Podcast

Sağlığa Faydası Şüpheli Sporlar

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kimileri bir heves üye olduğu spor salonuna bir-iki kez uğrayıp bir daha sokağından geçmezken kimi çılgın atan yürekler dağ bayır tırmanıyor, kayıyor, uçuyor, zıplıyor, dalıyor, hayatını riske atıyor. “Hocam ne gerek vardı ki” dediğimiz sporlardan dem vurduk.







----- Podbee Sunar -------



Bu podcast reklam içerir.

Bölüm Transkripti

3.449 kelime · ~17 dk okuma

2-3 gün önce GoKart'a gittim ilk defa. GoKart. Bir AVM'nin alt katında böyle 5 kat aşağı iniyorsun. Hiç öyle bir kat olduğunu bile bilmiyordum.

Depo veya kanalizasyon olarak kullanmak yerine GoKart pistine çevirmişler. Vın, vın, vın, vın. Arabalar gidip geliyor sürekli. Ben en son bunu 20 sene önce falan yapmıştım.

Hatta zar zor hatırlıyorum. Yani belki yapmadım bile. Uyduruyorum. Sen yaptın mı hiç?

Transkriptin tamamını oku

Hiç go-kart deneyimim yok. Ambalajı açılmamış bir insanım go-kart bağlamında. Yani baktığın zaman hiçbir ekstrem yanı yok. Ama benim yaşımda işte artık bu oluyor.

Ekstrem spor. Araba kesinlikle takla atmıyor. Yani çok zor herhalde takla attırması. Kask giyiyorsun falan.

Çok güvendesin. Olabilecek en güvenli ekstrem sporlardan biri. O halde bile kendimi sakatlamayı başardım. Bir virajı alamadım.

Vurdum yandaki lastiklere ve normalde bana vuracak hiçbir şey olmamasına rağmen dirseğim vücuduma yapışıkmış. O darbeyi kaburgalarıma geçirdi. Kırdım mı çatlattım mı ne yaptım bilmiyorum. Günlerdir ağrıyor.

Güvenlik ekibinin aklına gelmeyen yeni bir madde ekledin. Hani talimat normallerde olur ya. İnsanlar dirseğini vücuduna çok yakın tutabiliyor. Bu da eklendi senden sonra oldu.

Bir deneyim kazandırdın yani. Doğru. Belki benim ardımdan isimlendirmeliler o maddeyi. Başka diğer arkadaşlar da hiçbir şey yoktu.

Grupça gittiğimiz arkadaşlar da. Ve ben o utanç için de söyleyemedim insanlara. Yani bir tek ben keriz gibi sakatlandım diye. Peki birbirinizle de yarışıyorsunuz değil mi?

Bir yarış da var yani. kendinle yarış yapıyorsun başkalarına karşı değil de, bütün böyle ortalama hızın da çok önemli değil. 10 tur, 15 tur atıyorsan en hızlısı ne? Hani ilk turlarda tamam herkese alışıyor falan da, ondan sonra işi kapınca bayağı ciddi yarış var ve birbirini geçmen zor.

Her yerde geçemiyorsun birbirine. Belli yerler var. Mesela yavaş yavaş gidiyorsun, arkandan daha hızlı biri geliyor. Çalışan bir bayrak sallıyor orada.

O bayrağı görünce sen anlayacaksın ki arkamdan daha hızlı biri geliyor ve sola kaçacaksın, sağa değil. Tabii bu işlerin de en güzel tarafı aslında olayın kendisi değil de olaydan sonra bir bara gidip durum değerlendirmesi yapmak. Yaşlı avcılar da öyle yaparmış. İyice yaşlanınca artık avı falan bırakıyorlar, bir araya gelip sadece eski avlardan konuşuyorlar.

Ya şurada nasıldı hatırlıyor musun? Tabii yalan hikayeler de devreye. Avcılarda çok yalan hikaye de vardır. Harika bir atmosfer oluyormuş.

Yani keşke baştan hiç avlanmadan birbirinize oturup yalan söyleyebilirsiniz. Hayvanları vurmadan da bu yapılabilir yani. İşin acı dolu tarafını kenarda bırakalım. Direkt birbirinize atmaya başlayın.

Herhalde birbirlerinin yalanlarını da hatırlıyorlar yani. Ama o karşılıklı bir anlaşma. Sen benim yalanıma bir şey demezsen ben de seninkine bir şey demem. Tabii tabii hepsi avcı olduğu için karşısındakini de yalan söyleyeceğini biliyor.

O masaya oturduğun zaman, o piknik masasına oturduğun zaman yeniliyor, içiliyor. Çok kurcalamayacaksın artık. Ekstrem spor olarak aklıma şey geliyor çocukken. Geçici lunaparklar kurulurdu.

Ufak şehirlere 15 günlük, 1 aylık açık alanlara kurulan lunaparklar olurdu. Spor denir mi bilmiyorum ama oradaki vidaların tam sıkıldığından emin olmadığın gondola binmek, balerine binmek de bayağı... Heyecan vericiymiş. O zaman öyle şeyler düşünmüyorduk ama... ...şu anda olsa asla bilmem.

Sevdiklerimi bindirmem. Zaten gondoldan falan da korkarım ben yani. Bir de üç şehir öncesinde bir vukuat olmuşsa... ...ondan haberin de olmaz.

Dediğin go-kart olayı şeyi getirdi aklıma. Aşırı güvenlik önlemi var ve yine de heyecan verici. Her şey senin için düşünülmüş. Ekstrem sporun icadını düşünüyorum.

Hayat eskiden, çok eskiden zaten ekstremdi. Yani çok adrenalin iyiydi. Açlık var, doğa seni bir şeylere zorluyor. Hayatın kendisi ekstrem.

Böyle bir ihtiyacımız yoktu. Biz hatta bu korkuyu yenmek için, bu ekstremliği azaltmak için güvenli şehirler kurmaya çalıştık. Yerleşik hayata geçtik. Bir sabit bir yer belirleyelim, tarıma geçelim dedik.

Güvenli şehirler kurduk ve bir grup insan, insanların bir kısmı o heyecanı, adrenalini özlemeye başladı. Durup dururken iş aldık başımıza. Niye böyle bir şey yaptık acaba? Tam dediğin gibi sen aslında sorunu cevapladın.

Güvenlik paradoksu deniyor. Güvenli hale getirdikçe kendi hayatını daha güvensiz şeyler arıyor insan. Sebebi de bence şu, insanın donanımı değişmiyor. Etrafımızdaki risk değişiyor da uygarlık sayesinde ama bizim kafa tasımızın içindeki donanım aynı.

Ama şuradan avcı çıkacak mı? Buradan kaplan çıkacak mı? Buradan aslan çıkacak mı? Bütün dopamin şudur budur, hepsi ona göre optimize olmuş.

Biz şimdi o beyinle bu şehirlerde yaşıyoruz. Böyle bir şey olmaz. Bunun olmayacağı belli. Bence de senin dediğin gibi bu eskiden ekstrem sporlara gerek yok.

Eskiden derken 5000 sene öncesi falan da değil. Yani o su kenarına yerleşelim, tarıma başlayalım mı? Onu da bırak. Ne bileyim, vahşi batıyı düşün.

Gitmiş orada çölün ortasına kasaba kurmuş, biri çıkar, vurur seni. Ortada hiçbir polis yok, bir şey yok, yargı margı yok doğru düzgün. Yani öyle yaşıyor insanlar. Bir de o zamanlar bu silah teknolojisindeki gelişim de çok ilginç.

Yani bir takım silah teknolojileri o şiddeti demokratikleştiriyor. Kötü silah kullananlar da, savaşmayı bilmeyenler de ölümcül hale gelebiliyorlar. Bu altı patların icadıyla falan. Şimdi öyle bir ortamda herkes her an herkesi öldürebilir.

Hafta sonunda şuraya gidip rafting yapalım, heyecan duyalım, adrenalinimiz coşsun diye bir ihtiyacın yok. İnsanların aksine biraz huzura ihtiyacı var. Huzur sporları falan yapıyorlar onlar işte. Balık tutuyorlar.

Haftada bir gün ölme ihtimalimizi azaltacak aktiviteler yapalım. Bugünün tam tersi aslında. Evet. Hayatındaki en riskli şey ne?

Günlük hayatında. Olabilecek bir sürü şey var tabii de. Günlük hayatımızda işte... Ben şimdi mesela bir apartman toplantısı için e-mail zincirindeyim.

Tam bir yandan seninle konuşurken. Pasif agresif, sürekli herkes birbirine laf sokuyor. O bir stres yaratıyor. Hayatımdaki şu an en büyük stres bu.

Bunun yerine bir dağa tırmanmayı tercih edebilirim ya. O pasif agresif ortam, sürekli WhatsApp grubuna düşen mesajlardan sonra bir ölüm sessizliği oluyor ve bir cevap bekleniyor. Bu daha ekstrem geliyor bana. Şu nabzımı yükseltiyor.

Yani şöyle ilginç bir paradoks da var burada. Bir sürü insan için bu ekstrem sporlar stres düşürücü. Çünkü onu yaptığın zaman günlük hayattaki doğal olmayan streslerin azalmış oluyor. Onlara fazla vakit harcamıyorsun.

Veya onlara enerjin kalmıyor. Dağdan atladıktan sonra apartman toplantısı, e-mailleri umurunda olmuyor zaten. Eşeği çok yukarı koyduğun için daha az uyaran seni o kadar rahatsız etmiyor belki de. Bir de sanırım ölüm duygusundan, ölüme yakın olma duygusundan ve bu doğadan kopmakla ilgili yine çok uzaklaştı insan.

Şeylere de baktım biraz, bu ekstrem sporlarla ilgilenen insanlar depresif değiller, yaşamak istemiyor değiller. Hatta şöyle açıklamalar yapıyorlar. Yaşadığımı hissediyorum. En canlı hissettiğim an, ölüme en yakın olduğum an.

O risk anını çok seviyorum. Ona bağımlı oldum. Bilmiyorum. Biz hep böyle risk açısından bakıyoruz.

Ölümle burun buruna gelme açısından bakıyoruz ama aslında düşünürsen bunlar kumarbazlar gibi değiller mesela. Kumarbazlar tamamen risk bağımlısı tipler. Belirsizlik bağımlısı tipler. Yani onlar zevki, o dopamini zaten kazanmaktan almıyorlar.

Kazanmadan önceki o belirsizlikten alıyorlar. Diğerleri ise bu profesyonel atletler, en azından hayatta kalmış olanlar. Bunlar oturup deli gibi çalışıyorlar riskleri azaltmak için. tam şansına işte eli kaydı mesela, tam ölecekti son anda tutundu falan öyle bir şey yaşarsa o zaman vay bu ne güzeldi ya ben bunu tekrar yaşamalıyım demiyor.

Tam tersine ulan ben bir şeyleri yanlış yaptım ve bunu düzeltmem lazım diyor. O bakımdan çok ayrışıyorlar bu risk meraklısı tiplerle. Hakimiyet duygusu daha ağır basıyor bile olabilir. Çünkü maksimum riskli bir yeri sen riski minimize ediyorsun her adımda belki de.

En uç deneyimde kaderine hakim olduğunu hissetmek. Bu müthiş bir şey çünkü çoğu şey insanın elinde olmadan gerçekleştiği için o anda bile bir şeyler benim elimde hissi. Şu an heyecanlandım. Alex Honnold'u biliyor musun?

Bilmiyorum abi. Honnold mu? Honnold mu? Honnold diyeyim ya.

Dümdüz Türkçe boş ver. Free solocu. Hiçbir teçhizat olmadan kayalara tırmanıyor. Tek kullandıkları alet edevat tebeşir tozu.

Onu niye kullanıyorlarmış abi? İşaretleme için mi? Yok. Çekiyorlar burundan kafa buluyorlar.

Yok yok. Onu parmaklarına, ellerine, avuçlarına sürüyorlar. Tutunmalarını kolaylaştırıyor. Kaymıyor parmakları.

Peki bir grup daha çıkıp şunu diyebilir mi? Biz tebeşir de kullanmıyoruz. Daha da free solo. Yani yağlı güreş gibi yağlanarak tırmanıyoruz.

Sürekli biri diyor ki biz iyice manyaklaştık ve yağlıyoruz kardeşim. Bu herifin asıl ün kazanmasının sebebi seneler önce Yosemite'deki El Capitan denen bir kaya yüzeyi var dümdüz aşağı inen. Yani dersin ki buraya zaten iple de tırmanılmaz, merdivenle de çıkılmaz. Yani hiçbir şekilde bunun insanlarla bir alakası olmaması lazım.

Oraya tek başına çıktı ve onun belgeseli çekildi. Free Solo. İzleyeceğim bunu. Herkes izlesin.

Güzel bir belgesel çünkü. Kendisine hep sürekli şey deniyor. Ya senin beynin farklı çalışıyor. İşte sen korku duygusunu bizim gibi duymuyorsun diyorlardı.

Çünkü bunu bir MR makinesine sokup acayip acayip resimler göstermişler MR makinesinde. Beyni tepki vermemiş. Burada diyor ki ulan ben MR makinesinde olduğumu biliyorum. Tabii ki tehlikeli bir şey yok.

Yani kendimi kontrol edebiliyorum. Ama dağın ortasında bıraktığın zaman beni dağın tepesinde, yamacın orada böyle yarasa gibi tutulmaya çalıştığım zaman ben de korkuyorum. Ama ben onu 50 kere, 60 kere, 500 kere neyse provasını yaptığım için o riskleri azaltmışım. Ve aynı şeyleri tekrarlıyorum.

Pratikten gelen bir sükunet var orada. Yoksa riski maksimize etmeye çalışıyor olsa, risk bağımlısı olsa o zaman hiç prova yapmadan ilk kez tırmanmaya çalışır bir yere. Ya da oturduğu yerden kumar oynar dediğin gibi. Bütün yandan kumar da çok mantıklı değil mi abi?

Mesela çok zengin olsan ne yaparsın? Bir şeyleri aldın, mülk edindin, yatırımlar yaptın. Bunlar sınırlıyım. Ama kumar duygusu, o belirsizlik duygusunun tekrar tekrar yaşanması sınırsız bir şey ya.

Kimseyi kumara teşvik etmek istemiyorum da. Ama şimdi çok zenginsen ve zenginliğini koruyacak kadar kumar oynuyorsan o meblalarda, o zaman da belki sana o kadar zevk vermez. Çünkü nasıl olsa riske atmadığını hiçbir şey biliyorsun. Belirsizlik var da belirsizliğin sonucu önemli değil.

Burada madeni parayla yazı turu atsam ne değişecek hayatımda? O da belirsizlik ama etkisi yok. Kumarda fakirken zevkliymiş gibi bir... Evet.

Zengin olunca kumarım bile tadı kaçıyor ya. Daha zararlı bir toplumsal mesaj haline getirelim bunu. Bilmiyorum, çok zengin olsan ne yaparsın? Hayatta her şeyi alabilecek olsan... Aslında böyle bir kalıp vardır ya.

Her şeyi olan birine ne hediye verirsin? The Game diye bir film vardı. Michael Douglas'ın oynadığı. Hatırlıyor musun?

Evet, hatırlıyorum. Bunun gibiydi. Çok zengin bir finansör müydü? Neydi adam?

Ona ne hediye alacağız? Bir oyun yapıyorlar buna. Bir şirket var. İnsanlar için heyecanlı senaryolar tasarlıyor.

O da bir çeşit ekstrem spor aslında. Peşinden kiralık katiller gelip seni öldürmeye çalışıyor, hayatta kalmaya çalışıyorsun. Aslında gerçekten yaşamanın da bir manası kalmayacak. Sanal teknolojiler ilerledikçe bence en büyük uygulama alanlarından biri bu.

Dağdan mı atlayacaksın paraşütle? Yap aynısını. Bilincini kandırmasına gerek yok. Sen gerçekten oradan atlamadığını biliyorsun.

Bir koltukta oturduğunu biliyorsun ama duyuların kandırıldığı sürece beynin yine aynı tepkileri veriyor ya. Doğru ama o MRI'ya giren adam gibi ya ben burada oturacağım ve şu an uçurumdan atladığımla ilgili bir simülasyonun içindeyim. Bunu bilerek oturmak aynı hazı verecek mi? Muhtemelen de bir derece kadar öyle ama o MRI içindeyken ona sadece bir fotoğraf gösteriyorlar.

O kadar böyle kapsayıcı bir tecrübe değil o. İyi bir kandırılırsa... Evet, yeterince iyi kandırmıyorlar duyularını. Bu şey de öyleydi mesela.

Total Recall filmi de öyleydi. Bir şirket insanlara heyecanlı anılar satıyordu. Heyecanlı tatil anıları. İşte bizim Eleman da gidip... Eleman dediğim de Arnold Schwarzenegger.

Bir işçi bu. Ya ben kendime bir gizli ajan paketi alayım. Gizli ajanmış gibi takılayım. Millet beni kovalasın.

Heyecan yaşayalım falan diyordu. Yine bir şeyler ters gidiyordu ve olaylar gelişiyordu. Velhasıl bu gerçek ekstrem sporculara, Honnold gibilerine dönersek, böyle bir insan nasıl olabilir diye düşünüyorsun. Neden Evrim bu insanı hala hayatta tutmuş, bu insanın atalarını?

Sen anlatırken onu düşündüm. Ya da bu insan nasıl vefat edecek? Normal bu adam zatürre olup ölürse çok ayıp değil mi bir yandan da? O kadar adrenalini şeyler yaptı, gökdelene tırmandı, uçurumlara tırmandı.

Saçma sapan bir virüs geldi ve Alex Bey vefat etti. Ne diyeceğiz? Yakıştıramayacağız ya. Hatta böyle bir şey vardı 5-6 yıl önce TikTok ilk böyle yeni yeni popüler olmaya başladığı zamanlar patenci çocuklar var.

Bunlar da işte gökdelenlerde bir şeyler yapıyorlar, düşürülecek gibi yerlerde atlıyorlar, zıplıyorlar. Ağmağı da yok. Bir çocuk düşüp ölmüştü. Ben yorumlarına bakmıştım.

İnsanlar nasıl acımasız! Zaten böyle olacağı belliydi. Gerizekalı mısın? İşte bu kadar yüksekte oyun mu olur?

Ya adam öldü artık. Bedeli ödedi. Cesedinin üstünde tepiniyorlar adamı. Asla bir merhamet yok.

Yani bir hayır duayla da gönderilmiyorsun. Gerçekten uçta yaşayıp, adrenalinin bağımlısıysan... Öldükten sonra da kimse şey demiyor, ya sadece bir kere hata yaptı. Gerçekten de bir kere hata yapıyorsun yani.

Çoğu zamanda başarılısın. Hayatın hiçbir alanında insanlar bu ekstrem sporcular kadar başarılı olmuyor. Bugün bile ben bir sürü hata yapmışımdır sabahtan beri. Ama bu adamlar hayatlarında bir kere hata yapıyor, onda da ölüyor.

Arkalarından asla şu denmiyor, çok az hata yüzdesiyle yaşadılar. Kimse bunu demiyor. Arkalarından böyle su testisi, su yolu da kırıldı falan diyorlar. Hiç mi çevrende seni seven, uyaracak bir insan yok?

Adam dağa çıkıyor, ben de problemli ilan ediliyorum. Arkadaşım dağcılığı sevdiği için uyarmam gerektiği gibi bir yükümlülükle yükleniyorum. Ama bence şurası doğru. Yani eğer gidip de şehrin ortasında binalardan sağa sola atlıyorsan, birinin kafasına düşebilirsin.

Diğer insanlar için de bir tehlike yaratıyorsun. Bir de yere çakıldığında seni o kaldırımdan kazıyacak işçiler var. Yani başka mağduriyetler de yaratıyorsun. Seni toplayacak insanlar... Of!

Bir de şey deniyor ya adrenalin bağımlılığı. Artık bu insanlar adrenalin bağımlısı. Adrenalini biz şu an üretebiliyoruz. Adrenalin var eczanelerde.

Biz verelim yavaş yavaş verelim abi size. Yani siz hoplayıp zıplamayın. Bungee jumping yapmanıza gerek yok. Bir yerlerden scuba diving verelim abi.

Zamardan verelim her gün. Madem bağımlısınız. Acaba aynı mı hakikaten etkisi ya? Yapay adrenalinle doğalın?

Bilmiyorum, bir denemek lazım belki de. Mesela Michael Schumacher gitti, kayılmaması gereken bir yerde kaymış sanırım. Onunla da ilgili bir belgesel var, çok uzun zaman önce izledim. Kaza yaptı ve bilmem kaç yıldır bitkisel hayatta bu adam.

Hala yaşıyor sanırım. Zaten Formula 1 pilotuydun. O adrenalini alacağın kadar almıştın, başarılıydın. Bir de gidip dandik bir yerde kaymaya... Normal yerden kay.

Yine o da tehlikeli, o da berbat bir şey. Gitti bir de kayılmaması gereken yerde. Ara ara düşünüp aklıma geliyor bu ve sinir oluyorum. Bu adrenalin herhalde tek başına önemli değil.

Asıl önemli şey riskli bir şeyle uğraşırken senin bu dövüş veya kaç refleksini tetikleyecek kadar riskli bir şey. Gerçekten bir tehlike. Ve sen ona full konsantre olmak zorundasın. Yani hiçbir şey düşünemezsin başka.

Ay işimde vardı, şu e-mail'e cevap veremedim, faturalar... Hiçbir şey umrunda olamaz. Bütün dikkatini ona vereceksin. Gelecekle, geçmişle ilgili olan tüm beyin aktiviten sıfıra inmeli.

O işte flow state denen şey. Ondan birlikte adrenalin beraber olunca herhalde insanlar da bağımlılık yaratıyor. Damardan versek çalışmaz diyorsun. Sen en son ne zaman böyle bir şeye tüm dikkatini verdin?

Küçük bir çocuğun bir şeyle uğraşırken tüm dikkatini verebilmesi, geleceği, geçmişi, dünü, yarını unutabilmesi gibi. Ben hatırlamıyorum. Çok ciddi bir şekilde oyun oynayan çocuklar. Evet.

Bütün duygularıyla oyun oynuyor. Harika bir şey bu. Bunu bazen ben şeyde yaşıyorum. Bende ansiyete bozukluğu var.

O ansiyete duygusundan kaçmaya çalışıyor insan. O berbat, rahatsız edici duyguyu yaşamak istemiyor böyle. Panik, atak, gelecek gibi oluyor. Ama bazen de şunu yaparım, o duyguya tamamen teslim olurum.

Tamamen bırakırım kendimi, sonuna kadar giderim yani. Yaşayacağım artık. Beynim karıncalanıyor, kulaklarımın arkası ölüyor gibi oluyorum, kalp kriz geçiyor. Diyorum ki, evet kalp krizi ve devam istiyorum bunu.

O kadar harika hissediyorum ki. Ne oluyorsa artık beynin sinyal mekanizmasını bozduğumuz için bir şekilde ansiyeteye bıraktığın zaman kendini İnanılmaz bir haz alıyorum ondan. Diyorum ki çok korkuyorum ölmekten ve ölüyorum. Ölüyorum ve hoşuma gidiyor bu.

Peki o sırada biliyor musun bunun 1-2 dakika süreceğini sadece? Yoksa hakikaten ölüyorum diye düşünüyor musun? Ölüyorum diye düşünüyorum çünkü o duygudan kaçmaktan sıkılmış oluyorum. Hissediyorum geleceğini.

İşte of gelmesin, olmasın böyle kahve içmeyeyim olmasın falan derken o kaçınma duygusundan sıkılıyorum artık. Ne olacaksa olsun kafasına giriyorum. Oradan sonra olaylar harika olmaya başlıyor. O zaman da diyorum ki keşke birazcık daha sürseydim.

Oturduğun yerde kafanın içinde ilginç bir ekstrem spor yaşıyorsun. Evet, evet. Hiçbir şey yapmıyorum. Bir de kendi kendime olan bir şey olduğu için.

Sadece geldiği zaman teslim oluyorum ve diyorum ki bir süre böyleyiz. Bir süre ölüm korkusuyla o hazzı yaşayacağız. Bu sanki rüyanı kontrol etmek gibi böyle. Kontrol de etmiyorum işte.

Teslim olarak diyorum ki ne olacaksa olsun. İşte huzur İslam'da, huzur teslimiyette. Huzur ansiyeteye teslimiyettedir diyebilirim yani. Genelde %85-90 ekstrem sporcular erkeklerden neşet ediyor.

Nedense testosterondan olduğu söyleniyor. Bir de şöyle komik bir şey var, ortamda kadın varsa erkekler normalde alacakları riskten daha fazlasını alıyorlarmış. Çok beklendik bir şey evet. Gayet empati kurabiliyorum bu gerizekalılıkla.

Ya niye böyle bir şey yapıyoruz acaba ya? Bilinçli bir plan da değil, bir strateji de değil. Hani adım adım varacağın bir nokta yok. Tavus kuşunun tüylerini kabartmasından hallice resmen yaptığımız iş.

Sen yaptın mı başka bir ekstrem spor? Benim yok abi ya. Ben gönül ister gibi bir anektod olsun. İşte o yarasa paraşütle atladım falan filan ama yok maalesef ya.

Ben sana bir tane verebilirim ya. Ben uçaktan atlıyordum bir ara. Ciddi misin? Abi niye anlatmıyorsun bunu sabahtan beri?

Sabahtan beri boşu boşuna teori kasıyoruz burada halbuki. Yok modern insan şöyle de böyle de. Sen bunu anlatsana abi sen. Çok güzel bir şey.

Üniversitedeydik. Üniversitenin skydiving kulübü vardı. Yakındaki bir havaalanından küçük uçaklara bindirip seni atıyorlar. Hani insanlar turist olarak yapıyor da, tandem atlıyorlar böyle.

Birine bağlanıyorsun, öyle atlıyorsun yukarıdan. Bu öyle değildi. Biz lisans almak için bir programa katıldık. O program dahilinde 10-12 defa atlayış yapıyorsun değişik yüksekliklerden.

Ve ilk atlayışlarında zaten tecrübesiz olduğun için... ...ne yapacağına güvenemedikleri için... ...seni uçağa bağlıyorlar bir kordonla.

O kordon paraşütüne takılı. Sen atlayınca paraşütünü otomatikman çekiyorsun. Senin tek yapman gereken atlamak. Atlamak ama düzgün atlamak.

Yani böyle takla atarak atlamak değil. Çünkü takla atarken paraşüt açılırsa paraşütün içine girersin. Sincap gibi kollarını bacaklarını açıp öyle atlayacaksın. Ama onu da beceremezsin diye, kontrolün yok ya vücudun üstünde, alışmamışsın.

Sana olabilecek en korkunç şeyi yaptırıyorlar. Uçak giderken kapı açılıyor ve sen kanada tırmanıyorsun. Yani ellerinle kanada tutunuyorsun. ayaklarını bırakıyorsun, o rüzgar ayaklarını kaldırıyor, seni doğru pozisyona sokuyor, sonra elini bırakıyorsun ve öyle düşüyorsun, kordon çekiyor paraşütünü.

Yani işin kolay seviyesi, en korkunç seviye. Çünkü normalde uçaktan atlasan hiç öyle şeyler yaşamayacaksın. Ne abi, ajan mıyım ben? Tom Cruise muyum?

Sen hikayeye başladığın andan beri şuna gülüyorum. Senin böyle başından bir olay geçmiş ve sen bana Go Kart'a gittin falan diyorsun. İnanılmaz bir insansın. Uçaktan kanadına tutunarak falan atlamışsın.

Go-Kart'a gittim. Yok seviyemem. Ne diyorsun? Ama ne kadar hızlı gitti mi bilmiyorsun Go-Kart'ta yani.

Onu görsen. Sen bunları yaptın yani. 10-12 defa yaptın bile. 12 atlayışın hepsinde bunu yapıyorsun.

İlk 2-3 tanesinde mi ne yapıyordun? Ondan sonra kanadı tutunmadan atlıyorsun ama yine uçağa bağlısın kordonla. Ondan sonra gerçekten atlıyorsun. Ve giderek irtifayı arttırıyorlar.

Daha fazla free fall oluyor yani. Serbest düşüş oluyor. Bir de bir sürü ölüm videosu gösteriyorlar. Uçaktan atlayıp yere çakılan insanların videosunu görüyorsun.

Sansür falan yok. Baam diye yere vuruyor. O an vazgeçme şansın da var yani. Var.

O an vazgeçme şansın var. Paranı filan iade ediyorlar. Öyle bir sistem kurmuşlardı ki ben hatırlıyorum. Bizim giriş paramız 100 dolardı.

100 dolara üye oluyordun kulübe ve ilk atlayış bedava. Ondan sonraki her atlayış 10 dolar. 10 dolar eğer paraşütünü sen katlarsan, 15 dolar bir profesyonel katlarsa. Ve öğrenci halimizde onun da hesabını yapıyorduk.

Katlanır be. Saçma kararlar alıyorsun. Paraşüt katlama bu arada işin en önemli tarafı. Yanlış katlarsan direkt ölüyorsun.

Asıl risk karada gerçekleşiyor. O yaptığın 5 dolarlık seçim ekstrem bir seçim. Evet, 5 dolar, 10 dolar neyse. Ondan sonraki her atlayış ucuz olduğu için ortalama atlayış maliyeti düşüyor.

O yüzden korka korka atlıyorduk biz de. Cimriliğim yükseklik korkumu yendi yani. Hangara gittik. Pilotumuzla tanışacağız.

Adam ortada yok. Pilotun ismini bağırıyorlar. Ve hangarın ortasındaki bir kanepeden bir böyle el gözüktü. Kafayı kaldırdı.

Orada uyuyormuş adam yani kanepede. Kesin akşamdan kalma. Biz oraya sabah erken gitmişiz. Kesinlikle öyle bir havası var.

Ve biz onunla uçacağız. Ha bir de şey de, onu da söylemedim ya. Tam atlamadan önce, bizden önce bir tane uçuş vardı. Bir tanesi yanlış bir yere indi.

Onu gördük yani. Biraz uzakta bir yere indiğini. Neyse, bir 20 dakika geçti aradan. Hepimiz hazırlanmışız, kıyafetlerimizi giymişiz.

Bir pickup, kamyonetin arkasında adamı getirdiler. Bir fabrika gibi bir şeyin çatısına inmiş ve bacağını kırmış. Bizim ilk atlayışımız öncesi oluyor bu. Siz de buna şahit olarak uçağa yöneliyorsunuz.

Evet, her türlü filtreden geçirdiler. Önce ölüm videoları gösterdiler. Sonra potansiyel olarak sarhoş, akşamdan kalma bir pilot. Sonra bacağını kırmış.

Bu profesyonel bir adamdı ama. Profesyonellerde daha çok sakatlık oluyor. Çünkü atlıyorlar, en son noktaya kadar paraşütü açmıyorlar. Bir şeyler ters gidebiliyor.

Ama biz bilmiyoruz tabii onu. Onu görünce artık bundan da caymazsak dünyanın en kararlı skydivingcileri olarak atlayalım dedik. Arkadaş grubu olarak gittiğimiz için kimse ilk korkup da pes eden olmak istemedi. İşte bu erkek aptallığı ortada bir hatun olmamasına rağmen birbirimizi gaza getirdik ve uçağa gittik.

Full pişmanlık. Yani hepimiz donumuza edeceğiz. Çünkü kapı açılınca içeri bir rüzgar gülüyor. Hiç kimseyi duyamıyorsun sesten.

Ve insanlar kanada tırmanmaya başladılar. İlk böyle adımını attıktan sonra pişman olup geri girmen yasak. Çünkü geri girmeye çalışırsan o paraşütünün kancası sağa sola takılabilir diye uçağın içindeyken paraşüt açılırsa korkunç şeyler oluyor. Onların da videosunu gördük.

Yani insanlar böyle uçağa delip geçiyorlar. O yasak olduğu için seni içeri almıyorlar. Orada drama yaşanıyor. Bir tane herif öyle girmek istedi, bağırdı.

Pilot uçağın kanadını sallıyor düşsün herif diye. Bu nedir? İlk tecrübemiz bu ve birini öldürecek adam orada.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)