yani o dönemde öyle bir dünyada yetişen birinin... ...hayır bunları test edeceğiz,
bunlar yalan falan demesi... ...zaten akıl hastalığı olurdu. Çok anormal olurdun ve seninle dışlarlardı.
Yani bu işlerin çok sosyal bir boyutu var. Tahtayı vurmakta şuydu buydu... ...bunlar bireysel eylemler gibi konuşuyoruz da... ...hayır hepsinin sosyal bir şeyi var.
Sen tahtayı kendi kendine vurmuyorsun sadece. İnsanlar var, o da görüyor. Ha bu da benim gibi bu salak şeye inanıyor galiba. Aranda bir bağ oluşuyor o salaklık üstünden.
Ve bu güzel bir şey. Harika bir şey. Bu anlamsız dünyada bir salaklık üstünden bir anlam yaratmışız ikimiz de. Ne güzel.
Ben bir de bir ara kendim de o kolaycılığı yapıyordum. Bu astrolojiyle çok ilgilenenlere saldırma güdüsü geliyor insana. Sanki dünyanın en mantıklı ve rasyonel insanıymışım gibi hareket ediyorum. Sonra baktım bunlar da çok kolay hedef olduğu için çok da saldırı altındalar biraz.
Onlar da bir renktir, güzellik orada dursunlar. Bazen öyle saçma şeyler söylüyorlar ki ben de dayanamıyorum artık hemen. Abi ben mesela şey çok gıcık eder. Şu ayın biriyle on biri arasında elektronik eşya almamaya dikkat edelim.
Ben sizi sevmeye çalışıyorum. Bana biraz yardımcı olun ya. Öyle şeyler var mı hakikaten? Tabi tabi mesela tıraş makinesi alıcam öyle saçma bir şey görüyorum ve beni çileden çıkarıyor bu.
Başka var mı senin batıl inancın? Başka bana büyü yapıldı abi. Madem konu buralara geldi. Bana bir bağlama büyüsü yapıldı.
Yapılmış yani. Eskiden bir dönem beraber olduğum bir insan tarafından bağlama büyüsü yapılmış. Bağlama büyüsü ne demek? Saç telimi almış rızam dışında.
Büyünün içeriğini bilmiyorum artık. Kendimi yaptı yoksa daha işin ehli bir büyücü tarafından mı yapıldı? Gerçekten de sonradan bu insanla biz birlikte olduk. Beraber olduk ama sonradan içine kurt düştü.
Acaba büyü yüzünden mi birlikteyiz yoksa ben ben olduğum için mi diye bir şüpheye de düştü. Dostoyevski'nin içine düşebileceği tarzda bir şüpheye düştü kendi kendine ve bana itiraf etti. Onu söyleyince de ben şaşırdım ve gerçekten bütün büyü bozuldu. Ben dedim, nasıl bir insanla beraberim?
Büyüyle müyüyle uğraşıyor yani. Kısa bir süre sonra da ayrıldık. Bu konularda tecrübeli insanlar bilir ki önemli olan bağlama büyüsü değil, sürdürme büyüsü galiba. Yanlış bir büyü yaptırdı.
Bağladıktan sonra her şeyin gizli kalması büyüsü. Evet, o zaman kendinden şüphe ettiğin için büyüye başvuruyorsun. Büyü bir şekilde işe yarıyor diyelim tırnak içinde. Sonra da zaten sen sonuca ulaşmıyorsun.
Sonuca odaklanacaksın ondan sonra. Hayır, o da yetmiyor. Acaba büyü mü büyük ben mi büyüyüm diye kurcalamaya başlayınca büyü de büyük değil, sen de o kadar büyüktün. İkiniz de küçük çıkıyorsunuz ve... Bir tane tanıdığımda şey yapmış,
annesi söylemiş ona. Para çiçeği diye bir saksı çiçeği var. Bunu ekiyorsun, saksısını da toprağına bozuk para böyle gömüyorsun. Sana bereket getiriyor.
Tanıdığımda diyor ki, o yıl maliye açıdan hayatımın en kötü senesiydi. Berbat işten ayrıldım. Bu kadar basit bir totemi de neyi yanlış yaptıysam. Hayatımın diyor en kötü senesiydi o sene mali açıdan.
Şey vardır, göbek kordonunun bir yerlere gömülmesi ki çocuk işte ona göre şekil alsın. İşte atıyorum senin göbek kordonunu üniversitenin bahçesine gömüyoruz ve sen akademisyen oluyorsun ya da üniversitede hademe de olabilirsin o da. Onu kimse düşünmüyor. Üniversiteye kadavre olarak da gelebilirsin.
Nasıl gireceğinin hiç belli değil. Sen bedenini bağışlamaya karar veriyorsun. Neden? Çünkü göbek bağın tıp fakültesine gömüldü.
Halbuki doktor olman istenmişsin. Sen kadavre olarak hizmet vereceksin tıp camiasına. Neye niyet, neye kısmet. Senin gömdüler mi bir yere göbek bağını?
Benim gömmediler. Evde durdu. Böyle takı kutusunun içinde göbek bağım vardı benim. Onu sordum ben neden bu evde duruyor diye.
Eve bağlı ol diye dediler. Halbuki gömülmesi düşünülmüş benim de. Bir okul düşünülmüş ama ihmal edilmiş bu totem. Öyle evde kaldı yani.
Belki de şu an ne işte ne okulda bir ev genci olabilirdim. Bu totem gerçekten işe yarasaydı. Evde kaldı ve sonra taşınmalar sırasında göbek bağım kayboldu. Başka bir eve gitti yani.
Bilmediğin bir evde şu anda. Evet. Bağlanma problemleri yaşamama sebebiyet verebilirdi bu. Acaba gömülmesinin belli bir süresi mi var?
İlk böyle 30 gün içinde gömmezseniz, ondan sonra artık neredeyse orada olacak. Neye benziyor peki göbek bağı, eskimiş göbek bağı? Kuruyor mu yani? Kuruyor, kuruyor.
Bir deri parçasına dönüşüyor ya. Onu da, hepsini vermiyorlar sanırım. Küçük bir parçaydı. Veya şöyle de yapabilirsin.
Hani 10 tane üniversiteye başvuruyor ya insanlar, birine girelim diye. 10 parçaya bölüp her birinin bahçesine gömebilirsin. Bütün yumurtaları aynı sepete koymayıp, ondan sonra büyüyünce diyeceksin ki ben ikinci tercihime yerleştim. İkinci göbek bağımın gömüldüğü yerdeyim yani.
İlk tercihim olmadı. Göbek bağı ilginç. Bu kadar güzel değil de, böyle bir yurt dışında bir yere gittiğin zaman orada şemsiye bırakırsan ileride geri dönersin oraya gibi bir inanç vardı. İlk defa duyuyorum.
Bu herhalde yurt dışına çıkmak büyük olayken... ...geliştirilmiş bir batıl inançtır. Şimdi hiçbir manası yok.
Çok ucuza gidebildiğin için her yere. Geri dönmen önemli değil, orada kalabilmen önemli. Batıl inançların vize süreciyle artık gelişmesi lazım. Bunun acayip taraflarından bir tanesi... ...bazı batıl inançların şöyle işe yaraması... ...seni daha çok odaklandırıyor bir şeye.
Gerçekten üstünde kontrol sahibi olduğun şeyler var. Sonuçta spor öyle bir şey. Plasibo etkisi gibi birazcık. İnanırsan ufak bir pozitif etkisi oluyor.
Birazcık ittiriyor seni. Ben Messi'yi izlerken şu dikkatimi çekerdim. Her golden sonra böyle bir istavroz çıkarıp Tanrı'ya hediye etme golü. Evet, evet.
Ödül kazananların Tanrı'ya teşekkür etmesi. O da beni inanılmaz gıcık ediyor. Niye biliyor musun? Çünkü böyle bir dünya çok korkunç bir dünya olurdu.
Yani bir Tanrı var ve senin gol atıp atmamanla ilgileniyor. veya birinin Grammy ödülü kazanıp kazanmamasıyla ilgileniyor. O konuda müdahale ediyor. O kadar ilgili ama bir yerde 500 bin kişi ölüyor açlıktan, ona uğraşmıyor.
Başka planım var. Bir dakika, şu an Messi'nin gol atması lazım. Kardeşim bir önceliğimiz var. Bu çok korkunç bir dünya ve bunu insanların bunca senedir anlamamış olması, bu konuda böyle genel bir bilinç oturmamış olması çok acayip.
Doğru ama Messi top sürerken de şunu hissediyordum bazen. Bu adamı galiba Allah koruyor. Bu top nasıl ayağından alınamaz? Başka bir açıklama bulamayınca en son açıklamaya sığındım oluyordu.
İşte böyle Yunan tanrıları gibi delege edersen o zaman mani al oluyor. Bir futbol tanrısı var, spor tanrısı var. Onunla uğraşıyor sadece. Açlık tanrısı var.
Onun zaten işi açlık yaratmak. O zaman yine bir insanın psikolojisine uygun bir şey oluyor da hani Oscar'a gitmişsin. Herkesin milyon dolarlık elbisesi var. Tanrı'ya çok teşekkür ederim.
En iyi film ödülünü kazandığım için. Kardeşim. Zararsız, batıl inançlar iyidir. Bir de hangi kritere göre batıl ilan ettiğimiz de çok belli değil ya o yüzden.
Evet yani bir tek uzak durmanız gereken şey kripto teknik analizi arkadaşlar. Tamam o zaman bir dahaki sefere görüşmek üzere. Ağzına sağlık görüşmek üzere. Bir totem yapalım da bir sonraki bölümümüze aksaklık olmasın.
Totem üretmek de zormuş ya. Öyle bir şey. Hemen üret deyince hadi amcalarına bir totem göster deyince gösterilmiyor. Yine kendi çabalarımızla yapacağız ya ne yapacaksak.
Evet.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.