Podcast

politik olmayan sanat mümkün mü?

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Konuk: Elif Bereketli



kimdir?



Münih doğumlu gazeteci, sunucu ve yapımcıdır. Gazeteciliğe Cumhuriyet Gazetesi’nde kültür-sanat muhabiri olarak başladı. SabitFikir edebiyat dergisini kurdu ve genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Yerli ve yabancı pek çok yayına yazdı; TRT World’ün Showcase adlı kültür-sanat programını sundu. Compass belgesel serisiyle Moğolistan’dan Fas’a uzanan coğrafyalardan kültür-sanat hikâyeleri anlattı.Yüksek lisansını SOAS University of London’da Kültürel Çalışmalar alanında yaptı. Birleşmiş Milletler ve PEN gibi kurumların da organizatörleri arasında olduğu pek çok uluslararası etkinlikte konuşmacı ve sunucu olarak yer aldı. Çalışmalarını bugün de kültür, sanat ve siyasetin kesişiminde sürdürürken bir yandan da Ferhan’a annelik yapıyor.



bölümün videolu halini ⁠buradan izleyebilirsiniz.---------- Podbee Sunar -----Bu podcast reklam içerir.

Bölüm Transkripti

3.403 kelime · ~17 dk okuma

Ayaklarım üşüyor. 8 Mart sonrası. 9 Mart'ta şu anda bu kaydı yapıyorum. Elif Bereketli ile beraberim.

8 Mart coşkusu üzerimde heyecanıyla sıcağı sıcağına karşındayım. Hoş geldin. Hoş bulduk. Merhaba.

Of ses tonu çok seksi. Bunu biliyorsun değil mi? Hoş buldum. Hoş buldum Tulu.

Transkriptin tamamını oku

Bunu bilerek yapıyorsun değil mi? Dün yürüyüşte miydin Elif? Dün yürüyüşte değildim. Sen artık bir ana ve... Bakım emeğime sayesindeydim akşam.

Kızım ilk defa skutra bindi dün. Akşam bunu yaptık. Siz yürüyüşteyken. Çok güzel. Aynen.

Kızlar. Anne kız katılırsınız yürüyüşlere. Ya en çok da onlara duygulandım. Değil mi?

Bir annem için geldim diyecektim. Sonra dedim ki hani feminist annesi var. Beraber gelirler. Şanslı biri.

Seninle bugün sanat ve politika üzerine spesifik bir şeyler konuşacağız. Ama öncesinde seni bir tanıyalım istiyorum. Ben tanıyorum tabii gazeteci, yazar, genel yayın yönetmeni gibi sıfatların var. Ama senden kim olduğunu duymak istiyorum.

Ben gazeteciyim. Yani eğer üretimlerimden söz edecek olursak, uzun yıllardır gazetecilik çatısı altında değerlendirilebilecek şeyler yaptım. İşte röportajlar yaptım, programlar yaptım, yazılı medyada çalıştım, haberler yaptım. Bence tek bir çatı varsa gazetecilik olabilir ama bunun dışında tabii uzun süre sunuculuk yaptım.

Bir 10 yıl kadar bir kültür sanat programını sundum. Onun dışında da işte yazılar yazıyorum. Eleştirmenliğe belki girebilecek, eleştirmenlik alanıyla temas edebilecek üretimler de yapıyorum. Ama bence gazeteciyim ve konularım da kültür ve sanat.

Kültür çok geniş başlığıyla kültür. Ve sanat, çağdaş sanat, işte tiyatro, müzik, aklına ne gelirse böyle. Evet, biraz tabii gazetecilik kimliğine karşımdasın. Senin özel hayatını irdeleyen bir şey yaşamayacağız.

Benim için de sınav gibi bir program diyebiliriz Elif. Benim için de. Çalıştık. Ya evet, biz bir çalıştık galiba.

Bakalım. Aynen. Becereceğiz umarım. Önce şöyle bir soru soracağım.

Böyle bir dönemde gazeteci olmanın ya da genel olarak yazmanın... ...üretmenin üstünde yarattığı bir sorumluluk var mı? Başından beri her zaman var.

Dönemin ne olduğundan bağımsız olarak. Bence var evet yani. Her açıdan üzerimize sorumluluk koyuyor. Burada ağzımızdan çıkan her şeye de dikkat eden bende de var o sorumluluk.

Genel olarak hayatta galiba o sorumluluk omuzlarımızda yük. Yük mü? Evet yük ama güzel bir yük yani bu sonuçta taşımaya gönüllü olduğum ve ben bunu galiba iyi taşırım ben bu mesleği yapayım dediğim için hani güzel bir yük şikayet etmiyorum. Şöyle gibi de bakıyorum galiba.

Bazı sesler çok yüksek, pek çok ses çok yüksek. Hele Türkiye'de işte bu kutuplaşmış bir kültür dünyasının içerisindeyiz. İşte biliyorsun yani kavga, dövüş, işte duygulanım ekonomisi, her şey çok aktif. Orada birazcık, bir dakika ya, ben ne düşünüyorum?

Bir dakika, bir dakika, bu niye oluyor şimdi? ...diyip böyle bir kendi kendine kalıp bir saniye, bir saniye etkilenmeden... ...dışarıda ne olup bittiğine kulak asmadan... ...başkalarının kutsallarını,

kendi kutsalımı... ...yapmadan ve hatta onları sorumsallaştırarak... ...ne yapabilirim,

ne üretebilirim diye sormak benim asıl sorumluluğum. Zor bir şey işte. Ama şey, keyifli de ve çok da zor. Bazen de yük.

Niye buradayım dedirten bir yük. Peki. Neoliberal çağda politik sanat diye bir şey kaldım diye soracağım. Yoksa her şey bir imaj yönetimi mi?

Sen politik olanın sanat olmasının gerektiğini düşünüyor musun? Sanatçıdan direnmesini neden bekliyoruz? Bu kazık bir soru. Her şeyden önce.

Zor bir soru tabii ama uzun süredir de herhalde... ...sanat eleştirisi alanında en dikkat çeken... ...işte dişe dokunur soru herhalde bu.

Niye soruluyor? Herhalde biraz oradan başlamak lazım. Örneğin sürdürülebilirliği ve işte çevre... işte kıyımını eleştiren bir işin BP'nin sponsorladığı bir müzede neden sergileniyor olduğunu anlayamadığında ya da o zaman bu iş ne işe yaradı dediğinde ya da işte bir sınıf politikasıyla ilgili slogan atan bir iş bir milyarderin koleksiyonuna girdiğinde ya da en son Berlinale'de bunu yaşadık işte Filistin'deki soykırımı sponsorlayan mekanizmalarla yakından ilişkili olan Berlinale'de Filistin yanlısı slogan atmak, Filistin yanlısı film göstermek ya da konuşmalar yapmak ne anlama geliyor ki?

Bu sorunun fikrini merak ediyorum bu konuda. Mutlaka bahsederiz, gireriz adına ama bu tarz sorular çok gerçek ve çok hakaniyetli sorular değil mi? Çünkü o zaman politikanın estetize edilişini konuşmuş oluyoruz, politik mesaj bir stil haline geliyor. Halbuki işte orada gerçek bir çatışma ve üretim ilişkileriyle, her şeyiyle, tümüyle bizim aslında hayal ettiğimiz dünyanın bir küçük versiyonunu yaratabiliyor muyuz?

Falan gibi sorulardan çok uzak bir yerde artık politik içerik. O yüzden sen bu soruyu soruyorsun, o yüzden pek çok kişi bu soruyu soruyor ve bunun üzerinde dönen tartışmalar var. Çok sert fikirler. Bu konuda benim sert bulduğum diyeyim yani işte bu kadar zalimlik yaşanırken sanatın yapabildiği sadece bir Biennale'de işte bir şarap eşliğinde alkış almaksa o zaman sanat olmasın zaten ne işe yarıyor bundan sonra bu noktada artık sanat yapılamaz tek anlamlı olan şey boykottur vesaire gibi böyle bir cephe var.

Anlıyorum çünkü o öfke bende de var. Anlıyorum çünkü o hayal kırıklığı bende de var. Ama öte yandan ben sanatın ve kültürün tümüyle etkisizdir denmesi, bugün bu neoliberal düzende bulunduğu halde tümüyle etkisizdir denmesi bana pek ikna edici gelmiyor. Ben o kadar bütünleyici bakamıyorum galiba.

Biraz daha hani o çatlaklara, o karşı duruşlara, ters köşelere inanan biriyim. Ve sanat hala, kültür, sanat, üretimler, filmler hala insanların dünyayı nasıl algıladığını şekillendiriyor ve bence bu yeterince politik geliyor bana. Peki kaldıysa politik sanatın etkisi nedir diye soracağım. Yasa mı değiştiriyoruz, bilinç mi değiştiriyoruz, dönüştürüyoruz... ...yoksa sadece aynı fikirde olanlara moral mi veriyoruz?

Bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum. Kendimizi mi kandırıyoruz biz oralarda? Yine kazık bir soru. Tabii uzun yıllardır kültür sanat gazeteciliği yapıyorum... ...ve politik sanatla ilgileniyorum.

Bu konuda çalıştım, tez yazdım vesaire. Ama belki de bunu böyle tümüyle anlatabilecek, geçmişiyle, geleceğiyle, tüm cepheleriyle anlatabilecek kadar... ...şu anda ne onun yerindeyiz ne belki doğru kişi ben değilim vesaire.

Ama en azından şunu söyleyebilirim, ben bugün bir iş politik mi diye baktığımda şöyle düşünmüyorum. Çünkü onun içinde biraz nostalji de var bence. Özellikle bu son dönemde Berlinale sürecinde 68 kanı çok konuşuldu ya, işte kan nasıl iptal ettirilmişti, boykot yapmıştı sinemacılar falan. Orada biraz nostalji var ve ben o nostaljiyi böyle hafif tehlikeli de buluyorum şu anlamda.

O zaman sadece değişik olan tek şey sanatçılar değildi. Politik alan da değişikti. Sendikalar vardı, öğrenci örgütleri vardı. Ve siyaset ile sinema çok daha iç içe geçmiş haldeydi.

Dolayısıyla bunun doğal bir sonucu olarak da bunu yapmak çok daha kolaydı. Ve şimdi sorduğun soruya gelecek olursak, burada bir... Şey, paniği var değil mi? Ahlaki panik.

Bunu hepimiz yaşıyoruz. Ve dediğim o duygulanım ekonomisi bence çok önemli de bir kavram bana pek çok şeyi açıklayan. O ahlaki panik de şey... Mesela bu en son dikkat ekonomisinde çok olmuştu ve benim çok dikkatimi çekmişti.

İşte hepimizin ekran süreleri yükseldi. Sosyal medya patladı falan. Ne oldu? İşte, efendim artık kitap okuyamayacağız.

Edebiyat bitti. Sinema bitti. Dikkat sürelerimiz kısaldı. Bitti bu iş yani, değil mi?

Hepimiz gördük. Sonra ne oldu? İşte adapte olmaya başladı yaratıcılık buna. Adapte olmaya başladı içerikler.

Bugün en saçma TikTok içeriğinde, kısacık bir içerikte bambaşka bir zevk alabiliyorsun, bambaşka bir poetiklik görebiliyorsun. Bir şey öğrenebiliyorsun. Evet, dolayısıyla ben insanın adaptasyonuna inanıyorum ve bugün geçmişteki anlamıyla söylediğin yasa değiştiren, büyük konjonktürel etkilerde bulunan siyasi sanat var mı, olacak mı bilmiyorum. Yani öyle bir kıyaslama içinde değilim galiba ama ben bugün politik olanın görünürlüğünün değiştiğini, politik olanın sisteme girişinin değiştiğini ve hani o ...daha rizomatik,

daha o çatlaklardan akan böyle bir sisteme doğru geçtiğimizi düşünüyorum. Kültür ekonomisi bu kadar prekar, bu kadar... ...yani ilişkiler bu kadar, nasıl demeliyiz, kaygan zemindeyken... ...daha başkasını da bekleyemeyiz gibi geliyor bana.

O yüzden hani politik sanatı nedir? Orada değilim. O biraz geçmişin dili. Bugün, bugünü bugünle okumanın taraftarıyım ben.

O yüzden ben şöyle bakıyorum. Risk alabiliyor mu? Daha önceden görünmeyen bir deneyimi görünür kılıyor mu? Tartışma açıyor mu?

Ters köşe yapıyor mu? Rahatsız olması gereken birilerini rahatsız ediyor mu gerçekten? İşte ben biraz böyle bakıyorum galiba. Peki sen de sosyal medyada bir şey paylaşmakla sokakta olmak arasındaki farkı nasıl görüyorsun?

Nasıl bir fark var? Sanatçıdan sürekli sokakta olmasını bekleyebiliyor muyuz? Bekler miyiz, beklemeli miyiz? Sanatın yeri neresi?

Bekleyelim ki diye sormak istiyorum hatta. Çünkü yani tıpkı Kam 68 örneği ve bugün Berlinale'de yaşananları kıyasladığımızda şartlar o kadar farklıydı ki diyebiliyoruz ki. Ya bence direnişin, protestonun türlü türlü çeşidi var benim gözümde. Tek yol, tek reçete, tek tarifle olduğunu düşünmüyorum.

O yüzden yani tek protesto sokaktadır, tek direniş boykottur gibi reçeteler bana uymuyor. Herkesin küçük küçük yaptığı şeyler aslında böyle bir kümeyi, bir balonu dolduruyormuş gibi hissediyorum. Yani tek direniş sokaktadır. Değil gerçekten.

O yüzden evet hani sanatçı sokağa çıkmış çıkmamış ya bilmiyorum ben böyle bir yerden hiç hiç görmüyorum galiba. Eminim buna çok sinirlenenler vardır. İşte ideolojik olarak beni çok yani ters bir yerde gören vardır ama ben kesinlikle bugüne kadar dediğim gibi hani en başta söyledim ya kimsenin kutsalını kendi kutsalım olarak görmemek için çok uğraşıyorum. Ben böyle olduğuna inanıyorum.

Çünkü hani bu şey... Şimdi ben kültürel çalışmalarda okudum. Tabii Stuart Hall benim için böyle bir şeydir. Hani başından beri hep Stuart Hall okuduk.

İşte o da bizim kutsalımız falan. Şimdi kendi kendine de öyle boşa düşüren bir şey söylemiş gibi olmayayım. Ama Stuart Hall'un çok önemli de bir fikri vardır ya, encoding, decoding. Senin ne yaptığından, bana ne sorduğundan çok örneğin şu anda.

Benim o soruyu nasıl algıladığım da önemli ya. Yani benim, ben politik sanat olarak gördüm, görmedim. Ben onu BP'nin fonuyla yaptım, yapmadım. Önemli ya, karşımdaki de bundan ne algılıyor ve...

Buradan ne çıkarıyor ve bunu bana nasıl geri döndürüyor ya da bunu topluma nasıl geri döndürüyor? Bu da önemli. Dolayısıyla yani işte tek reçete, tek şey bu böyle olmalı, bu böyle olmalı yoksa bilmem ne. Bana biraz bu çağda ihanet yani en azından bu çağın ruhuna da ihanet ve o anlamda da kendi topuğuna sıkan bir şeymiş gibi geliyor.

Yani bu popüler, güncel, biraz daha belki bazen yer yer radikal olabilen bir sol dil var ya böyle sürekli ahlaki bir parmak sallama halinde. Çok iyi anlıyorum çünkü aynı şiddete maruz kalıyoruz. Aynı şiddete maruz kalıyoruz ama biz bir de birbirimize şiddet gösteriyoruz gibi bir yere varıyor ya. Var öyle bir şey evet.

Yani orada bence... En azından bana da öyle geliyor diyelim. Evet bunu görüyoruz yani bu işte bir sosyal medyada özellikle işte bir öfke şeyi patlıyor. Sonra birbirimize giriyoruz.

Sonra ben hani girdiğim için değil ama insanların birbirine girdiğini görüyorum. Sonra tekrar sönümleniyor. Sonra tekrar işte yine Berlinale'ye getireceğim. İşte Emine Alper kişisi çok kötü falan.

Hani ya bu kişilerle ilgili bir mesele mi acaba? Hayır, yani yapılamamasının bir nedeni var. Yani atıyorum o boykotun. Yapılamıyorsa bir nedeni var.

Bunun arkasındaki sistem bize ne söylüyor? Şeyden bahsetmiyorum, kapitalizm falan gibi çok büyük bir şeyden bahsetmeye gerek yok. Kültür ekonomisi, kültür sistemleri bugün bize ne söylüyor? Yani o fonu kaybetmek, riskini göze almak.

Emin Alper bu yüzden yaptı diye söylemiyorum. Hani ben kendimi buradan okuyorum. Ayol o insanın suçu mu gerçekten hani bir yandan da? Mesela ben dış seslerden etkileniyorum bu konuda.

Senin fikrini şimdi sorabilirim herhalde bu konuyla ilgili. Bir kere orada bence çok önemli bir detay var. Tam olarak hiç tümüyle tek yol olarak boykot edin çağrısını ben hiçbir yerde görmedim. Hep referans verilen Film Workers for Palestine ya da Palestine Film Institute gibi... ...organizasyonlar şöyle çağrılarda bulundular.

Boykot edin. Ama edemiyorsanız da ya da etmeyecekseniz de oraya gidin ve bizim sesimiz olun. Bizden bahsedin, dediler. Yani bu Filistinli film çalışanlarının ortak çağrısıydı.

Bir kere hani bunu bir... Çünkü diğeri çok büyük bir kabul edilmişlik gibi düşünüyoruz değil mi? Hani böyle, aa boykot edinden de bunlar boykot etmedi falan. Tam olarak öyle değil galiba.

O birincisi. İkincisi... Kişiler niye yaptı, yapmadı ben bilmiyorum ama ben bunun bireysel bir mesele de olduğunu düşünmüyorum. Dediğim gibi bir sistem var.

Ve sanatçılar... Şimdi burada çok da ilginç bir şey var. Sanatçılar... Temsiliyet için oraya giden bazı böyle işte kahramanlar değil benim gözümde.

Böyle bir genius, mit sanatçı falan böyle şeyleri düşünmüyorum. Sanatçı dediğin işçi yani. ...emekçi ve o emekçinin de çok kırılgan koşulları var bugün.

Şimdi biz buna yani anlatabiliyor muyum? Çok kırılgan... ...koşullardayız ve şöyle bir algı da var belki işte ya o zaten o... ...ununu elemiş,

eleğini asmış neler... Yani ben inanmıyorum ki bir film yönetmeni ne kadar... ...kazanmış olursa olsun, ne olursa olsun yani çok böyle enteresan örnekler hariç... ...eğer bugün parası çok değerli olan bir ülkeden değilse mutlaka maddi endişe çekiyor.

Yani imkansız... Bağımsız film yönetmeni tabii. Tabii. Yani şeyden bahsetmiyorum, eğlence ekonomisinden bahsetmiyorum ama... ...o yüzden onların da öyle bir derdi var.

Buradan da bakmak lazım galiba. Evet. Empati kurunca, evet doğru. Ama bir yandan da konuşması çok kolay geliyor ya.

İşte nasıl kabul edersin, nasıl çıkarsın, çıkıp orada konuşmak... ...nın ne önemi var, oradasın falan diye çok sert eleştiriler var gerçekten. Peki, kısa bir ara veriyorum.

Evet, kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sence bugünün sanatçısının en büyük açmazı ne? Ekonomik güvencesizlik mi? Sansür mü?

Yoksa sürekli tarafını bellet baskısı mı? Ya da tutuklanırım korkusu mu? Bu bayağı sırtımızda yük artık. İş bulamam sektörden uzaklaştırılırım hissi mi?

Bence hepsi, tek tek saydıklarının hepsi neredeyse dönüp dolaşıp tek bir kapıya çıkıyor. O da, az önce söylediğim gibi, sanatçının aslında bir işçi olduğu gerçeği ve... ...bugünün kültür ekonomisinde bulunduğu yer çok kırılgan.

Gig ekonomisi dediğimiz bu tek atışlık işler. İşte hani bugün kazandım, yarın ne olacağım belli değil. Zaten kazandığın para ne? Çoğu zaman çok düşük.

özellikle hani bir eğlence sektörüne eklemlenmiş biri değilsen. Dolayısıyla bunun saydığın bütün problemlere kapı açtığını düşünüyorum. İşte aklımdakini söyleyebilir miyim? Yani söyleyemem galiba.

Çünkü işte bir sonraki işimi yapabilmek istiyorum. Aksi takdirde pek çoğunun evi var geçindirmesi gereken. Gerçekten yani çocukları var okula yollaması gereken. Dolayısıyla işte saydığın diğer meselelerde de pek çoğunda Nihayetinde buraya bağlanıyor galiba.

Hepsi prekar işçiler. O yüzden de böyle bir kahraman, bizi kurtaracak kahraman söylemleriyle işte... Orada değilim. Ben gerçekten bunun büyük bir problem olduğunu düşünüyorum.

Sen benim için de, hepimiz için. Sen de işini kaybetmekten, bir şeyleri kaybetmekten mutlaka korkuyorsun. Doğru. O yüzden... Evet,

onları çok ayrı, mitik bir yere koymanın da anlamı yok bence. Türkiye'de popüler kültür bazen kadın karakterler üzerinden güçlü kadın hikayeleri anlatıyor. Güçlü olmamız gerekiyormuş gibi her zaman bize dayatılan bir şey bu. Sence bu gerçek bir dönüşüm mü yoksa paketlenmiş bir pazarlama dilimi mi diye soracağım.

Ya feminizm gibi en temel mücadele alanlarımız bile sermayenin reklam stratejilerinde eriyip gidiyor. Yani aksini söylemek ne mümkün, hakikaten neoliberalizmden beri bahsediyoruz aslında dolaylı ve direkt olarak ve o da aynı şekilde feminizmde paketlenip bize hem alınabilen hem satılabilen bir versiyonunu oluşturdu ve şu an gündemde hani hep o işte ...boss lady olmak, güçlü, başarılı, kimseye eyvallahı yok... ...rekabete girebilir,

agresif olabilir, duygularını çok göstermez falan. Bu başarılı ve güçlü bir kadın imajı olarak bize veriliyor, diyeyim. Popüler kültürde çok görüyoruz bunu. Gördük de yani aslında uzun yıllar gördük.

Belki biraz sonuna doğru da geliyoruz galiba, umarım. Lütfen. Yani bunun kimseye faydası var mı bilmiyorum. Buradan ilham alıp da gerçekten...

...bir çıkış bulan kendine var mı bilmiyorum ama ne kadar zararı olabileceğini çok iyi biliyorum. Çünkü işte bu kadar kolektif bir şekilde biz... ...patriyalkal düzende bir baskının altındayken ve sürekli bir... ...şeyle mücadele ediyorken hepimiz ama hepimiz yani hepimiz kadın erkek ayırmaksızın... Sonra burada sadece bir kişi çok başarılı olmuş,

herkesle mücadele etmiş... ...çok büyük şeyler göstermiş, efor göstermiş ve bak nasıl kurtulmuş. Sen de kurtulabilirsin ama yapamıyorsan... ...o zaman bak gördün mü problem sensin gibi yeni bir norm yaratıyor... ...ve bu normun altında ezilen,

yeni baskının altında ezilen... ...kendini suçlu isteden bir kitle yaratıyor. Belki ben de böyleydim daha gençlik dönemimde, daha şeyken, toyken.

Evet evet o var, o dayatılan şeyi bir yaşıyorsun önce. Gerçekten. Sonra güçsüz oluyorsun ve yere düşüyorsun. Diyorsun ki bir saniye.

Sen çok sıkı durursan patriarkayla tek başına mücadele edemezsin ya. Yani hani yolunu kesmek gibi olmasın kardeşim ama yapamazsın gibi geliyor bana. Yani şey orada da bir eşitsizlikleri de görünmez kılıyoruz değil mi? Yani herkes aynı değil ya.

Herkesin yolu aynı değil. Herkesin rengi aynı değil. Geçmişi aynı değil. Sınıfı aynı değil.

Dolayısıyla onun yapabilmiş olması senin yapamamış olman bir şey demek de değil. Herkesin gücü aynı değil aynen. Bir de şey var orada güçlü kadın tanımı da beni çok rahatsız ediyor. Çok kötü.

Yani aslında baktığında hemen hemen patriarkanın tanımıyla da örtüşüyor değil mi? Agresif bir şekilde işte bilmem ne yapabilen. Bakım emeği vermeyen mesela değil mi? Sen hiç şey güçlü kadın böyle nadirdir değil mi?

Hem çocuğuna hem yaşlı annesine bakan hem bilmem ne. Yumuşak işte gerilime girmeyen ama işte bir yandan... İş hayatı olmayan, güçlü kadın. Böyle şeyleri görmüyoruz.

Ama sen diyebilir misin ki bana, Tulu... ...ben tanıdığım XY abla hiç iş hayatı olmamıştı. Ama çok güçlü bir kadındı.

Böyle bir hepimizin... ...bu şekilde anıları var, böyle hikayeleri var. Biz biliyoruz ki mutlaka iş hayatında başarılı olmana gerek yok güçlü bir kadın olmak için.

Biz biliyoruz ki mutlaka... ...çok rekabetçi biri olmana gerek yok güçlü bir kadın olman için. Ama hikayelerini görmüyoruz bu şekilde.

Çünkü satmıyor. Evet, çok güzel anlattın. Politik olma beklentisi gazetecilikte ve kültür sanat alanında... ...seni kişisel olarak nasıl etkiliyor diye soracağım.

Ya valla zor ya hakikaten yani şey dediğim gibi... ...çok lanet ettiğim bir zorluk değil ama çok zor. Dediğim şeyler çok etkili burada işte o bütün kutuplaşmalar... ...ama sadece Türkiye'nin böyle siyasi konjonktüründen kesinlikle bahsetmiyorum.

Mesela az önce... Bir nevi bir Marxist kutuplaşmadan bahsettik değil mi? Bir şey var, böyle düşünüyor. Bir grup var, böyle düşünüyor.

Ama bu çok sert yaşanıyor Türkiye'de. Hakikaten sert yaşanıyor sosyal medyada. İşte o öyle diyor, o öyle diyor. Orada onlar var.

Ya şu eski Türkiye'nin kültür sanatçıları var. Onlar var, bunlar var filan. Herkesin kendi şeyi var. O sana parmak sallıyor, o sana parmak sallıyor.

Bu bana zor geliyor. Belki biraz yapı itibariyle. Çok böyle şey değilim. Yani çok sekterleşeyim, taraf tutayım, kamplaşayım insanı çok değilim.

Ama bir yandan da bir öfkem var hayata karşı. Bir duruşum var ve ondan kesinlikle geri adım atmaya niyetim yok. İşte bunu dengelemek bana çok zor geliyor. Politik olma beklentisi benim için bu demek.

Yani hem o duruşumu sabit tutayım, hem de o dediğim kutsallara girmeyeyim, hem de hayatıma devam edeyim. Ya şey de evet yani sen de hissediyorsun değil mi? Sen şimdi bir taraf olmaktan korkuyor musun peki? Yani o şeyi kutuplaşmış, zıtlaşmış, tarafta olmayayım... ...hissine hep ortada durmak mı?

Çok sert gelen tarafın karşısında durmak mı acaba söylediğin? ...terapistim de böyle sorardı herhalde diye düşünüyorum. Anladın ama değil mi?

Anlatamadım. Yok, anladım. Yani biraz belki kişiler özelinde de düşünüyorum. Bu sektörde uzun süre vakit geçirdiğim için... ...ister istemez böyle kişilere de gidiyor aklım.

Ama mesela işte... ...zınıf politikasıyla ilgili herhangi bir söylemde ben tarafımı çok iyi biliyorum. Ben nereden geldiğimi çok iyi biliyorum.

Ben patriarkayla ilgili... ...ne söylenirse, ben nerede durduğumu biliyorum. Yani benim belli kutsallarım var kendi adıma ve orada...

...ne söylendiğinin nerede duracağımı biliyorum ama işte... ...bence bunu her seferinde kendi için düşünce üretmeden... ...politik söylem üreten insanlar da var.

Biraz ezberden konuşan gibi. Sanki böyle işte... ...dediğim gibi bir kampın basın bültencisi gibi falan.

Yani böyle orada olmak istemiyorum galiba. Kavgaya ya da sertliğin karşısında durmak yok. Yani hani şey, dediğim gibi. Ya ben...

Almanya'da hani göçmen, işçi sınıfı bir aileye doğdum ve... ...kadınlar tarafından büyütüldüm. Yani bu zaten yeterince politik ve yeterince sert kendi içinde.

O yüzden hani bir kampa ait olmaya ihtiyacım olsun, ben kendimi işte... ...eğitmiş olayım, şuradan şöyle bir sol bilincim olsun falan değil. Benim için zaten DNA'mda var bu.

Ve o yüzden çok da bir şeye ihtiyaç duymuyorum. Şu kampa gideyim, buradan olmayayım, aman şöyle pozisyonlayayım kendimi. Ben zaten buyum yani hani. ...çok da bir müdahale alan yok.

Peki son olarak üretimlerine nasıl devam ediyorsun? Gelecekte neler bekliyor bizi senin tarafından? Aslında ben böyle bir yarı mola halindeyim şu anda. Anne oldum üç sene önce ve böyle... ...işte o bakım emeği halindeyim şu anda.

Onu da çok önemli buluyorum. Onun da beni çok geliştirdiği taraflar var. İçimde tanımadığım yerleri tanıyorum falan. Hani anneliği sabaha kadar anlatsam anlatırım.

Ama bir yandan da böyle alternatif neler yapabilirim şu anda? Hani gelecekte neler yapabilirim? İşte çalıştığım kanalla neler yapabilirim vesaire gibi böyle... Bir kendimi dinliyorum, bakalım neler çıkacak diyorum.

Arada sosyal medyada böyle... ...reels formatında küçük... Çok tatlı onlar, onlara kesinlikle devam etmelisin.

Çok güzel yapıyorsun ama. Çok teşekkür ederim. Gerçekten, öğretici. Evet, yani böyle şey... Aslında bütün bu konuştuklarımızı özetleyen bir şekilde benim için... ...anlamlı olan şeyleri anlatıyorum.

Ve yapabildiğim kadar yapıyorum tabii şu anda çok düzenli olmasa da. Ben de mutluyum, iyi gidiyor. Kendimi de iyi ifade ettiğimi düşünüyorum orada. Güzel ifadedir.

Etkileyici ve öğretici dediğim gibi. Çok teşekkür ederim Eylül. Ben teşekkür ederim. 8 Març sonrası yine ders niteliğinde bir program.

Bana çok iyi geldi. İyi ki geldin. Fikirlerin önemliydi bizim için. Teşekkür ederim.

Bu programı bitiriyorum. Ayaklarım şuyor, bitti ve bu bölümün tamamını... ...podbmedya.com'dan izleyebiliyorsunuz.

Tüm podcast mecralarından dinleyebiliyorsunuz. Bir de Podb App'i indirebiliyorsunuz. Oradan da izleyebiliyorsunuz diyorum ve bitiriyorum.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)