
2.589 kelime · ~13 dk okuma
Peri Bacası Fakültesi. Naber? Bayağı bir uyumuşum, güzellik uykumu almışım. Sonra kalktım böyle, güzelce bir bakımımı yaptım.
Sonra makyajımı yaptım. Sonra baktım, saçlarım gerçekten 2-3 yılda o en iyi halinde. Ve tamam ben kendime bayağı bir dokunuş yaptım. Bayağı bir derken de işte hani biliyorsunuz arkadaşlar...
Botoksum bile yok. Tamam işte, estetik yaptırdım da genel olarak. Ama bunun dışında şu total baktım, beni farklı yapan şey ne sadece yüzüm, ne sadece genetik zaten değil, ne sadece estetik, ya da tamamen içsel bir şey de değil. Ben buna inanmıyorum.
Yani bu, gerçeklik bu değil zaten. Güzellik sadece içten, tabii ki o arttırır, o böyle daha güzel gösterir, o ayrı. Ama bütün. Yani o ikisinin de kesiştiği yani hem o içsel hem de o dıştan doğru hamlelerle... ...ve onun kesiştiği yerde işte güzellik anlam kazanabiliyor.
Mesela neden bazı insanlara çekiliyoruz? Ya da neden bazı insanlara tamamen kayıtsız kalıyoruz? Yani indifference, yani görülmez oluyor bizim için. Ya da neden bazı insanlar toplumun standartlarına göre... ...böyle tam yani kağıt üzerinde olması gerektiği gibi olmasına rağmen itiliyoruz abi?
İşte bugün bunu konuşacağız arkadaşlar. Biraz da güzellik konuşalım. Hem de ben kafamı dağıtayım, hem de bana da iyi gelsin, size de iyi gelsin. Çünkü seviyorsunuz yani, ben de seviyorum bunu konuşmayı.
Dürüst bir yerden, gerçekçi bir yerden, hem de bir şekilde değişmiş ve başarmış bir yerden. Güzelliğin hissini, güzelliğin enerjisini ve güzelliğin o bahsettiğim güzellik piramidini, mikrodokunuşlarını, güzellik hiyerarşisindeki masraf hiyerarşisi gibi ama tabii ki bu piramit hiyerarşi değil tam. Tek tek konuşacağız bir tane. Hazırsanız başlıyoruz.
Dr. Gillette Radyo'ya hepiniz hoş geldiniz. Çekicilik başka bir şey, güzellik başka bir şey, seksilik başka bir şey, aura başka bir şey. Çekicilik ve aura biraz alakalı olabilir.
Ve bunun arkada görünmeyen bir matematiği var, bir psikolojisi var. Buradaki bazı kavramlardan daha önce bahsetmiştim. Mesela halo efekt. Bu ne?
Bir özelliğin diğer tüm algıyı etkileyebilmesi. Yani işte bir insan başarılı diye ya da bir insan güzel diye onun başarılı olabileceğini de ya da gülümsemenin, böyle enerjinin o anlamda pozitif oluşunun, dinlenmiş oluşunun ve gözünün açık duruşunun, postürünün güzelliği dramatik olarak arttırması. Bir insanın gerçekten bambaşka gözükmesi için, görünmesi için küçük bir detay bile yetebiliyor. Yani ben mesela yorgun olduğumda, uyumadığımda hakikaten o kadar etkiliyor ki bu beni.
Bir kere gözlerim kapalı. Gözümün rengi değişiyor. İnanmayan var ama. Kehribar gözlü olanlar ya da ela gözlü ya da işte ne bileyim, bilir yani.
Etkiliyor. Benim yüzüm şişiyor. Yani ödem de değil sadece. Yani çok etkiliyor.
Başka ne var arkadaşlar? Reciprocity of attraction. Reciprocity ne? Bil mukabelelik.
Karşılıklılık. Yani senin değerli, sana değer veren kişi, seni seven kişi seni daha çekici görür. Ya da tam tersi, telefonuna bakan insanların otomatik olarak daha az çekici görünmesi. Çünkü o an gerçek dinleme yok, sana ilgilenmiyor.
O yüzden ne yapıyoruz? Bir ortama girdiğimizde gerçekten dinliyormuş gibi yapıyoruz en azından. İlgi gösteriyoruz, merak. Başka bir tanem enerji, mizah, hal, tavır, espriyi alıp verebilme, mizah anlayışı, daha böyle rahat olma, ruh hali.
Yani rahatlık derken sakinlikten bahsetmiyorum. Çünkü bende yok. O sondan da var. Anladınız demek istediğim.
Yani bakın bu ruh halimiz ve auramız nasıl göründüğümüzden çok daha önce karşı işaretler veriyor mikrosinyaller. Mesela arkadaşım çekecilik bir tane çoğu zaman bilinçli bir karar değil yani biz birinin baktığımızda çekici mi değil mi ha evet işte burası böyle burnu böyle çekici değil hayır böyle olmuyor mikrosinyalle gidiyor beyni algılıyor sen sonra belki istersen o çekiciliği anlamlı dersin dersin ki ooo ses tonu çok iyi ooo dişleri çok güzel Ama zaten beynin çoktan karar verdi, sen arkadan geliyorsun. İşte duruş, ses tonu, ağır ağır gülümserkenki, samimiyet. Ve karşıdaki kişi bizi dinlediğinde, bize değer verdiğinde, bizi değerli hissettirdiğinde, daha çekici gözüküyor bize.
Yani bu da istirahatli bir atrakçın prosesi. Ya da biraz önce söylediğim gibi tam tersi, biz bir şey anlatırken telefonu dinliyor, bize bakmıyor, etmiyor. Saniyeler içerisinde o kişi çekiciliğini kaybeder. İsterse bana Brad Pitt olsun, gerçi olmuyor ama hala yaşlı olsa bile hala iyi.
Yani güzellik nerede başlıyor? İnsanın sende yarattığı his. Ve bu dış görünüşle alakalı ama sadece dış görünüşteki özelliklerimiz, fiziki özelliklerimizle alakalı değil. Tamam bunu anladık, çekicilik, ağrı falan.
Peki gelelim gerçekten bu mikrodokunuşlara. Niye mikrodokunuşlar? Çünkü bir tanem, güzellik piramidinde daha önce bahsetmiştim size. Gerçekten kendi şu anki sahip olduğumuz genetiğin maksimumunu, yani optimumunu kullanabileceğimiz bir piramit var elimizde.
Evet estetikler, onlar bunlar, daha nanivaziv doktor dokunuşları da tabii ki etkili ama oraya gelene kadar yapabileceğimiz ve anlık değişebileceğimiz, anlık derken elimizdeki maliyeni kullanarak, işleyerek değişebileceğimiz küçük dokunuşlar var. Herhalde bunu biliyoruz diyeceksiniz ama bakın temizlik ve özen. Yani özen çok önemli. İlk 3 saniyede bu sinyali veriyor.
Şimdi saçın yapısı, sağlıklı oluşu, cildin ışıltısı, sağlığı, kaşın biçimi, yüzüne uyuyor mu, uymuyor mu? Ben biliyorsunuz kaşımı değiştirdim. Baya bir suratım, çehrem değişti. Dudağınızın nemi, dişinizin temizliği, sadece diş beyazlığı değil.
Diş taşı, diş araları, doktora cidden 6 ayda bir gidiyor musunuz diş doktoruna mesela? Yani kişinin kendine verdiği özen, tırnağının duruşu, saçının temizliği, yağlı olmayı... Bunlar önemli, yapacak bir şey yok. Koku, baristama, en temel çekicilik çok önemli.
Ağız kokusu, vücut kokusu, koltuk altı kokusu, saç kokusu bazen. Bunun dışında bakın mikroestetik ve beynin algıladığı böyle psikolojik olarak yani bilimsel olarak beynin algıladığı şeyler var. Mesela göz çevremizin açıklığı gerçekten yüz algısında yüzde 60 etkili. Çok önemli.
Mesela şey fark ettiniz mi hiç böyle gözlerin hiçbir şey yapmadıysa sabah kalkıyorsun hiçbir şey yapmadın bir göz kremi sürüyorum makyaj yapmak istemiyorum diyelim ki göz kremiyle parlattım tamam mı abi sonra bir kıvırdım bir limel o freşliği değişti yani o yüzden bu minimal dokunuşları atlamıyoruz bunlar büyük halk yaratıyor onun dışında ya da mesela ben sürekli bir tane şey sürüyorum farkında mısınız ban çünkü beni çok değiştiriyor benim dudağım daha renksiz normalde o tek ban bile bana o enerjik o böyle daha özenli havayı veriyor seviyorum Atlamamak lazım bunları. Çünkü bunlar küçük küçük küçük birikiyor ve daha güzel, daha bedelli toplu gösteriyor. Bir diğeri, arkadaşlar çok önemli yine, stil, tarz. Yani şu anki bedenine göre giyinmek, hayalindeki bedene göre değil.
O yüzden ben mesela bir buçuk yıldır falan, iki yıldır özellikle boya bat zamanı hiç kıyafet almıyordum, simsiyah da giyiyordum çünkü. Hayalimdeki beden... Yani ben o değildim. Hayalimdeki beden de değildi.
Bir anda kilo almıştım, değişmiştim ve ben o değildim. Öyle giymek istemiyordum. O yüzden siyah tişört, siyah pantolon, hiçbir şey almadım. Sonra geldim buraya.
Kendi tarzıma göre... Mesela ben düşük bir... Giymeyi seviyorum ama orta kilo aldığımda o düşük biri giyemem. Ne yaptım?
Onu giymedim. Çünkü bana olmayacaktı. Bana olan kıyafeti giydim. Evet, tarzımdan feragat ettim.
Ama sonuçta buraya geldiğimde de istediğim bedende olduğumda istediğim şekilde dolabımı dizdim. Hem de kapsül dizdim. Şu an almama gerek yok. Almıyorum.
Bir ara bayağı aldım. Şimdi aldıklarımı teker teker değiştire değiştire ikili üçlü kombinasyonlarını çaprazlaya çaprazlaya giyiyorum. Özellikle kendi imza parçanızı. Mesela gözlüklerim benim.
Bence ben imza yaptım onları bir şekilde kendime. Ben bu çok... Sizle aramda samimi konuşuyorum. Bunun demek normalde iyi bir şey değil yani.
Ben gözlüklerimi kendime imza yaptım. Ama bunda değil. Anladınız mı? Aramızdaki o samimiyet ve istiyorum ki bir şeyler verebileyim.
Mesela kendi renginize göre bilmek ve dolabınızı o renklere göre yapmak. Ben mesela şu anda bir tişört aldığımda bilirim ki dolabımdaki diğer her şeyle bu uyar. İnsanların yüzde yetmişten fazlası bir tane... giyimin çekiciliği etkilediğini düşünüyor.
Haklı da düşünüyorlar. O yüzden kendi tarzını bilmek, kendi vücuduna göre giyinmek, kumaş bilgisi, doğru kumaşları almak, fittingi çok önemli. Kıyafet çok güzel olur ama fittingi uymaz, senin vücuduna uymuyordur. Ya da senin vücudunun iyi parçalarını, iyi taraflarını enhans etmiyordur, gölgeliyordur tam tersi.
Bunlar çok önemli. Mesela benim üst bedenim çok daha ince altıma göre. O yüzden ben ona göre giyinince daha güzel duruyorum. Bir diğer şey postür, yürüyüş, bedendeli.
Arkadaşlar kambur tutsak düzelteceğiz. Düzeltebiliyorsak. Dik durmak, hem daha iyi görünmek, hem kendini daha iyi hissetmek için çok önemli. Mesela eğer topuklu ayakkabı giymeyi seviyorsak ve topuklu ayakkabıyla yürüyemiyorsak, çalışabiliriz topuklu ayakkabıyla yürümeyi.
Bu kadar basit yani. Üzerinde rahat yürüyebileceğimiz, bize iyi olan, ayağımızdan çıkmayan, yürürken böyle sıkıntı yaratmayan, ayak yapımımızı da bozmayan bir ayakkabıya hafif bir yatırım yapıp artık ne kadar yapabiliyorsak bence sürekli onu giyebilirsiniz yani. İyi yürümek çok daha önemli iki üç tane farklı ayakkabıya sahip olmaktan. Güzellik piramidinde bahsettiğim ve ayrıca bunu daha sonra işleyeceğim bu kronik stres ve enflamasyon konusu var.
Kesinlikle etkili. Çünkü kronik enflamasyon hem kilo, hem şişlik, hem ödem, hem alerjiler o kadar etkiliyor ki insanı. O kadar yansıyor ki hareti ruhiyesine. Bunu nasıl azaltırız o başka dersin konusu.
Ama Halet-i Ruhi'ye demişken şundan da bahsetmek istiyorum. Zaten güzellik primödünün üst kısmını biliyoruz yani. Hani işte bazı takviyeler, yüzümüze yapacağımız cilt bakımları, sonra doktorun yapacağı cilt bakımları, daha böyle işte mezoterapidir, odur budur, egzozomdur, mikroegzozomdur, radyo frekanstır falan, lazerdir. Ondan sonra bestetik geliyor, cerrahi.
Tamam artık, bunu anladık. Bir tane peri bacağım, bu bölümde bir de güzelliğin görünmeyen tarafından bahsetmek istiyorum. Ben bunu anlatırken aklınıza gelen ilk insanı düşünün. Mesela şimdi bazı duygular söyleyeceğim tamam mı?
Güzel olduğunu düşündüğünüz o insanı aklınıza getirin. Böyle çevrenizde çok meraklı, böyle çocuk merakı gibi, böyle çipil çipil gözlerle bakan, mesela çok güzel gelen biri var mı? Niye biliyor musunuz böyle? Çünkü dünyaya o çocuk gibi bakmak hem enerjiyi hem çekiciliği arttırabiliyor.
Neden? Çünkü canlılık. You know, alive hali. Bakın şimdi.
Merak gerçekten çok çekici bir şey. Niye? Gerçekten merak eden insan daha canlı gözükebiliyor. Şimdi tekrar bir çocuğu düşünün.
Mesela bir çocuk bir kelebeği gördüğünde nasıl bakar? Böyle bir baloncuk gördüğünde falan nasıl şaşırır? Aa abla. E'de biraz şaşırıyor.
Ama biz yetişkinler için bir kelebek sadece bir kelebek. Ya da sadece bir böcek hatta. Ama çocuk için havada uçan büyülü şey. Ve o insan, o yetişkin insan hala o dünyaya merakla bakabiliyorsa, işte o kişinin enerjisinde o canlılık, o çocuğun canlılığı.
Ve o canlılık da haliyle yüzüne yansıyor. Yani meraklı insanlar genelde daha çekici görünüyor çünkü onlar dünyayla hala çocuklu ilişkiyi kurmaya devam ediyor. Ve biz de bu ilişkiyi kurabilen insanlara çekiliyoruz. Şimdi başka bir duyguya geçiyorum ya da başka bir tavra geçiyorum.
Yine düşünün, sürekli kahkaha ama güzel bir kahkaha atan birini. Ve kahkaha da inanılmaz bir güçlü bir şey arkadaşlar. Çünkü sadece eğlenmek değil kahkaha. Yani sinir sistemimizi böyle senkronize eden, bizi rahatlatan, dengeye getiren şey.
Ve iki kişi aynı anda gülüyorsa, o kişiler bluetoothlanıyor ve diyor ki, biz güvendiyiz. Yani sempati beslemeye başlıyor birbirine. O yüzden beraber gülebildiğimiz insanları daha çekici buluyoruz haliyle. Ve birinin yanında rahatça gülebiliyorsak, orada da o insanla bağ kurup, yine ona karşı daha çok çekiliyoruz.
Ve güzellik de, yani psikolojik olarak hakikaten burada ortaya çıkıyor. Sen kendini başkasının yanına da maskelemiyorsan, rahat hissedebiliyorsan, kendin olarak kalabiliyorsan, bir bağ kurabiliyorsan, işte o zaman kendisinden güzel hissediyorsun, karşıdaki de seni güzel düşünüyor. Benim sevilmem gelmiş, sevmem gelmiş. Ay, geçen bu konuştuğumuz şey bir diğer his arkadaşlar.
Vulnerability yani kırılganlık bir tanem. Önce demiştik biz, kırılganlıklarımızla sevilmemiz gerektiğinden ziyade... ...sevgi ve bağ için kırılganlık lazım.
Çünkü odur gerçek bağ. Kırılganlıktan bağlanırsın. Neler diyorum ben. Yani kırılgan olmak, zayıf olmak anlamına gelmiyor.
Zaten kırılganlık da o her şeyimi overshare yapayım, tüm zaaflarımı açayım... ...tüm kırılgan yerlerimi açayım değil. Seçici bir açıklık var burada.
Maskelere bırakabilmek, ben mükemmel değilim demek, bende de şu var falan filan ama bunu konuştuk ayrıca. Yani birinin kılgın olması o kişiye gerçekten bağ kurulabilir ve sevilebilir ve daha gerçek yapıyor. Gerçek olan, otantik olan da her zaman daha çekici oluyor bir tanem. Arkadaşlar, tamam son, söylüyorum bir tane daha o duyguyu.
Neşe, keder, yani neşe, hepsi geçer. Arkadaşlar, Neşelin o yansıması şey demek değil yani, mutlu görünmek falan, değil. Mutlu görünmek başka bir şey, o içsel canlılık başka bir şey. Bazı işimi aklınıza getirir neşeli bir insan.
O kişinin yüzüne baktığınızda bir ışık görürsünüz, tamam mı? Bu makyaj değil, estetik değil. Ya der, niye parlıyor? Nur, nur.
Bu kişi, bu neşe, hayatta hala enerjiye, meraklığa bakması gerekiyor. Hani deriz ya bazen işte ışığı sönmüş işte falan filan. Belki bundan ötürü hayata karşı merakını yitirmiştir. Ve bu neşe ya da hayata karşı olan merak... ...karşıdaki beyin tarafından çok hızlı okunabiliyor.
Yani o gözlerdeki canlılık bütün yüzdeki estetikten... ...çok daha güçlü bir sinyal olabiliyor. Yani bir tanem, totale baktığımızda ne diyoruz?
Ben güzelliği şöyle düşünmeyi seviyorum kendim, şöyle algılamayayım. %40 bakım, temizlik, hijyen, küçük dokunuşlar, cerrahi, ameliyat... %30 enerji, %20 tavır. Gerçi enerjiyle tavır değil, aynı değil.
%10 da genetik. %100 yetti mi? Yani evet genetik önemli. Ama güzelliğin büyük kısmı da arkadaşlar benim matematiğime göre, girl matheme göre kontrol edilebilir şeylerden oluşuyor.
Böyle olmasına rağmen bazen biz güzelliği çoğu zaman yanlış yerden okumaya çalışıyoruz. Ama asıl olay, biraz önce bahsettiğim gibi, cerrahi, göz ameliyatı. Öyle arkadaşlar, sadece tabii ki o değil. Yani bir bakışta, gülüşte, o meraklı bakışta, kahkaha atarken gözün içine bakışında.
Anladık abla, anladık göz. Yani arkadaşlar, tabii göz çevresi neredeyse bu bölümün ana karakteri oldu. Ve ceylan gözlerime yaptığın makyaj benim de ana karakterim olma yolunda adım adım ilerliyor. Madem öyle, bu makyajda da biraz detay etmek isterim.
Şimdi hepinize defaatle gösteriyorum ki kendime uygun, gözüme tam uygun ceylan göz makyajını buldum ve her günün daha iyi bir halini getirmek için. ...revize etmeye çalışıyorum. En iyisini bulacağım.
Ve bunu yaparken de maskara konusunda... ...aşırı seçici olmak zorunda oluyorum çünkü... ...kirpiklerim,
gözlerim hassas. Biz biliyoruz ki Peribacası Fakültesi olarak... ...ıslak formül kirpikleri düşürür.
Ağır formülde ne yapar? Çöker. Şimdi ben son birkaç haftadır L'Oreal Paris'in yeni Telescopic Extensionist maskarasını deniyorum. Extension ne?
Abla boşver geç. Arkadaşlar sonuç olarak gerçekten şaşırttı beni. Daha önce Telescopic denemiştim. Kullanmıştım severek.
Fakat bu yeni Telescopic Extensionist. Nasıl bir fırçası var bir tanem? Ben şimdi size şöyle anlatayım. Şu an karşımda görüyorum.
Kavisli, elastomer bir fırçası var. İncecik, plastik ama çok gümüşük. Kirpiklerin arasına milimetrik şekilde girip tek tek ayrıştırıyor. Ve benim için en önemlisi gözümü acıtmıyor.
Çünkü gözümü acıtırsa, hassas gözümü o an etki ederse arkadaşlar ben ağlamaya başlarım. Çünkü gözüm çok hassas. Ve o saatten sonra o makyajı toparla toparlayabilirsem. Yani formül tam kıvamında.
Ne çok ıslak ne çok kuru. Benim için en iyi oran, en altın oran bu. Peki Tuba bunun etkisini ne yapıyor köpeklerine? Alameti farikası mı?
En temelde iki başlıkta özetleyebiliriz. Uzunluk ve kıvrım. Tamam mı? Şimdi birinci katta.
İlk sürdüğünüzde bile net bir uzunluk veriyor. Zaten extensionist adından. İkinci katta da hacim veriyor ve benim istediğim hacim... Ben böyle aşırı yoğun, aşırı hacimli kirpikler sevmiyorum.
Böyle takma kirpik gibi değil. Daha böyle clean girl lash efekti versin istiyorum. Çünkü fazlası da bence gözü kapatıyor ve o görüntüyü istemiyorum, anladın mı? Ve bu üçüncü kat sürdüğünüzde de...
Yine, takma kirpik değil ama çok belirgin o clean girl lash efektini veriyor. Ve en önemlisi bir tanem, en önemlisi kirpikleri aşağı çekmiyor. Çünkü kirpik aşağı çekildiğinde gözünüz de düşüyor, daha düşük gözüküyor. O bahsettiğim hani mikro etkiler vardı ya, gözün açık olması gerek ki o karşıya.
Çivi gibi bak. Yani bu saydığım etkilerle hem gün ışığında hem kapalı alanda şu çok net belli oluyor. Göz daha açık, daha fresh, daha canlı. Tamam yani yap küçük dokunuş, al büyük etki, büyük görünürlük.
Deneyen bana yazsın. Merak ediyorum benim kadar mesmerize olacak mısınız? Arkadaşlar, bugün aslında çok şey anlatmış gibi oldum ama yine tek bir şey anlattım. Güzellik sadece büyük değişimlerde değil, küçük ayarlarda da sakla.
Yani Gözce yeter abla. Kahkaha, duruş, helal işi, bakım. Hepsi birleşince sen diyorsun ki ben bugün iyiyim. Ben bugün iyiyim dersen evrende seni bugün iyi olarak algılıyor.
Abi olay bu. Ve bu olay bir küçük kendini iyi hissetme hissi tüm hayata yansıyor. Dokunduğun her şey yansıyor. Bak şimdi ben yaptım bu podcast'ı, makyajımı da yapmıştım.
Çok güzelim. Çok da güzelim. Gideceğim şimdi ders çalışacağım. Bu kadar pisittim.
Bir sonraki bölümde yani tuz. Aaa tuzdan sonra oh my god girl. Görüşürüz arkadaşlar. Ya vezir olacağım ya vezir.
I love you.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.