Podcast

200 - İkiyüzlü Seri Katilin Ceset Bahçesi: Belle Gunness

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Gazete ilanlarıyla vadedilen evlilik ve çiftlik hayatı, nasıl toplu bir mezarlığa dönüşebilir? Karanlık Dosyalar’ın 200. bölümünde, seri katil Belle Gunness’in “Belle’in Cehennemi” denilen çiftliğine konuk oluyoruz. Dindar, hayırsever ve acılı bir dul olduğunu sanan onlarca adam, Indiana’ya davet edilmişti. Aşk mektuplarının yerini mezarların aldığı bu dosyada; kusursuz işleyen bir cinayet makinesinin sırlarını aralıyoruz.



Sunan: Sezgi Aksu

Yazar & Ses Tasarımı: Seray Soylu

Kurgu: Ada Suay Tekdal

Canlandıranlar:

Belle Gunness: Elif Danyal

Şerif: Ada Kanbur

Polis & Ray Lamphere: Umut Güloğlu

Dr. Norton: Seray Soylu



---------- Podbee Sunar -----

Bölüm Transkripti

2.029 kelime · ~10 dk okuma

Burası hala sıcak. Her yer iz içinde. Bel ve çocuklardan bir iz var mı? Şerif, buraya bakman lazım.

Tamam kazmakla uğraşmayın artık. Bir şey çıkacağı yok. Şerif, kemik parçaları buldum. Hayvana ait olamaz mı? Maalesef Şerif.

İnsan kemikleri bunlar. Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. 200. bölüme özel, iki yüzlü bir seri katilin dosyasını inceliyoruz.

Transkriptin tamamını oku

Kurbanlarını gazete ilanlarından seçen bir kadının hikayesi bu. Aşk vaadiyle çağırdığı adamların tüm mal varlığını elinden alıp öldüren bir katil. Belganis. Ne dersiniz?

Kendini dindar, sessiz bir dul olarak tanıtan Belganis'in bahçesindeki mezarlığa girmeye hazırsanız, başlayalım mı? 28 Nisan 1908 sabahı, İndiana eyaletinin kuzeyindeki küçük kasaba La Porte, devasa bir yangına uyandı. İtfaiye ekipleri çiftliğe ulaştığında artık çok geçti. Gunness çiftliğinden dev bir enkaz kalmıştı.

Yangın kontrol altına alınıp dumanlar çekilmeye başladığında, ekipler içeri doğru ilerledi. Mutfak kapısının hemen önünde yan yana dizilmiş üç çocuk bedeni buldular. Hemen yanlarında boyun hizasından yukarısı tamamen yok olmuş, kömürleşmiş bir kadın gövdesi yatıyordu. Herkesin kafasında aynı trajedi canlandı.

Fedakar bir anne, çocuklarını alevlerin arasından kurtarmaya çalışırken, Onlarla birlikte can vermişti. Olay yerine gelen Şerif ve ekibi enkazı incelemeye başladı. Kasaba hekimi Dr. Norton'un gözüne çarpan birkaç detay bu trajediye dair ilk soru işaretleriydi.

Şerif, kasaba sakinleri Belgenes'in 1.80 boyunda ve 90 kilodan fazla olduğunu söylüyorum. Fiziksel olarak iri ve güçlü bir kadınmış ama buradaki bedenle benzerlik göstermiyor pek. Yangında yoğun hasar almış olamaz mı doktor?

Doğru, olabilir. Onu incelemelerde daha iyi anlarız. Fakat bir konu daha var. Altın dişleri olduğu söyleniyor.

Evin hiçbir yerinde dişleri bulunamamış. Bu beden belgene sahip olmayabilir Şeref. Abisi Andrew, aylar önce gazetede gördüğü bir ilanla hayatının fırsatını bulduğunu sanmıştı. İlanın sahibi Belganis, onu çiftliğine davet ederken tek bir şart koşmuştu.

Tüm birikimini getir ve çiftliğe ortak ol. Ancak Andrew çiftliğe adımını attıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Asle ise bu sessizlikten şüphelenmiş, daha önce abisiyle konuştukları çiftlik konusunun peşine düşmüştü ve yangından sonra çiftliğe gelip Şerif'in yakasına yapıştı. Şerif yanan çocuklara ve küle dönen eve odaklanmışken Asle, durunun sandıkları gibi olmadığını söylüyordu.

Abisinin bu çiftlikte olduğunu, o kadının abisine bir şey yaptığını tekrarlayıp duruyordu. Tek bir isteği vardı, bahçeyi kazmaları. Şerif başlangıçta itiraz etse de doktorun söyledikleri onun da içinde şüphe yaratmıştı. Aslen'in de ısrarıyla domuz ahırının yanında, yumuşak olmasıyla dikkat çeken toprak kazılmaya başlandı.

Sadece bir metre derinde, ağır bir kokuyla beraber çuvallara sarılmış ilk parça bulundu. Bu, Andrew'un parçalanmış gövdesiydi. Kazı derinleştikçe, bahçenin her köşesinden yeni beden parçaları çıkmaya başladı. Şık bir cüzdanın içindeki senetlerden tespit edilen bir diğer maktul, Ulle Budsberg.

Bu pahalı eşyalar kurbanların buraya mutlu bir gelecek kurmak için tüm servetleriyle gelen varlıklı adamlar olduklarını gösteriyordu. Fakat şerifi ve dedektifleri dehşete düşüren asıl detay cesetlerin birer cerrah titizliğiyle parçalanmış olmasıydı. Bell kurbanlarını sadece öldürmemiş, onları kireç kuyularına sığdırmak için birer atık gibi parçaları ayırmıştı. Bahçe kazıldıkça sayı arttı.

10, 12, 14. Burası belin cehennemiydi. Bir ölüm çiftliğiydi. Peki bu adamlar kimdi?

Nasıl bu çiftliğe geldiler? Her pazar kilisenin en ön sırasında dua eden kadın, bedenleri parçalayan bir seri katile nasıl dönüştü? Bell, 1859'da Norveç'in en soğuk köylerinden biri olan Selbu'da doğdu. O zamanlar ona kimse Bell demiyor, adı henüz Brünnhild Paul's Daughter Sturset'ti.

Sekiz çocuklu, yoksul bir annenin en küçüğü. Babası, geçimlerini taş duvarlar örerek ve tarlalarda çalışarak sağlayan bir ustaydı. Brünnhild, daha çocuk yaşta babasının taş taşımasını, annesinin bitmek bilmeyen yorgunluğunu izleyerek büyümüştü. Bu kalabalık ailede en yakın hissettiği kişi ise ablasıydı.

Ablası Amerika'ya göç edince Bell çok daha yalnız hissedecekti. Hem yoksulluk hem ablasından uzak kalmak onu gittikçe daha da yalnızlaştırdı. Bu yalnızlığın yanında 18-19 yaşında hamile kaldığı da söyleniyor. Kasabanın varlıklı ailelerinden bir adam karnına şiddetli bir tekme atınca bebeğini kaybetmiş.

Brunhild'in bu kaybı karakteri için dönüm noktası olacaktı. Sessiz, içine kapanık ve öfkeli bir kadına dönüşecekti. 1881 yılına gelindiğinde ise artık Norveç'te kalması için bir sebep yoktu. Şikago'ya göç eden ablasının peşinden gitmeye karar verdi.

Okyanusu aşan o gemiye bindiğinde geçmişini de geride bırakmıştı. New York'a ayak basar basmaz adını Bell olarak değiştirdi. Fakat tek değişen ismi değildi. Şikago'da kendisi gibi İskandinav ülkelerinden gelen göçmenlerin mahallesine yerleşti.

Yeni bir hayata başladı ama şartlar beklediği gibi değildi. Kendi ülkesindeki sefaletten kaçıp gelse de göçmen olduğu için daha derin bir yoksullukla yüzleşmişti. Ne pahasına olursa olsun bu çemberden çıkmak, güç ve para sahibi olmak istiyordu. İhtiyacı olan tek şey bir başlangıç sermayesiydi ve bele göre en kısa yol sermayenin tek sahibi olan erkeklerdi.

İlk hamlesini yaptı ve kendi mahallesinden tanıştığı Mads Sorensen'la evlendi. Mads çalışkan bir göçmende. Bell için sadece bir eş değil, hayallerindeki hayata giden ilk kapıydı. Küçük bir şekerlemeci dükkanı açmışlardı.

Her şey yolunda görünüyordu. Ta ki o geceye kadar. Dükkan bir gece aniden alevler içinde kaldı. İtfaiye raporu kaza dese de sigorta şirketi aileye yüklü bir ödeme yapacaktı.

Bel ilk kez o gün anladı. Belli ki yıkmak, inşa etmekten daha karlıydı. Aksilikler bitmiyordu. Bu sefer de Bel ve Mads'in dört çocuklu evinde garip bir hastalık kol gezmeye başladı.

O dönemin şartlarında çocuk hastalıkları yaygın olsa da belirtiler zehirlenmeyi andırıyordu sanki. Kusma, şiddetli karın ağrısı, ıkınma gibi çeşitli şikayetleri vardı çocukların. Bel ve Mads bu hastalıklar yüzünden iki çocuğunu kaybetti. Fakat bu, sonu gelmeyecek şüpheli ölümlerin sadece başlangıcıydı.

Kısa bir zaman sonra, ne tesadüf ki, Bell'in kocası Matt Sorensen bir gece aniden hayatını kaybetti. Üstelik her iki hayat sigortasının da aynı anda geçerli olduğu, yani tazminatın en yüksek rakama ulaştığı o tek günde. Şimdi kısa bir ara verelim, ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Cebinde binlerce dolar.

Hatta bugün için bile devasa bir servet. Sonunda Bell ilk sermayesine kavuşmuştu. Artık Şikago'dan gitme vakti gelmişti. Daha fazla dikkat çekmek istemiyordu.

Rotasını İndiana'nın sessiz düzlüklerine, La Porte kasabasına çevirecekti. Bell için bu kasaba bir son değil, Cehennem çiftliği adına alacak hikayenin başlangıcıydı. Zamanla geniş, ıssız bir çiftliğe yerleşmişti. Kasaba halkı acılar içindeki bu dindar kadını bağrına basmaya hazırdı.

Çok geçmeden kendi gibi Norveçli olan ve kasap olduğu söylenen Peter Gunnis'le evlendi. Bazı kaynaklara göre Bell, Peter'ın dükkanında da çalışmıştı. O dönemde bir kadının kasap dükkanında çalışması alışıla gelmiş bir durum değildi. Ancak Bell, sıra dışı heybetiyle bu iş için biçilmiş kaftandı.

Bir gövdenin en hızlı nasıl parçalanacağını, eklemlerin neresinden ayrılacağını ve kemiklerin nasıl zahmetsizce sıyrılacağını burada öğrendi. Fakat bu evlilik de çok kısa sürdü. 1902 yılının o dumanlı kış akşamında mutfaktan gelen tek ses Peter'ın bıçak sesiydi. Mutfakta küçük bir ahşap parçasını yavaş yavaş soyuyordu.

Bir yandan da çiftlikle ilgili planlarını mırıldanıyordu. Elindeki işe odaklanmıştı. Bell tezgaha yüzünü dönmüş Peter'a arkadan yavaşça yaklaştı. Bell'in elindeyse çiftlikteki uzun, kalın odunlardan biri vardı.

Peter konuşmaya devam ederken hafifçe başını çevirmeye yeltendi. Ama tam o an odun parçası büyük bir hırsla tek bir hamlede kafasına indi. Bell'in yalanı çoktan belliydi. En üstteki rafta duran büyük kıyma makinesi Peter'ın kafasına düştü dedi şerife.

Gözyaşları içindeydi. Peter Gundy'sin ölümü kayıtlara trajik bir ev kazası olarak geçmişti. Şerif, ocağın üzerindeki kıyma makinesinin nasıl olup da bu kadar keskin ve derin bir yara bıraktığını pek sorgulamadı. Ya da Bell'in gözyaşlarına inanmayı tercih etmişti.

Bell, tıpkı ilk kocası Mads gibi, Peter'ın da hayat sigortasının parasını aldı ve çiftliğini büyütmeye devam etti. 1905 yılındaysa artık siyah kıyafetlerini dolaba kaldırmanın zamanı gelmişti. Kurbanlarının ayağına gitmekten yorulmuştu. Onları kendi çiftliğine davet edecekti.

Gazetelere ilan vermeye başlayacaktı. Büyük bir çiftliğin sahibi, saygın ve varlıklı bir dul olarak, kendim gibi varlıklı, dürüst ve evlenmek isteyen bir beyefendiyle tanışmak istiyorum. Niyetim bir yuva kurmak ve çiftliğimi daha da büyütmektir. ilgilenenlerin paralarını dayanlarında getirerek bizzat çiftliğime gelmeleri rica olunur.

Bir kadınla evlenmekten çok daha fazlasıydı bu. O dönemde böylesi bir teklif, elinde biraz birikimi olan bir adam için sadece evlilik değil, ömür boyu sürecek bir statü yatırımı aslında. Henry Gurhold bu ilana başvuran ilk kişi oldu. Henry Laporte'a vardığında her şeyin tam da hayalindeki gibi olduğuna inandı.

Hatta ailesine yazdığı o son mektupta çiftliği ne kadar beğendiğini, Ben'le ne kadar iyi anlaştıklarını uzun uzun anlatmıştı. O mektuptan sonra Henry adeta yok oldu. Endişeli ailesi çiftliğin kapısına dayandığında, Bell onları buz gibi bir ifadeyle karşılamıştı. Bell, Henry'nin at tüccarlarıyla birlikte gittiğini ve kendisini terk ettiğini söylüyordu.

Konuyu kestirip atmıştı. Henry'nin kürk paltosu ve içi eşya dolu sandığıysa hala Bel'in yatak odasındaydı. Bel, ölülerin eşyalarını birer ganimet gibi saklamaktan hiç çekinmemişti. Fakat ailesi başka hiçbir iz bulamamıştı.

Çünkü dışarıdan bakıldığında bahtsız ve kederli bir kara duldu bu kadın. Bir şekilde kendine inandırıyordu. Hemriden sonra gelen bazı misafirler Bell'in tuhaf hareketlerini fark edip çiftliği terk ediyordu. İkna olmuyorlardı.

Ancak herkes o kadar şanslı değildi. Norveçli varlıklı bir adam olan Ulle Budsberg, o uğursuz kapıdan girenlerden bir diğeriydi. Ulle de sırası gelip ortadan kaybolduğunda çocukları haftalarca çiftliğin etrafında dolanıp babalarını sordular. Fakat hiçbir yanıt alamadılar.

Çiftliğe yabancılar gelmeye devam etti. Kapıdan giren bir daha görünmedi. Bel, kurbanlarını mutfaktaki o mermer tezgahta bir kasap titizliğiyle parçalara ayırırken, arkasında tek bir leke bile bırakmıyordu. Fakat bu durumdan rahatsız olan tek bir kişi vardı.

Cinayetlerden değil, Bell'in evlenmesinden rahatsızdı. Çiftlik çalışanı, Bell'in ara sıra beraber olduğu sevgilisi, Ray Lanfier. Yine mi? Yine mi yeni biri?

Gazete ilanlarının eve doldurduğun o adamlar artık bahçeye sığmıyor. Anladın mı beni? Sesini alçalt Ray. Onlar sadece geçici misafirler.

Sen işine bak hadi, ahırı temizle. Yine hangi zengin herife kur yapacaksın ha? Kimlerle olacaksın bu sefer? Yaptıklarımın, yaşadıklarımın karşılığı bu mu?

Tüm bunların karşılığı hala bu çiftlikte nefes alıyor olmandır Ray. O bahçede bir kişilik daha yer var, unutma bunu. Şimdi defol bu çiftlikten. Kovulmasına rağmen Ray, aşkla karışık o karanlık nefretin pençesinden bir türlü kurtulamadı.

Her gece sarhoş bir halde çiftliğin kapısına dayanıyordu. Bell ise planlarına devam edecekti. Hemen vasiyetini hazırlamaya karar vermiş ve adeta bir kurban rolüne bürünerek başına gelebilecek her türlü kötü olaydan Ray Lemfier'ı sorumlu tutacaktı. Bell vasiyetini hazırlayıp hedef tahtasına Ray Lemfier'ı koyduktan sadece günler sonra gece yarısı Laporte devasa bir yangınla aydınlandı.

Gannis çiftliği yanıp kül olmuştu. Olay yerindeki Şerif, vasiyeti de dikkate alarak Ray'i kaçmasına fırsat vermeden kasabada yakaladı. Ancak Ray yakalandığında bir çiftlik çalışanı gibi giyinmiyordu. Üzerinde aylardır kayıp olan bir yabancının paltosu vardı.

Cebindense ailesinin her yerde aradığı Henry Gurholdt'un saati çıktı. Ölülerin eşyalarını taşımak seni hiç mi ürpertmiyor? Ne bu hal? Ölüler konuşamaz ki Şerif.

Ama Bel, o fısıldamayı çok iyi bilir. Evi yakmamı o istedi. Çocuklar içerideyken yapmamı söyledi. Yangından çık o başsız ceset.

Herkes onun Bel olduğunu söylüyor. Bel, kurbanlarından birini seçti. Başını kesti ve kendi elbiselerini ona giydirdi. Tam planını bilmiyordum ama... ...Azlin'in kasabaya gelip kardeşinin kemiklerini bulacağını anladığı an... ...kendine bir kaçış planı yaptı.

Ama ben başka bir şey yapmadım. Yemin ederim. Sadece bu kadar. Yani Bel'in yaşadığını mı iddia ediyorsun?

Hiçbir zaman öldüğüne inanmadım. Çiftliğin yumuşak toprağına ilk kürek vurulduğunda La Porte kasabası, Amerikan tarihinin en karanlık toplu mezarlarından biriyle yüzleşmek üzereydi. Kazı derinleştikçe toprağın altından sadece kemikler değil, muşamba torbaları sarılmış, tanınmaması için üzerlerine kireç dökülmüş ve titizlikle parçalanmış onlarca insan kalıntısı çıktı. Bell'in o kasaplık deneyimi ayrılmış bedenlerde kendini açıkça belli etmişti.

Bu isimsiz mezarlardan çıkanlar sadece ilanlara kanıp gelen varlıklı erkekler değildi. Aralarında Bell'in evlatlık kızı Jenny de vardı. Yıllar önce okulda arkadaşlarına çiftlikle ilgili şüphelerini fısıldadığı için birden kaybolmuştu. Ne tesadüf.

Şehir dışına eğitime gönderildiği söylense de kocaman bir cinayet zincirinin kurbanlarından biri olduğu davanın sonunda ortaya çıktı. Belgenis'in yangında ölüp ölmediği ya da kaçıp kaçmadığı belirsiz. Ama kasabanın şerifi kaçtı hikayesinin bir muhabir tarafından uydurulduğunu söyledi en son. Gannis'in Chicago çevresinde görüldüğüne dair iddialar, öldüğü ilan edildikten uzun süre sonra da devam etti.

2008 yılında yangından çıkan başsız ceset üzerinde DNA testi yapılmaya çalışılsa da, örnek çok eski olduğu için sağlıklı sonuç elde edilemeyecekti. Bel'in geride bıraktığı Cehennem Çiftliği, Amerikan tarihinin en tuhaf turistik merkezlerinden birine dönüştü. İnsanlar o toplu mezarları görmek için ülkenin dört bir yanından trenlerle geldiler. Bir müze gibi sergilendi, hatta çiftliğin toprağından çıkan her kemik parçası bir hatıra eşyası gibi satıldı.

200. bölümü özel olarak incelediğimiz bu dosya, bizlere iki yüzlü bir seri katilin tüyler ürperten planlarını en çıplak haliyle sunuyor. Belga Nis, bir yanda toplumun ona biçtiği sessiz dul imajını kusursuz bir kamuflaja dönüştürürken, diğer yanda sadece erkeklere ait görülen güç ve sermayeye ulaşmak için bir suç mekanizması kurdu. Kurbanlarını gazete ilanıyla seçen Bell, dönemin acımasız koşullarını en büyük suç ortağı haline getirdi.

1908 yazından geriye kalan isimsiz mezarlar, bu iki yüzlü karanlığı ve kontrolsüz güç arzusunu bizlere hatırlatmaya devam ediyor. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)