Podcast

201- Kuzu Postuna Bürünmüş Kurt: Barbora Škrlová

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Sıradan bir bebek telsizine yansıyan o tuhaf görüntü, sadece kapalı kapılar ardındaki bir sırrı değil; yıllarca sürecek akılalmaz bir insan avını başlatmıştı. Bu bölümde, 12 yaşında masum bir kız çocuğu kılığına girerek polisi, doktorları ve koca bir ülkeyi parmağında oynatan 33 yaşındaki Barbora Škrlová’nın sınır tanımayan manipülasyon ağına giriyoruz.



Sunan: Sezgi Aksu

Hazırlayan: Şeyma Balcı

Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal

Yapımcı: Podbee Media



Canlandıranlar

Polis: Ada Suay Tekdal

Amir: Metin Bozkurt

Klara: Zehra Palak

Eduard: Fırathan Özfırat




Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et! ‎ ‎------ Podbee Sunar ------- ‎ ‎Bu podcast reklam içermektedir. ‎

Bölüm Transkripti

2.471 kelime · ~12 dk okuma

Şu çocuğa bir bakayım uyuyor mu acaba hala? Hayda! Yine mi sinyal koptu bu alette? İyi ki bir bebeğimizi odasında tek bırakmaya alışalım istedik.

Ne işe yaramaz aletsin ya? Bu da ne? Burası neresi? Zincir mi var orada?

Olamaz! Çocuğu zincirlemiş! Aman tanrım! Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar.

Transkriptin tamamını oku

Bu bölümde sadece kimliğini değil, yaşını, cinsiyetini değiştiren ve koca bir ailenin gerçeklik algısını çalan kuzu postuna bürünmüş bir kurdun hikayesini konuşacağız. Ne dersiniz? Barbara Scarlova'nın yaptıklarını dinlemeye hazırsanız başlayalım mı? Mayıs 2007, Çekya'nın güneyinde herkesin birbirini tanıdığı, bahçeli evlerin ve sessiz sokakların olduğu kendi halinde huzurlu bir kasabaydı Korim.

Bu kasabadaki evlerden birinde son derece sıradan bir hayat yaşanıyordu. Evin hanımı Clara Maureva, Eğitimli, saygın, komşularıyla arası iyi olan iki küçük oğlu Andre ve Jacob'a tek başına bakan bekar bir anneydi. Komşuları her sabah onun çocuklarını okula gönderişini, bahçeyle ilgilenişini görür, Clara'nın o sessiz hallerine saygı duyarlardı. Kalın perdelerin ardında her şey tam da olması gerektiği gibi mükemmel görünüyordu.

Ta ki o Mayıs gecesi, yan komşu Edward'ın evinde yaşanan o ufak aksaklığa kadar. Edward, yeni doğan bebeğinin beşiğine sesli ve görüntülü bir bebek telsizi kurmuştu. Amacı sadece alt kattayken bebeğinin huzurla uyuyup uyumadığını kontrol etmekti. Ancak o gece telsizin ekranında bir tuhaflık vardı.

Frekanslar karışmış, alet kendi evindeki kameranın sinyalini kaybetmiş ve yakındaki başka bir kablosuz kameranın yayınına bağlanmıştı. Edward telsizin ekranındaki siyah-beyaz görüntüye dikkatlice baktı. Ama bir gariplik vardı. Ekranda gördüğü şey yumuşacık battaniyeler içinde uyuyan bebeği değildi.

Burası soğuk, penceresiz, tuğla duvarlı, karanlık bir bodrumdu. Görüntü biraz daha netleştiğinde Edward'ın kanı dondu. O karanlık ve rutubetli bodrumun köşesinde taş zeminin üzerinde kıvrılmış yatan küçük bir beden vardı. Çırılçıplaktı.

Edward gözlerine inanamayarak ekrana biraz daha yaklaştı. Çocuğun boynunda ve ayak bileklerinde kalın, soğuk bir zincir parlıyordu. Zincirin diğer ucu ise duvara sıkıca sabitlenmişti. Saniyeler önce sadece bebeğini kontrol etmek isteyen sıradan bir baba, şimdi ekranın karşısında dehşet içinde titriyordu.

Edward, gördüğü kan donduran manzara karşısında bir an bile tereddüt etmeden telefona sarıldı ve titreyen elleriyle polisi aradı. Frekansın geldiği yönse aslında çoktan belliydi. Bu karanlık zindan, komşusu Clara'nın yan taraftaki evinin Bodrum katı olmalıydı. Zira etrafta ona yakın başka bir ev yoktu.

O sirenler sadece Clara Marehava'nın evine değil, Avrupa tarihinin göreceği en hastalıklı, en akıl almaz psikolojik manipülasyon sarmalının tam merkezine doğru yaklaşacaklardı. Polis ekipleri Edward'un çağrısı üzerine Clara'nın evine yönelmişlerdi. Kapıyı çaldıklarında karşılarındaki manzara onları çok şaşırtmıştı. Zira Clara, gecenin bir yarısı evine ekiplerin gelmesini hiç garipsememiş ve çok sakin hareket etmişti.

Kadının hakkında bir şikayet olduğunu ve bodrumu kontrol etmeleri gerektiğini söyleyen polisler Clara'yı hızla kenara çekip evin bodrumuna doğru yöneldiler. Bodrum katına indiklerinde ağır bir asma kilitle kapatılmış, penceresiz, kalın bir kapıyla karşılaştılar. Kilidi kırıp kapıyı araladıkları o ilk saniye içeriden dışarıya sızan o ağır koku polislerin midesini bulandırmaya yetmişti. El fenerlerinin yardımıyla odayı dolaşmaya başladıklarında hayatları boyunca unutamayacakları o manzarayla yüzleştiler.

Sekiz yaşındaki Andre kendi annesi tarafından, boynundan ve ayak bileklerinden kalın bir zincirle beton zemine bağlanmıştı. Çırılçıplaktı. Yetersiz beslenmekten bir deri bir kemik kalmış, vücudu yara ve yanık hizleriyle doluydu. Evde yapılan aramalarda sadece Andre değil, 10 yaşındaki abisi Jacob da bulundu.

O da tıpkı kardeşi gibi ağır fiziksel ve psikolojik şiddetin izlerini taşıyordu. Herkesin imrenerek baktığı bu ev aslında içinde büyük bir cehennemi barındırıyordu. Ancak evde sadece Clara ve iki oğlu yoktu. Polisler üst kattaki odalardan birine girdiklerinde köşeye sinmiş, korkudan titreyen üçüncü bir çocukla daha karşılaştılar.

Elindeki oyunca kayıcıya sımsıkı sarılmış, iri ve ürkek gözlerle etrafa bakan, saçları darmadağınık bir kız çocuğuydu bu. Clara'nın polislere verdiği bilgiye göre adı Anika'ydı. 13 yaşındaydı ve kısa süre önce Clara tarafından evlat edinilmişti. Anika o kadar ağır bir travma altındaydı ki polisler ona bir adım attığında bir bebek gibi hıçkırarak ağlamaya, Jen'in pozisyonunda kıvrılmaya başlıyordu.

Gelişim bozukluğu yaşadığı çok belliydi. Bedeni çelimsizdi, konuşamıyordu ve dış dünyadan tamamen kopuktu. Andre ve Jacob'dan sonra bir de Anika'yı görmek, polislerin yüreklerini sızlatmıştı. Bu narin kız çocuğunun bu cehennem evinde, bu canavar anneden neler çektiğini düşünmek bile onlara ağır geliyordu.

Anika'yı büyük bir şefkatle battaniyelere sardılar. Onu kardeşleri Andre ve Jacob'la birlikte güvenli bir çocuk esirgeme kurumuna götürdüler. Clara ise sorguya alınmıştı. Clara, o bodrumda gördüklerimiz akıl almaz.

Bir anne kendi çocuklarına bunu nasıl yapabilir? Ne istedin o çocuklardan? Onlar masum değil de anlamıyorsunuz. Onlar kirlenmişti, içinde karanlık vardı.

Ne karanlığı Clara? 8 yaşındaydı o çocuklardan birisi. Seni buna kim zorladı? O söyledi.

O her şeyi görüyordu. Anika saftı. O seçilmiş olandı. Benim oğullarımın içindeki şeytan, Anika'nın ışığını söndürecekti.

Onları arındırmam gerekiyordu memur bey. O zincirler, o cezalar, onların ruhlarını bedenin kirinden kurtarmak içindi. Ben onları kurtarıyordum. İlk sorguda polisler Clara'nın söylediği hiçbir şeye anlam verememiş ve çok fazla üzerinde durmayarak onun akıl sağlığının yerinde olmadığına kanaat getirmişti.

Kasaba halkıysa bütün bu olanları öğrenmişti ve herkes şoktaydı ama üç masum çocuğun kurtarıldığını bilmek hepsini bir nebzede olsa rahatlatıyordu ama aslında çok büyük bir hata yaptıklarının farkında değillerdi. Polislerin masum bir kurban olarak kollarını alıp çocuk yurduna götürdükleri, şefkatle battaniyelere sardıkları o 13 yaşındaki titreyen kız çocuğu aslında Anika değildi. O, bu cehennemi bizzat tasarlayan, Clara'nın zihnini ele geçirip kendi öz çocuklarına işkence etmesini emreden canavarın ta kendisiydi. Ve polis bu canavarı kendi elleriyle diğer masum çocukların arasına göndermişti.

Anika koruma merkezindeki odalardan birine yerleştirildiğinde merkezin tüm çalışanları onun üzerine titremeye başlamıştı. Karşılarında 13 yaşında, gelişim geriliği olan, konuşamayan, sadece elindeki ayıcağı sarılıp sallanan, ağır travmalı bir kız çocuğu vardı. Geceleri battaniyenin altına saklanıyor, bebek gibi baş parmağını emiyor, kimseyle göz teması kurmuyordu. Psikologlar ve bakıcılar bu kırılgan bedene dünyanın en nadide, en yaralı çiçeğiymiş gibi hassas yaklaşıyorlardı.

Fakat aradan birkaç gün geçtikten sonra bazı sorunlar fark edilmeye başlandı. İlk şüphelenenler gece hemşireleri olmuştu. Anika'nın uyurken çıkardığı sesler, nefes alışverişi ve vücudunun orantıları 13 yaşındaki bir ergeninkinden çok farklıydı. Bazen kriz anlarında ağzından kaçırdığı kelimeler zeka geriliği olan küçük bir çocuğun bilemeyeceği kadar karmaşık, düzgün ve yetişkinceydi.

En garibiyse, Anika'nın hiçbir şekilde tıbbi muayeneye izin vermemesiydi. Doktorlar stetoskopla yaklaşmak, kan almak veya vücudundaki izleri incelemek istediğinde, Anika aniden histerik çığlıklar atıyor, kendini yerlerden yerlere vurarak kriz geçiriyordu. Aslında bunu ilk başta herkes normal karşılamıştı. Zira küçük kız korkunç günlerden geçmiş ve ardından da yeni bir ortama alınmıştı.

Etrafındaki bu yabancılardan korkması onlara çok doğal geliyordu. Fakat merkeze alıştıktan ve davranışları sakinleştikten sonra bile bunu devam ettirmesi garipti. Kurum müdürü bu tuhaflıklardan giderek daha fazla rahatsız olmaya başladı. Zaten Clara'nın polise anlattığı evlatlık hikayesinde de eksik parçalar vardı.

Kayıtlarda Annika adında bir kızın Clara'ya verildiğine dair resmi bir belge bulunamıyordu. Bu kız gerçekten kimdi? Gerçek ailesi neredeydi? Polis ekipleri bunu öğrenmenin, şüpheleri tamamen ortadan kaldırmanın bir yolunu bulmaya çalışacaklardı.

Yetkililer ilk olarak DNA testi yapılmasını istemişlerdi. Fakat ertesi sabah hemşireler odaya girdiğinde yatak boştu. Annika kameralarla izlenen, yüksek güvenlikli bir esirgeme kurumundan ardında hiçbir iz bırakmadan kaçmış, adeta bir hayalet gibi sırra kadem basmıştı. Polis kayıp küçük kızı ararken bir yandan da Clara'nın geçmişini ve bağlantılarını deşmeye başladı.

Clara'nın bu çocuğu nereden bulduğunu araştırırkense, Clara'nın kız kardeşi Katerina'ya ulaştılar. Anlattığına göre Katerina bir gençlik merkezinde çalışıyordu ve yağmurlu bir gecede Clara'nın kapısına yanında titreyen, cılız bir kız çocuğuyla gelmişti. Clara'ya bu kızın adının Anika olduğunu, ağır istismara uğradığını, hiçbir resmi kaydı bulunmadığını, ve eğer polise veya devlete haber verirlerse kızı alıp tekrar o cehenneme göndereceklerini söyleyerek yardım istemişti. Klara Mareova eşinden yeni boşanmış, iki küçük çocuğuyla tek başına kalmış ve ağır bir depresyonla boğuşan yalnız bir kadındı.

Bu yüzden kız kardeşinin anlattığı hikayeden çok etkilenmiş ve küçük kızı hemen evine almıştı. Yaptıkları araştırmalardan sonra bu garip hikayeyi öğrenen polislerin artık bu gizemli kızın kim olduğunu bulması gerekiyordu. Ve nihayet inceleme ekipleri Anika'nın çocuk yurdundaki odasında ona ait birkaç saç teli bulmuşlardı. Yapılacak testlerde bütün ülkeyi şok edecek bir sonuç ortaya çıkacak ve herkesi sarsan bir kovalama hikayesi başlayacaktı.

Polis ekipleri yaptıkları testin sonuçlarını beklerken bir kayıp vakası daha ortaya çıkmıştı. 32 yaşındaki Barbara Scarlova bir süredir ortalarda yoktu. Ama Scarlova zaman zaman her şeyden elini çeken bir kadın olduğu için yakınları bunda herhangi bir sorun olduğunu düşünmemişlerdi. Fakat bir gün evine gittiklerinde de Barbara'ya hiçbir şekilde ulaşamayınca endişelenmiş ve polisle iletişime geçmişlerdi.

İlk başta sıradan bir kaybolma hikayesi gibi gözüken bu olay, Barbara'nın Katerina ile aynı merkezde çalışan biri olduğu ortaya çıkınca garip bir hal almıştı. Amirim, aldığımız bir kayıp ihbarı vardı ya hani. Barbara Skrolova. Eee?

Onun ilgili bir şey öğrendik. Çocuk yurdundaki Anika'nın teyzesiyle aynı yerde çalışıyorlarmış. Nasıl yani? Emin misiniz?

Eminiz amirim. Bir konu daha var ama. Şu fotoğrafa bir bakın. Ne?

Nasıl olur? Anika bu! Barbara'nın çekilen son fotoğrafları Anika'nın neredeyse kopyası gibiydi. Polisler hiç vakit kaybetmeden Barbara'nın evine gitmiş ve inceleme yapmaya başlamışlardı.

Ev çok uzun zamandır kullanılmıyor gibiydi ama yine de Barbara'nın odasından test için bir şeyler bulmayı başarmışlardı. Sonuçlar çıktığında bütün emniyet adeta şok olmuştu. Zira Anika'nın odasından alınan saç telleriyle Barbara'nın evinden alınan saç telleri birebir uyuşuyordu. Polisler kendi elleriyle 32 yaşındaki, kılık değiştirmiş usta bir manipülatörü çocukların arasına sokmuş ve onun elini kolunu sallayarak kaçmasına izin vermişlerdi.

Herkesin aklında o kan donduran iki soru yankılanıyordu. 32 yaşında, üniversite mezunu bir kadın nasıl 13 yaşında travmalı bir kız çocuğu rolü yapıp polisi, doktorları, pedagogları kandırabilirdi? Ve çok daha korkuncu, sevgi dolu bir anne dışarıdan gelen bu yabancı için kendi öz çocuklarını o karanlık zindana nasıl hapsedebilmişti? Bütün bu sorular asıl gerçeğin ortaya çıkmasıyla cevaplanacaktı.

Çünkü polisin bulduğunu sandığı gerçekler aslında hiç de öyle değildi. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Aslında Clara daha küçük yaşlardan itibaren çevresine uyum sağlamakta zorlanan, duygusal dengesizliğiyle dikkat çeken biriydi.

Tanrısal bir görevi yerine getirmesi gerektiğine inanıyor, bu inancı kendisi gibi huzursuz kız kardeşi Katerina ile paylaşıyordu. Hatta Clara'nın henüz 13 yaşındayken ilahi güçleriyle onu yeniden diriltebileceğine inanarak Katerina'yı bir yastıkla boğmaya çalıştığı biliniyordu. Katerina da ondan farklı değildi, onun da garip inançları vardı. Yıllar geçti, Clara, Janus adında kendinden büyük bir adamla evlendi.

Ancak o kırılgan ve dengesiz halleri bir süre sonra Janus'u rahatsız etmeye başlamıştı. Bu yüzden de boşanma kararı aldılar. Clara her şeye rağmen Andre ve Jacob'un velayetini alabilmişti. Dışarıdan artık daha iyi ve özverili bir anne gibi görünse de, kız kardeşi Katerina ile annelerinden miras kalan malikaneye taşındıklarında o eski karanlık inançları tekrar uyandı.

Ve tam bu sırada Katerina'nın o çalkantılı hayatı sayesinde tanıştığı bir isim ailenin ortasına bir kabus gibi çöktü. BARBORA SCARLOVA Barbara, ona 12 yaşında bir çocuk görünümü veren hipopitritarizm adlı nadir bir hastalıktan muzdaripti. Sosyopatik özellikleri vardı. Şiddet ve takıntı eğilimleri yüzünden klinikte yatıyordu.

Fakat 18 yaşına geldiğinde klinikten çıkabilmişti. Ve zamanla bu iki kız kardeşle dost olmuştu. Ve onların evine yerleşip onlarla yaşamaya başlamıştı. İşte o andan itibaren Barbara ailenin kontrolünü eline alarak Clara ve Katerina'yı yönetmeye başladı.

Onların tuhaf inançlarını fark etmiş ve kullanmaya karar vermişti. Ve bu şeytani planın asıl kurbanları Clara'nın kendi öz çocukları olan 8 yaşındaki Andre ve 10 yaşındaki Jacob olacaktı. Barbara, Katerina ve Clara ile aynı çatı altında yaşarken, zaman zaman 33 yaşında otoriter bir yetişkin gibi emirler yağdırıyor, zaman zaman ilgi bekleyen küçük bir çocuk gibi davranıyordu. Ancak Barbara'nın o hastalıklı kibrini rahatsız eden bir şey vardı.

Clara'nın kendi öz çocuklarına gösterdiği şefkat. Kıskançlık Barbara'nın zihnini zamanla ele geçirmişti. Evdeki en ufak bir hatada bile, kırılan bir eşyada dahi suçu o iki küçük çocuğun üzerine atmaya başladı. İddiaları her geçen gün daha da ağırlaşıyordu.

Clara'ya bu çocukların aslında küçük şeytanlar olduğunu, kendi kutsal planlarını sabote etmeye çalışan kötü güçler tarafından ele geçirildiklerini fısıldıyordu. Clara'nın zaten kırılgan olan zihni, Barbara'nın bu manipülasyonlarına tamamen teslim oldu ve çocuklarını evin kuytu yerlerine zincirleyerek onları kilit altında tutmaya başladı. Dışarı çıkmalarına, oynamalarına hatta doğru düzgün yaşamalarına bile izin verilmiyordu. Clara ve Katerina, Barbara'nın mutlak kontrolü altında, bu eylemlerin Tanrı'ya adanmışlık olduğuna inandırılmışlardı.

Ancak Barbara'nın kibri bununla da yetinmedi. Çocukların Bodrum'da olmadıkları o nadir anlarda bile kaçamayacaklarından emin olmak istiyordu. Ve onu yakalatacak o ölümcül hatayı yaptı. Çocukları günün 24 saati izleyebilmek için, Bodrum'a kameralı bir bebek telsizi kurdurdu.

Polis her şeyi bu kez gerçekten anladığındaysa artık çok geçti. Barbara çoktan ülkeden kaçmayı başarmıştı. Tüm Çek Cumhuriyeti 33 yaşında, 12 yaşında gözüken bir kadını arıyordu. Ama Barbara manipülasyonun sınırlarını akıl almaz bir şekilde bir kez daha aşacaktı.

Barbara, polis onu Çekya'nın arka sokaklarında ararken çoktan Almanya üzerinden kuzeyin o dondurucu soğuğuna, Norveç'e kaçmıştı. Aynadaki 33 yaşındaki kadını tamamen ortadan kaldırmaya hazırlanıyordu. Önce saçlarını sıfıra vurdurdu. Omuzlarını, yürüyüşünü, Ses tonunu, bakışlarını değiştirdi.

Kadın bedenini gizleyip Adam adında 13 yaşında, utangaç, sessiz bir erkek çocuğu olarak ortaya çıktı. Bütün bu hazırlığı o kadar gerçekçiydi ki onu gerçekten 13 yaşında bir yetim sanan Norveçli bir çift tarafından evlat edinilmişti. Barbara'yı okullara yazdırdılar, evlerine aldılar. Neredeyse koca bir yıl boyunca 35 yaşına merdiven dayamış sosyopat bir kadın, Hiçbir şüphe çekmeden o ailenin 13 yaşındaki oğlu olarak onlarla aynı çatı altında yaşadı.

Fakat burada kaydolduğu okulda öğretmenleri ve müdürü onun hakkında çok da iyi hissetmiyorlardı. Zira bu çocuğun yeterli sağlık kontrollerinden geçmesi gerektiğine inanıyor ve Adam'ın kendisine yaklaşılınca verdiği histerik tepkileri görmezden gelmeye çalışıyorlardı. ve en sonunda başarılı oldular. Barbara yenik düşmüş ve bu doktorların kendisini muayene etmesine sebep olmuştu.

Gerçeği anında fark eden doktorlar yetkililerle iletişime geçmişti. Norveç polisinin olaya dahil olmasıyla Barbara kıskıvrak yakalanmış ve Çek Cumhuriyeti'ne iade edilmişti. Barbara Scarlow'un artık kaçacak hiçbir yeri yoktu. Yolun sonuna gelmişti.

Clara, Katerina ve Barbara aynı anda yargılanmaya başlamışlardı. Psikiyatristler bu süreçte kız kardeşleri değerlendirirken farklı görüşler ileri sürmüş ancak nihai olarak hem Clara'nın hem de Katerina'nın ağır şizofreni hastası olduğu sonucuna varılmıştı. Mart 2009'da yüksek mahkemede yargılanırlarken Clara ve Katerina yaptıkları şeyleri yeni yeni fark ediyordu. Zira karşılarında kürsüye çıkmış olan, aylarca onlar tarafından işkenceye maruz kalan Ondrej ve Jakob yaşadıkları her şeyi detaylıca anlasıyorlardı.

Clara, oğullarını böyle gördüğü için adeta kahrolmuştu. Her şey için çok pişmandı. Korkunç şeyler yaşandı ve ancak şimdi bunun ne kadar büyük olduğunu gerçekten kavrayabiliyorum. Bunların olmasına nasıl izin verdiğimi ben de anlayamıyorum.

Beni kötülük yapmaya ikna eden birinin etkisi altına girdim. Zayıftım, karşı koyamadım. Ve şimdi tek isteğim affedilmek. Clara Maureava'nın 9 yıl boyunca bir psikiyatri kurumunda tutulmasına hükmedildi.

Katerina ise başka bir özel hastanede 8 yıl süreyle tedavi altına alındı. Herkes Barbara'nın alacağı cezayı merakla bekliyordu. Ama mahkemenin aldığı karar ceza bile sayılamayacak kadar hafifti. Barbara, bütün bu yaptıklarından ötürü sadece 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Davayı takip eden herkesi şaşırtan karar bununla da sınırlı değildi. Mahkeme, Barbara'ya yaşına uygun fiziksel gelişimi sürdürebilmesi için tıbbi müdahaleler ve ilaç tedavisi başlattı. Ve Barbara, en büyük silahını yani çocuk görünümünü kaybetmemek için bu tedaviyi hukuki yollarla reddetmeye, direnmeye çalışmıştı. Mahkeme ise hapis cezasına ek olarak zorla tedavi edilmesini nihai karar olarak açıkladı.

Barbara Scarlova sadece Clara'nın evini gasp etmedi. O, içimizdeki en saf duyguyu, anneliği, şefkati ve koruma içgüdüsünü zehirli bir hançere çevirdi. Hastalıklı kibriyle zayıf bir anneyi kendi öz çocuklarının celladına dönüştürdü. İnsan zihni en karanlık dehlizlerin ve en tehlikeli labirentlerin ta kendisidir.

Bazen o labirentin içine giren bir yabancı, sizin tüm gerçekliğinizi ele geçirebilir. Gördüğünüz her yüze, duyduğunuz her hikayeye ve içinizde uyanan o koruma içgüdüsüne bir kez daha çok dikkatli bakın. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki dosyada görüşmek üzere.

Kendinize iyi bakın. Hıh.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)